Uluslararası Hukukun Kişileri

309 soru

Soru 41Soru

Okyanusya coğrafyasında yer alan 'Zephyria' bölgesi, bağlı bulunduğu ana karadan silahlı mücadele yoluyla koparak tek taraflı bağımsızlık ilan etmiş ve kendi siyasi otoritesini kurmuştur. Komşu 'Aethelgard' Devleti Dışişleri Bakanı konuya ilişkin şu resmi açıklamayı yapmıştır:

*"Zephyria'da kurulan yeni yapının an itibarıyla toprakları üzerinde fiilî bir kontrol sağladığını gözlemliyor ve kendileriyle zorunlu idari ve ticari konularda geçici temaslar kuruyoruz. Ancak bu yapıyı nihai ve geri dönülemez bir hukuki statüde resmi olarak muhatap almamız şu aşamada mümkün değildir. Zira uluslararası hukukta bir yapının devlet sıfatını kazanabilmesi ve hak ehliyetini tam olarak kullanabilmesi, münhasıran uluslararası toplumun diğer üyelerinin onu bu sıfatla tanımasına bağlıdır."*

Buna göre, Aethelgard Devleti'nin Zephyria'ya yönelik uyguladığı tanıma türü ve Dışişleri Bakanının açıklamalarında savunduğu tanıma teorisi aşağıdakilerin hangisinde sırasıyla verilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Devletlerin de facto tanınması – Kurucu teori

Cevap

Doğru yanıt, tanımanın niteliğinin 'Devletlerin de facto tanınması' ve benimsenen teorinin 'Kurucu teori' olduğunu belirten seçenektir.
Doğru yanıt, uygulanan işlemin 'Devletlerin de facto tanınması', dayandığı görüşün ise 'Kurucu teori' olduğunu gösteren eşleştirmedir. Metindeki bağımsızlık ilanı 'devlet' tanımasını, temasların geçici ve geri alınabilir niteliği 'de facto' (fiili) türü gerektirir. Bakanın devlet sıfatının ancak tanıma ile kazanılacağını ifade etmesi ise uluslararası hukukta doğrudan 'Kurucu (İnşai) Teori'nin karşılığıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Tanımanın muhatabını (devlet mi, hükümet mi) tespit etmek.
Muhatap 'Devlet'tir.
Zephyria ana karadan koparak tek taraflı bağımsızlık ilan etmiş yeni bir yapıdır. Mevcut bir devletin yönetiminin el değiştirmesi değil, yeni bir uluslararası süjenin doğuş iddiası söz konusu olduğundan hükümetlerin değil devletlerin tanınması kurumu işletilir.
2
Tanımanın biçimini (de facto / de jure) belirlemek.
Tanıma biçimi 'De facto' (fiilî) tanımadır.
Bakanlık açıklamasındaki 'geçici temaslar kuruyoruz' ve 'nihai ve geri dönülemez bir hukuki statüde muhatap almamız mümkün değildir' ifadeleri, hukuki, tam ve kesin olan de jure tanımanın zıddı olan, geçici ve geri alınabilir nitelikteki de facto tanımayı nitelemektedir.
3
Metinde savunulan tanıma teorisini saptamak.
Savunulan teori 'Kurucu Teori'dir.
Uluslararası hukukta Açıklayıcı (Bildirici) teori devletin varlığını somut unsurlara (toprak, halk, egemenlik) bağlarken, Kurucu (İnşai) teori ancak diğer devletlerin tanımasıyla uluslararası hukuk kişiliğinin doğacağını savunur. Bakanın 'devlet sıfatını kazanabilmesi... diğer üyelerin onu tanımasına bağlıdır' sözü doğrudan kurucu teorinin tanımıdır.

Anahtar Kavram

Devletlerin ve hükümetlerin tanınması farkı, de facto/de jure tanıma biçimleri ve tanımaya ilişkin kurucu/açıklayıcı teoriler
Soru 42Soru

Pasifik Okyanusu'nda yer alan 'Maris' adasında yaşanan iç çatışmaların ardından, adanın güney bölgesi ana vatandan ayrılarak 'Lumina Cumhuriyeti' adıyla bağımsızlığını ilan etmiştir. Bu gelişme üzerine komşu 'Terranova' Devleti, Lumina Cumhuriyeti'nin egemen bir yapı olarak ortaya çıkışını kabul etmiş ve taraflar arasında derhal karşılıklı büyükelçilikler açılmıştır. Aynı dönemde, Terranova Devleti'nin ticari ortaklarından 'Aethel' ülkesinde anayasal düzen askıya alınmış ve bir cunta yönetimi idareye el koymuştur. Terranova Devleti, Aethel'deki bu yeni yönetimle diplomatik bağlarını resmi olarak sürdürmekten kaçınmış, ancak vatandaşlarının güvenliği ve temel ticari gemi geçişlerinin aksamaması gibi fiili zorunluluklar nedeniyle cunta makamlarıyla alt düzeyde geçici temaslar yürütmüştür.

Uluslararası hukukta tanıma kurumu ve teorileri dikkate alındığında, Terranova Devleti'nin uygulamalarına ilişkin aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi hukuken doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Terranova Devleti'nin Lumina Cumhuriyeti'ne yönelik tasarrufu devletin de jure (hukuki) tanınmasına, Aethel'deki makamlarla teması ise hükümetin de facto (fiili) tanınmasına örnektir; ayrıca Lumina'nın devlet niteliği, açıklayıcı teori gereği tanımadan bağımsız olarak doğmuştur.

Cevap

Terranova Devleti'nin Lumina'ya yönelik işleminin devletin de jure tanınması, Aethel'e yönelik tutumunun hükümetin de facto tanınması olduğu ve tanımanın açıklayıcı (beyan edici) teoriye dayandığı ifade.
Günümüz uluslararası hukukunda devletlerin tanınması 'açıklayıcı (beyan edici)' teoriye dayanır; yani devlet, unsurlarını tamamladığında hukuken doğar, tanıma işlemi sadece bu durumu tescil eder. Terranova'nın Lumina ile tam ve resmi diplomatik ilişki (büyükelçilik) kurması, devletin 'de jure (hukuki)' ve açık tanınmasıdır. Öte yandan, devletin devamlılığı ilkesi gereği Aethel'deki iktidar değişikliği yeni bir devlet yaratmaz, yalnızca devleti temsil edecek muhatabın tespiti olan hükümet sorunudur. Bu cunta hükümetiyle sadece zaruri ve alt düzeyde geçici temas kurulması ise hükümetin 'de facto (fiili)' tanınmasıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Lumina Cumhuriyeti'ne yönelik diplomatik eylemin niteliğini belirlemek.
Terranova'nın büyükelçilik açması, yeni doğan bir devletin kalıcı ve tam (de jure) olarak tanındığını gösterir.
Büyükelçilik teatisinde bulunmak, uluslararası hukukta devletin hukuken ve kesin olarak tanınmasının en tipik örneğidir.
2
Aethel ülkesine yönelik diplomatik eylemin niteliğini belirlemek.
Cunta yönetimiyle sadece zaruri ihtiyaçlar için alt düzey temas kurulması, mevcut bir devletteki anayasa dışı yeni hükümetin fiili (de facto) tanınmasıdır.
Devletin tüzel kişiliği devam ettiği için burada yeni bir devlet değil, mevcut devletin yeni hükümeti muhatap alınmaktadır ve bu ilişki sınırlı/geçici düzeydedir.
3
Tanıma işleminin teorik sonucunu değerlendirmek.
Lumina'nın devlet niteliği Terranova'nın tanımasıyla doğmamıştır, tanıma işlemi sadece mevcut durumu tescil etmiştir.
Günümüz uluslararası hukukunda devletlerin tanınması kurucu değil, açıklayıcı (beyan edici) bir etkiye sahiptir.

