Ürogenital ve Endokrin Sistem Patolojisi

387 soru

Soru 221Soru

Ailesinde medüller tiroid karsinomu ve feokromositoma öyküsü bulunan 1212 yaşındaki bir çocukta yapılan genetik taramada RETRET proto-onkojeninde germ hattı mutasyonu saptanmıştır. Fizik muayenesi ve laboratuvar bulguları tamamen normal olan bu hastada, ileride gelişebilecek en riskli neoplaziyi önlemek amacıyla yapılması gereken cerrahi girişim aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Profilaktik tiroidektomi

Cevap

Profilaktik tiroidektomi yapılması, bu hastada medüller tiroid karsinomu gelişimini önlemek için en uygun yaklaşımdır.
Doğru seçenek olan profilaktik tiroidektomi, MEN 2 sendromu taşıyıcısı olduğu genetik olarak kanıtlanmış (RETRET mutasyonu pozitif) bireylerde standart yönetim protokolüdür. Medüller tiroid karsinomu bu hastalarda %100'e yakın bir olasılıkla geliştiği için, tümörün klinik olarak palpe edilebilir hale gelmesi veya metastaz yapması beklenmeden tiroid bezinin cerrahi olarak çıkarılması hayati önem taşır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik verileri ve genetik sonucu analiz et
Aile öyküsü (MTC ve feokromositoma) ve RETRET mutasyonu varlığı MEN 2 (2A veya 2B) sendromuna işaret eder.
MEN 2 sendromlarının genetik temelini RETRET proto-onkojenindeki aktive edici mutasyonlar oluşturur.
2
Sendromun bileşenlerinin hayati riskini değerlendir
Medüller tiroid karsinomu (MTK), bu hastalarda neredeyse %100 penetransa sahiptir ve en erken gelişen, en ölümcül bileşendir.
MTK gelişimi genellikle C-hücre hiperplazisi üzerinden ilerler ve erken yaşlarda metastaz yapabilir.
3
Uygun koruyucu tedaviyi seç
Profilaktik tiroidektomi kararı verilir.
Klinik olarak tümör saptanmadan (tiroid nodülü oluşmadan) yapılan tiroidektomi hayat kurtarıcıdır.

Anahtar Kavram

MEN 2 sendromlarında (2A ve 2B) RETRET mutasyonu saptanan bireylerde profilaktik tiroidektomi endikasyonu.
Tahmini Süre:45s
Soru 222Soru

56 yaşında, ağır sigara içicisi olan erkek hasta; son aylarda belirginleşen halsizlik, kilo kaybı ve vücudunda yaygın hiperpigmentasyon şikayetleriyle başvuruyor. Fizik muayenesinde kan basıncı 175/105175/105 mmHg ölçülüyor. Laboratuvar tetkiklerinde Na+:144Na^+: 144 mEq/L, K+:2.7K^+: 2.7 mEq/L, kan şekeri 190190 mg/dL ve sabah kortizol düzeyi 5555 µg/dL (N: 5-23) saptanıyor. Plazma ACTH düzeyi 270270 pg/mL (N: 10-60) olarak ölçülen hastada, yüksek doz deksametazon supresyon testi ile kortizol baskılanması sağlanamıyor. Bu hastada adrenal bezlerin morfolojik incelemesinde aşağıdakilerden hangisinin saptanması en olasıdır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bilateral diffüz kortikal hiperplazi

Cevap

Bilateral diffüz kortikal hiperplazi
Hastadaki hiperpigmentasyon, belirgin ACTH yüksekliği ve yüksek doz deksametazon testine yanıtsızlık; paraneoplastik bir süreç olan ektopik ACTH sendromunu (yaygın olarak akciğer küçük hücreli karsinomu) tanımlar. Bu tabloda, ektopik kaynaktan salınan yüksek düzeydeki ACTH her iki adrenal bezin korteksini sürekli uyararak 'bilateral diffüz kortikal hiperplazi'ye neden olur.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ve laboratuvar bulgularının analizi
Hipertansiyon, hipokalemi, hiperglisemi ve yüksek kortizol düzeyi Cushing sendromunu doğrular.
Hastanın temel semptomları aşırı glukokortikoid etkisini yansıtmaktadır.
2
Etiyolojik lokalizasyon (ACTH ve deksametazon testi)
Yüksek ACTH ve yüksek doz deksametazon ile baskılanmama, ektopik ACTH sendromunu (muhtemelen akciğer küçük hücreli karsinomu) gösterir.
Hipofiz adenomlarında (Cushing hastalığı) yüksek doz deksametazon ile baskılanma beklenirken, ektopik kaynaklarda baskılanma olmaz.
3
Adrenal morfolojinin belirlenmesi
Sürekli ve aşırı ACTH uyarımı her iki adrenal korteksin kalınlaşmasına neden olur.
ACTH, adrenal korteks hücreleri üzerinde trofik etkiye sahiptir ve bilateral diffüz hiperplaziye yol açar.

Anahtar Kavram

Ektopik ACTH sendromunda, aşırı ACTH uyarısına bağlı olarak adrenal bezlerde bilateral diffüz kortikal hiperplazi gelişir.
Soru 223Soru

58 yaşında kadın hasta, boyun ön bölgesinde hızla büyüyen sert bir kitle şikayetiyle başvuruyor. Yapılan total tiroidektomi spesmeninin histopatolojik incelemesinde; tümörün ağırlıklı olarak "insüler" (adamsı) ve solid büyüme paterni gösterdiği, nükleer yarıklanmaların eşlik ettiği kıvrımlı (convolutedconvoluted) nükleuslara sahip olduğu saptanıyor. Kesitlerde fokal nekroz alanları ve 1010 büyük büyütme alanında (BBA) 55 mitoz izleniyor; ancak papiller karsinomun klasik nükleer özellikleri (buzlu cam nükleus, nükleer inklüzyon) saptanmıyor. Yapılan moleküler çalışmada TERTTERT promotor mutasyonu ve RASRAS mutasyonu birlikteliği saptanıyor. Bu tümör ve moleküler bulgular ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Tanı "Kötü Diferansiye Tiroid Karsinomu"dur ve TERTTERT promotor mutasyonu varlığı agresif seyir ile ilişkilidir.

