Marksist ve Eleştirel Yaklaşımlar
249 soru
Küresel refah eşitsizliklerini tarihsel-yapısal bir perspektifle inceleyen eleştirel yaklaşımlar, uluslararası kapitalist sistemin işleyiş biçimine odaklanır. Gelişmiş sanayi odakları ile temel gelir kaynağı hammadde ihracı olan bölgeler arasındaki eşitsiz mübadele ilişkisi, Andre Gunder Frank ve Fernando Henrique Cardoso gibi düşünürler tarafından detaylıca ele alınmıştır.
Bağımlılık Teorisi'nin temel varsayımları dikkate alındığında, sistemdeki aktörler arasındaki etkileşimler hakkında aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
Frankfurt Okulu'nun temel epistemolojik zeminini oluşturan Max Horkheimer ve Jürgen Habermas'ın görüşleri, Uluslararası İlişkiler disiplininde ana akım teorilerin sorgulanmasında kilit rol oynamıştır. Horkheimer'ın 'geleneksel teori' eleştirisi ve Habermas'ın 'teknik çıkar' (araçsal akıl) kavramsallaştırması, egemen kuramların dünyayı nesnelleştirici ve statükocu doğasını ifşa etmek için kullanılmıştır.
Buna göre, Frankfurt Okulu'nun epistemolojik perspektifinden bakıldığında, aşağıdakilerden hangisi Uluslararası İlişkiler disiplinindeki ana akım (neo-realist ve neo-liberal) yaklaşımlara yöneltilen eleştirinin doğru bir ifadesidir?
Galler Okulu'nun (Eleştirel Güvenlik Çalışmaları) önde gelen düşünürlerinden Ken Booth, güvenliğin bağımsız ve kendi başına var olan nesnel bir olgu değil, siyaset teorisinden 'türetilmiş bir kavram' (derivative concept) olduğunu ileri sürer. Geleneksel yaklaşımların 'devletçilik' (statism) yanılsaması içinde olduğunu belirten Okul, güvenliğin referans nesnesini ve nihai amacını radikal bir biçimde yeniden tanımlar.
Buna göre, Galler Okulu'nun güvenlik ile özgürleşme (emancipation) arasında kurduğu ontolojik ilişki ve devletin bu süreçteki rolü hakkında aşağıdaki yargılardan hangisi doğrudur?
Uluslararası ilişkiler disiplininde eşitsiz gelişim ve hegemonya konuları çeşitli yapısalcı yaklaşımlar tarafından incelenmektedir. Immanuel Wallerstein'ın "Modern Dünya Sistemi" teorisi, kendisinden önceki yaklaşımların metodolojik çerçevesini eleştirerek küresel kapitalizmin işleyişine dair yeni bir model sunmuştur. Wallerstein, küresel ekonomi politiği açıklarken klasik Marksizm'in sınıf indirgemeciliğini ve erken dönem Bağımlılık Okulu'nun devlet-merkezci eğilimlerini aşmayı hedeflemiştir.
Buna göre, aşağıdakilerden hangisi Immanuel Wallerstein'ın Dünya Sistemleri Teorisi'nin temel argümanını ve analiz birimine yaklaşımını doğru yansıtmaktadır?
Bir uluslararası ilişkiler teorisyeni, küresel düzeyde faaliyet gösteren uluslararası örgütlerin ve devletler arası hukukun, devletlerin ortak rasyonalitesinin bir ürünü olmadığını savunmaktadır. Bu düşünüre göre, söz konusu uluslararası kurumlar, özünde küresel ölçekte egemen olan maddi üretim ilişkilerinin sürdürülmesini sağlayan ve uluslararası burjuvazinin çıkarlarını yansıtan siyasal kılıflardan ibarettir.
Buna göre, teorisyenin analizinde kullandığı kavramsal çerçeve, Klasik Marksizm'e ait aşağıdaki yaklaşımlardan hangisiyle doğrudan ifade edilir?
Ana akım Uluslararası İlişkiler teorileri, uluslararası sistemi verili (statükocu) bir yapı olarak kabul edip bu yapı içerisindeki işleyişi pürüzsüzleştirmeye odaklanırken; yirminci yüzyılın son çeyreğinde disipline entegre olan bazı post-pozitivist yaklaşımlar bu ontolojik kabullere meydan okumuştur. Bu bağlamda, siyasal topluluğun mevcut egemenlik sınırlarına hapsolmasını reddeden ve tarihsel süreçte inşa edilmiş dışlayıcı pratiklerin dönüştürülebileceğini savunan kapsamlı bir literatür ortaya çıkmıştır.
Buna göre, Robert Cox'un 'sorun çözücü teori / eleştirel teori' ayrımı ile Andrew Linklater'ın 'özgürleşme' (emancipation) anlayışının Uluslararası İlişkiler disiplinine ortaklaşa sunduğu temel normatif hedef aşağıdakilerden hangisidir?
