Türkiye'nin Toplumsal Yapısı

106 soru

Soru 21Soru

Türkiye Cumhuriyeti'nde 192319651923-1965 yılları arasında uygulanan pronatalist (nüfus artışını destekleyen) politikaların ardından, 19601960 sonrası 'Planlı Dönem' ile birlikte nüfus artış hızını kontrol altına almayı hedefleyen antinatalist politikalara geçilmiştir. I. Beş Yıllık Kalkınma Planı (196319671963-1967) ve 19651965 tarihli Nüfus Planlaması Hakkında Kanun’un gerekçeleri ile o dönemin demografik yapısı dikkate alındığında, bu politika değişikliğinin dayandığı temel gerekçeler arasında aşağıdakilerden hangisi gösterilemez?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Toplam nüfus içerisinde yaşlı bağımlılık oranının artmasıyla birlikte sosyal güvenlik sisteminin aktüeryal dengesinin bozulması endişesi

Cevap

Toplam nüfus içerisinde yaşlı bağımlılık oranının artmasıyla birlikte sosyal güvenlik sisteminin aktüeryal dengesinin bozulması endişesi
Doğru cevap, 19601960 sonrası antinatalist politikalara geçişin bir gerekçesi olamaz; çünkü o dönemde Türkiye'nin en büyük demografik sorunu yaşlanan nüfus değil, tam tersine aşırı hızlı artan ve kalkınma üzerinde yük oluşturan genç nüfustur. Yaşlı bağımlılık oranı ve emeklilik sisteminin sürdürülebilirliği, Türkiye'nin son yıllarda (20102010 sonrası) tartıştığı ve güncel nüfus politikalarını 'nüfusu artırma' yönünde etkileyen modern bir sorundur.

Adım Adım Çözüm

1
Politika Dönemini Belirleme
196019651960-1965 dönemi Türkiye'nin antinatalist politikalara geçiş dönemidir.
Sorunun hangi tarihsel bağlamda sorulduğunu anlamak, şıklardaki anakronik ifadeleri ayıklamak için gereklidir.
2
Dönemin Demografik Yapısını Analiz Etme
O dönemde Türkiye tarihinin en yüksek nüfus artış hızına ( extperthousand28,5\text{ extperthousand} 28,5) ulaşmış durumdadır ve nüfus oldukça gençtir.
Genç nüfus yapısının baskın olduğu bir dönemde yaşlı bağımlılık oranının bir sorun olarak görülmesi mümkün değildir.
3
Kalkınma Planı ve Kanun Gerekçelerini İnceleme
Temel sorunlar; sermaye birikimi eksikliği, işsizlik, hızlı kentleşme ve sosyal hizmetlerin yetersizliğidir.
Antinatalist politikanın savunma mekanizmalarını doğru belirlemek için ekonomik rasyonaliteyi anlamak gerekir.
4
Zaman Aşımı ve Kavram Çelişkisini Saptama
Yaşlı bağımlılık oranı ve sosyal güvenlik dengesi gibi kavramlar Türkiye için 20002000’li yılların ortalarından sonra ve özellikle 20122012 sonrası pronatalist politikalara geri dönüşün gerekçeleridir.
Yanlış olan seçeneği, tarihsel bağlamdaki tutarsızlığı (anakronizm) üzerinden belirlemek için son adımdır.

Anahtar Kavram

Demografik Dönüşüm ve Nüfus Politikalarının Sosyo-Ekonomik Belirleyicileri

Daha Fazla Pratik

Türkiye'nin 2012 yılından sonra neden tekrar pronatalist politikalara döndüğünü, yaşlı bağımlılık oranı ve toplam doğurganlık hızı verileri üzerinden analiz ediniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 22Soru

Günümüz Türkiye'sinde yeni evli çiftlerin ekonomik bağımsızlıklarını kazanarak ebeveynlerinin gözetiminden uzakta, kendilerine ait bir yaşam alanı oluşturmaları toplumsal yapının belirgin bir özelliği haline gelmiştir. Sosyolojide bu şekilde eşlerin aile büyüklerinden ayrı, yeni bir mekân seçerek oraya yerleşmelerine verilen ad aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Neolokal yerleşme

Cevap

Sosyolojide eşlerin ailelerinden ayrılarak yeni ve bağımsız bir konuta yerleşmeleri neolokal yerleşme (ayrı yerleşme) olarak adlandırılır.
Neolokal yerleşme, modern toplumlarda ve kentleşmiş yapılarda görülen, çiftlerin kendi bağımsız hane birimlerini kurmalarını ifade eden sosyolojik terimdir.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki eylemi analiz edin.
Evlenen çiftlerin ebeveynlerinden ayrı, yeni bir yaşam alanı kurdukları saptanmıştır.
Sorunun odaklandığı kavram ikamet/yerleşim biçimidir.
2
Yerleşim biçimlerini sınıflandırın.
Baba yanı (patrilokal), anne yanı (matrilokal) ve ayrı yerleşme (neolokal) kavramları arasından seçim yapılmalıdır.
Tanım 'yeni ve bağımsız' bir yeri işaret etmektedir.
3
Kavramın etimolojik kökenine bakın.
'Neo' (yeni) ve 'lokal' (yerleşim) birleşiminden oluşan terim doğru cevaptır.
Modern kentleşme süreciyle uyumlu olan kavram budur.

Anahtar Kavram

Neolokal Yerleşme
Tahmini Süre:45s
Soru 23Soru

Geleneksel Türk toplumsal yapısının kırsal kesimlerinde, aile bütünlüğünü koruma ve ekonomik varlıkların aile dışına çıkmasını engelleme gayesiyle gerçekleştirilen, ölen erkek kardeşin dul kalan eşiyle evlenme uygulaması sosyolojik literatürde aşağıdakilerden hangisiyle adlandırılmaktadır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Levirat

Cevap

Ölen erkek kardeşin eşiyle evlenme uygulaması 'Levirat' (kayın-evliliği) olarak adlandırılır.
Doğru cevap olan uygulama, sosyolojide 'kayın-evliliği' olarak da bilinir ve temelinde mülkiyetin aile içinde kalması ile dul kalan kadının sosyal ve ekonomik güvenliğinin sağlanması amacı yatar. Bu tanım literatürde doğrudan bu isimle karşılanır.

