Ürogenital ve Endokrin Sistem Patolojisi

387 soru

Soru 161Soru

3838 yaşında erkek hasta; paroksismal (ataklar halinde gelen) çarpıntı, terleme ve şiddetli baş ağrısı şikayetleriyle başvuruyor. Fizik muayenesinde mukozal nörom veya marfanoid habitus saptanmayan hastanın yapılan görüntüleme çalışmalarında sağ adrenal bezde 44 cm'lik kitle ve tiroid sol lobunda amiloid içeren stroma ile karakterize medüller karsinom odağı saptanıyor. Laboratuvar incelemelerinde serum kalsiyum düzeyi 11.511.5 mg/dL ve parathormon (PTHPTH) düzeyi yüksek bulunuyor. Bu hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: MEN 2A (Sipple Sendromu)

Cevap

MEN 2A (Sipple Sendromu)
MEN 2A (Sipple Sendromu); medüller tiroid karsinomu, feokromositoma ve paratiroid hiperplazisi/adenomu üçlüsünü içerir. Olgudaki paroksismal ataklar feokromositomayı, tiroid nodülündeki amiloidli yapı medüller karsinomu, yüksek kalsiyum ve PTHPTH düzeyleri ise hiperparatiroidizmi işaret etmektedir. Bu kombinasyon MEN 2A için tanısaldır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguların analiz edilmesi
Hastada çarpıntı ve terleme ile karakterize feokromositoma ve amiloid içeren stroma ile karakterize medüller tiroid karsinomu mevcuttur.
Bu iki bulgu hem MEN 2A hem de MEN 2B'de ortak olarak görülür.
2
Ayırıcı tanı kriterlerinin değerlendirilmesi
Hastada hiperparatiroidizm (yüksek kalsiyum ve PTHPTH) saptanmış, marfanoid habitus ve mukozal nöromlar saptanmamıştır.
Paratiroid tutulumu MEN 2A'yı desteklerken, marfanoid yapı ve nöromların yokluğu MEN 2B'yi dışlar.
3
Tanının konulması
Medüller tiroid karsinomu + Feokromositoma + Paratiroid hiperplazisi/adenomu birlikteliği MEN 2A'dır.
Sipple sendromu olarak da bilinen bu tablo MEN 2A'nın klasik triadıdır.

Anahtar Kavram

MEN 2A sendromu, RET proto-onkojen mutasyonu ile ilişkili olup medüller tiroid karsinomu, feokromositoma ve paratiroid tutulumu ile karakterizedir.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 162Soru

35 yaşında kadın hasta, son birkaç aydır devam eden şiddetli baş ağrısı ve görme alanında daralma şikayetiyle başvuruyor. Yapılan kranial MR incelemesinde sella turcica yerleşimli, 1.5 cm1.5\text{ cm} çapında kitle saptanıyor. Cerrahi rezeksiyon materyalinin histopatolojik incelemesinde, düzgün sınırlı, monoton ve poligonal hücrelerden oluşan bir tümör izleniyor. Yapılan retikülin gümüşleme yönteminde, normal hipofiz asini yapısını çevreleyen retikülin ağının tamamen kaybolduğu gözleniyor. Bu hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hipofiz adenomu

Cevap

Klinik ve histopatolojik bulgular ışığında en olası tanı hipofiz adenomudur.
Hipofiz adenomları, normal hipofiz dokusundaki asiner yapıyı ve bu yapıyı destekleyen retikülin ağını bozarak gelişirler. Histopatolojik incelemede retikülin boyası (gümüşleme) yapıldığında, liflerin fragmante olduğu veya tamamen kaybolduğu görülür. Ayrıca tümörün monomorfik (tek tip) hücrelerden oluşması adenom tanısını destekleyen temel bulgudur.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik semptomları analiz et
Baş ağrısı ve görme alanı daralması (bitemporal hemianopsi), sella turcica yerleşimli bir kitleye bağlı bası bulgularını gösterir.
Kitlenin anatomik yerleşimini ve olası bası etkilerini belirlemek için.
2
Histopatolojik anahtar bulguyu yorumla
Hücrelerin monoton yapıda olması ve retikülin ağının kaybı saptanmıştır.
Neoplazi (adenom) ile non-neoplastik durumları (hiperplazi) ayırt etmek için en güvenilir kriterdir.
3
Ayırıcı tanıları değerlendir
Retikülin ağının kaybı sadece hipofiz adenomuna özgüdür; hiperplazide bu ağ korunur.
Kesin tanıyı koymak ve benzer görünümlü patolojileri dışlamak için.

Anahtar Kavram

Hipofiz adenomlarını hipofiz hiperplazisinden ayıran en temel histopatolojik özellik, retikülin ağının (çatısının) kaybıdır.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 163Soru

6262 yaşında erkek hasta, tekstil boyama atölyesinde 2020 yıl çalıştıktan sonra emekli olmuştur. Son 22 aydır devam eden ağrısız makroskobik hematüri şikayetiyle üroloji polikliniğine başvuruyor. Yapılan sistoskopide mesane lateral duvarında 2 cm2\text{ cm} çapında, saplı ve belirgin papiller çıkıntıları olan kitle izleniyor.

Bu hastada tümör gelişiminden sorumlu olan en olası kimyasal madde ve bu tümörün gelişiminde sıklıkla izlenen moleküler değişiklik aşağıdakilerin hangisinde birlikte verilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: β\beta-naftilamin - FGFR3FGFR3 mutasyonu

Cevap

Deri ve tekstil sanayisinde kullanılan β\beta-naftilamin maruziyeti ve papiller ürotelyal tümörlerde karakteristik olan FGFR3FGFR3 mutasyonu birlikteliği doğru cevaptır.
Hastanın mesleki maruziyeti (tekstil boyama) aromatik aminlerden olan β\beta-naftilamine işaret eder. Sistoskopide görülen papiller kitle, ürotelyal karsinomun papiller yolak üzerinden geliştiğini gösterir. Bu yolakta en sık görülen ve prognozu belirleyen genetik değişikliklerden biri FGFR3FGFR3 mutasyonudur.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın özgeçmişi ve klinik prezentasyonu analiz edilir.
Tekstil boyama atölyesi (boyar madde maruziyeti) ve ağrısız hematüri, mesane karsinomu (ürotelyal karsinom) riskini düşündürür.
Mesane tümörlerinin en sık klinik belirtisi ağrısız makroskobik hematüridir; endüstriyel boyalar (aromatik aminler) ise bilinen güçlü karsinojenlerdir.
2
Sistoskopik bulgu değerlendirilir.
Saplı ve papiller bir kitle saptanması, tümörün 'papiller yolak' üzerinden geliştiğini gösterir.
Mesane karsinomları iki ana moleküler yolak üzerinden gelişir: papiller yolak ve düz (flat)/karsinoma in situ yolu.
3
Papiller yolak ile ilişkili genetik değişiklik belirlenir.
Papiller ürotelyal neoplazilerde FGFR3FGFR3 (Fibroblast Growth Factor Receptor 3) mutasyonları ve 99. kromozom delesyonları sıktır.
Buna karşılık, düz yolak (CIS ve invaziv karsinomlar) sıklıkla TP53TP53 ve RBRB gen mutasyonları ile ilişkilidir.

