İdarenin Sorumluluğu

125 soru

Soru 101Soru

İdare hukukunda; idarenin yürüttüğü belirli bir kamu hizmeti ya da faaliyeti ile meydana gelen zarar arasında doğrudan bir illiyet bağının (nedensellik bağının) kurulmasının zorunlu olmadığı, zararın toplumsal bir bünyenin parçası olmaktan kaynaklandığı ve 'toplumsal dayanışma' esasına göre tüm topluma paylaştırılması gerektiğini savunan kusursuz sorumluluk hali aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sosyal risk ilkesi

Cevap

Sosyal risk ilkesi
Sosyal risk ilkesi, idarenin doğrudan bir eylemi veya işlemi ile zarar arasında klasik anlamda illiyet bağının kurulamadığı, ancak toplumsal bir bünyenin parçası olmaktan kaynaklanan anonim zararların 'toplumsal dayanışma' gereği idarece tazmin edilmesini öngören kusursuz sorumluluk halidir. Bu ilke genellikle terör olayları veya yaygın toplumsal eylemlerde uygulanır.

Adım Adım Çözüm

1
Zararın kaynağını belirleme
Zararın idarenin doğrudan bir eylemi yerine toplumsal olaylardan (terör, anarşi vb.) kaynaklandığı tespit edilir.
Sosyal risk ilkesinin uygulanabilmesi için zararın anonim ve toplumsal bir nitelik taşıması gerekir.
2
İlliyet bağı şartını değerlendirme
İdare ile zarar arasında klasik anlamda doğrudan bir nedensellik bağı aranmaz.
Sosyal risk ilkesi, illiyet bağının en çok gevşetildiği kusursuz sorumluluk halidir.
3
Dayanak ilkeyi saptama
Kolektif dayanışma ve toplumsal risk paylaşımı esas alınır.
Bireyin toplumun bir parçası olması nedeniyle uğradığı bu tür zararların devlete paylaştırılması 'sosyal risk' kavramının temelidir.

Anahtar Kavram

Sosyal risk ilkesinde, idari faaliyet ile zarar arasındaki illiyet bağı şartı aranmaz veya oldukça gevşetilir; temel dayanak toplumsal dayanışmadır.

Daha Fazla Pratik

Sosyal risk ilkesinin uygulanabilmesi için zararın 'terör veya yaygın toplumsal olaylar' bağlamında ve 'idarenin doğrudan eylemi dışında' gerçekleşmiş olması gerektiğini unutmayın.
Tahmini Süre:45s
Soru 102Soru

Bir kamu kurumuna ait hizmet binasında bulunan ve tüm periyodik teknik bakımları süresinde yapılmış olan asansörün taşıma kapasitesinin 400 kg olduğu, kabin içerisinde ve kapı girişinde uyarı levhalarıyla açıkça belirtilmiştir. Buna rağmen, binada çalışan bir grup personel, toplam ağırlığı 1200 kg olan ağır bir laboratuvar cihazını asansöre yüklemiş ve asansörün halatlarının kopması sonucu cihazın parçalanmasına yol açmıştır. Yapılan incelemede idarenin asansörün bakımı ve uyarısı konusunda hiçbir ihmalinin olmadığı, zararın tamamen personelin kuralları hiçe sayan bu ağır davranışı sonucu meydana geldiği tespit edilmiştir.

İdare hukuku ilkeleri çerçevesinde, zarar görenlerin ağır kusurunun bulunduğu bu olayda idarenin sorumluluğu ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Zarar görenlerin ağır kusuru, idari faaliyet ile zarar arasındaki illiyet bağını kestiği için idarenin sorumluluğu ortadan kalkar.

Cevap

Zarar görenlerin ağır kusuru, idari faaliyet ile zarar arasındaki illiyet bağını kestiği için idarenin sorumluluğu ortadan kalkar.
İdare hukukunda illiyet bağı; idari işlem veya eylem ile meydana gelen zarar arasındaki neden-sonuç ilişkisidir. Zarar görenin ağır kusuru, mücbir sebep ve üçüncü kişinin ağır kusuru bu bağı kesen hallerdir. Olayda personelin uyarıları hiçe sayarak kapasitenin çok üzerinde yükleme yapması ağır kusurdur ve idarenin alması gereken tüm önlemleri aldığı durumda sorumluluğunu tamamen ortadan kaldırır.

Adım Adım Çözüm

1
İdarenin hizmet kusurunun olup olmadığını analiz et.
İdare tüm bakımları yapmış ve gerekli uyarıları (400 kg sınırı) yerleştirmiştir. Dolayısıyla bir hizmet kusuru bulunmamaktadır.
Sorumluluk değerlendirmesi için önce idarenin bir ihmalinin olup olmadığı belirlenmelidir.
2
Zarar görenin davranışının niteliğini değerlendir.
Personel, kapasitenin 3 katı yükleme yaparak kuralları 'ağır kusur' oluşturacak şekilde ihlal etmiştir.
Kusurun derecesi (hafif/ağır), sorumluluğun azalıp azalmayacağını veya tamamen kalkıp kalkmayacağını belirler.
3
İlliyet bağını (nedensellik ilişkisini) kontrol et.
Zarar, idarenin asansör işletmesinden değil, personelin asansörü amacına ve kapasitesine aykırı kullanmasından doğmuştur. Ağır kusur illiyet bağını kesmiştir.
Zarar ile idari faaliyet arasındaki bağ koptuğunda idarenin tazminat yükümlülüğü de sona erer.

Anahtar Kavram

Zarar görenin ağır kusurunun illiyet bağını (nedensellik bağını) keserek idarenin sorumluluğunu tamamen ortadan kaldırması.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 103Soru

Bir devlet hastanesinde, merkezi sterilizasyon ünitesindeki cihazların teknik arızası nedeniyle ameliyatlarda kullanılan aletlerin tam olarak dezenfekte edilemediği teknik raporlarla tespit edilmiştir. Buna rağmen hastane yönetimi, ameliyat programını aksatmamak adına mevcut aletlerle operasyonlara devam edilmesi talimatını vermiş ve bu durum sonucunda birçok hastada ağır enfeksiyon vakaları görülmüştür. Bu olayda idarenin tazminat sorumluluğuna yol açan hizmet kusuru türü aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hizmetin kötü işlemesi

Cevap

İdarenin sunduğu tıbbi hizmetin gereklerine, hijyen kurallarına ve teknik şartlara aykırı hareket etmesi 'hizmetin kötü işlemesi' kapsamında değerlendirilir.
İdare hukukunda hizmetin kötü işlemesi; bir kamu hizmetinin sunulması sırasında idarenin uyması gereken nesnel kurallara, bilimsel verilere, güvenlik tedbirlerine veya hizmetin gereklerine aykırı davranmasıdır. Olayda sterilizasyonun yetersiz olduğunun bilinmesine rağmen ameliyatlara devam edilmesi, sağlık hizmetinin tıbbi ve teknik standartlara aykırı şekilde, yani kötü yürütüldüğünü kanıtlar.

