Marksist ve Eleştirel Yaklaşımlar

249 soru

Soru 161Soru

Küresel refah eşitsizliklerini tarihsel-yapısal bir perspektifle inceleyen eleştirel yaklaşımlar, uluslararası kapitalist sistemin işleyiş biçimine odaklanır. Gelişmiş sanayi odakları ile temel gelir kaynağı hammadde ihracı olan bölgeler arasındaki eşitsiz mübadele ilişkisi, Andre Gunder Frank ve Fernando Henrique Cardoso gibi düşünürler tarafından detaylıca ele alınmıştır.

Bağımlılık Teorisi'nin temel varsayımları dikkate alındığında, sistemdeki aktörler arasındaki etkileşimler hakkında aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Gelişmiş merkez ülkelerdeki sermaye birikimi ve zenginleşme süreci, çevre ülkelerin kaynaklarının sistematik olarak aktarılmasına dayandığı için azgelişmişlik durumu sürekli yeniden üretilir.

Cevap

Gelişmiş merkez ülkelerdeki sermaye birikimi ve zenginleşme süreci, çevre ülkelerin kaynaklarının sistematik olarak aktarılmasına dayandığı için azgelişmişlik durumu sürekli yeniden üretilir.
Bağımlılık Teorisi'ne göre azgelişmişlik, henüz kalkınma aşamasına geçilememiş olmasından kaynaklanmaz. Tam aksine, merkez ülkelerin (gelişmiş kapitalist devletler) zenginleşebilmesi için çevre ülkelerin (azgelişmiş devletler) kaynaklarına el koyduğu eşitsiz bir mübadele sistemi zorunludur. Dolayısıyla azgelişmişlik, merkezin gelişmişliğinin bir yan ürünü olarak sürekli yeniden üretilir.

Adım Adım Çözüm

1
Bağımlılık Teorisi'nin merkez ve çevre kavramlarına yüklediği anlamı belirleme
Teoriye göre merkez ülkeler sanayileşmiş ve sermaye birikimini sağlamış, çevre ülkeler ise hammadde ihraç eden ve bağımlı konumdaki ülkelerdir.
Teorinin ontolojik temelini doğru kavramak için aktör tanımlamaları gereklidir.
2
Teorinin azgelişmişlik olgusunu nasıl açıkladığını analiz etme
Azgelişmişlik, geleneksel bir aşama veya içsel bir başarısızlık değil; kapitalist dünya sistemindeki eşitsiz mübadelenin ve merkezin sömürüsünün doğrudan sonucudur.
Bağımlılık Teorisi'ni modernleşme ve diğer liberal teorilerden ayıran en temel fark budur.
3
Seçenekleri analiz düzeyleri ve teorik aidiyetlerine göre eleme
Karşılıklı bağımlılık, Dünya Sistemleri (yarı-çevre kavramı), iç politika odaklı yaklaşımlar ve neoliberal mutlak kazanç argümanları elenerek doğru yanıta ulaşılır.
Benzer kavramları (ekonomik ilişkiler, hiyerarşi) kullanan diğer teorilerle ayrımını yapmak, sorunun ölçtüğü temel yetenektir.

Anahtar Kavram

Merkez-Çevre İlişkisi ve Eşitsiz Mübadele (Azgelişmişliğin Gelişimi)
Soru 162Soru

Frankfurt Okulu'nun temel epistemolojik zeminini oluşturan Max Horkheimer ve Jürgen Habermas'ın görüşleri, Uluslararası İlişkiler disiplininde ana akım teorilerin sorgulanmasında kilit rol oynamıştır. Horkheimer'ın 'geleneksel teori' eleştirisi ve Habermas'ın 'teknik çıkar' (araçsal akıl) kavramsallaştırması, egemen kuramların dünyayı nesnelleştirici ve statükocu doğasını ifşa etmek için kullanılmıştır.

Buna göre, Frankfurt Okulu'nun epistemolojik perspektifinden bakıldığında, aşağıdakilerden hangisi Uluslararası İlişkiler disiplinindeki ana akım (neo-realist ve neo-liberal) yaklaşımlara yöneltilen eleştirinin doğru bir ifadesidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Ana akım yaklaşımlar, uluslararası sistemin anarşik yapısını tarih dışı ve verili bir olgu olarak kabul edip, aklı sadece aktörlerin bu yapı içindeki fayda-maliyet hesaplamalarını optimize eden bir araca dönüştürerek özgürleşme potansiyelini engeller.

Cevap

Doğru cevap, ana akım teorilerin anarşiyi tarih dışı verili bir olgu olarak kabul edip, aklı sadece bir fayda-maliyet optimizasyon aracına (araçsal akıl) indirgediğini belirten ifadedir.
Frankfurt Okulu düşünürlerine göre ana akım (geleneksel) teoriler, dünyayı olduğu gibi resmetme iddiasıyla yola çıkarken aslında egemen güç ilişkilerini yeniden üretirler. Neorealizm ve neoliberalizmin uluslararası anarşiyi değişmez, ahistorik (tarih dışı) bir kural olarak görmesi ve aktörlerin aklını sadece bu yapı içerisinde en iyi teknik kararları almaya (fayda-maliyet analizi/araçsal akıl) programlaması, Frankfurt Okulu'nun temel eleştiri noktasıdır. Zira bu durum, insanlığın mevcut yapıları değiştirip 'özgürleşme' potansiyelini ortadan kaldırır.

Adım Adım Çözüm

1
Frankfurt Okulu'nun 'araçsal akıl' ve 'geleneksel teori' kavramlarının Uluslararası İlişkiler disiplinindeki eleştirel yansımasını belirlemek.
Geleneksel teori var olan güç ilişkilerini tarih dışı ve değiştirilemez bir 'doğa yasası' gibi (olgu olarak) sunar. Araçsal akıl ise bu verili sınırlar içinde sadece teknik verimliliğe odaklanır.
Sorunun ana çerçevesi Horkheimer ve Habermas'ın epistemolojik eleştirilerinin IR teorilerine uygulanmasıdır.
2
Ana akım IR teorilerinin (neorealizm ve neoliberalizm) bu kavramlarla nasıl eleştirildiğini çözümlemek.
Eleştirel teori (Robert Cox, Andrew Linklater gibi isimler üzerinden), ana akım teorilerin uluslararası anarşiyi mutlak bir sınır olarak kabul edip, insan eylemliliğinin ve aklın potansiyelini sadece 'devlet çıkarını maksimize etme' (araçsallık) fonksiyonuna sıkıştırdığını savunur. Bu durum özgürleşmeyi (emancipation) engeller.
Eleştirel yaklaşımın ana akıma yönelttiği temel itirazı doğrudan tespit etmek için gereklidir.
3
Diğer seçeneklerdeki teorik iddiaların doğruluğunu kontrol etmek.
Diğer tüm seçenekler, ait oldukları veya eleştirdikleri teorilerin (Neorealizm, Bağımlılık, İdealizm, İnşacılık) kavramsal setlerini kasıtlı olarak birbirine karıştırmaktadır.
Çeldiricilerin içerdiği temel akademik yanlışları tespit ederek doğru cevabı kesinleştirmek.

Anahtar Kavram

Frankfurt Okulu'nun Araçsal Akıl ve Geleneksel Teori Eleştirisi
Soru 163Soru

Galler Okulu'nun (Eleştirel Güvenlik Çalışmaları) önde gelen düşünürlerinden Ken Booth, güvenliğin bağımsız ve kendi başına var olan nesnel bir olgu değil, siyaset teorisinden 'türetilmiş bir kavram' (derivative concept) olduğunu ileri sürer. Geleneksel yaklaşımların 'devletçilik' (statism) yanılsaması içinde olduğunu belirten Okul, güvenliğin referans nesnesini ve nihai amacını radikal bir biçimde yeniden tanımlar.

