XX. Yüzyıl Başlarında Osmanlı Devleti

819 soru

Soru 721Soru →

I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin doğrudan taarruz inisiyatifiyle açtığı Kafkas ve Kanal cepheleri; askerî operasyonları, cephe gerisindeki güvenlik tedbirleri, ideolojik hedefleri ve savaşın son safhasındaki diplomatik gelişmeleri bakımından çok yönlü sonuçlar doğurmuştur.

Bu iki taarruz cephesinin gelişim süreci ve ortaya çıkardığı sonuçlarla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kafkas Cephesi'nde yaşanan ağır askerî kayıplara ve toprak çekilmelerine rağmen Rusya'da yaşanan ihtilal sonrasında imzalanan antlaşmayla 1878'de kaybedilen vilayetler geri alınırken; Kanal Cephesi'ndeki taarruzların başarısızlığı Osmanlı ordusunun geri çekilerek bölgede savunma hattına geçmesine yol açmıştır.

Cevap

Kafkas Cephesi'nde yaşanan ağır askerî kayıplara ve toprak çekilmelerine rağmen Rusya'da yaşanan ihtilal sonrasında imzalanan antlaşmayla 1878'de kaybedilen vilayetler geri alınırken; Kanal Cephesi'ndeki taarruzların başarısızlığı Osmanlı ordusunun geri çekilerek bölgede savunma hattına geçmesine yol açmıştır.
Kafkas Cephesi'nde Osmanlı ordusu Sarıkamış Harekâtı ile ağır bir mağlubiyet almış ve Doğu Anadolu'da geniş toprak kayıpları yaşamıştır. Buna karşın, 1917'de Rusya'da meydana gelen Bolşevik İhtilali dengeleri değiştirmiş; savaştan çekilen Sovyet Rusya ile imzalanan 3 Mart 1918 Brest-Litovsk Antlaşması sayesinde Osmanlı Devleti 1878 Berlin Antlaşması ile kaybettiği Kars, Ardahan ve Batum'u (Elviye-i Selâse) geri almıştır. Kanal Cephesi'nde ise yapılan iki taarruz harekâtı başarısız olmuş, İngilizlerin karşı taarruza geçmesiyle Osmanlı kuvvetleri Sina Çölü'nden çekilerek Filistin-Suriye savunma hattına geçmek zorunda kalmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Taarruz cephelerinin (Kafkas ve Kanal) açılma amaçlarını, hedeflenen ideolojileri ve harekât süreçlerini analiz etmek
Kafkas Cephesi'nde Turancılık ve Bakü petrolleri hedeflenmiş; Kanal Cephesi'nde ise İngiltere'nin Uzak Doğu sömürge yollarını kesmek, Mısır'ı geri almak ve İslamcılık fikrinden yararlanmak amaçlanmıştır.
Her iki cephenin stratejik amaçları ve ideolojik arka planı doğru analiz edilmelidir.
2
Kafkas Cephesi'nin askerî, idari ve diplomatik neticelerini değerlendirmek
Sarıkamış Harekâtı sonrası Doğu Anadolu geniş çapta Rus işgaline uğramış ve cephe gerisinde güvenliği sağlamak için 1915 Sevk ve İskân Kanunu çıkarılmıştır. Ancak 1917 Bolşevik İhtilali ile Rusya savaştan çekilmiş ve 3 Mart 1918 Brest-Litovsk Antlaşması ile Elviye-i Selâse (Kars, Ardahan, Batum) Osmanlı'ya iade edilmiştir.
Osmanlı Devleti'nin fiilen mağlup olduğu bir cephede diplomatik konjonktür sayesinde toprak kazandığı tespiti yapılmalıdır.
3
Kanal Cephesi'nin askerî seyrini ve dönüşümünü değerlendirmek
Cemal Paşa komutasındaki I. ve II. Kanal taarruzları lojistik yetersizlikler ve çöl şartları nedeniyle başarısız olmuş, Osmanlı ordusu Sina Çölü'nü terk ederek geri çekilmek zorunda kalmış ve cephe bir savunma cephesine (Suriye-Filistin) dönüşmüştür.
Kanal harekâtlarının sonuçsuz kalmasının savunma cephelerinin açılmasına zemin hazırladığı bilinmelidir.
4
Verilen seçenekleri tarihsel olgular, antlaşmalar ve kavramlar ışığında karşılaştırmak
Kafkas'ta diplomatik kazanım ile Kanal'da savunmaya dönüşüm sürecini bir arada ve doğru aktaran değerlendirme doğrulanmıştır.
Kavramsal ve kronolojik yanılgılardan arındırılmış doğru senteze ulaşılır.

Anahtar Kavram

I. Dünya Savaşı Taarruz Cephelerinin (Kafkas ve Kanal) Çok Yönlü Askerî, Siyasi, İdari ve Diplomatik Sonuçları

İpuçları

1
Her iki cephenin de Osmanlı Devleti'nin taarruz inisiyatifiyle açıldığını, ancak zamanla askerî gidişatın ve diplomatik konjonktürün farklı sonuçlar doğurduğunu göz önünde bulundurunuz.
2
Kafkas Cephesi'nde yaşanan rejim değişikliğinin (Bolşevik İhtilali) yarattığı diplomatik antlaşmayı (Brest-Litovsk) ve Kanal taarruzlarının başarısızlığı sonrası cephenin hangi savunma hattına dönüştüğünü hatırlayınız.
3
Kafkas Cephesi mağlubiyetle başlamasına rağmen 1878'de kaybedilen Elviye-i Selâse'nin geri alınmasıyla sonuçlanmış; Kanal Cephesi ise başarısız olarak Suriye-Filistin savunmasına evrilmiştir.

Daha Fazla Pratik

Mustafa Kemal'in Kafkas Cephesi'ndeki görevini (16. Kolordu Komutanlığı) ve Muş ile Bitlis'i geri alma başarısını konu alan analiz soruları incelenebilir.

Alternatif Yöntem

Neden-sonuç ve kronoloji analizi: Kafkas için 'Sarıkamış -> Rus İşgali -> Bolşevik İhtilali -> Brest-Litovsk ile Kars, Ardahan, Batum'un kazanılması' akışını; Kanal için 'Süveyş Taarruzları -> Başarısızlık -> Sina'dan çekilme ve Suriye-Filistin Savunması' akışını karşılaştırarak doğru seçeneği belirleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 722Soru →

Mondros Ateşkes Antlaşması öncesinde Osmanlı devlet adamları ve aydınları, ABD Başkanı Woodrow Wilson'un yayımladığı 14 ilkenin "Osmanlı İmparatorluğu'nda Türklerin çoğunlukta olduğu bölgelere kesin egemenlik hakkı tanınacaktır." maddesine güvenerek mütareke şartlarını kabul etmişlerdir. Ancak 1919 yılında toplanan Paris Barış Konferansı'nda alınan kararlar, bu ilkenin Osmanlı toprakları aleyhine çiğnendiğini ortaya koymuştur.

Aşağıdakilerden hangisi, Paris Barış Konferansı'nda alınan kararların Wilson İlkeleri'nde yer alan bu güvenceyle açıkça çeliştiğinin en somut kanıtıdır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İngiltere'nin desteği ve sahte nüfus raporları doğrultusunda İzmir ve çevresinin İtalya yerine Yunanistan'a bırakılması

Cevap

İngiltere'nin desteği ve sahte nüfus raporları doğrultusunda İzmir ve çevresinin İtalya yerine Yunanistan'a bırakılması
Wilson İlkeleri'nin 12. maddesinde Osmanlı Devleti sınırları içinde Türklerin çoğunlukta bulunduğu bölgelerde egemenlik hakkının Türklere ait olacağı güvence altına alınmıştır. Buna karşın Paris Barış Konferansı'nda, Türk nüfusunun ezici çoğunluğa sahip olduğu İzmir ve çevresi, Yunanistan'ın sahte demografik belgeleri ve İngiltere'nin siyasi desteğiyle Yunanistan'a bırakılmıştır. Bu durum, Wilson İlkeleri'nin İtilaf Devletleri çıkarları uğruna açıkça hiçe sayıldığının en somut kanıtıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Wilson İlkeleri'nin Osmanlı Devleti'ne ilişkin 12. maddesini analiz etme
12. madde, Osmanlı Devleti'nde Türklerin nüfusça çoğunlukta olduğu bölgelerde kesin egemenlik hakkı tanınacağını (self-determinasyon) açıkça taahhüt etmiştir.
Osmanlı Devleti'nin savaşı sonlandırma ve mütareke imzalama kararında bu maddeye duyulan güven belirleyici olmuştur.
2
Paris Barış Konferansı'nda İzmir ve Batı Anadolu konusunda alınan kararı değerlendirme
İngiltere, Doğu Akdeniz'de güçlü bir İtalya yerine güdümündeki Yunanistan'ı tercih etmiş; Yunan Başbakanı Venizelos'un sunduğu sahte nüfus istatistiklerine dayanarak İzmir ve çevresinin Yunanistan tarafından işgal edilmesine onay vermiştir.
Bölgede çoğunlukta olan Türk nüfusun egemenlik hakkının yok sayılması, Wilson İlkeleri'nin doğrudan çiğnendiğini gösterir.
3
Çelişkiyi somutlaştırma ve doğru seçeneği belirleme
Batı Anadolu'nun Yunanistan'a bırakılması kararı, Wilson İlkeleri'ndeki milliyetler ve çoğunluk prensibinin bizzat İtilaf Devletleri eliyle yok sayıldığının en açık ve somut göstergesidir.
Tarihsel gerçeklik ile Wilson'un vadettiği ilke arasındaki en temel uyuşmazlık İzmir'in işgali sürecinde somutlaşmıştır.

Anahtar Kavram

Wilson İlkeleri 12. Maddesi ve Paris Barış Konferansı'nda İzmir'in Yunanistan'a Verilmesi Kararı

İpuçları

1
Wilson İlkeleri'nin 12. maddesinde yer alan 'nüfus çoğunluğu' (self-determinasyon) ilkesinin Osmanlı topraklarında nasıl ihlal edildiğini düşününüz.
2
Paris Barış Konferansı'nda daha önce gizli antlaşmalarla İtalya'ya vadedilen fakat İngiltere'nin politikaları sonucu başka bir devlete devredilen bölgeyi hatırlayınız.
3
Yunanistan'ın sahte raporlarla haksız biçimde işgaline onay verilen ve Türk nüfusun çoğunlukta olduğu Batı Anadolu kentini içeren seçeneğe odaklanınız.

Daha Fazla Pratik

Paris Barış Konferansı sonrasında İzmir'in işgalinin haksızlığını ve Türklerin çoğunlukta olduğunu uluslararası alanda kanıtlayan ilk belge olan Amiral Bristol Raporu konusunu tekrar ediniz.