Adım Adım Çözüm

1
Olaydaki idari eylemi analiz etme
İdare bir kamu hizmetini (sağlık hizmeti) fiilen sunmaktadır ancak teknik raporlara aykırı şekilde steril olmayan aletler kullanmaktadır.
Hizmet kusurunun türünü belirlemek için hizmetin sunulup sunulmadığı ve sunuluş biçimi incelenmelidir.
2
Hizmet kusuru türlerini karşılaştırma
Hizmet sunulmuş ancak standartlara aykırı yürütülmüştür. Bu durum, hizmetin kötü (kusurlu) yürütüldüğünü gösterir.
Hizmetin 'kötü işlemesi', idarenin hizmeti yürütürken uyması gereken objektif özen yükümlülüğünü ihlal etmesidir.
3
Kusursuz sorumluluk ihtimalini eleme
İdareye izafe edilebilecek açık bir 'hatalı talimat' ve 'ihmal' (kusur) bulunduğu için sorumluluk kusur ilkesine dayanır.
Hizmet kusuru varsa öncelikle kusurlu sorumluluk ilkeleri uygulanır.

Anahtar Kavram

Hizmet kusurunun türlerinden 'hizmetin kötü işlemesi', kamu hizmetinin nesnel gereklerine, bilim ve teknik kurallarına veya idarenin kendi belirlediği standartlara aykırı olarak yürütülmesini ifade eder.

Daha Fazla Pratik

İdarenin hizmet kusuruna yol açan bu eyleminin aynı zamanda ilgili kamu görevlisi için bir 'kişisel kusur' teşkil edip etmeyeceğini, rücu mekanizması çerçevesinde değerlendirebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 104Soru

Belediye tarafından işletilen bir halk plajında, denizin aşırı akıntılı olması nedeniyle cankurtaranlar tarafından hoparlörle uyarılar yapılmış, sahil şeridine kırmızı bayraklar dikilmiş ve denize giriş emniyet şeritleriyle kapatılmıştır. Bir vatandaşın, tüm bu fiziki engelleri ve sözlü uyarıları kasten ihlal ederek denize girmesi sonucunda boğulma tehlikesi geçirmesi üzerine idare aleyhine tam yargı davası açılmıştır. Yargı mercilerince vatandaşın bu davranışı 'ağır kusur' olarak nitelendirildiğine göre, idarenin mali sorumluluğu ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Zarar görenin ağır kusur teşkil eden davranışı, idari faaliyet ile meydana gelen zarar arasındaki illiyet bağını kestiği için idarenin mali sorumluluğu ortadan kalkar.

Cevap

Zarar görenin ağır kusur teşkil eden davranışı, idari faaliyet ile meydana gelen zarar arasındaki illiyet bağını kestiği için idarenin mali sorumluluğu ortadan kalkar.
Danıştay içtihatlarına ve idare hukuku ilkelerine göre; idarenin bir zarardan sorumlu tutulabilmesi için idari eylem/işlem ile meydana gelen zarar arasında bir 'illiyet bağı' bulunmalıdır. Zarar gören kişinin tüm uyarılara ve engellere rağmen tehlikeli bölgeye girmesi gibi 'ağır kusur' teşkil eden durumlar, bu bağı kestiği için idarenin mali sorumluluğu doğmaz.

Adım Adım Çözüm

1
Olaydaki idari faaliyetin ve alınan güvenlik önlemlerinin niteliğini değerlendirmek.
İdare (belediye), cankurtaran uyarısı, kırmızı bayrak ve fiziki şeritler ile gerekli tüm önlemleri almıştır.
İdarenin hizmet kusurunun olup olmadığını tespit etmek için öncelikle alınan tedbirlerin yeterliliğine bakılır.
2
Zarar görenin davranışının hukuki derecesini (kusur durumunu) belirlemek.
Uyarıları ve engelleri kasten ihlal etmek 'ağır kusur' olarak nitelendirilir.
Kusurun derecesi (hafif veya ağır), idarenin sorumluluğunun devam edip etmeyeceğini belirleyen temel kriterdir.
3
Ağır kusurun illiyet bağı üzerindeki etkisini analiz etmek.
Ağır kusur, idarenin faaliyeti ile zarar arasındaki nedensellik ilişkisini (illiyet bağı) koparır.
İdare hukukunda illiyet bağı kesildiğinde, zararın idareden kaynaklandığı söylenemez ve sorumluluk doğmaz.
4
İdarenin mali sorumluluğu hakkında nihai karara varmak.
İdare tazminat ödemekle yükümlü tutulamaz.
İlliyet bağını kesen hallerde (mücbir sebep, ağır kusur vb.) idarenin tazminat yükümlülüğü tamamen ortadan kalkar.

Anahtar Kavram

İdare hukukunda zarar görenin ağır kusuru illiyet bağını keserek idarenin sorumluluğunu tamamen ortadan kaldırır; hafif kusur ise tazminat miktarında indirim sebebidir.

Daha Fazla Pratik

İdarenin sorumluluğunu kaldıran diğer haller olan mücbir sebep ve beklenmeyen hal arasındaki farkları inceleyerek illiyet bağı kavramını pekiştirin.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 105Soru

İdare hukuku ilkeleri ve Danıştay’ın yerleşik içtihatları çerçevesinde, idarenin mali sorumluluğunun asli dayanağını oluşturan "hizmet kusuru" kavramı ve kriterleri ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hizmet kusuru, idarenin yürüttüğü kamu hizmetinin organizasyonundaki veya işleyişindeki bir aksaklığı ifade eden nesnel ve anonim bir kusurdur.

Cevap

Hizmet kusuru, idarenin yürüttüğü kamu hizmetinin organizasyonundaki veya işleyişindeki bir aksaklığı ifade eden nesnel ve anonim bir kusurdur.
Doğru olan ifade, hizmet kusurunun idarenin organizasyonundaki bir aksaklığa dayanan, şahıslardan bağımsız, nesnel ve anonim bir kusur olduğunu belirtmektedir. Danıştay içtihatlarına göre, bir zararın tazmini için o zarara yol açan personelin kimliğinin tespit edilmesi şart değildir; hizmetin gereği gibi sunulmadığının ispatı yeterlidir.