Buna göre, Galler Okulu'nun güvenlik ile özgürleşme (emancipation) arasında kurduğu ontolojik ilişki ve devletin bu süreçteki rolü hakkında aşağıdaki yargılardan hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Güvenlik, nihai ve durağan bir durum olmaktan ziyade, insanları temel ihtiyaçlarından mahrum bırakan her türlü fiziki ve yapısal kısıtlamadan kurtulma sürecinin doğal bir sonucudur; bu bağlamda devlet mutlak referans nesnesi değil, duruma göre özgürleşmenin aracı veya en büyük tehdit kaynağıdır.

Cevap

Doğru yanıt, güvenliği durağan bir durum yerine insanları yapısal ve fiziki kısıtlamalardan kurtarma süreci (özgürleşme) olarak tanımlayan ve devleti mutlak referans nesnesi olmaktan çıkaran seçenektir.
Ken Booth ve Richard Wyn Jones tarafından şekillendirilen Galler Okulu, güvenliği salt askeri tehditlerin yokluğu olarak değil, bireyleri ve toplumları kısıtlayan savaş, yoksulluk, baskı gibi engellerden kurtuluş (emancipation) süreci olarak tanımlar. Bu çerçevede devlet, nihai korunması gereken kutsal bir varlık (referans nesnesi) olmaktan çıkarılır. Devlet ancak insanların özgürleşmesini sağlayabildiği sürece faydalı bir araçtır; aksi takdirde bizzat güvenlik tehdidi haline gelir. Doğru yanıt, bu teorik zemini eksiksiz bir biçimde yansıtmaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Galler Okulu'nun güvenliğin referans nesnesine bakış açısını belirle.
Referans nesnesi devlet değil, insan/birey ve küresel toplumdur.
Okul, geleneksel realizmin 'devletçilik' (statism) vurgusunu reddederek, devletin çoğu zaman kendi vatandaşlarına yönelik en büyük tehdit kaynağı olduğunu savunur.
2
Okulun 'özgürleşme' (emancipation) kavramını nasıl konumlandırdığını analiz et.
Güvenlik ve özgürleşme aynı madalyonun iki yüzüdür; güvenlik ancak insanların potansiyellerini gerçekleştirmesini engelleyen kısıtlamalardan kurtulmasıyla mümkündür.
Ken Booth'un 'Güvenlik, özgürleşmedir' (Security is emancipation) yaklaşımı.
3
Diğer eleştirel/post-pozitivist okullarla olan ayrımları tespit et ve çeldiricileri ele.
Söz-eylem (Kopenhag Okulu), yapıbozum/bilgi-iktidar (Post-yapısalcılık) ve anarşi kültürleri (İnşacılık) kavramlarını içeren seçenekler elenir.
Galler Okulu normatif ve dönüştürücü bir amaca (evrensel insan özgürleşmesi) sahip olmasıyla post-yapısalcılıktan; insanı merkeze almasıyla da devleti merkeze alan inşacılıktan ve realizmden ayrılır.

Anahtar Kavram

Özgürleşme (Emancipation) ve İnsan Odaklı Güvenlik
Soru 164Soru

Uluslararası ilişkiler disiplininde eşitsiz gelişim ve hegemonya konuları çeşitli yapısalcı yaklaşımlar tarafından incelenmektedir. Immanuel Wallerstein'ın "Modern Dünya Sistemi" teorisi, kendisinden önceki yaklaşımların metodolojik çerçevesini eleştirerek küresel kapitalizmin işleyişine dair yeni bir model sunmuştur. Wallerstein, küresel ekonomi politiği açıklarken klasik Marksizm'in sınıf indirgemeciliğini ve erken dönem Bağımlılık Okulu'nun devlet-merkezci eğilimlerini aşmayı hedeflemiştir.

Buna göre, aşağıdakilerden hangisi Immanuel Wallerstein'ın Dünya Sistemleri Teorisi'nin temel argümanını ve analiz birimine yaklaşımını doğru yansıtmaktadır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Ulus-devletler bağımsız ve otonom analiz birimleri olmak yerine, eşitsiz mübadeleye dayalı küresel işbölümünü içeren tek bir kapitalist dünya-ekonomisinin bünyesinde tarihsel olarak inşa edilmiş yapısal kurumlardır.

Cevap

Ulus-devletlerin bağımsız analiz birimleri olmadığı, aksine eşitsiz mübadeleye dayalı küresel işbölümünü içeren tek bir kapitalist dünya-ekonomisinin bünyesinde inşa edilmiş yapısal kurumlar olduğunu belirten ifade doğru yanıttır.
Doğru yanıt, Immanuel Wallerstein'ın metodolojik çıkış noktasını eksiksiz özetlemektedir. Wallerstein, geleneksel siyaset biliminin ulus-devleti mutlak ve verili bir analiz birimi olarak kabul etmesine şiddetle karşı çıkar. Ona göre, tarihteki tek işlevsel sistem 'dünya-sistemi'dir ve modern dönemde bu sistem, tek bir siyasi merkezin olmadığı ancak tek bir ekonomik işbölümünün (kapitalist dünya-ekonomisi) hüküm sürdüğü bir yapıdadır. Dolayısıyla devletler otonom varlıklar değil, bu büyük ekonomik mekanizmanın kendi sınırları içinde kârı maksimize etmek ve sınıfsal çıkarları korumak için ürettiği kurumsal aparatlardır.

Adım Adım Çözüm

1
Wallerstein'ın ontolojik yaklaşımını ve analiz birimini belirlemek
Teorinin analiz biriminin devletler veya toplumlar değil, birbiriyle eşitsiz etkileşim içindeki 'dünya-sistemi' (kapitalist dünya-ekonomisi) olduğu saptanır.
Teoriyi geleneksel uluslararası ilişkiler yaklaşımlarından ayıran en temel fark, devleti veri kabul etmeyip onu sistemin bir ürünü olarak görmesidir.
2
Bağımlılık Okulu ile Dünya Sistemleri Teorisi arasındaki farkı tespit etmek
Bağımlılık teorisinin katı merkez-çevre modeline karşın, Wallerstein'ın sistemin kutuplaşmasını engelleyen 'yarı-çevre' ara bölgesini teoriye dâhil ettiği hatırlanır.
Soruda teorinin Bağımlılık Okulu'ndan ayrılan yönüne ve özgünlüğüne vurgu yapılmıştır.
3
Seçenekleri bu iki temel ilke bağlamında elemek
İkili yapıyı savunan, merkez ve çevrenin işlevlerini ters veren, normatif toplum kavramını öne süren ve rasyonel birey tercihine odaklanan seçenekler yanlış olarak işaretlenir.
Yanlış seçenekler bilinçli olarak diğer uluslararası ilişkiler kuramlarının (Neorealizm, İngiliz Okulu vb.) veya Bağımlılık Okulu'nun argümanlarıyla kurgulanmıştır.

Anahtar Kavram

Kapitalist Dünya-Ekonomisi ve Bütüncül Analiz Birimi
Soru 165Soru

Bir uluslararası ilişkiler teorisyeni, küresel düzeyde faaliyet gösteren uluslararası örgütlerin ve devletler arası hukukun, devletlerin ortak rasyonalitesinin bir ürünü olmadığını savunmaktadır. Bu düşünüre göre, söz konusu uluslararası kurumlar, özünde küresel ölçekte egemen olan maddi üretim ilişkilerinin sürdürülmesini sağlayan ve uluslararası burjuvazinin çıkarlarını yansıtan siyasal kılıflardan ibarettir.

