Ürogenital ve Endokrin Sistem Patolojisi

387 soru

Soru 241Soru

4848 yaşında erkek hasta, son iki yılda ellerinde ve ayaklarında büyüme, kaba yüz hatları ve seste kalınlaşma şikayetleriyle başvuruyor. Fizik muayenesinde belirgin prognatizm saptanıyor. Laboratuvar incelemesinde serum büyüme hormonu (GHGH) ve IGF1IGF-1 düzeyleri yüksek bulunuyor. Hipofiz manyetik rezonans görüntülemede (MRGMRG) 1,51,5 cm çapında intrasellar bir kitle izleniyor.

Bu hastada saptanan kitlenin histopatolojik incelemesinde, tanının hiperplaziden ziyade bir hipofiz adenomu olduğunu destekleyen en karakteristik bulgu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hücresel monomorfizm ve retikülin çatısının kaybı

Cevap

Hücresel monomorfizm ve retikülin çatısının kaybı
Hipofiz adenomları, normal hipofiz parankiminden farklı olarak, retikülin boyası ile gösterilebilen asiner (yuvalı) yapının kaybıyla karakterizedir. Normal hipofizde her bir hücre grubu retikülin lifleri ile çevriliyken, adenomda bu çatı yıkılır ve hücreler birbirine benzeyen (monomorfik) bir tabaka oluşturur. Bu bulgu, cerrahi patolojide adenom tanısını koydurmak için kullanılan en kritik parametredir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tabloyu değerlendir
Akromegali (ellerde büyüme, prognatizm, yüksek GHGH ve IGF1IGF-1)
Hastadaki semptomlar bir büyüme hormonu (GHGH) salgılayan hipofiz adenomuna işaret etmektedir.
2
Ayırıcı tanı kriterlerini hatırla
Adenom vs Hiperplazi
Hipofizde kitle saptandığında, bunun gerçek bir neoplazi (adenom) mi yoksa fizyolojik/patolojik bir hiperplazi mi olduğunu ayırt etmek gerekir.
3
Altın standart histopatolojik bulguyu belirle
Retikülin ağı kaybı
Normal hipofiz dokusunda hücreler retikülin liflerinden oluşan yuvalar (nestler) içindedir. Adenom geliştiğinde bu retikülin çatısı parçalanır ve hücreler monomorfik bir patern sergiler.

Anahtar Kavram

Hipofiz adenomlarının tanısında retikülin lif yapısının kaybı ve hücresel monomorfizm en güvenilir morfolojik kriterlerdir.

Daha Fazla Pratik

Büyüme hormonu salgılayan adenomların kronik etkileri sonucu oluşan kemik ve yumuşak doku değişikliklerini (prognatizm, makroglossi) gözden geçirin.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 242Soru

42 yaşında kadın hasta; gövdesel obezite, hipertansiyon ve hiperpigmentasyonun eşlik etmediği proksimal kas güçsüzlüğü şikayetleriyle başvuruyor. Laboratuvar tetkiklerinde sodyum (Na+Na^+) 146146 mEq/L, potasyum (K+K^+) 2.92.9 mEq/L, plazma kortizol düzeyi 3838 μ\mu g/dL (yüksek) ve plazma ACTH düzeyi 22 pg/mL (düşük) olarak saptanıyor. Bu klinik ve laboratuvar tablosuna göre en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Adrenal kortikal adenom

Cevap

Adrenal kortikal adenom
Hastada görülen yüksek kortizol ve baskılanmış ACTH düzeyi, primer bir adrenal patolojiyi (adenom veya karsinom) işaret eder. Klinik tablodaki gövdesel obezite ve hipertansiyon bu tanıyı destekler. Hiperpigmentasyonun olmaması da ACTH yüksekliği ile seyreden durumların dışlanmasına yardımcı olur.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguların değerlendirilmesi
Gövdesel obezite ve proksimal kas güçsüzlüğü Cushing sendromunu düşündürür.
Bu bulgular hiperkortizolizmin klasik belirtileridir.
2
Hormon düzeylerinin analizi
Yüksek kortizol ve baskılanmış (düşük) ACTH saptanmıştır.
ACTH düşüklüğü, kortizol kaynağının ACTH'tan bağımsız olduğunu (primer adrenal kaynaklı) gösterir.
3
Ayırıcı tanı yapılması
Hiperpigmentasyonun olmaması ve düşük ACTH, hipofiz adenomunu veya ektopik ACTH üretimini dışlar.
Primer adrenal tümörlerde negatif geri bildirim nedeniyle ACTH baskılanır.

Anahtar Kavram

ACTH-bağımsız Cushing Sendromu

İpuçları

1
Hastadaki düşük ACTH düzeyi, kortizol üretiminin hipofiz dışı bir kaynaktan geldiğini gösterir.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 243Soru

6262 yaşında sünnetsiz erkek hasta, glans peniste yerleşik, ağrısız, parlak kırmızı renkli ve kadifemsi görünümlü bir plak nedeniyle üroloji polikliniğine başvuruyor. Yapılan histopatolojik incelemede epitelde polarite kaybı, belirgin nükleer atipi ve sık atipik mitozlar izlenmesine rağmen bazal membranın intakt olduğu saptanıyor. Bu klinik ve morfolojik bulgular ışığında en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Queyrat eritroplazisi

Cevap

Queyrat eritroplazisi
Doğru cevap olan Queyrat eritroplazisi, klinik olarak glans penis veya prepisyumda parlak kırmızı, kadifemsi bir plak şeklinde prezente olan karsinoma in situ (CIS) tablosunu tanımlar. Histolojik olarak skuamöz hücreli karsinoma in situ bulguları (tam kat displazi) izlenir ancak bazal membran invazyonu yoktur.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik prezentasyonun analizi
Glans peniste kırmızı, kadifemsi plak saptanması.
Yaşlı hastalarda glans penis yerleşimli lezyonlar öncelikle malignite/premalignite açısından değerlendirilmelidir.
2
Histopatolojik bulguların yorumlanması
Karsinoma in situ (CIS) tanısına ulaşılması.
Tam kat atipi ve polarite kaybına rağmen bazal membranın intakt olması invazyonun olmadığını (in situ) gösterir.
3
Lokalizasyona göre terminolojinin belirlenmesi
Queyrat eritroplazisi tanısının konulması.
Peniste karsinoma in situ, glans penis veya prepisyumda yerleştiğinde bu özel isimle anılır.