Bir uluslararası ilişkiler sempozyumunda araştırmacı, Küresel Güney ülkelerinin borç krizini analiz ederken IMF ve Dünya Bankası gibi uluslararası finans kuruluşlarının yapılarını ve küresel güç hiyerarşisini doğal (verili) kabul etmiş; yalnızca bu kurumların kredi politikalarındaki aksaklıkların nasıl teknik olarak düzeltilebileceğine odaklanmıştır. Bu sunumu değerlendiren Robert Cox, araştırmacının sistemin tarihsel kökenlerini ve eşitsizlikleri sorgulamadığını, dolayısıyla mevcut hegemonik düzenin devamına zımnen destek verdiğini savunmuştur.
Buna göre, Robert Cox'un Neo-Marksist çerçevesinden bakıldığında, sempozyumdaki araştırmacının benimsediği teorik yaklaşım ve bu yaklaşımın desteklediği küresel hegemonya mekanizması aşağıdakilerden hangisinde doğru ifade edilmiştir?
Raul Prebisch ve Andre Gunder Frank gibi düşünürlerin öncülüğünde gelişen Bağımlılık Teorisi, İkinci Dünya Savaşı sonrasında ana akım modernleşme ve kalkınma yaklaşımlarına yönelik eleştirel bir alternatif olarak ortaya çıkmıştır. Uluslararası politik ekonomiyi "merkez" (core) ve "çevre" (periphery) kavramları üzerinden analiz eden bu yaklaşım, küresel eşitsizliklerin geçici bir aşama olmadığını savunur.
Buna göre, Bağımlılık Teorisi'nin merkez ve çevre ilişkilerinin doğasına ilişkin savunduğu temel argüman aşağıdakilerden hangisidir?
Geleneksel güvenlik yaklaşımlarını eleştiren bir uluslararası ilişkiler teorisyeni şu ifadeleri kullanmıştır:
'Güvenlik, yalnızca sınırların korunması veya rejimlerin bekası olarak tanımlandığında, mevcut eşitsizlikleri ve baskıcı yapıları meşrulaştıran bir araca dönüşür. Gerçek bir güvenlikten bahsedebilmek için, bireyleri ve toplulukları savaş, yoksulluk, baskı ve eğitimsizlik gibi onları kısıtlayan tüm fiziksel ve yapısal engellerden kurtarmayı hedeflemeliyiz. Bu bağlamda, devleti mutlak bir koruyucu olarak yüceltmek yerine, çoğu zaman bireylerin güvenliğine yönelik en büyük tehdidin bizzat devletin kendi pratikleri olabileceği gerçeğiyle yüzleşilmelidir.'
Buna göre, metinde ifade edilen görüşler Eleştirel Güvenlik Çalışmaları'nın (Galler Okulu) aşağıdaki temel önermelerinden hangisiyle doğrudan örtüşmektedir?
Uluslararası ilişkiler teorileri üzerine yapılan bir akademik tartışmada bir araştırmacı şu argümanı öne sürmüştür:
'Uluslararası sistemdeki ittifaklar, güç dengesi arayışları ve uluslararası hukuk kuralları; devletlerin soyut bir ulusal çıkar peşinde koşmasının veya anarşik bir yapıda beka (güvenlik) sağlama çabasının bir sonucu değildir. Aksine, uluslararası alanda gördüğümüz tüm bu siyasi ve hukuki yapılar, küresel ölçekte egemen olan sınıfların üretim araçları üzerindeki kontrolünü korumak ve sermaye birikimini güvence altına almak için oluşturdukları ikincil mekanizmalardır.'
Bu araştırmacının argümanı, Klasik Marksist uluslararası ilişkiler yaklaşımının aşağıdaki varsayımlarından hangisine doğrudan dayanmaktadır?
Neo-Marksist kuramcı Robert Cox, uluslararası sistemdeki hegemonik düzenleri ve yapısal değişimleri açıklayabilmek için birbirleriyle karşılıklı etkileşim (diyalektik) içinde olan üç temel analiz düzeyi belirlemiştir. Cox'a göre hegemonya salt devletler arası askeri bir olgu değildir; bu nedenle küresel iktidarın kavranması, 'Dünya Düzenleri' (uluslararası sistemin örgütlenişi) ve 'Devlet Biçimleri' (devlet-sivil toplum kompleksleri) ile birlikte üçüncü bir temel alanın incelenmesini gerektirir.
Buna göre, üretim sürecindeki ilişkileri, sermaye-emek çelişkilerini ve bu dinamiklerden doğan sınıfsal yapıların küresel siyasete etkisini kapsayan bu üçüncü analiz düzeyi aşağıdakilerden hangisidir?