Buna göre, teorisyenin analizinde kullandığı kavramsal çerçeve, Klasik Marksizm'e ait aşağıdaki yaklaşımlardan hangisiyle doğrudan ifade edilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Uluslararası hukukun ve örgütlerin, ekonomik altyapı tarafından belirlenen birer üstyapı kurumu olarak işlev görmesi

Cevap

Doğru cevap, uluslararası hukukun ve örgütlerin ekonomik altyapı tarafından belirlenen birer üstyapı kurumu olarak işlev gördüğünü ifade eden seçenektir.
Soru kökünde uluslararası örgütlerin ve hukukun, egemen maddi üretim ilişkilerini (ekonomik temeli) sürdüren ve burjuvazinin çıkarlarını yansıtan siyasal kılıflar olduğu vurgulanmaktadır. Bu durum, Klasik Marksizm'in toplumsal yapıyı 'altyapı' (üretim ilişkileri ve güçleri) ile 'üstyapı' (devlet, hukuk, siyaset, uluslararası örgütler) olarak ikiye ayıran ve ekonomik altyapının siyasal üstyapıyı belirlediğini savunan temel determinist argümanıyla doğrudan örtüşmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki temel teorik vurguyu analiz et.
Uluslararası kurumların 'maddi üretim ilişkilerini sürdüren siyasal kılıflar' ve 'burjuvazinin çıkarlarını yansıtan' yapılar olarak tanımlandığı tespit edilir.
Teorisyenin hangi kavramsal çerçeveyi kullandığını belirlemek için parçadaki anahtar kelimelerin bulunması gerekir.
2
Bulunan anahtar kelimeleri Klasik Marksizm'in kavramlarıyla eşleştir.
Marksist terminolojide 'maddi üretim ilişkileri' kavramı 'altyapı'ya, 'siyasal kılıflar ve hukuki kurumlar' ise 'üstyapı'ya karşılık gelir.
Klasik Marksist teoride ekonomik temel (altyapı) her zaman hukuki ve siyasal kurumları (üstyapı) belirler.
3
Seçenekleri altyapı-üstyapı modeli bağlamında değerlendir.
Kurumları ekonomik altyapı tarafından belirlenen üstyapı araçları olarak tanımlayan seçeneğin doğru cevap olduğu görülür.
Klasik Marksizm'in uluslararası ilişkilere uyarlanmış en temel yapısal varsayımı budur.

Anahtar Kavram

Klasik Marksizm'de Altyapı ve Üstyapı İlişkisi
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 166Soru

Ana akım Uluslararası İlişkiler teorileri, uluslararası sistemi verili (statükocu) bir yapı olarak kabul edip bu yapı içerisindeki işleyişi pürüzsüzleştirmeye odaklanırken; yirminci yüzyılın son çeyreğinde disipline entegre olan bazı post-pozitivist yaklaşımlar bu ontolojik kabullere meydan okumuştur. Bu bağlamda, siyasal topluluğun mevcut egemenlik sınırlarına hapsolmasını reddeden ve tarihsel süreçte inşa edilmiş dışlayıcı pratiklerin dönüştürülebileceğini savunan kapsamlı bir literatür ortaya çıkmıştır.

Buna göre, Robert Cox'un 'sorun çözücü teori / eleştirel teori' ayrımı ile Andrew Linklater'ın 'özgürleşme' (emancipation) anlayışının Uluslararası İlişkiler disiplinine ortaklaşa sunduğu temel normatif hedef aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Statükoyu meşrulaştıran ve güç ilişkilerini veri kabul eden yaklaşımları aşarak, ahlaki sınırların dışlayıcı egemenlik duvarlarının ötesine genişletildiği özgürleştirici bir siyasal topluluk tahayyül etmek

Cevap

Statükoyu meşrulaştıran ve güç ilişkilerini veri kabul eden yaklaşımları aşarak, ahlaki sınırların dışlayıcı egemenlik duvarlarının ötesine genişletildiği özgürleştirici bir siyasal topluluk tahayyül etmek
Robert Cox'un eleştirel teorisi, mevcut küresel güç ilişkilerini ve kurumları değişmez bir gerçeklik (veri) kabul eden 'sorun çözücü' ana akım teorileri keskin biçimde reddeder. Cox'a göre teori daima 'birileri için ve bir amaç içindir'. Bu ontolojik duruşu Frankfurt Okulu'nun normatif vizyonuyla birleştiren Andrew Linklater ise 'özgürleşme' (emancipation) kavramını Uluslararası İlişkiler disiplinine taşımıştır. Linklater'ın vizyonunda özgürleşme, ulus-devletin yarattığı tikelci (particularist) ve dışlayıcı egemenlik sınırlarının ötesine geçerek, ahlaki topluluğun evrensel bir düzeye genişletilmesini ve tahakküm üreten yapıların dönüştürülmesini ifade eder. Bu doğrultuda doğru seçenek, her iki düşünürün statükocu teorileri aşma ve kapsayıcı/özgürleştirici bir ahlaki düzen kurma ortak hedefini en iyi özetleyen ifadedir.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki düşünürlerin temel argümanlarının analiz edilmesi.
Robert Cox'un mevcut sistemi veri alan teorileri 'sorun çözücü' olarak nitelendirip eleştirdiği, Andrew Linklater'ın ise Frankfurt Okulu'nun etkisiyle 'özgürleşme' idealini geliştirdiği belirlenir.
Sorunun talep ettiği teorik çerçevenin normatif zeminini doğru tespit etmek.
2
Cox ve Linklater'ın yaklaşımlarının ortak paydasının sentezlenmesi.
Her iki düşünürün de devlet-merkezli, dışlayıcı ve mevcut eşitsiz düzeni meşrulaştıran statükocu yaklaşımları reddederek; kapsayıcı, ahlaki sınırların genişlediği ve tahakkümden arınmış bir düzen (özgürleşme) arayışında olduğu saptanır.
Soru kökündeki 'ortak normatif hedef' vurgusuna yanıt bulmak.
3
Seçeneklerdeki ifadelerin diğer Uluslararası İlişkiler teorileriyle eşleştirilerek elenmesi.
Güç dengesi vurgusunun Realizm'e, mutlak/göreli kazanç vurgusunun Neoliberalizm'e, anarşinin inşası vurgusunun Sosyal İnşacılığa ve söylemsel güvenlikleştirme vurgusunun Kopenhag Okulu'na ait olduğu görülerek doğru hedefin dışlayıcı sınırları aşan özgürleştirici toplum tahayyülü olduğu doğrulanır.
Doğru şıkkı kesinleştirmek ve çeldiricilerin bağlamlarını netleştirmek.

Anahtar Kavram

Eleştirel Teori, Sorun Çözücü Teori Eleştirisi ve Özgürleşme (Emancipation)
Soru 167Soru

Bir uluslararası ilişkiler sempozyumunda araştırmacı, Küresel Güney ülkelerinin borç krizini analiz ederken IMF ve Dünya Bankası gibi uluslararası finans kuruluşlarının yapılarını ve küresel güç hiyerarşisini doğal (verili) kabul etmiş; yalnızca bu kurumların kredi politikalarındaki aksaklıkların nasıl teknik olarak düzeltilebileceğine odaklanmıştır. Bu sunumu değerlendiren Robert Cox, araştırmacının sistemin tarihsel kökenlerini ve eşitsizlikleri sorgulamadığını, dolayısıyla mevcut hegemonik düzenin devamına zımnen destek verdiğini savunmuştur.

Buna göre, Robert Cox'un Neo-Marksist çerçevesinden bakıldığında, sempozyumdaki araştırmacının benimsediği teorik yaklaşım ve bu yaklaşımın desteklediği küresel hegemonya mekanizması aşağıdakilerden hangisinde doğru ifade edilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Problem Çözücü Kuram benimsenmiş olup, kurumlar aracılığıyla mevcut tarihsel bloğun hegemonyasına sivil toplum nezdinde rıza üretilmesine hizmet edilmektedir.