Adım Adım Çözüm

1
Hizmet kusurunun niteliğini saptamak
Hizmet kusurunun nesnel (objektif) ve anonim (isimsiz) olduğu belirlenir.
İdare hukukunda kusur anlayışı, kamu görevlisinin sübjektif niyetinden bağımsız olarak hizmetin organizasyonundaki bozukluğa odaklanır.
2
Kusur kriterlerini değerlendirmek
Hizmetin hiç işlememesi, geç işlemesi veya kötü işlemesi durumlarının hizmet kusurunun üç ana görünümü olduğu teyit edilir.
Danıştay, bu üç kriterden herhangi birinin varlığını idarenin tazminat sorumluluğu için yeterli kabul etmektedir.

Anahtar Kavram

Hizmet Kusurunun Nesnelliği ve Anonimliği
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 106Soru

Bir büyükşehirde düzenlenen yasa dışı bir toplumsal gösteri sırasında, emniyet güçlerinin müdahalesine rağmen göstericilerin saldırısı sonucu bir vatandaşın ticari işletmesi ağır maddi zarara uğramıştır. İdare hukukunda, idarenin doğrudan bir eylemi veya işlemiyle illiyet bağı kurulamayan, ancak toplumsal bünyedeki bozukluklardan kaynaklanan bu tür zararların 'sosyal dayanışma' esasına göre tazmin edilmesini öngören ilke aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sosyal risk ilkesi

Cevap

Sosyal risk ilkesi
Sosyal risk ilkesi, idarenin yürüttüğü belirli bir hizmetle zarar arasında doğrudan nedensellik bağının kurulamadığı toplumsal olaylar ve terör eylemleri sonucunda doğan zararların, sosyal dayanışma esasına göre toplumun bütününe yayılmasını (tazmin edilmesini) öngören özel bir kusursuz sorumluluk halidir.

Adım Adım Çözüm

1
Olayın niteliğini analiz edin
Zararın yasa dışı toplumsal gösteriler ve anonim eylemler sonucu oluştuğu belirlenmiştir.
Sorumluluk ilkesini belirlemek için zararın kaynağının toplumsal bir olay mı yoksa idari bir faaliyet mi olduğu saptanmalıdır.
2
İlliyet bağı (nedensellik) kontrolü yapın
İdari eylem ile zarar arasında doğrudan bir bağ kurulamadığı (illiyet bağının gevşediği) görülmektedir.
Sosyal risk ilkesini diğer kusursuz sorumluluk hallerinden ayıran en temel özellik, doğrudan bir idari faaliyetle bağ kurulmasının aranmamasıdır.
3
Hukuki dayanağı belirleyin
Kolektif sorumluluk ve sosyal dayanışma esasına dayanan sosyal risk ilkesi uygulanmalıdır.
Toplumun bir parçası olmaktan kaynaklanan risklerin, fedakarlığın denkleştirilmesi ve dayanışma gereği devlet tarafından üstlenilmesi esastır.

Anahtar Kavram

Sosyal Risk İlkesi ve İlliyet Bağının Gevşemesi
Soru 107Soru

Bir vatandaş, ikametgahında gerçekleşen hırsızlık olayını anında ilgili polis merkezine ihbar etmiştir. Polis merkezi ile olay yeri arasındaki mesafenin yaklaşık 22 kilometre olmasına rağmen, haberleşme birimindeki görevlinin ihbarı devriye ekiplerine aktarmayı ihmal etmesi sonucunda, emniyet güçleri olay yerine ihbardan ancak 5050 dakika sonra intikal edebilmiştir. Bu gecikme nedeniyle failler kıymetli eşyalarla birlikte olay yerinden uzaklaşmıştır.

Bu olayda, idarenin tazminat sorumluluğuna yol açan "hizmet kusuru" türü aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hizmetin geç işlemesi

Cevap

Hizmetin geç işlemesi
İdare hukukunda hizmet kusuru; hizmetin hiç işlememesi, geç işlemesi veya kötü işlemesi şeklinde ortaya çıkar. İdarenin yürütmekle yükümlü olduğu kolluk hizmetini, durumun gerektirdiği süratle yerine getirmeyerek 22 kilometrelik mesafeye 5050 dakikada ulaşması, hizmetin makul sürede sunulmadığını yani "geç işlediğini" gösterir. Bu gecikme ile meydana gelen zarar (eşyaların çalınması) arasında illiyet bağı bulunduğundan idare hizmet kusuru uyarınca tazminat ödemekle yükümlüdür.

Adım Adım Çözüm

1
İdari eylem ve ihmalin tespiti
Polis merkezine yakın mesafedeki bir ihbarın devriye ekibine aktarılmasında 5050 dakikalık bir gecikme yaşandığı görülmektedir.
Sorumluluk türünü belirlemek için idarenin eyleminde bir sakatlık olup olmadığına bakılmalıdır.
2
Kusur türünün kategorize edilmesi
Hizmetin sunulmaması (hiç işlememe) veya yanlış sunulması (kötü işleme) değil, makul sürenin aşılması (geç işleme) söz konusudur.
İdarenin sorumluluğu, hizmetin zaman unsuruyla ilgili bir aksama içermektedir.

Anahtar Kavram

Hizmetin Geç İşlemesi
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 108Soru

İdarenin hukuki sorumluluğu çerçevesinde açılan tam yargı davalarında, tazmin edilecek olan 'zarar' kavramının nitelikleri ve tazminatın kapsamı ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İdare, yalnızca gerçekleşmiş veya gerçekleşeceği kesin olan zararları tazminle yükümlüdür; gerçekleşme ihtimali düşük olan muhtemel zararlar tazminat kapsamına girmez.

Cevap

İdare, yalnızca gerçekleşmiş veya gerçekleşeceği kesin olan zararları tazmin eder; muhtemel zararlar tazminat kapsamı dışındadır.
İdari sorumluluk hukukunda zararın tazmin edilebilmesi için taşıması gereken en temel özelliklerden biri 'kesinlik' (gerçek olması) ilkesidir. İdare, kişinin malvarlığında veya manevi varlığında meydana gelen somut eksilmeleri karşılamakla yükümlüdür. Henüz doğmamış veya doğup doğmayacağı belirsiz olan, sadece bir ihtimalden ibaret olan 'muhtemel zararlar' idari yargıda tazminat konusu yapılamaz.

Adım Adım Çözüm

1
Zararın niteliklerini belirle
İdari sorumlulukta zararın tazmin edilebilmesi için gerçek, kesin, doğrudan ve meşru bir menfaate yönelik olması gerekir.
Hukuki sorumluluğun doğması için soyut ihtimaller değil, somut verilerle ispatlanmış kayıplar esas alınır.
2
Muhtemel zarar kavramını değerlendir
Gerçekleşip gerçekleşmeyeceği belli olmayan veya gelecekteki belirsiz ihtimallere dayanan zararlar 'muhtemel zarar' sayılır.
İdarenin tazminat yükümlülüğü, idari eylem ile kesin olarak ortaya çıkan kayıp arasındaki illiyet bağına dayanır.