Alternatif Yöntem

Öncüldeki temel kavram olan 'Türk çoğunluğunun egemenlik hakkı' ile seçeneklerde verilen İtilaf uygulamalarını karşılaştırıp doğrudan bir toprak paylaşımı ve haksız işgal kararı içeren seçeneği tespit edebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 723Soru →

İtilaf Devletleri'nin Mondros Mütarekesi hükümlerini öne sürerek Anadolu'da başlattıkları haksız işgaller karşısında İstanbul Hükümeti'nin sessiz ve uzlaşmacı bir politika izlemesi üzerine, Türk halkının bağımsızlığını korumak amacıyla başvurduğu ilk örgütlü tepki aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bölgesel hakları savunmak amacıyla Müdafaa-i Hukuk cemiyetleri kurmak ve protesto mitingleri düzenlemek

Cevap

Bölgesel hakları savunmak amacıyla Müdafaa-i Hukuk cemiyetleri kurmak ve protesto mitingleri düzenlemek
Mondros Ateşkes Antlaşması'nın ardından başlayan işgaller karşısında Osmanlı Hükümeti'nin çaresiz ve kayıtsız kalması, Türk milletini kendi kaderini eline almaya zorlamıştır. Halk ilk aşamada bölgesel nitelikli Müdafaa-i Hukuk ve Redd-i İlhak cemiyetleri kurmuş, işgalleri protesto eden mitingler düzenleyerek haklılığını dünyaya duyurmaya çalışmış ve ardından Kuvayımilliye birliklerini oluşturmuştur.

Adım Adım Çözüm

1
Mondros Ateşkes Antlaşması sonrası siyasi ve askeri durumu analiz etme
Mondros Mütarekesi ile Osmanlı ordusu terhis edilmiş, haberleşme ve stratejik noktalar İtilaf Devletleri denetimine geçmiş, işgaller fiilen başlamıştır.
Sorunun arka planını ve işgallerin niteliğini kavramak için.
2
İstanbul Hükümeti'nin tutumu ile halkın refleksini karşılaştırma
İstanbul Hükümeti teslimiyetçi ve sükûnet yanlısı bir tavır sergilerken, Türk halkı kendi can ve mal güvenliğini, bölgesel bağımsızlığını koruma ihtiyacı hissetmiştir.
Halkın neden kendi inisiyatifiyle örgütlenmeye gittiğini tespit etmek için.
3
Halkın verdiği ilk kurumsal tepkiyi belirleme
Halk ilk olarak bölgesel Müdafaa-i Hukuk, Redd-i İlhak cemiyetlerini kurmuş, basın-yayın faaliyetleri, telgraflar ve protesto mitingleriyle meşru haklarını savunmuştur.
Doğru seçeneğe mantıksal olarak ulaşmak için.

Anahtar Kavram

Mondros Ateşkes Antlaşması Sonrası İşgaller ve Halkın Direniş Refleksi

İpuçları

1
İşgaller başladığında Osmanlı ordusunun büyük kısmı terhis edilmiş ve merkezi hükümet pasif bir politika izlemiştir.
2
Halk, haklarını hem hukuki hem de fiili zeminde savunabilmek için ilk olarak bölgesel dernekler ve sivil toplantılar organize etmiştir.
3
Cemiyetleşme ve mitingler, Türk milletinin Mondros işgallerine karşı meşru müdafaa hakkını kullanarak ortaya koyduğu ilk örgütlü sivil tepkidir.

Daha Fazla Pratik

Mondros sonrası kurulan milli cemiyetlerin bölgesellikten ulusallığa geçiş aşaması olan Sivas Kongresi kararlarını pekiştiren bir soru çözülmesi önerilir.

Alternatif Yöntem

Kronolojik eleme yöntemiyle TBMM dönemi uygulamaları (Hıyanet-i Vataniye Kanunu, düzenli ordu) ile Osmanlı merkezi yönetiminin teslimiyetçi adımları (Nasihat Heyetleri, Saltanat Şûrası) elenerek doğrudan halkın yerel sivil refleksine ulaşılabilir.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 724Soru →

I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin sınırlarını korumak amacıyla savaştığı savunma cepheleri (Irak, Suriye-Filistin, Hicaz-Yemen) ile müttefiklerine destek olmak maksadıyla sınırları dışında mücadele ettiği yardım cephelerinin (Galiçya, Makedonya, Romanya) genel özellikleri ve askerî seyri dikkate alındığında, aşağıdakilerden hangisi savunulamaz?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hicaz-Yemen Cephesi'ndeki çatışmalar, Mondros Ateşkes Antlaşması'nın imzalanmasıyla birlikte Osmanlı Devleti adına en erken sonlanan ve birliklerin derhal tahliye edildiği mücadele olmuştur.

Cevap

Hicaz-Yemen Cephesi'ndeki çatışmaların Mondros Ateşkes Antlaşması'nın imzalanmasıyla birlikte en erken sonlanan ve birliklerin derhal tahliye edildiği mücadele olduğunu öne süren seçenek tarihsel gerçeklerle bağdaşmaz ve savunulamaz.
Hicaz-Yemen Cephesi'nde Medine Müdafii Fahreddin Paşa, 30 Ekim 1918 tarihinde Mondros Ateşkes Antlaşması imzalanmasına ve padişah ile Harbiye Nezâreti'nin teslim çağrılarına rağmen Medine'yi İngilizlerin desteklediği Şerif Hüseyin kuvvetlerine teslim etmemiştir. Çöl Kaplanı lakabıyla bilinen Fahreddin Paşa, kutsal emanetlerin güvenle İstanbul'a naklini sağlamış ve askerî direnişini 10 Ocak 1919 tarihine kadar devam ettirmiştir. Dolayısıyla Hicaz-Yemen Cephesi, Osmanlı Devleti adına en erken sonlanan değil; Mondros Ateşkesi'nden sonra dahi mücadelenin en uzun süre sürdüğü savunma sahasıdır.

Adım Adım Çözüm

1
I. Dünya Savaşı'ndaki savunma ve yardım cephelerinin açılış dinamiklerini incelemek
Irak, Suriye-Filistin ve Hicaz-Yemen doğrudan Osmanlı topraklarını savunmak için; Galiçya, Romanya ve Makedonya ise sınır ötesinde müttefiklere (Almanya, Avusturya-Macaristan, Bulgaristan) yardım amacıyla açılmıştır.
Soruda verilen cephelerin niteliğini ve amaçlarını doğru kavramak seçenekleri elemeyi kolaylaştırır.
2
Yardım cephelerinin kapanış sürecini değerlendirmek
Galiçya ve Romanya yardım cepheleri, Rusya'nın Bolşevik İhtilali sonrası savaştan çekilmesi ve Brest-Litovsk Antlaşması'nı imzalamasıyla fiilen kapanmış, buradaki Osmanlı birlikleri diğer cephelere sevk edilmiştir.
Müttefik sınır ötesi cephelerin kapanışı ile Doğu Avrupa'daki siyasi-askerî gelişmeler doğrudan bağlantılıdır.
3
Savunma cephelerindeki kritik gelişmelerin kronolojisini ve akıbetini analiz etmek
Kanal Harekâtı sonrası Suriye-Filistin savunması başlamış; Irak'ta Kut'ül Amâre zaferine rağmen Bağdat işgal edilmiş; Hicaz-Yemen'de ise Fahreddin Paşa Mondros Ateşkesi'ne rağmen Medine'yi Ocak 1919'a kadar savunmuştur.
Hicaz-Yemen Cephesi en erken kapanan değil, Mondros Ateşkes Antlaşması'ndan aylar sonra dahi direnişin sürdüğü en son teslim olan cephedir.

Anahtar Kavram

I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin Savunma ve Yardım Cephelerinin Askerî Seyri ve Sonuçları

İpuçları

1
Mondros Ateşkes Antlaşması'ndan sonra dahi teslim olmayarak direnişi sürdüren 'Medine Müdafii' Fahreddin Paşa'nın mücadelesini ve süresini hatırlayınız.
2
Osmanlı cephelerinin kapanış kronolojisine dikkat ediniz; yardım cepheleri Brest-Litovsk ile kapanırken, kutsal toprakların savunması ateşkesten sonraki aylara kadar devam etmiştir.
3
Hicaz-Yemen Cephesi'nde direniş 30 Ekim 1918 Mondros Antlaşması ile derhal bitmemiş; Ocak 1919'a kadar sürerek ateşkesten sonra en geç teslim olunan cephe hüviyetini kazanmıştır.

Daha Fazla Pratik

I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin taarruz, savunma ve yardım cephelerinin açılma nedenleri ile Mustafa Kemal Paşa'nın görev aldığı cepheleri (Çanakkale, Kafkas, Suriye-Filistin) kronolojik olarak tekrar ediniz.

Alternatif Yöntem

Cepheleri türlerine (Savunma: Çanakkale, Irak, Suriye-Filistin, Hicaz-Yemen; Yardım: Galiçya, Romanya, Makedonya) göre ayırıp her birinin nihai akıbetini (Kut'ül Amare zaferi sonrası Bağdat'ın düşmesi, Kanal'ın Suriye savunmasına evrilmesi, Medine'nin geç teslimi, Brest-Litovsk ile yardım cephelerinin tasfiyesi) kronolojik olarak karşılaştırınız.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 725Soru →

XX. yüzyılın başlarında İttihat ve Terakki yönetiminin I. Dünya Savaşı'na Almanya'nın yanında girme kararında etkili olan aşağıdaki hedeflerden hangisi, Osmanlı Devleti'nin 'uluslararası ekonomik ve hukuki bağımsızlığını tam olarak tesis etme' amacını doğrudan yansıtmaktadır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kapitülasyonları tek taraflı olarak kaldırmak ve Düyun-ı Umumiye idaresinin mali denetimine son vermek

Cevap

Kapitülasyonları tek taraflı olarak kaldırmak ve Düyun-ı Umumiye idaresinin mali denetimine son vermek
Osmanlı Devleti, XIX. yüzyıldan itibaren Avrupalı devletlere tanınan kapitülasyonlar ve 1881'de kurulan Düyun-ı Umumiye İdaresi sebebiyle hem adli hem de mali egemenliğini büyük ölçüde kaybetmişti. İttihat ve Terakki hükümetinin I. Dünya Savaşı'na girerken öncelikli hedeflerinden biri, bu prangalardan kurtularak ülkenin tam ekonomik ve hukuki bağımsızlığını sağlamaktı. Nitekim Osmanlı yönetimi savaşa fiilen girmeden önce, Eylül 1914'te kapitülasyonları tek taraflı olarak kaldırdığını ilan etmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki temel ölçüt olan 'uluslararası ekonomik ve hukuki bağımsızlığı tam olarak tesis etme' ifadesini analiz etmek.
Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'na giriş amaçları; askeri/toprak kazanımı, ideolojik (Turancılık/İslamcılık) ve egemenlik hakları (kapitülasyonlar/mali denetim) olmak üzere kategorize edilir.
Soru, genel savaşa giriş sebeplerinden ziyade doğrudan ekonomik ve hukuki tam egemenliği hedefleyen unsuru sorgulamaktadır.
2
Osmanlı Devleti'nin egemenlik haklarını kısıtlayan kurum ve uygulamaları değerlendirmek.
Yabancı devletlere tanınan adli ve ticari ayrıcalıklar (kapitülasyonlar) ile devlet gelirlerini denetleyen Düyun-ı Umumiye İdaresi, Osmanlı Devleti'nin bağımsızlığını fiilen kısıtlayan en büyük engellerdir.
Tam bağımsız bir devlet yapısına ulaşabilmek için bu mali ve hukuki imtiyazların ortadan kaldırılması zorunludur.
3
Seçenekler arasından ekonomik ve hukuki bağımsızlık amacıyla doğrudan örtüşen maddeyi belirlemek.
İttihat ve Terakki hükümetinin savaşa girerken 1914 Eylül'ünde kapitülasyonları tek taraflı kaldırması ve Düyun-ı Umumiye'nin yetkilerini askıya alma girişimi tam bağımsızlık hedefiyle doğrudan örtüşür.
Toprak kazanmak askeri, Turan ideali veya Cihad-ı Ekber çağrısı ideolojik, cephe açarak yük hafifletmek ise müttefiklik stratejisine ait unsurlardır.