Cevap

Doğru cevap, araştırmacının mevcut düzeni meşrulaştıran 'Problem Çözücü Kuram'ı benimsediğini ve kurumlar aracılığıyla mevcut 'tarihsel blok' lehine 'rıza' üretimine hizmet ettiğini belirten seçenektir.
Robert Cox'un ünlü ayrımına göre; uluslararası ilişkiler teorileri 'Problem Çözücü Kuramlar' ve 'Eleştirel Kuramlar' olarak ikiye ayrılır. Senaryodaki araştırmacı, mevcut küresel güç eşitsizliklerini sorgulamayıp sadece sistemin aksayan yönlerini (IMF kredilerini) onarmaya çalıştığı için 'Problem Çözücü Kuram' çerçevesinde hareket etmektedir. Neo-Marksist yaklaşıma göre bu tür yaklaşımlar ve uluslararası kurumlar, mevcut 'tarihsel blok'un çıkarlarını rasyonelleştirerek küresel düzeyde hegemonik düzene 'rıza' üretilmesini sağlarlar. Doğru yanıt bu iki temel tespiti tam ve doğru biçimde yansıtmaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Senaryodaki araştırmacının tutumunu analiz et
Araştırmacı IMF ve Dünya Bankası'nın varlığını doğal (verili) kabul etmiş ve sadece teknik aksaklıklara odaklanmıştır.
Teorik çerçevenin Cox'un kavramlarıyla doğru eşleştirilebilmesi için araştırmacının niyetinin tespit edilmesi gerekir.
2
Araştırmacının tutumunu Robert Cox'un kuram sınıflandırmasıyla eşleştir
Verili güç ilişkilerini sorgulamadan sistemin sorunsuz işlemesi için çözüm üreten yaklaşımlar Cox tarafından 'Problem Çözücü Kuram' (Problem-Solving Theory) olarak adlandırılır.
Cox'un epistemolojik ayrımının temelini belirlemek için.
3
Bu teorik tutumun Gramsciyen/Neo-Marksist çerçevedeki işlevini belirle
Neo-Marksist yaklaşıma göre uluslararası kurumlar, başat güçlerin oluşturduğu 'tarihsel blok' değerlerini evrenselleştirerek küresel bir 'rıza (consent)' üretir.
Senaryodaki eleştirinin Gramsciyen hegemonya kavramındaki karşılığını tam olarak bulmak için.
4
Elde edilen sonuçları seçeneklerle karşılaştır
Problem Çözücü Kuram, tarihsel blok ve rıza üretimi kavramlarını doğru bir nedensellikle birleştiren seçenek tespit edilir.
Doğru şıkka ulaşmak için.

Anahtar Kavram

Robert Cox'un Problem Çözücü ve Eleştirel Kuram Ayrımı ile Gramsciyen Hegemonya
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 168Soru

Raul Prebisch ve Andre Gunder Frank gibi düşünürlerin öncülüğünde gelişen Bağımlılık Teorisi, İkinci Dünya Savaşı sonrasında ana akım modernleşme ve kalkınma yaklaşımlarına yönelik eleştirel bir alternatif olarak ortaya çıkmıştır. Uluslararası politik ekonomiyi "merkez" (core) ve "çevre" (periphery) kavramları üzerinden analiz eden bu yaklaşım, küresel eşitsizliklerin geçici bir aşama olmadığını savunur.

Buna göre, Bağımlılık Teorisi'nin merkez ve çevre ilişkilerinin doğasına ilişkin savunduğu temel argüman aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Çevre ülkelerindeki azgelişmişlik durumu, merkez ülkelerin küresel kapitalist sistemdeki sermaye birikimini besleyen yapısal bir sömürü ve eşitsiz mübadele ilişkisinin zorunlu sonucudur.

Cevap

Bağımlılık Teorisi, çevre ülkelerindeki azgelişmişliğin, merkez ülkelerin gelişmesini sağlayan küresel eşitsiz mübadele ve yapısal sömürünün doğrudan bir sonucu olduğunu savunur.
Doğru seçenek, Bağımlılık Teorisi'nin çekirdek argümanı olan 'azgelişmişliğin gelişimi' tezini tam olarak yansıtmaktadır. Andre Gunder Frank ve Raul Prebisch gibi düşünürlere göre küresel kapitalist sistem, merkez ülkelerin çevre ülkelerinden artı-değer transfer etmesi üzerine kuruludur. Çevre ülkeleri geleneksel oldukları için değil, merkez ülkelerin gelişmişliğini finanse eden eşitsiz bir mübadele ağına zorunlu olarak entegre edildikleri için azgelişmiş kalmaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Bağımlılık Teorisi'nin 'azgelişmişlik' (underdevelopment) tanımını analiz et.
Teoriye göre azgelişmişlik, henüz gelişmemiş olma (undeveloped) durumu değil, merkez ülkelerin gelişimi için çevrenin kaynaklarının aktarıldığı aktif ve yapısal bir süreçtir.
Teorinin ana akım modernleşme kuramlarından ayrıldığı en temel ontolojik farkı belirlemek için.
2
Seçenekleri kuramlar ile eşleştirerek eleme yap.
Karşılıklı bağımlılık vurgusu yapan seçenek Liberalizme; 'yarı-çevre' kavramını içeren seçenek Dünya Sistemleri Teorisine; bireysel algılara odaklanan seçenek Dış Politika Analizine/Birey Düzeyine; ideolojik rızaya odaklanan seçenek ise Gramsciyen yaklaşıma aittir.
Uluslararası ilişkiler teorileri arasındaki temel kavramsal farklılıkları tespit etmek için.
3
Merkez-çevre sömürüsünü ve eşitsiz mübadeleyi vurgulayan seçeneği belirle.
Çevrenin azgelişmişliğini, merkezin sermaye birikimini besleyen yapısal bir sömürünün sonucu olarak tanımlayan ifade, Bağımlılık Teorisi'nin doğrudan argümanıdır.
Prebisch ve Frank'ın 'azgelişmişliğin gelişimi' tezini en doğru yansıtan ifadeyi bulmak için.

Anahtar Kavram

Merkez-Çevre İlişkisi ve Eşitsiz Mübadele
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 169Soru

Geleneksel güvenlik yaklaşımlarını eleştiren bir uluslararası ilişkiler teorisyeni şu ifadeleri kullanmıştır:

'Güvenlik, yalnızca sınırların korunması veya rejimlerin bekası olarak tanımlandığında, mevcut eşitsizlikleri ve baskıcı yapıları meşrulaştıran bir araca dönüşür. Gerçek bir güvenlikten bahsedebilmek için, bireyleri ve toplulukları savaş, yoksulluk, baskı ve eğitimsizlik gibi onları kısıtlayan tüm fiziksel ve yapısal engellerden kurtarmayı hedeflemeliyiz. Bu bağlamda, devleti mutlak bir koruyucu olarak yüceltmek yerine, çoğu zaman bireylerin güvenliğine yönelik en büyük tehdidin bizzat devletin kendi pratikleri olabileceği gerçeğiyle yüzleşilmelidir.'

Buna göre, metinde ifade edilen görüşler Eleştirel Güvenlik Çalışmaları'nın (Galler Okulu) aşağıdaki temel önermelerinden hangisiyle doğrudan örtüşmektedir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Güvenliğin nihai referans nesnesi insandır ve gerçek güvenlik ancak bireylerin her türlü baskıdan 'özgürleşmesi' (emancipation) ile elde edilebilir.