Cevap

Vakadaki bulgular Turin kriterlerine uyan Kötü Diferansiye Tiroid Karsinomu'na (PDTC) işaret etmektedir ve TERT mutasyonu agresif seyirle ilişkilidir.
Vakadaki histopatolojik bulgular (insüler büyüme, PTC nükleer özelliklerinin yokluğu, artmış mitoz ve nekroz) Turin kriterlerine tam uyum sağlar ve Kötü Diferansiye Tiroid Karsinomu (PDTC) tanısını doğrular. Moleküler düzeyde TERTTERT promotor mutasyonu, özellikle RASRAS veya BRAFBRAF mutasyonlarıyla birlikte olduğunda, tümörün daha agresif seyredeceğini ve mortalite riskinin yüksek olduğunu gösterir.

Adım Adım Çözüm

1
Büyüme paternini değerlendir.
Solid, trabeküler veya insüler büyüme paterni saptandı.
Kötü diferansiye tiroid karsinomu (PDTC) için ilk tanısal basamak büyüme paternidir.
2
Papiller karsinom (PTC) nükleer özelliklerini kontrol et.
Klasik PTC nükleer özellikleri (buzlu cam, inklüzyon) izlenmedi.
Turin kriterlerine göre PDTC tanısı için klasik PTC nükleer özellikleri bulunmamalıdır.
3
Yüksek dereceli (high-grade) morfolojik bulguları incele.
Mitoz sayısı 3/10\geq 3/10 BBA veya nekroz varlığı kontrol edildi (Vakada mitoz 55 ve nekroz mevcut).
PDTC tanısı için mitoz artışı veya nekrozdan en az birinin varlığı gereklidir.
4
Moleküler bulguları klinik seyirle ilişkilendir.
TERTTERT promotor mutasyonu ve RASRAS birlikteliği saptandı.
TERTTERT mutasyonları tiroid kanserlerinde dediferansiyasyon, ileri evre ve kötü prognozun en önemli belirteçlerinden biridir.

Anahtar Kavram

Kötü Diferansiye Tiroid Karsinomu (PDTC) Tanı Kriterleri (Turin Kriterleri)
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 224Soru

28 yaşında erkek hasta, sol testiste yaklaşık üç aydır kademeli olarak büyüyen ağrısız bir kitle şikayetiyle polikliniğe başvuruyor. Yapılan fizik muayenede sol testiste sert ve düzensiz yüzeyli bir kitle palpe ediliyor. Laboratuvar incelemelerinde serum α\alpha-fetoprotein (AFP) ve insan koryonik gonadotropini (hCGhCG) seviyeleri normal sınırlarda saptanırken, laktat dehidrogenaz (LDH) seviyesinin hafif yüksek olduğu görülüyor. Yapılan radikal orşiektomi materyalinin mikroskobik incelemesinde; belirgin hücre sınırlarına sahip, glikojenden zengin berrak sitoplazmalı, geniş poligonal hücrelerden oluşan lobüller ve bu lobülleri birbirinden ayıran, içinde yoğun lenfositik infiltrasyon barındıran ince fibröz septalar izleniyor. Bu hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Seminom

Cevap

Seminom tanısı, hastanın yaşı, normal serum AFP seviyesi ve histopatolojik olarak izlenen lenfositik infiltrasyonlu fibröz septalar ile konulur.
Seminomlar, testis germ hücreli tümörleri arasında en sık görülen tiptir. Tipik olarak 3. ve 4. dekatlarda görülürler. Serum belirteçlerinden AFP her zaman normaldir, hCG ise vakaların yaklaşık %15'inde (sinsityotrofoblast varlığında) hafif yüksek olabilir. Histopatolojik olarak, glikojen içermesi nedeniyle berrak görünen sitoplazmalı hücrelerden oluşan lobüller ve bu lobülleri ayıran lenfositik infiltrasyonlu fibröz septalar tanı koydurucudur.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik verileri ve yaşı değerlendir.
28 yaşındaki erkek hastada ağrısız testis kitlesi, germ hücreli tümörleri (GHT) ilk sıraya koyar.
Testis tümörlerinin büyük çoğunluğu germ hücreli kökenlidir ve en sık 15-40 yaş aralığında görülür.
2
Serum tümör belirteçlerini analiz et.
AFP ve hCG normal, LDH hafif yüksek.
Saf seminomlarda AFP her zaman normaldir. AFP yüksekliği mutlaka bir non-seminomatöz bileşeni (özellikle yolk sak) düşündürür.
3
Mikroskobik bulguları yorumla.
Berrak sitoplazmalı hücre lobülleri ve lenfositik septalar saptandı.
Bu bulgular klasik seminomun patognomonik histolojik özellikleridir.

Anahtar Kavram

Saf seminomlarda serum AFP seviyesi daima normaldir; lenfositik infiltrasyon içeren fibröz septalar karakteristik histopatolojik bulgusudur.

Daha Fazla Pratik

Germ hücreli tümörlerin yaş grupları ve spesifik belirteç eşleşmelerini içeren bir tabloyu incelemek faydalı olacaktır.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 225Soru

3232 yaşında erkek hasta, dilde ve dudaklarda çok sayıda ağrısız nodüler lezyon (mukozal nöromlar) ve Marfanoid habitus nedeniyle başvuruyor. Yapılan boyun ultrasonografisinde her iki tiroid lobunda çok sayıda hipoekoik nodül ve servikal lenfadenopati izleniyor. Biyokimyasal analizde serum kalsitonin seviyesi belirgin yüksek (>500> 500 pg/mL) bulunan hastaya total tiroidektomi planlanıyor. Bu hastada gelişen tiroid tümörünün en olası histopatolojik özelliği ve altta yatan temel genetik mekanizma aşağıdakilerin hangisinde doğru olarak verilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Amiloid içeren stroma - RETRET proto-onkogen mutasyonu

Cevap

Amiloid içeren stroma ve RETRET proto-onkogen mutasyonu
Hastadaki mukozal nöromlar ve Marfanoid habitus, klinik olarak MEN 2B2B sendromunu göstermektedir. Bu sendromda görülen tiroid tümörü Medüller Tiroid Karsinomu'dur (MTK). MTK, parafoliküler C hücrelerinden köken alan bir nöroendokrin tümör olup histolojik olarak hücreler arasındaki stromada kalsitonin prekürsörlerinden köken alan amiloid birikimi ile karakterizedir. MEN 2A2A ve MEN 2B2B sendromlarının her ikisinde de RETRET proto-onkogeninde germ hattı mutasyonları saptanır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguların analizi
Mukozal nöromlar ve Marfanoid habitus varlığı hastada Multipl Endokrin Neoplazi Tip 2B2B (MEN 2B2B) sendromuna işaret eder.
MEN 2B2B, medüller tiroid karsinomu, feokromositoma ve karakteristik fenotipik özelliklerle (nöromlar, marfanoid yapı) tanınır.
2
Tiroid lezyonunun tanımlanması
Yüksek kalsitonin ve servikal lenfadenopati ile birlikte bilateral tiroid nodülleri Medüller Tiroid Karsinomu'nu (MTK) doğrular.
MTK, kalsitonin salgılayan parafoliküler C hücrelerinden köken alan bir nöroendokrin tümördür.
3
Histopatolojik ve genetik eşleştirme
MTK'da amiloid stroması karakteristiktir ve MEN 22 sendromlarının tamamında RETRET mutasyonu görülür.
Amiloid, salgılanan kalsitonin moleküllerinin yanlış katlanmasıyla oluşur; RETRET ise bu tümörlerin temel sürücü mutasyonudur.

