Onkoloji

351 questions

Question 341Question

5858 yaşında erkek hasta, rutin sağlık kontrolü amacıyla polikliniğe başvuruyor. Sigara öyküsü 1515 paket-yıl olan hastanın fizik muayenesi ve aile öyküsü doğaldır. Hasta, kendi isteğiyle yaptırdığı tetkiklerde karsinoembriyonik antijen (CEACEA) ve alfa-fetoprotein (AFPAFP) düzeylerinin normal sınırlarda saptanması üzerine herhangi bir kanser odağının bulunmadığını ve ek bir tarama testine gerek olmadığını düşünmektedir. Bu hasta için güncel tarama rehberlerine göre yapılması gereken en uygun yaklaşım hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Kolon kanseri taraması amacıyla kolonoskopi önerilmelidir.

Answer

Ortalama riskli bir birey olan 5858 yaşındaki bu hastada, güncel rehberlere göre kolon kanseri taraması için kolonoskopi yapılması en uygun yaklaşımdır.
4545 yaş ve üzerindeki tüm bireyler (cinsiyet fark etmeksizin) kolon kanseri açısından tarama programına alınmalıdır. Kolonoskopi, her 1010 yılda bir yapılması önerilen altın standart tarama yöntemidir. Hastanın tümör belirteçlerinin normal olması bu gerekliliği değiştirmez.

Step-by-Step Solution

1
Hastanın yaş ve risk profilinin değerlendirilmesi.
5858 yaşında, 1515 paket-yıl sigara öyküsü olan, ailesinde ek risk faktörü bulunmayan 'ortalama riskli' bir birey.
Tarama yöntemleri yaşa ve risk grubuna göre belirlenir.
2
Tümör belirteçlerinin taramadaki geçerliliğinin analizi.
CEACEA ve AFPAFP gibi belirteçlerin normal olması kanseri dışlamaz ve genel popülasyonda tarama amaçlı kullanılmazlar.
Bu belirteçlerin duyarlılık ve özgüllükleri tarama için yetersizdir; daha çok tedavi yanıtı ve takipte kullanılırlar.
3
Güncel tarama kılavuzlarındaki (USPSTF, Sağlık Bakanlığı) kriterlerin uygulanması.
Kolon kanseri tarama yaşının (4545 yaş) üzerinde olduğu, ancak akciğer kanseri tarama eşiğinin (2020 paket-yıl) altında olduğu belirlendi.
Hastanın yaşına göre öncelikli tarama gerekliliğini saptamak.

Key Concept

Tümör belirteçleri (CEA, AFP vb.) asemptomatik ve ortalama riskli bireylerde tarama testi olarak kullanılmaz; kanser taraması yaş ve risk faktörlerine göre spesifik modalitelerle (kolonoskopi, mamografi, DDBT vb.) yapılır.

Alternative Method

Hastanın sigara öyküsü 20 paket-yıl üzerinde olsaydı, akciğer kanseri taraması (DDBT) da seçenekler arasında değerlendirilirdi; ancak kolon kanseri taraması yaşı itibarıyla her koşulda gereklidir.
Estimated Time:1m 30s
Question 342Question

65 yaşında, 50 paket-yıl sigara öyküsü olan bir erkek hasta, son zamanlarda artan halsizlik, iştahsızlık ve kabızlık şikayetleriyle başvuruyor. Yapılan tetkiklerde serum kalsiyum düzeyi 13.2mg/dL13.2 mg/dL, albumin 4.0g/dL4.0 g/dL, fosfor 2.1mg/dL2.1 mg/dL ve paratiroid hormon (PTH) düzeyi <5pg/mL<5 pg/mL (baskılanmış) olarak saptanıyor. Akciğer grafisinde sağ hiler bölgede düzensiz sınırlı bir kitle izleniyor. Bu hastadaki paraneoplastik tabloya en sık yol açan akciğer kanseri tipi aşağıdakilerinden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Yassı hücreli karsinom

Answer

Yassı hücreli karsinom
Laboratuvar bulguları (yüksek kalsiyum, düşük fosfor ve baskılanmış PTH), tümörden paratiroid hormon ilişkili peptid (PTHrP) salgılandığını göstermektedir. Bu durum 'Humoral Malignite Hiperkalsemisi' olarak adlandırılır ve akciğer kanserleri arasında en sık yassı hücreli (skuamöz) karsinomda görülür.

