Uluslararası Hukukun Kaynakları

430 soru

Soru 261Soru

Modern uluslararası hukukta, egemen devletlerin iradelerinin yanı sıra kurumsal yapıların ürettiği hukuki metinlerin bağlayıcılığı da önemli bir tartışma konusudur. Özellikle Birleşmiş Milletler sistemi içinde, evrensel katılıma sahip organların normatif bildirgeleri ile sınırlı katılımlı ancak icrai yetkiye sahip organların kararları arasında hukuki etki bakımından temel farklılıklar bulunmaktadır.

Bu kurumsal kararların uluslararası hukuk normlarının oluşumuna etkisi dikkate alındığında, aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi isabetlidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Genel Kurulun ilke kararları kural olarak tavsiye niteliğinde olmakla birlikte 'yumuşak hukuk' (soft law) oluşturarak zamanla teâmül hukukunun maddi unsurunu destekleyebilir; Güvenlik Konseyinin VII. Bölüm kapsamındaki kararları ise üye devletler için doğrudan bağlayıcı hukuki yükümlülükler yaratır.

Cevap

Genel Kurulun ilke kararlarının kural olarak tavsiye niteliğinde olup 'yumuşak hukuk' oluşturduğu ve teâmül hukukunu destekleyebildiği; Güvenlik Konseyinin VII. Bölüm kararlarının ise doğrudan bağlayıcı olduğu ifade eden seçenek doğrudur.
BM sisteminde uluslararası örgüt kararlarının hukuki değeri, organın niteliğine göre değişir. BM Genel Kurulunun normatif kararları (bildirgeler vb.) kural olarak bağlayıcı olmamakla birlikte, 'yumuşak hukuk' (soft law) olarak adlandırılır. Bu metinler devletlerin hukuki kanaatini (opinio juris) yansıtarak veya teşvik ederek teâmül hukukunun oluşumuna ivme kazandırabilir. Diğer taraftan, BM Güvenlik Konseyinin Şart'ın VII. Bölümü uyarınca barışın korunması ve inşası amacıyla aldığı kararlar, BM Şartı'nın 25. maddesi gereği tüm üye devletler üzerinde doğrudan ve hukuken bağlayıcı asli yükümlülükler yaratır. Doğru cevap, bu iki organın kararları arasındaki temel niteliksel farkı en doğru şekilde ifade etmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Birleşmiş Milletler organlarının (Genel Kurul ve Güvenlik Konseyi) karar alma yetkilerinin ve bu kararların bağlayıcılık düzeylerinin analiz edilmesi.
Genel Kurulun evrensel temsil organı olmasına rağmen kararlarının kural olarak tavsiye niteliğinde olduğu (istisnai bütçe kararları hariç), Güvenlik Konseyinin ise özellikle barışın tehdidi durumlarında (VII. Bölüm) bağlayıcı kararlar alabildiği belirlenir.
Uluslararası hukukta örgüt kararlarının kaynak değeri, ilgili organın kurucu antlaşmadaki (BM Şartı) yetkisine bağlıdır.
2
'Yumuşak Hukuk' (Soft Law) kavramının BM Genel Kurulu kararları ile ilişkisinin değerlendirilmesi.
Genel Kurulun normatif ilke kararlarının (deklarasyonlar) doğrudan bağlayıcı olmasa da, devletlerin uygulamalarına yön vererek zamanla 'opinio juris' (hukuki zorunluluk inancı) oluşturabileceği ve teâmül hukukuna kaynaklık edebileceği tespit edilir.
Modern uluslararası hukukta klasik kaynakların (antlaşma ve teâmül) yanında, uluslararası örgüt kararlarının teâmülün oluşum sürecindeki hızlandırıcı etkisi esastır.
3
Seçeneklerdeki ifadelerin uluslararası hukuk doktrini ve BM Şartı bağlamında doğrulanması.
Genel Kurul kararlarını asli kaynak veya emredici kural (jus cogens) sayan, tüm örgüt kararlarını sadece yardımcı kaynak olarak gören veya Güvenlik Konseyinin yetkisini Genel Kurula atfeden seçenekler elenir.
Hukuki kesinlik ilkesi gereği, organların yetki sınırları ve normların hiyerarşik niteliği karıştırılmamalıdır.

Anahtar Kavram

Uluslararası Örgüt Kararlarının Hukuki Niteliği (Yumuşak Hukuk ve Bağlayıcılık)
Soru 262Soru

Günümüz uluslararası hukuk sisteminde, devletlerin kurduğu uluslararası teşkilatların aldığı kararların hukuki bağlayıcılığı ve kaynaklar hiyerarşisindeki yeri önemli bir inceleme alanıdır. Özellikle Birleşmiş Milletler (BM) bünyesinde alınan kararların niteliği, kararı alan organın yetki sınırlarına ve kararın konusuna göre farklılık arz etmektedir.

Bu çerçevede, BM Genel Kurulu ile Güvenlik Konseyi kararlarının hukuki etkileri ve uluslararası hukukun şekillenmesindeki rolleri dikkate alındığında aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Genel Kurulun tavsiye niteliğindeki ilke kararları genellikle 'yumuşak hukuk' (soft law) olarak değerlendirilse de zamanla uluslararası teamül hukukunun oluşumunda hukuki kanaat (opinio juris) işlevi görebilir.

Cevap

Genel Kurulun ilke kararlarının 'yumuşak hukuk' niteliğinde olması ancak teamül hukukunun 'opinio juris' unsuruna katkı sağlaması doğru ifadedir.
Modern uluslararası hukukta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kararları, istisnai iç işleyiş kararları (bütçe, üyelik kabulü vb.) dışında kural olarak tavsiye niteliğindedir ve doğrudan bağlayıcı bir 'asli kaynak' oluşturmazlar. Bu nedenle literatürde genellikle 'soft law' (yumuşak hukuk) olarak anılırlar. Ancak bu kararların çok yüksek çoğunluklarla ve tekrarlanarak alınması, devletlerin söz konusu alandaki hukuki inancını (opinio juris) ortaya koyar. Bu durum, zamanla yeni bir uluslararası teamül hukuku kuralının doğmasını veya mevcut bir kuralın tespit edilmesini sağlar. Doğru ifade bu hukuki süreci eksiksiz ve hatasız biçimde yansıtmaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Birleşmiş Milletler organlarının kararlarının hukuki niteliklerini asli ve yardımcı kaynaklar temelinde analiz et.
Genel Kurul (BMGK) kararları çoğunlukla tavsiye niteliğindedir (yumuşak hukuk), Güvenlik Konseyi kararları ise (özellikle 7. Bölüm) bağlayıcıdır ancak jus cogens değildir.
Uluslararası örgüt kararlarının hiyerarşideki yeri kararı alan organın yetki belgesine (kurucu antlaşma) dayanır.
2
Seçeneklerdeki kavramsal iddiaları (jus cogens, asli/yardımcı kaynak ayrımı, opinio juris) uluslararası hukuk ilkeleriyle eşleştir.
Yargı kararları ve doktrinin asli kaynak olduğu, BMGK kararlarının jus cogens olduğu veya 7. Bölüm kararlarının sadece tarafları bağladığı yönündeki iddiaların hukuken geçersiz olduğu tespit edilir.
Bu kavramlar birbirine karıştırılmaya çok müsaittir; net ayrımların yapılması kural hatalarını engeller.
3
Doğru hukuki önermeyi belirle.
Genel Kurul kararlarının doğrudan bağlayıcı olmamakla birlikte, uzun vadede uluslararası teamül hukukunun manevi unsuru olan 'opinio juris'in oluşumuna zemin hazırladığı kuralı doğrulanır.
Uluslararası Adalet Divanının da çeşitli kararlarında (örneğin Nükleer Silahlar Danışma Görüşü) belirttiği gibi, ardışık Genel Kurul kararları normatif bir değer taşıyabilir.

Anahtar Kavram

Uluslararası Örgüt Kararlarının Hukuki Niteliği ve Yumuşak Hukuk (Soft Law)
Soru 263Soru

Alfa Devleti, uluslararası toplumun büyük çoğunluğu tarafından kabul edilen ve belirli otonom silah sistemlerinin kullanımını yasaklayan çok taraflı bir antlaşmaya taraf olmamıştır. Zamanla bu yasak, yaygın bir devlet uygulaması (maddi unsur) ve tutarlı bir 'opinio juris' (manevi unsur) ile desteklenerek genel bir uluslararası teâmül (yapılageliş) hukuku kuralına dönüşmüştür. Ancak Alfa Devleti, bu kuralın oluşum sürecinin en başından itibaren söz konusu yasağı tanımadığını tutarlı ve açık bir biçimde uluslararası platformlarda beyan etmeyi sürdürmüştür. İlerleyen yıllarda Beta Devleti, teâmül kuralı hâline gelen bu yasağın Alfa Devleti için de bağlayıcı olduğunu iddia etmiştir.

Uluslararası hukukun kaynaklarına ilişkin kurallar dikkate alındığında, bu olayla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi hukuken doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Söz konusu teâmül kuralı 'jus cogens' (emredici kural) mertebesine ulaşmadığı sürece, kuralın oluşumuna başından beri açıkça ve tutarlı şekilde karşı çıkan Alfa Devleti 'sürekli itirazcı' konumundadır ve kuraldan muaf tutulur.

