İdarenin Sorumluluğu

152 soru

Soru 41Soru

Bir kamu üniversitesine bağlı nükleer araştırma merkezinde, tüm güvenlik ve denetim protokollerine harfiyen uyulmasına rağmen, bilimsel literatürde o güne kadar öngörülmemiş ve tamamen laboratuvarın teknik donanımındaki bir metal yorgunluğundan kaynaklanan sızıntı sonucu çevre arazilerdeki tarım ürünleri zarar görmüştür. Yapılan inceleme neticesinde, zarar gören çiftçilerden birinin, arazisine idareden gerekli izinleri almadan ve ekim yasağı bulunan istilacı bir bitki türünü ektiği tespit edilmiştir.

Bu olayda idarenin mali sorumluluğu ile ilgili idare hukuku ilkeleri çerçevesinde yapılan aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Meydana gelen sızıntı 'beklenmeyen hal' niteliğinde olup işletme içi bir risk teşkil ettiğinden illiyet bağını kesmez ve idarenin kusursuz sorumluluğu devam eder; ancak ekim yasağına aykırı faaliyette bulunulması nedeniyle zararın 'meşruiyet' unsuru eksiktir ve bu kısım için tazminat ödenmez.

Cevap

İşletme içinden kaynaklanan öngörülemez teknik arızaların 'beklenmeyen hal' sayılması ve tehlike ilkesinde illiyet bağını kesmemesi ile yasaklı faaliyetten doğan zararın 'meşruiyet' eksikliği nedeniyle tazmin edilemeyeceğini belirten seçenek doğrudur.
Doğru değerlendirme, nükleer faaliyetin doğası gereği tehlike ilkesinin (kusursuz sorumluluk) geçerli olduğunu, teknik arızanın içsel bir risk (beklenmeyen hal) olması nedeniyle illiyet bağının kopmadığını, ancak zarar görenin yasaklı bir eylemde bulunması nedeniyle zararın 'meşruiyet' şartını sağlamadığını ve bu yüzden tazminat hakkı doğmayacağını birleştirerek analiz etmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Sorumluluk türünü belirle.
Nükleer faaliyetler 'Tehlike (Risk) İlkesi' uyarınca kusursuz sorumluluk alanına girer.
Yüksek riskli ve tehlikeli cihaz/işletmelerde idare, kusuru olmasa dahi oluşan zarardan sorumludur.
2
İlliyet bağını kesen nedenleri analiz et.
Donanımdaki metal yorgunluğu 'beklenmeyen hal'dir, 'mücbir sebep' değildir.
Mücbir sebep dışsal olmalıdır; beklenmeyen hal ise faaliyetin içinden kaynaklanır ve tehlike ilkesinde illiyet bağını kesmez.
3
Zararın kurucu unsurlarını denetle.
Zarar kesin, şahsi ve özeldir; ancak 'meşru' değildir.
İdare hukukunda sadece hukuken korunan (meşru) menfaatlerin ihlali tazmin edilir; ekim yasağı olan bir üründen doğan zarar meşruiyet unsurunu taşımaz.

Anahtar Kavram

İdarenin Kusursuz Sorumluluğu (Tehlike İlkesi) ve Zararın Meşruiyeti
Soru 42Soru

Danıştay'ın yerleşik içtihatları ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun ile kabul edilen; toplumsal olaylar veya terör eylemleri sonucunda meydana gelen, idarenin doğrudan bir eylemi ile zarar arasında klasik anlamda bir illiyet bağının kurulamadığı anonim nitelikteki zararların tazmin edilmesi aşağıdaki ilkelerden hangisine dayanmaktadır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sosyal risk ilkesi

Cevap

Sosyal risk ilkesi, terör ve toplumsal olaylar gibi idarenin doğrudan bir eylemiyle bağ kurulamayan anonim zararların tazmininde esas alınan kusursuz sorumluluk ilkesidir.
Sosyal risk ilkesi, idarenin kusuru olmasa dahi, devletin toplumun genelini koruma yükümlülüğü çerçevesinde, terör ve toplumsal olaylar gibi anonim eylemler sonucu oluşan zararları tazmin etmesini öngören özel bir kusursuz sorumluluk halidir. Bu ilkede klasik illiyet bağı şartı aranmaz.

Adım Adım Çözüm

1
Zararın niteliğini tespit etme
Zararın terör veya toplumsal olaylar gibi kolektif ve anonim bir olaydan kaynaklandığı görülmektedir.
Sorumluluk türünü belirlemek için zararın kaynağının belirlenmesi gerekir.
2
İlliyet bağı ve kusur durumunu değerlendirme
İdare ile zarar arasında klasik anlamda illiyet bağının bulunmadığı ve idarenin bir kusurunun aranmadığı tespit edilir.
Sosyal risk ilkesinde, klasik sorumluluk hukukundaki illiyet bağı şartı gevşetilmiştir.
3
Hukuki dayanakla eşleştirme
5233 sayılı Kanun ve Danıştay içtihatları uyarınca bu durumun 'Sosyal Risk İlkesi' kapsamında olduğu sonucuna varılır.
Toplumsal risklerin sonuçlarının toplumun geneline yayılması devletin bir yükümlülüğüdür.