Anahtar Kavram

Ürotelyal karsinom patogenezinde 'iki-yolaklı model' (Two-pathway model): Papiller lezyonlarda FGFR3FGFR3, karsinoma in situ lezyonlarında TP53TP53/RBRB mutasyonları baskındır.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 164Soru

22 yaşında bir erkek çocuk, skrotumda giderek büyüyen ağrısız kitle şikayeti ile getiriliyor. Yapılan laboratuvar incelemelerinde serum alfa-fetoprotein (AFPAFP) düzeyi belirgin olarak yüksek saptanıyor. Orşiektomi materyalinin histopatolojik incelemesinde, santralinde bir kapiller damar bulunan ve primitif glomerül yapılarını andıran "Schiller-Duval cisimcikleri" izleniyor. Bu hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yolk sac (endodermal sinüs) tümörü

Cevap

Yolk sac (endodermal sinüs) tümörü
Doğru seçenek olan Yolk sac tümörü, çocuklarda en sık görülen testis tümörüdür. Tanıda en önemli ipuçları hastanın yaşının küçük olması (33 yaş altı), serumda AFPAFP yüksekliği ve mikroskobide görülen Schiller-Duval cisimcikleridir. Bu cisimcikler, merkezi bir damar etrafında dizilmiş tümör hücrelerinden oluşan ve primitif bir glomerülü andıran yapılardır.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın yaş grubunu değerlendir
Hasta 22 yaşında bir çocuktur (pediatrik yaş grubu).
Testis tümörlerinin görülme sıklığı yaşa göre belirgin farklılık gösterir.
2
Tümör belirtecini analiz et
Serum AFPAFP düzeyi yüksek saptanmıştır.
Yolk sac tümörü, AFPAFP sentezleyen en tipik germ hücreli tümördür.
3
Karakteristik histopatolojik bulguyu tanımla
Schiller-Duval cisimcikleri izlenmiştir.
Schiller-Duval cisimcikleri, Yolk sac tümörü için tanı koydurucu (patognomonik) bir bulgudur.

Anahtar Kavram

Yolk sac tümörü, bebeklik ve erken çocukluk döneminin en sık testis tümörü olup, yüksek serum AFPAFP seviyeleri ve karakteristik Schiller-Duval cisimcikleri ile tanınır.

Daha Fazla Pratik

Testis germ hücreli tümörlerinde tümör belirteçlerinin (AFP ve hCG) hangi tümör tiplerinde yükseldiğini gösteren bir tabloyu gözden geçirebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 165Soru

3838 yaşında erkek hasta, progresif görme alanı kaybı ve retroorbital baş ağrısı ile başvuruyor. Yapılan MR incelemesinde sella tursikadan suprasellar bölgeye uzanım gösteren ve sağ kavernöz sinüsü invaze eden 3.23.2 cm çaplı bir kitle saptanıyor. Hastanın fizik muayenesi ve biyokimyasal tetkikleri herhangi bir hormon fazlalığına (Cushing sendromu, akromegali vb.) işaret etmiyor. Cerrahi sonrası histopatolojik değerlendirmede tümörün monomorfik hücrelerden oluştuğu, retikülin lif ağının kaybolduğu ve immünohistokimyasal olarak tümör hücrelerinde ACTH (adrenokortikotropik hormon) pozitifliği saptanıyor. Bu hastadaki "sessiz kortikotrop adenom" tanısını kesinleştiren ve hücre soyunu (lineage) belirleyerek agresif seyir potansiyelini öngörmede kullanılan temel transkripsiyon faktörü aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: T-PIT

Cevap

Sessiz kortikotrop adenomlarda hücre soyunu belirleyen ve agresif seyirle ilişkilendirilmiş transkripsiyon faktörü T-PIT'tir.
T-PIT (T-box family transcription factor TBX19), hipofiz ön lobunda kortikotrop hücrelerin gelişimini ve farklılaşmasını kontrol eden temel transkripsiyon faktörüdür. Sessiz kortikotrop adenomlar, klinik olarak Cushing sendromuna neden olmazlar ancak immünohistokimyasal olarak ACTH ve transkripsiyon faktörü olarak T-PIT eksprese ederler. Bu tümörler, diğer bazı adenom tiplerine göre daha agresif seyretme, çevre dokulara daha fazla invazyon yapma ve cerrahi sonrası nüks etme eğilimindedirler.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ve laboratuvar bulgularını değerlendir.
Hastada makroadenom ve görme kaybı var ancak Cushing sendromu kliniği yok (sessiz adenom).
Hormon fazlalığı belirtisi olmayan ancak immünohistokimyasal olarak hormon eksprese eden kitleleri tanımlamak için gereklidir.
2
İmmünohistokimyasal bulguyu analiz et.
ACTH pozitifliği, tümörün kortikotrop hücre soyundan köken aldığını gösterir.
Tümörün hangi hormon ailesine ait olduğunun belirlenmesi hücre soyu analizinin ilk adımıdır.
3
Hücre soyu belirleyici transkripsiyon faktörünü tanımla.
Kortikotrop hücre gelişimi için gerekli olan T-PIT ekspresyonu, sessiz kortikotrop adenom tanısını doğrular.
Yeni WHO sınıflamasına göre hipofiz adenomları sadece hormon ekspresyonuna göre değil, transkripsiyon faktörlerine göre de sınıflandırılmaktadır; T-PIT pozitif sessiz adenomlar agresif seyir potansiyeline sahiptir.

Anahtar Kavram

Hipofiz adenomlarının hücre soylarının (lineage) belirlenmesinde transkripsiyon faktörlerinin (T-PIT, PİT-1, SF-1) kullanımı.

