Onkoloji

351 soru

Soru 201Soru

60 yaşında erkek hasta, karaciğerde saptanan çok sayıda metastatik kitle nedeniyle onkoloji polikliniğine başvuruyor. Hastanın özgeçmişinde bilinen bir malignite öyküsü bulunmuyor. Karaciğerdeki kitlelerden yapılan iğne biyopsisinin patolojik incelemesi 'iyi diferansiye nöroendokrin tümör' ile uyumlu olarak raporlanıyor. Primer odağın belirlenmesi amacıyla uygulanan immünohistokimyasal panelde tümör hücrelerinin CDX-2 pozitif ve TTF-1 negatif boyandığı saptanıyor.

Bu hasta için en olası primer tümör yerleşimi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İleum

Cevap

Doğru cevap İleum (İnce Bağırsak) seçeneğidir.
Nöroendokrin tümörlerde (NET) primer odağın belirlenmesinde transkripsiyon faktörleri oldukça yol göstericidir. CDX-2, bağırsak epiteli gelişiminde rol oynayan bir homeobox proteinidir ve özellikle ince bağırsak (ileum/midgut) ve apendiks kaynaklı nöroendokrin tümörlerde güçlü ve yaygın pozitiflik gösterir. Buna karşın, akciğer kaynaklı nöroendokrin tümörlerde beklenen TTF-1 (Tiroid Transkripsiyon Faktörü-1) bu vakada negatiftir. Dolayısıyla, CDX-2 (+) ve TTF-1 (-) immün profili, ileum kaynaklı bir nöroendokrin tümörü destekler.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın klinik tablosunu ve patolojik tanısını değerlendir.
Karaciğer metastazları olan hastada biyopsi 'İyi diferansiye nöroendokrin tümör' (NET) göstermektedir.
Metastatik nöroendokrin tümörlerde primer odağın saptanması tedavi yaklaşımı (cerrahi, somatostatin analogları) için kritiktir.
2
İmmünohistokimyasal belirteçleri (CDX-2 ve TTF-1) yorumla.
Tümör hücreleri CDX-2 pozitif, TTF-1 negatiftir.
CDX-2 sindirim sistemi (özellikle bağırsak) epiteli için spesifik bir transkripsiyon faktörüdür. TTF-1 ise akciğer ve tiroid epiteli için spesifiktir.
3
Belirteç profilini olası primer odaklarla eşleştir.
CDX-2 (+) / TTF-1 (-) profili en güçlü şekilde İnce Bağırsak (Midgut) kaynaklı nöroendokrin tümörleri işaret eder.
Akciğer NET'leri TTF-1 (+), Pankreas NET'leri PAX-8 (+) olma eğilimindedir.

Anahtar Kavram

Bilinmeyen primer nöroendokrin tümörlerde immünohistokimyasal belirteçlerin (özellikle CDX-2 ve TTF-1) kullanımı.

Daha Fazla Pratik

Nöroendokrin tümörlerde karsinoid sendrom bulgularının (flushing, diyare) primer tümör yerleşimine ve metastaz varlığına göre nasıl değiştiğini inceleyiniz.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 202Soru

54 yaşında erkek hasta, son bir aydır giderek artan halsizlik, kas güçsüzlüğü ve cilt renginde koyulaşma şikayetleri ile polikliniğe başvuruyor. Özgeçmişinde 35 paket/yıl sigara öyküsü bulunuyor. Fizik muayenede kan basıncı 155/95 mmHg ölçülüyor. Hastada belirgin kilo kaybı olmasına rağmen, tipik santral obezite veya 'ay dede yüzü' görünümü izlenmiyor. Laboratuvar tetkiklerinde kan şekeri 210 mg/dL, potasyum 2.9 mEq/L (düşük) ve venöz kan gazında bikarbonat düzeyi artmış (metabolik alkaloz) saptanıyor. Plazma ACTH düzeyi >200 pg/mL (yüksek) bulunuyor ve yüksek doz deksametazon testine yanıt alınamıyor.

Bu hastadaki klinik tabloya neden olması en muhtemel akciğer kanseri histolojik alt tipi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Küçük hücreli akciğer karsinomu

Cevap

Küçük hücreli akciğer karsinomu
Hastadaki tablo Ektopik ACTH Sendromu'na (Ektopik Cushing) uymaktadır. Yüksek ACTH (hiperpigmentasyon nedeni), hipokalemik metabolik alkaloz, hipertansiyon ve hiperglisemi tipik bulgulardır. Malignitenin hızlı seyri nedeniyle klasik Cushingoid fiziksel bulgular (ay dede yüzü, buffalo hörgücü) genellikle gelişmez; bunun yerine kas güçsüzlüğü ve kilo kaybı ön plandadır. Bu tabloya en sık neden olan malignite Küçük Hücreli Akciğer Karsinomudur (SCLC).

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tabloyu analiz et
Hasta hipertansif, hipokalemik, hiperglisemik ve metabolik alkaloz tablosunda. Ayrıca hiperpigmentasyon (yüksek ACTH işareti) mevcut.
Bu bulgular mineralokortikoid etkili bir Cushing sendromunu işaret eder.
2
Sendromun tipini belirle
Tipik Cushingoid görünüm (santral obezite, stria) yok, ancak ağır metabolik bozukluklar ve kilo kaybı var. Yüksek ACTH ve baskılanamayan kortizol 'Ektopik ACTH Sendromu'nu gösterir.
Maligniteye bağlı hızlı gelişim nedeniyle klasik fiziksel özellikler oluşmaya fırsat bulamaz.
3
Tümör histolojisi ile eşleştir
Ektopik ACTH sendromunun en sık nedeni Küçük Hücreli Akciğer Karsinomudur (KHAK/SCLC).
Paraneoplastik sendromların en sık görüldüğü akciğer kanseri tipidir.

Anahtar Kavram

Ektopik ACTH Sendromu ve Küçük Hücreli Akciğer Karsinomu İlişkisi
Soru 203Soru

Hücre döngüsünün kontrolünde, DNA hasarı algılandığında p53 proteini stabilize olarak hücreyi G1 fazında durdurur veya onarılamaz hasar varlığında apoptoza yönlendirir. Bazı malignitelerde (örneğin liposarkomlar), *TP53* geninde herhangi bir mutasyon saptanmamasına (wild-type) rağmen p53 fonksiyonunun tamamen baskılandığı görülür. Bu duruma, p53 proteinine bağlanarak onun transkripsiyonel aktivitesini engelleyen ve proteozomal yıkımını sağlayan bir proto-onkogenin gen amplifikasyonu neden olmaktadır.

Tanımlanan bu moleküler mekanizmada rol oynayan ve p53'ün temel negatif regülatörü olan protein aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: MDM2

Cevap

Söz konusu protein MDM2'dir.
MDM2 (Murine Double Minute 2), p53'ün en önemli negatif regülatörüdür. Bir E3 ubikuitin ligaz olarak işlev görür; p53'e bağlanır, nükleer aktivitesini inhibe eder ve sitoplazmaya taşıyarak proteozomal yıkımını sağlar. Birçok sarkom türünde (özellikle liposarkom ve osteosarkom) *MDM2* geni amplifikasyonu görülür. Bu durum, *TP53* geni sağlam olsa bile p53 proteininin fonksiyonel kaybına yol açarak karsinogenezi tetikler.