Step-by-Step Solution

1
Hastanın biyokimyasal değerlerini analiz et.
Yüksek kalsiyum (13.2mg/dL13.2 mg/dL) ve baskılanmış PTH (<5pg/mL<5 pg/mL), humoral malignite hiperkalsemisi (HHM) tablosuna işaret eder.
Maligniteye bağlı hiperkalsemide kalsiyum yüksekken, negatif geri bildirim nedeniyle endojen PTH baskılanır.
2
Paraneoplastik hiperkalsemi mekanizmasını belirle.
Solid tümörlerde hiperkalsemi genellikle tümörden salınan PTHrP (Paratiroid Hormon İlişkili Peptid) aracılığıyla gerçekleşir.
PTHrP, PTH reseptörlerine bağlanarak benzer etkiler gösterir ancak standart PTH ölçümlerinde saptanmaz.
3
Mekanizmayı en olası akciğer kanseri tipi ile eşleştir.
PTHrP salınımı ve buna bağlı hiperkalsemi, akciğerin yassı hücreli (skuamöz) karsinomunda en karakteristiktir.
TUS onkoloji sorularında spesifik sendrom-tümör eşleşmeleri temel bilgi olarak sorgulanır.

Key Concept

Humoral Malignite Hiperkalsemisi (HHM) ve PTHrP

Hints

1
Hastadaki hiperkalsemi tablosunun baskılanmış PTH ile birlikte olması, paratiroid dışı bir hormon benzeri maddeyi (PTHrP) düşündürür.

Practice More

Diğer paraneoplastik sendromlar (SIADH, Lambert-Eaton) ile küçük hücreli akciğer kanseri ilişkisini gözden geçirin.
Estimated Time:1m 15s
Question 343Question

Güneş ışığına maruziyet sonrası deri hücrelerinde meydana gelen DNA hasarlarının büyük bir kısmı spesifik onarım mekanizmalarıyla düzeltilir. Ancak UV-B radyasyonunun etkisiyle bitişik iki baz arasında kovalent bağlar oluşarak meydana gelen yapısal bozulma onarılamazsa, karsinogenez süreci tetiklenebilir. Sözü edilen bu temel moleküler hasar aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Bitişik primidin bazları arasında dimer oluşumu

Answer

Bitişik primidin bazları arasında dimer oluşumu
Doğru cevap olan bitişik primidin bazları arasında dimer oluşumu, UV-B radyasyonunun DNA üzerindeki en temel ve karakteristik etkisidir. Özellikle bitişik iki timin bazının kovalent olarak birbirine bağlanması (siklobütan primidin dimeri), DNA sarmalında yapısal bir bozulmaya yol açar. Bu hasar normalde nükleotid eksizyon onarımı (NER) ile düzeltilir; ancak onarılamazsa deri kanserlerine (melanom dışı deri kanserleri ve malign melanom) zemin hazırlar.

Step-by-Step Solution

1
UV radyasyonun DNA üzerindeki spesifik fotokimyasal etkisini tanımla.
UV-B ışınlarının primidin bazları tarafından absorbe edildiği belirlendi.
DNA, 260-280 nm dalga boyundaki UV-B ışınlarını maksimum düzeyde absorbe eder.
2
Oluşan yapısal değişikliğin doğasını analiz et.
Bitişik iki timin (veya sitozin) bazı arasında kovalent bağlar kurulduğu saptandı.
UV enerjisi, bitişik primidin halkaları arasında siklobütan halkası oluşumunu tetikleyerek 'primidin dimeri' oluşturur.
3
Bu hasarın hücresel onarım süreciyle ilişkisini kur.
Nükleotid Eksizyon Onarımı (NER) mekanizması ile bu dimerlerin uzaklaştırılması gerektiği anlaşıldı.
Dimerler DNA sarmalında distorsiyona yol açar; onarılmadıkları takdirde DNA polimerazın hata yapmasına ve kalıcı mutasyonlara neden olur.