Alternatif Yöntem

Soru kökündeki 'sessiz' ve 'agresif' ifadeleri, modern hipofiz sınıflamasındaki yüksek riskli grupları hatırlatarak doğru cevaba yönlendirebilir.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 166Soru

4848 yaşında bir kadın hasta, halsizlik ve tekrarlayan böbrek taşı şikayetleriyle başvuruyor. Yapılan laboratuvar incelemelerinde serum kalsiyum düzeyi 11.411.4 mg/dL, fosfor düzeyi 2.22.2 mg/dL ve paratiroid hormon (PTHPTH) düzeyi yüksek saptanıyor. Paratiroid sintigrafisinde sol alt paratiroid bezinde artmış aktivite tutulumu izlenmesi üzerine hasta opere ediliyor. Çıkarılan kitlenin mikroskobik incelemesinde, ince bir fibröz kapsül ile çevrili, ağırlıklı olarak esas hücrelerden (chief cells) oluşan bir proliferasyon gözleniyor.

Bu lezyonun paratiroid hiperplazisinden ziyade bir "paratiroid adenomu" olduğunu en güvenilir şekilde destekleyen morfolojik bulgu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kitlenin periferinde basıya uğramış normal paratiroid dokusunun (rim) bulunması

Cevap

Paratiroid adenomunu hiperplaziden ayıran en karakteristik özellik, kitle çevresinde basıya uğramış normal paratiroid dokusunun (rim) varlığıdır.
Paratiroid adenomları genellikle kapsüllü, soliter lezyonlardır. Mikroskobik olarak kitlenin hemen dışında, genellikle basıya uğramış ve içinde yağ hücreleri barındıran normal paratiroid dokusunun (rim) görülmesi, lezyonun bir adenom olduğunu hiperplaziden ayırmada en önemli kriterdir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ve laboratuvar verilerini değerlendir.
Hiperkalsemi, hipofosfatemii ve yüksek PTHPTH düzeyleri primer hiperparatiroidizm ile uyumludur.
Hastanın semptomları ve biyokimyasal değerleri paratiroid bezinin aşırı fonksiyonunu doğrular.
2
Görüntüleme ve cerrahi bulguları analiz et.
Sintigrafide tek odak saptanması ve cerrahide diğer bezlerin normal boyutta olması öncelikle adenomu düşündürür.
Paratiroid adenomları genellikle tek bir bezi etkilerken, hiperplazi genellikle tüm bezleri (multiglandüler) tutar.
3
Mikroskobik ayırıcı tanı kriterini belirle.
Adenomun en karakteristik histopatolojik bulgusu, kitle dışında kalan sıkışmış normal paratiroid dokusudur.
Hiperplazide tüm doku diffüz veya nodüler olarak büyüdüğü için bu şekilde bir 'rim' (sınır) dokusu görülmesi beklenmez.

Anahtar Kavram

Paratiroid adenomu ile hiperplazinin morfolojik ayırıcı tanısı.
Soru 167Soru

6161 yaşında erkek hastada yapılan rutin kontrolde serum PSAPSA düzeyi 4.5 ng/mL4.5\ ng/mL (N:04 ng/mLN: 0-4\ ng/mL) olarak saptanmıştır. Rektal tuşe muayenesinde prostatta belirgin bir nodül izlenmeyen hastaya yapılan iğne biyopsisinde; bazı glandlarda nükleer irileşme ve belirgin nükleollere sahip atipik epitel hücreleri görülmüştür. Yapılan immünohistokimyasal incelemede, bu glandların bazal hücre tabakasının p63 ile boyandığı ve devamlılığının korunduğu saptanmıştır. Bu hastada en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yüksek dereceli prostatik intraepitelyal neoplazi (HGPIN)

Cevap

Yüksek dereceli prostatik intraepitelyal neoplazi (HGPIN), atipik hücrelere rağmen bazal hücre tabakasının korunduğu bir lezyondur.
Vakada tanımlanan glandlardaki belirgin nükleollü atipik hücreler neoplastik bir süreci işaret eder. Ancak p63 gibi bazal hücre belirteçleri ile bazal tabakanın devamlılığının izlenmesi, bu sürecin invaziv olmadığını, yani epitelyal sınırlar içinde kaldığını (HGPIN) gösterir.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın klinik verilerini değerlendir.
6161 yaşında erkek, hafif PSAPSA yüksekliği (4.5 ng/mL4.5\ ng/mL) ve normal rektal tuşe bulguları.
Bu veriler hem benign hem de erken evre malign prostat hastalıklarında görülebilir.
2
Biyopsi bulgularındaki hücresel özellikleri analiz et.
Belirgin nükleollü atipik hücrelerin varlığı saptandı.
Atipi ve nükleol varlığı malignite şüphesini artırır ancak invazyonun kanıtı değildir.
3
İmmünohistokimyasal boyama sonucunu yorumla.
p63 ile bazal hücre tabakasının korunduğu izlendi.
Bazal tabakanın (p63 veya 34betaE12 ile gösterilen) varlığı, lezyonun 'intraepitelyal' olduğunu ve henüz invaziv kansere (adenokarsinom) dönüşmediğini kanıtlar.

Anahtar Kavram

HGPIN ve adenokarsinom ayrımında en güvenilir kriter bazal hücre tabakasının varlığıdır.

Daha Fazla Pratik

AMACR (P504S) pozitifliğinin HGPIN ve adenokarsinomdaki farklarını inceleyiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 168Soru

5858 yaşında, 3535 paket-yıl sigara içme öyküsü olan erkek hasta, son 22 aydır devam eden ağrısız makroskobik hematüri şikayetiyle üroloji polikliniğine başvuruyor. Yapılan sistoskopide mesane mukozasında papiller bir kitle izlenmiyor; ancak lateral duvarda çevre dokudan daha hiperemik, kadifemsi kırmızı renkli ve düz bir alan saptanıyor. Bu alandan alınan biyopsinin mikroskobik incelemesinde, ürotelyumun tüm katlarında belirgin nükleer atipi, pleomorfizm ve polarite kaybı izleniyor; ancak bazal membran bütünlüğünün korunduğu ve lamina propriaya hücre geçişi olmadığı görülüyor. Bu bulgular eşliğinde en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Karsinoma in situ

Cevap

Kadifemsi kırmızı, düz bir mukoza alanından alınan biyopsinin tüm katlarda atipi göstermesi ancak invazyon içermemesi Karsinoma in situ tanısını koydurur.
Karsinoma in situ, ürotelyumun bazal membranı aşmayan ancak tüm tabakalarını tutan yüksek dereceli malign hücrelerden oluşmasıyla tanımlanır. Sistoskopide papiller bir kitle oluşturmak yerine hiperemik, düz bir alan olarak izlenmesi en tipik klinik sunumlarından biridir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik verileri analiz et
5858 yaş, sigara öyküsü ve ağrısız hematüri, mesane tümörü (özellikle ürotelyal karsinom) riskini en üst sıraya koyar.
Sigara kullanımı, mesane karsinomları için en güçlü risk faktörlerinden biridir.
2
Sistoskopik bulguyu yorumla
Düz (flat), kadifemsi kırmızı (hiperemik) alan, karsinoma in situ (CIS) lezyonlarının klasik sistoskopik görünümüdür.
Papiller lezyonların aksine CIS, mukoza seviyesinde kalır ancak vaskülarite artışı nedeniyle kırmızı görünür.
3
Histopatolojik bulguları değerlendir
Tüm katlarda atipi (tam kat atipi) ve bazal membranın sağlam olması tanıyı CIS olarak kesinleştirir.
Eğer invazyon olsaydı invaziv karsinom, atipi kısmi olsaydı displazi veya reaktif atipi düşünülürdü.