Anahtar Kavram

Medüller Tiroid Karsinomu (MTK), parafoliküler C hücrelerinden köken alan, amiloid stromasıyla karakterize, RETRET proto-onkogen mutasyonu ile ilişkili bir tümördür.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 226Soru

22 yaşındaki bir çocukta batında saptanan kitle nedeniyle yapılan incelemelerde Wilms tümörü (nefroblastom) tanısı konuluyor. Hastanın fizik muayenesinde dilde büyüme (makroglossi), vücudun bir yarısında belirgin büyüme (hemihipertrofi) ve omfalosel saptanıyor. Bu klinik bulguların eşlik ettiği en olası sendrom aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Beckwith-Wiedemann sendromu

Cevap

Beckwith-Wiedemann sendromu
Vakada tanımlanan makroglossi, hemihipertrofi ve omfalosel üçlüsü, Wilms tümörü riskinin arttığı Beckwith-Wiedemann sendromunun klasik klinik tablosudur. Bu sendrom, 11p15.511p15.5 bölgesindeki (WT2WT2 lokusu) imprinting (damgalama) bozuklukları ve IGF2IGF2 ekspresyon artışı ile karakterizedir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguların (Wilms tümörü, makroglossi, hemihipertrofi) değerlendirilmesi
Pediatrik Wilms tümörü ile ilişkili genetik sendromların ayırıcı tanısı yapılır.
Vakadaki spesifik fiziksel bulgular belirli sendromlar için 'anahtar' niteliğindedir.
2
Beckwith-Wiedemann sendromu özelliklerinin doğrulanması
Makroglossi ve hemihipertrofinin en tipik eşlikçisinin bu sendrom olduğu sonucuna varılır.
Diğer sendromlar (WAGR, Denys-Drash) farklı organ tutulumları (aniridi, gonadal disgenezi) ile ayrılır.

Anahtar Kavram

Wilms tümörü ile ilişkili sendromların (WAGR, Denys-Drash, Beckwith-Wiedemann) klinik ayrımı.
Tahmini Süre:45s
Soru 227Soru

3232 yaşında erkek hasta, sol testiste son 11 ayda hızla büyüyen, ağrılı kitle şikayetiyle başvuruyor. Fizik muayenede sol testis sert ve düzensiz sınırlı saptanıyor. Laboratuvar incelemesinde serum hCGhCG düzeyi 8080 mIU/mL (normal <5<5), AFPAFP düzeyi ise 1212 ng/mL (normal <15<15) bulunuyor. Radikal orşiektomi materyalinin mikroskobik incelemesinde; geniş nekroz ve kanama alanları içeren, belirgin nükleollü, atipik, geniş sitoplazmalı hücrelerin oluşturduğu asiner ve tübüler yapılar izleniyor. İmmünohistokimyasal çalışmada tümör hücrelerinde CD30CD30, OCT3/4OCT3/4 ve sitokeratinsitokeratin pozitifliği saptanırken, cKITc-KIT (CD117CD117) negatiftir. Bu hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Embriyonel karsinom

Cevap

Embriyonel karsinom
Embriyonel karsinom, genellikle 2020-3030 yaş aralığında görülen, makroskobik olarak nekroz ve kanama alanları içeren oldukça agresif bir tümördür. Histolojik olarak ilkel glandüler (asiner/tübüler) veya papiller yapılar oluşturur. İmmünohistokimyasal olarak CD30CD30, sitokeratinsitokeratin ve OCT3/4OCT3/4 pozitifliği gösterirken, seminomun aksine cKITc-KIT (CD117CD117) negatiftir. Hafif hCGhCG yüksekliği, tümör içindeki sinsityotrofoblastik hücrelerden kaynaklanabilir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ve laboratuvar verilerinin değerlendirilmesi
Genç erişkin hasta, hızlı büyüyen kitle, hafif hCG yüksekliği ve normal AFP düzeyi saptanmıştır.
Embriyonel karsinom agresif seyirlidir ve sinsityotrofoblastik hücreler içerdiğinde hafif hCG yüksekliği yapabilir.
2
Mikroskobik bulguların analizi
Geniş nekroz, kanama ve glandüler (asiner/tübüler) yapılar izlenmiştir.
Bu morfoloji embriyonel karsinom için tipiktir; seminomda nekroz daha azdır ve lenfositik stroma ön plandadır.
3
İmmünohistokimyasal profilin yorumlanması
CD30(+), Sitokeratin(+) ve c-KIT(-) profili embriyonel karsinomu doğrular.
CD30 ve sitokeratin pozitifliği, embriyonel karsinomu seminomdan ayıran en kritik immünohistokimyasal belirteçlerdir.

Anahtar Kavram

Embriyonel karsinomun seminomdan immünohistokimyasal ayrımı (CD30CD30 ve sitokeratinsitokeratin pozitifliği vs cKITc-KIT pozitifliği).
Soru 228Soru

32 yaşında bir kadın hasta; ani başlayan titreme ile yükselen ateş, bulantı ve sağ bel bölgesinde şiddetli ağrı yakınmasıyla acil servise başvuruyor. Fizik muayenede sağ kostovertebral açı hassasiyeti saptanıyor. İdrar mikroskopisinde bol lökosit ve lökosit silendirleri (lo¨kositlökosit castcast) izleniyor.