Anahtar Kavram

Devletlerin ve Hükümetlerin Tanınması, Tanıma Teorileri (Açıklayıcı/Kurucu), De Jure ve De Facto Tanıma Ayrımları
Soru 43Soru

X kıtasında yer alan ve uzun süredir Y devletinin bir parçası olan Z bölgesi, tek taraflı bağımsızlık ilan ederek kendi anayasasını kabul etmiştir. Z bölgesi, sınırları belirli bu coğrafyada fiili ve kesintisiz bir otorite kurmuş, yerleşik halkı üzerinde egemenlik yetkilerini tam anlamıyla kullanmaya başlamış ve dış ilişkilerini bağımsızca yürütebilecek kurumsal altyapıyı oluşturmuştur. Ancak Y devleti ve müttefikleri, Z'yi diplomatik olarak tanımayı reddetmekte ve tanınma gerçekleşmediği için Z'nin uluslararası antlaşma yapma ehliyetinden yoksun olduğunu, dolayısıyla uluslararası hukuk kişiliği kazanamadığını ileri sürmektedir.

Genel kabul gören uluslararası hukuk kuralları ve devletin kurucu unsurları dikkate alındığında, Z bölgesinin hukuki statüsü hakkında aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Z bölgesi; insan topluluğu, ülke ve egemen siyasi otorite unsurlarına fiilen sahip olduğu için devlet niteliğini kazanmıştır; diğer devletlerin tanıması mevcut durumu sadece teyit eden beyan edici bir işlemdir.

Cevap

Z bölgesinin insan topluluğu, ülke ve egemen siyasi otorite unsurlarına fiilen sahip olmasıyla devlet niteliği kazandığını, tanımanın ise mevcut durumu teyit eden beyan edici bir işlem olduğunu belirten seçenektir.
Genel kabul gören (ve Montevideo Sözleşmesi ile de çerçevesi çizilen) modern uluslararası hukuk kurallarına göre, devletin varlığı fiili (nesnel) unsurlara dayanır. Bunlar; sürekli bir nüfus, sınırları belirli bir ülke, işleyen bir hükûmet ve diğer devletlerle ilişki kurma kapasitesidir. Bir siyasi varlık bu unsurlara fiilen sahip olduğunda uluslararası hukuk bağlamında devlet kişiliğini kazanır. Diğer devletlerin bu yeni yapıyı tanıması (tanıma kurumu), devletin varlık kazanması için 'kurucu' değil, mevcut durumu kabul eden 'açıklayıcı/beyan edici' bir işlemdir. Dolayısıyla, Z bölgesi tanınmasa bile devletin kurucu unsurlarını taşıdığı için uluslararası bir süje statüsündedir.

Adım Adım Çözüm

1
Devletin asli unsurlarını tespit etmek.
Z bölgesinin belirli bir ülke, sürekli nüfus, siyasi bir otorite (hükümet) ve diğer devletlerle ilişki kurma kapasitesine sahip olduğu görülmektedir.
Uluslararası hukukta bir varlığın devlet sayılabilmesi için bu dört fiili unsurun varlığı şarttır.
2
Tanınma teorilerini (kurucu ve açıklayıcı teori) olaya uygulamak.
Y devleti tanımanın kurucu unsur olduğunu iddia etmektedir; ancak modern uluslararası hukukta tanınma açıklayıcı (beyan edici) bir işlemdir.
Devletin varlığı fiili bir olgudur; tanınma sadece bu varlığı siyasi ve hukuki düzeyde teyit eder.
3
Doğru yargıya ulaşmak.
Z bölgesi gerekli unsurları sağladığı için tanınmasa dahi hukuken devlet statüsündedir ve uluslararası ilişkilere girme kapasitesine sahiptir.
Bu durum, açıklayıcı (declaratory) teorinin ve devletin nesnel unsurları prensibinin doğal bir sonucudur.

Anahtar Kavram

Devletin Kurucu Unsurları ve Açıklayıcı (Beyan Edici) Tanıma Teorisi
Soru 44Soru

Hükümetler arası teşkilatların uluslararası hukuk düzenindeki yeri ve hukuki ehliyetleri, devletlerin sahip olduğu asli süje statüsünden farklılık gösterir. Bu teşkilatların tüzel kişiliği ve yetkilerine dair aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sahip oldukları hak arama ve işlem yapma kapasitesi, kurucu antlaşmalarında kendilerine verilen görevleri yerine getirebilmek amacıyla 'işlevsel zorunluluk' (fonksiyonel gereklilik) prensibiyle sınırlıdır.

Cevap

Uluslararası teşkilatların hak ve yetkilerinin kuruluş amaçlarıyla sınırlı olduğunu belirten 'işlevsel zorunluluk' (fonksiyonel gereklilik) prensibi doğrudur.
Uluslararası teşkilatlar, devletler gibi genel ve mutlak yetkilere sahip değildir. Kurucu antlaşmalarında belirtilen amaçlara ulaşabilmek için ihtiyaç duydukları hak ve yetkilerle donatılmışlardır. Bu duruma uluslararası hukukta 'işlevsel zorunluluk' veya 'fonksiyonel gereklilik' ilkesi adı verilir. Bu yetkiler teşkilatın varlık sebebini gerçekleştirmesi için elzemdir.

Adım Adım Çözüm

1
Teşkilatların hukuki statüsünün tespiti
Bu yapıların devletlerden farklı olarak asli ve mutlak değil, türemiş ve sınırlı süjeler olduğu belirlenir.
Devletler egemenliklerinden doğan genel haklara sahipken, teşkilatlar devletlerin iradesiyle kurulur.
2
Ehliyet sınırlarının kurala bağlanması
Teşkilatların sadece görevlerini yerine getirebilmek için ihtiyaç duydukları yetkilerle donatıldığı (işlevsel zorunluluk) sonucuna varılır.
Kurucu antlaşma dışındaki konularda yetki kullanamazlar.

Anahtar Kavram

İşlevsel Zorunluluk (Fonksiyonel Gereklilik) İlkesi
Soru 45Soru

Dünya çapında faaliyette bulunan ve neredeyse tüm devletlerin üye olduğu evrensel nitelikli bir uluslararası örgütün görevlisi, örgütün nadir olarak üyesi olmayan X devletinde yürüttüğü resmi bir görev sırasında, o devletin güvenlik güçlerinin orantısız güç kullanımı sonucunda zarara uğramıştır. Örgüt, bu zararın tazmini için X devletine karşı uluslararası talepte bulunmak ve gelecekteki misyonları için bu devletle bir bağışıklık antlaşması akdetmek istemektedir. X devleti ise, örgütün kendisi açısından hukuki bir varlığı olmadığını ve devletler gibi egemen bir nitelik taşımadığını iddia etmektedir.

Uluslararası hukukun temel ilkeleri ve yerleşmiş uluslararası yargı içtihatları dikkate alındığında, bu olayla ilgili aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Örgütlerin antlaşma yapma (jus tractatuum) ve uluslararası talepte bulunma ehliyeti egemenlikten değil 'işlevsel zorunluluk' ilkesinden doğar; ayrıca evrensel nitelikli örgütler üye olmayan devletlere karşı dahi 'objektif hukuki kişilik' ileri sürebilir.