Adım Adım Çözüm

1
Sorudaki patofizyolojiyi analiz et
*TP53* geni sağlam (mutasyonsuz) ancak p53 proteini işlevsiz. Mekanizma: Bir proteinin amplifikasyonu sonucu p53'ün aşırı yıkımı.
Soruda p53'ün mutasyonla değil, regülasyon bozukluğu ile inaktive edildiği belirtilmiştir.
2
p53 regülasyon mekanizmasını hatırla
p53, normal koşullarda MDM2 proteini tarafından bağlanır ve ubikuitin-proteozom yoluyla yıkılır. Bu negatif feedback döngüsüdür.
MDM2, p53'ün seviyesini düşük tutan ana E3 ubikuitin ligazdır.
3
Karsinogenezdeki rolünü belirle
MDM2 geni (12. kromozom) amplifiye olduğunda (aşırı çoğaldığında), aşırı miktarda üretilen MDM2 proteini p53'ü sürekli yıkarak tümör baskılayıcı etkisini ortadan kaldırır. Bu durum özellikle yumuşak doku sarkomlarında (liposarkom) sık görülür.
Bu mekanizma, p53 mutasyonu olmadan p53 yolunun inaktive edilmesinin klasik bir örneğidir.

Anahtar Kavram

p53-MDM2 Negatif Feedback Döngüsü ve Onkogen Amplifikasyonu

Daha Fazla Pratik

Li-Fraumeni sendromunda p53 mutasyonlarının kalıtım kalıbını ve ilişkili tümör spektrumunu inceleyin.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 204Soru

6565 yaşında, 4040 paket-yıl sigara öyküsü olan erkek hasta; son bir aydır devam eden öksürük, iştahsızlık ve halsizlik şikayetleriyle başvuruyor. Yapılan laboratuvar tetkiklerinde serum kalsiyum düzeyi 13.213.2 mg/dL (N: 8.510.58.5-10.5), fosfor düzeyi 2.12.1 mg/dL (N: 2.54.52.5-4.5) ve paratiroid hormon (PTH) düzeyi baskılanmış olarak saptanıyor. Toraks BT tetkikinde hiler yerleşimli kitle tespit edilen bu hastada, mevcut klinik ve laboratuvar tabloya en sık neden olan akciğer kanseri tipi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yassı (skuamöz) hücreli karsinom

Cevap

Maligniteye bağlı hümoral hiperkalsemi tablosu en sık yassı (skuamöz) hücreli akciğer karsinomunda görülür.
Laboratuvar bulguları (hiperkalsemi ve baskılanmış PTH) ve radyolojik görünüm (santral kitle), paratiroid hormon ilişkili protein (PTHrP) salınımına bağlı gelişen hümoral hiperkalsemiyi göstermektedir. Bu tablo akciğer kanserleri arasında en sık yassı (skuamöz) hücreli karsinomda görülmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Laboratuvar bulgularının analizi
Yüksek kalsiyum (13.213.2 mg/dL) ve düşük fosfor ile birlikte baskılanmış PTH düzeyi, ektopik bir kaynaktan (genellikle PTHrP) kaynaklanan hiperkalsemiyi işaret eder.
Primer hiperparatiroidizmde PTH yüksek olurken, maligniteye bağlı hümoral hiperkalsemide tümörden salınan PTHrP etkisiyle kemik yıkımı artar ve PTH baskılanır.
2
Klinik ve radyolojik korelasyon
Sigara öyküsü olan yaşlı bir hastada hiler (santral) yerleşimli kitle ve hiperkalsemi birlikteliği saptanmıştır.
Akciğerin santral yerleşimli kanserleri (yassı hücreli ve küçük hücreli) sigara ile güçlü ilişkilidir.
3
Tümör tipi ile paraneoplastik sendrom eşleştirmesi
Hiperkalsemi (PTHrP aracılı) tablosunun yassı hücreli karsinom ile ilişkili olduğu sonucuna varılır.
Küçük hücreli karsinom nöroendokrin özellikler gösterip ADH/ACTH salgılarken, yassı hücreli karsinom hümoral hiperkalseminin en sık nedenidir.

Anahtar Kavram

Maligniteye bağlı hümoral hiperkalsemi ve PTHrP (Paratiroid Hormon İlişkili Protein) salınımı
Tahmini Süre:45s
Soru 205Soru

Kalıtsal kanser sendromları ve moleküler karsinogenez süreçleri değerlendirildiğinde; otozomal dominant geçiş gösteren ve kolorektal kanserlerin yanı sıra endometriyum, over ve mide kanseri riskinde artışla seyreden Lynch sendromunda (HNPCC) saptanan temel genetik defekt aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: DNA eşleşme hata onarımı (mismatch repair) genlerinde mutasyon

Cevap

Lynch sendromunda temel moleküler mekanizma, DNA eşleşme hata onarımı (mismatch repair - MMR) genlerindeki mutasyonlar ve buna bağlı gelişen mikrosatellit instabilitesidir.
Lynch sendromu (HNPCC), DNA'nın replikasyonu sırasında yanlış yerleşen bazların onarılmasını sağlayan DNA eşleşme hata onarımı (MMR) genlerindeki (MLH1, MSH2, MSH6, PMS2) mutasyonlar nedeniyle gelişir. Bu onarım sistemi çalışmadığında mikrosatellit bölgelerinde mutasyonlar birikir ve hücre karsinogenez sürecine girer.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tabloyu tanımla.
Lynch sendromu (HNPCC), erken yaşta kolorektal kanser ve eşlik eden ekstrakolonik (endometriyum, over, üreter) malignitelerle karakterizedir.
Sendromun tanınması için klinik özellikler ve aile öyküsü kritiktir.
2
Moleküler mekanizmayı hatırla.
Bu sendromda DNA replikasyonu sırasında oluşan baz eşleşme hatalarını (A-G, C-T gibi) düzelten MMR proteinleri işlev göremez.
MMR genleri (başlıca MSH2 ve MLH1) tümör baskılayıcı genler gibi davranır.
3
Genomik sonucu belirle.
Onarılamayan hatalar kısa tekrar dizilerinde (mikrosatellitler) uzunluk değişikliklerine neden olur, bu duruma mikrosatellit instabilitesi (MSI) denir.
MSI, Lynch sendromlu tümörlerin karakteristik laboratuvar bulgusudur.

Anahtar Kavram

DNA Onarım Genleri ve Lynch Sendromu

İpuçları

1
Bu sendrom, kolonda polip yükü az olmasına rağmen erken yaşta kanser gelişimi ile karakterizedir.
2
Patogenezde mikrosatellit instabilitesi (MSI) adı verilen laboratuvar bulgusu anahtardır.
3
MLH1 ve MSH2 bu onarım yolağının en sık mutasyona uğrayan bileşenleridir.