Bu hastada saptanan lökosit silendirleri, inflamatuar sürecin öncelikle aşağıdaki anatomik bölgelerin hangisinde yerleştiğini gösterir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Böbrek tübülointerstisyumu

Cevap

Lökosit silendirlerinin varlığı, inflamatuar sürecin böbrek tübülointerstisyumunda yerleştiğini gösterir.
Doğru seçenek olan böbrek tübülointerstisyumu, lökosit silendirlerinin oluştuğu yerdir. Silendirler, böbrek tübüllerinden salgılanan Tamm-Horsfall mukoproteini matrisi içinde lökositlerin hapsolmasıyla oluşur. Bu nedenle, idrarda saptanan lökosit silendirleri enfeksiyonun mesanede değil, böbrek parankiminde (piyelonefrit) olduğunu gösteren spesifik bir bulgudur.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguları değerlendir
Ateş, yan ağrısı ve kostovertebral açı hassasiyeti üst üriner sistem enfeksiyonunu (piyelonefrit) düşündürür.
Sistitte genellikle ateş ve sistemik bulgular beklenmez, ağrı suprapubik yerleşimlidir.
2
İdrar sedimentindeki silendirlerin (cast) anlamını analiz et
Silendirler sadece böbrek tübüllerinde oluşur; lökosit silendirleri böbrek parankiminin tutulduğunu gösterir.
Silendir oluşumu için tübüler lümen içindeki yoğun protein matrisi ve asidik ortam gereklidir.

Anahtar Kavram

İdrarda lökosit silendirlerinin görülmesi, alt üriner sistem enfeksiyonunu (sistit) üst üriner sistem enfeksiyonundan (piyelonefrit) ayıran en önemli laboratuvar bulgusudur.

Daha Fazla Pratik

İlaçla indüklenen akut interstisyel nefritte görülen tipik lökosit tipini (eozinofil) tekrar ediniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 229Soru

5252 yaşında erkek hasta, bacaklarda şişlik ve halsizlik şikayetiyle başvuruyor. Fizik muayenesinde bilateral pretibial 3+3+ ödem saptanıyor. Kan basıncı 135/85135/85 mmHg. Laboratuvar bulguları: Serum albümin 2.42.4 g/dL, total kolesterol 310310 mg/dL, 2424 saatlik idrar proteini 7.27.2 g. Böbrek biyopsisinde ışık mikroskobunda glomerül kapiller duvarlarında diffüz kalınlaşma izlenirken, gümüşleme boyasında subepitelyal depozitler arasında "spike" (diken) yapıları görülüyor. İmmünofloresan incelemede kapiller duvar boyunca granüler IgG ve C3 pozitifliği saptanıyor.

Bu hastadaki patolojik süreçle ilgili aşağıdakilerden hangisi en olasıdır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Podositlerin sitoplazmik yüzeyinde bulunan fosfolipaz A2A_2 reseptörüne (PLA2RPLA_2R) karşı otoantikor varlığı

Cevap

Membranöz nefropati tanısı alan bu hastada, primer vakaların çoğunda podositlerdeki fosfolipaz A2A_2 reseptörüne (PLA2RPLA_2R) karşı gelişen otoantikorlar saptanır.
Hastanın klinik tablosu (nefrotik sendrom) ve biyopsi bulguları (diffüz bazal membran kalınlaşması, gümüşlemede diken yapıları ve granüler IgG birikimi) klasik bir membranöz nefropati (MN) vakasını göstermektedir. Erişkinlerdeki primer MN vakalarının yaklaşık %7080\%70-80'inde podosit membranındaki fosfolipaz A2A_2 reseptörüne (PLA2RPLA_2R) karşı oluşmuş otoantikorlar patogenezden sorumludur.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguları değerlendir
Nefrotik sendrom (Proteinüri >3.5> 3.5 g/gün, hipoalbüminemi, ödem, hiperlipidemi).
Hastanın temel klinik tablosunu belirlemek için gereklidir.
2
Morfolojik bulguları analiz et
Işık mikroskobunda diffüz bazal membran kalınlaşması ve gümüşlemede "spike" yapıları; immünofloresanda granüler IgG ve C3 birikimi.
Bu kombinasyon Membranöz Nefropati (MN) tanısını koydurur.
3
Etiyolojik mekanizmayı sorgula
Primer MN vakalarının büyük kısmında PLA2RPLA_2R antikorları pozitiftir.
TUS sınavlarında MN'nin moleküler patogenezi sık sorgulanan bir konudur.

Anahtar Kavram

Membranöz Nefropati Patogenezi

Daha Fazla Pratik

Membranöz nefropatinin sekonder nedenlerini (malignite, SLE, ilaçlar, hepatit B) gözden geçirmek ayırıcı tanı açısından önemlidir.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 230Soru

3232 yaşında erkek hasta, son altı aydır ataklar halinde gelen şiddetli baş ağrısı, çarpıntı ve aşırı terleme şikayetleriyle başvuruyor. Atak sırasında kan basıncı 210/120 mmHg210/120 \text{ mmHg} olarak ölçülüyor. Yapılan laboratuvar incelemelerinde serum Na+:139 mEq/LNa^+: 139 \text{ mEq/L}, K+:4.2 mEq/LK^+: 4.2 \text{ mEq/L}, açlık kan şekeri 130 mg/dL130 \text{ mg/dL}, serum kortizol ve ACTH düzeyleri normal sınırlarda saptanıyor. İdrar incelemesinde vanilmandelik asit (VMA) ve metanefrin düzeyleri belirgin yüksek bulunuyor. Bu hastanın adrenal bezinde saptanması en olası patolojik bulgu hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Zengin vasküler stroma ile çevrili poligon hücrelerin oluşturduğu yuvalar (Zellballen paterni)

Cevap

Feokromositoma'da görülen vasküler stroma ile çevrili poligon hücre yuvaları (Zellballen paterni)
Klinik olarak paroksismal hipertansiyon, baş ağrısı ve çarpıntı ile başvuran hastada laboratuvar olarak katekolamin metabolitlerinin (VMA, metanefrin) artmış olması Feokromositoma tanısını koydurur. Bu tümörün histopatolojik incelemesinde zengin damar ağı içeren bir stroma tarafından çevrelenmiş, poligon şekilli tümör hücrelerinden oluşan yuvalar (Zellballen paterni) izlenir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguları değerlendir
Ataklar halinde gelen HT, çarpıntı ve terleme adrenal medulla aktivasyonunu (katekolamin artışı) düşündürür.
Feokromositoma'nın klasik semptom üçlüsü baş ağrısı, terleme ve çarpıntıdır.
2
Laboratuvar verilerini analiz et
Normal elektrolitler (Na,KNa, K) ve kortizol/ACTH; Conn ve Cushing sendromlarını dışlar. Yüksek VMA ve metanefrin Feokromositoma tanısını doğrular.
VMA ve metanefrinler katekolaminlerin son metabolitleridir ve tanıda en değerli belirteçlerdir.
3
Histopatolojik korelasyonu kur
Feokromositoma'nın en tipik mikroskobik görünümü Zellballen paternidir.
Bu patern, vasküler destek dokusu tarafından çevrelenmiş kromafin hücre gruplarını tanımlar.