Adım Adım Çözüm

1
Soruda tanımlanan evlilik pratiğinin temel özelliğini belirleyin.
Uygulama, ölen erkek kardeşin dul kalan eşiyle evlenmeyi içermektedir.
Tanım, literatürdeki özgün terimi bulmak için gereklidir.
2
Bu pratiğin sosyolojik karşılığını seçenekler arasından ayırt edin.
Levirat terimi bu tanımı tam olarak karşılamaktadır.
Benzer seslere veya yakın ilişkilere sahip diğer evlilik türleri (Sororat, Berdel vb.) ile karışıklığı gidermek gerekir.

Anahtar Kavram

Geleneksel evlilik biçimleri ve mülkiyet koruma stratejileri
Tahmini Süre:45s
Soru 24Soru

Türkiye'de 192319651923-1965 yılları arasında uygulanan 'nüfusun niceliksel artışı' hedefi, 19651965 yılında yerini 'nüfusun niteliksel gelişimi' ve 'aile planlaması' anlayışına bırakmıştır. Bu paradigma değişikliğinin sosyolojik temelinde, hızlı nüfus artışının artık tek başına bir 'güç' kaynağı olmaktan ziyade, toplumsal refah ve ekonomik kalkınma hedefleri üzerinde bir 'baskı' unsuru olarak görülmeye başlanması yatmaktadır.

Buna göre, 19651965 yılında yürürlüğe giren 557557 sayılı Nüfus Planlaması Hakkında Kanun ile benimsenen yeni yaklaşımın temel amacı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bireylere istedikleri sayıda çocuk sahibi olma bilincini ve imkânını aşılayarak, nüfus artış hızını ülkenin ekonomik kalkınma hızıyla uyumlu hale getirmek

Cevap

Bireylere çocuk sayısını belirleme hakkı verilerek nüfus artışının ekonomik imkânlarla dengelenmesi amaçlanmıştır.
Doğru yanıt olan seçenek, 19651965 yılındaki paradigma değişimini tam olarak yansıtmaktadır. Bu dönemde benimsenen antinatalist yaklaşım, nüfusu devletin kontrolündeki bir 'askeri stok' olmaktan çıkarıp, ailelerin hür iradesine dayalı ve ekonomik kalkınma hedefleriyle uyumlu bir 'sosyal değişken' haline getirmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Dönem analizi yapma
192319651923-1965 arası artırıcı (pronatalist), 19651965 sonrası ise sınırlayıcı/planlamacı (antinatalist) politikaların hakim olduğu saptanır.
Türkiye'nin nüfus politikalarındaki temel kırılma noktasını belirlemek için gereklidir.
2
Politika değişikliğinin gerekçesini saptama
Hızlı nüfus artışının kişi başına düşen milli geliri azaltması ve kamusal yatırımları zorlaştırması temel gerekçedir.
Kanunun sosyo-ekonomik arka planını anlamak doğru cevaba ulaştırır.
3
Yasal sonucun tespiti
Nüfus Planlaması Kanunu ile doğum kontrol yöntemlerinin serbest bırakılması ve ailelerin bilgilendirilmesi hedeflenmiştir.
Kanunun getirdiği somut değişikliği belirlemek için son adımdır.

Anahtar Kavram

Demografik Dönüşüm ve Planlı Kalkınma İlişkisi

Daha Fazla Pratik

Türkiye'nin 2012 sonrası değişen nüfus politikalarını ve 'demografik fırsat penceresi' kavramını inceleyiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 25Soru

Türkiye'de eğitim sisteminin en önemli toplumsal işlevlerinden biri, bireylere yetenekleri ve başarıları doğrultusunda liyakat esasına dayalı olarak toplumsal hiyerarşide yükselme imkânı sunmasıdır. Örneğin, dar gelirli bir ailenin çocuğu olan bir bireyin, aldığı nitelikli eğitim sayesinde tıp doktoru ya da üst düzey bir bürokrat olması sosyolojik olarak aşağıdakilerden hangisi ile ifade edilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Dikey hareketlilik

Cevap

Bireyin eğitim yoluyla bir toplumsal sınıftan daha üst bir sınıfa geçmesi 'dikey hareketlilik' olarak tanımlanır.
Dikey hareketlilik, bireylerin veya grupların toplumsal hiyerarşideki bir tabakadan diğerine geçişini ifade eder. Soruda belirtilen eğitim yoluyla sınıf atlama (yükselme) durumu, dikey hareketliliğin tipik bir örneğidir.

Adım Adım Çözüm

1
Durumu analiz etme
Bireyin ekonomik ve sosyal kökeninden daha yüksek bir statüye ulaştığı görülmektedir.
Soruda verilen 'dar gelirli aileden üst düzey bürokratlığa geçiş' ifadesi bir değişim sürecini anlatır.
2
Yön tayini yapma
Değişim, hiyerarşik katmanlar arasında (aşağıdan yukarıya doğru) gerçekleşmektedir.
Eğitim, bireyin toplumsal basamaklarda yükselmesini sağlayan bir araç olarak kullanılmıştır.
3
Kavramsal eşleştirme
Hiyerarşik katmanlar arasındaki bu geçiş sosyolojide dikey hareketlilik kavramıyla karşılanır.
Yatay hareketlilikte tabaka değişikliği olmazken, dikey hareketlilikte sınıf/tabaka değişikliği esastır.

Anahtar Kavram

Dikey Hareketlilik
Soru 26Soru

Türkiye’nin toplumsal yapısında, özellikle 1980’li yıllardan itibaren yaşanan ekonomik liberalleşme ve hizmetler sektörünün genişlemesi, 'yeni orta sınıf' olarak tanımlanan bir toplumsal katmanın yükselişine yol açmıştır. Bu kesim, sahip olduğu değerler ve ekonomik temelleri bakımından esnaf, küçük tüccar ve zanaatkârlardan oluşan 'geleneksel orta sınıf'tan belirgin biçimde ayrışmaktadır.

