Uluslararası Hukukun Kaynakları

430 soru

Soru 281Soru

Çok taraflı bir çevre koruma antlaşmasının uygulanması safhasında, taraf devletlerden ikisi metinde yer alan teknik bir terimin kapsamı üzerinde uyuşmazlığa düşmüştür. Devletlerden biri, uyuşmazlığın çözümü için antlaşmanın metninden ve güncel amacından ziyade, antlaşmanın müzakereleri sırasındaki "hazırlık çalışmalarının" (travaux préparatoires) doğrudan ve öncelikli yorum aracı olarak esas alınması gerektiğini ileri sürmüştür.

1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin antlaşmaların yorumlanmasına ilişkin kuralları dikkate alındığında, bu iddia ve yorum kuralları ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi hukuken doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hazırlık çalışmalarına ancak genel yorum kuralının uygulanmasıyla ortaya çıkan anlamın teyit edilmesi veya metnin anlamının belirsiz ya da mantıksız kalması hâllerinde tamamlayıcı bir araç olarak başvurulabilir.

Cevap

Doğru yanıt, hazırlık çalışmalarının yalnızca genel yorum kuralının teyidi veya belirsizliklerin giderilmesi durumunda başvurulabilecek tamamlayıcı bir araç olduğunu belirten ifadedir.
Doğru yanıt, 1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 32. maddesindeki düzenlemeyi tam ve eksiksiz yansıtmaktadır. Uluslararası hukukta antlaşmalar öncelikle metnin olağan anlamı, bağlamı ve antlaşmanın konu ile amacı ışığında iyi niyetle yorumlanır (Madde 31). Antlaşmanın hazırlık çalışmaları (travaux préparatoires) ise ancak bu asli kuralın teyidi veya asli kural uygulandığında ortaya çıkan anlamsızlık ve kapalılığın giderilmesi için başvurulan tamamlayıcı (ikincil) bir yorum aracıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Soruda verilen temel hukuk problemini tespit et.
Problem, antlaşmaların yorumlanmasında 'hazırlık çalışmalarının' (travaux préparatoires) hiyerarşik yerinin ve hukuki statüsünün belirlenmesidir.
Uyuşmazlık, bir devletin bu çalışmaları 'asli ve öncelikli' yorum aracı olarak dayatmasından kaynaklanmaktadır.
2
1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin (VCLT) ilgili maddelerini (Madde 31 ve Madde 32) uygula.
VCLT Madde 31 'Genel Yorum Kuralı'nı (metin, bağlam, konu ve amaç) düzenlerken, Madde 32 hazırlık çalışmalarını 'Tamamlayıcı Yorum Araçları' arasında sayar.
Uluslararası hukukta yorumlamanın öncelikle lafzi ve teleolojik (amaçsal) çerçevede yapılması zorunludur.
3
Tamamlayıcı yorum araçlarına başvuru şartlarını değerlendir ve seçeneklerle eşleştir.
Hazırlık çalışmalarına ancak ve ancak genel yorum kuralı uygulandığında anlam belirsiz kalıyorsa, mantıksız bir sonuca ulaşılıyorsa veya mevcut anlam teyit edilmek isteniyorsa başvurulabilir. Öncelikli kural olamaz.
Böylece devletin iddiasının hukuken haksız olduğu ve hazırlık çalışmalarının ancak ikincil (tamamlayıcı) bir rol üstlenebileceği sonucuna varılır.

Anahtar Kavram

VCLT Madde 31 ve 32 Kapsamında Antlaşmaların Yorumlanması (Asli ve Tamamlayıcı Yorum Araçları)
Soru 282Soru

T ve V devletleri, ülkelerinde faaliyet gösteren silahlı grupları etkisiz hale getirmek amacıyla ikili bir güvenlik işbirliği antlaşması akdetmiş ve usulüne uygun şekilde onaylayarak yürürlüğe koymuşlardır. Söz konusu antlaşmanın bir maddesinde, yakalanan şüphelilerden acil istihbarat toplanabilmesi amacıyla, uluslararası hukukta mutlak olarak yasaklanmış olan işkence yöntemlerinin istisnai ve geçici olarak kullanılabileceği düzenlenmiştir.

Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin emredici kurallara (jus cogens) ilişkin düzenlemeleri dikkate alındığında, bu antlaşmanın hukuki statüsü hakkında aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Antlaşma, yapılışı sırasında genel uluslararası hukukun emredici bir kuralı ile çatıştığı için bütünüyle ve baştan itibaren batıldır.

Cevap

Antlaşmanın yapılışı sırasında jus cogens kuralı olan işkence yasağı ile çatışması nedeniyle bütünüyle ve baştan itibaren batıl olduğunu ifade eden seçenektir.
Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 53. maddesine göre, yapılışı sırasında genel uluslararası hukukun emredici bir kuralı (jus cogens) ile çatışan her antlaşma baştan itibaren batıldır (kesin hükümsüzdür). İşkence yasağı uluslararası hukukta tartışmasız bir emredici kuraldır. Ayrıca emredici kurallara aykırılık söz konusu olduğunda antlaşmanın bölünebilirliği ilkesi uygulanmaz; yani sadece yasak içeren madde değil, antlaşma bütünüyle geçersiz sayılır.

Adım Adım Çözüm

1
Sorudaki antlaşmanın içeriği ile uluslararası hukukun emredici kuralları (jus cogens) arasındaki ilişkinin tespit edilmesi.
İşkence yasağının uluslararası hukukta bir jus cogens kuralı olduğu ve antlaşma metninin bu kuralı doğrudan ihlal ettiği belirlenir.
Antlaşmanın meşruiyetini değerlendirmek için temel ve üstün nitelikli normlara uygunluğuna bakılmalıdır.
2
Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'ne göre jus cogens kuralına aykırılığın hukuki sonucunun belirlenmesi.
Emredici kurala aykırı antlaşmaların Madde 53 uyarınca baştan itibaren batıl (kesin hükümsüz) olduğu ve bu durumlarda bölünebilirlik (kısmi iptal) ilkesinin uygulanamayacağı tespit edilir.
Hukuki yaptırımın kapsamını (kısmi iptal mi yoksa mutlak butlan mı) doğru saptamak ve taraf rızasının sınırlarını belirlemek gereklidir.

Anahtar Kavram

Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi Madde 53 (Jus Cogens'e Aykırılık ve Mutlak Butlan)
Soru 283Soru

Bir devletin, bir uluslararası antlaşmanın belirli hükümlerinin kendisi hakkındaki hukuki etkisini dışlamak veya değiştirmek üzere ileri sürdüğü çekinceye (rezervasyon) karşı diğer bir akit devletin itirazda bulunması durumunda uyuşmazlığın hukuki akıbetine ilişkin aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Çekinceye itiraz eden devlet, antlaşmanın çekince koyan devletle kendi arasında yürürlüğe girmesine karşı olduğunu kesin olarak ifade etmedikçe, antlaşma bu iki devlet arasında yürürlüğe girer.

Cevap

Çekinceye itiraz eden devletin, antlaşmanın yürürlüğe girmesine karşı olduğunu kesin ve açık bir şekilde belirtmediği sürece antlaşmanın iki devlet arasında yürürlüğe girmesi.
1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 20. maddesinin 4. fıkrasının (b) bendi uyarınca; çekinceye itiraz eden bir devlet, antlaşmanın kendisi ile çekince koyan devlet arasında yürürlüğe girmesine karşı olduğunu kesin olarak ifade etmedikçe, bu itiraz antlaşmanın yürürlüğe girmesine engel teşkil etmez. Bu durumda antlaşma, iki devlet arasında yürürlüğe girer ancak Madde 21/3 uyarınca çekinceye konu olan hükümler, çekincenin kapsamı ölçüsünde bu iki devlet arasında uygulanmaz.

Adım Adım Çözüm

1
1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin çekincelere ilişkin 19-23. maddeleri arasındaki hukuki rejimi analiz etmek.
Çekincelerin kabulü ve itirazların sonuçlarının Madde 20 ve 21'de düzenlendiği tespit edilir.
Antlaşmalar hukukunda çekince kurumunun işleyişini ve devletler arası hukuki etkisini belirlemek için temel yasal dayanak budur.
2
Bir devletin koyduğu çekinceye başka bir devletin yaptığı 'itiraz' (objection) işleminin antlaşmanın yürürlüğe girmesi üzerindeki etkisini değerlendirmek.
Sözleşmenin 20(4)(b) maddesine göre, itirazın antlaşmayı engellemediği, sadece itiraz eden devletin 'kesin bir muhalefet' (definite opposition) şerhi düşmesi halinde yürürlüğün engellendiği sonucuna varılır.
Uluslararası hukukta antlaşmaların mümkün olduğunca çok devlet arasında, çekince konusu hükümler hariç tutularak da olsa, ayakta tutulması (favor contractus) esastır.