Anahtar Kavram

Penil karsinoma in situ varyantları ve anatomik lokalizasyonları.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 244Soru

6565 yaşında erkek hastada makroskobik hematüri şikayeti üzerine yapılan mesane rezeksiyonunda yüksek dereceli ürotelyal karsinom saptanmıştır. Mikroskobik incelemede, tümörün bazı alanlarda stroma içinde berrak laküner boşluklar oluşturduğu ve bu boşluklar içerisinde atipik, pleomorfik hücre kümelerinin yerleştiği görülmüştür. Bu görünümün başlangıçta lenfovasküler invazyon olarak yorumlanabileceği ancak histokimyasal çalışmalarda bu boşlukların gerçek bir endotel döşemesi içermediği belirlenmiştir. Bu morfolojik bulgular aşağıdaki ürotelyal karsinom varyantlarından hangisi için karakteristiktir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Mikropapiller varyant

Cevap

Mikropapiller varyant
Mikropapiller varyant, ürotelyal karsinomun oldukça agresif bir formu olup, mikroskobik olarak stromada oluşan berrak boşluklar (lakünler) içerisinde yerleşmiş küçük ve atipik epitelyal hücre kümeleriyle karakterizedir. Bu görünüm sıklıkla gerçek lenfovasküler invazyon ile karıştırılabilir (psödolenfovasküler invazyon), ancak boşlukların çevresinde endotel tabakası bulunmaz.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ve histopatolojik verilerin değerlendirilmesi
Hematüri şikayeti olan hastada yüksek dereceli ürotelyal karsinom ve stromada laküner boşluklar saptandı.
Tümörün morfolojik alt tipini belirlemek için özgün büyüme paternleri analiz edilmelidir.
2
Ayırıcı tanı sürecinin yürütülmesi
Görünümün lenfovasküler invazyona benzediği ancak endotel döşemesi olmadığı (psödolenfovasküler invazyon) görüldü.
Mikropapiller varyantın en tipik özelliği, lenfatik kanalları taklit eden stromal boşluklar içinde hücre kümeleri oluşturmasıdır.
3
Tanının kesinleştirilmesi
Mikropapiller varyant tanısı konuldu.
Laküner boşluklar ve içindeki atipik mikropapiller kümeler bu varyant için patognomoniktir.

Anahtar Kavram

Mikropapiller ürotelyal karsinom varyantı ve laküner büyüme paterni.

Alternatif Yöntem

Tanıda immünohistokimyasal olarak MUC1 boyanmasının 'reverse polarity' (dışa dönük boyanma) göstermesi mikropapiller varyantı destekleyebilir.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 245Soru

5252 yaşında kadın hastanın rutin kontrolü sırasında yapılan abdominal ultrasonografisinde, sol böbrek üst polde yerleşimli, 5 cm5\text{ cm} çaplı, iyi sınırlı solid bir kitle saptanıyor. Radikal nefrektomi materyalinin makroskobik incelemesinde kitlenin kesit yüzünün homojen, açık kahverengi (tan-brown) renkli olduğu görülüyor. Mikroskobik incelemede; belirgin hücre sınırlarına (bitki hücresi benzeri görünüm) sahip, eozinofilik sitoplazmalı hücrelerin oluşturduğu tabakalar ve bu hücrelerin nükleusları çevresinde belirgin halo izleniyor. Bu tümör için en olası tanısal özellik aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hale kolloidal demir boyası ile kuvvetli sitoplazmik pozitiflik göstermesi

Cevap

Kromofob renal hücreli karsinom tanısını destekleyen en karakteristik histokimyasal özellik Hale kolloidal demir boyası pozitifliğidir.
Vakadaki açık kahverengi renkli, iyi sınırlı kitle morfolojisi ve mikroskopideki 'bitki hücresi' benzeri belirgin hücre sınırları ile perinükleer halolar, kromofob renal hücreli karsinom (RHK) için karakteristiktir. Bu tümörün histokimyasal olarak Hale kolloidal demir boyası ile diffüz ve kuvvetli pozitiflik göstermesi en önemli tanısal özelliklerinden biridir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ve morfolojik bulguların değerlendirilmesi
Tan-brown renkli, iyi sınırlı kitle; belirgin hücre sınırları ve perinükleer halo varlığı saptandı.
Bu morfolojik özellikler (özellikle bitki hücresi görünümü ve halo) kromofob renal hücreli karsinom (RHK) için tipiktir.
2
Ayırıcı tanı ve spesifik belirteçlerin eşleştirilmesi
Kromofob RHK tanısı için en spesifik boyanma özelliği Hale kolloidal demir boyasıdır.
Onkositom ve diğer RHK tiplerinden ayrımda Hale kolloidal demir boyasının gösterdiği diffüz sitoplazmik granüler pozitiflik tanısal değer taşır.

Anahtar Kavram

Kromofob renal hücreli karsinomun morfolojik (perinükleer halo, belirgin hücre sınırı) ve histokimyasal (Hale kolloidal demir) özellikleri.

Daha Fazla Pratik

Böbreğin diğer eozinofilik sitoplazmalı tümörü olan onkositom ile kromofob RHK arasındaki ayırıcı tanıyı (santral skar, Hale boyası farkı) gözden geçirin.

Alternatif Yöntem

Kromofob RHK'yı onkositomdan ayırmak için genetik inceleme de kullanılabilir; kromofob tipte yaygın monozomiler (hipoploidi) izlenirken onkositomda genellikle diploid yapı veya spesifik translokasyonlar izlenir.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 246Soru

3434 yaşında erkek hasta, sağ testiste ağrısız, yavaş büyüyen bir kitle nedeniyle başvuruyor. Yapılan tetkiklerde serum α\alpha-fetoprotein (AFPAFP) düzeyi normal sınırlarda saptanırken, serum βhCG\beta-hCG düzeyi hafif yüksek (25 mIU/mL25 \text{ mIU/mL}) bulunuyor. Radikal orşiektomi materyalinin histopatolojik incelemesinde; berrak sitoplazmalı, iri nükleollü hücrelerden oluşan adaların lenfositik infiltrasyon içeren fibröz septalarla ayrıldığı izleniyor. Bu tümör ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Radyoterapiye oldukça duyarlıdır.

Cevap

Seminomlar radyoterapiye oldukça duyarlı olan ve genellikle iyi prognozlu seyreden testis germ hücreli tümörleridir.
Hastadaki klinik tablo (yaş, ağrısız kitle) ve tipik histopatolojik bulgular (berrak hücreler, lenfositik stroma) seminom tanısını kesinleştirir. Seminomlar, diğer germ hücreli tümörlerin aksine radyoterapiye son derece duyarlı tümörlerdir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ve laboratuvar verilerini sentezle.
3434 yaşında erişkin erkekte ağrısız kitle, normal AFPAFP ve hafif yüksek βhCG\beta-hCG.
Seminomlar 304030-40 yaşlarında sıktır ve AFPAFP yükseltmezler. Hafif βhCG\beta-hCG yüksekliği seminomların bir kısmında görülen sinsityotrofoblastik hücrelere bağlı olabilir.
2
Histopatolojik bulguları yorumla.
Berrak sitoplazmalı hücre adaları, fibröz septalar ve lenfositik stroma.
Bu bulgular seminomun klasik mikroskobik görünümüdür.
3
Tümörün biyolojik davranışını ve tedavi yanıtını belirle.
Seminomlar radyoterapiye oldukça duyarlıdır.
Seminomları non-seminomlardan ayıran en önemli klinik özelliklerden biri yüksek radyosensitivitedir.