Anahtar Kavram

Feokromositoma'nın biyokimyasal (VMA/metanefrin) ve histopatolojik (Zellballen) özellikleri

Daha Fazla Pratik

Feokromositoma'nın '10'lar kuralı'nı (bilateral, malign, ekstra-adrenal, pediatrik ve ailevi olma oranları) tekrar etmeniz önerilir.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 231Soru

3232 yaşında HIVHIV pozitif bir erkek hasta, 1212 g/gün düzeyinde masif proteinüri ve serum kreatinin düzeyinde hızlı artış şikayetiyle başvuruyor. Yapılan böbrek biyopsisinin ışık mikroskobik incelemesinde; bazı glomerüllerde kapiller yumakların segmental veya global kollapsı ile birlikte, özellikle bu alanları döşeyen podositlerde belirgin hipertrofi, hiperplazi ve sitoplazmik vakuolizasyon saptanıyor. Bu morfolojik bulgular eşliğinde en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kollapsan glomerülopati

Cevap

Kollapsan glomerülopati
Kollapsan glomerülopati, fokal segmental glomerülosklerozun (FSGS) spesifik bir morfolojik varyantı olup, glomerüler kapiller lümenlerin kapanması ve visseral epitel hücreleri olan podositlerin belirgin hipertrofi ve hiperplazisi ile karakterizedir. Özellikle HIV pozitif hastalarda (HIVAN) klasik olarak görülür ve hızlı seyirli böbrek yetmezliğine neden olur.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bağlamın değerlendirilmesi
HIVHIV pozitifliği ve masif proteinüri (1212 g/gün) varlığı saptandı.
HIVHIV enfeksiyonu ile ilişkili nefropatinin (HIVANHIVAN) en tipik morfolojik karşılığı kollapsan varyant FSGSFSGS'dir.
2
Işık mikroskobik bulguların analizi
Glomerüler kapiller lümenlerin kollapsı ve belirgin podosit hiperplazisi izlendi.
Kollapsan glomerülopatide podositler o kadar büyür ve çoğalır ki bazen 'yalancı kresent' (pseudocrescent) görünümü oluşturabilir.
3
Ayırıcı tanı yapılması
Pariyetal hücre kresentleri ile podosit hiperplazisi ayırt edildi.
Gerçek kresentler Bowman kapsülü hücrelerinden köken alırken, bu vakadaki proliferasyon doğrudan glomerüler tuft üzerindeki podositlere aittir.

Anahtar Kavram

Kollapsan glomerülopati, kapiller yumağın sönmesi (kollaps) ve podositlerin reaktif hiperplazisi ile karakterize bir FSGS varyantıdır.

İpuçları

1
Hastanın HIVHIV pozitifliği ve nefrotik düzeydeki proteinürisi tanı için çok güçlü bir ipucudur.

Daha Fazla Pratik

Diğer FSGSFSGS varyantlarını (peri-hiler, tip-lesion, cellular) ve bunların klinik gidişat farklarını inceleyin.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 232Soru

4242 yaşında erkek hasta, yumuşak doku enfeksiyonu nedeniyle sefalosporin tedavisi alırken tedavinin 1212. gününde ateş, deri döküntüsü ve idrar miktarında azalma şikayetleriyle başvuruyor. Laboratuvar incelemesinde serum kreatinin düzeyi 3.23.2 mg/dL saptanıyor. İdrar tetkikinde hafif proteinüri ve eozinofilüri izleniyor. Bu hastada yapılan böbrek biyopsisinde aşağıdakilerden hangisinin görülmesi en olasıdır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İnterstisyel alanda ödem ile birlikte lenfosit ve eozinofillerden zengin inflamatuar infiltrasyon

Cevap

İnterstisyel alanda ödem ile birlikte lenfosit ve eozinofillerden zengin inflamatuar infiltrasyon
Hastanın sefalosporin tedavisi sırasında ateş, döküntü ve eozinofilüri ile birlikte akut böbrek hasarı geliştirmesi, ilaç ilişkili Akut İnterstisyel Nefrit (AİN) tanısını koydurur. AİN'in mikroskobik incelemesinde interstisyel alanda belirgin ödem ve lenfosit, makrofaj ve karakteristik olarak eozinofillerden oluşan inflamatuar infiltrasyon izlenir. Glomerüller genellikle bu süreçten korunur.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tabloyu analiz et
İlaç kullanımı (sefalosporin) sonrası gelişen ateş, döküntü, akut böbrek yetmezliği ve eozinofilüri triadının varlığı saptandı.
Bu bulgular ilaç ilişkili Akut İnterstisyel Nefrit (AİN) için klasik klinik sunumdur.
2
Tanı ile patolojik bulguyu eşleştir
AİN patolojisinde interstisyel ödem ve eozinofilleri içeren inflamatuar hücre sızıntısı beklenir.
Hipersensitivite (Tip I veya Tip IV) mekanizması ile gelişen bu hastalıkta inflamasyon glomerüllerden ziyade tübüller arasındaki bağ dokusuna (interstisyum) odaklanır.

Anahtar Kavram

İlaç ilişkili Akut İnterstisyel Nefrit (AİN)
Soru 233Soru

99 yaşında bir erkek çocuk, yaklaşık 1010 gün önce geçirdiği üst solunum yolu enfeksiyonu sonrası ani gelişen hematüri (çay rengi idrar), oligüri ve periorbital ödem şikayetleriyle getirilmiştir. Fizik muayenesinde kan basıncı 145/95145/95 mmHgmmHg (hipertansiyon) saptanmıştır. Laboratuvar incelemesinde serum C3C3 düzeyi belirgin olarak düşük, C4C4 düzeyi ise normal sınırlarda bulunmuştur. Işık mikroskobunda tüm glomerüllerde endotelyal ve mezanşiyal hücre artışına bağlı diffüz hiperhülarite ile nötrofil infiltrasyonu (eksüdasyon) izlenmiştir.