Key Concept

UV-B Radyasyonu ve Primidin Dimerleri

Alternative Method

Xeroderma Pigmentosum hastalığını hatırlamak süreci kolaylaştırabilir. Bu hastalıkta nükleotid eksizyon onarımı (NER) defektiftir ve hastalar UV ışınlarına bağlı oluşan bu primidin dimerlerini onaramadıkları için çok erken yaşta multipl deri kanserleri geliştirirler.
Estimated Time:1m 15s
Question 344Question

Elli beş yaşında erkek hasta, sağ koltuk altında ele gelen şişlik şikayetiyle başvuruyor. Fizik muayenede sağ aksillada 3 cm çapında, sert ve fikse lenfadenopati saptanıyor. Toraks bilgisayarlı tomografisinde her iki akciğer parankiminde multipl metastatik nodüller izleniyor ancak belirgin bir primer odak saptanamıyor. Lenf nodu eksizyonel biyopsisinin histopatolojik incelemesinde pleomorfik hücrelerden oluşan tümöral infiltrasyon görülüyor. Yapılan immünohistokimyasal boyamada tümör hücreleri Pansitokeratin (Pan-CK) negatif, Lökosit Ortak Antijeni (LCA/CD45) negatif, S-100 pozitif ve HMB-45 pozitif saptanıyor. Bu hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Malign melanom

Answer

Malign melanom tanısı, S-100 ve HMB-45 pozitifliği ile konulur.
Vakada tanımlanan immünohistokimyasal profil (Pan-CK negatif, LCA negatif, S-100 ve HMB-45 pozitif), malign melanom için karakteristiktir. Melanomlar epitelyal belirteçleri (keratinleri) ifade etmezler, bu da onları karsinomlardan ayırır. S-100 yüksek sensitiviteye, HMB-45 ise yüksek spesifisiteye sahiptir. Bilinmeyen primer tümörlerin %5-10'unu oluştururlar ve bazen primer lezyon regrese olmuş olabilir.

Step-by-Step Solution

1
Temel soy belirteçlerini (lineage markers) değerlendir.
Pansitokeratin (Pan-CK) negatifliği epitelyal kökenli tümörleri (karsinomları) dışlar. LCA (CD45) negatifliği lenfoid kökenli tümörleri (lenfomaları) dışlar.
Bilinmeyen primer tümörlerde ilk basamak, tümörün temel kategorisini (karsinom, lenfoma, melanom, sarkom) belirlemektir.
2
Spesifik belirteçleri (S-100 ve HMB-45) yorumla.
S-100 sensitif ancak az spesifik bir melanositik belirteçtir; HMB-45 ise melanom için oldukça spesifik bir belirteçtir. İkisinin bir arada pozitifliği tanıyı kesinleştirir.
Melanom, 'büyük taklitçi' tümörlerden biridir ve sıklıkla metastaz ile prezente olabilir (bilinmeyen primer).

Key Concept

Bilinmeyen primer tümörlerde immünohistokimyasal profil (IHC) ile temel tümör kategorisinin belirlenmesi.

Hints

1
Öncelikle 'Pansitokeratin negatif' bulgusuna odaklanın; bu bulgu tüm epitelyal kökenli tümörleri (karsinomları) ekarte ettirir.
2
LCA (CD45) negatifliği lenfomayı dışlar. Geriye sarkomlar ve melanom kalır.
3
S-100 ve HMB-45, melanositlerden köken alan tümörlerin (örneğin ciltteki benler veya kanserleri) spesifik belirteçleridir.