Anahtar Kavram

Zararın Gerçek ve Kesin Olma Niteliği

Daha Fazla Pratik

İdarenin sorumluluğunu kaldıran hallerden biri olan 'zarar görenin kusuru'nun tazminat miktarı üzerindeki etkisini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 109Soru

25772577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 1313. maddesi uyarınca, idarenin bir eylemi nedeniyle hakkı ihlal edilen bir kişinin tam yargı davası açmadan önce uyması gereken zorunlu idari başvuru usulü ve süreleri ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İlgililer, eylemleri öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemek zorundadırlar.

Cevap

İlgililerin, idari eylemleri öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde idareye başvurmaları zorunludur.
İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 1313. maddesi uyarınca, idari eylemler nedeniyle hakları ihlal edilenlerin dava açmadan önce, bu eylemleri öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurmaları yasal bir zorunluluktur.

Adım Adım Çözüm

1
Uyuşmazlığın kaynağını tespit etmek
Zararın bir 'idari eylem'den kaynaklandığı belirlenir.
İdari işlemler ile idari eylemlerin dava açma usulleri farklıdır.
2
İlgili kanun maddesini (İYUK m. 13) uygulamak
Dava açılmadan önce idareye başvurunun zorunlu olduğu ve sürelerin 11 ile 55 yıl olduğu görülür.
Tam yargı davalarında idari başvuru bir dava şartıdır.
3
İdarenin sessiz kalma süresini kontrol etmek
İdarenin cevap süresinin 3030 gün olduğu teyit edilir.
Süresinde dava açabilmek için zımni ret tarihinin doğru hesaplanması gerekir.

Anahtar Kavram

İdari eylemlerde zorunlu tam yargı ön başvurusu ve hak düşürücü süreler.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 110Soru

İdarenin bir eylemi nedeniyle hakları ihlal edilen kişilerin, 25772577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu (I˙YUKİYUK) uyarınca tam yargı davası açmadan önce tüketmeleri gereken idari başvuru yolu ve bu yolun sürelerine ilişkin aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Eylemleri öğrendikleri tarihten itibaren 11 yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren 55 yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri zorunludur.

Cevap

İdari eylemlerden dolayı hakları ihlal edilenlerin, dava açmadan önce eylemi öğrendikleri tarihten itibaren 11 yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren 55 yıl içinde idareye başvurmaları zorunludur.
İdari eylemlerden doğan zararların tazmini için açılacak tam yargı davalarında, I˙YUKİYUK madde 1313 uyarınca öncelikle idareye başvuru yapılması zorunludur. Kanun, bu başvurunun eylemi öğrenme tarihinden itibaren 11 yıl ve eylemin gerçekleştiği tarihten itibaren en geç 55 yıl içinde yapılmasını şart koşmuştur.

Adım Adım Çözüm

1
Uyuşmazlığın kaynağını tespit etmek
Zararın idari bir işlemden değil, idari bir eylemden kaynaklandığı saptanmıştır.
İdari eylemler ile idari işlemlerin dava açma usulleri farklıdır.
2
25772577 sayılı I˙YUKİYUK Madde 1313 hükmünü uygulamak
Tam yargı davası açılmadan önce idareye başvurunun zorunlu (dava şartı) olduğu belirlenmiştir.
İdari eylemlerde idarenin henüz bir kararı olmadığı için başvurucu idareyi bir karar almaya zorlamalıdır.
3
Yasal başvuru sürelerini kontrol etmek
Öğrenme tarihinden itibaren 11 yıl ve eylem tarihinden itibaren 55 yıllık hak düşürücü süreler tespit edilmiştir.
Bu süreler geçtikten sonra yapılacak başvurular ve açılacak davalar süre aşımı nedeniyle reddedilir.

Anahtar Kavram

İdari Eylemlerde Zorunlu İdari Başvuru Usulü

Daha Fazla Pratik

İdarenin başvuruya cevap vermemesi veya reddetmesi durumunda dava açma sürelerinin nasıl hesaplandığını (30 günlük bekleme süresi) inceleyiniz.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 111Soru

İdare hukuku ilkeleri ve Danıştay içtihatları çerçevesinde, idarenin mali sorumluluğuna yol açan "hizmet kusuru" kavramının nesnel (objektif) ve anonim bir nitelik taşıması aşağıdakilerden hangisini ifade eder?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hizmetin işleyişindeki aksaklığın doğrudan kamu tüzel kişisine atfedilmesi ve zararı doğuran görevlinin belirlenmesine gerek duyulmaması

Cevap

Hizmet kusurunun nesnel ve anonim olması, hizmetin işleyişindeki aksaklığın doğrudan kamu tüzel kişisine atfedilmesi ve zararı doğuran görevlinin belirlenmesine gerek duyulmamasıdır.
Hizmet kusuru, idarenin yürüttüğü hizmetin organizasyonu ve işleyişi ile ilgilidir. Danıştay içtihatlarında bu kusurun 'anonim' ve 'nesnel' olduğu vurgulanır. Anonim olması, zararın hangi kamu görevlisinin eyleminden kaynaklandığının belirlenmesine gerek olmadığı, kusurun doğrudan idareye izafe edilebileceği anlamına gelir.

Adım Adım Çözüm

1
Hizmet kusurunun tanımını analiz et.
Hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi durumunda idareye yüklenen nesnel bir kusurdur.
Hizmet kusuru, kişisel kusurdan farklı olarak bireyden bağımsız, organizasyonel bir yapıdır.
2
"Anonim" olma niteliğini yorumla.
Anonimlik, zararın hangi memurdan kaynaklandığının bilinmesine gerek olmadığını, kusurun idarenin bütününe (tüzel kişiliğe) ait olduğunu gösterir.
Vatandaşın zararını tazmin ederken muhatabının gerçek kişi değil, kamu tüzel kişisi olması sağlanır.
3
Kişisel kusur ve kusursuz sorumluluk seçeneklerini ele.
Bireysel kastı arayan seçenek kişisel kusura, kusur aramayan seçenek ise risk ilkesine aittir.
Hizmet kusuru, kusur esasına dayanmasına rağmen bu kusur bireysel değil toplumsal/kurumsal bir karakter taşır.