Anahtar Kavram

Mesane Karsinoma in situ (CIS), her zaman yüksek dereceli (high-grade) bir lezyondur ve sistoskopide 'kadifemsi kırmızı alan' olarak görülmesi tipiktir.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 169Soru

6666 yaşında, deri işleme atölyesinde uzun yıllar anilin boya maruziyeti kalmış ve ağır tütün kullanımı öyküsü olan erkek hasta, ağrısız makroskobik hematüri şikayetiyle başvuruyor. Yapılan sistoskopik incelemede mesane lateral duvarında saptanan solid kitleye transüretral rezeksiyon (TURMTUR-M) uygulanıyor. Patolojik incelemede; neoplastik hücrelerin fibrovasküler kor içermeyen küçük papiller kümeler oluşturduğu ve bu kümelerin geniş, berrak laküner boşluklar içerisinde yerleştiği izleniyor. İmmünohistokimyasal çalışmada bu boşlukların endotel ile döşeli olmadığı (psödolenfatik boşluklar) saptanıyor.

Bu hastada en olası tanı ve tümörün beklenen klinik davranışı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Mikropapiller varyant ürotelyal karsinom; agresif biyolojik davranış ve tanı anında genellikle yüksek evre

Cevap

Mikropapiller varyant ürotelyal karsinom; agresif biyolojik davranış ve tanı anında genellikle yüksek evre
Doğru seçenek olan mikropapiller varyant, mesanenin en agresif ürotelyal karsinom varyantlarından biridir. Mikroskobik olarak hücre kümelerinin etrafındaki boşluklar (lakünler), tümörün lenf damarlarına invaze olduğu yanılsamasını yaratır. Bu tümörler genellikle tanı anında muskularis propria (detrusor kası) invazyonu göstermiş durumdadır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik risk faktörlerini ve semptomları değerlendir
66 yaş, anilin boya (boya endüstrisi) ve tütün kullanımı, ağrısız hematüri; bu bulgular yüksek dereceli ürotelyal karsinom riskini işaret eder.
Anilin boyalar ve sigara, ürotelyal karsinom (TCC) için en temel risk faktörleridir.
2
Histopatolojik bulguları analiz et
Fibrovasküler kor içermeyen papiller yapılar ve laküner (psödolenfatik) boşluklar saptandı.
Bu spesifik morfoloji, mikropapiller varyant ürotelyal karsinomun tanısal özelliğidir.
3
Klinik seyir ile tanı arasındaki ilişkiyi kur
Mikropapiller varyantın tanı anında derin doku invazyonu (T2 ve üzeri) ve lenf nodu metastazı yapma potansiyeli yüksektir.
Bu varyant agresif bir fenotipe sahiptir ve sıklıkla ileri evrede teşhis edilir.

Anahtar Kavram

Mikropapiller varyant ürotelyal karsinomun morfolojik tanısı ve agresif doğası.
Soru 170Soru

2424 yaşında bir kadın hasta; dil ve dudak mukozasında çok sayıda ağrısız nodüler lezyonlar, uzun ekstremiteler ve marfanoid vücut yapısı nedeniyle değerlendiriliyor. Laboratuvar incelemelerinde serum kalsitonin düzeyi yüksek saptanan bu hastada, klinik tabloyu tamamlaması beklenen ve sürrenal medulladan köken alan neoplazi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Feokromositoma

Cevap

Hastada görülen mukozal nöromalar, marfanoid vücut yapısı ve yüksek kalsitonin (medüller tiroid karsinomu) birlikteliği MEN 2B sendromuna özgüdür; bu sendromun sürrenal medulla kaynaklı bileşeni ise feokromositomadır.
Hastadaki mukozal nöromalar (dudak ve dil nodülleri), marfanoid vücut yapısı ve yüksek kalsitonin (MTC) varlığı tipik bir MEN 2B klinik tablosudur. Bu sendromun adrenal bezde (sürrenal medulla) görülen karakteristik neoplazisi feokromositomadır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguları analiz et.
Dudak/dil nodülleri (mukozal nöromalar), marfanoid yapı ve yüksek kalsitonin (medüller tiroid karsinomu - MTC) saptandı.
Hastanın fenotipik özelliklerini belirleyerek spesifik MEN sendromunu tanımlamak için.
2
Tanımlanan bulgularla sendromu eşleştir.
Bulgular MEN 2B (ayrıca MEN 3 olarak da bilinir) sendromuna işaret etmektedir.
MEN 2A ve 2B arasındaki temel fark, 2B'de paratiroid tutulumu yerine mukozal nöromalar ve marfanoid yapının olmasıdır.
3
Sendromun eksik bileşenini belirle.
MEN 2B'nin ana bileşenleri: MTC, Feokromositoma, Mukozal nöromalar ve Marfanoid yapıdır.
Soruda istenen sürrenal medulla kaynaklı tümörü bulmak için.

Anahtar Kavram

MEN 2B sendromu; medüller tiroid karsinomu, feokromositoma ve mukozal nöromalar/marfanoid habitus ile karakterizedir ve RET proto-onkojen mutasyonu ile ilişkilidir.