Anahtar Kavram

Seminomlar, lenfositik stroma içeren histolojik yapıları, AFPAFP negatiflikleri ve yüksek radyosensitiviteleri ile karakterizedir.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 247Soru

Cushing sendromu klinik bulguları ile takip edilen bir hastada yapılan radyolojik incelemeler sonucunda 7 mm7 \text{ mm} çapında ACTH salgılayan hipofiz adenomu tespit edilmiştir. Cerrahi operasyonla eksize edilen adenomun komşuluğundaki non-neoplastik anterior hipofiz dokusunda yer alan kortikotrop hücrelerin sitoplazmasında homojen, soluk eozinofilik ve camımsı bir materyal birikimi saptanmıştır. Bu birikimin immünohistokimyasal incelemesinde sitokeratin ara filamanlarından oluştuğu gösterilmiştir. Bu morfolojik değişiklik aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Crooke hyalin değişimi

Cevap

Crooke hyalin değişimi
Doğru yanıt olan Crooke hyalin değişimi, Cushing sendromlu hastaların (ister hipofizer adenom, ister adrenal adenom, ister ekzojen steroid kullanımı olsun) normal kortikotrop hücrelerinde izlenen karakteristik bir bulgudur. Yüksek glukokortikoid seviyeleri, bu hücrelerin sitoplazmasında ara filamanların (sitokeratin) birikmesine ve normal ACTH granüllerinin hücre çevresine itilmesine yol açar. Bu durum mikroskobik olarak camımsı, homojen ve soluk eozinofilik bir görünüm oluşturur.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tabloyu ve patolojik odağı belirleyin.
Hasta Cushing sendromuna sahiptir ve ACTH salgılayan bir adenomu bulunmaktadır. Sorulan değişiklik adenomun kendisinde değil, çevresindeki non-neoplastik kortikotrop hücrelerindedir.
Hormon salgılayan tümörlerde feedback mekanizması genellikle çevredeki normal hücreleri etkiler.
2
Hücresel düzeydeki morfolojik değişikliği analiz edin.
Soluk eozinofilik, homojen (hyalin) materyal birikimi ve bunun sitokeratin filamentlerinden oluştuğu bilgisi verilmiştir.
Yüksek kortizol seviyeleri, normal kortikotrop hücrelerde intermediate (ara) filamentlerin birikmesine neden olur.
3
Spesifik patolojik terminolojiyi eşleştirin.
Bu morfolojik tablo tıp literatüründe Crooke hyalin değişimi olarak adlandırılır.
Bu bulgu hipofiz patolojisinde Cushing sendromu (ekzojen veya endojen) için patognomonik bir hücresel yanıttır.

Anahtar Kavram

Cushing sendromunda non-neoplastik kortikotrop hücrelerde izlenen Crooke hyalin değişimi.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 248Soru

4848 yaşında erkek hasta, medikal tedaviye dirençli Cushing hastalığı kliniği ile başvuruyor. Hipofiz MR incelemesinde 2222 mm çapında, suprasellar uzanım gösteren invaziv karakterde bir makroadenom saptanıyor. Cerrahi rezeksiyon sonrası yapılan histopatolojik incelemede; tümör hücrelerinin büyük kısmında (%50\%50'den fazla) nükleusu kenara iten, perinükleer yerleşimli, camımsı (glassy), eozinofilik hyalin materyal birikimi izleniyor. Bu materyal sitokeratin (CAM5.2) ile güçlü pozitif boyanırken, PAS (Periodic Acid-Schiff) negatiftir. PAS pozitif ACTH granülleri ise hücre membranının hemen altına, dar bir rim şeklinde itilmiştir. Bu tümörün morfolojik özellikleri ve biyolojik davranışı dikkate alındığında, en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Crooke hücreli adenom

Cevap

En olası tanı, invaziv karakteri ve spesifik perinükleer sitokeratin birikimi (Crooke hyalini) nedeniyle Crooke hücreli adenomdur.
Crooke hücreli adenom, kortikotrof adenomların nadir ve agresif bir formudur. Histopatolojik olarak, tümör hücrelerinin büyük kısmında sitokeratin ara filamentlerinin birikimi sonucu oluşan, perinükleer yerleşimli eozinofilik hyalin (Crooke hyalini) izlenir. Bu materyal PAS ile boyanmazken, hücrenin çevresine itilen fonksiyonel ACTH granülleri PAS pozitiftir. Klinik olarak invaziv büyüme ve cerrahi sonrası yüksek nüks oranı ile karakterizedir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tabloyu analiz et
Dirençli Cushing hastalığı ve invaziv makroadenom varlığı, agresif bir kortikotrof neoplaziyi düşündürür.
Crooke hücreli adenomlar, standart kortikotrof adenomların aksine genellikle daha büyük ve invazivdir.
2
Morfolojik bulguları değerlendir
Sitoplazmada perinükleer yerleşimli, sitokeratin pozitif, PAS negatif hyalin materyal (Crooke hyalini) saptandı.
Crooke hyalini, kortikotrof hücrelerdeki ara filamentlerin (sitokeratin) aşırı birikimidir.
3
PAS boyama paternini yorumla
Hücrenin merkezindeki hyalin PAS negatif iken, periferdeki granüller PAS pozitiftir.
ACTH granülleri PAS pozitiftir; hyalin birikimi bu granülleri hücre zarına doğru iterek karakteristik rim görünümünü oluşturur.
4
Ayırıcı tanı yap
Bu değişikliğin adenom hücrelerinin çoğunluğunda saptanması, onu normal hücrelerdeki reaktif değişimden ayırarak 'Crooke hücreli adenom' tanısına götürür.
Tanı için tümör hücrelerinin en az %50\%50'sinde bu morfolojinin bulunması gerekir.

Anahtar Kavram

Crooke hücreli adenom, yüksek nüks riski ve agresif seyirle ilişkili, sitoplazmik perinükleer hyalin birikimi gösteren nadir bir kortikotrof adenom varyantıdır.

Alternatif Yöntem

Tümörün agresif karakteri ve ACTH granüllerinin çevresel dizilimi (rimming), PAS boyasının negatif merkez-pozitif çevre paternini tanımasıyla hızlıca teşhis edilebilir.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 249Soru

1515 yaşında kız çocuk hasta, ağrısız makroskopik hematüri şikayetiyle başvuruyor. Fizik muayenede belirgin patolojik bulgu saptanmıyor. Abdominal görüntülemede sol böbrek alt polde kortikal yerleşimli, 3,53,5 cm çapında, heterojen yapıda kitle izleniyor. Parsiyel nefrektomi materyalinin histopatolojik incelemesinde; fibrovasküler korlara sahip papiller yapılar oluşturan, hacimli berrak sitoplazmalı hücreler ve çok sayıda psammoma cisimciği görülüyor.