Cevap

Alfa Devleti'nin 'sürekli itirazcı' (persistent objector) konumunda olduğunu ve kural 'jus cogens' niteliğinde değilse kuraldan muaf tutulacağını belirten seçenek doğrudur.
Doğru yanıt, Alfa Devleti'nin 'sürekli itirazcı' statüsünde olduğunu ve kuralın 'jus cogens' olmaması kaydıyla kuraldan muaf tutulacağını ifade eden seçenektir. Uluslararası hukukta bir teâmül kuralı oluşurken, oluşum sürecinin en başından itibaren bu kurala açık, tutarlı ve sürekli bir biçimde itiraz eden devletler 'sürekli itirazcı' (persistent objector) olarak kabul edilirler. Bu devletler, söz konusu teâmül kuralı uluslararası toplum tarafından bir emredici norm (jus cogens) olarak nitelendirilmediği müddetçe, bu kurala uymakla yükümlü tutulamazlar.

Adım Adım Çözüm

1
Olaydaki kuralın gelişim sürecini ve Alfa Devleti'nin baştan beri süregelen itirazlarını analiz etmek.
Belirli otonom silah sistemlerinin yasaklanmasının bir teâmül hukuku kuralı hâline geldiği, ancak Alfa Devleti'nin sürecin başından itibaren buna sürekli itiraz ettiği tespit edilir.
Teâmül kurallarının oluşumunda maddi (uygulama) ve manevi (opinio juris) unsurların gerçekleştiğini ve itirazın zamanlamasını belirlemek, hukuki statüyü anlamak için gereklidir.
2
Uluslararası hukukta 'sürekli itirazcı' (persistent objector) doktrininin şartlarını ve istisnalarını değerlendirmek.
Başından beri açık ve tutarlı şekilde itiraz eden devlet, teâmül kuralından muaf olur. Ancak bu kural bir jus cogens (emredici norm) karakteri kazanırsa, hiçbir devlet sürekli itirazcı kalkanının arkasına saklanamaz.
Teâmül kuralının bağlayıcılığının sınırlarını ve emredici kuralların (jus cogens) teâmül hukuku üzerindeki hiyerarşik üstünlüğünü saptamak için bu ayrım yapılmalıdır.
3
Seçenekler arasından sürekli itirazcı kuralını ve emredici norm istisnasını doğru bir şekilde yansıtan ifadeyi belirlemek.
Kural jus cogens niteliğine ulaşmadıkça Alfa Devleti'nin kuraldan muaf olacağını bildiren ifade tespit edilir.
Sorunun kökü uluslararası hukukun kaynakları bağlamında doğru hukuki nitelemeyi istemektedir.

Anahtar Kavram

Sürekli İtirazcı (Persistent Objector) Doktrini ve Jus Cogens İstisnası
Soru 264Soru

Uluslararası Adalet Divanı Statüsü'nün 38. maddesinde uluslararası hukukun asli kaynakları arasında teâmül (yapılageliş) hukuku da sayılmıştır. Bir kuralın uluslararası teâmül hukuku kuralı niteliği kazanabilmesi için devletlerin belirli bir davranışı sürekli ve istikrarlı bir şekilde tekrarlamaları olan 'maddi unsur' tek başına yeterli değildir.

Buna göre, devletlerin söz konusu istikrarlı uygulamayı bir hukuk kuralına uyma bilinci ve zorunluluğu ile gerçekleştirmelerini ifade eden teâmül hukukunun 'manevi (sübjektif) unsuru' aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Opinio juris (Hukuki zorunluluk inancı)

Cevap

Doğru yanıt, teâmül hukukunun manevi (sübjektif) unsuru olan ve 'hukuki zorunluluk inancı' anlamına gelen opinio juris seçeneğidir.
Uluslararası hukukta teâmül (yapılageliş) kurallarının oluşabilmesi için iki şart aranır: Devletlerin maddi ve istikrarlı bir uygulaması (maddi unsur) ile bu uygulamanın hukuken bağlayıcı olduğu yönündeki psikolojik inanç (manevi/sübjektif unsur). Bu manevi unsur literatürde 'opinio juris sive necessitatis' veya kısaca 'opinio juris' olarak adlandırılır. Doğru cevap bu kavramı içermektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki temel kavramları analiz et
Soruda teâmül hukukunun kurucu unsurları ele alınmakta ve maddi unsur olan 'devlet uygulaması' dışındaki diğer kurucu unsur olan 'manevi unsur' sorulmaktadır.
Teâmül (yapılageliş) kuralları ancak maddi ve manevi iki unsurun bir araya gelmesiyle oluşur.
2
Seçeneklerdeki uluslararası hukuk terimlerinin tanımlarını değerlendir
Seçenekler arasında devletlerin bir uygulamayı hukuki bir gereklilik olduğu inancıyla yapmasını tanımlayan kavramın 'opinio juris sive necessitatis' olduğu tespit edilir.
Uluslararası hukuk teorisinde devlet pratiğinin sıradan bir alışkanlık (nezaket kuralı) olmaktan çıkıp bağlayıcı bir teâmül kuralına dönüşmesi için bu inancın varlığı şarttır.

Anahtar Kavram

Teâmül Hukukunun Kurucu Unsurları (Maddi ve Manevi Unsur)
Soru 265Soru

Uluslararası hukukta normlar hiyerarşisi, iç hukuktaki gibi katı ve dikey bir piramit yapısına sahip olmamakla birlikte, doktrin ve uluslararası sözleşmelerle çerçevesi çizilmiş belirli üstünlük kuralları barındırır.

Bu kapsamda, uluslararası hukuk kuralları arasındaki hiyerarşik ilişkilere dair aşağıdaki ifadelerden hangileri doğrudur?

I. Birleşmiş Milletler (BM) üyesi devletlerin BM Şartı'ndan doğan yükümlülükleri ile diğer herhangi bir uluslararası antlaşmadan doğan yükümlülükleri çatıştığında, kural olarak BM Şartı'ndan doğan yükümlülükler öncelik taşır.
II. Uluslararası Adalet Divanı Statüsü'nün 38. maddesinde sayılan asli kaynaklar olan uluslararası antlaşmalar ve teamül hukuku arasında mutlak bir hiyerarşi bulunmadığından, olası bir çatışmada *lex posterior* (sonraki kural) veya *lex specialis* (özel kural) gibi genel hukuk ilkeleri uygulanır.
III. BM Güvenlik Konseyi'nin uluslararası barış ve güvenliği korumak amacıyla Şart'ın 7. Bölümü kapsamında aldığı bağlayıcı kararlar, uluslararası hukukun emredici kurallarına (jus cogens) aykırı hükümler içerse dahi BM Şartı'nın üstünlüğü ilkesi gereği hukuken geçerliliğini korur.
IV. 1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'ne göre, yeni bir emredici kuralın (jus cogens) sonradan ortaya çıkması durumunda, bu kurala aykırı olan mevcut antlaşmalar baştan itibaren (ab initio) mutlak butlanla sakat kabul edilerek geçmişe dönük tüm hukuki sonuçları silinir.

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: I ve II

Cevap

Sadece I ve II numaralı ifadeler uluslararası hukuk kuralları arasındaki hiyerarşik ilişkiyi doğru yansıtmaktadır.
I ve II numaralı önermeler uluslararası hukukun güncel doktrinine ve uygulanış biçimine uygundur. BM Şartı madde 103, Şart'tan kaynaklanan yükümlülüklere diğer antlaşmalara karşı üstünlük tanır. Ayrıca UAD Statüsü 38. maddesindeki asli kaynaklar arasında dikey bir normatif hiyerarşi bulunmadığı için çatışmalar hukuk mantığı kurallarıyla (lex specialis vb.) aşılır. Bu nedenle sadece bu iki önermeyi içeren seçenek doğrudur.

Adım Adım Çözüm

1
I. önermenin hukuki dayanağını değerlendir.
I. önerme doğrudur.
Birleşmiş Milletler Şartı Madde 103 uyarınca, üyelerin BM Şartı'ndan doğan yükümlülükleri diğer tüm antlaşma yükümlülüklerinden üstündür.
2
II. önermenin doğruluğunu asli kaynaklar bağlamında incele.
II. önerme doğrudur.
Uluslararası hukukta asli kaynaklar (antlaşma, teamül, hukukun genel ilkeleri) arasında dikey bir hiyerarşi yoktur. Çatışma lex posterior (sonraki kanun) ve lex specialis (özel kanun) kurallarıyla çözülür.
3
III. önermede BMGK yetkileri ile jus cogens ilişkisini kıyasla.
III. önerme yanlıştır.
Jus cogens normlar, uluslararası hukukun en üstünde yer alır. BM Güvenlik Konseyi'nin 7. Bölüm kararları dahi jus cogens normlara (örneğin soykırım yasağına) aykırı olamaz; aykırı karar ultra vires (yetki aşımı) olup geçersizdir.
4
IV. önermede Viyana Sözleşmesi madde 53 ile madde 64 ayrımlarını kontrol et.
IV. önerme yanlıştır.
1969 Viyana Sözleşmesi madde 64'e göre, YENİ ortaya çıkan bir jus cogens kuralıyla çatışan mevcut antlaşma 'baştan itibaren (ab initio)' batıl olmaz; geçerliliğini yitirir ve ileriye etkili (ex nunc) olarak sona erer. Ab initio mutlak butlan, antlaşma yapıldığında zaten var olan bir jus cogens kuralına aykırılık halinde (Madde 53) söz konusudur.