Anahtar Kavram

Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi çerçevesinde çekinceye itirazın 'varsayılan' hukuki etkisi.
Soru 284Soru

Alfa Devleti'nin Devlet Başkanı, uluslararası basının ve çeşitli devlet temsilcilerinin katıldığı küresel bir çevre zirvesinde söz alarak, ülkesinin Omega Resifi olarak bilinen tartışmalı deniz alanındaki tüm petrol arama iddialarından nihai ve kesin olarak vazgeçtiğini tüm dünyaya ilan etmiştir. Beta Devleti ise ertesi gün bir diplomatik nota yayımlayarak bu kararı not ettiğini bildirmiştir.

Uluslararası Adalet Divanı'nın (UAD) tek taraflı işlemlere yönelik geliştirdiği yerleşik içtihatlar çerçevesinde değerlendirildiğinde, Alfa Devleti'nin hukuki sonuç doğurma niyetiyle yaptığı bu irade beyanının uluslararası hukuktaki niteliği ve bağlayıcılığı hakkında aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Alfa Devleti'nin açıkça ve hukuki sonuç doğurma niyetiyle yaptığı bu beyan, diğer devletlerin kabulüne veya herhangi bir karşılığa gerek kalmaksızın kendisini hukuken bağlar ve bu irade beyanı uluslararası hukukta bir 'feragat' niteliği taşır.

Cevap

Alfa Devleti'nin açıkça ve hukuki sonuç doğurma niyetiyle yaptığı bu beyan, diğer devletlerin kabulüne veya herhangi bir karşılığa gerek kalmaksızın kendisini hukuken bağlar ve bu irade beyanı uluslararası hukukta bir 'feragat' niteliği taşır.
Uluslararası Adalet Divanı'nın yerleşik içtihatlarına göre, bir devletin yetkili organları aracılığıyla kamuoyuna açık olarak ve hukuki sonuç doğurma niyetiyle yaptığı tek taraflı irade beyanları, herhangi bir karşılığa veya diğer devletlerin kabulüne ihtiyaç duymaksızın o devleti hukuken bağlar. Olayda Alfa Devleti'nin kendi egemenlik iddialarından kendi iradesiyle vazgeçmesi, uluslararası hukukta tipik bir 'feragat' işlemidir ve beyan yapıldığı andan itibaren geçerlilik kazanır.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki irade beyanının maddi özelliklerini analiz etmek.
Alfa Devleti'nin Devlet Başkanı, hukuki sonuç doğurma niyetiyle (kendi haklarından nihai olarak vazgeçme) kamuoyuna açık bir beyanda bulunmuştur.
İşlemin hukuki niteliğini ve bağlayıcılığını belirlemek için ön koşulların (yetkili organ, aleniyet, niyet) sağlanıp sağlanmadığını tespit etmek.
2
UAD içtihatları çerçevesinde tek taraflı işlemlerin bağlayıcılığını değerlendirmek.
UAD'ye göre, hukuki sonuç doğurma kastıyla ve açıkça yapılan tek taraflı irade beyanları, karşı tarafın (Beta Devleti'nin) veya diğer devletlerin kabulü aranmaksızın beyan sahibi devleti bağlar.
Seçeneklerdeki 'diğer devletlerin onayına bağlı olma' veya 'karşılık bekleme' yanılgılarını elemek.
3
İlgili kavramları (feragat, tanıma, protesto, tebliğ) olayla eşleştirmek.
Bir devletin iddia ettiği bir haktan kendi iradesiyle tek taraflı olarak vazgeçmesi uluslararası hukukta 'feragat' işlemidir. Bilgi verme (tebliğ), itiraz etme (protesto) veya meşru kabul etme (tanıma) bu olaydaki durumu tam olarak karşılamaz.
Yanlış kavram eşleştirmesi içeren çeldirici seçenekleri doğru şekilde ekarte etmek.

Anahtar Kavram

Tek Taraflı İşlemlerin Bağlayıcılığı ve Feragat
Soru 285Soru

Egemen iki devlet arasında suçluların iadesi ve adli yardımlaşma konularını düzenleyen kapsamlı bir antlaşma müzakere edilmiştir. Müzakereler sonucunda metin, devletlerin tam yetkili temsilcileri tarafından imzalanmış; ancak metinde, antlaşmanın yürürlüğe girmesi için tarafların iç hukuklarındaki onaylama (ratifikasyon) sürecinin tamamlanması gerektiği açıkça belirtilmiştir.

Bununla birlikte, antlaşmanın gizli tutulan bir ek maddesinde, 'tarafların olağanüstü ulusal güvenlik tehdidi hissettikleri durumlarda, iade edilen şüphelileri hiçbir yargısal güvence olmaksızın alıkoyabileceği ve bilgi almak amacıyla ağır fiziksel baskı (işkence) uygulayabileceği' düzenlenmiştir.

1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi hükümleri dikkate alındığında, bu antlaşmanın hukuki durumu ve yapım aşamalarıyla ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Antlaşma, emredici kurallara (jus cogens) aykırı bir hüküm içerdiğinden yapıldığı andan itibaren kesin hükümsüzdür (mutlak butlan) ve onaylama süreci tamamlansa dahi geçerlilik kazanamaz.

Cevap

Antlaşmanın işkence yasağı gibi bir emredici kurala aykırı olması nedeniyle yapıldığı andan itibaren kesin hükümsüz (mutlak butlan) olduğunu ve onaylansa dahi geçerlilik kazanamayacağını belirten seçenektir.
Doğru yanıt, antlaşmanın işkence yasağı gibi bir jus cogens kuralına aykırı olması nedeniyle baştan itibaren mutlak butlanla sakat olduğunu ifade eden seçenektir. 1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 53. maddesi uyarınca, yapıldığı anda uluslararası hukukun emredici bir kuralıyla çatışan her antlaşma kesin hükümsüzdür. Bu tür bir geçersizlik, tarafların iç hukuklarındaki onaylama (ratifikasyon) süreci tamamlansa dahi antlaşmaya hiçbir şekilde geçerlilik veya hukuki bağlayıcılık kazandıramaz.

Adım Adım Çözüm

1
Antlaşmanın içerdiği hukuka aykırılığın niteliğini tespit et
Gizli ek maddedeki 'işkence yapabilme' yetkisi, uluslararası hukukun en temel emredici kurallarından (jus cogens) birinin ihlalidir.
Uluslararası hukukta işkence yasağı, devletlerin kendi aralarında anlaşarak dahi esnetemeyecekleri mutlak bir normdur.
2
Jus cogens ihlalinin antlaşmanın geçerliliğine etkisini 1969 Viyana Sözleşmesi kapsamında değerlendir
Sözleşme'nin 53. Maddesine göre, yapılışı sırasında genel uluslararası hukukun emredici bir kuralı ile çatışan antlaşmalar batıldır (mutlak butlan).
Emredici kurallara aykırılık, irade sakatlıklarından (nispi butlan) farklı olarak antlaşmayı baştan itibaren ölü doğmuş kabul eder.
3
İmza ve onaylama (ratifikasyon) aşamalarının bu duruma etkisini analiz et
Antlaşma baştan itibaren kesin hükümsüz olduğundan, henüz onaylanmamış olması veya sonradan onaylanacak olması bu hukuki sakatlığı iyileştirmez (geçerli kılmaz). Ayrıca jus cogens ihlallerinde hükümlerin birbirinden ayrılması (kısmi butlan) mümkün değildir.
Mutlak butlanla sakat işlemler onaylama veya icazet ile geçerlilik kazanamaz.