Anahtar Kavram

Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'na Giriş Amaçları ve Kapitülasyonların Kaldırılması

İpuçları

1
Devletin yabancı devletlere tanıdığı adli ve ticari ayrıcalıklar ile dış borç denetimi mekanizmalarını düşününüz.
2
Soru kökündeki 'hukuki ve ekonomik bağımsızlık' vurgusu; toprak kazanımı veya ideolojik hedeflerden ziyade mali ve yargısal bağımlılıklara son vermeyi işaret eder.
3
Osmanlı Devleti'nin 1914 Eylül'ünde tek taraflı olarak feshettiği ve Avrupalı devletlerin tüccarlarına tanınan imtiyazları ortadan kaldıran gelişmeyi hatırlayınız.

Daha Fazla Pratik

Osmanlı Devleti'nin kapitülasyonları tek taraflı kaldırma kararına müttefiki Almanya ve Avusturya-Macaristan da dahil olmak üzere tüm devletlerin gösterdiği diplomatik tepkileri inceleyebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Seçeneklerde yer alan hedefleri 'Askeri/Toprak', 'İdeolojik/Fikir Akımı' ve 'Hukuki/Ekonomik Egemenlik' şeklinde üç temel sütuna ayırarak soru kökünde istenen kategoriyle eşleştirebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 726Soru →

Mondros Ateşkes Antlaşması’nın ardından Anadolu ve Trakya’da faaliyet gösteren azınlık cemiyetlerinin büyük bir kısmı Osmanlı toprakları üzerinde bağımsız bir devlet kurmayı ya da sınırları komşu devletlere bağlamayı hedeflemiştir.

Buna karşın, Osmanlı Devleti sınırları içerisinde bağımsız bir devlet kurma veya toprak koparma hedefi gütmeyip, öncelikli olarak kendi cemaatinin dini, iktisadi ve sosyal ayrıcalıklarını korumayı amaçlayan azınlık cemiyetleri aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Alyans İsrailit ve Makabi cemiyetleri

Cevap

Alyans İsrailit ve Makabi cemiyetleri
Mondros Mütarekesi sonrasında faaliyet gösteren gayrimüslim azınlık cemiyetlerinden Rum (Mavri Mira, Pontus, Etniki Eterya, Kordos) ve Ermeni (Hınçak, Taşnak) örgütleri doğrudan Osmanlı mülkünden toprak kopararak bağımsız devletler kurmayı veya Megali Idea doğrultusunda Yunanistan'a bağlanmayı hedeflemiştir. Buna karşılık Museviler tarafından kurulan Alyans İsrailit ve Makabi cemiyetleri, Anadolu veya Rumeli'de bir devlet kurma amacı gütmemiş; Osmanlı Devleti içindeki ticari, dini ve sosyal imtiyazlarını korumayı ve genel Siyonist hareket doğrultusunda Filistin merkezli hedefleri desteklemeyi esas almıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Mondros sonrası kurulan azınlık cemiyetlerinin genel hedeflerini analiz etme
Rum (Mavri Mira, Etniki Eterya, Pontus) ve Ermeni (Hınçak, Taşnak) cemiyetlerinin temel amacı Osmanlı toprakları üzerinde bağımsız devletler kurmak veya toprakları komşu ülkelere ilhak ettirmektir.
Soruda belirtilen 'bağımsız devlet kurma veya toprak koparma hedefi gütmeme' kriteri bu iki ana azınlık grubunu elememizi sağlar.
2
Musevi azınlığın kurduğu cemiyetlerin amaç ve niteliklerini değerlendirme
Alyans İsrailit ve Makabi cemiyetleri Museviler tarafından kurulmuş olup Osmanlı sınırlarında bağımsız bir devlet kurmayı değil; cemaatin ekonomik, dini ve sosyal haklarını garanti altına almayı ve Filistin'deki yerleşime destek vermeyi amaçlamıştır.
Bu durum Musevi cemiyetlerini diğer ayrılıkçı azınlık cemiyetlerinden ayıran en belirleyici kavramsal farktır.
3
Milli varlığa zararlı cemiyetler ile azınlık cemiyetleri ayrımını yapma
Sulh ve Selamet-i Osmaniye ile Teali-i İslam gibi yapılar azınlık cemiyeti değil, Türk ve Müslümanlar tarafından kurulmuş zararlı cemiyetlerdir.
Azınlık cemiyeti kavramı yalnızca gayrimüslim tebaa tarafından kurulan yapıları kapsar.

Anahtar Kavram

Mütareke Dönemi Azınlık Cemiyetlerinin Hedef ve Nitelik Farklılıkları

İpuçları

1
Rum ve Ermeni cemiyetlerinin aksine, Anadolu topraklarında sınır değişikliği ve bağımsız devlet kurma talebi olmayan gayrimüslim cemaati hatırlayınız.
2
Bu cemiyetler Musevi cemaati tarafından kurulmuş olup temel gayeleri ticari ve dini ayrıcalıklarını korumaktır.
3
Makabi ve Alyans İsrailit cemiyetleri Osmanlı topraklarından pay alma hedefi taşımayan Yahudi teşkilatlarıdır.

Daha Fazla Pratik

Milli varlığa zararlı cemiyetlerden İngiliz Muhipleri ve Wilson Prensipleri cemiyetlerinin benimsediği kurtuluş çareleri (manda ve himaye) arasındaki farkları inceleyiniz.

Alternatif Yöntem

Eleme yöntemiyle: Seçeneklerdeki Rum ve Ermeni cemiyetleri bağımsız devlet kurma hedefi taşıdığı için elenir; Türkler tarafından kurulan zararlı cemiyetler ise azınlık cemiyeti olmadığından doğrudan elenir.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 727Soru →

I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin Çanakkale Boğazı ve Gelibolu Yarımadası'nda kazandığı zafer; savaşın süresi, bloklar arası dengeler, ittifak diplomasisi ve müttefikler arası lojistik hatlar üzerinde derin stratejik kırılmalara yol açmıştır.

Bu zaferin ulusal ve uluslararası yansımaları dikkate alındığında, aşağıdakilerden hangisi Çanakkale Cephesi'nin doğrudan ortaya çıkardığı siyasi ve askerî sonuçlar arasında gösterilemez?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kafkas Cephesi'ndeki Rus taarruzlarının derhal son bulmasıyla Doğu Anadolu'da Osmanlı egemenliğinin bu zaferin hemen akabinde tam ve kalıcı olarak tesis edilmesi

Cevap

Kafkas Cephesi'ndeki Rus taarruzlarının derhal son bulmasıyla Doğu Anadolu'da Osmanlı egemenliğinin bu zaferin hemen akabinde tam ve kalıcı olarak tesis edilmesi
Çanakkale Zaferi 1915 yılı sonunda kesinleşmiş ve Rusya'ya deniz yoluyla yardım ulaşmasını engelleyerek 1917 Bolşevik İhtilali'nin şartlarını hazırlamıştır. Ancak bu zafer, Kafkas Cephesi'ndeki muharebeleri anında durdurmamıştır. 1916 yılında Rus orduları Doğu Anadolu'da taarruza geçerek Erzurum, Erzincan, Muş, Bitlis ve Trabzon'u işgal etmiştir. Mustafa Kemal 16. Kolordu Komutanı olarak 1916'da Muş ve Bitlis'i geri almış, Doğu Anadolu'daki toprak kayıplarının telafisi ve cephenin resmen kapanması ise ancak 3 Mart 1918 Brest-Litovsk Antlaşması ile mümkün olmuştur. Dolayısıyla Kafkas Cephesi'ndeki Rus taarruzlarının derhal son bulduğu ve bölge egemenliğinin hemen o dönemde kalıcı olarak sağlandığı ifadesi tarihsel gerçeklikle bağdaşmaz.

Adım Adım Çözüm

1
Çanakkale Cephesi'nin uluslararası ve bölgesel diplomatik sonuçlarını değerlendirme
Bulgaristan'ın İttifak bloğuna katılması ve müttefikler arası kara bağlantısının kurulması doğrulanır.
Çanakkale Zaferi tarafsız kalan Bulgaristan'ı İttifak safına çekmiştir.
2
İtilaf Devletleri'nin iç siyaseti ve savaş süresi üzerindeki etkileri analiz etme
Savaşın en az iki yıl uzadığı ve İngiltere'de Churchill'in istifasıyla sonuçlanan hükümet buhranının yaşandığı tespit edilir.
İtilaf stratejisinin çökmesi askeri ve siyasi krizleri tetiklemiştir.
3
Çarlık Rusyası üzerindeki etkileri ve Kafkas Cephesi ile olan kronolojik-askerî ilişkiyi irdeleme
Boğazların açılamaması Rusya'da 1917 İhtilali'ne giden süreci hızlandırmış olsa da, Kafkas Cephesi'ndeki Rus taarruzları 1915 sonrasında durmamış, 1916 yılında Erzurum, Erzincan ve Trabzon işgal edilmiştir.
Çanakkale zaferi Kafkas Cephesi'ni anında kapatmamış, Rus taarruzları 1916 boyunca devam etmiştir.
4
Hatalı çıkarımı belirleme
Kafkas Cephesi'ndeki muharebelerin derhal sona erdiği ve Doğu Anadolu'da Osmanlı hakimiyetinin 1915'te kesinleştiği yargısının yanlış olduğu sonucuna varılır.
Doğu Anadolu'daki işgaller 1918 Brest-Litovsk Barış Antlaşması ile sona ermiştir.