Anahtar Kavram

Uluslararası Hukukta Normlar Hiyerarşisi ve Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi Çerçevesinde Jus Cogens'in Etkileri
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 266Soru

Teta ve Delta devletleri, karşılıklı sınır güvenliğini ve birtakım ekonomik imtiyazları düzenleyen kapsamlı bir antlaşma akdetmişlerdir. Antlaşmanın yürürlüğe girmesinden bir süre sonra Teta devleti, antlaşmanın hukuken geçersiz olduğunu ileri sürerek yükümlülüklerini yerine getirmeyeceğini açıklamıştır. Teta devleti bu iddiasını üç farklı gerekçeye dayandırmıştır:

I. Antlaşmayı imzalayan kendi tam yetkili temsilcisinin, iç hukuk talimatlarıyla sınırlandırılmış yetkisini aşmış olması,
II. Antlaşma onaylanırken Teta devletinin anayasasında öngörülen parlamentonun uygun bulma şartının ihlal edilmiş olması,
III. Antlaşmanın ekonomik imtiyazlar sağlayan bir maddesinin, antlaşmanın yapıldığı tarihte var olan ve uluslararası toplumun bütünü tarafından kabul gören bir emredici kuralla (jus cogens) açıkça çelişmesi.

Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin kuralları dikkate alındığında, bu antlaşmanın hukuki durumuyla ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Antlaşma, yapıldığı sırada mevcut olan bir emredici kuralla çatıştığı için bütünüyle kesin hükümsüzdür (mutlak butlan); iç hukuk ihlali ve yetki aşımı iddialarının incelenmesine gerek kalmaksızın sözleşmenin bölünebilirlik ilkesinden yararlanması mümkün değildir.

Cevap

Antlaşma, yapıldığı sırada mevcut olan bir emredici kuralla çatıştığı için bütünüyle kesin hükümsüzdür (mutlak butlan); iç hukuk ihlali ve yetki aşımı iddialarının incelenmesine gerek kalmaksızın sözleşmenin bölünebilirlik ilkesinden yararlanması mümkün değildir.
Doğru seçenek, jus cogens (emredici kural) ihlalinin hukuki sonucunu en doğru şekilde yansıtmaktadır. Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 53. maddesine göre, yapıldığı sırada mevcut bir emredici kuralla çatışan her antlaşma mutlak butlanla batıldır. Sözleşme'nin 44. maddesinin 5. fıkrası, bu durumda antlaşmanın bölünebilirlik (separability) ilkesinden yararlanamayacağını, yani çatışan maddenin metinden çıkarılarak geri kalan kısımların yürürlükte tutulamayacağını emreder. Antlaşma bütünüyle kesin hükümsüz hale geldiği için, Teta devletinin ileri sürdüğü diğer nispi butlan sebeplerinin (yetki aşımı ve iç hukuk usulü ihlalleri) şartlarının oluşup oluşmadığının incelenmesine gerek kalmamıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Teta devletinin geçersizlik iddialarının hukuki niteliğini Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'ne göre sınıflandır.
Yetki aşımı (Madde 47) ve iç hukuk ihlali (Madde 46) nispi butlan halleridir. Jus cogens ihlali (Madde 53) ise mutlak butlan halidir.
Geçersizlik rejimlerinin sonuçları ve uygulanabilirlikleri birbirinden farklıdır.
2
Jus cogens (emredici kural) ihlalinin antlaşmanın bütününe etkisini değerlendir.
Sözleşmenin 53. maddesine göre antlaşma yapıldığı anda mevcut bir jus cogens ile çatışıyorsa antlaşma baştan itibaren bütünüyle yok hükmündedir (mutlak butlan).
Emredici kurallar uluslararası kamu düzenini koruduğu için en ağır yaptırıma tabidir.
3
Antlaşmanın sadece bir maddesinin ihlal yaratması durumunda bölünebilirlik (separability) ilkesinin uygulanıp uygulanamayacağını tespit et.
Sözleşmenin 44. maddesinin 5. fıkrasına göre, Madde 53 kapsamındaki mutlak butlan hallerinde antlaşma hükümlerinin birbirinden ayrılmasına (bölünebilirliğe) kesinlikle izin verilmez.
Jus cogens ihlali antlaşmanın tamamını sakatlar.
4
Diğer iddiaların (iç hukuk ihlali ve yetki aşımı) değerlendirilmesine gerek olup olmadığını belirle.
Antlaşma emredici kurala aykırılık nedeniyle bütünüyle kesin hükümsüz olduğundan, diğer nispi butlan iddialarının şartlarının (karşı tarafa bildirim, ihlalin barizliği vb.) incelenmesine hukuken gerek kalmamıştır.
Mutlak butlan, diğer tüm nispi sakatlıkları bertaraf eden ve antlaşmayı tamamen ortadan kaldıran üstün bir geçersizlik nedenidir.

Anahtar Kavram

Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nde Mutlak Butlan ve Bölünebilirlik Yasağı (Madde 53 ve Madde 44/5)
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 267Soru

Birleşmiş Milletler himayesinde hazırlanan ve çevre kirliliğini önlemeyi amaçlayan çok taraflı bir uluslararası sözleşme, düzenlenen diplomatik konferansta kabul edildikten sonra Zinova ülkesinin tam yetkili temsilcisi tarafından imzalanmıştır.

Zinova ülkesinin iç hukuk düzenlemelerine göre, bu nitelikteki sözleşmelerin uluslararası alanda tam anlamıyla bağlayıcılık kazanması için yetkili organlarca onaylanması (ratifikasyon) gerekmektedir. Ancak onay süreci henüz tamamlanmamış ve antlaşma Zinova açısından yürürlüğe girmemişken, ilgili hükümetin sözleşmenin temel koruma hedeflerini açıkça ihlal eden ve sözleşmenin amacını zedeleyecek nitelikte yeni bir ağır sanayi politikası başlattığı tespit edilmiştir.

Uluslararası antlaşmalar hukuku kuralları dikkate alındığında, Zinova ülkesinin hukuki durumuyla ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Zinova ülkesi antlaşmayı henüz onaylamamış olsa da, imza işlemiyle birlikte antlaşmanın konu ve amacını ortadan kaldıracak fiillerden kaçınma yükümlülüğü altına girmiştir.

Cevap

Zinova ülkesi antlaşmayı henüz onaylamamış olsa da, imza işlemiyle birlikte antlaşmanın konu ve amacını ortadan kaldıracak fiillerden kaçınma yükümlülüğü altına girmiştir.
Uluslararası antlaşmalar hukukunun temel metni olan Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi uyarınca, bir devlet bir antlaşmayı onaylama, kabul etme veya uygun bulma şartıyla imzaladığında, henüz antlaşmaya resmen taraf olmamış olsa dahi iyi niyet (bona fides) ilkesi gereği antlaşmanın konu ve amacını ortadan kaldıracak fiillerden kaçınmakla yükümlüdür. Olayda Zinova ülkesi sözleşmeyi onaylamamış ve antlaşma yürürlüğe girmemiş olsa da, attığı imza nedeniyle sözleşmenin ruhunu ve temel hedeflerini zedeleyici nitelikteki politikalardan kaçınma negatif yükümlülüğü altındadır.

Adım Adım Çözüm

1
Olaydaki devletin uluslararası antlaşma yapma sürecindeki aşamasını tespit etme
Devlet, sözleşme metnini imzalamış fakat kendi iç hukukundaki onay (ratifikasyon) sürecini henüz tamamlamamıştır.
Uluslararası antlaşmalar hukukunda 'imza' ile 'onay' aşamaları devletler için farklı hukuki sonuçlar ve yükümlülük düzeyleri doğurur.
2
Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 18. maddesinde düzenlenen kuralı olaya uygulama
Onaylama şartıyla atılan imza, devlete antlaşmayı doğrudan uygulama zorunluluğu getirmese de, iyi niyet ilkesi gereği sözleşmenin konu ve amacını boşa çıkaracak eylemlerden kaçınma borcu yükler.
Antlaşmaya taraf olma niyetini gösteren devletin, antlaşma yürürlüğe girene kadar diğer tarafların güvenini sarsacak kötü niyetli adımlar atmasını engellemek uluslararası hukukun temel prensibidir.

Anahtar Kavram

Antlaşmaların Onaylanması Öncesi Yükümlülükler (Bona Fides ve Amacı Boşa Çıkarmama Yükümlülüğü)
Soru 268Soru

Gelişmekte olan komşu iki kıyı devleti, deniz ulaşımında ortak güvenliklerini sağlamak ve nakliye maliyetlerini düşürmek amacıyla ikili bir antlaşma akdetmişlerdir. Bu antlaşmanın gizli bir ek protokolünde, belirli uluslararası sularda seyreden ve kendilerine rakip gördükleri üçüncü devletlere ait sivil gemilere yönelik korsanlık faaliyetlerine göz yumulacağı ve elde edilen malların iki devlet arasında paylaşılacağı açıkça düzenlenmiştir.