Cevap

Örgütlerin antlaşma yapma ve uluslararası talepte bulunma ehliyetinin 'işlevsel zorunluluk' ilkesinden doğduğunu ve evrensel nitelikli örgütlerin üye olmayan devletlere karşı da 'objektif hukuki kişilik' ileri sürebileceğini belirten ifadedir.
Uluslararası örgütlerin hak arama ve antlaşma yapma ehliyetleri (jus tractatuum) devletler gibi mutlak egemenlikten kaynaklanmaz; aksine örgütün kurucu antlaşmasındaki amaçları gerçekleştirmesi için gereken 'işlevsel zorunluluk' (fonksiyonel gereklilik) esasına dayanır. Ayrıca, Uluslararası Adalet Divanı'nın içtihatlarında da vurgulandığı üzere, evrensel nitelikteki bir örgüt, sadece kendisini kuran üyelere karşı (sübjektif) değil, üye olmayan üçüncü devletlere karşı da 'objektif hukuki kişiliğe' sahiptir.

Adım Adım Çözüm

1
Olaydaki uluslararası örgütün niteliğini ve devletin iddialarını analiz etme
Örgütün evrensel nitelikli olduğu ve X devletinin örgütün objektif varlığını ile egemen yetkilerini reddettiği tespit edildi.
Uyuşmazlığın hukuki dayanağını belirlemek için tarafların savlarını anlamak gerekir.
2
Uluslararası yargı mercilerinin yerleşmiş içtihatlarını olaya uygulama
Evrensel örgütlerin üye olmayan devletlere karşı da 'objektif hukuki kişiliğe' sahip olduğu, antlaşma yapma (jus tractatuum) ve talepte bulunma haklarının devlet egemenliğinden değil 'işlevsel zorunluluk' ilkesinden doğduğu sonucuna varıldı.
Örgütlerin kişiliğinin sınırlarını ve hak arama ehliyetinin teorik temelini belirlemek için yerleşmiş kuralların uygulanması şarttır.
3
Seçenekleri işlevsel zorunluluk ve objektif kişilik kavramları açısından değerlendirme
Devletin iddialarını hukuken çürütecek olan temel ilkenin, örgütün yetkilerini 'işlevsel zorunluluk' prensibiyle ve kişiliğini 'objektif kişilik' statüsüyle açıklayan ifade olduğu belirlendi.
Soru kökündeki uyuşmazlığı en doğru şekilde çözümleyen hukuk kuralının bulunması gerekmektedir.

Anahtar Kavram

İşlevsel Zorunluluk ve Objektif Hukuki Kişilik
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 46Soru

Uluslararası hukukta yaşanan iki farklı güncel senaryo şu şekildedir:

Birinci senaryoda; "Atlantis" ve "Pasifik" adlı iki bağımsız devlet, kendi anayasal süreçlerini işleterek birleşmiş ve uluslararası hukukta yeni bir süje olan "Okyanusya" devletini kurmuşlardır. Bu birleşme öncesinde Atlantis'in üçüncü bir devletle karşılıklı savunma ve askeri ittifak antlaşması, Pasifik'in ise komşusuyla sınır belirleyen ve bir sınır nehrinin ortak kullanımını düzenleyen objektif statülü (radisite) bir antlaşması bulunmaktadır.
İkinci senaryoda; komşu "Avrasya" devletinde gerçekleşen şiddetli bir halk devrimi sonucunda mevcut krallık rejimi tamamen yıkılmış ve yerine cumhuriyet ilan edilerek tüm anayasal kurumlar baştan aşağı değiştirilmiştir.

Uluslararası hukukta devletlerin halefiyeti, tanınma ve antlaşmaların sürekliliği kuralları dikkate alındığında, bu vakalarla ilgili aşağıdaki hukuki sonuçlardan hangisinin doğması beklenir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Pasifik devletinin taraf olduğu sınır ve nehir kullanımını düzenleyen antlaşma, ayni (radisite) haklar yarattığı için birleşme sonrası oluşan Okyanusya devletini de hukuken bağlamaya devam eder.

Cevap

Pasifik devletinin taraf olduğu sınır ve nehir kullanımını düzenleyen antlaşmanın, ayni haklar yarattığı için birleşme sonrası oluşan Okyanusya devletini de hukuken bağlamaya devam edeceğini belirten seçenektir.
Devletlerin halefiyetine (ardıllığına) ilişkin temel kurallara ve 1978 tarihli Devletlerin Antlaşmalara Halefiyetine İlişkin Viyana Sözleşmesi'ne göre, sınır antlaşmaları ile ayni nitelikteki (radisite) bölgesel hak ve yükümlülükler yaratan antlaşmalar halefiyetten etkilenmez. Ülke el değiştirse veya birleşme yoluyla yeni bir devlet kurulsa bile, bu nevi objektif statülü antlaşmalar o ülke parçası üzerinde geçerliliğini koruyarak halef devleti bağlamaya devam eder. Bu nedenle, Pasifik devletinin imzaladığı nehir antlaşması Okyanusya devletini de bağlar.

Adım Adım Çözüm

1
Birinci senaryodaki halefiyet durumunun hukuki niteliğini belirlemek.
Atlantis ve Pasifik devletlerinin birleşerek Okyanusya'yı kurması klasik bir devlet halefiyeti (birleşme) durumudur.
Yeni devletin eski devletlerin hak ve borçları üzerindeki konumunu tespit etmek.
2
Sınır ve objektif statülü (radisite) antlaşmaların halefiyetteki durumunu analiz etmek.
Ayni (radisite) nitelikli antlaşmalar ve sınır antlaşmaları, devletin kişiliği sona erse dahi yeni devleti (halefi) bağlamaya devam eder.
Uluslararası hukukun istikrarı ve sınırların dokunulmazlığı ilkesi gereğince bu antlaşmaların süreklilik arz ettiğini göstermek.
3
İkinci senaryodaki rejim değişikliğinin halefiyet yaratıp yaratmadığını değerlendirmek.
Avrasya devletindeki devrim bir hükümet değişikliğidir; devletin tüzel kişiliği devam ettiği için halefiyet hukuku değil, devletin devamlılığı kuralı işler.
Hükümet değişikliklerinin devletin mevcut yükümlülüklerini veya antlaşmalarını ortadan kaldırmayacağını teyit etmek.

Anahtar Kavram

Devletlerin Halefiyeti ve Antlaşmaların Sürekliliği
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 47Soru

Kıtalararası bir birlik olan 'Osteria' Federasyonu'nun dağılma sürecinde, eski federe devletlerden biri olan 'Noveria' tek taraflı olarak bağımsızlığını ilan etmiştir. Bu gelişme üzerine uluslararası toplum üyelerinden iki devlet aşağıdaki resmi işlemleri tesis etmiştir:

I. 'Kratos' devleti, yayımladığı resmi bildiride; Noveria topraklarında kamu düzenini sağlayan mevcut otoritenin fiili kontrolünü kabul ettiğini, sivil halkın mağduriyetini önlemek amacıyla ticari ve konsolosluk düzeyinde zorunlu ilişkiler yürüteceğini ancak nihai statü belirlenene kadar tam diplomatik ilişki kurmaktan imtina edeceğini duyurmuştur.
II. 'Solaris' devleti ise, Noveria'nın bağımsızlık ilanını resmi bir notayla tanıyarak derhal karşılıklı büyükelçilikler açılmasına karar vermiş ve notasında 'Noveria Devleti, tarafımızca gerçekleştirilen bu tanıma işlemiyle birlikte uluslararası hukuk sahnesinde hak ve borç ehliyetine sahip tam bir süje niteliği kazanmıştır.' ifadesine yer vermiştir.