Anahtar Kavram

Jus Cogens'e Aykırılık ve Mutlak Butlan
Soru 286Soru

M ve N devletleri, aralarındaki uzun süreli bir sınır ihtilafını çözmek ve bölgesel ticareti geliştirmek amacıyla 'Kapsamlı Sınır ve İşbirliği Antlaşması'nı imzalamışlardır. Antlaşmanın ayrılmaz bir parçası olan ek bir gizli protokolde, sınır bölgesindeki belirli bir etnik grubun vatandaşlıktan çıkarılarak zorla çalıştırılmaya (köleliğe) tabi tutulacağı ve bu kişilerin malvarlıklarına el konulacağı düzenlenmiştir. Antlaşma her iki devlette anayasal süreçlerden geçerek onaylanmış ve yürürlüğe girmiştir. Bir süre sonra M devletinde iktidara gelen yeni yönetim, antlaşmanın geçerliliğini reddetmiştir. N devleti ise 'ahde vefa' (pacta sunt servanda) ilkesini gerekçe göstererek antlaşmanın bütünüyle bağlayıcı olduğunu savunmuş; uluslararası yargı kararlarının devlet iradelerine üstünlük tanıyan niteliği gereği uygulamaya devam edilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Ayrıca N devleti, olası bir yargısal süreçte tarafların açık rızası olmasa dahi meselenin uluslararası mahkemece doğrudan 'hakkaniyet ve nisfet' (ex aequo et bono) esasına göre çözülebileceğini iddia etmiştir.

1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi ve uluslararası hukukun temel ilkeleri dikkate alındığında, bu vakaya ilişkin aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi hukuken doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Antlaşmanın içeriği, uluslararası hukukun emredici bir kuralı olan (jus cogens) kölelik yasağını ihlal ettiğinden, antlaşma yapıldığı andan itibaren bütünüyle kesin hükümsüzdür ve onaylanmış olması bu geçersizliği ortadan kaldırmaz.

Cevap

Antlaşmanın içeriğinin, uluslararası hukukun emredici bir kuralı olan kölelik yasağını ihlal ettiği için yapıldığı andan itibaren bütünüyle kesin hükümsüz olduğunu ve onaylanmasının bu durumu değiştirmeyeceğini ifade eden seçenek doğru cevaptır.
Antlaşmada yer alan kölelik ve zorunlu çalıştırma düzenlemesi, uluslararası hukukun kesin ve emredici kurallarından (jus cogens) birinin açık ihlalidir. 1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 53. maddesi uyarınca, yapılışı anında genel uluslararası hukukun emredici bir kuralıyla çatışan her antlaşma baştan itibaren kesin hükümsüzdür (mutlak butlanla batıldır). Ayrıca Sözleşme'nin 44. maddesi gereği, bu tür bir geçersizlik halinde antlaşmanın hükümleri birbirinden ayrılamaz (kısmi geçersizlik uygulanamaz); yani antlaşma bütünüyle geçersiz hale gelir ve devletlerin iç hukuklarındaki resmi onay süreçleri bu baştan sakat hukuki durumu onaramaz.

Adım Adım Çözüm

1
Olaydaki antlaşmanın içeriğinin hukuki niteliğini uluslararası hukukun emredici kuralları açısından değerlendirme.
Gizli protokoldeki zorla çalıştırma ve kölelik düzenlemesi, uluslararası hukukun kendisinden hiçbir surette sapılamayacak emredici kurallarına (jus cogens) açıkça aykırıdır.
Kölelik yasağı, uluslararası toplumun bütünü tarafından kabul edilen ve aksi hiçbir sözleşmeyle kararlaştırılamayan temel bir normdur.
2
1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi kapsamında emredici kurala aykırılığın hukuki sonucunu tespit etme.
Sözleşme'nin 53. maddesine göre, yapılışı sırasında genel uluslararası hukukun emredici bir kuralıyla çatışan antlaşmalar baştan itibaren batıldır (kesin hükümsüzdür).
Jus cogens normlarının ihlali, antlaşmanın doğumu sırasındaki kurucu unsurları sakatlar; bu nedenle parlamentoların onay vermesi (iç hukuk prosedürleri) antlaşmayı meşru hale getiremez.
3
Geçersizliğin antlaşmanın tamamına mı yoksa sadece ilgili maddeye mi etki edeceğini (bölünebilirlik kuralını) inceleme.
Sözleşme'nin 44. maddesi gereğince, 53. madde kapsamındaki (jus cogens ihlali) batıl olma durumunda antlaşma hükümleri birbirinden ayrılamaz.
Emredici kurallara aykırılık taşıyan antlaşmalarda kısmi geçersizlik uygulanmaz; ihlal, antlaşmanın tamamını geçersiz kılar.

Anahtar Kavram

Jus Cogens (Emredici Kurallar) ve Mutlak Butlan
Soru 287Soru

Uluslararası sistemde teknolojik gelişmelerin hızlanmasıyla birlikte, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu, otonom sistemlerin uluslararası hukuk çerçevesinde kullanımına ilişkin 'Etik ve Güvenli Yapay Zekâ Standartları Bildirgesi'ni üye devletlerin büyük bir çoğunluğunun katılımıyla kabul etmiştir. Kısa bir süre sonra, belirli bir bölgede bu silah sistemlerinin kullanılmasının uluslararası barış ve güvenliği tehdit eder boyuta ulaşması üzerine, BM Güvenlik Konseyi, BM Antlaşması'nın VII. Bölümü kapsamında harekete geçerek söz konusu otonom silahların devlet dışı aktörlere transferini tüm üye devletler için derhal yasaklayan bir karar almıştır.

Bu iki metnin uluslararası hukukun kaynakları bağlamındaki hukuki niteliği ve etkisi hakkında aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Genel Kurul bildirgesi kural olarak 'yumuşak hukuk (soft law)' niteliğinde olup doğrudan bağlayıcı olmamakla birlikte teamül hukukunun oluşumuna katkı sağlayabilirken; Güvenlik Konseyinin VII. Bölüm kapsamındaki kararı üye devletler için hukuken bağlayıcıdır.

Cevap

Doğru ifade, Genel Kurul bildirgesinin yumuşak hukuk (soft law) niteliği taşıyarak teamülün oluşumuna katkı sağlayabileceğini, ancak Güvenlik Konseyinin VII. Bölüm altındaki kararının hukuken bağlayıcı olduğunu belirten seçenektir.
Uluslararası hukukta kural olarak BM Genel Kurulu kararları bağlayıcı olmamakla birlikte, normatif değer taşıyan tavsiye kararları 'yumuşak hukuk (soft law)' olarak adlandırılır. Bu belgeler zamanla devlet uygulamalarını şekillendirerek teamül hukukunun oluşumuna katkıda bulunabilirler. Buna karşılık, BM Güvenlik Konseyinin özellikle Antlaşma'nın VII. Bölümü (Barışın Tehdidi, Bozulması ve Saldırı Eylemi) kapsamında aldığı güvenlik ve yaptırım kararları, 25. madde uyarınca tüm üye devletler için kati hukuki bağlayıcılığa sahiptir.

Adım Adım Çözüm

1
Genel Kurul kararının hukuki niteliğinin tespit edilmesi.
Genel Kurul kararları (örgüt iç işleyişine dair olanlar hariç) kural olarak tavsiye niteliğindedir (soft law), ancak opinio juris yansıtarak teamül kurallarının oluşumuna zemin hazırlayabilir.
Genel Kurulun uluslararası hukukta doğrudan ve genel bir yasama veya mutlak bağlayıcı norm koyma yetkisi bulunmamaktadır.
2
Güvenlik Konseyi kararının hukuki niteliğinin analiz edilmesi.
BMGK'nin VII. Bölüm uyarınca aldığı barışın korunması ve yaptırımlara ilişkin kararlar BM Antlaşması 25. madde gereği tüm üye devletler için doğrudan bağlayıcıdır.
Antlaşma, uluslararası barış ve güvenliğin korunmasında birincil sorumluluğu Güvenlik Konseyine vermiş ve devletlere bu kararları uygulama yükümlülüğü getirmiştir.
3
Seçeneklerdeki diğer uluslararası hukuk kaynakları ve kavramların hukuki geçerliliğinin değerlendirilmesi.
Yardımcı kaynaklar, jus cogens, hakkaniyet ve nisfet gibi kavramların örgüt kararlarına yanlış atfedildiği seçenekler tespit edilip elenir.
Bu hukuki kavramların Uluslararası Adalet Divanı Statüsü 38. maddesindeki yeri ve uygulanma şartları, doğrudan örgüt kararlarından ve birbirlerinden yapısal olarak farklıdır.