Buna göre, aşağıdakilerden hangisi Türkiye'deki yeni orta sınıfın belirleyici özelliklerinden biri değildir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Üretim araçlarının sahipliği ve mülkiyet üzerinden ekonomik bağımsızlığın sürdürülmesi

Cevap

Üretim araçlarının sahipliği ve mülkiyet üzerinden ekonomik bağımsızlığın sürdürülmesi
Yeni orta sınıf, ekonomik temelini üretim araçlarının mülkiyetinden değil, eğitim ve diploma yoluyla edindiği uzmanlıktan alır. Seçenekte belirtilen 'üretim araçlarının sahipliği' ifadesi, geleneksel orta sınıfın (petty bourgeoisie/küçük burjuvazi) yani esnaf ve zanaatkârların belirleyici özelliğidir. Türkiye'de özellikle 1980 sonrası kamu ve özel sektördeki profesyonelleşme ile bu ayrım netleşmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Orta sınıf kavramlarını ayrıştırın
Geleneksel orta sınıf (esnaf, zanaatkâr) mülkiyet temellidir; yeni orta sınıf (beyaz yakalı, uzman) eğitim temellidir.
Türkiye'deki toplumsal tabakalaşma değişimini anlamak için sermaye türlerini (maddi vs. kültürel) ayırt etmek gerekir.
2
Mülkiyet durumunu analiz edin
Yeni orta sınıfın üretim araçları üzerinde mülkiyet hakkı yoktur, onlar 'ücretli' çalışanlardır.
Mülkiyet sahipliği, geleneksel küçük burjuvazinin belirleyici özelliğidir.

Anahtar Kavram

Yeni Orta Sınıf (New Middle Class)

Alternatif Yöntem

Sınıfın 'sermaye' kaynağına bakın: Geleneksel orta sınıf 'toprak veya dükkan' (mülkiyet) üzerinden, Yeni orta sınıf 'diploma ve beceri' (uzmanlık) üzerinden gelir elde eder.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 27Soru

Türkiye'de özellikle 1950'li yıllardan itibaren yaşanan yoğun iç göç ve kentleşme süreçleri, ailenin hane yapısında önemli değişimlere yol açmıştır. Sosyolog Mübeccel Kıray'ın analizlerine göre, kente göç eden aileler fiziksel olarak ana-babadan ayrı konutlarda yaşayarak çekirdek aile formuna bürünse de; karar alma süreçlerinde, ekonomik yardımlaşmada ve çocuk bakımı gibi sosyal güvenlik konularında geleneksel akrabalık ağlarını etkin bir biçimde kullanmaya devam etmektedirler. Bu durum, modernleşme kuramlarının öngördüğü "tam kopuş" yerine bir "eklemlenme" ve "tampon mekanizma" işlevini ifade eder.

Buna göre, Türkiye'deki toplumsal değişim sürecinde ortaya çıkan bu "geçişsel" aile modelinin temel niteliği aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yapısal olarak çekirdek aile formunda olmasına rağmen, işlevsel açıdan geniş aile dayanışmasını sürdürmesi

Cevap

Yapısal olarak çekirdek aile formunda olmasına rağmen, işlevsel açıdan geniş aile dayanışmasını sürdürmesi
Türkiye'deki aile yapısı, yapısal olarak (konut ve hane halkı sayısı bakımından) çekirdek aileye dönüşmüş olsa da, geleneksel geniş ailenin ekonomik, sosyal ve psikolojik dayanışma işlevlerini muhafaza etmektedir. Mübeccel Kıray bu durumu, modernleşmenin getirdiği belirsizlik ve risklere karşı bir koruma sağlayan 'geçişsel/tamamlayıcı aile' kavramıyla açıklamıştır. Bu modelde aile üyeleri ayrı evlerde yaşasa da kararlar ve kaynaklar hala ortak bir akrabalık zemini üzerinden yönetilir.

Adım Adım Çözüm

1
Metindeki kavramsal ayrımı belirleme
Hane yapısının fiziksel olarak ayrılması (çekirdek aile) ile dayanışma biçiminin (geniş aile) devam etmesi arasındaki fark tespit edildi.
Sosyolojik analizlerde yapının fiziksel formu ile işlevsel içeriği arasındaki ayrım, değişim süreçlerini anlamak için kritiktir.
2
Mübeccel Kıray'ın 'Geçişsel Aile' (Tamamlayıcı Aile) kuramını uygulama
Bu modelin kentsel hayata uyumda bir 'tampon' görevi gördüğü ve geleneksel bağların koptuğu değil, biçim değiştirdiği sonucuna varıldı.
Türkiye'ye özgü modernleşme sürecinde ailenin yaşadığı bu özgün dönüşüm, literatürde 'geçişleşen' veya 'tamamlayıcı' aile olarak tanımlanır.

Anahtar Kavram

Geçişsel / Tamamlayıcı Aile Yapısı
Soru 28Soru

Türkiye'de 19501950’li yıllardan itibaren tarımsal yapıda yaşanan kapitalistleşme süreci, bölgeler arasında farklılaşan toplumsal sonuçlar doğurmuştur. Batı Anadolu’da daha çok "bağımsız küçük ve orta işletmecilik" güçlenirken, Güneydoğu Anadolu’da büyük toprak mülkiyetinin (ağalık) çözülmek yerine "ticari çiftçiliğe" evrildiği görülmüştür.

Sosyolojik literatürde Güneydoğu Anadolu'daki bu dönüşümün, Batı Anadolu'dan farklı olarak köylülüğün proleterleşme sürecini geciktirmesinin temel nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Geleneksel himayeci (patronaj) ilişkilerinin, mülkiyet yapısı köklü şekilde değişmeden modern pazar ilişkilerine uyarlanması ve köylünün toprağa bağımlılığının sürdürülmesi.

Cevap

Geleneksel himayeci (patronaj) ilişkilerinin, mülkiyet yapısı köklü şekilde değişmeden modern pazar ilişkilerine uyarlanması ve köylünün toprağa bağımlılığının sürdürülmesi.
Türkiye'de kırsal yapının dönüşümü bölgesel farklılıklar gösterir. Güneydoğu Anadolu'da 19501950 sonrası yaşanan kapitalistleşme, geleneksel ağalık yapısını tasfiye etmek yerine onu modern pazarla bütünleştirmiştir. Bu süreçte ağalar, mülkiyet haklarını koruyarak marabaları mülksüzleşmiş ama toprağa bağımlı (yarı-proleter) bir statüde tutmaya devam etmişlerdir. Bu durum, köylülerin kentsel sanayi işçisi olma sürecini yavaşlatmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Bölgeler arasındaki mülkiyet yapısı farkını analiz edin.
Batı Anadolu'da küçük köylü mülkiyeti yaygınken, Güneydoğu'da büyük toprak sahipliği (ağalık) hakimdir.
Toplumsal yapının tarımsal üretim biçimini nasıl şekillendirdiğini anlamak için başlangıç noktasıdır.
2
19501950 sonrası kapitalistleşmenin (makineleşme) etkisini değerlendirin.
Güneydoğu'da ağalar, marabaları (ortakçıları) topraktan tam anlamıyla koparmak yerine, onları yarı-ücretli veya mevsimlik bağımlı işçiler olarak sistemde tutmuştur.
Bu durum, köylünün özgür iş gücü haline gelmesini (proleterleşme) engelleyen bir unsurdur.
3
Patronaj (himayeci) ilişkilerinin modern pazarla eklemlenmesini inceleyin.
Ağalık sistemi piyasa ekonomisine uyum sağlamış, ancak toplumsal tabakalaşma ve bağımlılık ilişkileri özünde değişmemiştir.
Soruda sorulan proleterleşmenin gecikmesinin temel sosyolojik açıklaması budur.