Bu duruma ilişkin uluslararası hukuk kuralları ve tanıma teorileri bağlamında aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi kesinlikle doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kratos devletinin tesis ettiği işlem bir de facto (fiili) tanıma örneği iken, Solaris devletinin notasında yer alan hukuki gerekçe devletin uluslararası kişiliğinin kazanılmasında kurucu teoriyi esas almaktadır.

Cevap

Kratos devletinin işlemi geçici nitelikli fiili (de facto) tanımayı gösterirken, Solaris devletinin işlemi devletin kişiliğinin tanıma ile doğduğunu savunan kurucu teoriyi yansıtmaktadır.
Doğru seçenek, her iki devletin işleminin uluslararası hukuktaki karşılığını eksiksiz ve hatasız olarak ifade etmektedir. Kratos devleti, mevcut idarenin fiili kontrolünü kabul edip nihai statü çözülene kadar tam diplomatik ilişki kurmaktan kaçınarak uygulamada 'de facto' (fiili) tanıma gerçekleştirmiştir. Solaris devleti ise notasında Noveria'nın hak ve borç ehliyetine ancak bu tanıma işlemiyle sahip olduğunu belirterek, devletin uluslararası varlığının tanıma ile inşa edildiğini savunan 'kurucu' teoriye dayanmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Kratos ve Solaris devletlerinin gerçekleştirdiği tanıma işlemlerinin niteliğinin uluslararası hukuk kurallarına göre analiz edilmesi.
Kratos devleti tam diplomatik ilişki kurmaktan kaçınıp zorunlu ticari/konsolosluk ilişkisi kurarak hukuken 'de facto' (fiili) tanıma yapmıştır. Solaris devleti ise büyükelçilik açarak tam ve kesin bir 'de jure' (hukuki) tanıma işlemi tesis etmiştir.
Tanıma türleri (de facto ve de jure) arasındaki farkların olay örgüsü üzerinden tespit edilmesi gereklidir.
2
Solaris devletinin resmi notasındaki hukuki gerekçenin tanıma teorileri açısından sınıflandırılması.
Solaris devleti, Noveria'nın uluslararası süje niteliğini 'bu tanıma işlemiyle birlikte' kazandığını açıkça belirterek, tanımanın devleti yarattığını savunan 'kurucu' (inşai) teoriyi esas almıştır.
Kurucu ve açıklayıcı teoriler arasındaki temel fark, uluslararası kişiliğin kurucu unsurların bir araya gelmesiyle mi yoksa diğer devletlerin tanımasıyla mı doğduğudur.
3
Seçeneklerin bu tespitler ışığında tek tek değerlendirilmesi.
Kratos devletinin de facto tanıma yaptığı ve Solaris devletinin beyanının kurucu teoriyi yansıttığı değerlendirmesini içeren seçenek doğru kabul edilir.
Soru kökünün bizden istediği kesin doğru analizi yalnızca bu değerlendirmede eksiksiz verilmiştir.

Anahtar Kavram

Devletlerin Tanınması: De Facto/De Jure Ayrımı ve Kurucu/Açıklayıcı Teoriler
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 48Soru

Modern uluslararası hukukta bireylerin (gerçek kişilerin) hukuki statüsü ve uluslararası hukuk kişiliği ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bireylerin uluslararası hukuk kişiliği, devletlerin iradesine dayanan sınırlı ve türev bir nitelik taşır.

Cevap

Bireylerin uluslararası hukuk kişiliği, devletlerin iradesine dayanan sınırlı ve türev bir nitelik taşır.
Modern uluslararası hukukta bireyler, devletlerin kendi iradeleriyle imzaladıkları uluslararası antlaşmalar (örneğin AİHS) veya kurdukları yargı mekanizmaları (örneğin UCM) aracılığıyla hak ve ödev sahibi kılınmışlardır. Bu durum, bireylerin kişiliğinin devletlerden 'türetildiği' (derivate) ve sadece belirli hukuk dallarıyla 'sınırlı' kaldığı anlamına gelir.

Adım Adım Çözüm

1
Uluslararası hukuk süjelerini hiyerarşik olarak analiz et.
Devletlerin asli (orijiner), bireylerin ise ikincil süje olduğu belirlendi.
Uluslararası hukuk sistemini devletler kurar; bireylerin bu sistemdeki yeri devletlerin onayına bağlıdır.
2
Bireyin ehliyetinin kaynağını ve kapsamını değerlendir.
Bireyin kişiliğinin 'türev' ve 'sınırlı' olduğu saptandı.
Bireylerin kişiliği antlaşmalarla (türev) ve sadece belirli konularla (sınırlı) oluşturulmuştur.

Anahtar Kavram

Bireylerin Sınırlı ve Türev Kişiliği

Alternatif Yöntem

Soruda 'asli/orijiner' ve 'türev/derivate' kavramları arasındaki zıtlığa odaklanarak doğrudan doğru seçeneğe ulaşılabilir.
Tahmini Süre:45s
Soru 49Soru

Sömürge statüsünden kurtularak bağımsızlığını yeni kazanan "Aratya" Devleti, uluslararası hukuktaki "temiz sayfa" (tabula rasa) ilkesine dayanarak, selefi olan devletin taraf olduğu tüm antlaşmalarla olan hukuki bağını kestiğini ilan etmiştir. Buna göre Aratya Devleti'nin, 1978 tarihli Devletlerin Antlaşmalara Halefiyeti Hakkında Viyana Sözleşmesi uyarınca, aşağıdaki antlaşma türlerinden hangisini sürdürme yükümlülüğü bulunmaktadır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Komşu devletle olan sınırı belirleyen veya belirli bir bölgedeki geçiş haklarını düzenleyen radisite antlaşması

Cevap

Komşu devletle olan sınırı belirleyen veya belirli bir bölgedeki geçiş haklarını düzenleyen radisite antlaşması
Yeni bağımsız devletler (sömürgeden kurtulanlar), 1978 Viyana Sözleşmesi uyarınca seleflerinin antlaşmalarıyla bağlı olmama (temiz sayfa) hakkına sahiptir. Ancak sınır antlaşmaları ve nehir kullanımı, geçiş hakları gibi doğrudan araziye/ülkeye bağlı (radisite/territorial) yükümlülükler bu kuralın istisnasıdır ve halef devleti bağlamaya devam eder.

Adım Adım Çözüm

1
Devletin statüsünü belirle
Aratya Devleti sömürge sonrası bağımsız olan 'Yeni Bağımsız Devlet' (Newly Independent State) statüsündedir.
Uluslararası hukukta halefiyet kuralları, devletin nasıl oluştuğuna (dağılma, birleşme, sömürgeden kurtulma) göre farklılık gösterir.
2
Genel kuralı hatırla
Yeni bağımsız devletler için genel kural 'Temiz Sayfa' (Tabula Rasa) ilkesidir.
Bu ilkeye göre yeni devlet, selefinin yaptığı antlaşmalarla kural olarak bağlı değildir.
3
İstisnai durumu tespit et
Sınır antlaşmaları ve yere bağlı (radisite) haklar/yükümlülükler temiz sayfa ilkesinin mutlak istisnasıdır.
Uluslararası istikrarın korunması amacıyla sınır rejimleri ve toprak bütünlüğüne ilişkin düzenlemeler halefiyete tabidir (1978 Viyana Sözleşmesi m. 11 ve 12).