Bu hastada en olası tanı için böbrek biyopsisinde görülmesi beklenen immünofloresan (IF) ve elektron mikroskobu (EM) bulgusu eşleşmesi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: IF: Granüler "yıldızlı gökyüzü" IgG ve C3C3 birikimi / EM: Subepitelyal "hörgüç" (hump) tarzı birikimler

Cevap

İmmünofloresan incelemede granüler yıldızlı gökyüzü görünümü ile elektron mikroskobunda subepitelyal hörgüç (hump) tarzı birikimlerin izlenmesi doğru tanıdır.
Verilen vaka tipik bir Post-streptokokal Glomerülonefrit (PSGN) sunumudur. Hastanın çocuk yaş grubunda olması, geçirilmiş enfeksiyon öyküsü, nefritik sendrom tablosu ve düşük C3C3 düzeyi bu tanıyı destekler. Patolojik olarak PSGN'de ışık mikroskobunda diffüz proliferatif GN izlenirken; immünofloresan mikroskopta bazal membran ve mezanşiyumda granüler (yıldızlı gökyüzü) IgG ve C3C3 birikimi, elektron mikroskobunda ise karakterize 'hörgüç' (subepitelyal hump) birikimleri görülür.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik verileri analiz et.
Çocuk hasta, enfeksiyon sonrası (latens dönem var) hematüri, ödem ve hipertansiyon (nefritik sendrom).
Post-enfeksiyöz süreci doğrulamak için klinik tablo nefritik sendromla uyumlu olmalıdır.
2
Laboratuvar bulgularını değerlendir.
Düşük C3C3 ve normal C4C4 düzeyi.
Alternatif kompleman yolunun aktivasyonu PSGN için spesifik bir laboratuvar göstergesidir.
3
Morfolojik bulgularla eşleştir.
Işık mikroskobundaki diffüz hiperhülariteye IF'te granüler (yıldızlı gökyüzü) ve EM'de subepitelyal hörgüçlerin eşlik etmesi.
Bu morfolojik triad PSGN tanısını kesinleştirir.

Anahtar Kavram

Post-streptokokal glomerülonefritte (PSGN) kompleman aktivasyonu ve spesifik immün depozit yerleşimi.
Soru 234Soru

6262 yaşında erkek hastada, sağ testiste ağrısız ve yavaş büyüyen bir kitle saptanıyor. Orşiektomi materyalinin mikroskobik incelemesinde; küçük lenfosit benzeri hücreler, orta boy yuvarlak hücreler ve çok çekirdekli dev hücrelerden oluşan üç farklı hücre popülasyonu izleniyor. Bu tümör ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İntratubüler germ hücreli neoplazi (GCNIS) ile ilişkisi yoktur.

Cevap

Spermatositik tümörler intratubüler germ hücreli neoplazi (GCNIS) ile ilişkisi olmayan, ileri yaşlarda görülen ve prognozu çok iyi olan germ hücreli tümörlerdir.
Spermatositik tümörler, diğer çoğu germ hücreli tümörün aksine intratubüler germ hücreli neoplazi (GCNIS) zemininden gelişmezler. Ayrıca izokromozom 12p12p anomalisi içermezler, stromal lenfositik infiltrasyon göstermezler ve hemen hemen hiç metastaz yapmazlar. 5050 yaş üzerindeki erkeklerde en sık görülen saf germ hücreli tümör tipidir ve mikroskobik olarak üç farklı hücre tipinin (küçük, orta, büyük) bir arada bulunmasıyla tanınır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik parametreleri değerlendir
Hastanın yaşının ileri olması (6262) ve kitlenin yavaş büyümesi spermatositik tümör lehinedir.
Klasik seminomlar genellikle 304030-40 yaşlarında görülürken, spermatositik tümörler 5050 yaş üstünde daha sıktır.
2
Mikroskobik bulguları analiz et
Küçük, orta ve dev hücrelerden oluşan üçlü popülasyon saptanmıştır.
Bu üçlü hücre popülasyonu spermatositik tümörün tanısal özelliğidir.
3
Genetik ve patogenetik özellikleri karşılaştır
Spermatositik tümörün GCNIS ile ilişkisiz olduğu ve i(12p)i(12p) taşımadığı bilgisini doğrula.
Bu özellikler tümörü klasik seminomdan ayıran en kritik farklardır.

Anahtar Kavram

Spermatositik tümör, klasik seminomdan hem klinik hem de moleküler olarak tamamen farklı bir antitedir (GCNIS-negatif, ileri yaş, üçlü hücre tipi).
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 235Soru

Mesane tümörlerinin epidemiyolojisi ve klinik özellikleri ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Mesanenin en sık görülen primer malign tümörü ürotelyal (değişici epitel) karsinomdur.

Cevap

Mesanenin en sık görülen primer malign tümörü ürotelyal karsinomdur.
Mesane kanserlerinin büyük çoğunluğu (%90-95) mesanenin iç yüzeyini döşeyen ürotelyumdan köken alan ürotelyal karsinomdur. Bu tümörler genellikle sigara içen yaşlı erkeklerde, ağrısız makroskobik hematüri ile kendini gösterir.

Adım Adım Çözüm

1
Mesane tümörlerinin epidemiyolojik verilerini değerlendir.
Mesane kanserlerinin yaklaşık %95'inin ürotelyal (değişici epitel) kaynaklı olduğu bilgisine ulaşılır.
En sık görülen histolojik tipi belirlemek sorunun temelidir.
2
Klinik sunum ve risk faktörlerini gözden geçir.
En önemli risk faktörünün sigara olduğu ve en sık semptomun ağrısız hematüri olduğu doğrulanır.
Diğer seçeneklerin yanlışlığını kanıtlamak için klinik bilgi gereklidir.
3
Yaş ve tümör belirteçlerini kontrol et.
Hastalığın ileri yaşlarda görüldüğü ve PSAPSA gibi belirteçlerin başka organlara (prostat) ait olduğu saptanır.
Ayırıcı tanı ve genel tıbbi bilgiyi doğrulamak için.