1969 kabul tarihli Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 53. ve 64. maddelerinde düzenlenen normlar hiyerarşisi ve emredici kurallar (jus cogens) rejimi dikkate alındığında, bahsi geçen gizli protokolün hukuki statüsü hakkında aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Uluslararası hukukun emredici bir normuna açıkça aykırı olduğu için, protokol akdedildiği tarihten itibaren mutlak butlanla sakattır.

Cevap

Uluslararası hukukun emredici bir normuna açıkça aykırı olduğu için, protokol akdedildiği tarihten itibaren mutlak butlanla sakattır.
1969 kabul tarihli Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 53. maddesine göre, yapıldığı sırada uluslararası hukukun emredici bir normuyla (jus cogens) çatışan her antlaşma batıldır. Korsanlık yasağı, uluslararası toplumun bütününün hiçbir surette sapılamayacak bir kural olarak kabul ettiği kesin bir emredici normdur. Bu tür bir norma açıkça aykırı hükümler içeren antlaşmalar, tarafların iradesine bakılmaksızın yapıldığı ilk andan itibaren mutlak butlanla sakattır (void ab initio).

Adım Adım Çözüm

1
Gizli protokolün içeriğindeki eylemin hukuki niteliğini tespit etmek.
Protokolde yer alan 'korsanlık faaliyetlerine göz yumma ve ganimet paylaşma' eylemi uluslararası hukukun kesin bir emredici kuralını (jus cogens) ihlal etmektedir.
Uluslararası hukukta korsanlık, kölelik, soykırım ve işkence yasağı gibi kurallar hiçbir surette sapılamayacak jus cogens normlarıdır.
2
1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi bağlamında jus cogens ihlalinin sonucunu belirlemek.
Sözleşmenin 53. maddesine göre, yapıldığı sırada jus cogens bir kuralla çatışan antlaşmalar mutlak butlan (baştan itibaren kesin hükümsüzlük) yaptırımına tabidir.
Emredici kurallar, uluslararası toplumun ortak menfaatini koruduğundan devletlerin kendi aralarındaki rızayla dahi bu kuralların dışına çıkılamaz.
3
Doğru seçeneği belirlemek.
Protokolün akdedildiği tarihten itibaren mutlak butlanla sakat olduğunu belirten seçenek doğru cevaptır.
Antlaşma, hukuka aykırı olduğu için doğduğu andan itibaren ölüdür ve hiçbir hukuki sonuç doğurmaz.

Anahtar Kavram

Jus cogens (emredici norm) kurallarına aykırı antlaşmaların Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi Madde 53 uyarınca baştan itibaren kesin hükümsüz (mutlak butlan) olması.
Soru 269Soru

Kuzey ve Güney devletleri, iki ülkenin sınırını aşarak denize dökülen bir nehrin sularının kullanımı ve korunmasına dair kapsamlı bir antlaşma metnini müzakere etmiş ve metin, her iki devletin tam yetkili temsilcileri tarafından imzalanmıştır. Ancak Kuzey Devleti, kendi anayasası gereği mecliste yapılması gereken "onaylama" işlemini henüz tamamlamadan, nehrin kendi ülkesinde kalan bölümüne devasa bir baraj inşa ederek suyun Güney Devleti'ne geçişini tamamen kesmiş ve antlaşmanın temel amacını fiilen ortadan kaldırmıştır. Güney Devleti, bu ihlali uluslararası bir hakemlik (tahkim) mahkemesine taşımıştır.

Kuzey Devleti mahkemedeki savunmasında; antlaşmayı henüz iç hukukunda onaylamadığı için herhangi bir uluslararası yükümlülük altında olmadığını, ayrıca tanınmış uluslararası hukuk akademisyenlerinin (öğreti/doktrin) eserlerinde "devletin kendi topraklarındaki suları kesme hakkı olduğunun" yazıldığını ve bu bilimsel görüşlerin antlaşmalardan daha üstün asli bir hukuk kaynağı olduğunu iddia etmiştir.

Mahkemenin yaptığı esastan incelemede ise, antlaşmanın gizli bir ek protokolünde bölgedeki belirli bir azınlık grubunun temel insan haklarına aykırı olarak zorla köleleştirilerek baraj inşaatında çalıştırılmasını öngören ve uluslararası toplumun bütünü tarafından kabul edilen emredici kurallara (jus cogens) açıkça aykırı hükümler bulunduğu tespit edilmiştir.

Uluslararası antlaşmalar hukuku kuralları ve uluslararası hukukun genel ilkeleri dikkate alındığında, bu olayla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Temsilcilerin metni imzalaması antlaşmayı tam anlamıyla bağlayıcı kılıp yürürlüğe sokmasa da, onay aşamasına kadar devletin antlaşmanın konu ve amacını boşa çıkaracak fiillerden kaçınma yükümlülüğünü başlatır; ancak antlaşmanın emredici kurallara aykırı hükümler içermesi, onun en başından itibaren mutlak butlanla kesin hükümsüz olmasına yol açar.

Cevap

Doğru yanıt, imzanın antlaşmanın konu ve amacını ortadan kaldıracak eylemlerden kaçınma yükümlülüğü doğurduğunu, ancak emredici kurallara aykırılığın antlaşmayı en başından itibaren mutlak butlanla hükümsüz kıldığını ifade eden seçenektir.
1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 18. maddesi, bir antlaşmayı onaylamak üzere imzalayan devletin, antlaşma yürürlüğe girene kadar onun konu ve amacını ortadan kaldıracak fiillerden kaçınmasını emreder. Ancak olayda olduğu gibi, antlaşmanın temel bir insan hakkı olan kölelik yasağı gibi bir emredici kurala (jus cogens) açıkça aykırı olması, Viyana Sözleşmesi'nin 53. maddesi uyarınca antlaşmayı başından itibaren batıl (mutlak butlan) kılar. Bu iki kuralı doğru bir şekilde sentezleyen tek seçenek budur.

Adım Adım Çözüm

1
Olaydaki 'imza' işleminin hukuki niteliğinin ve sonuçlarının değerlendirilmesi.
1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi Madde 18 uyarınca; bir devlet antlaşmayı imzaladığında, onaylama gerçekleşip antlaşma yürürlüğe girene kadar iyi niyet kuralları gereği antlaşmanın konu ve amacını boşa çıkaracak fiillerden kaçınmakla yükümlüdür. Kuzey Devleti'nin baraj inşası bu yükümlülüğün açık ihlalidir.
Uluslararası hukukta imzanın bağlayıcılık seviyesini ve onaylama öncesi ara dönemin hukuki rejimini tespit etmek için.
2
Antlaşmadaki 'köleleştirme' (insan hakları ihlali) hükmünün antlaşmanın geçerliliğine etkisinin incelenmesi.
Kölelik yasağı, uluslararası hukukun en temel emredici kurallarından (jus cogens) biridir. Viyana Sözleşmesi Madde 53'e göre yapıldığı sırada jus cogens bir kural ile çatışan antlaşmalar mutlak butlan ile kesin hükümsüzdür (batıldır).
Emredici kuralların ihlalinin yaptırımını (mutlak butlan) ve bu durumun antlaşmanın tamamına olan etkisini anlamak için.
3
Kuzey Devleti'nin 'doktrin' (öğreti) argümanının kaynaklar hiyerarşisindeki yerinin analizi.
Uluslararası Adalet Divanı Statüsü Madde 38'de sayılan doktrin ve yargı kararları asli değil, yardımcı kaynaklardır. Antlaşmalara veya teamüle üstünlükleri söz konusu olamaz.
Hukukun kaynakları arasındaki hiyerarşiye dair yanlış iddiaları (yardımcı kaynağı asli kaynak sayma hatasını) çürütmek için.
4
Hakemlik (tahkim) kararlarının niteliği ile uluslararası nehirlerin rejiminin kontrolü.
Tahkim kararları taraflar için bağlayıcıdır (tavsiye değildir). Sınır aşan nehirlerde ise devletlerin mutlak egemenliği değil, hakça ve makul kullanım ilkesi geçerlidir.
Soru içerisindeki diğer hukuki olguların (uyuşmazlık çözümü ve devletin alanları) geçerliliğini doğrulamak için.

Anahtar Kavram

Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi (1969) Kapsamında İmzanın Sonuçları ve Jus Cogens Etkisi
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 270Soru

Kıta sahanlığı sınırlandırması konusunda denize kıyısı olan devletlerin çok büyük bir kısmı uzun yıllardır belirli bir yöntemi istikrarlı şekilde kullanmakta (devlet uygulaması) ve bu uygulamanın hukuken zorunlu olduğu inancıyla (opinio juris) hareket etmektedir. Ancak, bağımsızlığını yakın zamanda kazanan Omega Cumhuriyeti, kuralın oluşum sürecinde yer almadığı gerekçesiyle bu uygulamayla bağlı olmadığını ileri sürmektedir. Öte yandan, kuralın oluşum sürecinin en başından itibaren bu yönteme açıkça karşı çıkan ve kendi uygulamasını ısrarla farklı yönde geliştiren Delta Devleti de bu kuralın kendisine uygulanamayacağını iddia etmektedir.

Uluslararası hukukun asli kaynakları dikkate alındığında, ortaya çıkan bu kuralın niteliği ve devletleri bağlayıcılığı hakkında aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Delta Devleti, kuralın gelişim sürecinin başından beri itirazını istikrarlı bir şekilde sürdürdüğü için bu kuraldan muaf tutulurken; Omega Cumhuriyeti uluslararası topluma katıldığı andan itibaren halihazırda var olan bu bağlayıcı kurala uymakla yükümlü hale gelir.