Anahtar Kavram

Tarımsal Eklemlenme ve Patronaj İlişkileri
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 29Soru

Türkiye’nin toplumsal yapısında 20202020’li yıllarda belirginleşen bir eğilim, yükseköğretime erişimin kitleselleşmesine rağmen, eğitim diplomalarının tek başına dikey hareketliliği garanti etme gücünün zayıflamasıdır. Sosyologlar bu süreci; liyakat temelli bürokratik kriterlerin etkisinin azalması, buna karşın üst tabakaların kendi ayrıcalıklı konumlarını korumak için "sosyal ağlar", "yaşam tarzı benzerlikleri" ve "kültürel aşinalıklar" gibi dışlayıcı unsurları daha etkin kullanmaya başlamasıyla açıklamaktadır.

Buna göre, günümüz Türkiye’sinde gözlemlenen bu durum, Max Weber’in tabakalaşma kuramı perspektifinden aşağıdakilerden hangisiyle tanımlanabilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Toplumsal kapanma (social closure) stratejilerinin, resmi yeterliliklerden ziyade gayriresmi sosyal ağlar ve kültürel sermaye kullanımı yoluyla işletilmesi

Cevap

Toplumsal kapanma (social closure) stratejilerinin, resmi yeterliliklerden ziyade gayriresmi sosyal ağlar ve kültürel sermaye kullanımı yoluyla işletilmesi
Toplumsal kapanma (social closure), Max Weber'in tabakalaşma kuramında bir grubun kendi ekonomik ve sosyal çıkarlarını maksimize etmek için diğer grupların kaynaklara veya fırsatlara erişimini kısıtlama sürecidir. Günümüz Türkiye'sinde yükseköğretimin yaygınlaşmasıyla 'diploma' ortak bir payda haline gelmiş, bu durum üst tabakaların kendilerini ayrıştırmak için diploma dışı (sosyal ağlar, kültürel alışkanlıklar) dışlama mekanizmalarını devreye sokmasına yol açmıştır. Bu durum, kapanma stratejilerinin biçim değiştirdiğini göstermektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Parçadaki temel olguyu tespit etme
Eğitimin dikey hareketlilikteki gücünün azalması ve üst tabakaların sosyal ağlar/kültürel unsurlar üzerinden bariyerler kurması.
Sorunun hangi sosyolojik mekanizmaya odaklandığını anlamak için gereklidir.
2
Weberian kavramlarla eşleştirme yapma
Belli grupların kaynaklara erişimi kısıtlayarak ayrıcalıklarını sürdürmesi Weber'de 'Toplumsal Kapanma' (Social Closure) olarak adlandırılır.
Soruda istenen kuramsal çerçeveyi uygulamak için Weber'in terminolojisine başvurulur.
3
Türkiye bağlamında analizi tamamlama
Diploma gibi resmi kriterler kitleselleştiği için 'değersizleşmiş', bu nedenle ayrıcalıklı gruplar daha zor taklit edilen sosyal ve kültürel sermayeye yönelmiştir.
Kuramsal bilginin güncel toplumsal verilere (2020'li yıllar Türkiye'si) uygulanması sağlanır.

Anahtar Kavram

Toplumsal Kapanma (Social Closure)
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 30Soru

Türkiye’nin kırsal toplumsal yapısında 19501950’li yıllardan itibaren gözlemlenen en belirgin değişimlerden biri, tarımsal üretimin hane halkı tüketiminden ziyade pazar için yapılmaya başlanmasıdır. Bu pazar odaklı üretim biçimi, köy içindeki geleneksel dayanışma örüntülerini ve iş bölümünü yeniden şekillendirmiştir.

Buna göre, kırsal yapının pazar ekonomisine eklemlenmesinin toplumsal ilişkiler üzerindeki temel etkisi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İş bölümünün farklılaşmasıyla birlikte geleneksel imece usulünün zayıflayarak yerini ekonomik temelli ve rasyonel ilişkilere bırakması

Cevap

İş bölümünün farklılaşması ve geleneksel yardımlaşma pratiklerinin (imece gibi) yerini ekonomik ve rasyonel ilişkilerin almasıdır.
Doğru cevap, pazar ekonomisine geçişin kırsal alandaki 'kapalı' ve 'geleneksel' yapıyı yıkarak yerine daha rasyonel, ekonomik çıkara dayalı ve profesyonel ilişkileri getirdiğini vurgular. Bu süreçte köy içi ücretsiz yardımlaşma (imece) zayıflarken, iş gücü ücretli hale gelir ve toplumsal ilişkiler piyasa koşullarına göre yeniden düzenlenir.

Adım Adım Çözüm

1
Ekonomik Yapının Analizi
Kapalı köy ekonomisinden pazar ekonomisine geçiş tespit edildi.
Toplumsal değişimin itici gücü olan üretim biçimindeki dönüşümü anlamak gerekir.
2
Sosyolojik Kuram Uygulaması
İmece gibi geleneksel (mekanik) bağların zayıfladığı görüldü.
Ekonomik rasyonalitenin geleneksel dayanışma pratiklerini ikame etme sürecini değerlendirmek gerekir.
3
Toplumsal İlişkilerin Sentezi
İlişkilerin daha profesyonel, sözleşmeli ve ekonomik temelli hale geldiği sonucuna varıldı.
Pazar ekonomisinin kaçınılmaz bir sonucu olarak bireyler arası ilişkilerin niteliği değişir.