Daha Fazla Pratik

Vogelstein modelindeki APC mutasyonu ile Lynch sendromundaki MMR defekti arasındaki klinik ve moleküler farkları karşılaştırınız.
Tahmini Süre:50s
Soru 206Soru

5858 yaşında erkek hasta, bilinen metastatik renal hücreli karsinom (RCCRCC) tanısıyla takip edilmektedir. Son 11 haftadır giderek artan bel ağrısı ve son 2424 saattir bacaklarında güçsüzlük şikayetiyle başvuruyor. Fizik muayenesinde alt ekstremitelerde proksimal ve distal kas gücü 3/53/5, T10T10 seviyesinde duyu kusuru, hiperrefleksi ve üriner retansiyon saptanıyor. Çekilen spinal MRGMRG'de T10T10 vertebrasında metastatik kitleye bağlı tek seviyeli ciddi spinal kord basısı ve vertebral instabilite izleniyor. Hastanın genel durumu cerrahiyi tolere edebilecek düzeydedir (ECOGECOG performans skoru: 11).

Bu hastada nörolojik fonksiyonları korumak ve mobiliteyi sağlamak için en uygun tedavi yaklaşımı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Acil cerrahi dekompresyon ve stabilizasyon ardından radyoterapi

Cevap

Acil cerrahi dekompresyon ve stabilizasyon ardından radyoterapi uygulanması en uygun yaklaşımdır.
Doğru yaklaşım acil cerrahi dekompresyon ve stabilizasyon ardından radyoterapi uygulanmasıdır. Spinal kord basısı vakalarında cerrahi; tek seviyeli bası olması, hastanın genel durumunun cerrahiye uygun olması, beklenen yaşam süresinin 33 aydan uzun olması ve tümörün radyorezistan (örneğin RCCRCC, sarkom, melanom) olması durumunda tek başına radyoterapiye göre daha üstündür. Ayrıca bu hastada vertebral instabilite (kemik çökmesi) olması cerrahi gerekliliğini artırmaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ve radyolojik bulguların değerlendirilmesi
Hastada tek seviyeli (T10T10) ciddi spinal kord basısı ve nörolojik defisit mevcuttur.
Tedavi planı bası seviyesi sayısı ve hastanın performansına göre belirlenir.
2
Tümör tipinin radyosensitivitesinin belirlenmesi
Renal hücreli karsinom (RCCRCC) görece radyorezistan bir tümördür.
Radyorezistan tümörlerde sadece radyoterapi ile tam yanıt ve nörolojik düzelme ihtimali düşüktür.
3
Hastanın performans ve sağkalım durumunun değerlendirilmesi
ECOGECOG performansı 11 olan ve tek seviyeli basısı olan hasta cerrahi için adaydır.
Patchell ve ark. çalışmasına göre cerrahi + RTRT, mobiliteyi korumada sadece RTRT'den üstündür.
4
Tedavi kararının verilmesi
Acil dekompresif cerrahi ve ardından adjuvant radyoterapi uygulanır.
Mekanik instabilite ve radyorezistans varlığında cerrahi önceliklidir.

Anahtar Kavram

Metastatik spinal kord basısında (MSKB), tek seviyeli basısı olan, cerrahiyi tolere edebilecek performans düzeyindeki ve radyorezistan tümörü (RCC, melanom) olan hastalarda cerrahi dekompresyon + RT, tek başına RT'den anlamlı derecede daha üstün nörolojik sonuçlar sağlar.
Soru 207Soru

Kanser hücrelerinin replikatif ölümsüzlük (immortality) kazanmasında en kritik basamaklardan biri telomer uzunluğunun korunmasıdır. İnsan somatik kanser hücrelerinin yaklaşık %90'ında telomeraz aktivitesi saptanırken, bu durumun temelinde telomerazın katalitik alt birimi olan TERTTERT (telomerase reverse transcriptasetelomerase\ reverse\ transcriptase) geninin ekspresyonunun yeniden kazanılması yatar.

Buna göre, malign hücrelerde TERTTERT ekspresyonunun artışından sorumlu olan en yaygın genetik mekanizma aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: TERTTERT promotör bölgesinde Ets transkripsiyon faktörleri için yeni bağlanma bölgeleri oluşturan somatik nokta mutasyonları

Cevap

Malign hücrelerde TERT ekspresyonunun artışından sorumlu olan en yaygın genetik mekanizma, TERT promotör bölgesinde Ets transkripsiyon faktörleri için yeni bağlanma bölgeleri oluşturan somatik nokta mutasyonlarıdır.
Karsinogenez sürecinde hücrelerin replikatif yaşlanmadan (senescence) kaçması için telomeraz enzimini tekrar aktive etmeleri gerekir. Modern kanser genomiği çalışmaları, TERTTERT geninin promotör bölgesinde meydana gelen somatik nokta mutasyonlarının, Ets (E-twenty-six) ailesi transkripsiyon faktörleri için yeni bağlanma dizileri (de novo binding sites) oluşturduğunu ve bunun telomeraz ekspresyonunu tetikleyen en yaygın somatik mekanizma olduğunu kanıtlamıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Kanser hücrelerinin 'ölümsüzlük' kazanma ihtiyacını analiz et.
Hücrelerin sınırsız bölünmesi için her bölünmede kısalan telomerlerin korunması gerekir; bu da telomeraz enziminin aktivasyonunu gerektirir.
Normal somatik hücrelerde telomeraz kapalıdır (susturulmuştur).
2
Telomeraz enziminin bileşenlerini ve hız kısıtlayıcı basamağı belirle.
Telomeraz, TERCTERC (RNA kalıbı) ve TERTTERT (ters transkriptaz proteini) birleşiminden oluşur. TERTTERT, ekspresyonu en sık regüle edilen ve hız kısıtlayıcı olan bileşendir.
TERT ekspresyonu karsinogenezin anahtarıdır.
3
Modern onkolojik veriler ışığında en yaygın mutasyonel mekanizmayı hatırla.
Glioblastoma, melanoma, mesane ve karaciğer kanserlerinde yapılan genomik çalışmalar, TERTTERT promotöründeki mutasyonların (özellikle -124 ve -146 bp bölgeleri) Ets transkripsiyon faktörü bağlanma bölgeleri oluşturarak geni aktive ettiğini göstermiştir.
Bu mekanizma, amplifikasyon veya translokasyondan çok daha yaygındır.

Anahtar Kavram

Replikatif ölümsüzlük ve TERT promotör mutasyonları
Soru 208Soru

Onkolojik değerlendirme yapılan bir hastada, fizik muayenede sol supraklaviküler bölgede saptanan sert ve fikse lenfadenopati (Virchow nodülü), öncelikle aşağıdaki anatomik bölgelerin hangisinden kaynaklanan bir primer maligniteyi düşündürmelidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Abdominal organlar (Gastrointestinal sistem)

Cevap

Abdominal organlar (Gastrointestinal sistem)
Sol supraklaviküler lenfadenopati olan Virchow nodülü, duktus torasikusun bu bölgede venöz sisteme katılması nedeniyle diyafram altındaki (abdominal) organların (başta mide karsinomu olmak üzere pankreas, kolon ve over kanserleri) uzak lenfatik metastazını gösterir.