Daha Fazla Pratik

MEN 2A ve 2B arasındaki fenotipik farkları ve her iki sendromda da görülen RET mutasyonunun farklı ekzon tutulumlarını gözden geçirebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 171Soru

6060 yaşında erkek hasta, son birkaç aydır idrar yaparken zorlanma ve gece idrara çıkma şikayetleri ile başvuruyor. Yapılan fizik muayenede rektal tuşede prostatın sol lobunda sert bir alan saptanıyor. Laboratuvar tetkiklerinde serum PSAPSA düzeyi 5.5 ng/mL5.5\ ng/mL (N:04 ng/mLN: 0-4\ ng/mL) olarak ölçülüyor. Yapılan iğne biyopsisinde küçük glandüler yapılar izleniyor. Bu şüpheli odaklarda prostat adenokarsinomu tanısını doğrulamak amacıyla yapılan immünohistokimyasal incelemede aşağıdakilerden hangisinin saptanması beklenir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bazal hücrelerde p63p63 boyanma kaybı ve tümör hücrelerinde AMACRAMACR (P504SP504S) pozitifliği

Cevap

Prostat adenokarsinomu tanısında bazal hücre tabakasının kaybı (p63p63 negatifliği) ve neoplastik hücrelerde AMACRAMACR (P504SP504S) pozitifliği beklenir.
Prostat adenokarsinomu tanısında en güvenilir immünohistokimyasal yöntem, şüpheli glandlarda bazal hücre tabakasının olmadığını göstermektir. Bazal hücreler p63p63 veya sitokeratin 5/65/6 (34βE1234\beta E12) ile boyanır; kanserde bu hücreler bulunmadığı için boyanma kaybı izlenir. Ek olarak, neoplastik hücrelerde AMACRAMACR (P504SP504S) ekspresyonunun saptanması tanıyı destekleyen özgül bir bulgudur.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ve laboratuvar verilerini değerlendir.
6060 yaş, sert nodül ve PSAPSA yüksekliği (5.5 ng/mL5.5\ ng/mL) prostat kanseri şüphesini artırır.
Hastanın semptomları ve muayene bulguları malignite potansiyelini gösterir.
2
Prostat kanserinin temel histopatolojik özelliğini hatırla.
Adenokarsinomda glandları çevreleyen bazal hücre tabakası tamamen kaybolmuştur.
Benign glandlar çift katlı (sekretuar ve bazal), malign glandlar tek katlıdır.
3
İmmünohistokimyasal belirteçleri eşleştir.
Bazal hücreler için p63p63 veya 34βE1234\beta E12, kanser hücreleri için AMACRAMACR kullanılır.
Kanserde bazal markerlar boyanmaz (negatif), AMACRAMACR ise boyanır (pozitif).

Anahtar Kavram

Prostat adenokarsinomu ile benign yapıların ayrımında bazal hücre kaybının (p63p63 negatifliği) gösterilmesi altın standarttır.
Soru 172Soru

2626 yaşında kadın hasta; yüzde güneşle artan döküntü, eklem ağrıları ve bacaklarında belirgin şişlik şikayetleriyle başvuruyor. Laboratuvar incelemesinde proteinüri (4,8 g/gu¨n4,8\text{ g/gün}), mikroskobik hematüri ve serum C3C_3 ile C4C_4 düzeylerinde belirgin düşüklük saptanıyor. ANA ve anti-dsDNA testleri pozitif sonuçlanıyor. Yapılan böbrek biyopsisinin ışık mikroskobunda glomerüllerde diffüz endokapiller proliferasyon, lökosit infiltrasyonu ve kapiller duvarlarda bazal membran kalınlaşmasını andıran yaygın "tel halka" (wire-loop) görünümü izleniyor. İmmünofloresan mikroskobide ise glomerüllerde IgG, IgA, IgM, C3C_3 ve C1qC_{1q} ile "full-house" boyanma paterni saptanıyor. Bu hastada elektron mikroskobunda aşağıdakilerden hangisinin saptanması en olasıdır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Glomerül kapiller endoteli ile bazal membran arasında (subendotelyal) yerleşen belirgin elektron yoğun birikimler

Cevap

Elektron mikroskobunda glomerül kapiller endoteli ile bazal membran arasında yerleşen belirgin subendotelyal birikimler saptanır.
Vakada tanımlanan klinik (SLE), laboratuvar (ANA+, dsDNA+, hipokomplemanemi) ve histopatolojik (diffüz proliferasyon, wire-loop, full-house IF) bulgular Sınıf IV (Diffüz Proliferatif) Lupus Nefriti tanısını kesinleştirir. Sınıf IV Lupus Nefriti'nin ışık mikroskobunda görülen en karakteristik bulgusu olan 'tel halka' (wire-loop) lezyonları, kapiller lümenini daraltan masif subendotelyal elektron yoğun birikimlerin sonucudur.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ve laboratuvar bulgularının analizi
Genç kadın hasta, malar raş, artralji, ANA/anti-dsDNA pozitifliği ve hipokomplemanemi (C3,C4C_3, C_4 düşük) ile Sistemik Lupus Eritematozus (SLE) tanısı konur.
SLE tanısı için gerekli klinik ve serolojik kriterler mevcuttur.
2
Böbrek patolojisinin evrelendirilmesi
Işık mikroskobundaki diffüz proliferasyon ve 'wire-loop' (tel halka) lezyonları, hastanın Sınıf IV Lupus Nefriti (Diffüz Proliferatif Lupus Nefriti) olduğunu gösterir.
Wire-loop lezyonları Sınıf IV için en tipik morfolojik özelliktir.
3
Morfolojik bulgunun elektron mikroskobu (EM) karşılığının belirlenmesi
Sınıf IV Lupus Nefriti'ndeki tel halka görünümü, EM'de masif 'subendotelyal' immün kompleks birikimlerine karşılık gelir.
Birikim yeri, ışık mikroskobundaki kapiller duvar kalınlaşmasının niteliğini belirler.

Anahtar Kavram

Sınıf IV Lupus Nefriti'nde (Diffüz Proliferatif) görülen 'wire-loop' lezyonları masif subendotelyal birikimlerin sonucudur.
Soru 173Soru

Adrenal bez hastalıklarının ayırıcı tanısında klinik ve laboratuvar bulgularının birlikte değerlendirilmesi esastır. Aşağıdaki tabloda dört farklı hastanın (Hasta 1, 2, 3 ve 4) başvuru bulguları ve ilk laboratuvar sonuçları özetlenmiştir:

HastaSerum Na+Na^+ (mEq/L)Serum K+K^+ (mEq/L)Klinik ve Laboratuvar Bulguları
Hasta 11461462,72,7Persistan hipertansiyon, Plazma Renin Aktivitesi (PRA) baskılanmış
Hasta 21391394,14,1Ataklar halinde gelen baş ağrısı, idrarda VMA ve metanefrin artışı
Hasta 31441443,33,3Gövdesel obezite, mor strialar, serum ACTH düşük, kortizol yüksek
Hasta 41401404,24,2Çocuk hastada karın kitlesi, histolojide Homer-Wright rozetleri

Buna göre, 'Conn Sendromu' (Primer Hiperaldosteronizm) tanısı için en karakteristik olan profil hangi hastaya aittir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hasta 1

Cevap

Hasta 1'in profili Conn sendromu (primer hiperaldosteronizm) ile uyumludur.
Hasta 1 olarak tanımlanan profil, persistan hipertansiyon, belirgin hipokalemi (<3,5< 3,5 mEq/L) ve baskılanmış plazma renin aktivitesi ile primer hiperaldosteronizmin (Conn sendromu) tanısal kriterlerini tam olarak karşılamaktadır. Adrenal adenom veya hiperplaziye bağlı otonom aldosteron salınımı, sodyum tutulumuna ve potasyum kaybına yol açarken, artan plazma hacmi renini baskılar.