Anahtar Kavram

Kırsal Yapıda Pazar Ekonomisine Geçiş ve Toplumsal Çözülme
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 31Soru

Türkiye'nin geleneksel kırsal toplumsal yapısında, bireylerin benzer tarımsal faaliyetlerde bulunması, ortak inanç ve değer yargılarını paylaşması sonucu ortaya çıkan ve bireylerin birbirine benzerliği üzerine kurulu olan dayanışma biçimi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Mekanik dayanışma

Cevap

Geleneksel kırsal yapıda bireylerin benzerliği ve ortak bilinci üzerine kurulu olan dayanışma biçimi mekanik dayanışmadır.
Emile Durkheim'a göre geleneksel ve kırsal toplumlarda iş bölümü düşüktür ve bireyler benzer yaşam koşullarına sahiptir. Bu benzerlik, güçlü bir ortak vicdan ve 'mekanik dayanışma' adı verilen bir birliktelik türü doğurur. Türk köy sosyolojisinde geleneksel yapı bu kavrama tam olarak karşılık gelmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Kırsal toplumun özelliklerini analiz et.
Geleneksel köylerde iş bölümü azdır, bireyler benzer işler yapar ve ortak değerler güçlüdür.
Toplumsal dayanışma türünü belirlemek için o toplumun yapısal özelliklerini anlamak gerekir.
2
Durkheim'ın dayanışma tipleriyle eşleştir.
Benzerlik ve ortak bilinç vurgusu yapan kavram 'mekanik dayanışma'dır.
Sosyolojik kuramlara göre geleneksel yapılar mekanik, modern yapılar organik dayanışma ile karakterize edilir.

Anahtar Kavram

Durkheim'ın toplumsal dayanışma türleri çerçevesinde geleneksel kırsal yapı.
Tahmini Süre:45s
Soru 32Soru

Türkiye’de kırsal toplumsal yapının dönüşümü incelendiğinde, tarımda kapitalistleşme ve makineleşme süreçlerine rağmen küçük aile işletmelerinin tasfiye olmadığı, aksine varlığını dirençli bir şekilde sürdürdüğü görülmektedir. Sosyolojik literatürde 'küçük meta üreticiliğinin kalıcılığı' olarak adlandırılan bu durumu günümüz Türkiye’sinde mümkün kılan temel dinamik aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kırsal hanelerin tarımsal üretimi; mevsimlik işçilik, emekli maaşları ve kentteki kayıt dışı işlerden elde edilen gelirlerle eklemleyerek sürdürmesi

Cevap

Kırsal hanelerin tarımsal üretimi; tarım dışı sektörlerden elde edilen ücretli işçilik, emekli maaşı gibi farklı gelir kaynaklarıyla destekleyerek geçimlik yapıyı korumasıdır.
Küçük aile işletmeciliğinin Türkiye'de kalıcı olması, kırsal hanelerin tarımsal üretim süreçlerini hane dışı gelirlerle (emekli maaşı, şehirdeki işçilik, mevsimlik işler) sübvanse etmesi sayesindedir. Bu durum, hanenin üretimden tamamen kopmasını engeller ve piyasa koşullarına karşı bir direnç mekanizması oluşturur.

Adım Adım Çözüm

1
Türkiye'deki tarımsal işletme yapısının (küçük aile işletmeciliği) temel özelliğini tanımlayın.
İşletmelerin büyük bir kısmının mülksüzleşmediği ve varlığını sürdürdüğü saptanır.
Klasik tezlerin aksine küçük üreticiliğin neden tasfiye olmadığını anlamak için hane ekonomisine bakılmalıdır.
2
Hanenin gelir kaynaklarını analiz edin.
Hanenin sadece tarımsal üretimle değil, 'çok yönlü faaliyet' (pluri-activity) ile ayakta kaldığı görülür.
Tarım dışı gelirler, düşük tarımsal verimliliğin yarattığı açığı kapatmaktadır.
3
Bu durumun sosyolojik sonucunu belirleyin.
Küçük meta üreticiliği, kapitalist piyasa içine bu hibrit gelir modeliyle eklemlenir.
Bu model, kırsal çözülmeyi yavaşlatan ve küçük köylülüğü kalıcı kılan ana unsurdur.

Anahtar Kavram

Küçük Meta Üreticiliğinin Kalıcılığı ve Çok Yönlü Faaliyet

Daha Fazla Pratik

Türkiye'de tarımda makineleşmenin kırsal sınıf yapısı üzerindeki etkilerini (ağalık, ortakçılık, ücretli işçilik) inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 33Soru

Türkiye'de eğitim sisteminin Cumhuriyet’ten günümüze dikey toplumsal hareketliliği sağlayan temel mekanizma olduğu kabul edilir. Ancak güncel sosyolojik araştırmalar; ailelerin ekonomik gücü, kültürel birikimi ve sınav odaklı eğitim stratejilerinin, merkezi sınav sisteminin sunduğu 'fırsat eşitliği' perdesinin arkasında sınıfsal eşitsizlikleri derinleştirdiğini vurgulamaktadır. Bu eleştirel bakış açısına göre eğitim; alt tabakadaki bireylere gerçek bir yükselme şansı vermekten ziyade, üst tabakadaki bireylerin mevcut imtiyazlı konumlarını 'liyakat' maskesi altında meşrulaştırarak korumalarına hizmet etmektedir.

Eğitim ve toplumsal hareketlilik arasındaki bu ilişki biçimi, aşağıdaki kuramsal perspektiflerden hangisinin temel argümanlarıyla en çok örtüşmektedir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Çatışmacı kuramın toplumsal yeniden üretim ve kültürel sermaye vurgusu

Cevap

Çatışmacı kuramın toplumsal yeniden üretim ve kültürel sermaye vurgusu
Çatışmacı kuram, eğitim kurumlarını toplumdaki hakim güç gruplarının çıkarlarını koruyan ve mevcut eşitsiz tabakalaşma sistemini nesilden nesile aktaran (yeniden üreten) yapılar olarak tanımlar. Özellikle Türkiye'deki merkezi sınav sistemi gibi mekanizmaların, her ne kadar objektif görünse de, yüksek sosyo-ekonomik düzeydeki ailelerin çocuklarına sağladığı eğitim desteği ve kültürel birikimi (kültürel sermaye) ödüllendirdiği argümanı bu kuramın özünü oluşturur.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki temel problemi analiz etme
Eğitimin 'fırsat eşitliği' sağladığı iddiasına karşın, aslında sınıfsal eşitsizlikleri meşrulaştırdığı ve zengin ailelerin çocuklarının avantajını koruduğu tespit edilmiştir.
Soruda merkezi sınavların liyakat ölçmek yerine mevcut tabakalaşmayı koruduğuna dair eleştirel bir vurgu bulunmaktadır.
2
Kavramsal eşleştirme yapma
'Toplumsal yeniden üretim' (social reproduction) ve 'kültürel sermaye' kavramları belirlenmiştir.
Bireyin ailesinden aldığı kültürel ve ekonomik avantajların eğitim başarısına dönüşmesi ve bu yolla sınıfsal konumun korunması, Pierre Bourdieu gibi çatışmacı kuramcıların temel tezidir.
3
Kuramsal yaklaşımları karşılaştırma
İşlevselcilik uyum ve seçmeye odaklanırken, çatışmacı kuram tahakküm ve eşitsizliğin devamlılığına odaklanır.
Soru kökündeki 'eleştirel bakış açısı' ve 'meşrulaştırma' ifadeleri doğrudan çatışmacı paradigma ile ilişkilidir.