Küresel siyasetteki eşitsizlikleri ve tarihsel gelişimi inceleyen Immanuel Wallerstein'ın 'Modern Dünya Sistemi' teorisi, geleneksel yaklaşımların ve Ortodoks Marksist kuramların eksikliklerini eleştirerek yeni bir kavramsal çerçeve sunmuştur.
Bu teori bağlamında, küresel sistemin analiz birimi ve yapısal işleyişi ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
Küresel ekonomi politiğin analizinde, devletlerin siyasi sınırlarını aşan ve sermaye birikimi süreçleriyle şekillenen devasa bir işbölümü mevcuttur. Bu yaklaşım, Latin Amerika kökenli yapısalcı düşünürlerin ileri sürdüğü katı sömüren-sömürülen ikiliğini (bimodal yapı) aşarak, sistemin hem siyasal olarak ayakta kalmasını sağlayan hem de bölgelere hiyerarşide yer değiştirme imkânı tanıyan üçlü bir yapı (trimodal) ortaya koymuştur. Bu yapı içinde bazı bölgeler, hem ucuz işgücü ve hammadde sağlayıcısı konumundayken hem de kendinden daha alt seviyedeki bölgelere yönelik kısmi sanayi üretimi gerçekleştirerek çifte bir karakter sergiler.
Bu parçada temel özellikleri vurgulanan Immanuel Wallerstein'ın Dünya Sistemleri Teorisi'ne göre, yaklaşımın öncelikli analiz birimi ve ana akım Bağımlılık Okulu'ndan ayrıldığı temel yapısal özellik aşağıdakilerin hangisinde sırasıyla verilmiştir?
Robert Cox'un "kuram her zaman biri ve bir amaç içindir" tespiti, Uluslararası İlişkilerde Eleştirel Teori'nin ana akım yaklaşımlardan ontolojik ve epistemolojik kopuşunu simgeler. Frankfurt Okulu geleneğini disipline taşıyan bu yaklaşım içerisinde, Andrew Linklater'ın "özgürleşme" (emancipation) projesi kapsamında vurguladığı temel hedef aşağıdakilerden hangisidir?
Klasik Marksist uluslararası ilişkiler perspektifinde; toplumun ekonomik yapısını oluşturan üretim tarzı ve üretim ilişkileri "temel" (base) olarak kabul edilirken; devlet, hukuk, diplomasi ve ideoloji gibi siyasal olgular bu temel üzerine inşa edilen yapılar olarak nitelendirilir. Bu teorik çerçeveye göre; siyaset, hukuk ve devlet gibi unsurlar aşağıdaki kavramlardan hangisiyle ifade edilir?
Robert Cox tarafından uluslararası ilişkilere uyarlanan Gramsciyen perspektife göre, uluslararası kurumların (örgütlerin) hegemonik bir dünya düzeninin inşası ve sürdürülmesindeki temel rolü aşağıdakilerden hangisidir?
Modernleşme kuramlarına bir eleştiri olarak gelişen Bağımlılık Teorisi'ne göre, uluslararası sistemin yapısı ve işleyişi hakkında aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
Uluslararası ilişkiler disiplininde yapısalcı yaklaşımlar içinde yer alan ve küresel eşitsizliği tarihsel bir perspektifle ele alan Dünya Sistemleri Teorisi, analiz düzeyi ve sistem kurgusu bakımından diğer Marksist kökenli yaklaşımlardan ayrışmaktadır. Bu bağlamda, Immanuel Wallerstein’ın teorik çerçevesini, sistemi sadece iki kutuplu (merkez-çevre) bir sömürü ilişkisi olarak gören Bağımlılık Teorisi'nden ayıran temel yapısal unsur aşağıdakilerden hangisidir?
Immanuel Wallerstein’ın "Modern Dünya Sistemi" analizinde, modern sistemin bir "dünya-imparatorluğu"ndan farklı olarak bir "dünya-ekonomisi" şeklinde örgütlendiği vurgulanır. Buna göre, Wallerstein'a göre modern dünya-ekonomisini bir dünya-imparatorluğundan ayıran ve sistemin temel karakteristiğini oluşturan yapısal özellik aşağıdakilerden hangisidir?
Raul Prebisch ve Andre Gunder Frank gibi düşünürler tarafından savunulan Bağımlılık Teorisi, küresel sistemi tarihsel ve yapısal bir perspektifle analiz eder. Bu teoriye göre, az gelişmiş ülkelerin durumu küresel kapitalist gelişmenin geçici bir aşaması değil, bizzat sistemin işleyiş biçimi tarafından üretilen bir sonuçtur. Bu yaklaşıma göre, merkez ve çevre ülkeler arasındaki ekonomik ilişkinin çevre ülkeleri bağımlı kılan ve eşitsizliği derinleştiren temel işleyişi aşağıdakilerden hangisidir?