Adım Adım Çözüm

1
Elektrolit ve tansiyon bulgularının analizi
Hasta 1'de hipertansiyon ile birlikte belirgin hipokalemi (K+=2,7K^+ = 2,7 mEq/L) ve sodyumun yüksek-normal sınırda (146146 mEq/L) olduğu görülmektedir.
Aldosteron fazlalığı distal tübüllerde sodyum geri emilimini artırırken potasyum atılımını hızlandırır.
2
Hormonal kontrol mekanizmasının değerlendirilmesi
Plazma Renin Aktivitesinin (PRA) baskılanmış olması, aldosteron artışının renin-anjiyotensin sisteminden bağımsız (primer) olduğunu kanıtlar.
Primer hiperaldosteronizmde yüksek aldosteron seviyeleri negatif geri bildirim ile renini baskılar.
3
Diğer hastaların elenmesi
Hasta 2 Feokromositoma, Hasta 3 Cushing sendromu ve Hasta 4 Nöroblastom bulgularına sahiptir.
Her adrenal patolojinin kendine özgü bir klinik ve laboratuvar 'imzası' mevcuttur.

Anahtar Kavram

Primer hiperaldosteronizm (Conn sendromu), otonom aldosteron salınımı nedeniyle gelişen, düşük plazma renin aktivitesi ve hipokalemik hipertansiyon ile karakterize bir tablodur.

İpuçları

1
Primer hiperaldosteronizmde aldosteron/renin oranının nasıl değişeceğini düşünün.
2
Hipertansiyonu olan bir hastada potasyum düşüklüğü ve baskılanmış renin, adrenal korteksin hangi tabakasının aşırı çalıştığını gösterir?
3
Tablodaki hastalardan hangisi aldosteronun böbrek distal tübülündeki temel etkilerini (Na geri emilimi, K atılımı) ve renin üzerindeki geri bildirimini yansıtıyor?

Daha Fazla Pratik

Sekonder hiperaldosteronizmde (örneğin renal arter stenozu) renin seviyelerinin Conn sendromundan nasıl farklılaştığını inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 174Soru

4545 yaşında erkek hasta, son 66 ayda belirginleşen gövdesel obezite, hipertansiyon ve proksimal kas güçsüzlüğü şikayetleriyle başvuruyor. Yapılan laboratuvar incelemelerinde sabah kortizol düzeyi 3232 μ\mu g/dL (N: 5235-23) ve plazma ACTH düzeyi 22 pg/mL (N: 106010-60) olarak saptanıyor. Batın BT incelemesinde sol sürrenal bezde 44 cm çapında düzgün sınırlı bir kitle izleniyor. Bu hastanın hipofiz bezindeki kortikotrop hücrelerde izlenmesi en muhtemel morfolojik değişiklik aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Crooke hyalin değişimi

Cevap

Sürrenal kaynaklı Cushing sendromunda hipofizde izlenen karakteristik değişiklik Crooke hyalin değişimidir.
Crooke hyalin değişimi, yüksek glukokortikoid seviyelerine (ister sürrenal adenom gibi endojen, ister ilaç kullanımı gibi eksojen olsun) yanıt olarak normal kortikotrop hücrelerin sitoplazmasında orta düzeydeki keratin filamentlerinin birikmesiyle karakterize homojen, buzlu cam benzeri bir görünümdür.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ve laboratuvar verilerini analiz et.
Yüksek kortizol ve düşük ACTH seviyeleri, durumun ACTH'dan bağımsız (sürrenal kaynaklı) bir Cushing sendromu olduğunu gösterir.
Sürrenal kitle tarafından üretilen aşırı kortizol, negatif geri bildirim yoluyla hipofizden ACTH salınımını baskılar.
2
Hiperkortizolizmin hipofiz morfolojisi üzerindeki etkisini değerlendir.
Normal kortikotrop hücrelerde sitokeratin filamentlerinin birikimi sonucu sitoplazmanın homojen, bazofilik ve hiyalinize bir görünüm alması beklenir.
Bu spesifik morfolojik değişikliğe 'Crooke hyalin değişimi' adı verilir ve hem endojen hem de eksojen glukokortikoid fazlalığında görülür.

Anahtar Kavram

Crooke hyalin değişimi, hiperkortizolizme bağlı olarak hipofiz kortikotrop hücrelerinde meydana gelen reaktif bir sitoplazmik değişikliktir.
Soru 175Soru

4242 yaşında kadın hasta, Wegener granülomatozu tanısıyla uzun süredir siklofosfamid tedavisi almaktadır. Son zamanlarda gelişen dizüri ve mikrohematüri şikayetleriyle başvuran hastaya yapılan sistoskopide, mesane mukozasında düz, hiperemik bir alan saptanmıştır. Yapılan biyopside ürotelyumun tüm katmanlarında belirgin sitolojik atipi izlenirken, bazal membranın intakt olduğu görülmüştür.

Bu hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Karsinoma in situ

Cevap

Karsinoma in situ, düz mukozal alanlarda görülen ve bazal membranı aşmayan tam kat sitolojik atipi ile karakterizedir.
Karsinoma in situ (CIS), ürotelyumun tüm katmanlarını tutan yüksek dereceli sitolojik atipiye sahip hücrelerin varlığıyla tanımlanır ancak bu hücreler bazal membranı istila etmemiştir. Sistoskopide papiller bir kitle yerine düz, bazen eritematöz bir alan olarak görülmesi karakteristiktir. Ayrıca hastadaki siklofosfamid öyküsü bu malignite gelişimi için güçlü bir risk faktörüdür.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın risk faktörlerini değerlendir.
Siklofosfamid kullanımı mesane kanseri riskini artıran önemli bir etkendir.
Siklofosfamid metaboliti olan akrolein, ürotelyum üzerinde toksik ve karsinojenik etkilere sahiptir.
2
Sistoskopik ve histopatolojik bulguları analiz et.
Düz hiperemik alan (sistoskopi) ve tam kat sitolojik atipi (biyopsi) saptanmıştır.
Ürotelyal karsinoma in situ (CIS), papiller yapı oluşturmayan, düz bir lezyon olarak karşımıza çıkar.
3
Bazal membranın durumunu kontrol et.
Bazal membran intakt (sağlam) olarak bildirilmiştir.
Atipik hücrelerin epitelyum içinde sınırlı kalması ve bazal membranı aşmaması lezyonun 'in situ' aşamasında olduğunu gösterir.