Anahtar Kavram

BM Organlarının Kararlarının Hukuki Bağlayıcılığı ve Kaynaklar Hiyerarşisi
Soru 288Soru

Alfa ve Beta devletleri, 19. yüzyıldan kalma bir sınır ve kaynak paylaşım antlaşmasının günümüz koşullarında yaratmış olduğu katı ve ölçüsüz sonuçları gidermek amacıyla Uluslararası Adalet Divanına (UAD) başvurma kararı almıştır. Taraflar düzenledikleri özel uzlaşma belgesinde (tahkimname), Divan'dan mevcut pozitif hukuk kurallarını ve ilgili antlaşma hükümlerini sıkı bir biçimde uygulamamasını; bunun yerine meseleyi tamamen "adalet, dürüstlük ve tarafların güncel ekonomik ihtiyaçları" temelinde, gerekirse yürürlükteki kurallara aykırı (contra legem) sonuçlar doğurabilecek olsa da yepyeni bir paylaşım rejimi kurarak çözmesini talep etmişlerdir.

Buna göre, Uluslararası Adalet Divanının önüne gelen bu uyuşmazlığı tam da tarafların talep ettiği esneklikte karara bağlayabilmesinin hukuki niteliği ve ön koşulu aşağıdakilerden hangisinde doğru ifade edilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Divan, ancak tarafların bu yetkiyi tanıyan açık rızasının bulunması koşuluyla, uyuşmazlığı katı hukuk kuralları yerine "hakkaniyet ve nisfet" (ex aequo et bono) esasına göre karara bağlayabilir.

Cevap

Divan'ın uyuşmazlığı pozitif hukuk kuralları yerine 'hakkaniyet ve nisfet' (ex aequo et bono) ilkesine göre çözebilmesinin ön koşulu, tarafların bu yönde açık ve ortak bir rızasının bulunmasıdır.
Doğru yanıt, Uluslararası Adalet Divanının önüne gelen uyuşmazlığı katı hukuk kurallarını esneterek veya bir kenara bırakarak çözebilmesini sağlayan 'ex aequo et bono' (hakkaniyet ve nisfet) yetkisini ifade eder. UAD Statüsü'nün 38. maddesinin 2. fıkrası, Divan'ın ancak ve ancak tarafların açıkça rıza göstermesi halinde bu yetkiyi kullanabileceğini kesin bir dille hükme bağlamıştır. Senaryoda talep edilen hukukun ötesine geçen çözüm, ancak bu özel rıza ile mümkündür.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki uyuşmazlık çözüm yönteminin niteliğini analiz et
Tarafların mevcut hukuku (antlaşmayı ve teamülü) bir kenara bırakıp 'contra legem' (hukuka aykırı olsa bile) adalete göre yeni bir rejim kurulmasını talep ettikleri tespit edilir.
Uluslararası hukukta hukuku uygulayarak adaleti sağlamak (infra legem) ile hukuku tamamen bir kenara bırakıp karar vermek (ex aequo et bono) arasındaki farkı belirlemek için.
2
Uluslararası Adalet Divanı (UAD) Statüsü Madde 38'i değerlendir
Madde 38/1 asli ve yardımcı kaynakları sayarken, Madde 38/2 'Divan'ın tarafların rızası olması şartıyla ex aequo et bono karar verme yetkisini' düzenler.
Hukuku bertaraf eden bu esnek yetkinin kaynağını ve usuli şartını mevzuat üzerinden doğrulamak için.
3
Seçenekleri rıza ve kaynak hiyerarşisi bağlamında ele
Hukukun genel ilkelerini, emredici kuralları (jus cogens) veya Divan'ın zorunlu yargı yetkisini rızanın yerine ikame etmeye çalışan seçenekler elenir; açık rıza şartını vurgulayan seçenek doğru kabul edilir.
Adayın kavramsal yanılgılara (özellikle hakkaniyetin hukukun genel ilkeleri içindeki kullanımı ile ex aequo et bono kavramları arasındaki farka) düşüp düşmediğini test etmek için.

Anahtar Kavram

Hakkaniyet ve Nisfet (Ex Aequo et Bono) Kararı İçin Ortak Rıza Şartı
Soru 289Soru

Birbirine komşu olan üç devlet, aralarındaki sınır aşan nehirlerde seyreden ticari gemilerden on yıllar boyunca karşılıklı olarak herhangi bir geçiş ücreti almamış ve bu yönde istikrarlı bir uygulama geliştirmişlerdir. Ancak bu devletlerin kendi aralarındaki diplomatik yazışmalarda, söz konusu muafiyetin tamamen "iyi komşuluk ilişkileri ve siyasi nezaket" (comitas gentium) çerçevesinde sürdürüldüğü, tarafların bu yönde hukuki bir bağlayıcılık hissetmedikleri açıkça vurgulanmıştır. İlerleyen yıllarda devletlerden birinin geçiş ücreti talep etmeye başlaması üzerine çıkan uyuşmazlıkta, diğer devletler uluslararası teâmül (yapılageliş) hukukunun ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Buna göre, uluslararası yargı organının bu uyuşmazlıkta bağlayıcı bir teâmül kuralının oluşmadığına hükmetmesinin temel gerekçesi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Devlet uygulamasının hukuki bir zorunluluk inancıyla (opinio juris) değil, yalnızca uluslararası nezaket kuralları gereği yerine getirilmiş olması

Cevap

Uluslararası teâmül (yapılageliş) kuralının oluşabilmesi için uygulamanın hukuki bir zorunluluk inancıyla (opinio juris) yapılmış olması gerektiği, yalnızca uluslararası nezaket kurallarına dayanan eylemlerin bağlayıcı teâmül yaratmadığını belirten seçenektir.
Doğru yanıt, teâmül hukukunun manevi unsuru olan 'opinio juris' (hukuki zorunluluk inancı) kavramına dayanmaktadır. Bir uygulamanın uluslararası hukukta bağlayıcı bir teâmül (yapılageliş) kuralı haline gelebilmesi için, devletlerin o eylemi salt bir alışkanlık, siyasi menfaat veya uluslararası nezaket (comitas gentium) saikiyle değil, o eylemin hukuken zorunlu olduğuna dair bir inançla (opinio juris sive necessitatis) gerçekleştirmeleri gerekir. Soru kökünde tarafların uygulamanın nezaket gereği olduğunu belirtmeleri, hukuki zorunluluk inancının doğmasını engellemiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Uluslararası teâmül (yapılageliş) hukukunun kurucu unsurlarını analiz etmek
Teâmül hukukunun iki unsuru vardır: Maddi unsur (istikrarlı devlet uygulaması) ve manevi unsur (opinio juris sive necessitatis - hukuki zorunluluk inancı).
Teâmül kurallarının basit alışkanlıklardan veya siyasi nezaketten ayırt edilebilmesi için manevi unsura bakılması şarttır.
2
Soru kökündeki senaryoyu bu unsurlar çerçevesinde değerlendirmek
Olayda on yıllar süren istikrarlı bir geçiş ücreti muafiyeti (maddi unsur) vardır. Ancak diplomatik yazışmalarda bunun sadece 'iyi komşuluk ve nezaket' için yapıldığı belirtilmiştir.
Devletlerin iradelerini yansıtan resmi tutum, olayın niteliğini belirlemek için temel veridir.
3
Eksik olan unsuru tespit ederek doğru hukuki sonuca varmak
Uygulama mevcut olsa da, devletler bu eylemi hukuki bir yükümlülük hissiyle yapmadıklarını açıkça belirtmişlerdir. Bu nedenle 'opinio juris' eksiktir ve bağlayıcı bir teâmül kuralı oluşmamıştır.
Uluslararası yargı organları (örneğin UAD), uluslararası nezaket kurallarını (comitas gentium) teâmül hukuku olarak kabul etmez.

Anahtar Kavram

Uluslararası Teâmül Hukukunun Unsurları (Maddi Unsur ve Manevi Unsur / Opinio Juris)
Soru 290Soru

İki komşu devlet arasında deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin süregelen bir uyuşmazlık, tarafların rızasıyla uluslararası bir tahkim heyetine taşınmıştır. Yargılama sırasında davacı devletin iddialarını desteklemek üzere sunduğu hukuki dayanak, alanında tanınmış uluslararası hukuk profesörlerinin yayımladığı bilimsel makaleler ve saygın bir bilimsel enstitünün hazırladığı taslak metindir. Davalı devlet ise bu meseleyi doğrudan düzenleyen taraflar arası bir uluslararası antlaşma veya yerleşmiş bir teâmül kuralı bulunmadığını belirterek davanın reddini talep etmiştir.

Uluslararası hukukun kaynakları hiyerarşisi ve niteliği dikkate alındığında, tahkim heyetinin sunulan bu bilimsel eserleri (doktrin) kararına dayanak yapmasıyla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi hukuken doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sunulan bu bilimsel eserler uluslararası hukukta yalnızca yardımcı kaynak statüsünde olduğundan, tek başlarına uyuşmazlığı çözecek bağımsız bir bağlayıcı hukuk kuralı olarak esasa uygulanamazlar.