Anahtar Kavram

Devletlerin Halefiyeti ve Radisite (Yere Bağlı) Antlaşmalar İstisnası

İpuçları

1
Yeni bağımsız devletler için 'temiz sayfa' kuralı geçerlidir ancak bu kuralın toprak bütünlüğü ve istikrarla ilgili çok önemli bir istisnası vardır.
2
Uluslararası hukukta sınırların sürekli değişmesini engellemek için, selef devletin belirlediği sınır rejimleri halef devleti de bağlar.
3
1978 Viyana Sözleşmesi'ne göre 'yere bağlı' (radisite) yükümlülükler, yeni devletin iradesinden bağımsız olarak devam eder.

Daha Fazla Pratik

Devletlerin borçları ve devlet mallarına halefiyet konusundaki 1983 Viyana Sözleşmesi hükümlerini gözden geçirin.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 50Soru

Uluslararası hukukta devletlerin tanınmasına dair 'Açıklayıcı (Beyan Edici) Teori'yi savunan bir hukukçuya göre, yeni kurulan bir devletin tanınması işlemiyle ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Tanıma işlemi, yeni devletin halihazırda mevcut olan hukuki kişiliğinin saptanması ve onunla ilişki kurma iradesinin beyan edilmesidir.

Cevap

Yeni kurulan devletin uluslararası hukuk kişiliğinin zaten mevcut olduğunu, tanımanın ise bu durumu tespit eden ve resmiyet kazandıran bir işlem olduğunu kabul eden seçenek doğrudur.
Açıklayıcı (Beyan Edici) Teoriye göre, bir devletin uluslararası hukuk kişiliği; bir halkın, belirli bir toprak parçası üzerinde egemen bir yönetim kurmasıyla (devletin unsurlarının tamamlanmasıyla) kendiliğinden doğar. Bu görüşe göre tanıma işlemi, yeni bir hukuk kişiliği yaratmaz; aksine zaten hukuken mevcut olan bu kişiliğin diğer devletler tarafından 'tespit edilmesi' ve onunla diplomatik ilişki kurma arzusunun bildirilmesi niteliğindedir.

Adım Adım Çözüm

1
Tanıma teorilerini hatırla
Kurucu (Constitutive) ve Açıklayıcı (Declarative) olmak üzere iki temel teori vardır.
Sorunun hangi kuramsal çerçeveye dayandığını belirlemek için.
2
Açıklayıcı Teorinin özünü belirle
Bu teoriye göre bir topluluk; halk, ülke ve egemenlik unsurlarına sahipse 'devlet'tir; tanıma sadece bu varlığı teyit eder.
Açıklayıcı teorinin 'tespit edici' niteliğini netleştirmek için.
3
Seçeneklerdeki 'tespit' ve 'mevcut durum' ifadelerini ara
Tanımanın zaten var olan bir kişiliği saptadığını belirten ifadeye ulaşılır.
Doğru tanıma işlevini ayırt etmek için.

Anahtar Kavram

Açıklayıcı (Beyan Edici) Tanıma Teorisi

İpuçları

1
Tanımanın 'yaratıcı' mı yoksa sadece 'durum tespiti yapan' bir işlem mi olduğunu düşünün.
2
Montevideo Konvansiyonu'na göre bir devletin varlığı diğer devletlerin tanımasına bağlı değildir. Bu hangi teoriyi destekler?

Daha Fazla Pratik

Kurucu Teori ile Açıklayıcı Teori arasındaki farkları bir tablo üzerinden inceleyerek pekiştirebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 51Soru

Uluslararası hukukta devletlerin tanınmasına ilişkin 'Açıklayıcı (Beyan Edici) Teori'yi benimseyen bir hukukçuya göre, kurucu unsurlarını (ülke, halk, etkin hükümet) tamamlamış ancak henüz diğer devletler tarafından tanınmamış bir siyasi topluluğun hukuki durumuyla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Devletin varlığı diğer devletlerin tanımasından bağımsızdır ve bu topluluk tanınmasa dahi devlet olmaktan kaynaklanan temel haklara sahiptir.

Cevap

Açıklayıcı teoriye göre devletin varlığı tanımadan bağımsızdır ve kurucu unsurları tamamlayan bir yapı, tanınmasa dahi uluslararası hukuk kişiliği kazanarak temel hak ve ödevlere sahip olur.
Açıklayıcı teoriye göre devletin varlığı ve uluslararası hukuk süjesi olma niteliği, diğer devletlerin iradesinden (tanımasından) bağımsızdır. Montevideo Sözleşmesi'nde belirtilen 'ülke, halk, etkin hükümet ve uluslararası ilişkilere girme kapasitesi' unsurlarını taşıyan her yapı, tanınmasa dahi devlet niteliğindedir ve egemenlik, bütünlük gibi temel haklara sahiptir.

Adım Adım Çözüm

1
Açıklayıcı (Beyan Edici) Teorinin tanımını analiz etme
Bu teoriye göre devletlik, ülke, halk ve hükümet gibi objektif kriterlerin gerçekleşmesiyle kendiliğinden oluşur.
Teorinin 'tespit edici' niteliğini anlamak için maddi unsurların önceliğini belirlemek gerekir.
2
Tanımanın bu teorideki rolünü belirleme
Tanıma, zaten var olan bir hukuki durumun (devletin varlığının) diğer devletler tarafından kabul edildiğinin beyan edilmesidir.
Tanımanın hukuk yaratıcı değil, durum tespit edici bir işlem olduğunu doğrulamak için.

Anahtar Kavram

Açıklayıcı (Beyan Edici) Teori: Devletin varlığının tanınmadan önce maddi unsurlarla (Montevideo Kriterleri) başladığını savunur.

İpuçları

1
Tanıma teorilerinden biri tanımanın devlet yarattığını, diğeri ise sadece var olanı ilan ettiğini söyler.
2
'Beyan edici' kelimesinin anlamını düşünün; bir şeyi beyan etmek o şeyin zaten var olduğunu varsayar mı?

Daha Fazla Pratik

Montevideo Sözleşmesi'nin 3. maddesini (Devletin siyasi varlığı diğer devletlerin tanımasından bağımsızdır) inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 52Soru

Bağımsızlığını yeni ilan eden bir siyasi topluluk; sınırları belirli bir kara parçası üzerinde yerleşik bir nüfusu yönetmekte ve etkin bir hükümet mekanizmasına sahip bulunmaktadır. Bu topluluk, henüz hiçbir devlet tarafından tanınmamış olmasına rağmen, komşu bir devletle ikili bir sınır güvenliği protokolü imzalamıştır.

1933 Montevideo Sözleşmesi kriterleri ve "açıklayıcı tanıma teorisi" (declaratory theory) esas alındığında, bu durumla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Ticaret veya güvenlik protokolü imzalanabilmesi, 'diğer devletlerle ilişki kurma kapasitesi' unsurunun mevcut olduğunu ve devletlik vasfının tanımadan bağımsız olarak kazanılabileceğini gösterir.