Cevap

Delta Devleti kurala başından beri itiraz eden bir sürekli itirazcı olduğundan kuraldan muaf olurken, yeni kurulan Omega Cumhuriyeti mevcut genel kurallarla otomatik olarak bağlanır.
Doğru olan seçenek, uluslararası yapılageliş hukukunun temel ilkelerinden olan sürekli itirazcı müessesesi ile yeni kurulan devletlerin hukuki sorumluluğunu eksiksiz açıklamaktadır. Bir kuralın oluşum aşamasından itibaren ona istikrarlı bir şekilde karşı çıkan devletler bu kuralla bağlı tutulmazken (Delta Devleti), uluslararası topluma yeni katılan devletler, kuruluşlarından önce oluşmuş ve tamamlanmış yapılageliş kurallarıyla otomatik olarak bağlı hale gelirler (Omega Cumhuriyeti).

Adım Adım Çözüm

1
Uyuşmazlık konusu kuralın hukuki niteliğinin saptanması.
Belirtilen kural, devlet uygulaması (maddi unsur) ve hukuki zorunluluk inancı (manevi unsur - opinio juris) ile meydana geldiği için bir uluslararası yapılageliş (teâmül) kuralıdır.
Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle ihlal edildiği iddia edilen veya bağlayıcılığı tartışılan kuralın hangi asli kaynaktan doğduğunun tespit edilmesi zorunludur.
2
Bağımsızlığını yeni kazanan Omega Cumhuriyeti'nin durumunun genel hukuk ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmesi.
Yeni kurulan devletler, bağımsızlıklarını kazandıkları anda uluslararası hukukun halihazırda yürürlükte olan genel yapılageliş kurallarıyla zımni olarak bağlanmış kabul edilirler.
Uluslararası hukuk düzeninin yeknesaklığı, istikrarı ve devamlılığı, uluslararası topluma katılan her yeni süjenin genel geçer kurallara doğrudan uymasını gerekli kılar.
3
Delta Devleti'nin durumunun 'sürekli itirazcı' kavramı ışığında incelenmesi.
Kuralın daha oluşum aşamasından itibaren istikrarlı, açık ve sürekli bir şekilde itiraz eden Delta Devleti bağlayıcılık kapsamı dışında kalır.
Uluslararası hukukta devletlerin egemen eşitliği ilkesi gereği, bir yapılageliş kuralının gelişimine en başından beri tutarlı şekilde karşı çıkan devletler o kuralın onlara karşı ileri sürülmesini engelleyebilir.

Anahtar Kavram

Uluslararası Teâmül (Yapılageliş) Hukukunun Unsurları ve Sürekli İtirazcı (Persistent Objector) İlkesi
Soru 271Soru

Uluslararası hukukta kuralların tespit edilmesi ve uygulanması sürecinde Uluslararası Adalet Divanı (UAD) Statüsü'nün 38. maddesinde belirtilen çeşitli kaynaklara başvurulmaktadır. Bu kapsamda yetkin hukukçuların eserlerini ifade eden 'doktrin' (öğreti) kavramının uluslararası hukuktaki niteliği ve işlevi ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yeni bir hukuk kuralı yaratma yetkisi olmayan, yalnızca mevcut hukuk kurallarının tespitinde ve yorumlanmasında yararlanılan yardımcı bir kaynaktır.

Cevap

Doktrin, yeni bir hukuk kuralı yaratma gücü bulunmayan, sadece mevcut kuralların tespitinde ve yorumlanmasında kullanılan yardımcı bir kaynaktır.
Doğru seçenek, doktrinin hukuki statüsünü tam ve eksiksiz olarak yansıtmaktadır. Uluslararası Adalet Divanı Statüsü'nün 38/1-d maddesine göre 'en yetkin kamu hukukçularının öğretileri' (doktrin), hukuk kurallarının belirlenmesinde başvurulan yardımcı bir araçtır. Doktrin, kendiliğinden bağlayıcı bir kural yaratamaz, yalnızca var olan antlaşma veya teamül kurallarının varlığını kanıtlamak veya anlamını yorumlamak amacıyla kullanılır.

Adım Adım Çözüm

1
Uluslararası Adalet Divanı Statüsü'nün 38. maddesindeki kaynakların tasnifini hatırlamak.
Madde 38'de kaynaklar asli (antlaşmalar, teamül, hukukun genel ilkeleri) ve yardımcı (yargı kararları ve doktrin/öğreti) olarak ikiye ayrılır.
Uluslararası hukukta hangi kaynağın doğrudan kural koyucu, hangisinin sadece yorumlayıcı olduğunu belirlemek için bu tasnif şarttır.
2
Yardımcı kaynakların temel özelliğini değerlendirmek.
Yardımcı kaynaklar, tek başlarına bağlayıcı bir hak veya yükümlülük doğurmazlar. Sadece asli kaynaklardaki kuralların ne anlama geldiğini veya var olup olmadığını saptamak için kullanılırlar.
Doktrinin (yetkin yazarların eserlerinin) doğrudan devleti bağlamadığını anlamak için gereklidir.
3
Seçenekleri bu hukuki bilgi ışığında elemek.
Doktrinin asli kaynak olduğunu, bağlayıcı olduğunu, jus cogens temeli olduğunu veya hakkaniyet yerine geçtiğini savunan seçenekler elenir. Yardımcı kaynak olduğunu belirten ifade doğru kabul edilir.
Doğru seçeneğe ulaşmak için en temel kavramsal özellikleri eşleştirmek gerekir.

Anahtar Kavram

Doktrinin (Öğretinin) Yardımcı Kaynak Niteliği
Soru 272Soru

A ve B devletlerinin temsilcileri, sınır güvenliği ve askeri işbirliği konularını kapsayan bir antlaşma metnini imzalamışlardır. Metinde, antlaşmanın her iki devletin parlamentosunda onaylanmasının (ratifikasyon) ardından yürürlüğe gireceği düzenlenmiştir. Onay süreci tamamlanmadan önce B devleti, antlaşmada yer alan ve "henüz gerçekleşmemiş muhtemel tehditlere karşı diğer devletin ülkesinde önleyici askeri operasyon yapma" yetkisi veren gizli bir maddeye dayanarak harekete geçmek istemiştir. A devleti ise antlaşmanın henüz onaylanmadığını, kendi temsilcisinin yetkisini aşarak (ultra vires) imza attığını ve kuvvet kullanma yasağını ihlal eden bu hükmün antlaşmayı geçersiz kıldığını ileri sürmüştür. B devleti iddialara karşı çıkarken, Uluslararası Adalet Divanının (UAD) eski tarihli bir kararını uyuşmazlığın çözümü için doğrudan bağlayıcı ve asli bir kaynak olarak emsal göstermiştir.

1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi ve uluslararası hukukun genel ilkeleri çerçevesinde, bu olaydaki iddialara ilişkin aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Antlaşma onaylanmadığı için henüz bağlayıcılık kazanmamış olsa bile, kuvvet kullanma yasağı gibi emredici bir kuralı (jus cogens) ihlal eden hükümler içerdiğinden yapıldığı andan itibaren mutlak butlanla batıldır.

Cevap

Doğru yanıt, kuvvet kullanma yasağı gibi bir jus cogens (emredici kural) ihlalini içeren antlaşmaların, henüz onaylanmamış olsalar dahi yapıldığı andan itibaren mutlak butlanla batıl olduğunu ifade eden seçenektir.
1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 53. maddesine göre, yapıldığı sırada uluslararası genel hukukun emredici bir kuralı (jus cogens) ile çatışan her antlaşma mutlak butlanla batıldır. Kuvvet kullanma yasağı, uluslararası hukukun en temel jus cogens kurallarından biridir. Olaydaki antlaşmanın henüz parlamentolar tarafından onaylanmamış (ratifikasyon sürecinin tamamlanmamış) olması, onun bu geçersizlik denetiminden muaf tutulacağı anlamına gelmez. Emredici kurala aykırı olan antlaşmalar, tarafların iradesinden veya yürürlük aşamasından bağımsız olarak baştan itibaren (ab initio) geçersizdir.

Adım Adım Çözüm

1
Olaydaki uyuşmazlığın temel hukuki dayanaklarını incelemek.
B devletinin antlaşmaya dayanarak önleyici müdahale iddiasında bulunduğu, A devletinin ise imzanın bağlayıcı olmadığını, temsilcinin yetkisini aştığını ve kuvvet kullanma yasağı ihlali olduğunu belirttiği görülür.
Her bir devletin ileri sürdüğü argümanların uluslararası hukuk kuralları karşısındaki geçerliliğini tek tek analiz etmek için olay tespiti yapılmalıdır.
2
Jus cogens kuralları ve mutlak butlan ilişkisini 1969 Viyana Sözleşmesi çerçevesinde değerlendirmek.
Kuvvet kullanma yasağı bir jus cogens kuralıdır. VCLT Madde 53'e göre bu kurala aykırı her antlaşma yapıldığı andan itibaren batıldır (mutlak butlan).
Antlaşmanın onaylanmamış olmasının, emredici kurallara aykırılık durumunda geçersizlik (butlan) yaptırımının doğmasına engel olup olmadığını belirlemek gerekir.
3
Seçeneklerdeki diğer hukuki argümanların (önleyici meşru müdafaa, UAD kararlarının niteliği, ultra vires isnadiyet) doğruluğunu sınamak.
Önleyici meşru müdafaanın mutlak bir hak olmadığı, UAD kararlarının yardımcı kaynak olduğu ve ultra vires fiillerin devlete isnat edilebileceği tespit edilir.
Yanlış seçeneklerdeki çeldirici ifadelerin hangi temel uluslararası hukuk prensiplerini ihlal ettiğini göstererek doğru seçeneği kesinleştirmek için bu eleme yapılmalıdır.