Anahtar Kavram

Çanakkale Cephesi'nin Ulusal ve Uluslararası Stratejik Sonuçları ile Diğer Cephelerle Etkileşimi

Alternatif Yöntem

Çanakkale Cephesi'nin sonuçlarını 'Ulusal' (Mustafa Kemal'in tanınması, Kurtuluş Savaşı ruhunun doğması) ve 'Uluslararası' (Rusya'nın çöküş süreci, Bulgaristan'ın savaşa girişi, savaşın 2 yıl uzaması, İngiliz kabinesindeki değişim) şeklinde iki ana başlık altında sınıflandırıp diğer cephelerin (özellikle Kafkas Cephesi'nin 1916 yılı olayları ve 1918 Brest-Litovsk süreci) kronolojisiyle karşılaştırma yöntemi.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 728Soru →

Fener Rum Patrikhanesi’nin idaresinde faaliyet göstererek Bizans İmparatorluğu’nu yeniden canlandırmayı (Megali İdea) amaçlayan; hedeflerine ulaşabilmek için Kordos Komitesi, Rum İzcilik Teşkilatı ve Kızılhaç gibi yapıları örtülü olarak kullanan azınlık cemiyeti aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Mavri Mira Cemiyeti

Cevap

Mavri Mira Cemiyeti
Mavri Mira (Kara Gün) Cemiyeti, Fener Rum Patrikhanesi ve Patrik Meletyos tarafından doğrudan yönetilmiş; Batı Anadolu ve Trakya'yı Yunanistan'a bağlayarak Megali İdea'yı gerçekleştirmeyi amaçlamıştır. Bu cemiyet, silah ve çete faaliyetlerini gizlemek için Kordos Komitesi (göçmen teşkilatı kisvesiyle), Rum İzcilik Kulüpleri ve Kızılhaç Cemiyeti gibi yapıları paravan olarak organize etmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki cemiyetin etnik kökenini ve amaçlarını belirleme
Hedefin Bizans İmparatorluğu'nu ihya etmek (Megali İdea) ve Fener Rum Patrikhanesi güdümünde faaliyet göstermek olduğu saptanır; bu doğrultuda Ermeni ve Musevi cemiyetleri elenir.
Soruda geçen 'Bizans' ve 'Fener Rum Patrikhanesi' ifadeleri doğrudan Rum azınlık cemiyetlerine işaret etmektedir.
2
Kullanılan yan kuruluşlar ve yöntemleri analiz etme
Kordos Komitesi (göçmen komisyonu görünümünde silahlı çete sevk eden yapı) ve Rum İzcilik Teşkilatları gibi alt örgütleri yöneten teşkilatın Mavri Mira Cemiyeti olduğu tespit edilir.
Mavri Mira, işgal kuvvetleri denetiminden kaçmak amacıyla yardım kuruluşları ve izci birlikleri kisvesi altında faaliyet yürütmüştür.

Anahtar Kavram

Milli Mücadele Dönemi Azınlık Cemiyetleri ve Faaliyetleri

İpuçları

1
Hedefinde 'Megali İdea' ve Bizans'ı canlandırmak olan Rum azınlık cemiyetlerini göz önüne getiriniz.
2
Kelime anlamı 'Kara Gün' olan ve doğrudan Fener Rum Patrikhanesi tarafından kurulan cemiyeti düşününüz.
3
Kordos Komitesi aracılığıyla göçmen görünümünde Rum çeteleri örgütleyen yapı Mavri Mira Cemiyeti'dir.

Daha Fazla Pratik

Azınlık cemiyetlerinin yanı sıra Milli Varlığa Düşman (İngiliz Muhipleri, Wilson Prensipleri, Teali-i İslam) cemiyetlerin yayın organları ve kurucuları arasındaki ayrımları pekiştiriniz.

Alternatif Yöntem

Öncelikle 'Bizans ve Patrikhane' vurgusundan Ermeni (Hınçak) ve Musevi (Alyans İsrailit) cemiyetlerini eleyiniz. Ardından Karadeniz odaklı Pontus Rum ve 1814 kökenli Etniki Eterya'yı eleyerek Kordos Komitesi ile özdeşleşen cemiyete ulaşabilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 729Soru →

I. Dünya Savaşı devam ederken İtilaf Devletleri, Osmanlı Devleti'nin stratejik ve jeopolitik açıdan önemli topraklarını kendi aralarında taksim etmek amacıyla çeşitli gizli antlaşmalar akdetmişlerdir.

Buna göre, Osmanlı topraklarının paylaşılmasına yönelik aşağıdaki antlaşma ve içerik eşleştirmelerinden hangisi yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: St. Jean de Maurienne Antlaşması - Doğu Karadeniz kıyıları ile Doğu Anadolu vilayetlerinin Çarlık Rusyası'na bırakılması

Cevap

St. Jean de Maurienne Antlaşması - Doğu Karadeniz kıyıları ile Doğu Anadolu vilayetlerinin Çarlık Rusyası'na bırakılması
St. Jean de Maurienne Antlaşması (1917), İngiltere ve Fransa'nın Sykes-Picot Antlaşması'na tepki gösteren İtalya'yı tatmin etmek amacıyla imzaladığı bir antlaşmadır. Bu antlaşma ile İtalya'ya İzmir, Aydın, Muğla ve Konya çevresi vadedilmiştir. Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz kıyılarının Rusya'ya bırakılmasını öngören belge ise Petrograd Protokolü'dür. Bu nedenle eşleştirme yanlıştır.

Adım Adım Çözüm

1
I. Dünya Savaşı sırasında imzalanan gizli antlaşmaların (İstanbul, Londra, Sykes-Picot, Mac-Mahon, St. Jean de Maurienne) amaçlarını ve paylaşılan bölgeleri analiz etmek.
İstanbul Antlaşması ile Boğazlar Rusya'ya, Londra Antlaşması ile On İki Ada ve Antalya İtalya'ya, Sykes-Picot ile Orta Doğu İngiltere ve Fransa'ya, Mac-Mahon ile Arap coğrafyası Şerif Hüseyin'e vadedilmiştir.
Her bir antlaşmanın taraf devletlerini ve hedef coğrafyasını doğru sınıflandırmak.
2
St. Jean de Maurienne Antlaşması'nın içeriğini ve muhataplarını kontrol etmek.
1917 yılında imzalanan St. Jean de Maurienne Antlaşması'nın İtalya'ya İzmir, Aydın, Muğla ve Konya çevresini vadeden antlaşma olduğunu belirlemek.
Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu topraklarının Çarlık Rusyası'na bırakılmasının Petrograd Protokolü ile düzenlendiğini tespit ederek hatalı eşleştirmeyi ortaya çıkarmak.

Anahtar Kavram

I. Dünya Savaşı Gizli Paylaşım Antlaşmaları ve Kapsamları

İpuçları

1
İtilaf Devletleri'nin İtalya'ya hangi antlaşmalarla nereleri vadettiğini ve Rusya'ya hangi antlaşmalarla pay verildiğini hatırlayınız.
2
St. Jean de Maurienne Antlaşması, Sykes-Picot'a itiraz eden İtalya'yı memnun etmek için imzalanmış ve Ege bölgesini kapsamıştır.
3
Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz Rusya'ya Petrograd Protokolü ile bırakılmıştır; St. Jean de Maurienne ise İzmir ve çevresini İtalya'ya bırakmıştır.

Daha Fazla Pratik

Gizli antlaşmaların 1917 Bolşevik İhtilali sonrası dünya kamuoyuna Sarı Kitap ile ifşa edilmesi sürecini ve 1919 Paris Barış Konferansı'nda İtalya'ya vadedilen İzmir'in Yunanistan'a bırakılma nedenlerini inceleyebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Gizli antlaşmaları taraf devletlere göre gruplayarak eleyebilirsiniz: Rusya'ya pay verenler (İstanbul Antlaşması ve Petrograd Protokolü), İtalya'ya pay verenler (Londra ve St. Jean de Maurienne Antlaşmaları), Orta Doğu'yu paylaşanlar (Sykes-Picot ve Mac-Mahon).
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 730Soru →

İtilaf Devletleri ile Osmanlı heyeti arasında 1920 yılının Ağustos ayında imzalanan Sevr Antlaşması, Türk vatanını parçalamayı ve milletin bağımsızlığını bütünüyle ortadan kaldırmayı hedeflemiştir. Ankara'da bulunan Türkiye Büyük Millet Meclisi, aldığı kararla bu metni hukuken 'yok hükmünde' saymış, antlaşmada imzası ve onayı bulunan kişileri ise vatan haini ilan etmiştir.

Buna göre Sevr Antlaşması'nın ortaya çıkışının Millî Mücadele süreci üzerindeki en belirgin sonucu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Türk milletinin bağımsızlık ve direnme azmini kamçılayarak TBMM etrafında kenetlenmeyi hızlandırması

Cevap

Türk milletinin bağımsızlık ve direnme azmini kamçılayarak TBMM etrafında kenetlenmeyi hızlandırması
Sevr Antlaşması'nın Osmanlı Hükûmeti tarafından imzalanması, İtilaf Devletleri'nin Türk milletine hiçbir egemenlik ve bağımsızlık hakkı tanımayacağını açıkça göstermiştir. Bu durum, uzlaşma veya manda arayışında olan çevrelerin de gerçeği görmesini sağlamış; Türk halkının bağımsız yaşama iradesini perçinleyerek TBMM önderliğindeki Millî Mücadele'ye katılımı ve desteği en üst seviyeye çıkarmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Sevr Antlaşması'nın içeriğini ve Türk milleti üzerindeki psikolojik/siyasi etkisini değerlendirmek
Antlaşmanın Osmanlı Devleti'ni fiilen yok eden ve Türk yurdunu işgallere açık hâle getiren maddeleri görülmüştür.
İtilaf Devletleri'nin Türk milletine yaşam hakkı tanımadığı bu belgeyle kesinleşmiştir.
2
TBMM'nin Sevr Antlaşması'na karşı aldığı tavrı ve halkın tepkisini analiz etmek
TBMM antlaşmayı onaylamayarak hukuken geçersiz saymış, imzalayanları vatan haini ilan etmiştir.
Mebusan Meclisi onayından geçmeyen antlaşma hukuken ölü doğmuş, milletin direniş kararlılığı artmıştır.
3
Millî Mücadele sürecindeki nedensellik ve kronoloji ilişkisini kurmak
Sevr tasarısı Türk halkının kurtuluşun ancak topyekûn silahlı mücadele ile mümkün olacağını anlamasını sağlamıştır.
Bu gelişme Kuva-yı Milliye ve düzenli orduya katılımı hızlandırmış, halkı TBMM etrafında birleştirmiştir.

Anahtar Kavram

Sevr Antlaşması'nın Hukuki Niteliği ve Millî Mücadele'ye Etkisi

İpuçları

1
Antlaşmanın imzalandığı tarih (Ağustos 1920) ile kongreler ve Misak-ı Millî gibi gelişmelerin tarihlerini karşılaştırınız.
2
Türk milletinin bağımsızlığını tamamen yok sayan bir belgenin halkın direniş azmi ve TBMM'ye bağlılığı üzerindeki etkisini düşününüz.
3
Sevr'in yarattığı büyük tehdit, teslimiyet yerine topyekûn direniş düşüncesini güçlendirmiş ve Millî Mücadele etrafında birleşmeyi sağlamıştır.