Cevap

Uluslararası hukukta doktrin (öğreti) yardımcı bir kaynaktır ve kural yaratıcı vasfı olmadığından, tek başına bağlayıcı bir hükme esas teşkil edemez.
Uluslararası hukukta kaynaklar asli ve yardımcı olmak üzere ikiye ayrılır. Uluslararası Adalet Divanı Statüsü Madde 38 uyarınca antlaşmalar, teâmül hukuku ve hukukun genel ilkeleri asli kaynaklar iken; yargı kararları (içtihatlar) ve doktrin (öğreti) yalnızca hukuk kurallarının tespit edilmesinde kullanılan yardımcı araçlardır. Yardımcı kaynaklar kural koyucu (ihdas edici) nitelik taşımazlar. Bu nedenle, ortada bir antlaşma veya teâmül kuralı yokken, yargı mercileri uyuşmazlığı sadece bilimsel eserlere dayanarak esastan çözüme bağlayamaz.

Adım Adım Çözüm

1
Uyuşmazlıkta uygulanacak hukuk kaynaklarının niteliğini tespit et
Olayda antlaşma veya teâmül kuralı (asli kaynaklar) bulunmamakta, yalnızca öğretinin (doktrin) ürünü olan makale ve metinler sunulmaktadır.
UAD Statüsü Madde 38'e göre uyuşmazlıkların çözümünde hangi kaynakların öncelikli (asli) hangilerinin yardımcı kaynak olduğunun belirlenmesi esastır.
2
Doktrinin uluslararası hukuktaki statüsünü değerlendir
Doktrin (öğreti) ve uluslararası yargı kararları yeni bir kural ihdas etmeyen, sadece var olan kuralların tespitinde ve yorumlanmasında kullanılan 'yardımcı kaynaklar' statüsündedir.
Yardımcı kaynaklar, ortada uygulanacak bir asli kaynak (antlaşma, teâmül, genel ilkeler) yoksa tek başlarına uyuşmazlığı çözmek için kullanılamazlar.
3
Seçenekleri analiz et
Bilimsel eserlerin yalnızca yardımcı kaynak olabileceğini ve tek başına bağlayıcı kural olarak kullanılamayacağını ifade eden seçeneğin hukuken doğru olduğu sonucuna varılır.
Diğer seçeneklerde yer alan asli kaynak sayılma, jus cogens yaratma veya zımni teâmül oluşturma iddiaları uluslararası hukuk normlar hiyerarşisine aykırıdır.

Anahtar Kavram

Doktrinin (Öğreti) Yardımcı Kaynak Niteliği
Soru 291Soru

Bölgesel bir güvenlik örgütü kurmak amacıyla bir araya gelen üç devlet, imzaladıkları kuruluş sözleşmesinin gizli bir maddesinde, siyasi uyuşmazlık yaşadıkları komşu bir ülkenin topraklarını hiçbir haklı nedene dayanmaksızın işgal etmeyi ve bölgedeki kaynakları paylaşmayı taahhüt etmişlerdir.

1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 53. ve 64. maddelerinde düzenlenen normlar hiyerarşisi ve 'jus cogens' (emredici kurallar) kavramı dikkate alındığında, bu devletlerin imzaladığı sözleşmenin hukuki durumu hakkında aşağıdakilerden hangisi kesinlikle söylenebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Saldırı savaşı ve haksız toprak ilhakı planları uluslararası genel hukukun emredici normlarına (jus cogens) aykırılık teşkil ettiğinden, bu sözleşme akdedildiği andan itibaren mutlak surette geçersizdir.

Cevap

Saldırı savaşı ve haksız toprak ilhakı planları uluslararası genel hukukun emredici normlarına (jus cogens) aykırılık teşkil ettiğinden, bu sözleşme akdedildiği andan itibaren mutlak surette geçersizdir.
Saldırı savaşı planlamak ve haksız kuvvet kullanmak, uluslararası hukukta hiçbir surette istisnası olmayan emredici kurallardandır (jus cogens). 1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 53. maddesi uyarınca, akdedildiği sırada uluslararası genel hukukun emredici bir kuralı ile çatışan her antlaşma 'mutlak butlanla' batıldır (void ab initio). Dolayısıyla, bu antlaşma doğduğu andan itibaren tamamen geçersizdir ve hiçbir hukuki yükümlülük yaratmaz.

Adım Adım Çözüm

1
Antlaşma içeriğinin uluslararası hukuktaki karşılığının tespit edilmesi
Sözleşmedeki saldırı ve işgal taahhüdü, uluslararası hukukta istisnası kabul edilmeyen bir 'jus cogens' (emredici kural) ihlalidir.
Saldırı savaşı ve kuvvet kullanma yasağı, devletlerin ortak rızasıyla oluşturulmuş en temel emredici kurallardandır.
2
1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin ilgili kurallarının uygulanması
Sözleşmenin 53. maddesine göre emredici bir kuralla çatışan her antlaşma geçersiz sayılır.
Uluslararası hukukta emredici kurallara aykırı antlaşmalar yapma özgürlüğü yoktur.
3
Geçersizliğin hukuki niteliğinin belirlenmesi
Antlaşma hukuken 'mutlak butlan' (void ab initio) yaptırımına tabidir ve yapıldığı andan itibaren hiçbir hukuki sonuç doğurmaz.
Emredici kuralların ihlali, sonradan iptal edilebilir bir durum değil, sözleşmenin baştan itibaren ölü doğması anlamına gelir.

Anahtar Kavram

Jus Cogens ve Mutlak Butlan İlişkisi
Soru 292Soru

Uluslararası hukukta normlar hiyerarşisi ve kuralların bağlayıcılık dereceleri 1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi (VAHS) ile somut bir çerçeveye oturtulmuştur. VAHS'nin 53. ve 64. maddeleri, emredici kuralların (*jus cogens*) uluslararası hukuk düzenindeki yeri ile antlaşmaların geçerliliği üzerindeki etkisini düzenlemektedir. Öte yandan, uluslararası toplumun bütününe karşı üstlenilen yükümlülükler de (*erga omnes*) bu sistemin tamamlayıcı bir parçasıdır.

X ve Y devletleri, sınır bölgelerinde yaşayan belirli bir etnik grubun bölgeden zorla sürülmesini ve direnenlerin sistematik olarak tasfiye edilmesini (soykırım suçunu oluşturacak nitelikte eylemler) öngören gizli bir "Sınır Güvenliği ve Nüfus Mübadelesi Antlaşması" imzalamıştır. Antlaşmanın uluslararası kamuoyuna yansıması üzerine X ve Y devletleri, bu belgenin kendi aralarında akdedilmiş asli bir kaynak olduğunu, "ahde vefa" (*pacta sunt servanda*) ilkesi uyarınca tarafları bağladığını ve diğer devletlerin bu duruma müdahale edemeyeceğini ileri sürmüştür.

Buna göre, söz konusu antlaşmanın hukuki durumu ve üçüncü devletlerin konumu hakkında aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Antlaşma, yapıldığı anda uluslararası hukukun emredici kurallarına (*jus cogens*) aykırı olduğu için 53. madde uyarınca başlangıçtan itibaren kesin hükümsüzdür (mutlak butlan) ve bu ihlal tüm uluslararası topluma karşı (*erga omnes*) ileri sürülebilir bir yükümlülük teşkil ettiğinden üçüncü devletler de duruma itiraz edebilir.