Anahtar Kavram

Hizmet Kusurunun Nesnel ve Anonim Niteliği
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 112Soru

Devlet Demir Yolları tarafından yürütülen yüksek hızlı tren projesi kapsamında, mevcut demir yolu hattı modernize edilmiş ve güvenlik gerekçesiyle hattın geçtiği bir mahallenin ana geçiş noktası hukuka uygun bir biçimde kapatılarak 5 kilometre öteye taşınmıştır. Bu durum mahalle sakinlerinin genelini bir ölçüde etkilemekle birlikte, tam geçiş noktasında bulunan ve tüm ticari faaliyeti bu geçişe bağlı olan bir akaryakıt istasyonunun satışlarını durma noktasına getirmiştir. Akaryakıt istasyonu sahibinin, idarenin bu hukuka uygun işleminden dolayı uğradığı özel ve olağanüstü zararın tazmini talebi idare hukukundaki aşağıdaki ilkelerden hangisine dayanmaktadır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kamu külfetleri karşısında eşitlik (fedakarlığın denkleştirilmesi) ilkesi

Cevap

Kamu külfetleri karşısında eşitlik (fedakarlığın denkleştirilmesi) ilkesi
Kamu külfetleri karşısında eşitlik (fedakarlığın denkleştirilmesi) ilkesi, idarenin yürüttüğü tamamen hukuka uygun bir kamu hizmeti sonucunda, bir kişinin genel kamu yararı uğruna diğerlerine göre daha ağır, özel ve olağanüstü bir zarara uğraması durumunda bu zararın idare tarafından karşılanmasını öngörür. Olayda demir yolu çalışması hukuka uygundur, ancak akaryakıt istasyonu sahibi diğer vatandaşlardan farklı olarak ticari hayatını etkileyen özel bir külfete katlanmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
İdari işlemin niteliğini analiz etme
Hızlı tren projesi ve geçiş noktasının kapatılması hukuka uygun (yasal yetkiye dayalı) bir işlemdir.
Sorumluluğun kaynağının hizmet kusuru mu yoksa kusursuz sorumluluk mu olduğunu belirlemek için gereklidir.
2
Zararın niteliğini değerlendirme
Mahalledeki diğer sakinler için genel bir rahatsızlık söz konusuyken, akaryakıt istasyonu için ticari faaliyetin durması şeklinde 'özel ve olağanüstü' bir zarar mevcuttur.
Fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesi için zararın genel toplumsal külfetlerin üzerinde olması gerekir.
3
Hukuki dayanağı belirleme
İdarenin kusuru olmasa bile, kamu yararı için bir ferdin özel fedakarlık yapması durumunda 'kamu külfetleri karşısında eşitlik' ilkesi gereği tazminat ödenir.
Kusursuz sorumluluk türleri arasında doğru eşleştirmeyi yapmak için gereklidir.

Anahtar Kavram

Fedakarlığın Denkleştirilmesi (Kamu Külfetleri Karşısında Eşitlik)
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 113Soru

İdarenin tazminat sorumluluğunu kaldıran veya azaltan haller incelendiğinde; olayın 'dışsallık' (idareye yabancılık) unsuru taşıyıp taşımaması, mücbir sebep ve beklenmeyen hal ayrımında temel belirleyicidir. Buna göre, bu iki kavramın niteliği ve idarenin sorumluluğuna etkisiyle ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Mücbir sebep idarenin faaliyetine tamamen yabancı ve dışsal bir olayken; beklenmeyen hal idarenin yürüttüğü hizmetin bünyesinden veya faaliyetin içinden kaynaklanan bir olaydır.

Cevap

Mücbir sebep idarenin faaliyetine tamamen yabancı bir olayken, beklenmeyen hal idarenin hizmetinin bünyesinden kaynaklanan bir olaydır.
Doğru ifade, mücbir sebep ile beklenmeyen hal arasındaki temel farkın 'kaynak' (dışsallık) olduğunu belirtir. Mücbir sebep idarenin faaliyet alanı dışından gelen (deprem, sel, savaş gibi) bir olayken; beklenmeyen hal idarenin yürüttüğü hizmetin içinden kaynaklanan (hizmet aracının lastiğinin patlaması gibi) bir olaydır.

Adım Adım Çözüm

1
Zarara yol açan olayın kaynağını (idareye göre konumu) analiz edin.
Olay idareye tamamen yabancıysa (dışsal) mücbir sebep, idarenin faaliyetinin bir parçasıysa (içsel) beklenmeyen hal olarak tanımlanır.
Dışsallık kriteri, bu iki kavramı birbirinden ayıran en temel hukuksal ölçüttür.
2
Olayın illiyet bağı üzerindeki etkisini değerlendirin.
Mücbir sebep, dışsallığı ve önlenemezliği nedeniyle illiyet bağını keser ve sorumluluğu kaldırır. Beklenmeyen hal ise hizmetin içinden kaynaklandığı için risk ilkesinde illiyet bağını kesmeyebilir.
Hukuki sorumluluğun varlığı, olay ile zarar arasındaki bağın (illiyet) devam etmesine bağlıdır.

Anahtar Kavram

Mücbir sebep ve beklenmeyen hal ayrımında 'dışsallık' (externality) unsuru.

Daha Fazla Pratik

İdarenin kusursuz sorumluluk hallerinden 'risk ilkesi' ile 'sosyal risk ilkesi' arasındaki farkları inceleyerek sorumluluk hukukunu pekiştirebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 114Soru

Bir kamu görevlisinin, kamu yetkisini kullandığı sırada hizmetten ayrılabilen nitelikteki "kişisel kusuru" sonucunda bir vatandaşın zarara uğraması durumunda, 1982 Anayasası ve idare hukuku ilkeleri çerçevesinde rücu mekanizması ve yargı yolu ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Zarar gören, davasını idareye karşı idari yargıda açmalıdır; idare ise ödediği tazminat için ağır kusuru bulunan görevliye adli yargıda rücu etmekle yükümlüdür.

Cevap

Zarar görenin davasını idareye karşı idari yargıda açması ve idarenin ödediği bedeli kusurlu görevliye rücu etmesinin zorunlu olması doğru hukuksal süreçtir.
Doğru yanıt olan seçenek, Anayasa'nın 129. maddesinin 5. fıkrasındaki 'tazminat davalarının idare aleyhine açılması' kuralı ile idarenin kusurlu memura rücu etme 'yükümlülüğünü' birlikte ve doğru yargı yollarıyla ifade etmektedir. Vatandaşın muhatabı idaredir (idari yargı), idarenin muhatabı ise kusurlu memurdur (adli yargı rücu davası).

Adım Adım Çözüm

1
Dava muhatabının belirlenmesi
Dava idareye karşı açılır.
Anayasa m. 129/5 gereği memurların yetki kullanımı sırasındaki kusurları için doğrudan memur dava edilemez.
2
Yargı yolunun tespiti
İdari Yargı (Tam Yargı Davası).
İdarenin eylem ve işlemlerinden doğan zararlar idari yargıda çözümlenir.
3
Rücu aşamasının değerlendirilmesi
İdare ödediği tazminatı memura rücu etmek zorundadır.
Kişisel kusur durumunda kamu zararının engellenmesi için rücu mekanizması emredici bir nitelik taşır.