Anahtar Kavram

Ürotelyal karsinoma in situ (CIS), düz mukozal alanlarda gelişen, bazal membranı aşmayan ancak tüm epitelyum kalınlığını tutan yüksek dereceli (high-grade) malign hücrelerden oluşur.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 176Soru

30 yaşında bir erkek hasta, farenjit tanısıyla penisilin tedavisi almaya başladıktan 10 gün sonra ateş, yaygın deri döküntüsü ve idrar miktarında azalma şikayetleriyle başvuruyor. Yapılan tetkiklerinde serum kreatinin düzeyinde artış ve idrar sedimentinde eozinofilüri saptanıyor. Bu hastanın tanısını kesinleştirmek amacıyla yapılacak böbrek biyopsisinde izlenmesi en muhtemel histopatolojik bulgu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İnterstisyel ödem ve eozinofillerden zengin inflamatuar infiltrasyon

Cevap

İnterstisyel ödem ve eozinofillerden zengin inflamatuar infiltrasyon
Hastada tarif edilen tablo, penisilin gibi ilaçlara karşı gelişen tip I veya tip IV hipersensitivite reaksiyonuna bağlı Akut İlaç İlişkili Tübülointerstisyel Nefrit'tir. Bu durumun karakteristik histopatolojik bulgusu, interstisyel alanda belirgin ödem ve lenfositler ile birlikte eozinofillerden oluşan infiltrasyondur. Ayrıca tübülit (lökositlerin tübül epiteli arasına girmesi) de sık görülür.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ipuçlarını değerlendirme
İlaç kullanımı (penisilin), ateş, döküntü ve eozinofilüri varlığı saptandı.
Bu bulgular Akut İlaç İlişkili Tübülointerstisyel Nefrit (AİN) tanısını destekler.
2
Tanı ile histopatoloji eşleştirmesi
AİN'de temel morfolojik değişiklik interstisyel alandadır.
Bu hastalıkta interstisyel ödem ve tipik olarak eozinofilleri içeren mononükleer hücre infiltrasyonu izlenir.

Anahtar Kavram

Akut ilaç ilişkili tübülointerstisyel nefrit, tipik olarak eozinofillerin eşlik ettiği interstisyel ödem ve inflamasyonla karakterizedir.
Tahmini Süre:45s
Soru 177Soru

4242 yaşında kadın hastanın boyun muayenesinde saptanan 33 cm’lik sol tiroid nodülüne yapılan ince iğne aspirasyon biyopsisi (İİAB) “papiller karsinom kuşkusu (Bethesda V)” olarak raporlanmıştır. Yapılan total tiroidektomi spesmeninin histopatolojik incelemesinde; nodülün tamamen fibröz bir kapsülle çevrili olduğu, kapsül veya damar invazyonu içermediği ve papilla yapısı sergilemediği görülmüştür. Tümörün tamamı foliküler büyüme paterni göstermektedir. Ancak tümör hücrelerinde belirgin nükleer büyüme, nükleer membran düzensizliği, oluklanma ve kromatin klirensi (buzlu cam görünümü) izlenmektedir. Moleküler incelemede BRAF V 600600 E mutasyonu saptanmamıştır. Bu klinik ve patolojik bulgular eşliğinde en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Non-invaziv papiller benzeri nükleer özellikli foliküler tiroid neoplazisi (NIFTP)

Cevap

Non-invaziv papiller benzeri nükleer özellikli foliküler tiroid neoplazisi (NIFTP)
Doğru seçenek olan NIFTP tanısı; tam kapsüllü olması, kapsül veya damar invazyonu içermemesi, %1'den az papilla içermesi ve papiller karsinoma özgü nükleer özelliklerin (buzlu cam nükleus, nükleer membran düzensizliği, oluklanma) varlığı ile konur. Bu vakada tüm bu kriterler karşılanmaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Mimari yapıyı değerlendir.
Tümörün tam kapsüllü olduğu, invazyon içermediği ve foliküler patern gösterdiği saptandı.
NIFTP tanısı için tümörün non-invaziv ve foliküler yapıda olması şarttır.
2
Nükleer özellikleri incele.
Papiller karsinoma özgü buzlu cam görünümü ve nükleer oluklanmalar izlendi.
Bu nükleer özellikler, lezyonu foliküler adenomdan ayırarak NIFTP veya papiller karsinom kategorisine sokar.
3
Dışlama kriterlerini kontrol et.
Papilla ve psammom cisimciği saptanmadı, BRAF mutasyonu negatif.
NIFTP tanısı için gerçek papilla yapısı ve psammom cisimciği bulunmamalıdır; BRAF V600E mutasyonu genellikle NIFTP'de görülmez.
4
Tanıyı sentezle.
Non-invaziv papiller benzeri nükleer özellikli foliküler tiroid neoplazisi (NIFTP).
Tüm kriterler (foliküler yapı, PTC nükleer özellikleri, invazyon yokluğu) bu tanıyı doğrular.

Anahtar Kavram

NIFTP (Non-invasive follicular thyroid neoplasm with papillary-like nuclear features) kriterleri ve papiller karsinomun foliküler varyantından ayrımı.
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 178Soru

5252 yaşında erkek hasta, son 11 aydır devam eden ağrısız makroskobik hematüri şikayeti ile başvuruyor. Yapılan sistoskopide mesane kubbesinde (dome) yerleşimli, lümen içine doğru büyüyen ekzofitik bir kitle saptanıyor. Alınan biyopsi örneğinin histopatolojik incelemesinde müsin üreten, atipik glandüler epitelle döşeli invaziv yapılar izleniyor. Bu hastadaki neoplazinin en olası kökeni aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Urakus artığı

Cevap

Mesane kubbesinde yerleşen ve histolojik olarak adenokarsinom saptanan kitlelerin en olası kökeni urakus artıklarıdır.
Mesanenin primer adenokarsinomları nadirdir. Ancak mesane kubbesinde (dome) yerleşen adenokarsinomlar, mesaneyi göbeğe bağlayan embriyolojik bir yapı olan urakus'un kalıntılarından gelişir. Bu tümörler sıklıkla müsin üretimi gösterir ve ürotelyal karsinomlardan farklı bir biyolojik davranış sergiler.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguları analiz et
Hasta orta yaşlı (5252), ağrısız hematürisi var ve mesane kubbesinde (dome) kitlesi mevcut.
Mesane tümörlerinin anatomik yerleşimi etiyoloji hakkında kritik ipuçları sağlar.
2
Histopatolojik veriyi değerlendir
Tümör müsin üreten glandüler yapılandırma (adenokarsinom) gösteriyor.
Normal mesane epiteli ürotelyaldir; adenokarsinom varlığı metaplazi veya embriyolojik artıkları düşündürür.
3
Anatomi ve histolojiyi birleştir
Mesane kubbesi ++ Adenokarsinom == Urakal Adenokarsinom.
Urakus, embriyolojik dönemde mesane kubbesi ile göbek arasında uzanan kanaldır; kapanma kusurları veya buradaki glandüler artıklar adenokarsinoma kaynaklık eder.