Anahtar Kavram

Antlaşmaların Geçersizliği (Mutlak Butlan) ve Jus Cogens
Soru 273Soru

Egemen devletler olan K ve L, sınır aşan bir yeraltı tatlı su rezervinin ortak kullanımı ve yönetimi konusunda tam yetkili temsilcileri vasıtasıyla bir antlaşma akdetmişlerdir. Ancak hazırlanan bu antlaşma metninde, uluslararası toplumun bütünü tarafından kabul edilen ve hiçbir surette sapılmasına müsaade edilmeyen emredici bir uluslararası hukuk kuralına (jus cogens) açıkça aykırı düzenlemeler yer almaktadır. Diğer taraftan, K devleti adına antlaşmayı imzalayan temsilci, bu işlem sırasında kendi iç hukukunun bu konuda kendisine tanıdığı yetki sınırlarını açıkça aşarak (ultra vires) rıza beyanında bulunmuştur.

Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi hükümleri dikkate alındığında, bu antlaşmanın hukuki durumu hakkında aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Antlaşma, emredici kurala (jus cogens) aykırı olduğu için baştan itibaren (ab initio) mutlak butlan ile batıldır ve temsilcinin yetkisini aşmış olması bu mutlak geçersizlik halini etkilemez.

Cevap

Doğru seçenek, antlaşmanın emredici kurala (jus cogens) aykırı olduğu için baştan itibaren (ab initio) mutlak butlan ile batıl olduğunu ve temsilcinin yetkisini aşmış olmasının bu durumu değiştirmeyeceğini belirten seçenektir.
Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 53. maddesi uyarınca, akdedildiği sırada genel uluslararası hukukun emredici bir kuralı (jus cogens) ile çatışan her antlaşma mutlak olarak batıldır. Bu durum, antlaşmanın baştan itibaren (ab initio) hukuki sonuç doğurmasını engeller. Olaydaki temsilcinin yetkisini aşmış olması (ultra vires), en fazla bir nisbi butlan nedeni olabilecekken, ortada jus cogens ihlali gibi bir mutlak butlan sebebi varken antlaşmanın akıbetini değiştirecek bir unsur değildir; antlaşma kesin olarak geçersizdir.

Adım Adım Çözüm

1
Antlaşmanın içeriğindeki hukuka aykırılıkların türünü ve derecesini analiz et.
Antlaşmada iki tür sorun vardır: 1) Jus cogens (emredici kural) ihlali, 2) Temsilcinin yetki aşımı (ultra vires).
Uluslararası antlaşmalar hukukunda sakatlık hallerinin sonuçları (mutlak butlan ve nisbi butlan) farklılık gösterir.
2
Jus cogens ihlalinin Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'ndeki yaptırımını belirle.
VCLT Madde 53'e göre, emredici normlara aykırı antlaşmalar baştan itibaren geçersizdir (mutlak butlan/ab initio).
Emredici kurallar normlar hiyerarşisinin zirvesindedir ve bunlara aykırılık en ağır yaptırıma tabidir.
3
Temsilcinin yetki aşımının (ultra vires) hukuki niteliğini değerlendir.
Yetki aşımı, kural olarak devlete isnat edilebilir bir fiildir ve antlaşmalar hukukunda yalnızca belirli şartlarda nisbi butlan (iptal edilebilirlik) nedeni olabilir.
Mutlak butlan sebebinin varlığı karşısında, daha hafif bir sakatlık hali olan yetki aşımının antlaşmanın zaten batıl olan statüsünü değiştirmesi mümkün değildir.

Anahtar Kavram

Uluslararası antlaşmalarda mutlak butlan ve emredici kurallar (Jus Cogens)
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 274Soru

X Devleti'nin Dışişleri Bakanı, uluslararası bir kriz sırasında düzenlediği resmi basın toplantısında, Y Devleti ile aralarındaki deniz yetki alanları uyuşmazlığı esastan çözülene kadar tartışmalı bölgede hiçbir sismik araştırma faaliyetinde bulunmayacaklarını kamuoyuna açıkça beyan etmiştir. Ancak bir süre sonra X Devleti'nde yaşanan anayasa dışı hükümet değişikliğinin ardından başa geçen yeni yönetim; bu beyanın bir antlaşma metnine dayanmadığını, parlamentoda onaylanmadığını ve diğer devletler tarafından bir kabul iradesiyle karşılanmadığını ileri sürerek bölgede arama faaliyetlerine başlamıştır.

Uluslararası Adalet Divanı kararlarında yerleşmiş olan 'tek taraflı işlemler' hukuku dikkate alındığında, X Devleti'nin önceki beyanı ve yeni yönetimin argümanları hakkında aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi uluslararası hukuk açısından isabetlidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: X Devleti yetkili bir organı aracılığıyla muhataplarına açıkça 'hukuki sonuç doğurma' kastıyla bir irade beyanında bulunduğu için, bu taahhüt bir karşı edim veya kabul gerekmeksizin devleti bağlar.

Cevap

Doğru cevap, X Devleti'nin açıkça hukuki sonuç doğurma kastıyla yaptığı irade beyanının, bir karşı edime veya kabule ihtiyaç duymadan devleti uluslararası hukukta doğrudan bağladığını belirten seçenektir.
Uluslararası Adalet Divanı kararlarında açıkça ortaya konulduğu üzere; devlet adına beyanda bulunmaya yetkili kişilerin (Dışişleri Bakanı, Devlet Başkanı gibi) kamuoyuna açık olarak ve 'hukuki sonuç doğurma' kastıyla yaptıkları irade beyanları, devlet açısından uluslararası bir yükümlülük yaratır. Bu tür taahhüt işlemleri (söz verme), antlaşmalar hukukunun şekli şartlarından bağımsız olarak işler; dolayısıyla yazılı bir metne dökülmeleri, iç hukukta onaylanmaları veya muhatap devletlerce açıkça kabul edilmeleri bağlayıcılık için şart değildir. Bu nedenle yetkili organın açıklaması X Devleti'ni hukuken bağlar.

Adım Adım Çözüm

1
Olaydaki Dışişleri Bakanı beyanının niteliğini tespit etme
Beyan; yetkili organ tarafından kamuoyuna açıkça yapılmış, belirli bir faaliyette (sismik araştırma) bulunmamaya yönelik tek taraflı bir söz verme (taahhüt) işlemidir.
Uluslararası hukukta tek taraflı irade beyanlarının bağlayıcılık potansiyelini değerlendirmek için işlemin türünü belirlemek gereklidir.
2
Uluslararası Adalet Divanı içtihatlarına göre taahhüdün bağlayıcılık şartlarını değerlendirme
Divan kararlarına göre, açıkça ve 'hukuki sonuç doğurma' kastıyla yapılan taahhütler, yazılı bir antlaşmaya veya muhatap devletin kabulüne bağlı olmaksızın devleti bağlar.
Yeni yönetimin 'antlaşma yok, iç hukuk onayı yok, kabul iradesi yok' argümanlarının uluslararası hukuktaki karşılığını analiz etmek.
3
Hükümet değişikliğinin devletin taahhütlerine ve sürekliliğine etkisini analiz etme
Devletin sürekliliği ilkesi gereği, anayasa dışı yollarla dahi olsa hükümetlerin değişmesi, devletin tüzel kişiliğini ve mevcut uluslararası taahhütlerini ortadan kaldırmaz.
Yeni hükümetin eyleminin meşru bir 'protesto' mu yoksa uluslararası sorumluluk doğuran bir ihlal mi olduğunu ortaya koymak.

Anahtar Kavram

Devletlerin Tek Taraflı İşlemleri (Söz Verme/Taahhüt)
Soru 275Soru

Uluslararası hukukun kaynakları bağlamında uluslararası örgütlerin organlarınca alınan kararların hukuki etkisi, ilgili organın kurucu antlaşmadaki yetkilerine göre değişiklik gösterir.

Birleşmiş Milletler (BM) sistemi özelinde değerlendirildiğinde, BM Genel Kurulu ve BM Güvenlik Konseyi kararlarının hukuki niteliği hakkında aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Genel Kurul kararları kural olarak tavsiye niteliği taşırken, Güvenlik Konseyi'nin barış ve güvenliğin korunmasına yönelik kararları üye devletler için hukuken bağlayıcıdır.