Adım Adım Çözüm

1
Fizik muayenede saptanan 'Virchow nodülü' (Troisier işareti) bulgusunun anatomik lokalizasyonunu tanımlayın.
Bu bulgu sol supraklaviküler bölgede palpe edilen sert lenfadenopatidir.
Anatomik lokalizasyon, lenfatik drenaj yollarını belirlemek için kritiktir.
2
Bu bölgenin lenfatik drenaj kaynağı olan ana yapıyı belirleyin.
Sol supraklaviküler bölge, duktus torasikusun (thoracic duct) venöz sisteme döküldüğü noktaya yakındır.
Duktus torasikus, vücudun diyafram altındaki tüm bölgelerinden gelen lenfatik sıvıyı taşır.
3
Bulgu ile olası primer odak arasındaki ilişkiyi kurun.
Duktus torasikus yoluyla taşınan malign hücreler (özellikle mide, pankreas, kolon kaynaklı), bu noktadaki lenf noduna metastaz yaparak Virchow nodülünü oluşturur.
Bu, abdominal malignitelerin sistemik yayılımının klasik bir fizik muayene göstergesidir.

Anahtar Kavram

Virchow nodülü (Troisier işareti) ve abdominal malignite ilişkisi
Tahmini Süre:45s
Soru 209Soru

Kanser hücrelerinin oksijen varlığında dahi glukozu yüksek oranda laktata fermente etmesiyle karakterize edilen ve "Warburg etkisi" olarak bilinen metabolik yeniden programlama ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hızlı bölünen hücreler için gerekli olan nükleik asit, protein ve lipid sentezinde kullanılan metabolik ara ürünlerin ve karbon iskeletlerinin sağlanmasına yardımcı olur.

Cevap

Kanser hücrelerinde Warburg etkisi, hızlı proliferasyon için gerekli olan biyosentetik ara ürünlerin ve karbon iskeletlerinin sağlanmasını amaçlayan bir metabolik adaptasyondur.
Kanser hücrelerinin temel hedefi sadece enerji üretmek değil, aynı zamanda hızla çoğalabilmek için yeni hücresel bileşenler sentezlemektir. Warburg etkisi, glukozdan gelen karbon atomlarının oksidatif fosforilasyonla CO2CO_2 olarak atılması yerine, biyosentetik yolaklara (örneğin pentoz fosfat yolu) aktarılarak nükleik asit, amino asit ve lipid sentezinde kullanılmasını sağlar.

Adım Adım Çözüm

1
Warburg etkisinin (aerobik glikoliz) tanımını hatırla.
Oksijen varlığında dahi glukozun laktata dönüştürülmesidir.
Normal hücrelerin aksine kanser hücreleri glukozu mitokondride yakmak yerine sitoplazmada fermente eder.
2
Enerji verimliliğini biyosentetik ihtiyaçlarla karşılaştır.
Düşük ATPATP üretimine rağmen, metabolik yolaklar yapı taşları üretimine yönlendirilir.
Hücre bölünmesi için sadece enerji değil, aynı zamanda yeni hücrelerin oluşması için protein, lipid ve DNA sentezi gereklidir.
3
Klinik korelasyonu değerlendir.
Yüksek glukoz tutulumu saptanır.
Verimsiz ATPATP üretimini telafi etmek ve yapı taşlarını sağlamak için hücre çok fazla glukoz tüketmek zorundadır.

Anahtar Kavram

Kanser hücreleri, biyosentetik ara ürünleri (karbon iskeletleri) maksimize etmek için aerobik glikolizi tercih ederler.

Daha Fazla Pratik

Karsinogenezde anjiogenezin rolü ve VHL/HIF1αVHL/HIF-1\alpha yolağının bu metabolik değişiklikle olan ilişkisini inceleyiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 210Soru

55 yaşında kadın hasta, progresif karın şişliği ve halsizlik şikayetiyle başvuruyor. Fizik muayenede batında yaygın asit saptanıyor. Parasentez ile alınan asit mayi sitolojik incelemesinde yoğun "taşlı yüzük hücreli" (signet-ring cell) adenokarsinom hücreleri izleniyor. Hastanın primer odağı saptamaya yönelik yapılan üst gastrointestinal sistem endoskopisi, kolonoskopisi, mamografisi ve jinekolojik muayenesi normal olarak raporlanıyor. Abdominal bilgisayarlı tomografide peritonda kalınlaşma ("omental caking") saptanırken; mide, kolon, pankreas ve adneksiyel yapılar doğal görünümdedir. İmmünohistokimyasal (İHK) incelemede tümör hücrelerinde CK7(+)CK7(+), CK20()CK20(-), ER(+)ER(+) ve GATA3(+)GATA3(+) pozitifliği saptanırken, EkaderinE-kaderin ekspresyonu izlenmiyor. Bu hasta için en olası primer odak aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Lobüler meme karsinomu

Cevap

En olası primer odak lobüler meme karsinomudur.
Lobüler meme karsinomu, metastatik odaklarda (özellikle periton ve plevra gibi serozal yüzeylerde) taşlı yüzük hücreli morfoloji gösterebilir ve bu durum mide karsinomu ile karışabilir. Ancak İHK incelemesinde GATA3GATA3 ve ERER pozitifliği saptanması meme odağını kesinleştirir. Ayrıca EkaderinE-kaderin kaybı (CDH1 gen mutasyonu/inaktivasyonu nedeniyle) lobüler karsinomun karakteristik patognomonik özelliğidir.

Adım Adım Çözüm

1
Morfolojik değerlendirme
Taşlı yüzük hücreli (signet-ring) adenokarsinom saptandı.
Bu morfoloji öncelikle mideyi düşündürse de meme, kolon ve pankreas tümörlerinde de görülebilir.
2
İHK profilinin analizi (CK7/CK20CK7/CK20)
CK7(+)CK7(+) ve CK20()CK20(-) profili saptandı.
Bu profil meme, akciğer ve over kaynaklı tümörleri desteklerken, kolonu (genellikle CK20+CK20+) dışlar.
3
Spesifik belirteçlerin değerlendirilmesi (GATA3,ER,EkaderinGATA3, ER, E-kaderin)
GATA3(+)GATA3(+), ER(+)ER(+) ve EkaderinE-kaderin kaybı saptandı.
GATA3GATA3 ve ERER meme karsinomu için yüksek özgüllüğe sahiptir. EkaderinE-kaderin kaybı ise lobüler fenotipi mide karsinomu ile ortak olsa da meme için spesifikleştirir.
4
Klinik korelasyon
Primer odağı bulunamayan serozal metastaz.
Lobüler meme karsinomu, klasik duktal karsinomun aksine peritonal ve meningeal yüzeylere yayılma eğilimi gösteren karakteristik bir metastaz paterni sergiler.

Anahtar Kavram

Bilinmeyen primerli tümörlerde (CUP) morfoloji ve İHK profili yardımıyla 'favorable' (uygun prognozlu) alt grupların ve spesifik tedavi edilebilir odakların belirlenmesi.