Bu tümörün patogenezinde aşağıdaki genetik değişikliklerden hangisinin rol oynama olasılığı en yüksektir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: TFE3 gen füzyonu

Cevap

TFE3 gen füzyonu
Soruda tarif edilen vaka, Xp11.2 translokasyon karsinomu (veya MiT ailesi translokasyon renal hücreli karsinomu) ile uyumludur. Bu tümörler özellikle çocuklarda ve genç erişkinlerde görülen renal hücreli karsinomların (RCC) önemli bir kısmını oluşturur. Histolojik olarak en karakteristik özelliği, papiller mimari gösteren yapıların berrak sitoplazmalı (clear cell) hücreler tarafından döşenmesi ve sıklıkla psammoma cisimciklerinin eşlik etmesidir. Bu 'papiller mimariye sahip berrak hücreli tümör' görünümü, klasik sınıflandırmada yer alan Berrak Hücreli RCC (genellikle solid/asiner) ve Papiller RCC (genellikle bazofilik/eozinofilik, berrak değil) ayrımına uymaz. Bu tümörlerin gelişiminden sorumlu temel genetik mekanizma TFE3 genini içeren kromozomal translokasyonlardır (sıklıkla ASPL-TFE3 veya PRCC-TFE3).

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın yaşını ve klinik tablosunu değerlendir.
15 yaşında (pediatrik/genç erişkin) hasta, böbrek kitlesi.
Böbrek tümörleri genellikle ileri yaşta (50-70 yaş) görülür. Genç yaşta görülen epitelyal tümörler spesifik alt tipleri (örn. Translokasyon karsinomu) düşündürmelidir.
2
Histopatolojik bulguları analiz et.
Papiller yapılar + Berrak sitoplazmalı hücreler + Psammoma cisimcikleri.
Klasik Berrak Hücreli Karsinom (VHL) genellikle asiner/solid yapıdadır, papiller yapı beklenmez. Klasik Papiller Karsinom (MET) ise genellikle berrak sitoplazmalı değildir. Bu 'melez' morfoloji (Papiller + Berrak) Translokasyon Karsinomu için karakteristiktir.
3
Tanımlanan morfoloji ve yaş grubu ile uyumlu genetik değişikliği eşleştir.
Xp11.2 translokasyonu (TFE3 gen füzyonu).
MiT ailesi translokasyon karsinomları (özellikle Xp11.2), çocukluk çağı RCC'lerinin yaklaşık %40'ını oluşturur ve TFE3 gen füzyonları ile karakterizedir.

Anahtar Kavram

Xp11.2 Translokasyon Karsinomu (MiT Ailesi RCC)

İpuçları

1
Hastanın yaşına (15 yaş) ve mikroskobik bulguların 'melez' yapısına (Papiller + Berrak hücre) dikkat ediniz.
2
Klasik Berrak Hücreli Karsinom genellikle solid yapıdadır; Papiller Karsinom ise genellikle berrak değildir. Bu ikisinin özelliklerini bir arada taşıyan tümör bir translokasyon ile ilişkilidir.
3
Bu tümör grubu 'MiT ailesi' olarak da bilinir ve immünohistokimyasal olarak TFE3 pozitifliği gösterir.

Daha Fazla Pratik

Renal Hücreli Karsinomların DSÖ (WHO) sınıflandırmasında yer alan diğer moleküler alt tiplerini (örn. SMARCB1 kaybı ile giden Medüller Karsinom) inceleyiniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 250Soru

2424 yaşında erkek hasta, sağ testiste ağrısız kitle şikayetiyle başvuruyor. Laboratuvar incelemesinde serum αfetoprotein\alpha-fetoprotein (AFPAFP) ve βhCG\beta-hCG düzeyleri belirgin derecede yüksek saptanıyor. Bu tümörde izlenmesi en olası histopatolojik bulgu çifti aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Schiller-Duval cisimcikleri ve sinsityotrofoblastik dev hücreler

Cevap

Yüksek AFPAFP ve βhCG\beta-hCG düzeyleri olan bir hastada, bu belirteçlerle uyumlu olan Schiller-Duval cisimcikleri (yolk sac bileşeni) ve sinsityotrofoblastik dev hücrelerin (hCG kaynağı) birlikte görülmesi en olası durumdur.
Doğru seçenek olan bulgular, hastadaki laboratuvar verilerini tam olarak açıklar. SchillerDuvalSchiller-Duval cisimcikleri, santralinde kapiller içeren ve epitelle örtülü glomerül benzeri yapılardır ve AFPAFP üreten yolk sac tümörü için patognomoniktir. Sinsityotrofoblastik dev hücreler ise βhCG\beta-hCG sentezinden sorumludur.

Adım Adım Çözüm

1
Serum belirteçlerini analiz et
AFPAFP ve βhCG\beta-hCG yüksekliği
Bu belirteçler mikst bir germ hücreli tümörün varlığına işaret eder.
2
AFPAFP yüksekliğinin morfolojik karşılığını belirle
Yolk sac tümörü (Endodermal sinüs tümörü) ve SchillerDuvalSchiller-Duval cisimcikleri
AFPAFP üretimi germ hücreli tümörler içinde yolk sac bileşeni için karakteristiktir.
3
βhCG\beta-hCG yüksekliğinin morfolojik karşılığını belirle
Sinsityotrofoblastlar (Koryokarsinom veya mikst tümör içindeki hücreler)
βhCG\beta-hCG, plasental doku bileşeni olan sinsityotrofoblastlar tarafından sentezlenir.

Anahtar Kavram

Testis germ hücreli tümörlerinde serum belirteçleri ile histopatolojik bileşenler arasındaki korelasyon.
Soru 251Soru

5252 yaşında bir kadın hasta, üriner sistem enfeksiyonu nedeniyle reçete edilen sülfonamid grubu bir antibiyotik tedavisinin 1212. gününde; vücudunda yaygın döküntü, hafif ateş ve idrar miktarında azalma şikayetleri ile başvuruyor. Laboratuvar tetkiklerinde serum kreatinin düzeyi 3.43.4 mg/dLmg/dL (N:0.71.2N: 0.7-1.2) ve periferik kanda eozinofili saptanıyor. Tam idrar tetkikinde proteinüri (++), lökositüri ve eozinofilüri izleniyor.

Bu hastada gelişen tabloyu akut tübüler hasardan (ATH) ayıran ve tanıyı kesinleştiren en karakteristik histopatolojik bulgu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İnterstisyumda yaygın ödem ve tübül epiteli arasına sızmış lenfosit ve eozinofillerden oluşan inflamatuar infiltrasyon (tübülit)

Cevap

İnterstisyumda yaygın ödem ve tübül epiteli arasına sızmış lenfosit ve eozinofillerden oluşan inflamatuar infiltrasyon (tübülit)
İlaç ilişkili akut interstisyel nefrit (AİN), böbrek tübüllerini ve interstisyumu tutan, immünolojik kökenli bir hastalıktır. En karakteristik histopatolojik bulgusu interstisyel ödemle birlikte interstisyuma lenfosit, makrofaj ve özellikle eozinofillerin infiltrasyonudur. İnflamatuar hücrelerin tübül epitel hücreleri arasına sızması 'tübülit' olarak adlandırılır ve bu durum AİN'in tanısında anahtardır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tabloyu değerlendir
İlaç kullanımı (sülfonamid) sonrası gelişen ateş, döküntü ve eozinofili üçlemesi akut interstisyel nefriti (AİN) düşündürür.
AİN tipik olarak bir ilaca karşı gelişen hipersensitivite yanıtıdır.
2
Laboratuvar bulgularını yorumla
Eozinofilüri ve kreatinin artışı tanıyı destekler.
AİN'de tübüler hasara sekonder böbrek yetmezliği gelişir.
3
Ayırıcı tanı için morfolojik bulguyu seç
AİN'de interstisyel ödem ve eozinofilik inflamasyon görülürken, ATH'de (en önemli ayırıcı tanı) tübüler nekroz ve granüler silendirler ön plandadır.
Morfolojik ayrım tedavinin ve prognozun belirlenmesinde kritiktir.