Cevap

Ticaret veya güvenlik protokolü imzalanabilmesi, 'diğer devletlerle ilişki kurma kapasitesi' unsurunun mevcut olduğunu ve devletlik vasfının tanımadan bağımsız olarak kazanılabileceğini gösteren ifade doğrudur.
Uluslararası hukukta devletliğin oluşumu, 1933 Montevideo Sözleşmesi'nde sayılan maddi unsurların (nüfus, ülke, hükümet, kapasite) fiilen bir araya gelmesiyle gerçekleşir. Açıklayıcı tanıma teorisine göre, bir siyasi yapının devlet niteliği kazanması için diğer devletler tarafından tanınması zorunlu değildir; tanıma sadece mevcut bir durumu saptayan beyan edici bir işlemdir. Siyasi yapının başka bir uluslararası hukuk süjesiyle (komşu devletle) resmi bir protokol imzalayabilmesi, dış ilişki kurma kapasitesine sahip olduğunun somut bir göstergesidir ve bu unsurun karşılandığını kanıtlar.

Adım Adım Çözüm

1
Montevideo Sözleşmesi unsurlarını değerlendir
Varlığın; sürekli nüfus, belirli ülke ve etkin hükümet unsurlarına sahip olduğu tespit edildi.
Devletin maddi unsurlarının oluşup oluşmadığını saptamak gerekir.
2
Kapasite unsurunu ve tanıma teorisini analiz et
Komşu devletle protokol imzalanması 'kapasite' unsuruna işaret eder; açıklayıcı teoriye göre tanıma zorunlu değildir.
Dördüncü unsurun fiili görünümü ile tanımanın hukuki niteliği arasındaki ilişkiyi kurmak gerekir.

Anahtar Kavram

Devletin Maddi Unsurları ve Açıklayıcı Tanıma Teorisi
Soru 53Soru

Uluslararası hukukta devlet dışı aktörlerin statüsü tartışılırken, bireylerin (gerçek kişilerin) hukuki durumu klasik ve modern yaklaşımlar arasında farklılık göstermektedir. Buna göre, modern uluslararası hukukta bireylerin hukuki kişiliği ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bireyler, uluslararası hukukta devletler tarafından kendilerine tanınan yetkiler çerçevesinde 'sınırlı' ve 'türev' bir süje ehliyetine sahiptir.

Cevap

Bireylerin uluslararası hukukta devletler tarafından kendilerine tanınan yetkiler çerçevesinde 'sınırlı' ve 'türev' bir süje ehliyetine sahip olduğunu belirten ifade doğrudur.
Modern uluslararası hukukta bireyler, uluslararası hukukun süjesi kabul edilmekle birlikte bu kişilik devletlerinkinden farklıdır. Devletler 'asli' süjeyken, bireylerin hak ve borçları devletler arası antlaşmalarla yaratıldığı için 'türev' (derived) niteliktedir. Ayrıca bireyler devletler gibi her konuda değil, sadece kendilerine tanınan belirli alanlarda (insan hakları, uluslararası suçlar vb.) hak ve sorumluluk sahibi oldukları için ehliyetleri 'sınırlı'dır.

Adım Adım Çözüm

1
Uluslararası hukukun asli süjelerini belirlemek.
Devletler uluslararası hukukun birincil ve tam süjeleridir.
Bireylerin statüsünü devletlerin statüsüyle kıyaslamak için temel dayanağı oluşturur.
2
Bireylerin hukuk kişiliğinin kaynağını analiz etmek.
Bireylerin statüsü devletlerin iradesiyle (antlaşmalarla) oluştuğu için 'türev' niteliktedir.
Bireylerin neden 'asli' süje olamayacağını açıklar.
3
Bireylerin yetki kapsamını değerlendirmek.
Bireyler sadece insan hakları (aktif) ve ceza sorumluluğu (pasif) gibi alanlarda yetkili oldukları için 'sınırlı' ehliyete sahiptir.
Bireylerin neden 'tam' süje olamayacağını (örneğin antlaşma yapma yetkisinin olmaması) gerekçelendirir.

Anahtar Kavram

Bireylerin Uluslararası Hukuk Kişiliğinin Sınırlı ve Türev Niteliği
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 54Soru

Uluslararası hukukta, bir devlette darbe veya ihtilal gibi anayasa dışı yollarla gerçekleşen iktidar değişiklikleri neticesinde ortaya çıkan "hükümetlerin tanınması" kurumu ve bu işlemin doğurduğu hukuki sonuçlar ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Tanınan bir hükümet, tanıma kararı veren devletin mahkemelerinde o devlet adına dava açma, kamu varlıkları üzerinde tasarruf etme ve yargı bağışıklığından yararlanma hakkı kazanır.

Cevap

Tanınan bir hükümetin, tanıma kararı veren devletin mahkemelerinde temsil ettiği devlet adına dava açma, kamu varlıkları üzerinde tasarruf etme ve yargı bağışıklığından yararlanma hakkı kazanması doğrudur.
Uluslararası hukukta bir hükümetin tanınması, o hükümete tanıma kararı veren devletin iç hukuk düzeninde ve mahkemelerinde 'devleti temsil yetkisi' verir. Bu yetki sayesinde hükümet, devletin yurt dışındaki banka hesaplarına erişebilir, o devlet adına dava açabilir ve o devletin egemenliğinden kaynaklanan yargı bağışıklığından (sovereign immunity) yararlanabilir.

Adım Adım Çözüm

1
Hükümet tanımanın niteliğini belirle
Hükümet tanımanın, devletin uluslararası hukuk süjekliğini değil, o devletin kimin tarafından temsil edileceğini belirlediğini tespit et.
Devletin sürekliliği ilkesi uyarınca hükümet değişikliği devletin kişiliğini etkilemez.
2
Tanımanın hukuki sonuçlarını analiz et
Tanınan hükümetin aktif/pasif temsil yetkisi (elçi gönderme/kabul etme) ve yargısal muafiyet kazandığını doğrula.
Uluslararası hukukta tanıma, diplomatik ilişkilerin tesisi ve ulusal mahkemelerde temsil yetkisi için anahtardır.
3
Doktrinleri karşılaştır
Estrada'nın 'müdahale karşıtlığı', Tobar'ın 'anayasal meşruiyet', Jefferson'ın 'fiili kontrol' odaklı olduğunu ayırt et.
Doktrinler, devletlerin tanıma pratiğindeki siyasi ve hukuki tutumlarını açıklar.

Anahtar Kavram

Hükümetlerin Tanınmasının Hukuki Sonuçları ve Doktrinler
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 55Soru

1978 tarihli Devletlerin Antlaşmalara Halefiyeti Sözleşmesi uyarınca, sömürge statüsünden kurtularak kurulan "yeni bağımsız devletler" için selef devletin antlaşma yükümlülüklerinden kurtulma imkanı tanıyan "temiz sayfa" (tabula rasa) ilkesi öngörülmüştür. Buna karşın, uluslararası hukukta bazı antlaşmaların bu ilkenin dışında tutularak halef devleti de bağlamaya devam etmesi kabul edilir. Buna göre, "temiz sayfa" ilkesine tabi olmayan ve halefiyet durumunda süreklilik arz eden antlaşma türü aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sınır rejimlerini ve ülkesel statüleri belirleyen (radisite) antlaşmalar

Cevap

Sınır rejimlerini ve ülkesel statüleri belirleyen (radisite) antlaşmalar
Uluslararası hukukta devletlerin halefiyeti söz konusu olduğunda, sömürge statüsünden kurtularak bağımsızlığını kazanan devletler için "temiz sayfa" (tabula rasa) ilkesi uygulanır. Bu ilkeye göre yeni devlet, selef devletin taraf olduğu antlaşmaları devralmak zorunda değildir. Ancak bu kuralın en önemli istisnası sınır rejimlerini ve ülkesel statüleri (geçiş hakları, servitüdler vb.) belirleyen antlaşmalardır. Bu tür antlaşmalar "radisite" (ülkeye yapışık) nitelikli kabul edilir ve uluslararası sınırların istikrarını korumak amacıyla halef devleti de bağlar.