Cevap

Antlaşmanın yapıldığı anda emredici kurallara (jus cogens) aykırı olması nedeniyle VAHS Madde 53 uyarınca başlangıçtan itibaren kesin hükümsüz (mutlak butlan) sayılacağını ve bu durumun erga omnes (herkese karşı) yükümlülük doğurması sebebiyle üçüncü devletlerin de itiraz hakkı bulunduğunu belirten ifadedir.
Soru kökündeki antlaşmanın içeriği (soykırım ve etnik tasfiye), uluslararası hukukun en temel emredici kurallarından (jus cogens) birinin ihlalidir. 1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 53. maddesine göre, yapılışı sırasında mevcut bir emredici kural ile çatışan antlaşmalar başlangıçtan itibaren kesin hükümsüzdür (mutlak butlan). Ayrıca, Uluslararası Adalet Divanının *Barcelona Traction* davasında da belirttiği üzere, bu tür temel hak ihlallerinin engellenmesi sadece antlaşmaya taraf devletlerin değil, tüm uluslararası toplumun ortak menfaatidir. Bu nedenle bu yükümlülükler 'erga omnes' (herkese karşı) niteliğindedir ve üçüncü devletlerin de itiraz etme hakkı bulunmaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Antlaşmanın içeriğini (soykırım ve etnik temizlik) uluslararası hukuk kuralları açısından sınıflandırın.
Soykırım yasağı, uluslararası hukukta hiçbir şekilde ihlaline izin verilmeyen bir emredici kuraldır (jus cogens).
Uluslararası toplumun tamamı tarafından kabul edilen ve kendisinden sapılmasına hiçbir şekilde izin verilmeyen kuralların tespiti, uyuşmazlığın VAHS kapsamındaki yerini belirlemek için şarttır.
2
Jus cogens niteliğindeki kural ihlalinin 1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'ndeki yaptırımını belirleyin.
VAHS Madde 53 uyarınca, yapılışı sırasında mevcut bir jus cogens normu ile çatışan her antlaşma 'başlangıçtan itibaren' batıldır (mutlak butlan).
Antlaşmanın sonradan mı sona ereceğini yoksa baştan mı geçersiz olacağını saptamak, VAHS'nin 53. ve 64. maddeleri arasındaki ayrımı doğru yapmak için gereklidir.
3
Üçüncü devletlerin bu antlaşmaya ve ihlale karşı konumunu erga omnes kavramı çerçevesinde analiz edin.
Jus cogens normlarının ihlali genellikle 'erga omnes' (tüm uluslararası topluma karşı ileri sürülebilen) yükümlülükleri zedeler. Bu nedenle, olaya doğrudan taraf olmayan üçüncü devletlerin de ihlalin durdurulmasını talep etme hakkı vardır.
Pacta sunt servanda (ahde vefa) ilkesinin bu tür ağır ihlallerde üçüncü devletlerin müdahalesini engelleyip engellemediğini ortaya koymak hedeflenmiştir.

Anahtar Kavram

Jus Cogens (Emredici Kurallar) ve Erga Omnes Yükümlülükleri
Soru 293Soru

Uluslararası Adalet Divanı (UAD) önünde görülen bir davada taraf olan X Devleti, tezini güçlendirmek amacıyla Divan'ın geçmişte farklı devletler arasında görülen benzer nitelikteki bir uyuşmazlıkta verdiği karara atıf yapmıştır. X Devleti'nin hukuk danışmanları, söz konusu geçmiş kararın doğrudan uyulması zorunlu bir 'asli hukuk kuralı' niteliği taşıdığını ve Divan'ı mevcut davada kesin olarak bağladığını ileri sürmüştür.

Uluslararası Adalet Divanı Statüsü ve uluslararası hukukun kaynakları dikkate alındığında, X Devleti'nin bu iddiasının hukuki geçerliliği hakkında aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İddia hukuken isabetsizdir; yargı kararları yeni bir kural yaratmayan, kuralın belirlenmesine yarayan yardımcı bir araçtır ve yalnızca ilgili davanın tarafları için bağlayıcıdır.

Cevap

İddia hukuken isabetsizdir; yargı kararları yeni bir kural yaratmayan, kuralın belirlenmesine yarayan yardımcı bir araçtır ve yalnızca ilgili davanın tarafları için bağlayıcıdır.
Uluslararası Adalet Divanı Statüsü Madde 38(1)(d) uyarınca yargı kararları (içtihatlar) asli bir hukuk kaynağı değil, uluslararası hukuk kurallarının belirlenmesinde kullanılan ikincil nitelikteki yardımcı araçlardır. Ek olarak, Statü'nün 59. maddesi gereğince Divan'ın verdiği kararlar yeni bir genel hukuk kuralı yaratmaz; yalnızca o davanın taraflarını ve söz konusu özel uyuşmazlığı bağlar. Bu nedenle, uluslararası hukukta bir içtihadın sonraki davalarda mahkemeyi kesin olarak bağlaması (stare decisis) söz konusu değildir.

Adım Adım Çözüm

1
UAD Statüsü Madde 38 kapsamındaki kaynak hiyerarşisinin analiz edilmesi
Antlaşmalar, teamül ve hukukun genel ilkeleri asli kaynak; yargı kararları (içtihatlar) ve doktrin ise yardımcı kaynak olarak sınıflandırılmıştır.
X Devleti'nin geçmiş kararı 'asli hukuk kuralı' olarak nitelendirmesinin doğruluğunu değerlendirmek için.
2
Uluslararası hukukta emsal kararların bağlayıcılığının (Stare Decisis) incelenmesi
UAD Statüsü Madde 59 açıkça, Divan kararlarının sadece davanın tarafları arasında ve o özel uyuşmazlık için bağlayıcı olduğunu belirtir. Mutlak bir emsal (stare decisis) kuralı yoktur.
X Devleti'nin geçmiş kararın Divan'ı 'kesin olarak bağladığı' yönündeki tezini çürütmek veya doğrulamak için.

Anahtar Kavram

Uluslararası Hukukta Yardımcı Kaynaklar ve Yargı Kararlarının Bağlayıcılığı
Soru 294Soru

Sınır aşan suların kullanımı konusunda uyuşmazlık yaşayan X ve Y devletleri, sorunun çözümü için uluslararası bir tahkim mahkemesine başvurmuştur. Yargılama sürecinde X Devleti, kendi tezini doğrudan Uluslararası Adalet Divanının (UAD) geçmiş yıllarda M ve N devletleri arasındaki benzer bir su uyuşmazlığında verdiği hükme dayandırmıştır. X Devleti, mahkemenin bu emsal kararı iç hukuktaki 'stare decisis' (emsal karara kesin uyma zorunluluğu) ilkesi benzeri bir etkiyle mutlak surette uygulamak zorunda olduğunu ileri sürmüştür.

Uluslararası hukukun kaynakları ve uluslararası yargı kararlarının hukuki niteliği dikkate alındığında, X Devleti'nin iddiası hakkında aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi en doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: UAD kararları yalnızca davanın tarafları olan M ve N devletlerini ve o somut olayı bağladığından, mevcut uyuşmazlıkta ancak hukuk kurallarının tespitinde yardımcı bir araç olarak dikkate alınabilir.

Cevap

Uluslararası yargı kararları emsal karar bağlayıcılığı (stare decisis) kuralına tabi olmayıp, yalnızca davanın taraflarını bağlar ve diğer davalarda hukuk kurallarının tespitinde sadece yardımcı araç olarak işlev görür.
Uluslararası hukukta yargı kararları 'stare decisis' (emsal karara uyma zorunluluğu) ilkesine tabi değildir. Uluslararası Adalet Divanı Statüsü'nün 59. maddesine göre Divan kararları yalnızca davanın tarafları ve o somut uyuşmazlık için bağlayıcıdır. Ayrıca Statü'nün 38. maddesinde yargı kararları (içtihatlar), uluslararası antlaşmalar veya yapıla-geliş (teamül) kuralları gibi asli bir hukuk kaynağı olarak değil, mevcut hukuk kurallarının belirlenmesinde başvurulacak 'yardımcı bir araç' olarak sınıflandırılmıştır. Bu nedenle, X Devleti'nin daha önceki bir UAD kararının yeni uyuşmazlıkta mutlak surette uygulanması gerektiği yönündeki iddiası hukuken geçersizdir. Söz konusu karar, hakemlik mahkemesi tarafından yargılama sürecinde yalnızca bir kuralın tespiti için referans (yardımcı araç) olarak ele alınabilir.

Adım Adım Çözüm

1
X Devleti'nin tezinin temel dayanağının (emsal kararın mutlak bağlayıcılığı) uluslararası hukuk belgeleri bağlamında analiz edilmesi.
Uluslararası Adalet Divanı Statüsü'nün 59. maddesine göre Divan kararları 'sadece davanın tarafları için ve yalnızca o özel olayda bağlayıcıdır' kuralına ulaşılır.
Soruda ileri sürülen 'stare decisis' iddiasının uluslararası hukuktaki karşılığının saptanması.
2
Yargı kararlarının uluslararası hukuk normları hiyerarşisindeki yerinin belirlenmesi.
UAD Statüsü'nün 38. maddesine göre içtihatların, antlaşmalar ve teamül gibi asli kaynaklardan farklı olarak ancak 'hukuk kurallarının belirlenmesinde yardımcı bir araç' olduğu tespit edilir.
Yardımcı kaynak statüsünün, mutlak uygulanma zorunluluğu tezini doğrudan çürütmesi.
3
Bulunan kuralların mevcut uyuşmazlığa uygulanarak doğru seçeneğin tespit edilmesi.
M ve N devletleri arasındaki karar, X ve Y devletlerini mutlak olarak bağlamaz; tahkim mahkemesi bu kararı ancak hukuki bir analize dayanak (yardımcı) olarak değerlendirebilir.
Uluslararası yargının sınırları ve kaynak teorisinin vaka olayına doğru bir şekilde yansıtılması.