Anahtar Kavram

İlaç ilişkili Akut İnterstisyel Nefrit (AİN) morfolojisi

Daha Fazla Pratik

İlaç ilişkili AİN'e en sık neden olan ilaç gruplarını (antibiyotikler, NSAİİ, PPI) ve NSAİİ kullanımına bağlı gelişen nefrotik düzeyde proteinüri/minimal değişiklik hastalığı kombinasyonunu gözden geçirin.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 252Soru

Otuz dört yaşında erkek hasta, son bir haftadır artan nefes darlığı ve öksürükle birlikte kanlı balgam çıkarma (hemoptizi) şikayetiyle acil servise başvuruyor. Fizik muayenesinde kan basıncı 150/95150/95 mmHg, bilateral akciğer bazallerinde rallar ve pretibial 1+1+ ödem saptanıyor. Laboratuvar tetkiklerinde serum kreatinin düzeyi 3.83.8 mg/dL, idrarda 2+2+ proteinüri ve mikroskopisinde her sahada bol dismorfik eritrosit ile eritrosit silindirleri izleniyor. Yapılan böbrek biyopsisinde ışık mikroskobunda glomerüllerin %65\%65’inde kresent (hilal) oluşumu saptanıyor. İmmünofloresan incelemede glomerül bazal membranı boyunca düzgün, kesintisiz ve lineer tarzda IgGIgG ve C3C3 birikimi izleniyor.

Bu hastada saptanan bulgulara yol açan antikorların hedef aldığı moleküler yapı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Tip IV kollajen α3\alpha-3 zincirinin non-kollajenöz (NC1) domaini

Cevap

Tip IV kollajen α3\alpha-3 zincirinin non-kollajenöz (NC1) domaini, Goodpasture sendromunda antikorların hedef aldığı spesifik moleküler yapıdır.
Hastadaki hemoptizi ve RPGN bulgularına eşlik eden lineer İF boyanması, klasik Goodpasture sendromuna işaret eder. Bu hastalıkta otoantikorlar, glomerül ve alveol bazal membranlarında bulunan Tip IV kollajen α3\alpha-3 zincirinin NC1NC1 (non-kollajenöz) domainine karşı gelişir. Bu antikorlar bazal membran boyunca homojen dağıldığı için çizgisel (lineer) bir görüntü oluşturur.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ve laboratuvar bulgularının analizi
Hastada pulmoner-renal sendrom (hemoptizi + hematüri) ve hızlı ilerleyen kresentik glomerulonefrit (RPGN) tablosu saptanmıştır.
Yüksek kreatinin düzeyi, hematüri ve dismorfik eritrositler akut böbrek hasarını; kresent varlığı ise ağır glomerüler zedelenmeyi gösterir.
2
İmmünofloresan (İF) paterninin yorumlanması
Glomerül bazal membranı (GBM) boyunca izlenen lineer IgGIgG boyanması Anti-GBM hastalığını (Tip 1 RPGN) tanımlar.
Antikorlar bazal membrandaki yapısal bir antijene karşı geliştiği için granüler değil, homojen ve kesintisiz bir boyanma oluşturur.
3
Moleküler hedefin doğrulanması
Anti-GBM antikorlarının hedefi Tip IV kollajenin α3\alpha-3 zincirindeki NC1NC1 domainidir.
Bu bölge Goodpasture antijeni olarak bilinir ve Tip II hipersensitivite reaksiyonu mekanizmasıyla doku hasarına yol açar.

Anahtar Kavram

Goodpasture Sendromu (Anti-GBM Hastalığı) Patogenezi
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 253Soru

3434 yaşında kadın hasta, boyunda yaklaşık 22 yıldır var olan, son dönemde belirgin büyüme göstermeyen ağrısız soliter nodül nedeniyle opere ediliyor. Tiroidektomi materyalinin histopatolojik incelemesinde; tümörün kalın bir fibröz kapsülle çevrili olduğu, kapsülün bir alanda tüm katmanlarıyla katedilerek çevre parankime ilerlediği, ancak örneklenen damar lümenlerinde tümör hücresi bulunmadığı saptanıyor. Mikroskobik incelemede belirgin trabeküler gelişim paterni sergileyen bu neoplazide, aşağıdaki moleküler değişikliklerden hangisinin saptanma olasılığı en yüksektir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: t(2;3)(q13;p25)t(2;3)(q13;p25) füzyon geni

Cevap

t(2;3)(q13;p25)t(2;3)(q13;p25) füzyon geni (PAX8-PPARG)
Vakada tanımlanan histopatolojik bulgular (kapsül invazyonu var, vasküler invazyon yok) minimal invaziv foliküler karsinomu işaret etmektedir. Foliküler karsinomların yaklaşık %30-35'inde saptanan t(2;3)(q13;p25)t(2;3)(q13;p25) translokasyonu, PAX8PAX8 geninin PPARGPPARG geni ile füzyonuna yol açar. Bu genetik değişiklik, RAS mutasyonu taşıyan tümörlere göre daha genç yaştaki hastalarda görülmeye meyillidir ve histolojik olarak sıklıkla solid veya trabeküler büyüme paternleri ile karakterizedir.

Adım Adım Çözüm

1
Morfolojik bulguların değerlendirilmesi
Minimal invaziv foliküler karsinom tanısı
Tümörün kalın kapsülü tam kat aşması karsinom tanısı koydurur; ancak damar invazyonunun olmaması 'minimal invaziv' alt tipini tanımlar.
2
Klinik ve histolojik ipuçlarının birleştirilmesi
PAX8-PPARG füzyon geni olasılığının yükselmesi
Genç yaş (34), trabeküler büyüme paterni ve minimal invaziv seyir, moleküler olarak t(2;3) translokasyonu ile ilişkilidir.

Anahtar Kavram

Foliküler karsinomların moleküler alt tipleri ve klinikopatolojik korelasyonu

Alternatif Yöntem

Foliküler karsinomda PAX8-PPARG füzyonunun immunhistokimyasal olarak nükleer PPAR-gamma ekspresyonu ile de gösterilebileceğini hatırlamak tanıda yardımcı olabilir.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 254Soru

4242 yaşında kadın hasta, komplike üriner sistem enfeksiyonu nedeniyle oral siprofloksasin tedavisine başlanmıştır. Tedavinin 1212. gününde hastada yaygın makülopapüler döküntüler ve hafif ateş gelişmiştir. Laboratuvar incelemesinde serum kreatinin düzeyi 3.43.4 mg/dL (bazal: 0.80.8 mg/dL) saptanmış, periferik yaymada eozinofili izlenmiştir. İdrar tetkikinde steril piyüri ve Wright-Giemsa boyamasında eozinofiller görülmüştür.