Alternatif Yöntem

CK7 ve CK20 algoritmasını takiben organ spesifik belirteçlere (GATA3GATA3: Meme/Ürotelyal, PAX8PAX8: Over/Böbrek/Tiroid, TTF1TTF1: Akciğer/Tiroid) bakılarak eleme yapılabilir.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 211Soru

Altmış iki yaşında erkek hasta, yaklaşık iki haftadır devam eden progresif baş ağrısı ve sol taraflı fokal nöbet şikayetiyle başvuruyor. Çekilen beyin manyetik rezonans görüntülemede (MRG) sağ parietal lobda 3 cm3 \text{ cm} çapında, çevresinde yaygın vazojenik ödem bulunan, kontrast tutan soliter kitle saptanıyor. Hastanın yapılan fizik muayene, tam kan sayımı, tam idrar tetkiki, akciğer grafisi ve kontrastlı tüm batın bilgisayarlı tomografisinde (BT) primer odak saptanamıyor. Beyindeki kitleden yapılan biyopsi sonucu 'adenokarsinom metastazı' olarak raporlanıyor. İmmünohistokimyasal (İHK) incelemede; sitokeratin 7 (CK7) pozitif, sitokeratin 20 (CK20) negatif, TTF1TTF-1 pozitif ve NapsinANapsin-A pozitif bulunuyor.

Bu hasta için en olası primer odak aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Akciğer adenokarsinomu

Cevap

Akciğer adenokarsinomu, sunulan immünohistokimyasal belirteç profili (CK7+, CK20-, TTF-1+, Napsin-A+) ile tam uyumlu olan en olası primer odaktır.
Akciğer adenokarsinomu, immünohistokimyasal olarak CK7 pozitif ve CK20 negatif (CK7+/CK20-) bir profil sergiler. Bu profile sahip tümörlerde TTF-1 (Thyroid Transcription Factor-1) pozitifliği akciğer veya tiroid kökenini düşündürür. Napsin-A ise akciğer adenokarsinomu için %80'in üzerinde duyarlılığa ve yüksek özgüllüğe sahiptir; tiroid dokusunda genellikle negatiftir. Bu nedenle, tüm bu belirteçlerin pozitifliği primer odağın akciğer olduğunu kanıtlar.

Adım Adım Çözüm

1
Sitokeratin (CK) paternini değerlendir
CK7 pozitif ve CK20 negatif (CK7+/CK20-)
Bilinmeyen primerli tümörlerde (BPT) ilk adım sitokeratin paternine bakarak olası organ gruplarını daraltmaktır. Bu patern akciğer, meme, tiroid ve over kanserlerinde görülür.
2
Spesifik belirteçleri (TTF-1 ve Napsin-A) analiz et
TTF-1(+) ve Napsin-A(+)
TTF-1 hem akciğer hem de tiroid kanserlerinde pozitiftir. Ancak Napsin-A, akciğer adenokarsinomu için yüksek özgüllüğe sahiptir ve tiroidden ayrımında kritiktir.
3
Klinik tabloyu birleştir
Beyin metastazı ile başvuran, primer odağı standart görüntüleme ile bulunamayan hasta
Akciğer kanseri, beyin metastazının en sık nedenidir ve bazen mikroskobik primer odaklarla (BPT tablosu) seyredebilir.

Anahtar Kavram

Bilinmeyen primerli adenokarsinomlarda sitokeratin (CK7/CK20) algoritmaları ve organ-spesifik İHK belirteçlerin (TTF-1, Napsin-A, CDX2, PSA) kullanımı.

Daha Fazla Pratik

CK7(-)/CK20(+) ve CDX2(+) profilinin hangi primer odakları (üst vs. alt GİS) işaret ettiğini tekrar ediniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 212Soru

5252 yaşında kadın hasta, sol kasık bölgesinde 22 aydır ağrısız, giderek büyüyen bir kitle şikayetiyle başvuruyor. Yapılan fizik muayenede sol inguinal bölgede yaklaşık 33 cm çapında, sert ve fikse olmayan bir lenfadenopati saptanıyor. Alt ekstremite muayenesi ve gövde cilt bakısı normal olan hastaya yapılan eksizyonel biyopside "skuamöz hücreli karsinom metastazı" saptanıyor. Bu aşamada primer odağı belirlemek için yapılması gereken en uygun yaklaşım hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Pelvik muayene, spekulum incelemesi ve anoskopi

Cevap

Pelvik muayene, spekulum incelemesi ve anoskopi yapılması en uygun yaklaşımdır.
İnguinal lenf nodları alt ekstremiteler ve pelvik çıkış bölgesinin drenaj merkezidir. Skuamöz hücreli karsinom saptanan bir hastada, eğer bacaklarda veya gövdenin alt kısmındaki ciltte bir lezyon yoksa, primer odak en büyük olasılıkla vulva, vajina veya anal kanaldır. Bu nedenle pelvik muayene ve anoskopi en uygun ilk adımdır.

Adım Adım Çözüm

1
İnguinal lenfadenopatide biyopsi sonucu ile anatomik drenaj yollarını eşleştirmek.
İnguinal lenf nodları; alt ekstremiteler, perine, anüs (dentat çizgi altı), vulva ve vajinadan lenfatik drenaj alır.
Primer odağın bulunması için biyopsi ile saptanan histopatolojik tipin (skuamöz karsinom) bu drenaj bölgelerindeki dokularla uyumu kontrol edilmelidir.
2
Fizik muayenede eksik kalan mukozal alanları değerlendirmek.
Cilt bakısı normal olduğundan, muayenede gizli kalabilecek anal kanal, vulva ve vajina bölgelerine yönelik pelvik inceleme ve anoskopi planlanması.
Skuamöz hücreli karsinomlar sıklıkla bu bölgelerdeki yassı epitelden köken alır ve inguinal lenf nodlarına metastaz yaparlar.

Anahtar Kavram

İnguinal lenfadenopatilerde lenfatik drenaj yollarına göre primer odak araştırması yapılması.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 213Soru

45 yaşında meme kanseri tanısıyla adriamisin ve siklofosfamid (AC) kemoterapi protokolü uygulanan hastada, tedavinin 2.2. gününde ani başlayan dizüri ve makroskobik hematüri gelişmiştir. Yapılan değerlendirmede hastada siklofosfamid kullanımına bağlı hemorajik sistit geliştiği saptanmıştır.

Bu klinik tablonun ortaya çıkmasına neden olan siklofosfamid metaboliti aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Akrolein

Cevap

Siklofosfamid kullanımına bağlı gelişen hemorajik sistitten sorumlu olan metabolit akroleindir.
Siklofosfamid ve ifosfamid karaciğerde metabolize edildiklerinde aktif antineoplastik form olan fosforamid mustardın yanı sıra, ürotoksik bir yan ürün olan akrolein açığa çıkar. Akrolein idrarla atılırken mesane mukozasına direkt temas ederek kimyasal sistite ve kanamaya yol açar. Bu tabloyu önlemek için kullanılan Mesna, mesanede akrolein ile birleşerek onu toksik olmayan bir forma dönüştürür.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tablonun tanımlanması
Hastada siklofosfamid tedavisi sonrası gelişen makroskobik hematüri ve dizüri tablosunun hemorajik sistit olarak tanımlanması.
Siklofosfamid ve ifosfamid gibi alkilleyici ajanların en karakteristik ve doz kısıtlayıcı yan etkilerinden biri mesane toksisitesidir.
2
Metabolizma sürecinin analiz edilmesi
Siklofosfamidin karaciğerde metabolize edilerek fosforamid mustard (aktif form) ve akrolein (toksik form) bileşiklerine ayrıştığının belirlenmesi.
Toxicity, ilacın kendisinden değil, idrarla atılan spesifik bir metabolitinden kaynaklanır.
3
Sorumlu metabolitin seçilmesi
Akroleinin mesane epiteli üzerindeki direkt irritan etkisinin hemorajik sistite yol açtığının teyit edilmesi.
Akrolein, ürotelyuma bağlanarak doku hasarına ve kanamaya neden olan temel moleküldür.