Practice More

Bilinmeyen primer tümörlerde immünohistokimyasal algoritmada CK7 ve CK20'nin rolünü gözden geçirin.
Estimated Time:1m 30s
Question 345Question

Altmış iki yaşında erkek hasta, epigastrik bölgede ağrı, iştahsızlık ve son üç ayda on kilogram kaybetme şikayetleriyle polikliniğe başvuruyor. Yapılan fizik muayenede sol supraklaviküler çukurda (fossa) yaklaşık iki santimetre çapında, ağrısız, sert ve fikse bir lenf nodu palpe ediliyor. Bu fizik muayene bulgusunun saptandığı bir hastada, metastatik yayılımın başladığı en olası primer tümör odağı aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Mide adenokarsinomu

Answer

Mide adenokarsinomu
Sol supraklaviküler çukurda palpe edilen ve Virchow nodu olarak adlandırılan lenfadenopati, abdominal malignitelerin (en sık mide kanseri) klasik bir uzak metastaz bulgusudur. Lenfatik drenajın ductus thoracicus yoluyla taşınması nedeniyle bu bölgede ilk tutulum görülür.

Step-by-Step Solution

1
Klinik bulguyu tanımla
Sol supraklaviküler lenf nodu (Virchow nodu / Troisier bulgusu)
Hastanın fizik muayenesinde saptanan sert ve fikse sol supraklaviküler LAP, klasik bir klinik işarettir.
2
Lenfatik drenaj yolunu analiz et
Ductus thoracicus aracılığıyla abdominal organlardan sol supraklaviküler bölgeye yayılım
Abdominal organların lenfatik drenajı ductus thoracicus üzerinden sol subklavyen ven bileşkesine ulaştığı için buradaki düğümler ilk metastaz yeri olabilir.
3
Eşlik eden semptomlarla korelasyon kur
Mide adenokarsinomu tanısı
Epigastrik ağrı, iştahsızlık ve kilo kaybı gibi GİS semptomları, Virchow nodu ile birleştiğinde en olası odak mide kanseridir.

Key Concept

Virchow nodu (Troisier bulgusu), diyafram altındaki (özellikle mide) malignitelerin sol supraklaviküler lenf noduna metastazıdır.

Practice More

Periumbilikal bölgedeki metastatik nodülün (Sister Mary Joseph nodülü) primer odakları ile karşılaştırılması faydalı olacaktır.
Estimated Time:45s
Question 346Question

67 yaşında erkek hasta, son 2 aydır devam eden iştahsızlık, 8kg8 kg ağırlık kaybı ve son 1 haftadır eklenen belirgin halsizlik ve konfüzyon şikayetleriyle getirilmiştir. Özgeçmişinde 50 paket-yıl sigara öyküsü mevcuttur. Fizik muayenede kan basıncı 125/80mmHg125/80 mmHg, nabız 82/dk82/dk ve övolemik saptanmıştır. Laboratuvar tetkiklerinde; serum sodyumu 118mEq/L118 mEq/L, serum osmolalitesi 246mOsm/kg246 mOsm/kg, idrar osmolalitesi 520mOsm/kg520 mOsm/kg, idrar sodyumu 45mEq/L45 mEq/L ve serum ürik asit düzeyi 2.2mg/dL2.2 mg/dL olarak ölçülmüştür. Akciğer grafisinde sağ hilusta santral yerleşimli kitle izlenen bu hastada, mevcut klinik tabloya en sık neden olan akciğer kanseri tipi ve bu sendromun patogenezinden sorumlu olan biyokimyasal belirteç aşağıdakilerin hangisinde birlikte verilmiştir?

Show answer & explanation

Answer: Küçük hücreli karsinom - Antidiüretik hormon (ADH)

Answer

Küçük hücreli karsinom ve ektopik Antidiüretik hormon (ADH) üretimi
Hastanın klinik ve laboratuvar bulguları (övolemik hipotonik hiponatremi, yüksek idrar osmolalitesi ve sodyumu) tipik bir Uygunsuz ADH Sendromu (SIADH) tablosudur. Akciğer kanserleri arasında SIADH'a en sık neden olan tip Küçük Hücreli Karsinomdur ve bu durum tümör hücrelerinin otonom olarak ADH salgılamasından kaynaklanır.