Bu hastada böbrek biyopsisi yapılması durumunda, histopatolojik olarak saptanması beklenen ve tabloyu akut tübüler hasardan (ATI) ayırt etmede en yardımcı olan bulgu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İnterstisyumda yaygın ödem ve lenfosit-eozinofil ağırlıklı inflamasyon

Cevap

İnterstisyumda yaygın ödem ve lenfosit-eozinofillerden zengin inflamatuar infiltrasyon, ilaç ilişkili akut interstisyel nefriti (AİN) akut tübüler hasardan (ATI) ayıran en tipik morfolojik özelliktir.
İlaç ilişkili akut interstisyel nefritte (AİN) karakteristik histolojik bulgu, interstisyumda belirgin ödem ve içinde lenfositler ile eozinofillerin bulunduğu inflamatuar hücre infiltrasyonudur. Bu özellik, tübül epitelinin ön planda hasar gördüğü ve interstisyel inflamasyonun çok daha az veya hiç olmadığı akut tübüler hasardan (ATI) ayrımda en değerli kriterdir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ipuçlarını değerlendir
İlaç kullanımı (Siprofloksasin), ateş, döküntü ve eozinofili varlığı.
Bu klasik triad (ateş, döküntü, eozinofili) vakaların sadece %25-33'ünde görülse de, varlığı güçlü bir şekilde Akut İnterstisyel Nefrit'i (AİN) düşündürür.
2
Laboratuvar bulgularını yorumla
Steril piyüri ve eozinofilüri ile birlikte ani kreatinin artışı.
İdrarda eozinofillerin görülmesi, tablonun tübüler bir hasardan ziyade hipersensitivite aracılı interstisyel bir süreç olduğunu destekler.
3
Ayırıcı tanı ve morfolojik korelasyon kur
AİN tanısı konulur.
AİN'de primer morfolojik değişiklik interstisyumdaki inflamasyon ve ödemdir; ATI'de ise odak tübül epitelindeki hasardır (nekroz, vakuolizasyon, silindirler).

Anahtar Kavram

İlaç ilişkili Akut İnterstisyel Nefrit (AİN), Tip I veya Tip IV hipersensitivite reaksiyonu sonucu gelişen, interstisyel ödem ve eozinofillerin eşlik ettiği inflamasyonla karakterize bir tablodur.

Daha Fazla Pratik

İlaç kesildikten sonra böbrek fonksiyonlarının düzelmesi tanıyı destekler. NSAİİ'lerin neden olduğu AİN'de, eozinofili ve döküntünün genellikle görülmediğini ve tabloya sıklıkla nefrotik düzeyde proteinüri (minimal değişiklik hastalığı) eşlik edebileceğini unutmayın.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 255Soru

4848 yaşında kadın hasta, evde düşme sonrası gelişen şiddetli kalça ağrısı ile acil servise başvuruyor. Yapılan radyolojik incelemelerde femur boyun kırığı ve belirgin osteoporoz saptanıyor. Özgeçmişinde son 22 yıldır kontrol altına alınamayan hipertansiyon ve tip 22 diyabet öyküsü mevcut. Fizik muayenesinde pletorik yüz, trunkal obezite ve karın bölgesinde geniş mor strialar izleniyor, ancak hiperpigmentasyon saptanmıyor.

Hastanın laboratuvar bulguları şu şekildedir:

TetkikSonuçReferans Aralık
Serum Kortizol (08:0008:00)45μg/dL45 \mu g/dL523μg/dL5-23 \mu g/dL
Plazma ACTH<5pg/mL<5 pg/mL1060pg/mL10-60 pg/mL
Serum Sodyum (Na+Na^+)146mEq/L146 mEq/L135145mEq/L135-145 mEq/L
Serum Potasyum (K+K^+)3.2mEq/L3.2 mEq/L3.55.0mEq/L3.5-5.0 mEq/L
Açlık Kan Şekeri160mg/dL160 mg/dL70100mg/dL70-100 mg/dL

Bu klinik tablo ve laboratuvar verileriyle en uyumlu tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Cushing sendromu (Adrenal adenom kaynaklı)

Cevap

Cushing sendromu (Adrenal adenom kaynaklı)
Hastada saptanan yüksek kortizol ve belirgin şekilde düşük (baskılanmış) ACTH seviyeleri, hiperkortizolizmin kaynağının adrenal bez olduğunu (ACTH'dan bağımsız Cushing sendromu) kanıtlar. Bu durum genellikle tek taraflı işlevsel bir adrenal adenom veya karsinom nedeniyle oluşur. Deride hiperpigmentasyonun olmaması da ACTH düşüklüğünü destekleyen bir fizik muayene bulgusudur.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguların değerlendirilmesi
Osteoporoz, diyabet, hipertansiyon ve trunkal obezite varlığı hiperkortizolizmi (Cushing) düşündürür.
Kortizol fazlalığı kemik yıkımını artırır ve insülin direncine yol açar.
2
Laboratuvar verilerinin analizi
Serum kortizolünün yüksek (45μg/dL45 \mu g/dL), ACTH'nın ise baskılanmış (<5pg/mL<5 pg/mL) olması primer bir patolojiye işaret eder.
Primer adrenal kortizol üretiminde, yüksek kortizol hipofizden ACTH salınımını negatif geri bildirim ile baskılar.
3
Elektrolit ve hiperpigmentasyon durumunun kontrolü
Hiperpigmentasyonun olmaması ACTH düzeyinin düşük olduğunu teyit eder; hipokalemi ise yüksek kortizolün mineralokortikoid reseptörlerini çapraz aktive etmesiyle açıklanır.
ACTH yüksekliği (sekonder Cushing veya ektopik) durumunda melanosit stimüle edici etki (hiperpigmentasyon) beklenirdi.

Anahtar Kavram

ACTH'dan bağımsız (primer) Cushing sendromu ayrıcı tanısı
Soru 256Soru

4545 yaşında bir kadın hasta; ani kilo alımı, hipertansiyon ve karın bölgesinde belirgin mor renkli strialar (çatlaklar) şikayetiyle polikliniğe başvuruyor. Laboratuvar incelemelerinde plazma ACTHACTH ve idrar serbest kortizol düzeyleri anlamlı derecede yüksek saptanıyor. Yapılan hipofiz MRMR görüntülemesinde 0.70.7 cm boyutunda bir adenom izleniyor. Bu hastada, adenom dokusu dışında kalan normal adenohipofizdeki kortikotrop hücrelerin sitoplazmasında, yüksek glukokortikoid seviyelerine ikincil olarak keratin ara filamentlerinin birikmesiyle karakterize morfolojik değişiklik aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Crooke hiyalin değişimi