Anahtar Kavram

Siklofosfamid ve ifosfamid toksisitesinde akrolein birikimi hemorajik sistite neden olur; bu durumun önlenmesinde Mesna ve bol hidrasyon kullanılır.
Tahmini Süre:45s
Soru 214Soru

Karın ağrısı ve halsizlik nedeniyle başvuran 6262 yaşında erkek hastanın fizik muayenesinde hepatomegali saptanıyor. Abdominal bilgisayarlı tomografide (BT) karaciğerde çok sayıda metastatik lezyon izleniyor. Karaciğer iğne biyopsisi sonucu 'orta dereceli diferansiye adenokarsinom' olarak raporlanıyor. İmmünohistokimyasal (İHK) çalışmada; sitokeratin (CK) 7 negatif, CK 20 pozitif ve CDX2 pozitif olarak bulunuyor. Üst ve alt gastrointestinal sistem endoskopilerinde primer odak saptanamayan bu hastada, en olası tanısal kategori ve en uygun tedavi yaklaşımı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kolon kanseri benzeri bilinmeyen primerli tümör; FOLFOX veya FOLFIRI

Cevap

Kolon kanseri benzeri bilinmeyen primerli tümör; FOLFOX veya FOLFIRI
Bilinmeyen primerli tümörlerde (CUP), CK7 negatif, CK20 pozitif ve CDX2 pozitif immünohistokimyasal profili kolorektal kökenli bir adenokarsinomu güçlü bir şekilde işaret eder. Bu tablo, CUP hastaları içinde iyi prognozlu bir alt grup olarak kabul edilir ve primer odak saptanamasa bile tedavi stratejisi olarak kolorektal kanserlerde kullanılan FOLFOX veya FOLFIRI gibi kemoterapi rejimleri tercih edilir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tabloyu ve biyopsi sonucunu değerlendir
Karaciğer metastazı olan ve primer odağı saptanamayan (CUP) bir adenokarsinom vakası.
Ayırıcı tanı için immünohistokimyasal profilin analizi gereklidir.
2
İHK belirteçlerini analiz et
CK7 (-), CK20 (+) ve CDX2 (+) profili saptandı.
Bu spesifik kombinasyon kolorektal karsinomlar için yüksek özgüllüğe sahiptir.
3
CUP yönetimi için uygun kategoriye ata
Hasta, "favorable" (iyi seyirli) bir alt grup olan 'kolon kanseri benzeri profil' kategorisine girer.
Bilinmeyen primerli tümörlerde iyi seyirli alt grupların saptanması, hedefe yönelik tedaviyi mümkün kılar.
4
Tedavi protokolünü belirle
Kolorektal kanserlerde kullanılan floropirimidin bazlı rejimler (FOLFOX/FOLFIRI) seçilir.
Klinik kılavuzlar, kolorektal profil gösteren CUP vakalarında primer odak saptanamasa dahi bu rejimin sağkalımı artırdığını belirtir.

Anahtar Kavram

Bilinmeyen primerli tümörlerde (CUP) immünohistokimyasal profile göre iyi seyirli (favorable) alt grupların belirlenmesi ve bölgeye özgü (site-specific) tedavi yaklaşımı.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 215Soru

62 yaşında, 4242 paket-yıl sigara öyküsü olan erkek hasta; son bir haftadır ilerleyen iştahsızlık, hafif konfüzyon ve uykuya meyil şikayetleriyle başvuruyor. Fizik muayenesinde kan basıncı 125/80125/80 mmHg, nabız 7878/dakika saptanıyor; ödem veya juguler venöz dolgunluk artışı izlenmiyor (övolemik durum). Laboratuvar tetkik sonuçları aşağıdadır:

ParametreSonuçReferans Aralık
Serum Sodyum124124 mEq/L135145135-145
Serum Ozmolalitesi255255 mOsm/kg280295280-295
İdrar Ozmolalitesi520520 mOsm/kg50120050-1200
İdrar Sodyumu5555 mEq/L>40> 40 (spot)
Serum Ürik Asit2.22.2 mg/dL3.57.23.5-7.2
BUN77 mg/dL102010-20

Bu hastada saptanan klinik ve laboratuvar tablosuna neden olan en olası malignite ve ilişkili paraneoplastik hormon eşleşmesi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Küçük hücreli akciğer kanseri - Antidiüretik hormon (ADH)

Cevap

Küçük hücreli akciğer kanseri - Antidiüretik hormon (ADH)
Hastanın klinik tablosu (övolemik hiponatremi, yüksek idrar ozmolalitesi ve sodyumu) tipik Uygunsuz ADH Salınımı Sendromu (UADHSS) ile uyumludur. Serum ürik asit ve BUN düzeylerinin düşük olması, UADHSS tanısını destekleyen önemli biyokimyasal ipuçlarıdır. Bu paraneoplastik sendrom, sigara öyküsü olan bir hastada en sık Küçük Hücreli Akciğer Kanseri ile birlikte görülür.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın klinik durumunu ve övolemi durumunu değerlendir
Ödem ve juguler dolgunluk yokluğu, normal kan basıncı ile hastanın övolemik hiponatremi tablosunda olduğu belirlenir.
UADHSS tanısı için hastanın klinik olarak övolemik olması şarttır.
2
Serum ve idrar ozmolalitesini karşılaştır
Serum ozmolalitesi düşük (255255 mOsm/kg) iken idrar ozmolalitesi beklenmedik şekilde yüksek (520520 mOsm/kg) saptanmıştır.
Vücut hipoozmolaliteye idrarı seyreltik çıkararak yanıt vermelidir; yüksek idrar ozmolalitesi uygunsuz ADH etkisini gösterir.
3
Destekleyici laboratuvar bulgularını (Ürik asit, BUN) analiz et
Hipoürisemi (2.22.2 mg/dL) ve düşük BUN (77 mg/dL) saptanmıştır.
UADHSS'de hafif volüm artışına bağlı proksimal tübüler reabsorpsiyon azalması bu bulgulara neden olur ve tanıyı güçlendirir.
4
Paraneoplastik ilişkiyi kur
UADHSS tablosu, akciğer kanserleri arasında en sık küçük hücreli karsinom ile ilişkilidir.
Küçük hücreli karsinom nöroendokrin kökenli olup ektopik hormon salınımı potansiyeli en yüksek olan akciğer tümörüdür.