Anahtar Kavram

Sosyal Risk İlkesi
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 43Soru

İdarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini, nesnel kurallara, bilimsel verilere veya hizmetin niteliğine uygun düşmeyecek şekilde; hatalı, sakat veya eksik bir biçimde yerine getirmesi durumunda hizmet kusuru söz konusu olur.

Buna göre, bir devlet hastanesinde gerçekleştirilen tıbbi müdahale sırasında, sağlık personelinin yerleşik tıbbi standartlara ve sterilizasyon kurallarına aykırı hareket etmesi sonucunda hastanın sağlığının kalıcı olarak bozulması, hizmet kusurunun aşağıdaki görünüm biçimlerinden hangisi ile açıklanır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hizmetin kötü işlemesi

Cevap

Hizmetin kötü işlemesi
Hizmetin kötü işlemesi; idarenin bir kamu hizmetini yürütürken hizmetin gereklerine, nesnel kurallara ve çağın gerektirdiği teknik şartlara aykırı hareket etmesi durumunda ortaya çıkar. Ameliyat sırasında tıbbi standartların dışına çıkılması ve sterilizasyon kurallarının ihlal edilmesi, hizmetin sakat veya hatalı bir şekilde sunulduğunu gösterdiğinden bu kapsamda değerlendirilir.

Adım Adım Çözüm

1
Olaydaki idari eylemin niteliğini belirlemek
Bir devlet hastanesinde tıbbi standartlara aykırı bir müdahale yapıldığı saptanmıştır.
İdarenin sorumluluğunun türünü belirlemek için eylemin nasıl gerçekleştiğini anlamak gerekir.
2
Eylemi hizmet kusuru kategorileri ile karşılaştırmak
Hizmetin sunulduğu ancak teknik kurallara (sterilizasyon, tıbbi standart) aykırı sunulduğu görülmüştür.
Hizmetin hatalı sunumu, 'kötü işleme' tanımıyla örtüşmektedir.
3
Kişisel kusur ve kusursuz sorumluluk ihtimallerini dışlamak
Tıbbi hata, hizmetin organizasyonuyla ilgili nesnel bir bozukluk olduğundan hizmet kusuru önceliklidir.
Danıştay içtihatlarına göre tıbbi müdahale hataları, hizmetin kötü işletilmesi kapsamında hizmet kusuru oluşturur.

Anahtar Kavram

Hizmet kusurunun görünüm biçimlerinden 'hizmetin kötü işlemesi', hizmetin gereklerine ve nesnel kurallara aykırı sunulmasıdır.

Daha Fazla Pratik

Hizmet kusuru ile kişisel kusur arasındaki farkları ve Danıştay'ın rücu hakkına ilişkin yaklaşımlarını inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 44Soru

Danıştay içtihatları ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun ile çerçevesi belirlenen 'sosyal risk ilkesi' kapsamında idarenin sorumluluğuna ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İdarenin sorumluluğu için idari eylem ile zarar arasında doğrudan bir illiyet bağının varlığı şart olmayıp, toplumsal bir riskin gerçekleşmesiyle zararın oluşması yeterlidir.

Cevap

Sosyal risk ilkesinde idarenin sorumluluğu için idari eylem ile zarar arasında doğrudan bir illiyet bağının varlığı şart olmayıp, toplumsal bir riskin gerçekleşmesiyle zararın oluşması yeterlidir.
Sosyal risk ilkesi, idarenin herhangi bir kusuru olmasa dahi, toplumsal bünyede meydana gelen terör, anarşi ve toplumsal karışıklıklar gibi olayların yol açtığı anonim zararları, illiyet bağı kriterini gevşeterek tazmin etmesidir. Bu ilkeye göre, zararın idari bir eylem veya işlemden kaynaklanması gerekmez; zararın toplumsal bir riskin sonucu olması sorumluluk için yeterlidir.

Adım Adım Çözüm

1
Kusursuz sorumluluk türlerini analiz etme
Sosyal risk ilkesinin, idarenin kendi eyleminden değil, toplumun bir parçası olması nedeniyle üstlendiği kolektif bir sorumluluk olduğu belirlenir.
Sosyal risk ilkesini diğer kusursuz sorumluluk hallerinden (tehlike, kamu külfetleri karşısında eşitlik) ayıran temel farkları görmek gerekir.
2
İlliyet bağı kriterini değerlendirme
Sosyal risk ilkesinde, klasik sorumluluk hukukundaki 'doğrudan illiyet bağı' şartının gevşediği veya koptuğu tespit edilir.
İdare, zararı bizzat vermemiş olsa bile, toplumsal huzuru koruma yükümlülüğü çerçevesinde anonim zararları tazmin eder.
3
Mevzuat (5233 sayılı Kanun) ile ilişkilendirme
Terör olaylarından doğan zararların idarenin kusuru olmasa dahi karşılanmasının bu ilkenin yasal tezahürü olduğu sonucuna varılır.
5233 sayılı Kanun, sosyal risk ilkesinin somutlaşmış bir yasal dayanağıdır.