Step-by-Step Solution

1
Hiponatremi tipinin belirlenmesi
Hipotonik hiponatremi
Serum sodyumunun 118mEq/L118 mEq/L ve serum osmolalitesinin 246mOsm/kg246 mOsm/kg (normal < 280280) olması gerçek hipotonik hiponatremiyi gösterir.
2
Volemi durumunun ve idrar parametrelerinin değerlendirilmesi
Uygunsuz ADH Sendromu (SIADH)
Fizik muayenede övolemi saptanması, idrar osmolalitesinin serumdan yüksek olması (520>246520 > 246) ve idrar sodyumunun yüksek olması (>40mEq/L>40 mEq/L) SIADH tanısını koydurur. Düşük ürik asit düzeyi de tanıyı destekler.
3
Malignite ilişkisinin kurulması
Küçük hücreli akciğer kanseri
Sigara öyküsü olan bir hastada santral yerleşimli kitle ve SIADH birlikteliği en sık küçük hücreli akciğer kanserinde (SCLC) görülür.

Key Concept

Uygunsuz ADH Sendromu (SIADH), en sık küçük hücreli akciğer kanserinden ektopik ADH salınımı sonucu gelişen bir paraneoplastik sendromdur.

Practice More

SIADH tedavisinde sıvı kısıtlamasının yetersiz kaldığı durumlarda kullanılan vaptan grubu ilaçların (örneğin tolvaptan) etki mekanizmasını inceleyiniz.
Estimated Time:2m 0s
Question 347Question

5656 yaşında erkek hasta, kronik hepatit B enfeksiyonu zemininde gelişen Child-Pugh A siroz tanısıyla takip edilmektedir. Bu hastada hepatosellüler karsinom (HSK) taraması için güncel kılavuzlara göre en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: 66 ayda bir batın ultrasonografisi ve beraberinde serum AFP (Alfa-fetoprotein) düzeyi ile tarama yapılması

Answer

Sirozlu hastalarda hepatosellüler karsinom taraması için en uygun yaklaşım, 6 ayda bir batın ultrasonografisi ile birlikte serum AFP düzeyi takibi yapılmasıdır.
Kronik hepatit B veya C zemininde siroz gelişmiş hastalar HSK açısından yüksek risk altındadır. Güncel onkoloji ve hepatoloji kılavuzları (AASLD, EASL), bu hastalarda her 66 ayda bir ultrasonografi yapılmasını önerir. AFP kullanımı bazı kılavuzlarda opsiyonel olsa da, TUS pratiğinde genellikle USG ile kombine kullanımı en doğru yanıt olarak kabul edilir.

Step-by-Step Solution

1
Hastanın risk profilini belirle.
Hasta kronik hepatit B'ye bağlı siroz hastasıdır, bu durum hepatosellüler karsinom (HSK) için yüksek risk grubundadır.
Tarama programları genellikle belirli bir yıllık insidansın üzerindeki riskli popülasyonlara uygulanır.
2
Uygun tarama modalitesini seç.
Batın ultrasonografisi (USG) ve serum AFP düzeyi beraber değerlendirilmelidir.
USG'nin duyarlılığı AFP ile birleştiğinde artar; USG radyasyon içermeyen, maliyet-etkin bir yöntemdir.
3
Tarama aralığını belirle.
Tarama her 6 ayda bir tekrarlanmalıdır.
HSK'nın tümör ikiye katlanma süresi göz önüne alındığında, 6 aylık aralıklar sağkalım avantajı sağlayan en uygun süredir.

Key Concept

Sirozlu hastalarda hepatosellüler karsinom (HSK) taraması, 6 ayda bir ultrasonografi (USG) ve serum alfa-fetoprotein (AFP) ölçümü ile gerçekleştirilir.