Anahtar Kavram

Uygunsuz ADH Salınımı Sendromu (UADHSS) ve Küçük Hücreli Akciğer Kanseri İlişkisi
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 216Soru

2424 yaşında kadın hasta, ailesinde çok sayıda erken yaşta kolorektal kanser ve endometrium kanseri öyküsü olması nedeniyle başvuruyor. Yapılan genetik analizde Lynch sendromu (HNPCCHNPCC) ile uyumlu MSH2MSH2 gen mutasyonu saptanıyor. Bu hasta için önerilmesi gereken kolorektal kanser tarama stratejisi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: 202520-25 yaşlarından itibaren her 121-2 yılda bir kolonoskopi yapılmalıdır.

Cevap

Lynch sendromu tanısı olan bireylerde kolorektal kanser taraması 20-25 yaşlarında başlamalı ve her 1-2 yılda bir kolonoskopi ile tekrarlanmalıdır.
Lynch sendromu, DNA uyumsuzluk onarım (mismatch repair) genlerindeki (MLH1MLH1, MSH2MSH2, MSH6MSH6, PMS2PMS2) mutasyonlar sonucu gelişen otozomal dominant bir sendromdur. Bu hastalarda kolorektal kanser gelişme riski hayat boyu %80\%80'e varabilir. Kanserler genellikle sağ kolon yerleşimlidir ve adenom-karsinom sekansı hızlanmıştır. Bu nedenle 202520-25 yaşından itibaren (veya ailedeki en genç vakadan 252-5 yıl önce) her 121-2 yılda bir kolonoskopi yapılması standart tarama protokolüdür.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın risk profilini belirle.
Hasta MSH2MSH2 mutasyonu taşıyan bir Lynch sendromu (HNPCC) vakasıdır.
Genetik mutasyon ve aile öyküsü yüksek riskli tarama protokolünü gerektirir.
2
Lynch sendromu için uygun tarama başlangıç yaşını ve yöntemini hatırla.
202520-25 yaş arası başlangıç ve kolonoskopi yöntemi seçilmelidir.
Erken yaşta başlangıç ve sağ kolon tutulumu riski nedeniyle tam kolonoskopi şarttır.
3
Tarama sıklığını belirle.
121-2 yıl aralıklarla takip planlanmalıdır.
Lynch sendromunda adenomlardan kanser gelişimi normal popülasyona göre çok daha hızlıdır (hızlanmış karsinogenez).

Anahtar Kavram

Lynch sendromunda (HNPCC) kolorektal kanser taraması, karsinoembriyonik antijen (CEACEA) gibi belirteçlerle değil, 20-25 yaşından itibaren başlayan sık aralıklı kolonoskopilerle yapılır.

Daha Fazla Pratik

Lynch sendromunda kolorektal kanser dışındaki diğer malignite (endometrium, over, üreter) tarama protokollerini gözden geçirin.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 217Soru

Kanser tedavisinde kullanılan hedefe yönelik ajanlar ve immün kontrol noktası inhibitörlerinin (I˙KNI˙İKNİ) farmakolojik özellikleri ile etki mekanizmaları değerlendirildiğinde, aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Monoklonal antikor yapısındaki I˙KNI˙İKNİ'ler ekstrasellüler reseptör-ligand etkileşimini engelleyerek etki gösterirken; TKITKI'lar hücre içine girerek reseptörlerin intrasellüler ATPATP bağlama bölgelerine bağlanır.

Cevap

Monoklonal antikor yapısındaki immün kontrol noktası inhibitörlerinin ekstrasellüler düzeyde, tirozin kinaz inhibitörlerinin ise intrasellüler düzeyde etki gösterdiğini belirten seçenek doğrudur.
Doğru ifade, monoklonal antikorların (mAbmAb) büyük yapıları nedeniyle hücre dışı reseptör etkileşimlerini bozduğunu, buna karşın küçük molekül olan tirozin kinaz inhibitörlerinin (TKITKI) hücre içine girerek doğrudan sinyal iletim yollarının enzimatik bölgelerini (genellikle ATPATP bağlama cebi) bloke ettiğini açıklar.

Adım Adım Çözüm

1
Ajanların yapısal özelliklerini belirle.
Monoklonal antikorlar (mAbmAb) büyük proteinlerdir; Tirozin kinaz inhibitörleri (TKITKI) ise düşük molekül ağırlıklı küçük moleküllerdir.
Yapısal fark, ilacın hücre içine girip giremeyeceğini ve uygulama yolunu belirler.
2
Etki bölgelerini analiz et.
mAbmAb'lar (örn. pembrolizumab, nivolumab, ipilimumab) hücre yüzeyindeki reseptörleri veya ligandları (ekstrasellüler) hedefler. TKITKI'lar (örn. sunitinib, afatinib) hücre içine girerek katalitik bölgelere (intrasellüler) bağlanır.
Hedef bölge farkı, ilacın farmakodinamik mekanizmasının temelidir.
3
Metabolizma ve yan etki profillerini karşılaştır.
TKITKI'lar hepatik CYP450CYP450 ile metabolize olurken, mAbmAb'lar proteolizle yıkılır. irAEirAE profili immünoterapiye (mAbmAb) özgüdür ve yönetiminde steroid kullanılır.
Klinik yönetim ve ilaç etkileşimleri bu farmakokinetik farklara dayanır.

Anahtar Kavram

Hedefe yönelik tedavilerde mAbmAb ve TKITKI farkları ile immün kontrol noktalarının (priming vs. efektör) etki lokalizasyonları.
Soru 218Soru

6565 yaşında küçük hücreli dışı akciğer kanseri tanısıyla izlenen erkek hasta; son bir haftadır şiddeti artan, istirahatle geçmeyen sırt ağrısı ve son iki gündür her iki bacağında fark ettiği güçsüzlük şikayetiyle başvuruyor. Fizik muayenesinde alt ekstremitelerde 3/53/5 kas gücü, patella ve achilles reflekslerinde artış (hiperrefleksi) ve göbek deliği (T10T10) hizasından itibaren aşağıya doğru duyulanma kaybı saptanıyor. Bu hastada yönetimin bir sonraki aşamasında yapılması gereken en uygun tetkik ve acil başlanması gereken tedavi aşağıdakilerin hangisinde birlikte verilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Tüm spinal manyetik rezonans görüntüleme (MRG) – Yüksek doz deksametazon

Cevap

Tüm spinal manyetik rezonans görüntüleme (MRG) ve yüksek doz deksametazon tedavisi birlikte uygulanmalıdır.
Kanser hastasında yeni gelişen sırt ağrısı ve nörolojik defisit (paraparezi, hiperrefleksi, duyu seviyesi) aksi ispatlanana kadar spinal kord basısı olarak kabul edilir. Bu durumda altın standart tetkik bası seviyesini ve ek metastazları gösteren tüm spinal MRG'dir. Tedavide ise korddaki ödemi azaltıp kalıcı hasarı önlemek için vakit kaybetmeden yüksek doz deksametazon başlanması hayati önem taşır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguların değerlendirilmesi
Sırt ağrısı, progresif motor kayıp, hiperrefleksi ve duyu seviyesi varlığı maligniteli hastada 'Spinal Kord Basısı' (SCC) tanısını düşündürür.
Onkolojik aciller arasında nörolojik sekel riski en yüksek olan durumlardan biridir.
2
Tanısal görüntüleme seçimi
Tüm spinal kolonun MRG ile taranması istenir.
MRG, tekli veya çoklu bası bölgelerini saptamada %95'in üzerinde duyarlılığa sahip altın standart yöntemdir.
3
Acil medikal tedaviye başlanması
Yüksek doz intravenöz deksametazon (genellikle 10-16 mg bolus, ardından idame) başlanır.
Tümör çevresindeki vazojenik ödemi azaltarak nörolojik hasarın ilerlemesini durdurmak amaçlanır.