Anahtar Kavram

İdarenin İkame Sorumluluğu ve Rücu Zorunluluğu
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 115Soru

Bir belediye, kentin tarihi dokusunu korumak ve turizmi canlandırmak amacıyla bazı sokakları araç trafiğine tamamen kapatarak yayalaştırma kararı almıştır. Bu uygulama genel kamu yararına uygun ve hukuken geçerli bir işlem olmasına rağmen; söz konusu sokak üzerinde bulunan ve faaliyet alanı gereği ağır tonajlı araçlarla ham madde sevkiyatı yapmak zorunda olan bir mermer işletmesi, lojistik imkansızlık nedeniyle faaliyetlerini sürdüremez hale gelmiştir. İşletme sahibi, belediyenin işlemi hukuka uygun olsa da kendisinin diğer esnafa göre katlanılamaz bir zarara uğradığını belirterek tazminat talebinde bulunmuştur.

Buna göre, mermer işletmesinin uğradığı bu özel ve olağanüstü zararın idarece tazmin edilmesini gerektiren hukuki dayanak aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesi

Cevap

İdarenin hukuka uygun bir işlemi neticesinde ortaya çıkan özel ve olağanüstü zararın tazmini 'Kamu Külfetleri Karşısında Eşitlik' (Fedakarlığın Denkleştirilmesi) ilkesine dayanır.
Kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesi, idarenin tamamen hukuka uygun olan bir faaliyeti sonucunda, bir kişinin veya grubun topluma göre daha ağır bir külfete katlanmak zorunda kalması durumunda devreye girer. Olayda belediyenin yayalaştırma kararı hukuka uygundur, ancak mermer atölyesinin faaliyetinin durması 'özel ve olağanüstü' bir zarardır. Bu durumda 'fedakarlığın denkleştirilmesi' esası gereği idare, kusuru olmasa da zararı tazmin etmelidir.

Adım Adım Çözüm

1
İdari işlemin niteliğini analiz etme
İşlem kamu yararı amacıyla yapılmıştır ve hukuka uygundur.
Kusursuz sorumluluğun bu türünde hukuka aykırılık aranmaz; idare meşru bir yetkisini kullanmıştır.
2
Zararın niteliğini değerlendirme
Zarar, sadece belirli bir işletmeyi etkileyen 'özel' ve faaliyetin durmasına yol açan 'olağanüstü' niteliktedir.
Genel ve katlanılabilir külfetler tazmin edilmez; ancak eşitliği bozan ağır zararlar bu ilkeye girer.
3
Hukuki ilke ile eşleştirme
Kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesi (Fedakarlığın denkleştirilmesi).
Toplumun genel yararı için bir kişinin katlandığı aşırı fedakarlık, toplumun bütününe (idareye) paylaştırılmalıdır.

Anahtar Kavram

Fedakarlığın Denkleştirilmesi

Daha Fazla Pratik

İdarenin kusursuz sorumluluğu kapsamında 'risk' ve 'eşitlik' ilkeleri arasındaki farkı netleştirmek için tehlikeli atık tesislerinden kaynaklanan zararlarla ilgili sorulara göz atabilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 116Soru

İdarenin hukuki sorumluluğu çerçevesinde bir tam yargı davasında tazmin edilecek "zarar" kavramı ve tazminat miktarının belirlenmesi ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi idare hukuku ilkelerine uygundur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Maddi tazminat miktarı hesaplanırken, idarenin zarara yol açan eylemi nedeniyle davacının mal varlığında aynı zamanda bir artış (yarar) meydana gelmişse, bu miktar sebepsiz zenginleşme yasağı uyarınca toplam zarardan mahsup edilmelidir.

Cevap

Maddi tazminat hesaplanırken davacının elde ettiği mali avantajların (yararların) zarardan mahsup edilmesi gerektiğini belirten ifade doğrudur.
İdare hukukunda tazminatın amacı, zarar görenin mal varlığında meydana gelen eksilmeyi gidermek ve kişiyi idari eylem veya işlemden önceki durumuna getirmektir. Bu işleme "tam tazmin ilkesi" denir. Ancak bu giderme işlemi yapılırken, zarar görenin aynı olay sebebiyle mal varlığında bir artış (örneğin kamulaştırma nedeniyle değer artışı veya sigorta ödemesi gibi) meydana gelmişse, bu artışın zarardan indirilmesi (zarar-yarar mahsubu) gerekir. Aksi takdirde kişi, idari eylem sonucunda eskisinden daha zengin hale gelir ki bu durum "sebepsiz zenginleşme yasağı"na aykırılık teşkil eder.

Adım Adım Çözüm

1
Zararın kapsamını ve niteliğini belirlemek.
Zararın maddi (fiili zarar ve yoksun kalınan kâr) veya manevi olabileceği, ancak mutlaka gerçek ve kesin olması gerektiği tespit edilir.
Tazminatın hukuki dayanağını oluşturmak için zararın varlığı ve niteliği netleşmelidir.
2
Tam tazmin ve sebepsiz zenginleşme yasağı ilkelerini uygulamak.
Davacının mal varlığındaki eksilmenin giderilmesi hedeflenirken, aynı olay nedeniyle elde ettiği bir kazanç varsa bu durumun kişiyi eskisinden daha zengin kılıp kılmadığı kontrol edilir.
İdarenin sorumluluğu kişiyi zenginleştirmek değil, eski haline getirmektir.
3
Zarar-yarar mahsubu işlemini gerçekleştirmek.
Hesaplanan toplam zarar miktarından, kişinin aynı olay nedeniyle sağladığı mali yararlar düşülerek net tazminat miktarına ulaşılır.
Hukuka aykırı eylem nedeniyle ortaya çıkan net kaybın tespiti için mahsup işlemi zorunludur.