Daha Fazla Pratik

Sevr Antlaşması'nın hukuken geçersiz sayılmasının Kanun-i Esasi ve meclis onayı açısından gerekçelerini inceleyiniz.

Alternatif Yöntem

Kronolojik eleme yöntemiyle Sevr'den (Ağustos 1920) önce gerçekleşen Erzurum-Sivas kongreleri (1919) ve Misak-ı Millî (Ocak 1920) seçenekleri elenebilir.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 731Soru →

Milli Mücadele Dönemi'nde bazı aydın ve yazarlar, Osmanlı Devleti'nin dağılmasını önlemenin tek yolunun dönemin güçlü bir devletinin güdümüne girmek olduğunu savunmuşlardır. Bu doğrultuda İstanbul'da kurulan, aralarında Halide Edip ve Ahmet Emin gibi isimlerin de yer aldığı ve Sivas Kongresi'nde de yoğun tartışmalara yol açarak Amerikan mandasını kurtuluş yolu olarak gören milli varlığa zararlı cemiyet aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Wilson Prensipleri Cemiyeti

Cevap

Amerikan mandasını savunan ve Sivas Kongresi'nde manda tartışmalarının odağında yer alan cemiyet Wilson Prensipleri Cemiyeti'dir.
Wilson Prensipleri Cemiyeti, 14 Ocak 1919'da İstanbul'da kurulmuş olup Halide Edip, Ahmet Emin (Yalman), Refik Halit (Karay) gibi dönemin önde gelen bazı aydınlarınca desteklenmiştir. Cemiyet, Osmanlı Devleti'nin parçalanmaktan kurtulmasının tek yolunun belirli bir süre Amerika Birleşik Devletleri'nin mandası altına girmek olduğunu savunmuş ve bu konu Sivas Kongresi'nde de 'manda ve himaye' tartışmalarının ana eksenini oluşturmuştur.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki temel niteliklerin ve hedeflerin belirlenmesi
Cemiyetin milli varlığa zararlı olduğu, aydınlar tarafından İstanbul'da kurulduğu, Sivas Kongresi'nde tartışıldığı ve temel amacının 'Amerikan mandası' olduğu tespit edilir.
Milli varlığa zararlı cemiyetlerin savundukları dış politika tercihleri ve kurtuluş reçeteleri birbirinden farklıdır.
2
Seçeneklerde verilen cemiyetlerin savunduğu görüşlerin karşılaştırılması
İngiliz Muhipleri İngiliz himayesini, Sulh ve Selamet-i Osmaniye ile Teali-i İslam saltanat/hilafet otoritesini savunurken; Wilson Prensipleri Cemiyeti açıkça Amerikan mandasını savunmuştur.
Milli Mücadele'deki manda ve himaye tartışmalarında Amerikan mandasını savunan tek cemiyet Wilson Prensipleri Cemiyeti'dir.

Anahtar Kavram

Milli Varlığa Zararlı Cemiyetler ve Manda Arayışları

İpuçları

1
Cemiyet, adını I. Dünya Savaşı'nın sonlarında yayımlanan ve self-determinasyon ilkelerini içeren ünlü barış bildirgesinden almıştır.
2
Cemiyetin temel amacı, Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünü Amerika Birleşik Devletleri güvencesi ve mandası altında tutmaktır.
3
Cemiyet, Sivas Kongresi'nde Mustafa Kemal Paşa ve heyeti ile 'Amerikan mandası' üzerine yaşanan en sert tartışmaların dayanağını oluşturmuştur.

Daha Fazla Pratik

Milli Varlığa Düşman Cemiyetlerden İngiliz Muhipleri Cemiyeti ile Wilson Prensipleri Cemiyeti'nin kurucu kadroları ve savundukları manda türleri arasındaki farkları pekiştiren sorular çözülebilir.

Alternatif Yöntem

Kavram eşleştirmesi yöntemi: Cemiyetin ismindeki 'Wilson', ABD Başkanı Woodrow Wilson'dan gelmektedir. Soru metnindeki 'Amerikan mandası' vurgusu ile 'Wilson' ismi doğrudan eşleştirilerek sonuca ulaşılabilir.
Tahmini Süre:45s
Soru 732Soru →

I. Cihan Harbi sırasında Osmanlı Genelkurmayının taarruz amacıyla Doğu Anadolu ve Mısır-Süveyş istikametlerinde başlattığı askerî operasyonların ortak gayesi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Geçmiş dönemlerde kaybedilmiş olan stratejik Osmanlı topraklarını yeniden hâkimiyet altına almak

Cevap

Geçmiş dönemlerde kaybedilmiş olan stratejik Osmanlı topraklarını yeniden hâkimiyet altına almak
Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'nda bizzat taarruz inisiyatifi alarak açtığı iki cephe Kafkas ve Kanal cepheleridir. Kafkas Cephesi'nde 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi) sonucunda kaybedilen Kars, Ardahan ve Batum'un (Elviye-i Selâse) geri alınması; Kanal Cephesi'nde ise 1882 yılında İngiltere tarafından işgal edilen Mısır'ın tekrar Osmanlı idaresine geçirilmesi amaçlanmıştır. Bu nedenle iki harekâtın en belirgin ortak stratejik hedefi, yakın geçmişte kaybedilmiş olan toprakların yeniden kazanılmasıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Kafkas Cephesi'nin açılma nedenlerini ve temel askerî hedeflerini analiz etme
Kafkas Harekâtı ile 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nda (93 Harbi) kaybedilen Kars, Ardahan ve Batum'un (Elviye-i Selâse) geri alınması ve Bakü petrollerine ulaşılması hedeflenmiştir.
Kafkas Cephesi'nin Osmanlı Devleti açısından en öncelikli somut hedefi geçmişte kaybedilen vatan topraklarını kurtarmaktır.
2
Kanal Cephesi'nin açılma gerekçelerini ve askerî hedeflerini analiz etme
Kanal Harekâtı ile 1882 yılından beri fiilen İngiliz işgali altında bulunan Mısır'ın geri alınması ve Süveyş Kanalı kontrol altına alınarak İngiltere'nin ikmal yollarının kesilmesi amaçlanmıştır.
Kanal Harekâtı da tıpkı Kafkas gibi Osmanlı'nın egemenliğinden çıkmış olan eski bir eyaletini geri alma gayesi taşır.
3
Her iki taarruz cephesinin hedeflerini karşılaştırarak ortak paydayı belirleme
Her iki taarruz cephesinde de temel ortak amaç, 19. yüzyılın son çeyreğinde kaybedilmiş olan stratejik toprakların (Elviye-i Selâse ve Mısır) yeniden Osmanlı hâkimiyetine kazandırılmasıdır.
Osmanlı Devleti taarruz inisiyatifi aldığı bu iki cephede de kayıplarını telafi etme ve sınırlarını eski hâline getirme stratejisi izlemiştir.

Anahtar Kavram

Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'ndaki taarruz cepheleri (Kafkas ve Kanal) doğrudan Osmanlı inisiyatifiyle açılmış olup temel ortak gayeleri 19. yüzyılın sonlarında kaybedilen toprakları (Kars-Ardahan-Batum ve Mısır) geri kazanmaktır.

İpuçları

1
Osmanlı Devleti'nin taarruz cephelerinde hedef aldığı coğrafyaların (Doğu Anadolu/Kafkasya ve Mısır) 19. yüzyılın son çeyreğindeki siyasi ve hukuki durumunu hatırlayınız.
2
Kafkas Cephesi ile 1878 Berlin Antlaşması'nda bırakılan Elviye-i Selâse'nin, Kanal Cephesi ile de 1882'de İngiliz kontrolüne geçen Mısır'ın hedeflendiğini göz önüne alınız.
3
Her iki cephe de sınırları dışarıya doğru genişletmekten ziyade, yakın geçmişte kaybedilmiş olan eski Osmanlı hâkimiyet sahalarını geri almayı amaçlayan taarruzlardır.

Daha Fazla Pratik

Kafkas Cephesi'nin kapanışında imzalanan Brest-Litovsk Antlaşması ile Elviye-i Selâse'nin hukuki statüsünün nasıl değiştiğini inceleyiniz.

Alternatif Yöntem

Cephe sınıflandırması yöntemiyle eleme: Osmanlı cepheleri 'Taarruz (Kafkas, Kanal)', 'Savunma (Çanakkale, Irak, Suriye-Filistin, Hicaz-Yemen)' ve 'Yardım (Galiçya, Romanya, Makedonya)' olarak üçe ayrılır. Seçeneklerdeki savunma (Irak/Çanakkale) ve yardım (Galiçya vb.) nitelikli hedefler elendiğinde taarruz cephelerinin ortak amacı olan 'kaybedilen toprakları geri alma' seçeneğine doğrudan ulaşılır.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 733Soru →

I. Dünya Savaşı'nın patlak vermesi üzerine Akdeniz'de İngiliz donanmasından kaçarak Çanakkale Boğazı'ndan geçen Alman bandıralı *Goeben* ve *Breslau* zırhlılarının Osmanlı Devleti tarafından satın alındığının açıklanması ve ardından Boğazların tek taraflı olarak uluslararası ulaşıma kapatılması, dönemin uluslararası hukuku ve askerî stratejisi açısından kritik bir hamledir.