Practice More

Karaciğer sirozu olmayan ancak kronik hepatit B taşıyıcısı olan hangi hastaların HSK taramasına alınması gerektiğini (yaş, aile öyküsü vb.) gözden geçirebilirsiniz.
Estimated Time:1m 0s
Question 348Question

Otuz dört yaşında erkek hasta, ilerleyici nefes darlığı ve kürek kemiği bölgesine vuran sırt ağrısı şikayetiyle polikliniğe başvuruyor. Yapılan toraks ve abdominal bilgisayarlı tomografide mediastende 10 cm10 \text{ cm} çapında kitle, her iki akciğer parankiminde çok sayıda nodüler metastatik lezyon ve retroperitoneal bölgede konglomerat lenfadenopatiler izleniyor. Yapılan tru-cut biyopside 'zayıf diferansiye karsinom' tanısı konuyor. Serum belirteçlerinde AFPAFP ve βhCG\beta-hCG değerleri normal sınırlarda, LDHLDH ise 1200 U/L1200 \text{ U/L} (normal <250<250) saptanıyor. Kapsamlı fizik muayenede testisler normal olarak değerlendiriliyor.

Bu klinik tabloya sahip bir hastada, cisplatin bazlı kemoterapiye dramatik yanıt verebilen 'ekstragonadal germ hücreli tümör sendromu' tanısını kesinleştirmek için başvurulması gereken sitogenetik yöntemle saptanabilecek en spesifik bulgu aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Tümör hücrelerinde i(12p)i(12p) (izokromozom 12p) saptanması

Answer

Tümör hücrelerinde i(12p)i(12p) (izokromozom 12p) saptanması
Orta hat yerleşimli zayıf diferansiye karsinomu olan genç erkek hastalar, CUP vakaları içerisinde 'iyi prognozlu' bir alt grup olan 'ekstragonadal germ hücreli tümör sendromu' (extragonadal germ cell cancer syndrome) olarak kabul edilir. Bu hastaların önemli bir kısmında klasik serum belirteçleri (AFPAFP, βhCG\beta-hCG) normal olsa dahi, tümör hücrelerinde sitogenetik olarak saptanan i(12p)i(12p) (izokromozom 12p) bulgusu tanıyı kesinleştirir. Bu bulgunun saptanması, hastanın cisplatin bazlı kemoterapiden (PEB/BEP rejimleri) büyük fayda göreceğini ve kür şansının olduğunu gösterir.

Step-by-Step Solution

1
Hastanın klinik ve radyolojik bulgularını analiz et.
Genç erkek hasta, orta hat (mediastinal ve retroperitoneal) yerleşimli yaygın tümör ve akciğer metastazları saptandı.
Bilinmeyen primerli tümörlerde (CUP) yerleşim yeri ve yaş, spesifik alt grupların belirlenmesinde kritiktir.
2
Patoloji ve laboratuvar sonuçlarını değerlendir.
Patoloji 'zayıf diferansiye karsinom', serum germ hücreli belirteçleri (AFPAFP, βhCG\beta-hCG) negatif, ancak LDHLDH çok yüksek.
Bu tablo, 'ekstragonadal germ hücreli tümör sendromu' (atipik germ hücreli tümör) için tipik bir sunumdur.
3
İyi prognozlu alt grup için doğrulayıcı testi belirle.
Tümör dokusunda sitogenetik inceleme ile izokromozom 12p12p yani i(12p)i(12p) varlığı araştırılmalıdır.
Bu genetik anomali, klasik germ hücreli tümör belirteçleri negatif olan hastalarda bile germ hücreli kökeni kanıtlayan ve cisplatin bazlı tedaviye yanıtı öngören en spesifik bulgudur.