Adım Adım Çözüm

1
Devletin statüsünü belirle
Sömürgeden kurtulan "Yeni Bağımsız Devlet"
Yeni bağımsız devletler için genel kural temiz sayfa ilkesidir.
2
Uygulanacak temel ilkeyi hatırla
Temiz Sayfa (Tabula Rasa) İlkesi
Bu ilke uyarınca yeni devlet selef devletin antlaşmalarıyla bağlı değildir.
3
İstisnai durumu tespit et
Radisite (ülkesel) antlaşmalar
Sınır antlaşmaları ve ülkeye bağlı yükümlülükler devletin kişiliğinden bağımsız olarak ülkeye yapışık kabul edilir.

Anahtar Kavram

Temiz Sayfa İlkesi ve Radisite Antlaşmalar
Tahmini Süre:45s
Soru 56Soru

1978 tarihli Devletlerin Antlaşmalara Halefiyeti Hakkında Viyana Sözleşmesi ve uluslararası hukuk teamül kuralları çerçevesinde, bir devletin yerini bir diğerinin almasıyla sonuçlanan "devletlerin halefiyeti" süreci ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sınır düzenlemeleri veya bir arazinin kullanımına ilişkin olan 'yerel nitelikli' (radicite) antlaşmalar, halefiyetin türü ne olursa olsun halef devlete geçer.

Cevap

Sınır düzenlemeleri veya bir arazinin kullanımına ilişkin olan 'yerel nitelikli' (radicite) antlaşmalar, halefiyetin türü ne olursa olsun halef devlete geçer.
Doğru ifade, sınır ve yerel nitelikli antlaşmaların (radicite) halefiyetten etkilenmediğini belirtir. Uluslararası hukukta sınırların istikrarı ilkesi (uti possidetis ve antlaşmaların sürekliliği), bir devletin sömürgeden bağımsız olması veya birleşip dağılması durumunda bile mevcut sınır antlaşmalarının halef devleti bağlamaya devam etmesini sağlar.

Adım Adım Çözüm

1
Devletlerin halefiyeti ile devletin sürekliliği arasındaki farkı ayırt etme.
Hükümet değişiklikleri süreklilik ilkesine tabi iken, egemenliğin el değiştirmesi halefiyet gerektirir.
Hukuki yükümlülüklerin devam edip etmeyeceğini belirleyen temel ayrım budur.
2
Antlaşma türlerini (kişisel/siyasi vs. yerel/radisite) sınıflandırma.
Sınır ve toprak kullanımına ilişkin antlaşmalar 'yerel nitelikli' (radicite) olarak belirlenir.
Uluslararası istikrarın korunması için sınırların halefiyetten etkilenmemesi gerekir.
3
Halefiyet türüne göre (bağımsızlık, birleşme, dağılma) kuralı uygulama.
Yerel nitelikli antlaşmalar tüm halefiyet türlerinde halef devlete geçer.
Bu antlaşmalar devletin şahsına değil, doğrudan ülkeye (toprağa) bağlı kabul edilir.

Anahtar Kavram

Devletlerin Halefiyetinde Yerel Nitelikli (Radicite) Antlaşmaların Sürekliliği
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 57Soru

Uluslararası hukukta devletlerin tanınması; yeni bir siyasi oluşumun bağımsızlığını ilan etmesi durumunda, mevcut devletlerin bu yeni oluşumu bir uluslararası hukuk kişisi olarak kabul ettiklerini bildiren tek taraflı bir tasarruftur. Bu işlem, tanıma biçimine ve hukuki dayanaklarına göre farklı sonuçlar doğurabilir.

Tanıma işlemi ve bu işlemin hukuki niteliği ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: De facto (fiilen) tanıma, hukuki sonuçları ve diplomatik ayrıcalıklar bakımından 'de jure' tanıma ile tamamen eşdeğerdir ve tanıyan devlet açısından geri alınamaz bir nitelik taşır.

Cevap

De facto tanımanın de jure tanıma ile tamamen aynı hukuki sonuçlara sahip olduğu ve geri alınamaz nitelikte olduğu ifadesi yanlıştır.
Uluslararası hukukta 'de facto' (fiilen) tanıma, 'de jure' (hukuken) tanımanın aksine tam ve kesin bir nitelik taşımaz. Genellikle yeni kurulan devletin veya hükümetin kalıcılığı konusunda şüpheler olduğunda başvurulan, siyasi ağırlıklı ve geçici bir adımdır. De facto tanıma, de jure tanımanın aksine geri alınabilir (rücu edilebilir) ve tanıyan devlet ile tanınan devlet arasında her zaman tam diplomatik dokunulmazlık veya en üst düzeyde temsil (büyükelçilik) garantisi vermez. Bu nedenle de facto tanımanın de jure ile her bakımdan eşdeğer ve geri alınamaz olduğu yönündeki ifade yanlıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Tanıma türleri (de jure ve de facto) arasındaki temel farkları değerlendirin.
De jure tanıma tam, kesin ve geri alınamazdır; de facto tanıma ise genellikle geçicidir ve siyasi koşullara bağlı olarak geri çekilebilir.
Hukuki kesinlik ve süreklilik ayrımını yapmak soruyu çözmek için kritiktir.
2
Seçeneklerde sunulan diğer teorik yaklaşımları (Kurucu ve Açıklayıcı teoriler) analiz edin.
B ve D seçeneklerindeki teorik tanımların uluslararası hukuk literatürüyle uyumlu olduğu teyit edilir.
Tanımanın 'yaratan' (kurucu) mı yoksa 'tespit eden' (açıklayıcı) mı olduğu ayrımı devletlik sıfatının başlangıcını belirler.
3
Birleşmiş Milletler üyeliği ile ikili tanıma arasındaki ilişkiyi gözden geçirin.
BM üyeliğinin o devleti tanımayan üyeler üzerinde ikili (bilateral) bir tanıma zorunluluğu doğurmadığı sonucuna varılır.
Kolektif tanıma ile bireysel tanıma arasındaki farkı ayırt etmek gerekir.

Anahtar Kavram

Devletlerin Tanınmasında De Jure ve De Facto Ayrımı

Alternatif Yöntem

Soruyu çözerken seçeneklerdeki 'geri alınamazlık' (irrevocability) kavramına odaklanmak hızlı sonuç verebilir; zira uluslararası hukukta sadece de jure tanıma kesin ve geri alınamaz niteliktedir.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 58Soru

Uluslararası hukukta, yeni bir siyasi oluşumun bağımsızlığını ilan etmesi durumunda, tanıyan devletin bu oluşumu "fiili bir gerçeklik" olarak kabul etmesine rağmen; oluşumun istikrarına veya hukukiliğine dair çekinceleri nedeniyle tanımanın hukuki sonuçlarını geçici, sınırlı ve geri alınabilir bir çerçevede tutması durumu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: De facto tanıma

Cevap

De facto tanıma
De facto tanıma, bir devletin veya hükümetin fiilen var olduğunu kabul eden ancak bu durumun kalıcılığına dair şüpheler nedeniyle hukuki kesinlik (de jure) kazandırmayan, geçici ve sınırlı bir tanıma biçimidir. Bu tür tanıma, ileride oluşumun başarısız olması durumunda tanıyan devletin geri adım atabilmesine olanak tanır.