Anahtar Kavram

Zarar-yarar mahsubu ve sebepsiz zenginleşme yasağı
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 117Soru

İdare hukuku ilkeleri ve Danıştay’ın yerleşik içtihatları çerçevesinde, idarenin mali sorumluluğunun asli dayanağını oluşturan "hizmet kusuru" kavramının "nesnel" (objektif) bir nitelik taşıması aşağıdakilerden hangisini ifade eder?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Zarara yol açan idari işlem veya eylemde, ilgili kamu görevlisinin sübjektif niyetinin veya psikolojik durumunun araştırılmasına gerek duyulmamasını

Cevap

Zarara yol açan idari işlem veya eylemde, kamu görevlisinin sübjektif niyetinin veya psikolojik durumunun araştırılmasına gerek duyulmaması
İdare hukukunda hizmet kusuru, 'anonim' ve 'nesnel' bir kusurdur. Nesnel olması, zararın doğumunda etkili olan kamu görevlisinin psikolojik durumu, niyetinin iyi olup olmaması veya kastının bulunup bulunmamasının önemsiz olduğunu ifade eder. Önemli olan hizmetin nesnel standartlara (geç işleme, kötü işleme veya hiç işlememe) göre aksamış olmasıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Hizmet kusuru kavramının hukuki niteliği tanımlanmalıdır.
Hizmet kusuru, idarenin yürüttüğü bir kamu hizmetinin organizasyonunda, işleyişinde veya personelin görevini yaparken ortaya çıkan bir aksaklıktır.
Hizmetin kendisinden kaynaklanan anonim bir kusur olduğu anlaşılmalıdır.
2
Kusurun 'nesnel' (objektif) olma özelliğinin sonucu analiz edilmelidir.
Nesnel kusur, kamu görevlisinin kişisel kastını veya psikolojik durumunu değil, hizmetin 'hiç işlememesi, geç işlemesi veya kötü işlemesi' gibi dışsal kriterleri esas alır.
Kimin yaptığına değil, hizmetin nasıl yürüdüğüne bakılması idarenin sorumluluğunu kolaylaştırır.

Anahtar Kavram

Hizmet Kusurunun Nesnel ve Anonim Karakteri

Daha Fazla Pratik

İdarenin hizmet kusuru ile kamu görevlisinin kişisel kusuru arasındaki rücu mekanizmasını inceleyin.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 118Soru

Bir belediyenin işlettiği katı atık depolama tesisinde, tesisin inşasında kullanılan malzemedeki gizli bir kusur nedeniyle, idarece alınabilecek tüm tedbirlere rağmen öngörülemeyen bir göçük meydana gelmiş ve çevredeki evler zarar görmüştür. Aynı tarihlerde, başka bir ilde meydana gelen ve meteoroloji tarafından dahi önceden tahmin edilemeyen olağanüstü şiddetteki bir deprem sonucunda, bir kamu hastanesinin duvarı yıkılmış ve yoldan geçen araçlar hasar görmüştür.

İdare hukukunda idarenin sorumluluğunu kaldıran veya etkileyen haller dikkate alındığında, bu iki olayın hukuki niteliği ve idarenin tazminat sorumluluğuna etkisi hakkında aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İlk olayda zarar, idarenin yürüttüğü faaliyete içsel bir nedenden kaynaklandığı için "beklenmeyen hal" niteliğindedir ve kusursuz sorumluluğu kaldırmaz; ikinci olayda ise zararın idareye dışsal bir doğa olayından kaynaklanması nedeniyle "mücbir sebep" vardır ve idarenin sorumluluğu ortadan kalkar.

Cevap

İlk olayın idareye içsel olması sebebiyle beklenmeyen hal kabul edilip kusursuz sorumluluğu kaldırmadığı, ikinci olayın ise dışsal bir doğa olayı olarak mücbir sebep sayılıp sorumluluğu tamamen kaldırdığı seçenektir.
İdare hukukunda idarenin sorumluluğunu kaldıran hallerden mücbir sebep ve beklenmeyen hal arasındaki en temel ayrım 'dışsallık' unsurudur. Beklenmeyen hal; idarenin yürüttüğü faaliyetin içinde ortaya çıkan (örneğin araçlarındaki gizli kusur, teçhizat arızası), öngörülemeyen ve önlenemeyen olaylardır. Beklenmeyen hal, idarenin kusurunu ortadan kaldırsa da risk ilkesine dayalı kusursuz sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Mücbir sebep ise; idarenin faaliyeti dışından gelen (deprem, sel gibi doğa olayları), idareye bütünüyle yabancı (dışsal), öngörülemeyen ve önlenemeyen olaylardır. Mücbir sebep illiyet bağını kestiği için idarenin hem kusur sorumluluğunu hem de kusursuz sorumluluğunu tamamen ortadan kaldırır. Bu nedenle ilk olayda içsel bir neden olan gizli kusur beklenmeyen hal iken, ikinci olaydaki deprem dışsal olduğu için mücbir sebeptir.

Adım Adım Çözüm

1
İlk olayın (katı atık tesisindeki göçük) kaynağını ve dışsallık durumunu analiz et.
Göçük, kullanılan malzemedeki gizli kusurdan (idarenin araçlarından) kaynaklanmıştır. Dışsal değildir, idarenin faaliyetine içseldir.
İçsel, öngörülemeyen ve önlenemeyen olaylar 'beklenmeyen hal' olarak nitelendirilir. Beklenmeyen hal, idarenin kusursuz sorumluluğunu (risk ilkesini) ortadan kaldırmaz.
2
İkinci olayın (deprem) kaynağını ve dışsallık durumunu analiz et.
Deprem, idarenin faaliyetlerinden tamamen bağımsız, idareye yabancı bir doğa olayıdır. Yani dışsaldır.
Dışsal, öngörülemeyen ve önlenemeyen olaylar 'mücbir sebep' olarak nitelendirilir. Mücbir sebep illiyet bağını keser ve idarenin sorumluluğunu tamamen ortadan kaldırır.
3
Seçenekleri dışsallık kriteri ve sorumluluğa etki bakımından değerlendir.
İlk olayı beklenmeyen hal (sorumluluğu kaldırmaz), ikinci olayı mücbir sebep (sorumluluğu kaldırır) olarak doğru sınıflandıran seçenek tespit edilir.
Hukuki sonuçların, olayın niteliğine (içsel/dışsal) göre doğru bağlandığı tek ifade bulunmalıdır.

Anahtar Kavram

İdarenin sorumluluğunda mücbir sebep ve beklenmeyen hal ayrımında 'dışsallık' ölçütü ve bunların kusursuz sorumluluğa etkileri.
Soru 119Soru

Maliye Bakanlığında görev yapan bir vergi müfettişi, denetlemekle yükümlü olduğu bir şirketin yönetim kurulu başkanına duyduğu şahsi husumet saikiyle hareket ederek, mevzuata açıkça aykırı ve gerçeği yansıtmayan abartılı bir ceza raporu tanzim etmiştir. Bu hukuka aykırı rapor neticesinde şirket haksız yere yüksek meblağlı bir vergi cezası ödemek durumunda kalarak ağır bir mali kayba uğramıştır.