Osmanlı Devleti'nin bu gemileri 'satın aldığını' duyurarak Osmanlı donanmasına katması ve Boğazlar politikasını değiştirmesinin uluslararası hukuk ve savaş stratejisi açısından doğrudan gerekçesi ve sonucu aşağıdakilerden hangisinde doğru değerlendirilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Gemilerin silahsızlandırılarak enterne edilmesini veya 24 saat içinde kara sularını terk etmesini zorunlu kılan tarafsızlık hukukunu aşmak ve Rusya'nın müttefikleriyle olan doğrudan deniz ikmal hattını kesintiye uğratmak

Cevap

Gemilerin silahsızlandırılarak enterne edilmesini veya 24 saat içinde kara sularını terk etmesini zorunlu kılan tarafsızlık hukukunu aşmak ve Rusya'nın müttefikleriyle olan doğrudan deniz ikmal hattını kesintiye uğratmak
Dönemin uluslararası deniz ve tarafsızlık hukukuna göre tarafsız bir devlet (Osmanlı), sınırlarına sığınan savaşan bir devletin (Almanya) donanma unsurlarını ya 24 saat içinde sınır dışı etmek ya da enterne ederek (silahsızlandırıp savaş dışı bırakarak) alıkoymak zorundaydı. Osmanlı Devleti, İngiltere'nin parası ödenen iki zırhlıya (*Sultan Osman* ve *Reşadiye*) el koymasını gerekçe gösterip bu iki Alman gemisini 'satın aldığını' duyurarak enterne zorunluluğundan kurtulmuş; ardından Boğazları kapatarak Çarlık Rusyası'nın müttefikleriyle olan doğrudan bağlantısını koparmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Uluslararası deniz ve tarafsızlık hukukunun incelenmesi
1907 Lahey Sözleşmeleri ve uluslararası deniz hukuku kurallarına göre; tarafsızlığını ilan etmiş bir devletin kara sularına sığınan muharip devletlere ait savaş gemilerinin ya 24 saat içinde limanı terk etmesi ya da silah ve mürettebatıyla birlikte enterne edilmesi (alıkonulup silahsızlandırılması) zorunludur.
Osmanlı Devleti savaşın başında silahlı tarafsızlık ilan ettiği için bu hukuki kurallara uymakla yükümlüydü.
2
Satın alma manevrasının hukuki boyutunun değerlendirilmesi
İttihat ve Terakki hükümeti, Alman gemilerini teslim etmemek ve enterne etmemek adına gemileri Almanya'dan satın aldığını (*Yavuz* ve *Midilli* adlarını vererek) açıklamıştır. Böylece İtilaf Devletleri'nin gemilerin teslim edilmesi yönündeki diplomatik baskısını hukuki bir kılıfla bertaraf etmiştir.
Hükümet, tarafsızlık hukukunu ihlal etmeksizin Almanya ile 2 Ağustos 1914'te yapılan gizli ittifakın gereğini sahada sürdürmeyi hedeflemiştir.
3
Boğazların kapatılmasının jeopolitik ve stratejik sonuçlarının belirlenmesi
Osmanlı Devleti Boğazları uluslararası ticarete ve askerî geçişlere kapatarak Çarlık Rusyası'nın Akdeniz ve Batılı müttefikleriyle olan en hayati deniz bağlantısını fiilen kesmiş, Rusya'yı ekonomik ve askerî bir darboğaza sokmuştur.
Bu durum savaşın küresel seyrini etkilemiş, Rusya'nın çöküş sürecini hızlandırmış ve İtilaf Devletleri'ni daha sonra Çanakkale Cephesi'ni açmaya zorlamıştır.

Anahtar Kavram

Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'na Girişinde Uluslararası Hukuk, Goben-Breslau Olayı ve Boğazlar Stratejisi

İpuçları

1
Uluslararası savaş hukukunda 'tarafsız' bir devletin limanlarına sığınan muharip savaş gemilerine karşı yükümlülüklerini hatırlayınız.
2
Alman gemilerinin enterne edilmeyip Osmanlı donanmasına katılması ve Boğazların kapatılmasının Rusya'nın jeopolitik durumu üzerindeki etkisini düşününüz.
3
Osmanlı Devleti, gemileri satın aldığını açıklayarak 24 saat içinde limandan çıkarma veya silahsızlandırma (enterne) zorunluluğunu aşmış ve Rusya'yı Karadeniz'e hapsetmiştir.

Daha Fazla Pratik

Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'nda savaştığı cephelerin açılma nedenleri ve özellikle Çanakkale Cephesi'nin Boğazlar üzerindeki İtilaf hedefleriyle bağlantısını analiz eden sorular çözünüz.

Alternatif Yöntem

Soru kökündeki 'hukuk' ve 'askerî strateji' anahtar kavramlarından yola çıkarak; şıklardaki enterne kavramının hukuki, Rusya'nın deniz ikmal hattının kesilmesinin ise stratejik boyutu temsil ettiğini tespit ederek doğrudan doğru cevaba ulaşabilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 734Soru →

Mondros Ateşkes Antlaşması'nın imzalanmasının ardından İtilaf Devletleri'nin Boğazlar bölgesindeki istihkâmları denetim altına alması ve 13 Kasım 1918'de İtilaf donanmasının İstanbul önlerine demirlemesi, Osmanlı Devleti açısından öncelikle aşağıdaki durumlardan hangisine yol açmıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Osmanlı Devleti'nin başkentinin doğrudan denetim altına girmesiyle merkezi yönetimin fiilen baskı ve vesayet altına alınmasına

Cevap

Osmanlı Devleti'nin başkentinin doğrudan denetim altına girmesiyle merkezi yönetimin fiilen baskı ve vesayet altına alınmasına
30 Ekim 1918'de imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması'nın ardından İtilaf donanmasının 13 Kasım 1918'de İstanbul önlerine demirlemesi, Osmanlı Devleti'nin başkentini doğrudan fiilî işgal ve abluka tehdidi altına sokmuştur. Bu durum padişah ve hükûmetin serbestçe karar alma imkânını ortadan kaldırmış, merkezi yönetimi İtilaf Devletleri'nin baskı ve vesayeti altına sokarak Osmanlı Devleti'nin fiilen sonunu hazırlayan süreci başlatmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Tarihsel olayın ve antlaşma hükümlerinin kapsamını belirleme
Mondros Ateşkes Antlaşması'nın Boğazlara ilişkin maddesi uyarınca İtilaf filosu 13 Kasım 1918'de İstanbul Boğazı'na gelmiş ve 55 parçalık donanma Dolmabahçe önlerine demirlemiştir.
Olayın kronolojik yerini ve İtilaf Devletleri'nin doğrudan başkente yönelen hamlesini tespit etmek gerekir.
2
Başkentin işgalinin Osmanlı siyasi iradesine etkisini analiz etme
Başkentin doğrudan tehdit ve denetim altına girmesi, Osmanlı Hükûmeti ve Padişahın bağımsız karar almasını imkânsız hale getirmiş, devleti fiilen işgalcilerin vesayetine sokmuştur.
Bir devletin başkentinin ve yönetim merkezinin abluka altına alınması egemenlik haklarını felce uğratır.
3
Seçenekleri kronoloji ve kavramsal uygunluk açısından değerlendirme
Cemiyetlerin birleşmesi, Amasya Genelgesi, Temsil Heyeti'nin atama kararı ve Montrö Sözleşmesi sonraki süreçlere aittir. Doğrudan ve öncelikli sonuç başkentin vesayet altına girmesidir.
Milli Mücadele hazırlık dönemi ve Cumhuriyet dönemi dış politika gelişmeleri ile mütareke anının doğrudan sonuçlarını ayrıştırmak gerekir.

Anahtar Kavram

Mondros Ateşkes Antlaşması sonrası Boğazlar ve İstanbul'un fiilen işgali ile Osmanlı yönetim mekanizmasının vesayet altına girmesi

İpuçları

1
İtilaf donanmasının demirlediği yer Osmanlı Devleti'nin yönetim merkezi olan başkenttir.
2
Başkentin ve Boğazların işgal güçlerince çevrilmesi, padişah ve hükûmetin bağımsız karar alabilme yeteneğini doğrudan etkiler.
3
13 Kasım 1918'deki gelişme Osmanlı başkentini fiilen işgal altına sokmuş ve merkezi yönetimi İtilaf kontrolüne/vesayetine mahkûm etmiştir.

Daha Fazla Pratik

Mondros Ateşkes Antlaşması'nın ardından işgal edilen ilk Osmanlı toprağı (Musul) ve ilk Anadolu toprağı (Dörtyol) ile işgal devletlerinin paylaştığı bölgelerin harita üzerindeki dağılımını tekrar ediniz.

Alternatif Yöntem

Kronolojik eleme yöntemi: Seçeneklerde geçen Sivas Kongresi kararları (1919), Amasya Genelgesi (1919) ve Montrö Sözleşmesi (1936) tarihsel olarak Mondros'un hemen sonrasındaki (Kasım 1918) ilk doğrudan siyasi sonuç olamayacağı için elenir.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 735Soru →

I. Dünya Savaşı'nda İttifak Devletleri safında savaşa giren Osmanlı Devleti, askerî stratejisi gereği bazı cephelerde mevcut topraklarını korumaya çalışırken bazı cephelerde ise yeni kazanımlar elde etmek ve düşman hatlarını yarmak amacıyla bizzat saldırı harekâtları başlatmıştır.

Buna göre, Osmanlı Devleti'nin taarruz amacıyla bizzat açtığı cepheler aşağıdakilerin hangisinde birlikte verilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kafkas ve Kanal

Cevap

Kafkas ve Kanal cepheleri
Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'nda bizzat taarruz inisiyatifi alarak açtığı iki cephe Kafkas Cephesi ve Kanal Cephesi'dir (kodlama olarak '2K' cepheleri şeklinde de bilinir). Kafkas Cephesi'nde Ruslara karşı, Kanal Cephesi'nde ise İngilizlere karşı taarruz harekâtları icra edilmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'nda savaştığı cephelerin niteliklerini ve sınıflandırmasını hatırla.
Cepheler üçe ayrılır: Taarruz Cepheleri, Savunma Cepheleri ve Müttefiklere Yardım Cepheleri.
Soru kökünde doğrudan Osmanlı Devleti'nin açtığı taarruz (saldırı) cepheleri sorulmaktadır.
2
Taarruz cephelerini tespit et.
Osmanlı Devleti'nin bizzat taarruz amacıyla açtığı sadece iki cephe vardır: Kafkas Cephesi ve Kanal Cephesi.
Kafkas Cephesi ile Doğu Anadolu'yu güvenceye almak, Turan idealiyle Orta Asya Türk dünyasına ulaşmak ve Bakü petrollerini kontrol etmek hedeflenmiş; Kanal Cephesi ile de Mısır'ı geri almak ve İngiltere'nin sömürge yollarını kesmek amaçlanmıştır.
3
Diğer cephe kategorilerini ele.
Çanakkale, Irak, Suriye-Filistin ve Hicaz-Yemen savunma; Galiçya, Romanya ve Makedonya ise yardım cepheleridir.
Doğru eşleştirmenin 'Kafkas ve Kanal' olduğu kesinleşir.

Anahtar Kavram

Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı Taarruz Cepheleri

İpuçları

1
Osmanlı Devleti'nin taarruz cepheleri 'K' harfi ile başlayan iki cepheden oluşmaktadır.
2
Bu cephelerden biri Doğu Anadolu ve Kafkasya'da Ruslara karşı, diğeri ise Mısır ve Süveyş hattında İngilizlere karşı açılmıştır.
3
Sarıkamış Harekâtı'nın yapıldığı Doğu cephesi ile Süveyş Kanalı'na düzenlenen harekâtın cephesi doğru ikilidir.

Daha Fazla Pratik

Kafkas Cephesi'ni kapatan Brest-Litovsk Antlaşması ve Kanal Cephesi'nin devamı niteliğindeki Suriye-Filistin savunma cephesinin gelişmeleri incelenebilir.