Key Concept

Bilinmeyen Primerli Kanserlerde (CUP) İyi Prognozlu Alt Gruplar: Ekstragonadal Germ Hücreli Tümör Sendromu
Estimated Time:2m 0s
Question 349Question

İmmün kontrol noktası inhibitörlerinin (I˙KNI˙İKNİ) farmakolojik etki mekanizmaları ve bu ajanların kullanımı sırasında gelişen immün ilişkili yan etkilerin (irAEirAE) yönetimi ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Show answer & explanation

Answer: Grade 2 ve üzeri immün ilişkili toksisite gelişen çoğu durumda, immünoterapiye ara verilmesi ve sistemik kortikosteroid tedavisi başlanması önerilir.

Answer

Grade 2 ve üzeri immün ilişkili yan etkilerin yönetiminde immünoterapiye ara verilmesi ve sistemik kortikosteroid tedavisi başlanması doğru bir yaklaşımdır.
İmmün ilişkili yan etkilerin (irAE) yönetiminde temel kural; toksisitenin şiddetine (Grade) göre karar vermektir. Grade 2 toksisite varlığında (örneğin; kolit, pnömonit) immünoterapiye ara verilmesi ve tipik olarak 0.51 mg/kg/gu¨n0.5-1 \text{ mg/kg/gün} dozunda sistemik kortikosteroid başlanması standart rehber önerisidir.

Step-by-Step Solution

1
İmmün kontrol noktası inhibitörlerinin etki yerlerini ve fazlarını ayırt etme.
CTLA4CTLA-4 lenf nodunda (priming fazı), PD1/PDL1PD-1/PD-L1 ise tümör mikroçevresinde (efektör faz) etki eder.
Bu mekanizmaların farkı, yan etki profillerini ve etki sürelerini belirleyen temel faktördür.
2
İmmün ilişkili yan etkilerin (irAE) genel yönetim algoritmalarını değerlendirme.
Grade 1: Yakın izlem ve semptomatik tedavi; Grade 2: Tedaviye ara ve orta doz steroid; Grade 3-4: Tedaviyi kesme ve yüksek doz steroid/immünsupresif ajan kullanımı.
Toksisite şiddetine göre standart yönetim prensiplerini uygulamak hasta güvenliği için kritiktir.
3
Hedefe yönelik tedavilerde moleküler yapı ve etki yeri ilişkisini kurma.
Monoklonal antikorlar (büyük proteinler) hücre dışı, TKI'lar (küçük moleküller) hücre içi hedeflere yöneliktir.
İlaç isimlendirmeleri (-mab vs -nib) ve farmakokinetik özelliklerin bilinmesi klinik kullanım farklarını açıklar.

Key Concept

İmmün Kontrol Noktası İnhibitörlerinde Toksisite Yönetimi ve Farmakodinamik Farklar
Estimated Time:1m 30s
Question 350Question

6161 yaşında erkek hasta, 4545 paket-yıl sigara öyküsü ile son 22 aydır devam eden öksürük, belirgin kilo kaybı ve halsizlik şikayetleriyle başvuruyor. Fizik muayenesinde kan basıncı 165/100165/100 mmHg ve ciltte yaygın hiperpigmentasyon saptanıyor. Laboratuvar incelemesinde; Serum K+:2.6K^+: 2.6 mEq/L, Na+:144Na^+: 144 mEq/L ve plazma ACTH düzeyi 450450 pg/mL (N: 106010-60) bulunuyor. Bu hastadaki klinik tablonun "ektopik ACTH üretimi"ne bağlı olduğunu en güçlü destekleyen tetkik sonucu aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: 88 mg deksametazon supresyon testi ile serum kortizol düzeyinin baskılanmaması

Answer

Yüksek doz (88 mg) deksametazon supresyon testi ile serum kortizol düzeyinin baskılanmaması
Ektopik ACTH üretimi, Küçük Hücreli Akciğer Kanseri gibi malignitelerde görülen klasik bir paraneoplastik sendromdur. Bu odaklarda ACTH salınımı otonom olduğu için yüksek doz (88 mg) deksametazon verilmesine rağmen kortizol düzeyleri baskılanmaz. Bu durum, glukokortikoid supresyonuna kısmi yanıt veren hipofizer adenomlardan (Cushing hastalığı) ayırıcı tanıda en kritik kriterdir.