Anahtar Kavram

Toplumsal Yeniden Üretim ve Kültürel Sermaye
Soru 34Soru

1960'lı yıllarda "Planlı Kalkınma" dönemine geçilmesiyle birlikte Türkiye'nin nüfus vizyonunda köklü bir değişim yaşanmıştır. Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı'nda (196319671963-1967) nüfus artış hızı ile ekonomik kalkınma arasındaki ilişki analiz edilerek, Cumhuriyet'in ilk yıllarından itibaren uygulanan pronatalist (nüfus artışını destekleyen) politikalardan vazgeçilmesi gerektiği vurgulanmıştır.

Söz konusu kalkınma planında yer alan ve bu politika değişikliğinin temel iktisadi gerekçesini oluşturan argüman aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Nüfus artış hızının, ekonomik büyüme ve sermaye birikimi üzerinde baskı oluşturarak kişi başına düşen milli gelir artışını yavaşlatması

Cevap

Nüfus artış hızının ekonomik büyüme ve sermaye birikimi üzerindeki baskısı nedeniyle kalkınma hızının yavaşlaması
Türkiye'de 1963 yılında yürürlüğe giren Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı, nüfusu artık askeri bir güç unsuru olarak değil, ekonomik bir değişken olarak ele almıştır. Plana göre; nüfusun çok hızlı artması, üretilen milli gelirin büyük bir kısmının yeni nüfusun temel ihtiyaçlarına harcanmasına neden olmakta, bu da sanayileşme için gereken sermaye birikimini engellemektedir. Bu nedenle nüfus artış hızının düşürülerek kişi başına düşen gelirin artırılması hedeflenmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Politika Değişimini Belirleme
1923-1965 arası pronatalist (artırıcı) dönemden 1965 sonrası antinatalist (planlayıcı) döneme geçilmiştir.
Kalkınma planlarındaki yeni rasyonaliteyi anlamak için dönemsel kırılmayı saptamak gerekir.
2
Ekonomik Gerekçeyi Analiz Etme
Nüfusun %2,8 gibi yüksek bir hızla artmasının, milli gelir artışını (kalkınma hızını) yakalaması veya geçmesi durumu tespit edilmiştir.
Kişi başına düşen refahın artması için ekonomik büyüme hızının nüfus artış hızından belirgin şekilde yüksek olması gerekir.
3
Sermaye Birikimi İlişkisini Kurma
Hızlı nüfus artışı, devletin demografik yatırımlara (eğitim, sağlık vb.) daha fazla kaynak ayırmasına ve sanayi yatırımları için gereken sermaye birikiminin azalmasına yol açar.
1963 Planı'nın temel mantığı, kaynakların tüketim yerine yatırıma yönlendirilmesidir.

Anahtar Kavram

Nüfus ve Kalkınma İlişkisi

Daha Fazla Pratik

1965 yılında çıkarılan 557 sayılı Nüfus Planlaması Kanunu'nun içeriğini ve getirdiği yenilikleri inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 35Soru

Türkiye'de Cumhuriyet sonrası dönemde eğitim, alt sınıflardan gelen bireylerin dikey hareketliliği için en önemli kanal olarak görülmüştür. Yapısal işlevselci yaklaşım bu durumu liyakat esasına dayalı bir başarı sistemi olarak değerlendirirken, çatışmacı kuramcılar bu sürece daha eleştirel yaklaşmaktadır.

Buna göre, aşağıdakilerden hangisi Türkiye'deki eğitim sistemi ve toplumsal hareketlilik ilişkisine yönelik çatışmacı kuramın temel argümanlarından biridir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Okulların, egemen sınıfların kültürel sermayesini ödüllendirerek sınıfsal eşitsizlikleri meşrulaştırması ve yeniden üretmesi.

Cevap

Okulların, egemen sınıfların kültürel sermayesini ödüllendirerek sınıfsal eşitsizlikleri meşrulaştırması ve yeniden üretmesi görüşü çatışmacı kuramın temel argümanıdır.
Çatışmacı kuramcılar (özellikle Pierre Bourdieu), eğitim sisteminin tarafsız bir liyakat mekanizması olmadığını savunurlar. Onlara göre okullar, üst sınıfların sahip olduğu 'kültürel sermaye'yi (dil kullanımı, genel kültür, estetik beğeniler) ödüllendirir. Bu durum, alt sınıflardan gelen çocukların dezavantajlı başlamasına ve toplumsal eşitsizliklerin 'eğitimsel başarı' adı altında meşrulaştırılarak nesiller boyu yeniden üretilmesine yol açar.

Adım Adım Çözüm

1
Soruda istenen kuramsal bakış açısını belirleme
Çatışmacı kuramın (conflict theory) eğitim ve toplumsal hareketlilik üzerine görüşü aranmaktadır.
Soru kökünde çatışmacı kuramın argümanı sorulmuştur.
2
Seçeneklerdeki kuramsal anahtar kavramları analiz etme
Liyakat, yetenek seçimi ve toplumsal uyum işlevselcilikle; eşitsizlik, meşrulaştırma ve kültürel sermaye çatışmacı kuramla ilişkilidir.
Sosyolojik teoriler arasındaki temel farkları kavramak doğru cevaba ulaşmayı sağlar.