Anahtar Kavram

Mesane tümörlerinin epidemiyolojisi ve en sık görülen histolojik tipi.
Tahmini Süre:45s
Soru 236Soru

6565 yaşında kadın hasta, yaklaşık 1515 yıldır bilinen Hashimoto tiroiditi tanısıyla takip edilmektedir. Son 22 ay içerisinde tiroid bezinde ani ve oldukça hızlı bir büyüme saptanması üzerine yapılan biyopsi sonucunda neoplazi tanısı almıştır. Bu klinik tabloya göre, gelişen malignite aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Diffüz büyük B hücreli lenfoma

Cevap

Hashimoto tiroiditi öyküsü olan yaşlı bir hastada tiroid bezinde ani büyümenin en olası nedeni diffüz büyük B hücreli lenfomadır.
Hashimoto tiroiditi olan hastalarda kronik lenfositik stimülasyon nedeniyle tiroidin primer malign lenfomalarının (özellikle B hücreli tiplerin) görülme sıklığı anlamlı derecede artmıştır. 6060 yaş üzeri kadınlarda ve uzun süreli hastalık öyküsü olanlarda ani büyüme, lenfoma transformasyonu açısından uyarıcıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Zemin hastalığı ve risk faktörünü belirle
Hashimoto tiroiditi
Hashimoto tiroiditi, tiroidin non-Hodgkin lenfomaları (özellikle B hücreli) için tanımlanmış en önemli risk faktörüdür.
2
Klinik gidişatı analiz et
Ani ve hızlı büyüme
Yıllarca stabil seyreden kronik bir inflamatuar hastalığın üzerine eklenen hızlı kitle artışı, anaplastik karsinom veya lenfoma gibi agresif süreçleri düşündürür.
3
Ayırıcı tanı yap ve en olası tanıyı seç
Diffüz büyük B hücreli lenfoma
Hashimoto zemininde lenfoma gelişme riski normal popülasyona göre yaklaşık 608060-80 kat artmıştır; klinik ve öykü uyumu nedeniyle en öncelikli tanıdır.

Anahtar Kavram

Hashimoto tiroiditi ile tiroid lenfoması arasındaki güçlü ilişki

Daha Fazla Pratik

Hashimoto tiroiditi olan bir hastada gelişebilecek papiller karsinom varyantlarını ve nükleer özelliklerini (buzlu cam nükleus gibi) tekrar ediniz.
Tahmini Süre:50s
Soru 237Soru

4242 yaşında erkek hasta, her iki böbrek bölgesinde ağrı ve kontrol altına alınamayan hipertansiyon şikayetiyle polikliniğe başvuruyor. Fizik muayenede batında bilateral palpabl kitleleri mevcut. Hastanın babasının genç yaşta rüptüre Berry anevrizmasına bağlı subaraknoid kanama nedeniyle kaybedildiği öğreniliyor. Yapılan ultrasonografide her iki böbreğin normalden çok daha büyük olduğu ve parankimin tamamına yakınının çok sayıda kist ile kaplı olduğu izleniyor. Bu hastadaki klinik tablodan en olası sorumlu olan genetik defekt aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: PKD1PKD1 gen mutasyonu

Cevap

Hastadaki klinik ve aile öyküsü bulguları göz önüne alındığında, en olası genetik defekt PKD1PKD1 gen mutasyonudur.
Hastada tarif edilen bilateral palpabl kitleler, hipertansiyon ve ailedeki Berry anevrizması rüptürü öyküsü, Otozomal Dominant Polikistik Böbrek Hastalığı (ADPKD) için klasiktir. Bu hastalığın en yaygın nedeni (%85-90) kromozom 16p13.316p13.3 üzerinde bulunan polikistin-1 proteinini kodlayan PKD1PKD1 genindeki mutasyonlardır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguların analizi
Erişkin yaşta bilateral dev kistik böbrekler ve hipertansiyon tespit edildi.
Bu bulgular tipik olarak Otozomal Dominant Polikistik Böbrek Hastalığı (ADPKD) ile uyumludur.
2
Ekstrarenal bulguların değerlendirilmesi
Ailede Berry anevrizması rüptürü öyküsü belirlendi.
ADPKD hastalarının %10-15'inde intrakraniyal Berry anevrizmaları görülür ve bu önemli bir mortalite nedenidir.
3
Genetik eşleştirme
PKD1PKD1 geni belirlendi.
ADPKD vakalarının yaklaşık %85'inden kromozom 16p13.316p13.3 üzerinde yer alan PKD1PKD1 geni sorumludur.

Anahtar Kavram

Otozomal Dominant Polikistik Böbrek Hastalığı (ADPKD) ve Genetiği

Daha Fazla Pratik

ADPKD hastalarında görülebilen diğer ekstrarenal bulguları (karaciğer kistleri, mitral valv prolapsusu, kolon divertikülleri) gözden geçirin.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 238Soru

Yapılan genetik taramada RETRET proto-onkojeninde germ-line mutasyon saptanan bir hastada, ailesel medüller tiroid karsinomu profilaksisi amacıyla tiroidektomi yapılmıştır. Bu hastanın tiroidektomi materyalinde, invaziv karsinom odaklarına eşlik etmesi beklenen karakteristik prekürsör lezyon aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: C-hücre hiperplazisi

Cevap

Kalıtsal medüller tiroid karsinomu vakalarında invaziv tümöre eşlik eden karakteristik prekürsör lezyon C-hücre hiperplazisidir.
Medüller tiroid karsinomu (MTC), tiroidin parafolliküler C-hücrelerinden köken alır. MEN 2A, MEN 2B veya FMTC gibi germ-line RETRET mutasyonu içeren kalıtsal durumlarda, tümör genellikle multisentriktir ve invaziv karsinom gelişimi öncesinde bazal membranı aşmayan multisentrik C-hücre artışı (C-hücre hiperplazisi) izlenir. Bu bulgu, tiroidektomi materyalinde kalıtsal etiyolojiyi destekleyen en güçlü histopatolojik kanıtlardan biridir.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın klinik ve genetik bağlamını analiz etme
RETRET proto-onkojen mutasyonu ve ailesel medüller tiroid karsinomu (MTC) riski, MEN 22 sendromu veya FMTC (Ailesel MTC) varlığını gösterir.
Bu sendromlarda MTC gelişimi, sporadik vakaların aksine belirli bir prekürsör evreden geçer.
2
Medüller karsinomun köken aldığı hücreyi belirleme
Medüller karsinom, tiroidin kalsitonin salgılayan parafolliküler C-hücrelerinden köken alır.
Prekürsör lezyonun, tümörün köken aldığı hücre tipinin proliferasyonu olması beklenir.
3
Kalıtsal vakalara özgü histopatolojik bulguyu tanımlama
Kalıtsal vakalarda invaziv tümör odaklarına eşlik eden multisentrik C-hücre hiperplazisi saptanır.
Sporadik MTC vakalarında C-hücre hiperplazisi genellikle izlenmezken, germ-line mutasyonu olanlarda bu bulgu tanı koydurucu bir prekürsör aşamadır.