Cevap

Doğru yanıt, güvenliğin nihai referans nesnesinin insan olduğunu ve asıl amacın bireylerin her türlü baskıdan özgürleşmesi (emancipation) olduğunu belirten seçenektir.
Galler Okulu'na (Eleştirel Güvenlik Çalışmaları) göre güvenliğin geleneksel referans nesnesi olan 'devlet' sorunludur. Ken Booth gibi düşünürlere göre güvenliğin nihai ve meşru referans nesnesi insandır. Güvenlik ve özgürleşme (emancipation) aynı madalyonun iki yüzüdür. Gerçek güvenlik; insanları kısıtlayan savaş, yoksulluk ve siyasi baskı gibi yapısal engellerden kurtarmak, yani onları özgürleştirmek anlamına gelir. Metin de tam olarak bu insan odaklı ontolojik devrimi tarif etmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Metindeki temel teorik argümanların analiz edilmesi
Metnin, devlet odaklı geleneksel güvenliği eleştirip insanı merkeze aldığı, devletin kendisinin bir tehdit olabileceğini vurguladığı ve yapısal baskılardan kurtulmayı hedeflediği tespit edilir.
Hangi uluslararası ilişkiler teorisinin tartışıldığını belirlemek için anahtar kavramların ayrıştırılması gerekir.
2
Metindeki kavramların Galler Okulu (Eleştirel Güvenlik Çalışmaları) ile eşleştirilmesi
Metindeki 'baskılardan kurtulma' vurgusunun, Galler Okulu'nun önde gelen isimlerinden Ken Booth ve Richard Wyn Jones'un 'özgürleşme' (emancipation) kavramına ve güvenliğin referans nesnesinin 'insan' olması gerektiği tezine tam olarak karşılık geldiği görülür.
Doğru seçeneği, teoriye ait spesifik kavramsal çerçeveyle (referans nesnesi ve özgürleşme ilişkisi) netleştirmek için.
3
Çeldirici seçeneklerin diğer kuramlarla eşleştirilerek elenmesi
Söz eylemi kavramı Kopenhag Okulu'na, merkez-çevre sömürüsü Bağımlılık Teorisi'ne, uluslararası toplum ise İngiliz Okulu'na ait olduğu için bu seçenekler dışarıda bırakılır.
Yanlış seçeneklerin metodolojik olarak elenmesiyle doğru cevabın sağlamasının yapılması için.

Anahtar Kavram

Özgürleşme (Emancipation) ve Referans Nesnesi Olarak İnsan
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 170Soru

Uluslararası ilişkiler teorileri üzerine yapılan bir akademik tartışmada bir araştırmacı şu argümanı öne sürmüştür:

'Uluslararası sistemdeki ittifaklar, güç dengesi arayışları ve uluslararası hukuk kuralları; devletlerin soyut bir ulusal çıkar peşinde koşmasının veya anarşik bir yapıda beka (güvenlik) sağlama çabasının bir sonucu değildir. Aksine, uluslararası alanda gördüğümüz tüm bu siyasi ve hukuki yapılar, küresel ölçekte egemen olan sınıfların üretim araçları üzerindeki kontrolünü korumak ve sermaye birikimini güvence altına almak için oluşturdukları ikincil mekanizmalardır.'

Bu araştırmacının argümanı, Klasik Marksist uluslararası ilişkiler yaklaşımının aşağıdaki varsayımlarından hangisine doğrudan dayanmaktadır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Uluslararası siyaset ve hukukun, maddi üretim ilişkilerinin oluşturduğu altyapı tarafından belirlenen bir üstyapı kurumu olduğuna

Cevap

Doğru cevap, uluslararası siyaset ve hukukun maddi üretim ilişkilerinin oluşturduğu altyapı tarafından belirlenen bir üstyapı kurumu olduğunu ifade eden seçenektir.
Doğru seçenek, Klasik Marksist teorinin özünü oluşturan 'tarihsel materyalizm' ve 'altyapı-üstyapı' modelini eksiksiz yansıtmaktadır. Parçada geçen 'üretim araçları üzerindeki kontrol ve sermaye birikimi' ifadeleri ekonomik altyapıyı; 'ittifaklar ve uluslararası hukuk kuralları' ise bu altyapının üzerinde yükselen ve ona hizmet eden üstyapıyı açıkça tanımlamaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Metindeki temel teorik vurgunun tespit edilmesi
Parçada ittifakların ve uluslararası hukukun 'üretim araçları üzerindeki kontrolü ve sermaye birikimini korumak için oluşturulmuş ikincil mekanizmalar' olduğu vurgulanmıştır.
Soruda araştırmacının argümanının hangi varsayıma dayandığı sorulmaktadır, bu nedenle anahtar kelimeler (üretim araçları, sermaye birikimi, siyasi ve hukuki yapılar) ayıklanmalıdır.
2
Anahtar kelimelerin Klasik Marksist kavramlarla eşleştirilmesi
Klasik Marksizm'de ekonomi, üretim biçimi ve sınıf ilişkileri 'altyapı'yı; uluslararası hukuk, ittifaklar ve devlet politikaları ise bu altyapının yansıması olan 'üstyapı'yı oluşturur.
Teorinin yapıtaşlarının bilinmesi, diğer eleştirel veya ana akım teorilerden ayrım yapılabilmesini sağlar.
3
Seçeneklerin elenerek doğru sonuca ulaşılması
Altyapının üstyapıyı belirlediği yönündeki açıklama doğrudan doğru cevabı işaret etmektedir.
Parçada merkez-çevre sömürüsü (Bağımlılık) veya sivil toplum rızasından (Neo-Marksizm) bahsedilmediği için diğer alternatifler elenir.

Anahtar Kavram

Klasik Marksizm'de Altyapı ve Üstyapı İlişkisi
Soru 171Soru

Neo-Marksist kuramcı Robert Cox, uluslararası sistemdeki hegemonik düzenleri ve yapısal değişimleri açıklayabilmek için birbirleriyle karşılıklı etkileşim (diyalektik) içinde olan üç temel analiz düzeyi belirlemiştir. Cox'a göre hegemonya salt devletler arası askeri bir olgu değildir; bu nedenle küresel iktidarın kavranması, 'Dünya Düzenleri' (uluslararası sistemin örgütlenişi) ve 'Devlet Biçimleri' (devlet-sivil toplum kompleksleri) ile birlikte üçüncü bir temel alanın incelenmesini gerektirir.

Buna göre, üretim sürecindeki ilişkileri, sermaye-emek çelişkilerini ve bu dinamiklerden doğan sınıfsal yapıların küresel siyasete etkisini kapsayan bu üçüncü analiz düzeyi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Toplumsal Güçler

Cevap

Doğru yanıt, üretim sürecindeki ilişkileri ve bu süreçten doğan sınıfsal yapıları ifade eden 'Toplumsal Güçler' (Social Forces) kavramıdır.
Robert Cox, hegemonyanın inşasını ve değişimini açıklamak için birbiriyle karşılıklı etkileşim halinde olan üç analiz düzeyi ortaya koymuştur: Dünya Düzenleri, Devlet Biçimleri ve Toplumsal Güçler. Soru metninde tanımı verilen; üretim organizasyonunun, sermaye ile emek arasındaki ilişkilerin ve sınıfsal dinamiklerin incelendiği alan doğrudan 'Toplumsal Güçler' kavramıyla ifade edilmektedir. Bu güçler, devleti ve son tahlilde dünya düzenini şekillendiren temel üretim tabanını yansıtır.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki düşünürün ve temel teorik çerçevenin tespit edilmesi.
Neo-Marksist düşünür Robert Cox'un uluslararası ilişkiler analizinde kullandığı üçlü yapı (analiz düzeyleri) sorulmaktadır.
Teorinin ana mimarisini doğru hatırlamak, kullanılacak kavram setini belirler.
2
Verilen iki düzeyi ve aranan üçüncü düzeyin özelliklerini değerlendirmek.
Soruda 'Dünya Düzenleri' ve 'Devlet Biçimleri' verilmiş; aranan kavramın 'üretim ilişkileri, sermaye-emek ve sınıfsal dinamikler' ile ilgili olduğu belirtilmiştir.
Kavramların tanımlarını bilmek, seçenekleri elemeyi sağlar.
3
Özellikleri verilen düzeyin literatürdeki karşılığını bulmak.
Cox'un modelinde üretim ilişkilerinden doğan dinamiklere 'Toplumsal Güçler' (Social Forces) adı verilir.
Üretim biçimlerinin yarattığı sınıfsal kapasiteler, toplumsal güçleri oluşturarak devletin yapısını etkiler.