Anahtar Kavram

Eğitim Sosyolojisi: Çatışmacı Kuram ve Kültürel Sermaye
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 36Soru

Türkiye'de 19601960’lı yıllarda 'Planlı Kalkınma' paradigmasına geçilmesiyle birlikte nüfus politikalarında yaşanan eksen kayması, demografik süreçlerin makroekonomik dengelerle olan ilişkisini ön plana çıkarmıştır. Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı'nda (196319671963-1967) ayrıntılı olarak ele alınan ve nüfus artış hızının sınırlandırılmasını öngören yaklaşımın temel dayanağı, hızlı nüfus artışının aşağıdaki süreçlerden hangisi üzerindeki olumsuz etkisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Tasarrufların yatırıma dönüşme kapasitesi ve sermaye birikim süreci

Cevap

Hızlı nüfus artışının tasarrufların yatırıma dönüşme kapasitesi ve sermaye birikim süreci üzerindeki olumsuz etkisi
Türkiye'de 19601960’lı yıllarda benimsenen antinatalist politikanın temelinde yatan rasyonalite, ekonomik kalkınma modelleriyle doğrudan ilişkilidir. Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı'na göre, hızlı nüfus artışı nedeniyle milli gelirin büyük bir kısmı yeni doğan nüfusun temel ihtiyaçlarını (eğitim, sağlık vb.) karşılamak için 'demografik yatırımlara' harcanmakta, bu da sanayileşme için gereken 'üretken yatırımların' ve tasarrufların azalmasına yol açmaktadır. Bu nedenle sermaye birikim sürecini hızlandırmak için nüfus artış hızının düşürülmesi hedeflenmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Dönemsel bağlamı belirleme
1960 sonrası Türkiye'de pronatalist politikadan antinatalist politikaya geçildiği saptanır.
1960'ta DPT'nin kuruluşu ve 1963'te planlı dönemin başlaması nüfus vizyonunu değiştirmiştir.
2
Planlı kalkınma mantığını analiz etme
Hızlı nüfus artışının 'demografik yatırımlara' (okul, hastane vb.) olan ihtiyacı artırdığı görülür.
Genç nüfusun bağımlılık oranı yüksek olduğu için kaynaklar sanayi yatırımları yerine temel hizmetlere harcanmak zorunda kalır.
3
Sermaye birikimi ilişkisini kurma
Yüksek tüketim harcamaları nedeniyle ulusal tasarrufların düştüğü ve sermaye birikiminin yavaşladığı sonucuna varılır.
Kalkınma planlarındaki temel argüman, nüfus artış hızının ekonomik büyüme hızını yavaşlatmasıdır.

Anahtar Kavram

Nüfus Artış Hızı ve Sermaye Birikimi İlişkisi
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 37Soru

Türkiye'de 192319651923-1965 yılları arasında uygulanan pronatalist (nüfus artışını destekleyen) politikalar, 19651965 yılında yürürlüğe giren 557557 sayılı Nüfus Planlaması Hakkında Kanun ile yerini antinatalist (nüfus artış hızını sınırlamayı hedefleyen) bir yaklaşıma bırakmıştır. Bu politika değişikliğinin ve toplumsal modernleşme sürecinin uzun vadeli bir sonucu olarak, Türkiye'nin güncel demografik yapısında gözlemlenen temel eğilim aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Doğurganlık hızının düşmesiyle birlikte nüfusun yaşlanma sürecine girmesi ve ortanca yaşın yükselmesi

Cevap

Doğurganlık hızının düşmesiyle birlikte nüfusun yaşlanma sürecine girmesi ve ortanca yaşın yükselmesi
Doğru yanıt olan seçenek, Türkiye'nin demografik dönüşüm sürecindeki en belirgin güncel gerçeği ifade etmektedir. 19651965 yılında benimsenen antinatalist politikalar ve eş zamanlı gelişen kentleşme ile kadının eğitim seviyesinin artması, doğurganlık hızını yenilenme düzeyinin (2,12,1) altına çekmiştir. Bu durum nüfusun yaş yapısının değişmesine, yani genç nüfus payının azalarak yaşlı nüfus payının ve ortanca yaşın artmasına yol açmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Dönemsel politika analizi yapılması
192319651923-1965 arası niceliksel artış (pronatalist), 19651965 sonrası niteliksel gelişim ve aile planlaması (antinatalist) dönemi belirlendi.
Sorunun tarihsel arka planını ve politika değişiminin yönünü anlamak için gereklidir.
2
Demografik göstergelerin mevcut durumla eşleştirilmesi
Doğum oranlarının düşmesi, toplam nüfus içinde çocuk payının azalması ve yaşlı payının artması (demografik yaşlanma) süreci tespit edildi.
Politika değişikliğinin günümüzdeki somut sonucunu analiz etmek için kullanılır.
3
Ortanca yaş kavramının değerlendirilmesi
Nüfus yaşlandıkça, toplumun yarısının altında, diğer yarısının üstünde kaldığı yaş değeri olan 'ortanca yaş' yükselmektedir.
Demografik yapının en temel sayısal göstergesini doğrulamak için gereklidir.

Anahtar Kavram

Demografik Dönüşüm ve Nüfus Yaşlanması

İpuçları

1
Nüfus artış hızının düşmesi ile toplumun yaş yapısı arasındaki ilişkiyi düşünün.

Daha Fazla Pratik

Demografik fırsat penceresinin (çalışma çağındaki nüfusun yoğunluğu) Türkiye ekonomisi üzerindeki etkilerini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 38Soru

Türkiye'de toplumsal yapının dönüşüm sürecinde, özellikle büyük kentlerde yaşayan yükseköğretim mezunu genç profesyoneller arasında, sahip olunan kültürel sermaye ve mesleki prestije karşılık, elde edilen ekonomik gelirin bu kazanımlarla paralel seyretmemesi durumu belirgin bir sosyolojik olgu haline gelmiştir. Bireyin eğitim, mesleki saygınlık ve gelir gibi farklı tabakalaşma bileşenleri arasındaki konumlarının birbiriyle örtüşmemesi durumunu ifade eden kavram aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Statü tutarsızlığı

Cevap

Bireyin eğitim, saygınlık ve gelir gibi tabakalaşma boyutlarındaki konumlarının birbiriyle uyumsuz olması 'statü tutarsızlığı' olarak adlandırılır.
Statü tutarsızlığı kavramı, bir bireyin toplumsal hiyerarşinin farklı boyutlarında (örneğin eğitimde en üstte, gelirde ortada) yer alması durumunu ifade eder. Türkiye'deki 'eğitimli ama dar gelirli' kesim bu durumun tipik bir örneğidir.