Anahtar Kavram

Kalıtsal medüller tiroid karsinomu sendromlarında (MEN 2A, 2B) tiroid bezindeki karakteristik prekürsör lezyon multisentrik C-hücre hiperplazisidir.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 239Soru

3838 yaşında kadın hasta, üriner sistem enfeksiyonu nedeniyle sülfametoksazol-trimetoprim tedavisi alırken, tedavinin 1414. gününde yaygın makülopapüler deri döküntüsü, ateş ve halsizlik şikayetleriyle başvuruyor. Laboratuvar incelemesinde serum kreatinin düzeyinin 3.13.1 mg/dLmg/dL (bazal:0.8bazal: 0.8 mg/dLmg/dL) olduğu ve Wright boyamalı idrar tetkikinde eozinofilüri saptanıyor. Bu hastada kesin tanı için yapılan böbrek biyopsisinde aşağıdakilerden hangisinin saptanması, tabloyu akut tübüler hasardan (ATH) ayırt ederek ilaç ilişkili akut tübülointerstisyel nefrite yönlendirir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İnterstisyumda yaygın ödem ve eozinofil lökositleri içeren inflamatuar infiltrasyon

Cevap

İnterstisyumda yaygın ödem ve eozinofil lökositleri içeren inflamatuar infiltrasyon saptanması tanıyı ilaç ilişkili akut tübülointerstisyel nefrite yönlendirir.
Doğru yanıt olan seçenek, ilaç ilişkili akut tübülointerstisyel nefritin (ATİN) kardinal patolojik bulgusunu içerir. Bu hastalıkta, sülfonamidler gibi ilaçlar hapten görevi görerek Tip 44 (geç tip) hipersensitivite reaksiyonuna yol açar. Patolojik olarak interstisyumda belirgin ödem ve eozinofiller, lenfositler ve makrofajlardan oluşan inflamatuar hücre birikimi izlenir. Bu durum, tübül epitelinin yassılaşması ve lümen içinde granüler kastların görülmesiyle karakterize olan akut tübüler hasardan (ATH) temel ayrım noktasıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik verileri analiz et
İlaç kullanımı (sülfonamid) sonrası gelişen ateş, döküntü ve eozinofilüri mevcudiyeti
Bu semptomlar ilaç ilişkili bir hipersensitivite reaksiyonuna işaret eder.
2
Ayırıcı tanıyı daralt
Akut Tübüler Hasar (ATH) ile Akut Tübülointerstisyel Nefrit (ATİN) ayrımı
Her iki tablo da akut böbrek yetmezliği yapsa da eozinofili ve döküntü ATİN lehinedir.
3
Morfolojik bulguları karşılaştır
ATİN'de interstisyel ödem ve eozinofilik infiltrat, ATH'de tübüler epitel hasarı baskındır.
Kesin tanı patolojik inceleme ile konur.

Anahtar Kavram

İlaç ilişkili akut tübülointerstisyel nefrit, morfolojik olarak glomerüllerin korunduğu ancak interstisyumun ödem ve eozinofillerden zengin infiltrat ile genişlediği bir tablodur.

İpuçları

1
Hastadaki sistemik bulgular (ateş, döküntü) ve idrarda eozinofil varlığına odaklanın.

Daha Fazla Pratik

İlaç ilişkili ATİN ile ATH arasındaki laboratuvar farklarını (örneğin fraksiyonel sodyum ekskresyonu) inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 240Soru

6767 yaşındaki erkek hastanın yapılan yıllık taramasında serum PSAPSA düzeyi 6.2 ng/mL6.2\ ng/mL (N: 04 ng/mL0-4\ ng/mL) saptanmıştır. Yapılan rektal tuşede prostat sağ lobunda şüpheli bir endürasyon (sertlik) hissedilmiştir. Alınan iğne biyopsisinde, bazı bez yapılarında nükleol belirginliği olan atipik hücreler izlenmiş; ancak bu bezlerin çevresinde bazal hücre tabakasının varlığı dikkati çekmiştir. Bu morfolojik bulgularla yüksek dereceli prostatik intraepitelyal neoplazi (HGPINHGPIN) tanısını doğrulamak için bazal hücreleri boyamak amacıyla kullanılan immünhistokimyasal belirteç aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: p63

Cevap

Prostat dokusunda bazal hücre tabakasının varlığını nükleer boyanma ile gösteren belirteç p63'tür.
Prostat iğne biyopsilerinde benign glandlar, bazal hücre hiperplazisi ve yüksek dereceli prostatik intraepitelyal neoplazi (HGPINHGPIN) bazal hücre tabakasına sahiptir. p63, bu bazal hücrelerin çekirdeklerini boyayan spesifik bir belirteçtir. Adenokarsinomda ise bu bazal hücre tabakası tamamen izlenmez.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik verileri analiz et
6767 yaş, hafif yüksek PSAPSA (6.2 ng/mL6.2\ ng/mL) ve şüpheli rektal tuşe bulgusu prostat neoplazisi şüphesi uyandırır.
Vakadaki risk faktörlerini ve ön tanıyı belirlemek için gereklidir.
2
Morfolojik bulguları yorumla
Belirgin nükleollü atipik hücrelerin varlığına rağmen bazal tabakanın korunmuş olması, tanıyı adenokarsinomdan uzaklaştırıp HGPIN'e yönlendirir.
Adenokarsinomda bazal hücre tabakası tamamen kaybolmuştur.
3
İmmünhistokimyasal ayrımı yap
Bazal hücreleri boyayan p63 (nükleer) veya 34betaE12 (sitoplazmik) belirteçleri kullanılarak tabakanın varlığı kanıtlanır.
Kesin tanı için bazal tabakanın varlığının immünhistokimyasal olarak gösterilmesi altın standarttır.

Anahtar Kavram

Prostat adenokarsinomu ile benign/preinvaziv (PIN) lezyonların ayrımında bazal hücre tabakasının varlığı (p63 veya 34betaE12 pozitifliği) kritiktir.

Daha Fazla Pratik

Prostat adenokarsinomunda beklenen AMACR ve p63 boyanma paternini (PIN-4 kokteyli) gözden geçirin.

Alternatif Yöntem

Bazal hücre tabakasını göstermek için p63 yerine yüksek molekül ağırlıklı sitokeratin olan 34betaE12 de kullanılabilir.
Tahmini Süre:45s
ÖncekiSayfa 12 / 20Sonraki
Ürogenital ve Endokrin Sistem Patolojisi — TUS - Tıpta Uzmanlık Sınavı — Sayfa 12 | Examkin