Anayasa'nın yüz yirmi dokuzuncu maddesinin beşinci fıkrası hükmü ile idare hukukundaki kusur sorumluluğu esasları birlikte değerlendirildiğinde, bu zararın tazmin süreci ve rücu müessesesi hakkında aşağıdaki ifadelerden hangisi hukuken doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Olayda idari bir yetkinin kullanımı vasıtasıyla zarar verildiğinden dava idari yargıda yalnızca idare aleyhine açılmalı; idare tazminatı ödedikten sonra şahsi kusuru bulunan müfettişe zorunlu olarak rücu etmelidir.

Cevap

Davanın idari yargıda idareye karşı açılması ve sonrasında idarenin kusurlu personele zorunlu olarak rücu etmesi gerektiğini belirten seçenektir.
Doğru olan seçenekte isabetle belirtildiği üzere, Anayasa'nın amir hükmü gereğince memurların yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan davalar yalnızca idare aleyhine ve idari yargıda açılabilir. Olayda müfettişin şahsi husumeti, eylemin içyüzünde bir 'kişisel kusur' oluştursa da, zararın müfettişlik yetkisinin kullanımı suretiyle verilmesi, eylemi dışarıya karşı 'hizmet kusuru' görünümüne sokar. Bu nedenle mağdur şirket davasını idareye karşı açmalıdır. İdare ise, kendi tüzel kişiliğine ait malvarlığından ödediği bu tazminatı, eylemin temelinde kasti bir kişisel kusur bulunması sebebiyle ilgili müfettişe rücu etmek mecburiyetindedir. Rücu kurumu bu gibi durumlarda idare için bir takdir yetkisi değil, anayasal bir yükümlülüktür.

Adım Adım Çözüm

1
Olaydaki müfettiş eyleminin idare hukuku bakımından niteliğinin incelenmesi.
Eylem şahsi husumete dayansa da, denetim yetkisinin (kamu gücü) vasıta kılınarak kullanılması sebebiyle dışarıya karşı 'hizmet kusuru' görünümündedir.
Anayasal rücu ve dava şartlarının uygulanabilmesi için eylemin yetki kullanımı ile olan bağının doğru kurulması hukuki bir zorunluluktur.
2
Dava açılacak yargı kolunun ve hasmın Anayasa'nın ilgili hükmü çerçevesinde belirlenmesi.
Dava, adli yargıda müfettişe karşı değil, idari yargıda idareye karşı açılmalıdır.
Anayasa, memurların yetki kullanımı sırasındaki kusurlarından doğan tazminat davalarının kendilerine rücu edilmek kaydıyla ancak idare aleyhine açılabileceğini emreder.
3
İdarenin tazminatı ödedikten sonraki hukuki yükümlülüğünün (rücu müessesesi) değerlendirilmesi.
Müfettişin olayda kasti ve şahsi kusuru bulunduğundan, idare ödediği tazminat bedelini müfettişe rücu etmek mecburiyetindedir.
İdarenin malvarlığının korunması ve kusur işleyen memurun şahsi sorumluluğunun sağlanması idare için bir tercih (takdir hakkı) değil, mutlak bir bağlı yetkidir.

Anahtar Kavram

Hizmet Kusuru Görünümünde Kişisel Kusur ve İdarenin Zorunlu Rücu Yükümlülüğü
Soru 120Soru

Bir devlet üniversitesinin kimya laboratuvarında gerçekleştirilen eğitim faaliyeti sırasında, idare tarafından tüm fiziki güvenlik önlemleri alınmış ve öğrencilere kullanmaları gereken koruyucu ekipmanlar eksiksiz olarak teslim edilmiştir. Ayrıca, deney öncesinde uyulması gereken kurallar öğrencilere yazılı olarak tebliğ edilmiştir. Ancak öğrencilerden (A), bu uyarılara kasten aykırı hareket ederek koruyucu gözlüğünü çıkarmış ve birbiriyle karıştırılması açıkça yasaklanan iki reaktifi keyfi olarak tepkimeye sokmuştur. Meydana gelen parlama sonucunda (A) ağır yaralanmış ve üniversite rektörlüğüne karşı maddi ve manevi tazminat istemiyle tam yargı davası açmıştır. Yapılan adli ve idari incelemede (A)'nın eyleminin 'ağır kusur' niteliğinde olduğu tespit edilmiştir.

Danıştay içtihatları ve idare hukukunun genel ilkeleri çerçevesinde, bu olaydaki zararın tazmini ile ilgili aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Zarar görenin ağır kusuru, yürütülen idari faaliyet ile meydana gelen zarar arasındaki illiyet bağını kestiğinden, idarenin tazmin sorumluluğu tamamen ortadan kalkar.

Cevap

Zarar görenin fiilinin ağır kusur niteliğinde olması idari faaliyet ile zarar arasındaki illiyet bağını keseceğinden idarenin tazmin sorumluluğu tamamen ortadan kalkar.
İdare hukukunda idarenin meydana gelen bir zararı tazminle yükümlü tutulabilmesi için idari faaliyet ile zarar arasında 'uygun illiyet (nedensellik) bağının' bulunması zorunludur. Mücbir sebep, üçüncü kişinin ağır kusuru ve zarar görenin ağır kusuru bu bağı tamamen kesen hallerdir. Olayda zarar gören öğrencinin laboratuvar kurallarına kasten aykırı hareket etmesi ağır kusur teşkil ettiğinden, idari eylem ile zarar arasındaki bağ kopar ve idarenin hem kusur sorumluluğu hem de kusursuz sorumluluğu tamamen ortadan kalkar.

Adım Adım Çözüm

1
Olay kurgusundaki zarar verici asıl etkeni ve niteliğini tespit etme.
Zarar gören öğrencinin kuralları kasten ihlal etmesi inceleme sonucunda 'ağır kusur' olarak belirlenmiştir.
İdare hukukunda sorumluluğun doğması için idari işlem/eylem ile zarar arasında nedensellik bağı bulunması şarttır.
2
Zarar görenin ağır kusurunun idare hukukundaki sonucunu değerlendirme.
Mücbir sebep, zarar görenin ağır kusuru ve üçüncü kişinin ağır kusuru illiyet bağını mutlak surette kesen hallerdendir.
Zarar, idarenin yürüttüğü hizmetin işleyişinden değil, bütünüyle zarar görenin kendi iradi ve kurallara aykırı davranışından kaynaklanmıştır.
3
Tazminat talebi yönünden hukuki sonucu belirleme.
İlliyet bağı koptuğu için, idare kusurlu veya kusursuz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz ve tazminat ödeme yükümlülüğü ortadan kalkar.
İlliyet bağı olmaksızın idarenin hukuki sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir.

Anahtar Kavram

İlliyet Bağını Kesen Haller: Zarar Görenin ve Üçüncü Kişinin Kusuru
ÖncekiSayfa 6 / 7Sonraki