Anahtar Kavram

Robert Cox'un Analiz Düzeyleri
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 172Soru

Küresel siyasetteki eşitsizlikleri ve tarihsel gelişimi inceleyen Immanuel Wallerstein'ın 'Modern Dünya Sistemi' teorisi, geleneksel yaklaşımların ve Ortodoks Marksist kuramların eksikliklerini eleştirerek yeni bir kavramsal çerçeve sunmuştur.

Bu teori bağlamında, küresel sistemin analiz birimi ve yapısal işleyişi ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Temel analiz birimi olarak tek tek ulus-devletler yerine kapitalist dünya ekonomisinin bütünü kabul edilir ve merkez ile çevre arasındaki yapısal çatışmayı dengeleyen 'yarı-çevre' kuşağının varlığı öne sürülür.

Cevap

Dünya Sistemleri Teorisi'nde analiz biriminin tek tek devletler değil kapitalist dünya ekonomisinin bütünü olduğu ve merkez ile çevre arasında dengeleyici bir yarı-çevre kuşağının bulunduğu seçenektir.
Immanuel Wallerstein'ın Dünya Sistemleri Teorisi, klasik uluslararası ilişkiler kuramlarının devlet merkezli analizini reddeder. Bunun yerine 16. yüzyılda ortaya çıkan 'modern dünya sistemi'ni tek bir ekonomik işbölümüne dayanan bütüncül bir analiz birimi olarak kabul eder. Ayrıca, Bağımlılık Teorisi'nin katı merkez-çevre ayrımını esneterek, sistemin çökmesini engelleyen ve siyasi bir tampon görevi gören 'yarı-çevre' kavramını kurama dâhil etmiştir. Doğru seçenek bu iki temel varsayımı eksiksiz biçimde ifade etmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki teori ve istenen özelliği belirlemek
Wallerstein'ın Dünya Sistemleri Teorisi'nin analiz birimi ve yapısal işleyişinin doğru tanımı aranmaktadır.
Sorunun odak noktasını ve Bağımlılık Okulu gibi diğer yapısalcı teorilerden farkını saptamak için.
2
Seçeneklerde analiz birimini değerlendirmek
Doğru seçenekte analiz birimi 'ulus-devletler yerine kapitalist dünya ekonomisinin bütünü' olarak tanımlanmıştır.
Teorinin ontolojik temeli bütünsellik üzerinedir; parçalar bütünü değil, bütün parçaları belirler.
3
Seçeneklerdeki yapısal kurguyu (merkez-çevre) analiz etmek
Teori, merkez ve çevre ikiliğinin yanı sıra sistemi stabilize eden bir 'yarı-çevre' (semi-periphery) kategorisi içerir.
Bağımlılık teorisinin statik iki katmanlı yapısından sıyrılarak dinamik ve üç katmanlı bir sistem öngörüldüğünü teyit etmek için.

Anahtar Kavram

Dünya Sistemleri Teorisi (Analiz Birimi ve Yarı-Çevre Kavramı)
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 173Soru

Küresel ekonomi politiğin analizinde, devletlerin siyasi sınırlarını aşan ve sermaye birikimi süreçleriyle şekillenen devasa bir işbölümü mevcuttur. Bu yaklaşım, Latin Amerika kökenli yapısalcı düşünürlerin ileri sürdüğü katı sömüren-sömürülen ikiliğini (bimodal yapı) aşarak, sistemin hem siyasal olarak ayakta kalmasını sağlayan hem de bölgelere hiyerarşide yer değiştirme imkânı tanıyan üçlü bir yapı (trimodal) ortaya koymuştur. Bu yapı içinde bazı bölgeler, hem ucuz işgücü ve hammadde sağlayıcısı konumundayken hem de kendinden daha alt seviyedeki bölgelere yönelik kısmi sanayi üretimi gerçekleştirerek çifte bir karakter sergiler.

Bu parçada temel özellikleri vurgulanan Immanuel Wallerstein'ın Dünya Sistemleri Teorisi'ne göre, yaklaşımın öncelikli analiz birimi ve ana akım Bağımlılık Okulu'ndan ayrıldığı temel yapısal özellik aşağıdakilerin hangisinde sırasıyla verilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Tarihsel dünya sistemi - Merkez ve çevre arasına, sistemik kutuplaşmayı ve çökmeyi önleyen 'yarı-çevre' kategorisini yerleştirmesi

Cevap

Doğru cevap, analizin temel birimi olarak 'tarihsel dünya sistemi'ni belirleyen ve merkez ile çevre arasına 'yarı-çevre' mekanizmasını ekleyen seçenektir.
Doğru seçenek, Wallerstein'ın ontolojik başlangıç noktası olan 'tarihsel dünya sistemi'ni doğru tespit etmekte ve teorinin Bağımlılık Okulu'nun katı ikili yapısına (bimodal) getirdiği en büyük yenilik olan 'yarı-çevre' kategorisini doğru tanımlamaktadır. Yarı-çevre, sistemin kutuplaşarak siyasi bir patlama yaşamasını engelleyen temel bir tampon işlevi görür.

Adım Adım Çözüm

1
Parçadaki temel aktör vurgusunu ve sınırları aşan tek işbölümü tanımını analiz et.
Analiz biriminin ulus-devlet, hegemon veya rejimler değil, bütüncül 'dünya sistemi' olduğu tespit edilir.
Wallerstein, devleti değil kapitalist dünya-ekonomisini temel analiz birimi olarak kabul eder.
2
Parçadaki 'üçlü yapı (trimodal)' ve 'çifte karakter sergileyen tampon bölge' ifadelerinin teorik karşılığını bul.
Bahsedilen kavramın 'yarı-çevre' (semi-periphery) olduğu görülür.
Yarı-çevre, çevre ülkelerini sömürürken merkez ülkeleri tarafından sömürülen, sistemin siyasal istikrarını sağlayan ara katmandır.
3
Bağımlılık Okulu ile Dünya Sistemleri Teorisi arasındaki temel farkı belirle.
Bağımlılık okulu katı bir merkez-çevre (bimodal) ikiliği sunarken, Wallerstein yarı-çevre mekanizmasını ekleyerek bu yapıyı esnetmiştir.
Seçenekler arasında sadece doğru olan seçenek hem doğru analiz birimini hem de bu yapısal farkı yansıtmaktadır.

Anahtar Kavram

Dünya Sistemleri Teorisi'nde Analiz Birimi ve Yarı-Çevre Kavramı
Soru 174Soru

Robert Cox'un "kuram her zaman biri ve bir amaç içindir" tespiti, Uluslararası İlişkilerde Eleştirel Teori'nin ana akım yaklaşımlardan ontolojik ve epistemolojik kopuşunu simgeler. Frankfurt Okulu geleneğini disipline taşıyan bu yaklaşım içerisinde, Andrew Linklater'ın "özgürleşme" (emancipation) projesi kapsamında vurguladığı temel hedef aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Modern devletin dışlayıcı siyasal sınırlarının normatif olarak aşılması ve ahlaki topluluğun tüm insanlığı kapsayacak şekilde genişletilmesi.

Cevap

Modern devletin dışlayıcı siyasal sınırlarının normatif olarak aşılması ve ahlaki topluluğun tüm insanlığı kapsayacak şekilde genişletilmesi.
Andrew Linklater, Uluslararası İlişkilerde Eleştirel Teori'yi normatif bir zemine oturtarak, özgürleşmeyi 'ahlaki topluluğun sınırlarının genişletilmesi' olarak tanımlar. Bu yaklaşım, devletin bireyler üzerindeki dışlayıcı etkisini azaltmayı ve evrensel bir adalet ve diyalog ortamı yaratmayı amaçlar.