Anahtar Kavram

Uluslararası Yargı Kararlarının Hukuki Niteliği ve Yardımcı Kaynak Olma İşlevi
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 295Soru

Uluslararası bir deniz kazası sonrasında iki devlet arasında ortaya çıkan tazminat uyuşmazlığı bir uluslararası tahkim (hakemlik) mahkemesine taşınmıştır. Yargılama sırasında davacı devlet iddiasını herhangi bir yazılı antlaşmaya değil; "devletlerin uzun yıllardır benzer durumlarda yeknesak olarak uyguladığı ve bu uygulamaya hukuki bir zorunluluk inancıyla (opinio juris) uyduğu" bir kurala dayandırmıştır. Davalı devlet ise savunmasında; bu kuralın yalnızca geçmiş bazı yargı kararlarında ve doktrinde referans gösterildiğini, dolayısıyla asli bir kaynak sayılamayacağını, ayrıca kuralın ortaya çıkış sürecinin başından itibaren bu pratiğe açıkça ve istikrarlı bir şekilde karşı çıktığını ileri sürmüştür.

Buna göre, uyuşmazlıktaki temel iddialar ve uluslararası hukukun kaynakları dikkate alındığında aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Davacı devletin dayandığı kural uluslararası teâmül (yapılageliş) hukuku niteliğinde asli bir kaynaktır; ancak davalı devlet kuralın oluşumu aşamasında sürekli itirazcı (persistent objector) konumunda olduğunu ispatlarsa kural kendisi için bağlayıcı olmaz.

Cevap

Doğru seçenek, davacı devletin dayandığı kuralın asli bir kaynak olan teâmül hukuku olduğunu, ancak davalı devletin başından beri kurala karşı çıktığını (sürekli itirazcı) ispatlaması halinde kuraldan muaf tutulacağını belirten ifadedir.
Doğru yanıt, davacı devletin işaret ettiği sürekli uygulama ve opinio juris unsurlarının teâmül hukukunu (asli kaynak) oluşturduğunu, ancak davalı devletin başından beri istikrarlı itirazı ispatlaması halinde 'sürekli itirazcı' kuralı gereğince bu kuraldan muaf tutulacağını doğru bir şekilde ifade etmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Davacı devletin dayandığı kuralın hukuki niteliğini tespit et.
Uzun yıllardır süregelen yeknesak uygulama (maddi unsur) ve hukuki zorunluluk inancı (manevi unsur / opinio juris) uluslararası teâmül (yapılageliş) hukukunu tanımlar.
Uluslararası Adalet Divanı Statüsü Madde 38'e göre teâmül hukuku, uluslararası hukukun asli ve bağlayıcı kaynaklarından biridir.
2
Davalı devletin savunmalarını uluslararası hukuk kuralları çerçevesinde değerlendir.
Davalı devletin, teâmülün yardımcı kaynak olduğu iddiası yanlıştır. Ancak, kuralın ortaya çıkış sürecinin başından itibaren bu pratiğe açıkça ve istikrarlı bir şekilde karşı çıktığını ileri sürmesi 'sürekli itirazcı' (persistent objector) kavramına işaret eder.
Sürekli itirazcı kuralı, bir teâmül kuralı oluşurken buna başından beri ve tutarlı bir şekilde karşı çıkan devletin, kural oluştuktan sonra dahi o kuralın bağlayıcılığından muaf tutulmasını sağlar.
3
Diğer seçeneklerdeki kavramsal hataları ayıkla.
Teâmül kuralları doğrudan jus cogens sayılamaz. Hakkaniyet ve nisfet, tarafların özel rızasıyla uygulanır; teâmül ise doğrudan uygulanır. Ayrıca tahkim kararları tavsiye niteliğinde değil, kesin ve bağlayıcıdır.
Kavramların birbirine karıştırılması (jus cogens, yardımcı kaynak, uzlaştırma) seçeneklerdeki çeldiricilerin temelini oluşturmaktadır.

Anahtar Kavram

Uluslararası Teâmül (Yapılageliş) Hukukunun Unsurları ve Sürekli İtirazcı (Persistent Objector) Kuralı
Soru 296Soru

Uluslararası hukukta emredici kurallar (jus cogens) zaman içinde gelişim gösterebilir veya yeni bir emredici norm ortaya çıkabilir. 1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi’nin 64. maddesi, bu tür bir gelişmenin mevcut antlaşmalar üzerindeki hukuki etkisini düzenlemektedir.

Buna göre, uluslararası hukukun genel bir emredici kuralının (jus cogens) yeni baştan ortaya çıkması durumunda, bu kural ile çatışan mevcut bir antlaşmanın hukuki akıbeti aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Antlaşma, yeni emredici kural ile çatıştığı andan itibaren batıl hale gelir ve sona erer.

Cevap

Antlaşma, yeni emredici kural ile çatıştığı andan itibaren batıl hale gelir ve sona erer.
Doğru yanıt, 1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 64. maddesine doğrudan dayanmaktadır. Bu maddeye göre, uluslararası hukukun yeni bir emredici kuralı ortaya çıktığında, bu kuralla çatışan mevcut tüm antlaşmalar batıl hale gelir ve sona erer. Bu durum 'jus cogens superveniens' olarak adlandırılır.

Adım Adım Çözüm

1
Jus cogens kavramının tanımını ve etkisini belirleme
Emredici kurallar, uluslararası toplumun bütünü tarafından kabul edilen ve aksine bir kuralın konulamayacağı normlardır.
Uluslararası hukukta normlar hiyerarşisinin en tepesinde yer alırlar.
2
1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin ilgili maddelerini analiz etme
Madde 53 (yapıldığı andan itibaren batıl olma) ve Madde 64 (sonradan ortaya çıkan emredici kural) arasındaki farkı saptama.
Soru, mevcut bir antlaşmadan sonra ortaya çıkan yeni bir normu sormaktadır (jus cogens superveniens).
3
Hukuki sonucu netleştirme
Madde 64 uyarınca antlaşma sona erer ve batıl olur.
Normlar hiyerarşisinde üstte yer alan yeni kural, kendisiyle çelişen alt normu (antlaşmayı) geçersiz kılar.

Anahtar Kavram

Jus Cogens Superveniens (Sonradan Ortaya Çıkan Emredici Kural)
Soru 297Soru

Uluslararası Adalet Divanı (UAD) Statüsü’nün 38. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde, "çeşitli ulusların en üst düzeyde yetkin hukukçularının öğretileri" (doktrin), hukuk kurallarının tespiti için yardımcı araçlar arasında sayılmıştır. Doktrinin uluslararası hukuk sistemindeki bu konumu dikkate alındığında, bu kaynağın hukuki niteliği ve işleviyle ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kendi başına yeni bir hukuk kuralı ihdas etme yetkisi bulunmamakla birlikte; mevcut kuralların varlığı, yorumlanması ve içeriğinin netleştirilmesi aşamasında kanıt niteliği taşıyan bir araçtır.

Cevap

Doktrin, kendi başına hukuk kuralı yaratmayan, ancak mevcut kuralların içeriğini ve kapsamını belirlemeye yardımcı olan bir kanıt aracıdır.
Uluslararası hukukta doktrin (öğreti), hukukun asli bir kaynağı değil, 'yardımcı aracı' (subsidiary means) olarak kabul edilir. Bu, doktrinin yeni bir hukuk kuralı oluşturma gücüne sahip olmadığı, ancak uyuşmazlıkların çözümünde veya kuralların yorumlanmasında, mevcut kuralın içeriğini ve kapsamını bilimsel bir bakış açısıyla ortaya koyarak hakime yardımcı olduğu anlamına gelir.