Adım Adım Çözüm

1
Metindeki anahtar olguyu tespit etmek
Eğitim ve saygınlığın yüksek, ancak gelirin bu seviyeye göre düşük olduğu saptanmıştır.
Soruda tanımlanan durum, tabakalaşmanın farklı boyutları (ekonomik ve kültürel) arasındaki eşitsizliği vurgulamaktadır.
2
Sosyolojik kavramlarla eşleştirme yapmak
Tabakalaşma boyutları arasındaki bu 'uyumsuzluk' veya 'çelişki' durumu Max Weber kökenli statü tutarsızlığı (status inconsistency) kavramıyla açıklanır.
Diğer kavramlar toplumsal yer değiştirme (hareketlilik) veya dışlama (kapanma) mekanizmalarıyla ilgilidir.

Anahtar Kavram

Statü Tutarsızlığı

Daha Fazla Pratik

Max Weber'in çok boyutlu tabakalaşma kuramını (Sınıf, Statü, Parti) tekrar inceleyerek bu kavramın kuramsal kökenlerini pekiştirebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 39Soru

Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçişte toplumsal yapının evrimini analiz eden tarihsel bir sosyoloji perspektifine göre; Tanzimat modernleşmesinin yarattığı 'ikili yapı' (dualizm) ile Cumhuriyet dönemi toplumsal dönüşüm stratejisi arasındaki temel yapısal fark aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Tanzimat reformlarının geleneksel kurumlarla modern kurumları yan yana yaşatma (telifçi) yaklaşımına karşılık, Cumhuriyet devrimlerinin dini-cemaatçi toplumsal örgütlenme zeminini tasfiye ederek laik ve ulusal temelli monist bir yapı kurmayı hedeflemesi

Cevap

Tanzimat'ın geleneksel ve modern kurumları bir arada tutan ikili yapısının aksine, Cumhuriyet'in laik ve ulusal temelli monist bir düzeni hedeflemesi
Tanzimat döneminde yapılan reformlar, geleneksel yapıyı tasfiye etmek yerine onun yanına modern alternatifler üretmiş, bu durum toplumda eğitimden hukuka kadar her alanda 'ikili bir yapı' (dualizm) doğurmuştur. Cumhuriyet dönemi ise bu ikiliğe son vererek (örneğin Tevhid-i Tedrisat ile eğitimde, Medeni Kanun ile hukukta) toplumu rasyonel, laik ve ulusal bir kimlik etrafında monist (tekçi/bütünsel) bir yapıda yeniden organize etmeyi amaçlamıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Tanzimat reform mantığının analiz edilmesi
Tanzimat dönemi, geleneksel kurumları (medrese, şer'i hukuk) korurken yanlarına modern kurumları (mektep, nizamiye mahkemeleri) ekleyerek 'ikili' (dualist) bir yapı oluşturmuştur.
Toplumsal yapıda eski ve yeninin çatışmalı bir şekilde yan yana durduğu dönemin karakterini anlamak için gereklidir.
2
Cumhuriyet dönemi dönüşüm stratejisinin analiz edilmesi
Cumhuriyet dönemi, bu ikiliği ortadan kaldırarak geleneksel kurumları tasfiye etmiş ve rasyonel-laik-ulusal bir bütünleşmeyi (monizm) esas almıştır.
Radikal kopuşun sosyolojik zeminini (tebaadan vatandaşa, ümmetten ulusa) saptamak için gereklidir.
3
İki dönem arasındaki temel yapısal farkın sentezlenmesi
Farkın, kurumların yan yanalığı (ikilik) ile kurumların kökten değişimi ve tekleşmesi (monizm) olduğu sonucuna ulaşılır.
Sosyolojik evrimin niteliğini (niceliksel değişimden niteliksel dönüşüme) belirlemek için gereklidir.

Anahtar Kavram

İkili Yapı (Dualizm) vs. Monist Modernleşme
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 40Soru

Türkiye'de 1950'li yıllardan itibaren hız kazanan kentleşme sürecinde, kente göç eden nüfusun kentsel yaşam tarzını benimseme (kentlileşme) noktasında yaşadığı güçlükler ile barınma ihtiyacı sonucunda ortaya çıkan ve kente tutunma stratejisi olarak görülen yerleşim biçimi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Gecekondu

Cevap

Gecekondu, Türkiye'nin 1950 sonrası yaşadığı hızlı kentleşme sürecinde, kentleşme (nüfus artışı) ile kentlileşme (yaşam tarzı değişimi) arasındaki kopukluğun bir sonucu olarak ortaya çıkan informel yerleşim biçimidir.
Gecekondu olgusu, Türkiye'de sanayileşmenin kentsel altyapıyı aşan bir hızla göç çekmesi sonucunda, dar gelirli kitlelerin konut ihtiyacını karşılamak ve kentsel yapıya informel yollarla eklemlenmek için geliştirdikleri bir 'geçiș' ve 'hayatta kalma' yerleşimidir. Bu durum, fiziksel kentleşmenin kültürel kentlileşmeden daha hızlı gerçekleştiğinin somut bir göstergesidir.

Adım Adım Çözüm

1
Kavramları analiz etme
Kentleşme fiziksel/nüfus odaklı bir süreçken, kentlileşme kültürel/sosyal bir süreçtir.
Soruda göç edenlerin yaşam tarzı değişimi (kentlileşme) ile barınma ihtiyacı arasındaki ilişki vurgulanmaktadır.
2
Türkiye'nin tarihsel bağlamını uygulama
1950'li yıllardan sonra tarımda makineleşme ile başlayan büyük iç göç dalgasında kentlerin bu nüfusu barındıracak konut ve iş imkanına sahip olmadığı görülür.
Hızlı nüfus akışına karşılık planlı konut üretiminin yetersiz kalması, informel çözümleri tetikler.
3
Uygun yerleşim biçimini belirleme
Göç edenlerin kendi imkanlarıyla, hazine arazileri üzerine hızla inşa ettikleri 'gecekondu' bu sürecin temel ürünüdür.
Gecekondu, kentsel bütünleşme sürecindeki geçici bir barınma ve sosyo-ekonomik tutunma mekanizmasıdır.

Anahtar Kavram

Kentleşme ve Kentlileşme Ayrımı
ÖncekiSayfa 2 / 6Sonraki
Türkiye'nin Toplumsal Yapısı Alıştırma Soruları — KPSS Kamu Yönetimi — Sayfa 2 | Examkin