Adım Adım Çözüm

1
Robert Cox'un kuram ayrımını analiz etme.
Eleştirel Teori'nin statükoyu koruyan 'sorun çözücü' kuramların aksine düzenin kökenlerini sorgulayan ve değişim hedefleyen yapısı belirlenir.
Sorunun bağlamını ve Eleştirel Teori'nin temel motivasyonunu anlamak için gereklidir.
2
Andrew Linklater'ın özgürleşme (emancipation) kavramını tanımlama.
Özgürleşmenin, devlet sınırları tarafından dayatılan tikelci kimliklerin ötesine geçerek evrensel bir siyasal cemaat kurma hedefi olduğu saptanır.
Linklater'ın teorik katkısının özünü teşkil eden 'normatif dönüş' ve 'ahlaki topluluk' vurgusunu netleştirmek gerekir.
3
Çözümü seçeneklerle karşılaştırma.
Devlet sınırlarının dışlayıcı yapısının aşılması ve ahlaki topluluğun genişletilmesi ifadesinin Linklater'ın teziyle tam örtüştüğü görülür.
Yanlış kategorizasyonları (Realizm, Liberalizm, Marksizm) eleyerek doğru sonuca ulaşılır.

Anahtar Kavram

Özgürleşme (Emancipation) ve Ahlaki Topluluk

Daha Fazla Pratik

Robert Cox'un hegemonya kavramını Gramsci'den nasıl ödünç aldığını ve sivil toplumun rıza üretimindeki rolünü inceleyen bir soru çözülebilir.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 175Soru

Klasik Marksist uluslararası ilişkiler perspektifinde; toplumun ekonomik yapısını oluşturan üretim tarzı ve üretim ilişkileri "temel" (base) olarak kabul edilirken; devlet, hukuk, diplomasi ve ideoloji gibi siyasal olgular bu temel üzerine inşa edilen yapılar olarak nitelendirilir. Bu teorik çerçeveye göre; siyaset, hukuk ve devlet gibi unsurlar aşağıdaki kavramlardan hangisiyle ifade edilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Üstyapı

Cevap

Siyaset ve hukuk gibi unsurlar Klasik Marksizm'de 'Üstyapı' kavramı ile ifade edilir.
Doğru seçenek olan üstyapı, Klasik Marksizm'de üretim ilişkileri dışındaki tüm toplumsal kurumları (hukuk, siyaset, din, ideoloji) kapsayan ve ekonomik temel (altyapı) tarafından şekillendirilen yapıyı ifade eder.

Adım Adım Çözüm

1
Marksist kuramın temel analiz birimini belirlemek
Ekonomi (Üretim ilişkileri)
Marksizm'e göre tarihsel materyalizm gereği belirleyici olan maddedir, yani ekonomidir.
2
Ekonomi ve siyaset arasındaki hiyerarşiyi kurmak
Altyapı (Ekonomi) -> Üstyapı (Siyaset/Hukuk)
Ekonomik yapı (altyapı), siyasal ve hukuki yapıların (üstyapı) karakterini belirler.

Anahtar Kavram

Altyapı-Üstyapı İlişkisi

İpuçları

1
Marksizm'de her şeyin temeli ekonomidir.
2
Ekonomi altta kalan 'temel' ise, siyaset onun üzerine inşa edilen kısımdır.

Daha Fazla Pratik

Marksizm'in devlet tanımı üzerine 'Egemen sınıfın işlerini yürüten bir komite' argümanını inceleyin.
Tahmini Süre:45s
Soru 176Soru

Robert Cox tarafından uluslararası ilişkilere uyarlanan Gramsciyen perspektife göre, uluslararası kurumların (örgütlerin) hegemonik bir dünya düzeninin inşası ve sürdürülmesindeki temel rolü aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hegemonik değerlerin evrensel kurallar olarak sunulmasını sağlayarak rıza üretmek ve potansiyel muhalif güçleri sistemle bütünleştirmek

Cevap

Hegemonik değerlerin evrensel kurallar olarak sunulmasını sağlayarak rıza üretmek ve potansiyel muhalif güçleri sistemle bütünleştirmek
Robert Cox'a göre uluslararası kurumlar, hegemonik bir dünya düzeninin devamlılığı için hayati öneme sahiptir. Bu kurumlar, hegemonun dünya görüşünü ve çıkarlarını 'evrensel normlar' gibi yansıtarak diğer devletlerin ve toplumsal sınıfların rızasını kazanır. Ayrıca, sisteme yönelebilecek eleştirel sesleri kendi yapıları içinde eriterek (co-optation) düzenin istikrarını korurlar.

Adım Adım Çözüm

1
Gramsci'nin hegemonya kavramını hatırla.
Hegemonya, sadece kaba kuvvet (zorlama) değil, aynı zamanda yönetilenlerin ikna edilmesi (rıza) üzerine kuruludur.
Neo-Marksistlerin (özellikle Robert Cox) uluslararası kurumlara bakışının temelinde bu ayrım yatar.
2
Robert Cox'un uluslararası kurumlara biçtiği işlevi analiz et.
Kurumlar, hegemonik düzenin ideolojik meşruiyetini sağlar ve karşıt fikirleri sistem içine çekerek (co-optation) etkisiz hale getirir.
Bu süreç, egemen sınıfın veya devletin çıkarlarının 'evrensel kurallar' maskesi altında tüm dünya için geçerliymiş gibi sunulmasını sağlar.
3
Seçenekleri bu kuramsal çerçeveyle karşılaştır.
Rıza üretimi ve muhalif güçlerin sisteme entegrasyonu (asimilasyon/co-optation) vurgusu sadece bir seçenekte doğru verilmiştir.
Diğer seçenekler Realizm, Liberalizm veya İngiliz Okulu gibi farklı kuramsal geleneklerin varsayımlarını içermektedir.

Anahtar Kavram

Gramsciyen Hegemonya ve Uluslararası Kurumlar

İpuçları

1
Gramsci'nin hegemonya tanımındaki 'rıza' (consent) kavramını düşünün.

Daha Fazla Pratik

Robert Cox'un 'problem çözücü kuram' ile 'eleştirel kuram' ayrımını incelemek bu konuyu derinleştirecektir.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 177Soru

Modernleşme kuramlarına bir eleştiri olarak gelişen Bağımlılık Teorisi'ne göre, uluslararası sistemin yapısı ve işleyişi hakkında aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Dünya ekonomisi, merkez ülkelerin çevre ülkeleri sömürdüğü eşitsiz ve hiyerarşik bir yapıdadır.

Cevap

Dünya ekonomisinin, merkez ülkelerin çevre ülkelerini sömürdüğü eşitsiz ve hiyerarşik bir yapıya sahip olduğunu savunan ifade doğrudur.
Bağımlılık Teorisi, dünya ekonomisinin hiyerarşik bir yapıda olduğunu ve merkezdeki gelişmiş ülkelerin refahının, çevre ülkelerin az gelişmişliği pahasına sağlandığını savunur. Bu durum 'eşitsiz mübadele' ve sömürü ilişkisiyle açıklanır.

Adım Adım Çözüm

1
Teorinin temel birimlerini belirle.
Bağımlılık Teorisi, dünyayı 'Merkez' (gelişmiş/sanayileşmiş) ve 'Çevre' (az gelişmiş/hammadde sağlayıcısı) olarak ikiye ayırır.
Teorinin yapısal analizinin başlangıç noktası bu ikili ayrımdır.
2
İlişkinin doğasını analiz et.
Merkez ülkeler, çevre ülkelerin kaynaklarını ve artı-değerini transfer ederek zenginleşirken çevreyi yoksullaştırır.
Az gelişmişlik, içsel bir eksiklik değil, uluslararası kapitalist sistemin zorunlu bir sonucudur.