Anahtar Kavram

Spinal kord basısında erken tanı için MRG, erken nörolojik koruma için steroid kullanımı kritiktir.

İpuçları

1
Hastadaki 'duyu seviyesi' ve 'hiperrefleksi' bulguları problemin santral sinir sisteminde (omurilikte) olduğuna işaret eder.
2
Maligniteli hastalarda sırt ağrısı ve bacak güçsüzlüğü kombinasyonu görüldüğünde en korkulan onkolojik acili düşünün.

Daha Fazla Pratik

Spinal kord basısı olan hastalarda definitif tedavi seçenekleri (Radyoterapi vs Cerrahi) arasındaki tercih kriterlerini (Patel skorlaması vb.) gözden geçirebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 219Soru

5858 yaşında erkek hasta, sağ boyun bölgesinde son 11 aydır giderek büyüyen, ağrısız bir kitle nedeniyle başvuruyor. Yapılan fizik muayenede sağ üst servikal bölgede (Düzey II) 33 cm çapında, sert ve fikse lenfadenopati saptanıyor. Ayrıntılı kulak-burun-boğaz muayenesinde ve yapılan endoskopik değerlendirmelerde primer odak saptanmıyor. Lenf nodundan yapılan ince iğne aspirasyon biyopsisi (İİAB) "yassı hücreli karsinom (SCC) metastazı" olarak raporlanıyor. Bu hastada primer odağı saptamak amacıyla bir sonraki aşamada yapılması gereken en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Anestezi altında panendoskopi ve direkt biyopsiler (bilateral tonsillektomi dahil)

Cevap

Anestezi altında panendoskopi ve direkt biyopsiler (bilateral tonsillektomi dahil) yapılması en uygun yaklaşımdır.
Üst ve orta boyun lenf nodlarında izole yassı hücreli karsinom metastazı, bilinmeyen primerli tümörlerin 'iyi prognozlu' (favorable) alt gruplarından biridir. Bu hastalarda primer odak genellikle baş-boyun bölgesindeki lenfoid dokularda (tonsiller gibi) gizlidir. Standart yaklaşım; ayrıntılı KBB muayenesi ve görüntüleme (BT/MRG/PET-BT) sonrası odak bulunamazsa, anestezi altında panendoskopi (laringoskopi, özofagoskopi, bronkoskopi) yapılması ve özellikle tonsillektomi ile dil kökü biyopsisini içeren direkt biyopsilerin alınmasıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Metastaz lokalizasyonu ve histopatolojinin değerlendirilmesi
Üst servikal bölgede (Düzey II) yassı hücreli karsinom (SCC) metastazı saptandı.
Bu kombinasyon, primer odağın %9090 olasılıkla baş-boyun bölgesinde (nazofarenks, orofarenks, larenks, hipofarenks) olduğunu gösterir.
2
Primer odağın bulunması için algoritmik yaklaşım
Fizik muayene ve ofis endoskopisi negatif ise, anestezi altında detaylı muayene gereklidir.
Gizli primer odakların en sık yerleştiği bölgeler olan palatin tonsiller ve dil kökü (lingual tonsil), sadece anestezi altında yapılan direkt biyopsiler ve tonsillektomi ile saptanabilir.

Anahtar Kavram

Servikal lenf nodunda yassı hücreli karsinom saptanan bilinmeyen primerli tümörler (BPT), 'iyi prognozlu' bir alt gruptur ve lokalize baş-boyun kanseri gibi agresif lokal tedavi (cerrahi/radyoterapi) ile kür şansına sahiptir.
Soru 220Soru

5555 yaşında, 4040 paket-yıl sigara öyküsü olan erkek hasta, boyun sol tarafında ağrısız, sert kitle şikayetiyle başvuruyor. Fizik muayenede sol servikal zincirde (Level II) 3×23 \times 2 cm boyutunda fikse lenfadenopati saptanıyor. Yapılan ince iğne aspirasyon biyopsisinde sküamöz hücreli karsinom metastazı izleniyor. Kapsamlı kulak-burun-boğaz muayenesi, üst gastrointestinal sistem endoskopisi ve bronkoskopide primer odak saptanamıyor. Çekilen PET/BT'de servikal lenf nodu dışında patolojik tutulum izlenmiyor. Bu aşamada okült primer odağı saptamak amacıyla yapılması gereken en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bilateral tonsillektomi ve dil kökü biyopsisi

Cevap

Okült primer odağı saptamak için bilateral tonsillektomi ve dil kökü biyopsisi uygulanmalıdır.
Bilinmeyen primerli tümörlerin (BPT) servikal lenf nodu metastazı ile prezente olduğu durumlarda, histoloji sküamöz hücreli karsinom ise primer odak %9090 oranında baş-boyun bölgesindedir. Fizik muayene, endoskopik değerlendirme (panendoskopi) ve PET/BT gibi ileri görüntüleme yöntemleri primer odağı gösteremese bile, bu hastaların %2525-4040'ında palatin tonsiller veya dil kökünde (Waldeyer halkası) mikroskobik odak mevcuttur. Bu nedenle, bilateral tonsillektomi ve dil kökü biyopsisi standart ve en verimli tanısal adımdır.

Adım Adım Çözüm

1
Metastaz lokalizasyonu ve histolojisinin analizi
Level II servikal yerleşim ve sküamöz hücreli karsinom (SHK) histolojisi belirlendi.
Servikal lenf nodu metastazlarında histoloji, olası primer odak hakkında en önemli ipucudur.
2
Bilinmeyen primerli tümör (BPT) alt gruplarının değerlendirilmesi
Hastanın 'favorable' (iyi prognozlu) bir grup olan 'servikal SHK metastazı' grubunda olduğu saptandı.
Bu grup küratif tedavi potansiyeli taşıdığı için agresif tanısal yaklaşım gerektirir.
3
Waldeyer halkası ve okült odak ilişkisinin kurulması
Görüntüleme ve endoskopi negatif olsa bile odağın palatin tonsillerde veya dil kökünde gizli (okült) olabileceği öngörüldü.
Okült baş-boyun odaklarının %25-40'ı tonsillektomi materyallerinde saptanır.

Anahtar Kavram

Bilinmeyen primerli servikal sküamöz hücreli karsinomlarda tanısal tonsillektominin yeri

Daha Fazla Pratik

İzole aksiller adenokarsinom metastazı olan bir kadında (CUP favorable subset) bir sonraki adımın meme MRG olduğunu hatırlayınız.
Tahmini Süre:2m 0s
ÖncekiSayfa 11 / 18Sonraki
Onkoloji — TUS - Tıpta Uzmanlık Sınavı — Sayfa 11 | Examkin