Cevap

Genel Kurul kararları kural olarak tavsiye niteliği taşırken, Güvenlik Konseyi'nin barış ve güvenliğin korunmasına yönelik kararları üye devletler için hukuken bağlayıcıdır.
Doğru ifade, Genel Kurul'un tavsiye niteliğinde 'soft law' kararları ürettiğini, Güvenlik Konseyi'nin ise özellikle BM Şartı'nın 7. Bölümü uyarınca üye devletler için hukuken bağlayıcı kararlar alabildiğini belirten ifadedir. Bu durum, BM organlarının uluslararası hukuktaki rolünün en temel ayrımıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Birleşmiş Milletler (BM) sisteminde organların karar alma yetkilerini incelemek
BM Şartı'na göre BM Genel Kurulu kural olarak tavsiye kararları alır. BM Güvenlik Konseyi ise özellikle 7. Bölüm kapsamında bağlayıcı kararlar alabilir.
Uluslararası örgüt kararlarının bağlayıcılığı kurucu antlaşmadaki (BM Şartı) yetki dağılımına dayanır.
2
Kararların uluslararası hukuktaki kaynak niteliğini değerlendirmek
BM Genel Kurulu kararları bağlayıcı olmamakla birlikte 'soft law' (yumuşak hukuk) oluşturarak teamülün gelişimine katkı sağlar. Güvenlik Konseyi kararları ise üyeler için hukuki yükümlülük doğurur.
Uluslararası örgüt kararlarının hukuki etkisinin doğru sınıflandırılması için gereklidir.

Anahtar Kavram

BM Organlarının Kararlarının Hukuki Niteliği (Bağlayıcılık ve Tavsiye Kararları)
Soru 276Soru

Küresel iklim değişikliği ve çevresel felaketlerle mücadele senaryosunda, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu üye devletlerin büyük bir çoğunluğunun katılımıyla kapsamlı bir çevre koruma bildirgesi kabul etmiştir. Söz konusu bildirge henüz bir uluslararası antlaşma formatına dönüşmemiştir. Eş zamanlı olarak, BM Güvenlik Konseyi de belirli bir coğrafyada yaşanan ve sınır aşan boyutlara ulaşan çevre felaketinin uluslararası barışı tehdit ettiği gerekçesiyle Şart'ın 7. Bölümü kapsamında çeşitli yaptırım kararları almıştır.

BM organlarının faaliyetlerine ilişkin bu senaryo dikkate alındığında, alınan kararların uluslararası hukukun kaynakları içindeki yeri ve hukuki niteliği hakkında aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Genel Kurul kararları kural olarak 'yumuşak hukuk' (soft law) niteliği taşıyıp doğrudan bağlayıcı olmamakla birlikte teamülün oluşumuna katkı sağlarken; Güvenlik Konseyinin 7. Bölüm kapsamındaki kararları üyeler için hukuken bağlayıcıdır.

Cevap

Genel Kurul kararlarının kural olarak 'yumuşak hukuk' niteliğinde olup doğrudan bağlayıcı olmaması, Güvenlik Konseyinin 7. Bölüm kapsamındaki kararlarının ise hukuken bağlayıcı olması.
Genel Kurul tarafından alınan kararlar, uluslararası hukukta doğrudan hukuki bağlayıcılığı olmayan ancak devletlerin uygulamalarına yön vererek teamül hukukunun doğuşuna zemin hazırlayabilen 'yumuşak hukuk' (soft law) belgeleri olarak kabul edilir. Buna karşılık, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin BM Şartı'nın 7. Bölümü kapsamında (barışın tehdidi ve bozulması durumlarında) aldığı yaptırım kararları tüm üye devletler için uluslararası hukuk bağlamında doğrudan bağlayıcı niteliktedir. Doğru yanıt bu yapısal farkı eksiksiz şekilde ifade etmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
BM organlarının karar alma yetkilerini ve bu kararların bağlayıcılığını değerlendirmek.
Genel Kurul kararları tavsiye (soft law) niteliğindeyken, Güvenlik Konseyi 7. Bölüm uyarınca üye devletler için bağlayıcı yaptırım kararları alabilir.
Soruda iki farklı organın eş zamanlı olarak aldığı kararların uluslararası hukuk kaynaklarındaki yeri sorulmaktadır.
2
Uluslararası hukukun asli ve yardımcı kaynakları ayrımını analiz etmek.
Antlaşmalar, teamül ve hukukun genel ilkeleri asli kaynakken; yargı kararları ve doktrin yardımcı kaynaklardır. Örgüt kararları ise doğrudan UAD Statüsü madde 38'de sayılmamasına rağmen kaynaklar arasında önemli bir rol oynar.
Çeldirici seçeneklerde kaynaklar hiyerarşisi kasten hatalı kurgulanmıştır.
3
Doğru seçeneği tespit etmek.
Yumuşak hukuk (soft law) ile bağlayıcı Konsey kararları arasındaki net ayrımı vurgulayan seçenek tespit edilir.
Bu, sorulan konunun temel teorik bilgisidir.

Anahtar Kavram

BM Organlarının Kararları ve Yumuşak Hukuk (Soft Law)
Soru 277Soru

Uzay araştırmaları alanında faaliyet gösteren iki devlet, yörüngedeki uydu verilerinin barışçıl amaçlarla ortak kullanımını öngören ikili bir antlaşma metnini müzakere etmiş ve yetkili temsilcileri aracılığıyla imzalamıştır. Antlaşma metninde, tarafların iç hukuk prosedürleri tamamlandıktan sonra onay (ratifikasyon) belgelerinin teatisi ile antlaşmanın yürürlüğe gireceği açıkça hüküm altına alınmıştır. Ancak onay süreci henüz tamamlanmadan ve antlaşma yürürlüğe girmeden önce, taraflardan biri söz konusu yörüngeyi tek taraflı olarak gizli bir askeri proje için tahsis etmiş ve antlaşmanın konu ve amacını fiilen imkânsız kılacak faaliyetlere girişmiştir.

Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi hükümleri dikkate alındığında, bu durumla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Antlaşma henüz onaylanıp yürürlüğe girmemiş olsa dahi, metnin imzalanmış olması ilgili devlete antlaşmanın konu ve amacını ortadan kaldıracak fiillerden kaçınma yükümlülüğü getirir.

Cevap

Antlaşma henüz onaylanıp yürürlüğe girmemiş olsa dahi, metnin imzalanmış olması ilgili devlete antlaşmanın konu ve amacını ortadan kaldıracak fiillerden kaçınma yükümlülüğü getirir.
1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 18. maddesi devletlere açık bir yükümlülük yükler: Bir devlet, onaylama şartıyla bir antlaşmayı imzaladığında, antlaşmaya taraf olmama niyetini açıkça ortaya koyana kadar, antlaşmanın konu ve amacını boşa çıkaracak işlemlerden kaçınmak zorundadır. Olayda söz konusu devlet, henüz onaylamadığı ikili antlaşmanın asıl amacını (uydu verilerinin barışçıl ortak kullanımı) doğrudan engelleyen askeri bir proje başlatarak iyi niyet yükümlülüğünü ve Sözleşme'nin 18. maddesini ihlal etmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Olaydaki devletin antlaşmaya yönelik güncel hukuki durumunu analiz et.
Devlet metni müzakere edip imzalamış, ancak henüz iç hukuk onayından (ratifikasyon) geçirmemiştir. Antlaşma hukuken yürürlükte değildir.
Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'ne göre devletin hukuki statüsü ve sorumluluk derecesi, antlaşmanın hangi aşamasında olunduğuna (müzakere, imza, onay, yürürlük) doğrudan bağlıdır.
2
Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin imza ile onay arasındaki döneme ilişkin temel kuralını tespit et.
Sözleşme'nin 18. maddesi uyarınca devletler, imza attıktan sonra onay işleminden açıkça vazgeçtiklerini bildirene kadar, antlaşmanın konu ve amacını boşa çıkaracak eylemlerden kaçınmak zorundadır.
Uluslararası hukukta iyi niyet (bona fides) ilkesi gereği, imza ile uluslararası bir taahhüde girme niyeti gösteren devletin süreci fiilen sabote etmesi engellenmek istenir.
3
Soru seçeneklerini 18. madde kuralı ve diğer uluslararası hukuk ilkeleri çerçevesinde değerlendir.
Jus cogens aykırılığı, yardımcı kaynak varsayımı, UAD'nin zorunlu yargı yetkisi ve ultra vires iddialarını içeren seçenekler geçersizdir. İmza sonrası amacın engellenmemesi yükümlülüğünü ifade eden seçenek doğru kabul edilir.
Olayda antlaşmanın içeriğinin emredici kurala aykırı olduğu değil, devletin tek taraflı eylemiyle antlaşmayı daha yürürlüğe girmeden işlemez hale getirdiği vurgulanmaktadır.

Anahtar Kavram

İmza ile Onay (Ratifikasyon) Arasındaki Dönemde Devletin Yükümlülükleri (VAHS Madde 18)
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 278Soru

X ve Y devletleri, sınır aşan suçlarla mücadele ve suçluların iadesi amacıyla ikili bir antlaşma akdetmişlerdir. Bu antlaşmada, "iade edilecek kişinin vatandaşı olduğu ülkede ağır işkence göreceğine dair somut kanıtlar bulunsa dahi, talep eden devletin ulusal güvenliği söz konusu olduğunda iade işlemi hiçbir şekilde durdurulamaz" şeklinde bir hükme yer verilmiştir.

Uluslararası hukukta normlar hiyerarşisi ve emredici kurallar (jus cogens) dikkate alındığında, bu antlaşmanın hukuki durumu ile ilgili aşağıdakilerden hangisi kesinlikle doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İşkence yasağı emredici bir kural (jus cogens) niteliği taşıdığından, antlaşma akdedildiği andan itibaren bütünüyle mutlak butlanla batıldır.