Adım Adım Çözüm

1
UAD Statüsü Madde 38'deki kaynak sınıflandırmasını incele.
Antlaşmalar, teamül ve genel ilkeler asli kaynak; yargı kararları ve doktrin yardımcı kaynak olarak belirlenmiştir.
Kaynaklar arasındaki hiyerarşik ve işlevsel farkı anlamak için bu ayrım temeldir.
2
Yardımcı kaynağın hukuki fonksiyonunu analiz et.
Yardımcı kaynaklar hukuk yaratmaz (law-making), mevcut hukukun ne olduğunu tespit eder (law-determining).
Doktrinin normatif bir güç mü yoksa yorum aracı mı olduğunu ayırt etmek gerekir.
3
Seçeneklerdeki ifadeleri bu işlevsel tanımla karşılaştır.
Doğrudan kural yaratmadığını ancak kuralların netleştirilmesinde kanıt/araç olduğunu belirten ifade doğrudur.
Doğru tanım, doktrinin sınırlı ancak önemli olan 'tespit edici' rolünü vurgulamalıdır.

Anahtar Kavram

Doktrinin (Öğretinin) Yardımcı Kaynak Niteliği
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 298Soru

Uluslararası hukukta "en yetkin hukukçuların öğretileri" olarak tanımlanan doktrin, Uluslararası Adalet Divanı (UAD) Statüsü'nün 38. maddesinde yargı kararları ile birlikte zikredilmiştir. Bu çerçevede, doktrinin uluslararası hukuk kurallarının tespiti ve uygulanması sürecindeki temel hukuki işlevi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Mevcut hukuk kurallarının içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında yardımcı bir kanıt aracı olarak kullanılması

Cevap

Doktrin, mevcut hukuk kurallarının içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında yardımcı bir kanıt aracı olarak işlev görür.
Doğru seçenek olan ifadenin belirttiği gibi doktrin, Uluslararası Adalet Divanı Statüsü'nün 38. maddesi uyarınca bir 'yardımcı araç' niteliğindedir. Bu niteliği gereği yeni bir hukuk kuralı ihdas etmez (yasama işlevi yoktur), ancak mevcut olan antlaşma veya teamül kurallarının ne anlama geldiğini veya kapsamını bilimsel titizlikle ortaya koyarak hukuk uygulayıcılarına kanıt sunar.

Adım Adım Çözüm

1
UAD Statüsü Madde 38'in incelenmesi
Doktrinin (öğretinin) 38/1-d bendinde yardımcı kaynak olarak sınıflandırıldığı görülür.
Uluslararası hukukun kaynakları asli ve yardımcı olarak ikiye ayrılır.
2
Yardımcı kaynak kavramının analiz edilmesi
Yardımcı kaynakların yeni bir hukuk kuralı yaratmadığı, mevcut olanı bulmaya (tespite) yaradığı saptanır.
Doktrin, devletlerin iradesini temsil eden bir yasama kaynağı değildir.
3
Hukuki işlevin belirlenmesi
Öğretinin temel görevinin 'hukuk kurallarının tespiti için yardımcı araç' (subsidiary means for the determination of rules of law) olduğu sonucuna varılır.
Akademik görüşler, teamülün veya genel ilkelerin belirsiz olduğu durumlarda kanıt niteliği taşır.

Anahtar Kavram

Yardımcı Hukuk Kaynağı Olarak Doktrin

Daha Fazla Pratik

UAD Statüsü 38. maddede doktrin ile aynı bentte düzenlenen 'yargı kararları' (içtihatlar) ile doktrin arasındaki benzerlikleri karşılaştırınız.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 299Soru

Uluslararası Adalet Divanı Statüsü'nün 38. maddesinde belirtilen; uyuşmazlıkların çözümünde antlaşma veya teamül kuralı bulunmaması halinde "hukuk yokluğu" (non-liquet) durumunu önlemek amacıyla başvurulan, ulusal hukuk sistemlerinde ortak olarak kabul görmüş prensipleri ifade eden hukuk kaynağı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hukukun genel ilkeleri

Cevap

Hukukun genel ilkeleri
Hukukun genel ilkeleri, uluslararası hukukun üç asli kaynağından biridir ve ulusal hukuk sistemlerinde ortak olarak bulunan hukuki prensiplerin uluslararası düzleme taşınmasıyla oluşur. Bu ilkeler, yazılı bir antlaşma veya genel bir teamül kuralı bulunmadığında, yargıcın 'karar vermekten kaçınmasını' (non-liquet) engellemek için kullanılan tamamlayıcı kurallardır.

Adım Adım Çözüm

1
Uluslararası Adalet Divanı (UAD) Statüsü'nün 38. maddesi incelenmelidir.
Bu madde, uluslararası hukukun kaynaklarını antlaşmalar, teamül, hukukun genel ilkeleri (asli kaynaklar) ile yargı kararları ve öğreti (yardımcı kaynaklar) olarak sıralar.
Hangi kaynağın hangi kategoride olduğunu belirlemek sorunun çözümündeki ilk adımdır.
2
Hukukun genel ilkelerinin tanımı ve işlevi analiz edilmelidir.
Bu ilkeler, 'iyi niyet' (bona fides), 'kesin hüküm' (res judicata) ve 'ahde vefa' (pacta sunt servanda) gibi ulusal hukuk sistemlerinde ortak olan prensiplerdir.
Soruda vurgulanan 'ulusal hukuk sistemlerinde ortak kabul görmüş' ifadesi doğrudan bu kaynağa işaret eder.
3
Hukuk yokluğu (non-liquet) kavramı ile ilişki kurulmalıdır.
Hâkim, önüne gelen uyuşmazlıkta antlaşma veya teamül bulamazsa, hukukun genel ilkelerine başvurarak uyuşmazlığı çözmek zorundadır.
Hukukun genel ilkelerinin temel fonksiyonu, uluslararası hukuktaki boşlukları doldurarak yargıcın karar vermekten kaçınmasını engellemektir.

Anahtar Kavram

Hukukun Genel İlkeleri ve Asli Kaynaklar

İpuçları

1
UAD Statüsü Madde 38'deki asli ve yardımcı kaynak ayrımına odaklanın.
2
Ulusal hukuklarda (medeni milletlerce) ortak olan prensiplerin uluslararası hukuk boşluklarını nasıl doldurduğunu düşünün.

Daha Fazla Pratik

Uluslararası Adalet Divanı'nın Statüsü'nün 38. maddesini tam metin olarak inceleyerek asli ve yardımcı kaynaklar arasındaki farkları tablolaştırın.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 300Soru

1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi (VAHS) hükümleri ve uluslararası hukukun genel ilkeleri dikkate alındığında, bir antlaşmanın bağlayıcılığı, uygulanması ve geçersizliği ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bir antlaşma, akdedildiği sırada uluslararası genel hukukun emredici bir kuralı (jus cogens) ile çatışıyorsa başlangıçtan itibaren batıldır ve hukuki sonuç doğurmaz.

Cevap

Uluslararası hukukun emredici bir kuralıyla (jus cogens) çatışan bir antlaşma, yapıldığı andan itibaren geçersizdir ve hukuki bir sonuç doğurmaz.
1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 53. maddesi, 'bir antlaşmanın yapıldığı sırada uluslararası genel hukukun emredici bir kuralı (jus cogens) ile çatışıyorsa batıl olduğunu' hükme bağlar. Bu, uluslararası hukukta bir antlaşmanın geçerliliği için rızanın ötesinde, içeriğin de temel hukuk normlarına uygun olması gerektiğini gösteren en temel kuraldır.

Adım Adım Çözüm

1
Jus cogens kavramının tanımını ve uluslararası hukuk hiyerarşisindeki yerini belirlemek.
Jus cogens, devletlerin üzerinde aksine bir düzenleme yapamayacağı emredici hukuk kurallarıdır.
Antlaşmaların geçerliliği, bu üst normlara uygunluklarına bağlıdır.
2
1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin (VAHS) 53. maddesini analiz etmek.
VAHS madde 53, emredici bir kuralla çatışan antlaşmaların 'batıl' (geçersiz) olduğunu açıkça belirtir.
Hukuk düzeni, en temel değerlerini koruyan emredici kuralların antlaşmalarla ihlal edilmesine izin vermez.
3
Diğer seçeneklerdeki usuli ve esasa ilişkin hataları (iç hukuk mazereti, imza-onay farkı, çekince sınırları) elemek.
İç hukukun ileri sürülemeyeceği (Madde 27) ve emredici kuralların mutlak üstünlüğü teyit edilir.
Uluslararası hukukta devletin iradesi sınırsız değildir; hem usul kurallarına (onay) hem de üst hukuk normlarına (jus cogens) uymak zorundadır.

Anahtar Kavram

Jus Cogens ve Antlaşmaların Geçersizliği
Tahmini Süre:1m 30s
ÖncekiSayfa 15 / 22Sonraki