Adım Adım Çözüm

1
Tanımanın niteliğini belirleme
Soruda belirtilen tanıma; geçici, sınırlı ve geri alınabilir bir yapıdadır.
Siyasi bir oluşumun tam olarak istikrar kazanmadığı durumlarda devletlerin kendilerini koruma yöntemidir.
2
Kavramsal ayrım yapma
Fiili duruma dayalı (de facto) ile hukuki kesinliğe dayalı (de jure) ayrımı netleştirilir.
De facto tanıma, tam diplomatik ilişkiler (büyükelçilik açma gibi) yerine genellikle konsolosluk düzeyinde kalır.
3
Doğru terimi seçme
Seçenekler arasından 'De facto tanıma' terimi bu özelliklerle eşleşmektedir.
Diğer seçenekler ya tanımanın hukuki etkisine dair teorilerdir (Kurucu/Açıklayıcı) ya da farklı kapsamdadır (Hükümet tanıma).

Anahtar Kavram

De facto ve De jure Tanıma Ayrımı
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 59Soru

Uluslararası örgütlerin hukuk süjeliği, devletlerin asli ve sınırsız kişiliğinden farklı olarak "türev" ve "sınırlı" bir nitelik arz eder. Uluslararası Adalet Divanı'nın 1949 tarihli "Birleşmiş Milletlerin Hizmetinde Uğranılan Zararların Tazmini" (Reparation for Injuries) kararı, örgütlerin bu statüsünü ve yetki sınırlarını netleştiren en temel emsaldir. Bu doğrultuda, uluslararası örgütlerin hukuki kişiliğinin kapsamı ve niteliği hakkında aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Örgütün kişiliği, kendisine verilen görevleri yerine getirebilmesi için gereken "işlevsel zorunluluk" ilkesine dayanır ve bu kişilik üye olmayan devletlere karşı da ileri sürülebilir niteliktedir.

Cevap

Uluslararası örgütlerin kişiliği, işlevsel zorunluluk ilkesine dayanır ve objektif nitelik taşıyabilir.
Uluslararası örgütler, devletlerin aksine sadece kendilerine verilen görevleri (işlevleri) yerine getirmek amacıyla kurulurlar. Bu nedenle yetkileri genel değil, görevleriyle sınırlıdır (işlevsel zorunluluk). 1949 tarihli karar, Birleşmiş Milletler'in üye olmayan devletlere karşı da tazminat talebinde bulunabileceğini, yani kişiliğinin objektif olduğunu ve kurucu antlaşmada yazmasa dahi görevini ifa için gereken zımni yetkilere sahip olduğunu tescil etmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Örgütlerin süjelik niteliğini belirle.
Örgütler devletler tarafından kurulduğu için "türev" ve sadece görevleriyle sınırlı oldukları için "sınırlı" süjelerdir.
Devletlerin asli ve genel yetkili kişiliği ile örgütlerin özel yetkili kişiliği arasındaki farkı kavramak için.
2
1949 Reparation for Injuries kararının etkisini analiz et.
Bu karar, örgütlerin "işlevsel zorunluluk" gereği zımni yetkilere sahip olduğunu ve kişiliğinin "objektif" (herkese karşı geçerli) olabileceğini ortaya koymuştur.
Örgütlerin üye olmayan devletlere karşı hak iddia edip edemeyeceğini netleştirmek için.
3
Seçenekleri bu iki temel ilke (işlevsel zorunluluk ve objektif kişilik) üzerinden değerlendir.
İşlevsel zorunluluk ve objektif kişiliği bir arada veren ifadenin doğruluğu onaylanır.
En kapsamlı ve hukuken doğru tanımı seçmek için.

Anahtar Kavram

İşlevsel Zorunluluk ve Objektif Kişilik (1949 Bernadotte Kararı)

İpuçları

1
Devletlerin kişiliği 'asli' iken örgütlerinkinin neden 'türev' olduğunu düşünün.
2
1949 Bernadotte (Reparation) davasının, örgütün üye olmayan bir devlete karşı tazminat isteme hakkı hakkındaki görüşünü hatırlayın.

Daha Fazla Pratik

Uluslararası örgütlerin sorumluluğu ile devletlerin sorumluluğu arasındaki farkları inceleyen bir soru çözebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 60Soru

Uluslararası hukukta devletlerin birleşmesi sonucu ortaya çıkan yapılar; birleşen birimlerin egemenlik yetkilerini, vatandaşlık rejimlerini ve uluslararası hukuk kişiliklerini muhafaza edip etmemelerine göre kategorize edilmektedir. Bu bağlamda, 'Şahsi Birlik' (Personal Union) ve 'Hakkı Birlik' (Real Union) arasındaki temel hukuki farklılığa ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hakkı birlikte, birleşen devletler uluslararası alanda tek bir süje olarak temsil edilir ve tek bir antlaşma yapma ehliyetine sahipken; şahsi birlikte, devletler ayrı birer uluslararası hukuk kişiliğine ve müstakil antlaşma yapma yetkisine sahip olmayı sürdürürler.

Cevap

Hakkı birlikte tek bir uluslararası hukuk kişiliği oluşurken, şahsi birlikte devletlerin kişilikleri ve antlaşma yetkileri ayrı kalır.
Doğru ifade, hakkı birliklerin (Real Union) uluslararası alanda tek bir süje olarak temsil edildiğini, buna karşın şahsi birliklerde (Personal Union) her devletin kendi bağımsız hukuk kişiliğini, vatandaşlık rejimini ve antlaşma yapma ehliyetini koruduğunu belirtmektedir. Hakkı birlikte devletler tek bir dış işleri ve savunma mekanizması altında birleşirken, şahsi birlik sadece aynı kişinin iki farklı tahta sahip olmasıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Birlik türlerinin tanımını yapın.
Şahsi birlik (Personal Union) sadece hükümdar ortaklığıdır; Hakkı birlik (Real Union) ortak bir organ veya antlaşma ile kurulan yapısal birleşmedir.
Hukuki kişiliğin kaynağını belirlemek için gereklidir.
2
Uluslararası hukuk kişiliği (süjeliği) sayısını analiz edin.
Şahsi birlikte 2 veya daha fazla kişilik varken, Hakkı birlikte tek bir uluslararası kişilik (süje) söz konusudur.
Dış ilişkilerde kimin muhatap alınacağını belirler.
3
Antlaşma yapma ve dış temsil yetkisini değerlendirin.
Hakkı birlikte tek bir dış temsil ve antlaşma ehliyeti varken, şahsi birlikte her devlet kendi adına antlaşma yapar.
Egemenlik yetkilerinin kullanımını doğrulamak içindir.
4
Tarihsel örnekleri kontrol edin.
Avusturya-Macaristan (1867-1918) Hakkı Birlik; İngiltere-Hannover (1714-1837) Şahsi Birlik örneğidir.
Bilginin doğruluğunu test etmek için somut kanıt sunar.

Anahtar Kavram

Devlet Birleşmelerinde Uluslararası Hukuk Kişiliği
ÖncekiSayfa 3 / 16Sonraki