Cevap

İşkence yasağının emredici bir kural niteliği taşıması sebebiyle antlaşmanın yapıldığı andan itibaren bütünüyle mutlak butlanla batıl olduğunu belirten seçenek doğrudur.
İşkence yasağı gibi jus cogens (emredici) bir norma aykırı olarak yapılan antlaşmalar, Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi uyarınca yapıldığı andan itibaren tamamen geçersizdir (mutlak butlan). Bu tür temel ihlallerde antlaşma maddelerinin ayrıştırılmasına (kısmi butlan) cevaz verilmez ve sözleşmenin bütünü ortadan kalkar.

Adım Adım Çözüm

1
Soruda yer alan hükmün uluslararası hukuktaki niteliğini tespit etmek.
İşkence yasağının uluslararası hukukta bir 'jus cogens' (emredici norm) olduğu anlaşılır.
Antlaşmanın akıbetini belirleyebilmek için çatıştığı kuralın hiyerarşik değerini saptamak gerekir.
2
Emredici norma aykırı antlaşmaların tabi olduğu yaptırımı belirlemek.
Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi uyarınca, yapıldığı sırada bir jus cogens normuyla çatışan antlaşmalar mutlak butlanla batıldır (baştan itibaren geçersizdir).
Uluslararası hukuk kurallarının hiyerarşisinde jus cogens normları en üstte yer alır.
3
Geçersizliğin antlaşmanın tamamına mı yoksa sadece ilgili maddeye mi etki edeceğini değerlendirmek.
Emredici norma aykırılık hallerinde sözleşme hükümlerinin ayrıştırılmasına (kısmi butlan) izin verilmez, antlaşmanın tamamı geçersiz sayılır.
Emredici norm ihlalleri kamu düzenine ilişkin olduğundan antlaşmanın bütününe sirayet eder.

Anahtar Kavram

Jus Cogens ve Mutlak Butlan İlişkisi
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 279Soru

K ve M devletleri, deniz trafiğini düzenlemek amacıyla akdettikleri ikili bir antlaşmada, antlaşmaya taraf olmayan komşu N devletinin ticaret gemilerine belirli bir boğazdan indirimli transit geçiş hakkı tanımışlardır. Aynı antlaşmanın bir diğer maddesinde ise, bu hakkın kullanımına karşılık olarak N devletine, seyrüsefer güvenliği fonuna yıllık mali bir katkı payı ödeme yükümlülüğü getirilmiştir. N devleti, henüz bu antlaşma hakkında resmi bir beyanda bulunmamıştır.

1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin üçüncü devletlere hak ve yükümlülükler tanınmasına ilişkin kuralları dikkate alındığında, N devletinin durumuyla ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: N devletine tanınan geçiş hakkının kullanılabilmesi için aksi belirtilmedikçe zımni rızası yeterli görülürken; mali katkı yükümlülüğünün onu bağlayabilmesi için bu yükümlülüğü yazılı ve açıkça kabul etmesi şarttır.

Cevap

Doğru cevap, antlaşmaların üçüncü devletlere etkisi bakımından, hakların doğumu için zımni rızanın yeterli olduğu ancak yükümlülüklerin doğumu için üçüncü devletin yazılı ve açık kabulünün şart olduğunu belirten seçenektir.
1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi uyarınca, antlaşmalar kural olarak sadece tarafları bağlar. Ancak istisnai durumlarda üçüncü devletlere hak veya yükümlülük öngörülebilir. Sözleşmenin 35. maddesine göre, üçüncü bir devlete yükümlülük getiren bir hükmün o devlet açısından bağlayıcı olabilmesi için devletin bunu 'yazılı olarak ve açıkça' kabul etmesi zorunludur. Diğer taraftan 36. maddeye göre, üçüncü bir devlete tanınan hakkın doğması için o devletin aksini gösteren bir beyanı olmadığı sürece rızası varsayılır (zımni rıza). Dolayısıyla, indirimli geçiş hakkının kullanımı için zımni rıza yeterliyken, mali katkı yükümlülüğünün N devletini bağlaması için yazılı ve açık kabul şartı aranmaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki hukuki durumun ve tarafların konumunun analiz edilmesi
N devletinin antlaşmaya taraf olmayan (üçüncü) bir devlet olduğu ve antlaşmanın ona hem bir hak (indirimli geçiş) hem de bir yükümlülük (mali katkı) getirdiği tespit edilmiştir.
Uyuşmazlığın hangi hukuk kuralına göre çözüleceğini belirlemek için olayın sınırlarının çizilmesi gerekir.
2
1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nde üçüncü devletlere hak tanınması kuralının incelenmesi
Sözleşmenin 36. maddesine göre, üçüncü bir devlete hak tanınması durumunda, o devletin aksi yönde bir beyanı yoksa rızası varsayılır (zımni rıza yeterlidir).
Devletin lehine olan durumlarda rıza göstermesi olağan kabul edildiğinden katı şekil şartları aranmaz.
3
Üçüncü devletlere yükümlülük getirilmesine ilişkin şekil şartının incelenmesi
Sözleşmenin 35. maddesine göre, üçüncü bir devlete yükümlülük getiren bir antlaşma hükmü, ancak söz konusu devletin bu yükümlülüğü 'yazılı olarak ve açıkça' kabul etmesiyle o devleti bağlar.
Devletlerin egemen eşitliği ve bağımsızlığı ilkesi (pacta tertiis nec nocent nec prosunt) gereğince, hiçbir devlete kendi açık iradesi dışında bir külfet yüklenemez.

Anahtar Kavram

Antlaşmaların Üçüncü Devletlere Etkisi (Pacta Tertiis Kuralı ve İstisnaları)
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 280Soru

A ve B devletleri, sınır aşan yeraltı kaynaklarının ortak işletilmesine yönelik bir ikili antlaşma müzakere etmiş ve antlaşma metni her iki devletin Dışişleri Bakanları tarafından imzalanmıştır. Antlaşmada, metnin bağlayıcılık kazanması için iç hukuk prosedürlerinin tamamlanarak onay (ratifikasyon) belgelerinin teati edilmesi şartı yer almaktadır. Onay işlemi henüz gerçekleşmeden, uluslararası toplum tarafından çevrenin kasten ve geniş çaplı tahribatını yasaklayan (ekosid) ve genel kabul gören yeni bir uluslararası emredici kural (jus cogens) ortaya çıkmıştır. Söz konusu antlaşmanın uygulanmasının bu yeni emredici kuralı açıkça ihlal edeceği bilimsel raporlarla sabittir. B devleti ise, Dışişleri Bakanının imzasının antlaşmayı yürürlüğe koyduğunu ve A devletinin yükümlülüklerinden kaçamayacağını iddia etmektedir.

1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi çerçevesinde, bu duruma ilişkin hukuki değerlendirmelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Antlaşma metninde onay şartı öngörüldüğünden salt imza devleti bağlayıcı yükümlülük altına sokmaz; ayrıca antlaşma onaylanmış olsaydı dahi, sonradan ortaya çıkan yeni bir emredici kural (jus cogens) ile çatıştığı için batıl hale gelerek sona ererdi.

Cevap

Doğru cevap, onay şartı öngörülen antlaşmalarda salt imzanın devleti bağlamadığını ve sonradan ortaya çıkan emredici kuralla çatışan antlaşmaların batıl hale gelerek sona ereceğini belirten ifadedir.
1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'ne göre (Madde 14), antlaşma metninde onaylamanın (ratifikasyonun) gerekli olduğu belirtilmişse devleti bağlama rızası ancak onay belgesinin teatisi ile hukuki sonuç doğurur; salt imza devleti bağlamaz. Ayrıca Sözleşme'nin 64. maddesi gereğince, yeni bir emredici kural (jus cogens) ortaya çıkarsa, bu kural ile çatışan mevcut antlaşmalar doğrudan batıl hale gelir ve sona erer. A devletinin antlaşmayla bağlı olmaması her iki temel hukuki gerekçeye dayanmaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Olaydaki antlaşmanın bağlayıcılık kazanma şartını Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'ne göre analiz etmek.
Antlaşmada onay (ratifikasyon) şartı açıkça belirtilmiştir. Bu durumda imza sadece metnin tevsikini sağlar, bağlayıcılık rızasını oluşturmaz.
Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi (Madde 14) uyarınca, devletin bağlanma rızası onay ile ifade edilecekse antlaşma imza ile yürürlüğe girmez.
2
Sonradan ortaya çıkan emredici kuralın (jus cogens superveniens) antlaşmaya etkisini değerlendirmek.
Antlaşma yürürlüğe girmiş olsaydı bile, yeni ortaya çıkan emredici kural ile çatıştığı için batıl (hükümsüz) hale gelir ve sona erer.
Sözleşmenin 64. maddesine göre jus cogens kuralları uluslararası hukuk normları hiyerarşisinin en üstünde yer alır ve bu kurallara aykırı hiçbir antlaşma geçerli kalamaz.

Anahtar Kavram

Uluslararası Antlaşmaların Yürürlüğe Girmesi ve Jus Cogens Etkisi
ÖncekiSayfa 14 / 22Sonraki
Uluslararası Hukukun Kaynakları Alıştırma Soruları — KPSS Uluslararası İlişkiler — Sayfa 14 | Examkin