Anahtar Kavram

Merkez-Çevre İlişkisi ve Yapısal Sömürü

Daha Fazla Pratik

Bağımlılık Teorisi ve Dünya Sistemleri Teorisi arasındaki temel farkları (özellikle yarı-çevre kavramını) inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 178Soru

Uluslararası ilişkiler disiplininde yapısalcı yaklaşımlar içinde yer alan ve küresel eşitsizliği tarihsel bir perspektifle ele alan Dünya Sistemleri Teorisi, analiz düzeyi ve sistem kurgusu bakımından diğer Marksist kökenli yaklaşımlardan ayrışmaktadır. Bu bağlamda, Immanuel Wallerstein’ın teorik çerçevesini, sistemi sadece iki kutuplu (merkez-çevre) bir sömürü ilişkisi olarak gören Bağımlılık Teorisi'nden ayıran temel yapısal unsur aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yarı-çevre (semi-periphery) katmanının varlığı ve bu katmanın sistemik kutuplaşmayı yumuşatan tampon işlevi

Cevap

Dünya Sistemleri Teorisi'ni Bağımlılık Teorisi'nden ayıran temel fark, yarı-çevre katmanının varlığı ve bu katmanın sistemik dengeleyici/tampon işlevidir.
Dünya Sistemleri Teorisi, Bağımlılık Teorisi'nin iki kutuplu (merkez-çevre) modelini yetersiz bularak araya bir 'yarı-çevre' (semi-periphery) katmanı ekler. Bu katman, hem merkezin bazı özelliklerini taşıyan hem de çevre gibi sömürülen bir yapıdadır; siyasi açıdan sistemin radikal bir kutuplaşmaya gitmesini engelleyerek dengeleyici ve tampon bir işlev görür.

Adım Adım Çözüm

1
Teorilerin yapısal modellerini karşılaştırın.
Bağımlılık Teorisi genellikle merkez ve çevre şeklinde iki katmanlı bir yapı sunarken, Wallerstein üç katmanlı (merkez, yarı-çevre, çevre) bir model önerir.
Dünya sisteminin istikrarını ve değişimini açıklamak için ara katmanın fonksiyonunu anlamak gerekir.
2
Yarı-çevre katmanının işlevini belirleyin.
Yarı-çevre, hem sömüren hem sömürülen bir konumda bulunarak çevre ülkelerin radikalleşmesini ve sistemin tamamen çökmesini engelleyen bir 'tampon bölge' yaratır.
Sistemin neden iki kutba ayrılıp devrimle sonuçlanmadığını açıklayan temel mekanizma budur.

Anahtar Kavram

Dünya Sistemleri Teorisi'nde Üç Katmanlı Yapı ve Yarı-Çevre

Daha Fazla Pratik

Wallerstein'ın yarı-çevre katmanının sistemin tarihsel süreçteki 'istikrarı' için neden vazgeçilmez olduğunu düşünün.
Tahmini Süre:50s
Soru 179Soru

Immanuel Wallerstein’ın "Modern Dünya Sistemi" analizinde, modern sistemin bir "dünya-imparatorluğu"ndan farklı olarak bir "dünya-ekonomisi" şeklinde örgütlendiği vurgulanır. Buna göre, Wallerstein'a göre modern dünya-ekonomisini bir dünya-imparatorluğundan ayıran ve sistemin temel karakteristiğini oluşturan yapısal özellik aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Tek bir siyasi otorite yerine, geniş bir coğrafyaya yayılmış tek bir ekonomik işbölümünün varlığı

Cevap

Tek bir siyasi otorite yerine, geniş bir coğrafyaya yayılmış tek bir ekonomik işbölümünün varlığı
Modern dünya sisteminin en özgün yanı, tarihteki büyük imparatorlukların aksine, tek bir siyasi çatı altında birleşmeden küresel bir ekonomik işbölümü (kapitalizm) sayesinde bütünlüğünü korumasıdır. Bu durum, sermayenin siyasi engellere takılmadan hareket etmesine ve sistemin esnek kalmasına olanak tanır.

Adım Adım Çözüm

1
Dünya-İmparatorluğu ve Dünya-Ekonomisi kavramlarını karşılaştırın.
Dünya-imparatorluklarında siyasi ve ekonomik merkez ortaktır; dünya-ekonomisinde ise siyasi parçalanmışlık varken ekonomik bütünlük vardır.
Teorinin temel ayrım noktasını belirlemek için bu kavramsal netlik gereklidir.
2
Modern sistemin (kapitalist sistemin) hangi kategoriye girdiğini belirleyin.
Modern dünya sistemi, 16. yüzyıldan itibaren bir dünya-ekonomisi olarak varlığını sürdürmektedir.
Wallerstein'ın tarihsel analizinin odağını anlamak için modern dönemin karakteristiği belirlenmelidir.
3
Sistemi bir arada tutan unsuru analiz edin.
Sistemi siyasi bir otorite değil, küresel ölçekteki kapitalist işbölümü ve piyasa mekanizması bir arada tutar.
Doğru cevaba ulaşmak için sistemin itici gücü olan ekonomik işbölümü vurgulanmalıdır.

Anahtar Kavram

Dünya-Ekonomisi (World-Economy) Kavramı
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 180Soru

Raul Prebisch ve Andre Gunder Frank gibi düşünürler tarafından savunulan Bağımlılık Teorisi, küresel sistemi tarihsel ve yapısal bir perspektifle analiz eder. Bu teoriye göre, az gelişmiş ülkelerin durumu küresel kapitalist gelişmenin geçici bir aşaması değil, bizzat sistemin işleyiş biçimi tarafından üretilen bir sonuçtur. Bu yaklaşıma göre, merkez ve çevre ülkeler arasındaki ekonomik ilişkinin çevre ülkeleri bağımlı kılan ve eşitsizliği derinleştiren temel işleyişi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Çevre ülkelerin hammadde ve düşük katma değerli ürün ihracatına dayalı ekonomilerinin, merkezin teknoloji yoğunluklu üretimi karşısında ticaret hadlerinin bozulmasıyla sürekli bir kaynak transferine yol açması

Cevap

Çevre ülkelerin hammadde ve düşük katma değerli ürün ihracatına dayalı ekonomilerinin, merkezin teknoloji yoğunluklu üretimi karşısında ticaret hadlerinin bozulmasıyla sürekli bir kaynak transferine yol açması
Doğru seçenek, Bağımlılık Teorisi'nin 'eşitsiz mübadele' ve 'kaynak transferi' argümanlarını tam olarak yansıtmaktadır. Teoriye göre çevre ülkeler, düşük katma değerli hammaddeler satıp merkezden pahalı sanayi ürünleri alarak yapısal bir borçlanma ve sömürü sarmalına girerler.

Adım Adım Çözüm

1
Bağımlılık Teorisi'nin temel birimlerini belirle.
Sistem 'merkez' (gelişmiş sanayi ülkeleri) ve 'çevre' (kaynak sağlayan geri kalmış ülkeler) olarak ikiye ayrılır.
Teorinin yapısal analizinin başlangıç noktası bu ikili hiyerarşidir.
2
Az gelişmişliğin nedenini analiz et.
Az gelişmişlik içsel bir tercih değil, merkezin gelişimi için çevrenin sömürülmesinin (kaynak transferinin) bir sonucudur.
Teori, kalkınmayı 'sıfır toplamlı bir oyun' gibi görerek merkezin zenginliğinin çevrenin fakirleşmesine dayandığını savunur.
3
Ekonomik işleyiş mekanizmasını saptanması.
Hammadde/sanayi ürünü takasında ticaret hadlerinin çevre aleyhine bozulması ve eşitsiz mübadele ana mekanizmadır.
Eşitsiz mübadele, çevrenin neden sürekli bağımlı kaldığını ve kalkınamadığını açıklar.

Anahtar Kavram

Eşitsiz Mübadele ve Kaynak Transferi

Daha Fazla Pratik

Latin Amerika'da gelişen yapısalcı yaklaşımları ve Prebisch-Singer tezi ile ticaret hadlerinin çevre aleyhine bozulması konusunu inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
ÖncekiSayfa 9 / 13Sonraki
Marksist ve Eleştirel Yaklaşımlar Alıştırma Soruları — KPSS Uluslararası İlişkiler — Sayfa 9 | Examkin