Alternatif Yöntem

Akılda tutma yöntemi: I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı cepheleri sınıflandırılırken taarruz cepheleri '2K' (Kafkas, Kanal), yardım cepheleri sonu 'ya' ile bitenler (Galiçya, Romanya, Makedonya), geri kalanlar ise savunma cepheleridir.
Tahmini Süre:40s
Soru 736Soru →

I. Dünya Savaşı sırasında İtilaf Devletleri arasında imzalanan Saint-Jean de Maurienne Gizli Antlaşması ile İzmir ve çevresi İtalya'nın nüfuz alanı olarak belirlenmişken, 1919 Paris Barış Konferansı'nda bu bölgenin Yunanistan'a bırakılması kararlaştırılmıştır.

İngiltere ve Fransa'nın, Paris Barış Konferansı'nda Saint-Jean de Maurienne Antlaşması'nı hukuken geçersiz sayarak İtalya'yı saf dışı bırakmalarına dayanak gösterdikleri temel gerekçe aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Antlaşmanın yürürlüğe girmesi için öngörülen Çarlık Rusyası'nın resmi onayının, bu ülkedeki rejim değişikliği nedeniyle tamamlanamamış olması

Cevap

Antlaşmanın yürürlüğe girmesi için öngörülen Çarlık Rusyası'nın resmi onayının, bu ülkedeki rejim değişikliği nedeniyle tamamlanamamış olması
I. Dünya Savaşı sırasında 1917'de imzalanan Saint-Jean de Maurienne Antlaşması ile Batı Anadolu İtalya'ya vadedilmiş, ancak antlaşmanın yürürlüğe girmesi Rusya'nın onayına bırakılmıştı. 1917'de Rusya'da gerçekleşen Bolşevik İhtilali ve ardından Rusya'nın savaştan çekilmesi bu onayın alınmasını engellemiştir. 1919 Paris Barış Konferansı'nda Doğu Akdeniz'de güçlü bir İtalya yerine kendi kontrolünde bir Yunanistan isteyen İngiltere, bu onay eksikliğini ileri sürerek antlaşmayı hukuken geçersiz saymış ve İzmir'in Yunanistan tarafından işgal edilmesine zemin hazırlamıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Saint-Jean de Maurienne Antlaşması'nın hukuki yapısını ve onay şartlarını hatırlamak
17 Nisan 1917 tarihinde İngiltere, Fransa ve İtalya arasında imzalanan bu gizli antlaşmayla İzmir, Aydın, Muğla ve Konya çevresi İtalya'ya vadedilmiş; ancak antlaşmanın yürürlüğe girmesi müttefik olan Çarlık Rusyası'nın onayına tabi kılınmıştır.
Antlaşmanın geçerlilik kazanması için gerekli olan resmi prosedürü tespit etmek.
2
I. Dünya Savaşı sürecinde Rusya'da yaşanan siyasi değişimin diplomatik etkilerini analiz etmek
1917 Ekim Devrimi (Bolşevik İhtilali) ile Çarlık yönetimi yıkılmış, iktidara gelen Sovyet yönetimi Brest-Litowsk Antlaşması ile savaştan çekilerek gizli antlaşmaları ifşa etmiştir. Dolayısıyla Rusya'nın resmi onayı gerçekleşmemiştir.
Antlaşmanın onay şartının neden yerine getirilemediğini ortaya koymak.
3
Paris Barış Konferansı'nda İngiltere'nin Doğu Akdeniz politikasını ve öne sürdüğü hukuki tezi değerlendirmek
İngiltere Başbakanı Lloyd George, Doğu Akdeniz'de güçlü bir İtalya yerine yönlendirebileceği bir Yunanistan görmek istediğinden, Çarlık Rusyası'nın onayının eksik kalmasını gerekçe göstererek antlaşmanın hukuken geçersiz olduğunu savunmuş ve İzmir'in Yunanistan'a verilmesini sağlamıştır.
Soruda istenen temel hukuki dayanağa ulaşmak.

Anahtar Kavram

Saint-Jean de Maurienne Antlaşması'nın Paris Barış Konferansı'nda Rusya'nın onayı bulunmadığı gerekçesiyle geçersiz sayılması ve İtilaf Devletleri arasındaki ilk görüş ayrılığı

İpuçları

1
İtilaf Devletleri'nin savaş sırasında imzaladıkları gizli antlaşmaların yürürlük şartlarını ve 1917'de müttefik blokta yaşanan büyük rejim değişikliğini düşününüz.
2
Saint-Jean de Maurienne Antlaşması'nın metninde yer alan ve savaştan çekilen büyük bir müttefik devletin resmi onayına bağlanan geçerlilik koşulunu hatırlayınız.
3
İngiltere, Bolşevik İhtilali sonrasında Çarlık Rusyası'nın bu antlaşmayı resmen onaylayamamış olmasını hukuki bir bahane olarak öne sürmüştür.

Daha Fazla Pratik

Paris Barış Konferansı'nda İtalya'nın konferansı terk etmesi ve sonrasında Türk Milli Mücadelesi'ne karşı takındığı tavrı ele alan sorular çözülebilir.

Alternatif Yöntem

Tarihsel sebep-sonuç ilişkisi kurarak eleme yöntemi uygulanabilir: İtalya'nın savaşı İtilaf safında tamamladığı ve Osmanlı ile ikili sınır antlaşması yapmadığı hatırlanarak alakasız seçenekler elenebilir; Rusya'nın 1917'de savaştan çekilmesinin gizli antlaşmalar üzerindeki hukuki etkisi tespit edilebilir.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 737Soru →

Osmanlı Devleti'nin yürürlükteki anayasası olan Kanun-i Esasi'ye göre, uluslararası barış antlaşmalarının hukuki geçerlilik kazanabilmesi için Mebusan Meclisinin onayı şart koşulmuştur. Ancak 16 Mart 1920'de İstanbul'un işgal edilerek Mebusan Meclisinin dağıtılması nedeniyle Damat Ferit Paşa Hükûmeti, Sevr Antlaşması'nı onaylatmak amacıyla padişahın başkanlığında üyeleri atamayla belirlenen 'Saltanat Şûrası'nı toplamıştır.

Bu bilgilere göre Sevr Antlaşması'nın hukuki niteliği ve onaylanma süreciyle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Saltanat Şûrası tarafından onaylanması, antlaşmaya uluslararası hukukta ve TBMM nezdinde bağlayıcı bir geçerlilik kazandırmıştır.

Cevap

Saltanat Şûrası tarafından onaylanması, antlaşmaya uluslararası hukukta ve TBMM nezdinde bağlayıcı bir geçerlilik kazandırmıştır.
Sevr Antlaşması, Kanun-i Esasi'nin gerektirdiği Meclis-i Mebusan onayından geçmediği için hukuken 'ölü doğmuş' ve geçersiz bir antlaşmadır. Padişah başkanlığında toplanan Saltanat Şûrası anayasal bir yasama organı olmadığından antlaşmaya hiçbir hukuki geçerlilik veya bağlayıcılık kazandıramaz. Ayrıca Ankara'da kurulan TBMM, antlaşmayı kesin bir dille reddetmiş ve imzalayanları vatan haini ilan etmiştir. Bu nedenle Saltanat Şûrası'nın antlaşmayı onaylamasının bağlayıcı bir geçerlilik sağladığı yargısı yanlıştır ve söylenemez.

Adım Adım Çözüm

1
Anayasal ve hukuki kuralı tespit etme
Kanun-i Esasi'nin açık hükmüne göre barış antlaşmalarının yürürlüğe girmesi Mebusan Meclisinin onayına bağlıdır.
Bir antlaşmanın iç ve dış hukukta bağlayıcı olabilmesi için anayasal onay sürecinin tamamlanması gerekir.
2
Saltanat Şûrası'nın hukuki statüsünü değerlendirme
Saltanat Şûrası anayasada tanımlanmış bir yasama organı değil, olağanüstü durumlarda toplanan gayriresmî/fiilî bir danışma heyetidir.
Yetkisiz bir kurulun onayı, anayasal meclis onayının yerini tutamaz.
3
TBMM ve Türk milleti açısından sonucu yorumlama
TBMM, Sevr Antlaşması'nı 'yok hükmünde' saymış, 19 Ağustos 1920'de antlaşmayı imzalayanları ve onaylayanları vatan haini kabul etmiştir.
Saltanat Şûrası'nın kararı antlaşmaya hukuki ya da fiilî hiçbir bağlayıcılık kazandırmamıştır.

Anahtar Kavram

Sevr Barış Antlaşması'nın Hukuki Geçersizliği ve Saltanat Şûrası

İpuçları

1
Bir antlaşmanın hukuken geçerli olabilmesi için yürürlükteki anayasaya (Kanun-i Esasi) uygun şekilde onaylanması gerekir.
2
Saltanat Şûrası'nın anayasal statüsünü ve TBMM'nin Sevr Antlaşması'na karşı aldığı 19 Ağustos 1920 tarihli kararı göz önünde bulundurunuz.
3
Saltanat Şûrası bir yasama meclisi değildir; bu kurulun aldığı kararlar antlaşmaya uluslararası ya da ulusal düzeyde bağlayıcılık kazandıramaz.

Daha Fazla Pratik

Sevr Antlaşması'nı imzalayan heyet üyeleri ve TBMM'nin Hıyanet-i Vataniye Kanunu kapsamında aldığı kararları inceleyebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Öncüldeki anayasal şart (Mebusan Meclisi onayı) ile uygulanan yöntemi (Saltanat Şûrası) karşılaştırarak Saltanat Şûrası'nın meclis yerine geçemeyeceği kuralından doğrudan sonuca ulaşılabilir.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 738Soru →

Çanakkale Muharebeleri sırasında Darülfünun öğrencileri, Mülkiye ve Tıbbiye talebeleri ile Galatasaray, Konya, İzmir ve İstanbul gibi köklü liselerin son sınıf öğrencileri gönüllü olarak cepheye gitmiş ve büyük bir kısmı şehit düşmüştür. 1915 yılında birçok eğitim kurumu mezun verememiş, bu nedenle Çanakkale Cephesi Türk harp tarihinde 'Aydınlar Savaşı' veya 'Mektepliler Harbi' olarak da anılmıştır.

Bu durumun;
I. Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarında yetişmiş bürokrat ve uzman iş gücü açığının hissedilmesi,
II. Yeni kurulan devlette eğitim ve kültür inkılaplarının uygulanmasında nitelikli kadro ihtiyacının artması,
III. Osmanlı Devleti'nin savaşa devam edebilmek amacıyla genel seferberlik uygulamalarını tamamen yürürlükten kaldırması

gelişmelerinden hangilerine ortam hazırladığı savunulabilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: I ve II

Cevap

I ve II. öncüllerin birlikte yer aldığı seçenek doğru cevaptır.
Çanakkale Muharebeleri'nde mülkiye, tıbbiye ve lise düzeyindeki yetişmiş genç nüfusun şehit düşmesi 'Aydınlar Savaşı' kavramını doğurmuştur. Bu büyük beşeri kayıp, Cumhuriyet'in kurucu kadrolarının ilk yıllarda hem kamu yönetiminde ve bürokraside uzman personel eksikliği yaşamasına (I) hem de eğitim-kültür alanında başlatılan inkılapların tabana yayılmasında nitelikli kadro temini sorunuyla karşılaşmasına (II) neden olmuştur. Osmanlı Devleti ise savaşı sürdürebilmek için seferberliği kaldırmamış, aksine askere alma uygulamalarını genişletmiştir (III. öncül yanlıştır). Bu sebeple doğru cevap I ve II öncüllerini içeren yanıttır.