Cevap

Cushing hastalığında normal hipofiz dokusundaki kortikotrop hücrelerde izlenen karakteristik morfolojik değişiklik Crooke hiyalin değişimidir.
Klinik vakada tanımlanan tablo Cushing hastalığıdır. Bu durumda sistemik dolaşımda artan glukokortikoidler (kortizol), adenom dışındaki normal adenohipofiz dokusundaki kortikotrop hücreleri baskılar. Bu baskılanma sonucunda hücrelerin sitoplazmasında normalde bulunan sekretuar granüller kaybolur ve yerlerine keratin ara filamentleri birikir. Bu histopatolojik görünüm Crooke hiyalin değişimi olarak adlandırılır.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın klinik bulgularını (stria, hipertansiyon, obezite) ve laboratuvar verilerini (ACTHACTH ve kortizol yüksekliği) analiz et.
Hastada hipofiz kaynaklı bir Cushing hastalığı tablosu mevcuttur.
Yüksek ACTH ve kortizol seviyeleri ile saptanan mikroadenom bu tanıyı doğrular.
2
Adenom dışındaki normal dokunun (non-neoplastik doku) bu duruma nasıl tepki vereceğini belirle.
Sistemik dolaşımdaki aşırı kortizol seviyeleri, normal hipofiz hücrelerinde negatif geri bildirime (feedback) neden olur.
Vücuttaki hormonal denge mekanizması gereği yüksek hormon seviyeleri kaynak hücreyi baskılar.
3
Kortikotrop hücrelerdeki bu baskılanmanın histopatolojik karşılığını tanımla.
Hücre sitoplazmasında normalde bulunan granüllerin yerini homojen, açık bazofilik keratin filamentleri alır.
Bu spesifik keratin birikimi literatürde Crooke hiyalin değişimi olarak tanımlanır.

Anahtar Kavram

Cushing sendromunda (hiperkortizolizm), hipofiz adenomu dışındaki normal kortikotrop hücrelerde sitoplazmik keratin filamentlerinin birikmesine 'Crooke hiyalin değişimi' denir.

Daha Fazla Pratik

MEN-1 sendromu kapsamında görülebilen hipofiz adenomu tiplerini ve eşlik eden diğer endokrin organ patolojilerini gözden geçirebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 257Soru

Tiroid bezinde nodül ve kronik ishal yakınmalarıyla incelenen 2525 yaşındaki kadın hastanın tiroid ince iğne aspirasyon biyopsisinde; iğsi ve plazmasitoid görünümlü hücreler ile stromada kongo kırmızısı boyasıyla elma yeşili röfle veren aselüler birikimler izlenmiştir. Anamnezinde ataklar halinde gelen baş ağrısı, terleme ve çarpıntı şikayetleri olduğu öğrenilen hastanın genetik analizinde *RET* proto-onkogen mutasyonu saptanmıştır.

Bu hastada ilerleyen dönemde kalsiyum metabolizması bozukluğuna yol açması en muhtemel patolojik bulgu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Paratiroid bezlerinde hücre sayısının artışına bağlı gelişen diffüz veya nodüler hiperplazi

Cevap

Paratiroid bezlerinde hücre sayısının artışına bağlı gelişen diffüz veya nodüler hiperplazi
Hastada saptanan Medüller Tiroid Karsinomu (amiloid stroma), olası Feokromositoma (baş ağrısı, çarpıntı) ve *RET* mutasyonu tablosu MEN 2A sendromunu tanımlamaktadır. MEN 2A sendromunun klasik üçlüsünün son parçası primer hiperparatiroidizmdir. Bu durum, paratiroid parankim hücrelerinin monoklonal bir adenomdan ziyade, genetik defektin etkisiyle çok odaklı çoğalması sonucu ortaya çıkan diffüz veya nodüler hiperplazi ile karakterizedir.

Adım Adım Çözüm

1
Tiroid biyopsisi bulgularını analiz et
İğsi/plazmasitoid hücreler ve kongo kırmızısı ile boyanan amiloid stroma, Medüller Tiroid Karsinomu (MTK) için tanısal özelliklerdir.
MTK, C hücrelerinden köken alır ve kalsitonin salgılar. Kalsitonin yıkım ürünleri stroma içinde amiloid olarak birikir.
2
Hastanın anamnezindeki sistemik bulguları birleştir
Ataklar halinde gelen baş ağrısı, terleme ve çarpıntı feokromositoma varlığına işaret eder.
Katekolamin deşarjı epizodik otonomik semptomlara yol açar.
3
Genetik mutasyon ve klinik bulgularla sendrom tanısı koy
MTK, Feokromositoma ve RET proto-onkogen mutasyonu birlikteliği Multiple Endokrin Neoplazi Tip 2A (MEN 2A) sendromunu tanımlar.
MEN 2B'de de MTK ve feokromositoma görülür ancak mukozal nöromlar ve marfanoid habitus eşlik eder, ayrıca kalsiyum metabolizması bozukluğu (hiperparatiroidi) beklenmez.
4
MEN 2A sendromundaki kalsiyum bozukluğunun patolojisini belirle
MEN 2A'da görülen hiperkalseminin nedeni primer hiperparatiroidizmdir ve bunun patolojik karşılığı paratiroid bezlerinde diffüz veya nodüler hiperplazidir.
Endokrin bezler kronik uyarı veya genetik yatkınlık durumunda hücre sayısını artırarak (hiperplazi) yanıt verirler.

Anahtar Kavram

MEN 2A sendromunun klinik ve patolojik bileşenleri ile hücresel adaptasyon mekanizmaları
Soru 258Soru

3434 yaşında erkek hasta, tekrarlayan böbrek taşı şikayeti ve laboratuvar incelemesinde saptanan hiperkalsemi nedeniyle değerlendiriliyor. Hastanın öyküsünden ayrıca zaman zaman açlıkta fenalık hissi, terleme ve çarpıntı atakları geçirdiği, bu esnada ölçülen kan şekerinin düşük olduğu öğreniliyor. Bu hastada, mevcut klinik tabloya eşlik etmesi en olası diğer patolojik bulgu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hipofiz ön lob adenomu

Cevap

Hipofiz ön lob adenomu
Hastada saptanan primer hiperparatiroidizm (böbrek taşı ve hiperkalsemi) ve insülinoma (açlık hipoglisemisi) bulguları, MEN1 (Wermer Sendromu) triadının iki ana bileşenidir. Bu tabloya eşlik etmesi beklenen üçüncü bileşen hipofiz ön lob adenomudur (en sık prolaktin salgılayan adenomlar görülür).

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguların analizi
Böbrek taşı ve hiperkalsemi varlığı primer hiperparatiroidizmi; açlık hipoglisemisi, terleme ve çarpıntı ise pankreatik bir nöroendokrin tümör olan insülinomayı düşündürür.
Primer hiperparatiroidizm ve pankreatik nöroendokrin tümörlerin birlikteliği sendromik bir tabloyu işaret eder.
2
Sendrom tanısının konulması
Multiple Endokrin Neoplazi Tip 1 (MEN1 - Wermer Sendromu) tanısı konulur.
MEN1 sendromu klasik olarak '3P' kuralı (Paratiroid, Pankreas, Pitüiter/Hipofiz) ile karakterizedir.
3
Eksik bileşenin belirlenmesi
Triadın eksik olan üçüncü parçası hipofiz ön lob adenomudur.
MEN1 sendromu tanısı alan bir hastada paratiroid ve pankreas tutulumuna en sık eşlik eden bulgu hipofiz adenomlarıdır (en sık prolaktinoma).