Anahtar Kavram

Mesane adenokarsinomlarının yerleşime göre ayırıcı tanısı (Urakal vs Non-urakal).

Daha Fazla Pratik

Mesane kanserlerinde Schistosoma haematobium ve kronik sonda kullanımı sonucu gelişen histolojik tipi (Skuamöz Hücreli Karsinom) gözden geçirin.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 179Soru

Otuz iki yaşında bir kadın hasta, doğum sırasında gelişen masif obstetrik kanama ve şiddetli hipotansiyon sonrası halsizlik, iştahsızlık ve bebeğini emzirememe (laktasyon yetersizliği) şikayetleriyle başvuruyor. Yapılan incelemelerde hipofiz ön lobunda yaygın iskemik nekroz saptanıyor. Bu klinik tablo aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sheehan sendromu

Cevap

Sheehan sendromu
Sheehan sendromu, gebelik sırasında fizyolojik olarak büyüyen hipofiz ön lobunun, doğum sırasında gelişen masif kanama ve buna bağlı şok/hipotansiyon nedeniyle iskemik nekroza uğramasıdır. En karakteristik erken bulgusu süt gelmemesidir (laktasyon yetersizliği).

Adım Adım Çözüm

1
Klinik öykünün değerlendirilmesi
Doğum sırasında masif kanama (hipotansiyon) ve doğum sonrası laktasyon yetersizliği saptanmıştır.
Gebelikte hipofiz bezi normalin iki katı büyür ancak kanlanması aynı oranda artmaz, bu da onu iskemiye duyarlı hale getirir.
2
Patolojik bulgunun tanımlanması
Hipofiz ön lobunda iskemik nekroz.
Şiddetli kanama ve hipotansiyon, zaten hassas olan hipofiz ön lobunda infarkta yol açar.
3
Hastalık isimlendirmesi
Postpartum hipofiz nekrozu = Sheehan sendromu.
Bu spesifik klinik ve patolojik tablo tıp literatüründe bu isimle tanımlanmıştır.

Anahtar Kavram

Gebelikte büyüyen hipofiz bezinin postpartum kanama/şok sonrası iskemik nekroza uğraması (Sheehan sendromu).

Daha Fazla Pratik

Hipofiz ön lobunun iskemik nekrozuna neden olan diğer durumlar (diyabetik vaskülopatiler, orak hücreli anemi) ile Sheehan sendromu arasındaki farkları gözden geçirebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 180Soru

5252 yaşında bir erkek hasta, şiddetli kemik ağrıları ve tekrarlayan nefrolitiazis (böbrek taşı) şikayetleri ile başvuruyor. Laboratuvar incelemesinde serum kalsiyum düzeyi 15.215.2 mg/dL (N: 8.510.58.5-10.5), parathormon (PTH) düzeyi 12001200 pg/mL (N: 106510-65) olarak saptanıyor. Fizik muayenede boyun sol alt kadranda sert ve çevre dokulara fikse bir kitle palpe ediliyor. Yapılan cerrahi eksizyonda tümörün çevre yumuşak dokulara invazyon gösterdiği, mikroskobik incelemede ise kalın fibröz septalarla ayrılmış trabeküler yapılar ve vasküler invazyon alanları izleniyor.

Bu hastadaki tümörün patogenezinde en olası moleküler değişiklik ve tanıyı desteklemek için yapılacak immünohistokimyasal çalışmada izlenecek bulgu aşağıdakilerin hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: CDC73 (HRPT2) gen mutasyonu ve parafibromin ekspresyon kaybı

Cevap

Paratiroid karsinomunda tanısal olan özellik CDC73 (HRPT2) gen mutasyonu ve buna bağlı olarak gelişen parafibromin ekspresyon kaybıdır.
Hastadaki aşırı hiperkalsemi, palpe edilebilir kitle, çevre dokulara invazyon ve histolojik olarak izlenen kalın fibröz septalar paratiroid karsinomu tanısını koydurur. Paratiroid karsinomlarının yaklaşık %70'inden fazlasında ve Hiperparatiroidizm-Çene Tümörü sendromunda CDC73 (HRPT2) gen mutasyonu izlenir. Bu mutasyon immünohistokimyasal olarak tümör hücrelerinde parafibromin ekspresyonunun kaybı şeklinde kendini gösterir ve adenomlardan ayırıcı tanıda çok değerlidir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ve laboratuvar verilerini analiz et.
Serum kalsiyumunun 1414 mg/dL üzerinde olması (15.215.2), aşırı yüksek PTH ve palpe edilebilir kitle primer hiperparatiroidizmin malign (karsinom) formunu düşündürür.
Adenonlarda kalsiyum genellikle daha düşüktür ve kitle palpe edilemez.
2
Makroskobik ve histopatolojik bulguları değerlendir.
Çevre dokulara invazyon, vasküler invazyon ve 'kalın fibröz septalar' karsinom için tipik morfolojik kriterlerdir.
Adenomlarda ince bir kapsül ve basıya uğramış normal doku rimi izlenirken, karsinomda desmoplastik yanıt ve invazyon ön plandadır.
3
Moleküler patogenezi belirle.
CDC73 (eski adıyla HRPT2) gen mutasyonu sonucu oluşan parafibromin proteini kaybı saptanır.
Parafibromin kaybı, paratiroid adenomu ile karsinomu ayrımında kullanılan en spesifik immünohistokimyasal belirteçtir.

Anahtar Kavram

Paratiroid karsinomu; aşırı hiperkalsemi, invaziv büyüme, kalın fibröz bantlar ve CDC73 mutasyonuna bağlı parafibromin kaybı ile karakterizedir.

Daha Fazla Pratik

MEN1 sendromunda hipofiz adenomlarının genellikle hangi transkripsiyon faktör hattından (Pit-1, T-PIT, SF-1) köken aldığını gözden geçirin.
Tahmini Süre:2m 0s
ÖncekiSayfa 9 / 20Sonraki
Ürogenital ve Endokrin Sistem Patolojisi — TUS - Tıpta Uzmanlık Sınavı — Sayfa 9 | Examkin