Adım Adım Çözüm

1
Metinde verilen tarihi olguyu analiz etme
Çanakkale Cephesi'nde lise ve üniversite çağındaki eğitimli gençlerin (aydın tabakanın) yoğun olarak şehit düştüğü ve bu nedenle dönemin eğitim kurumlarının mezun veremediği tespit edildi.
Çanakkale Muharebeleri'nin sosyolojik ve demografik boyutunu kavramak için gereklidir.
2
Kaybedilen eğitimli nüfusun Cumhuriyet dönemine etkilerini değerlendirme
Tıbbiye, Mülkiye ve Darülfünun gibi kurumlarda yetişen neslin kaybedilmesinin; Cumhuriyet'in ilk yıllarında yetişmiş bürokrat, hekim, mühendis ve uzman iş gücü açığına (I) ve eğitim-kültür inkılaplarını yürütecek öğretmen/eğitimci ihtiyacına (II) zemin hazırladığı belirlendi.
Savaşın ulusal ve kurumsal sonuçları ile insan kaynağı kaybı arasındaki sebep-sonuç ilişkisini kurmak için gereklidir.
3
Üçüncü öncülün doğruluğunu test etme
Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı boyunca seferberliği kaldırmadığı, aksine asker ihtiyacı nedeniyle 1894-1895 doğumlu gençleri de silah altına alarak seferberlik kapsamını genişlettiği anlaşıldı (III yanlıştır).
Savaş dönemi askeri ve idari politikalarını doğru ayırt etmek için gereklidir.

Anahtar Kavram

Çanakkale Cephesi'nin Ulusal Sonuçları ve Eğitimli Beşeri Sermaye Kaybı

İpuçları

1
Çanakkale Cephesi'nde şehit düşenlerin eğitim seviyelerini ve mesleki arka planlarını dikkate alınız.
2
Mektepli ve aydın kesimin yok olmasının, 1923 sonrasında kurulan yeni devletin kamu yönetimi ve öğretmen ihtiyacı üzerindeki etkilerini düşününüz.
3
Savaşan bir imparatorluğun insan gücüne en çok ihtiyaç duyduğu bir dönemde seferberlikten vazgeçip vazgeçemeyeceğini sorgulayınız.

Daha Fazla Pratik

Çanakkale Cephesi'nin uluslararası siyasi sonuçları ile savaşın genel süresine olan etkilerini kapsayan sorular çözülebilir.

Alternatif Yöntem

Öncülleri tarihsel mantık süzgecinden geçirerek eleme yöntemi uygulanabilir: Savaş halinde bir devlet seferberliği kaldıramayacağı için III. öncül doğrudan elenir; geriye kalan I ve II. öncüller ise eğitimli insan kaybının doğrudan sonuçları olduğundan doğru cevaba ulaşılır.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 739Soru →

I. Dünya Savaşı'nın nedenleri; dünyadaki tüm veya pek çok devleti etkileyen 'genel nedenler' ile belirli devletler arasındaki ikili çıkar çatışmalarına dayanan 'özel nedenler' olarak iki grupta incelenmektedir.

Buna göre, aşağıdakilerden hangisi I. Dünya Savaşı'nın ortaya çıkmasında etkili olan özel nedenler arasında yer alır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Çarlık Rusyası'nın Panslavizm politikası doğrultusunda Balkanlar ve Boğazlar üzerinde hâkimiyet kurma isteği

Cevap

Çarlık Rusyası'nın Panslavizm politikası doğrultusunda Balkanlar ve Boğazlar üzerinde hâkimiyet kurma isteği
I. Dünya Savaşı'nın genel nedenleri; Sanayi İnkılabı sonucu ortaya çıkan sömürgecilik, ham madde ve pazar arayışı ile Fransız İhtilali'nin yaydığı milliyetçilik akımı ve büyük devletler arasındaki genel silahlanma yarışıdır. Çarlık Rusyası'nın Panslavizm politikasıyla Balkanlar'daki Slavları kendi hâkimiyeti altında toplama, Boğazları ele geçirme ve sıcak denizlere inme amacı ise doğrudan Rusya ile Avusturya-Macaristan ve Osmanlı Devleti arasındaki ikili/bölgesel çıkar çatışmalarına dayanan özel bir nedendir.

Adım Adım Çözüm

1
I. Dünya Savaşı'nın genel ve özel nedenleri arasındaki kavramsal ayrımı belirleme
Genel nedenlerin tüm dünyayı ve birden fazla devleti etkileyen küresel olaylar (Sanayi İnkılabı, Fransız İhtilali, sömürgecilik, silahlanma yarışı), özel nedenlerin ise devletlerin kendi aralarındaki ikili çıkar çatışmaları olduğu tespit edilir.
Soru kökünde doğrudan 'özel neden' sorulduğu için seçenekler bu ölçüte göre ayrıştırılmalıdır.
2
Seçeneklerde verilen maddeleri genel-özel ayrımına göre değerlendirme
Ham madde ve pazar arayışı, milliyetçilik, silahlanma yarışı ve sömürgecilik genel nedenlerdir; Rusya'nın Panslavizm ve Boğazlar politikası ise Rusya ile Avusturya-Macaristan ve Osmanlı Devleti arasındaki özel çıkar çatışmasıdır.
Belli bir devletin milli dış politika hedefini yansıtan maddeler özel neden kategorisine girer.

Anahtar Kavram

I. Dünya Savaşı'nın Genel ve Özel Nedenleri Ayrımı

İpuçları

1
Genel nedenler dünyadaki tüm devletleri ilgilendirirken, özel nedenler iki veya daha fazla belirli devlet arasındaki ikili hesaplaşmaları ifade eder.
2
Seçeneklerde sadece tek bir devlete ve belirli bir coğrafi hedefe (Panslavizm, Boğazlar, sıcak denizler) atıfta bulunan maddeyi arayınız.
3
Rusya'nın Balkanlar ve Boğazlar üzerindeki emelleri savaşın genel değil, devletler arası özel nedenidir.

Daha Fazla Pratik

Fransa ile Almanya arasındaki Alsas-Loren kömür havzası sorununun da benzer şekilde özel nedenler arasında yer aldığını pekiştiren sorular çözebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Soru kökündeki 'özel neden' ifadesi görüldüğünde; sömürgecilik, hammadde, milliyetçilik ve silahlanma gibi 'evrensel/küresel kavramlar' doğrudan elenerek geriye kalan devlet odaklı stratejik çıkar tespit edilebilir.
Tahmini Süre:40s
Soru 740Soru →

İtilaf Devletleri arasında 1916 yılında imzalanan Sykes-Picot Antlaşması ile Orta Doğu coğrafyası İngiltere ve Fransa arasında paylaştırılmış; ancak bu paylaşım bölgede ve Akdeniz havzasında çıkarları bulunan bir diğer müttefik devletin tepkisine yol açmıştır. Müttefikler arasındaki bu anlaşmazlığı gidermek amacıyla 1917 yılında akdedilen St. Jean de Maurienne Antlaşması ile kendisine Güneybatı Anadolu, Aydın, Muğla, Konya ve İzmir çevresi vadedilen devlet aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İtalya

Cevap

İtalya
I. Dünya Savaşı sürerken 1916'da İngiltere ile Fransa arasında imzalanan Sykes-Picot Antlaşması'na İtalya, Akdeniz ve Orta Doğu'daki çıkarlarının gözetilmediği gerekçesiyle sert tepki göstermiştir. Müttefikler arasındaki bu gerginliği gidermek ve İtalya'nın savaşta kalmasını güvence altına almak amacıyla Nisan 1917'de St. Jean de Maurienne Antlaşması imzalanmıştır. Bu antlaşmayla Antalya, Konya, Aydın, Muğla ve özellikle İzmir çevresi İtalya'ya bırakılmıştır. Dolayısıyla doğru yanıt İtalya'dır.

Adım Adım Çözüm

1
Sykes-Picot Antlaşması'nın yarattığı diplomatik krizin analiz edilmesi
İngiltere ve Fransa'nın 1916'da Orta Doğu'yu kendi aralarında taksim etmesi, 1915 Londra Antlaşması ile savaşa giren İtalya'nın tepkisine yol açmıştır.
İtilaf Devletleri arasındaki çıkar çatışmalarını ve bu çatışmayı çözmek için yapılan ek antlaşmayı tespit etmek gerekir.
2
St. Jean de Maurienne Antlaşması'nın içeriğinin değerlendirilmesi
1917 yılında imzalanan St. Jean de Maurienne Antlaşması ile İtalya'ya Antalya, Konya, Aydın, Muğla ve İzmir çevresi verilmiştir.
Soru kökünde belirtilen coğrafi paylaşımın ve diplomatik hamlenin muhatabı olan devleti belirlemek hedeflenir.
3
Doğru seçeneğin belirlenmesi
Belirtilen toprakların vadedildiği devlet İtalya'dır.
Tarihsel antlaşma ve devlet eşleştirmesi tamamlanarak sonuca ulaşılır.

Anahtar Kavram

I. Dünya Savaşı Gizli Paylaşım Antlaşmaları (St. Jean de Maurienne Antlaşması ve İtalya'nın Payı)

İpuçları

1
Sykes-Picot Antlaşması ile Orta Doğu'nun İngiltere ve Fransa arasında paylaşılmasına itiraz eden ve Akdeniz havzasında yayılmak isteyen devleti düşününüz.
2
1915 Londra Antlaşması ile İtilaf safına geçen, kendisine Güneybatı Anadolu kıyıları vadedilen devleti hatırlayınız.
3
St. Jean de Maurienne Antlaşması ile İzmir ve çevresi kendisine vadedilen ancak Paris Barış Konferansı'nda bu hakkı elinden alınan devlet İtalya'dır.

Daha Fazla Pratik

St. Jean de Maurienne Antlaşması'nın Paris Barış Konferansı'nda geçersiz sayılma gerekçesini ve İzmir'in Yunanistan'a verilme sürecini inceleyiniz.

Alternatif Yöntem

Soru kökündeki 'Güneybatı Anadolu, Aydın, Muğla, Konya ve İzmir' coğrafyası ile 1917 tarihli 'St. Jean de Maurienne Antlaşması' eşleştirmesi doğrudan İtalya'ya işaret etmektedir.
Tahmini Süre:1m 0s
ÖncekiSayfa 37 / 41Sonraki
XX. Yüzyıl Başlarında Osmanlı Devleti Alıştırma Soruları — KPSS Genel Yetenek - Genel Kültür — Sayfa 37 | Examkin