Anahtar Kavram

MEN1 (Wermer Sendromu) triadının bileşenleri: Paratiroid hiperplazisi/adenomu, Pankreatik nöroendokrin tümörler ve Hipofiz ön lob adenomları.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 259Soru

3131 yaşında erkek hasta, sağ testiste son birkaç ayda gelişen ağrısız sertlik ve büyüme şikayetiyle başvuruyor. Yapılan laboratuvar incelemesinde serum αfetoprotein\alpha-fetoprotein (AFPAFP) düzeyi belirgin olarak yüksek (1.800 ng/mL1.800\ ng/mL) saptanırken, βhCG\beta-hCG düzeyi normal sınırlarda ölçülüyor. Radikal orşiektomi materyalinin histopatolojik incelemesinde; mikrokistik (retiküler) yapılar, hyalen damlacıklar ve merkezi bir damar çevresinde papiller tarzda dizilmiş atipik hücrelerden oluşan "Schiller-Duval" cisimcikleri gözleniyor. Bu antitene dair aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Mikroskobik incelemede izlenen karakteristik hyalen damlacıklar immünohistokimyasal olarak "Inhibin" pozitifliği ile karakterizedir.

Cevap

Mikroskobik incelemede izlenen karakteristik hyalen damlacıklar immünohistokimyasal olarak 'Inhibin' pozitifliği ile karakterize değildir; bu damlacıklar alfa-1 antitripsin içerir.
Doğru seçenek olan ifade yanlıştır çünkü yolksak tümöründe izlenen eozinofilik hyalen damlacıklar immünohistokimyasal olarak alfa-1 antitripsin (ve bazen AFP) birikimini gösterir. Inhibin ise testis ve overin seks kord-stromal tümörlerini (Leydig ve Sertoli hücreli tümörler gibi) germ hücreli tümörlerden ayırmak için kullanılan bir belirteçtir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ve laboratuvar bulgularını analiz et.
Yüksek AFP ve normal hCG düzeyleri ile birlikte Schiller-Duval cisimcikleri, tümörün Yolksak (Endodermal Sinus) Tümörü olduğunu gösterir.
Schiller-Duval cisimcikleri yolksak tümörü için patognomoniktir.
2
Hastanın yaşını (31 yaş) ve tümörün biyolojik kökenini değerlendir.
Postpubertal (erişkin) dönemdeki yolksak tümörleri GCNIS'ten köken alır ve genellikle mikst germ hücreli tümörlerin bir parçasıdır.
Pediatrik yolksak tümörlerinden farklı olarak erişkin tipi germ hücreli tümörlerin çoğu GCNIS zemininde gelişir.
3
İmmünohistokimyasal belirteçleri doğrula.
AFP ve Glypican-3 (GPC3) pozitiftir. Ancak hyalen damlacıklar Inhibin değil, alfa-1 antitripsin içerir.
Inhibin, germ hücreli tümörlerde değil, seks kord-stromal tümörlerde (Leydig/Sertoli) pozitiftir.

Anahtar Kavram

Yolksak tümörü (Endodermal Sinüs Tümörü) tanısal morfolojisi ve yetişkinlerdeki patogenezi (GCNIS ilişkisi).

Daha Fazla Pratik

Seminom ve Embriyonel Karsinomun CD30 ve SOX2 ekspresyonu açısından farklarını gözden geçirin.

Alternatif Yöntem

Tümör belirteçleri üzerinden eleme yapılabilir: Yalnızca AFP yüksekliği (hCG normal) ve Schiller-Duval varlığı doğrudan yolksak tümörüne yönlendirir. İnhibin'in seks-kord belirteci olduğu hatırlanırsa seçenek doğrudan elenir.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 260Soru

5050 yaşında bir kadın hasta, şiddetli kusma ve diyare sonrası gelişen dehidratasyon tablosuyla acil servise başvurmuştur. Hastanın öyküsünden, eş zamanlı olarak bel ağrısı nedeniyle son bir haftadır günde 10001000 mgmg NaproksenNaproksen kullandığı öğrenilmiştir. Laboratuvar incelemesinde serum kreatinin düzeyi 4.24.2 mg/dLmg/dL saptanmış; tam idrar tetkikinde dansite 1.0101.010, mikroskopide ise hem eozinofilüri hem de çok sayıda "kirli kahve" granüler silendir izlenmiştir. Hem iskemik hem de nefrotoksik faktörlerin eşlik ettiği bu hastada, tablonun temel olarak bir "ilaç ilişkili akut interstisyel nefrit" (AI˙NAİN) lehine olduğunu kanıtlayan en spesifik histopatolojik bulgu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İnterstisyumda ödemle birlikte tübül epitelleri arasına sızmış lenfosit ve eozinofiller (tübülit)

Cevap

İnterstisyumda ödemle birlikte tübül epitelleri arasına sızmış lenfosit ve eozinofiller (tübülit) görülmesi ilaç ilişkili akut interstisyel nefriti destekleyen en spesifik bulgudur.
İlaç ilişkili AİN, bir ilaç (bu vakada Naproksen) alımından sonra gelişen Tip IV hipersensitivite reaksiyonudur. Bu süreçte interstisyumda ödem ve ağırlıklı olarak lenfositler ile eozinofillerden oluşan infiltrasyon izlenir. En karakteristik bulgu olan tübülit, lenfositlerin tübül epitel hücreleri arasına infiltre olmasıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik verileri analiz et
Hastada hem dehidratasyon (iskemi riski) hem de NSAİİ kullanımı (ilaç aşırı duyarlılığı riski) mevcut.
Vaka hem Akut Tübüler Hasar (ATI) hem de Akut İnterstisyel Nefrit (AİN) için risk faktörleri taşımaktadır.
2
İdrar tetkiki bulgularını ayırt et
"Kirli kahve" granüler silendirler ATI'yi; eozinofilüri ise AİN'i destekler.
Ayırıcı tanı için histopatolojik olarak hangi sürecin baskın olduğu belirlenmelidir.
3
Histopatolojik altın standartları karşılaştır
ATI'de temel bulgu epitelyal hasardır (fırçamsı kenar kaybı, tübüloreksis); AİN'de ise temel bulgu interstisyel inflamasyon ve tübülittir.
İlaç ilişkili AİN, Tip IV hipersensitivite mekanizmasıyla tübül epiteline karşı immün yanıt içerir.

Anahtar Kavram

İlaç ilişkili akut interstisyel nefrit (AİN), interstisyel ödem ve tübülit ile karakterize immunolojik bir yanıttır; iskemik/toksik akut tübüler hasardan (ATI) inflamatuar infiltratın varlığıyla ayrılır.
ÖncekiSayfa 13 / 20Sonraki
Ürogenital ve Endokrin Sistem Patolojisi — TUS - Tıpta Uzmanlık Sınavı — Sayfa 13 | Examkin