Step-by-Step Solution

1
Hastadaki hiperpigmentasyon, hipertansiyon, belirgin hipokalemi ve yüksek ACTH bulgularını klinik tabloyla birleştirmek.
ACTH bağımlı Cushing sendromu tanısı netleşir.
Yüksek plazma ACTH düzeyi, kortizol fazlalığının adrenal dışı bir kaynaktan (hipofiz veya ektopik odak) kaynaklandığını kanıtlar.
2
ACTH kaynağının ayırıcı tanısı için yüksek doz (88 mg) deksametazon supresyon testini değerlendirmek.
Ektopik odaklarda baskılanma görülmezken, hipofizer adenomlarda supresyon beklenir.
Ektopik ACTH salgılayan tümörler (özellikle küçük hücreli akciğer kanseri), hipofizer adenomların aksine glukokortikoidlerin negatif geri bildirim etkisine dirençlidir.

Key Concept

Paraneoplastik Cushing Sendromu (Ektopik ACTH)
Estimated Time:1m 15s
Question 351Question

5858 yaşında erkek hasta, halsizlik ve sağ üst kadran ağrısı ile başvuruyor. Fizik muayenede karaciğer kosta kenarını 4 cm4\text{ cm} geçiyor. Abdominal tomografide karaciğerde büyüğü 5 cm5\text{ cm} olan multipl metastatik kitleler izleniyor. Karaciğer biyopsisi "az diferansiye (yüksek dereceli) nöroendokrin karsinom" olarak raporlanıyor. Hastanın yapılan toraks ve abdomen bilgisayarlı tomografisinde primer odak saptanamıyor. Bu klinik tablo ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Show answer & explanation

Answer: Platin bazlı kemoterapi (sisplatin ve etopozid) rejimlerine yüksek yanıt oranına sahiptirler.

Answer

Az diferansiye (yüksek dereceli) nöroendokrin karsinom histolojisine sahip bilinmeyen primerli tümörler, platin bazlı kemoterapi rejimlerine (sisplatin ve etopozid) yüksek yanıt oranına sahiptirler.
Bilinmeyen primerli az diferansiye nöroendokrin karsinomlar, biyolojik olarak küçük hücreli akciğer kanserine veya germ hücreli tümörlere benzerlik gösterirler. Bu nedenle, sisplatin ve etopozid gibi platin bazlı rejimlere %5050 ve üzerinde yanıt verebilirler. Bu yüksek yanıt oranı, bu grubu BPT'lerin 'iyi prognostik' kategorisine sokar.

Step-by-Step Solution

1
Klinik ve patolojik bulguların analizi
Hastada karaciğer metastazı ve 'az diferansiye nöroendokrin karsinom' histolojisi mevcut.
Bilinmeyen primerli tümörlerde (BPT) histolojik alt tip, tedavi planını belirleyen en kritik faktördür.
2
Prognostik grubun belirlenmesi
Az diferansiye nöroendokrin BPT, 'iyi prognostik' veya 'spesifik tedaviye yanıt veren' alt grupta yer alır.
Bu tümörler agresif olmalarına rağmen, germ hücreli tümörler gibi kemoterapiye duyarlıdırlar.
3
Tedavi seçeneğinin değerlendirilmesi
Sisplatin veya karboplatin ile etopozid kombinasyonu başlanması.
Bu rejimler, bu spesifik patolojik grupta en yüksek yanıt ve sağkalım avantajını sağlar.

Key Concept

Bilinmeyen primerli tümörlerde (BPT) az diferansiye nöroendokrin karsinom, agresif seyretmesine rağmen platin bazlı kemoterapiye yüksek yanıt vermesi nedeniyle 'iyi prognostik' kabul edilen özel bir gruptur.
PreviousPage 18 / 18
Onkoloji — TUS - Tıpta Uzmanlık Sınavı — Page 18 | Examkin