Anahtar Kavram

Sosyal Risk İlkesi (Kusursuz Sorumluluk)
Soru 45Soru

Bir devlet hastanesinde röntgen teknisyeni olarak görev yapan bir personelin, hastane yönetimi tarafından tüm radyasyon güvenliği önlemleri alınmasına ve cihazların bakımları düzenli yapılmasına rağmen, görevi gereği maruz kaldığı X ışınları nedeniyle meslek hastalığına yakalanması durumunda idarenin sorumlu tutulması aşağıdaki kusursuz sorumluluk ilkelerinden hangisi ile açıklanır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Mesleki Risk İlkesi

Cevap

İdarenin herhangi bir kusuru olmasa dahi, kamu görevlisinin yürüttüğü hizmetin doğasından kaynaklanan riskler nedeniyle uğradığı zararlar Mesleki Risk İlkesi uyarınca tazmin edilir.
Mesleki risk ilkesi, kamu hizmetinin yürütülmesinde görev alan personelin, hizmetin bünyesinde barındırdığı olağanüstü tehlikeler ve riskler nedeniyle uğradığı zararların, idarenin bir kusuru olmasa dahi tazmin edilmesini öngörür. Sorudaki röntgen teknisyeninin radyasyona maruz kalması bu riskin tipik bir örneğidir.

Adım Adım Çözüm

1
Zarar gören kişinin statüsünü belirle.
Zarar gören kişi bir kamu görevlisidir (röntgen teknisyeni).
Mesleki risk ilkesi doğrudan kamu personeli ile ilgilidir.
2
Zararın kaynağını ve idarenin kusur durumunu incele.
İdarenin kusuru yoktur; zarar, mesleğin doğasındaki riskten (radyasyon) kaynaklanmaktadır.
Kusursuz sorumluluk hallerini ayırt etmek için kusur olup olmadığına bakılmalıdır.
3
Uygun kusursuz sorumluluk ilkesini seç.
Kamu görevlisinin mesleki faaliyetinden doğan risk nedeniyle Mesleki Risk İlkesi uygulanır.
Tehlike ilkesi üçüncü kişilere, mesleki risk ise personele odaklanır.

Anahtar Kavram

Mesleki Risk İlkesi
Tahmini Süre:45s
Soru 46Soru

İdare, bir bölgedeki içme suyu havzasını korumak ve halk sağlığını güvence altına almak amacıyla bütünüyle hukuka uygun bir düzenleme yapmış ve bu bölgedeki tüm sanayi faaliyetlerini yasaklamıştır. Bu düzenleme nedeniyle, bölgede uzun yıllardır yasal ruhsatlarla faaliyet gösteren ve taşınması teknik olarak mümkün olmayan bir mermer işleme tesisi tamamen kapatılmak zorunda kalmıştır. İdarenin hiçbir hizmet kusuru bulunmamasına rağmen, toplumun genel yararı için gerçekleştirilen bu faaliyet sonucu belirli bir kişinin uğradığı özel ve olağandışı zararın tazmin edilmesi gerektiğini öngören kusursuz sorumluluk ilkesi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesi

Cevap

İdarenin hukuka uygun bir faaliyeti nedeniyle bir kişinin uğradığı özel ve olağandışı zararı tazmin eden ilke 'Kamu külfetleri karşısında eşitlik' (fedakarlığın denkleştirilmesi) ilkesidir.
Kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesi, idarenin kamu yararı amacıyla bütünüyle hukuka uygun olarak yürüttüğü faaliyetlerin, toplumun genelinden farklı olarak belirli bir kişi üzerinde ağır ve özel bir zarar doğurması durumunda uygulanır. Bu ilkeye göre, kamu yararı için katlanılan bu fedakarlık, toplumun bütününe yayılmalı (tazminat ile) ve kişinin tek başına bu yükü taşıması engellenmelidir. Sorudaki sanayi yasağı hukuka uygundur ancak tesisin tamamen kapatılması o kişi için 'özel ve olağandışı' bir zarardır.

Adım Adım Çözüm

1
İdari faaliyetin hukuki niteliğini belirle.
İşlem mevzuata ve kamu yararına bütünüyle uygundur (Kusursuz sorumluluk alanına girer).
Zararın tazmini için idarenin hatalı olmasına gerek yoktur.
2
Zararın kapsamını analiz et.
Zarar 'özel' (sadece o işletmeye özgü) ve 'olağandışı' (sosyal risk sınırlarını aşan) niteliktedir.
Herkesin katlandığı genel külfetler değil, bir kişinin toplum adına yaptığı ağır fedakarlık söz konusudur.
3
Uygun hukuk ilkesini eşleştir.
Fedakarlığın denkleştirilmesi (Kamu külfetleri karşısında eşitlik).
Toplum yararına yapılan hukuka uygun işlerin bedelinin tek bir kişiye yüklenmesi hakkaniyete aykırıdır.

Anahtar Kavram

Fedakarlığın Denkleştirilmesi: İdarenin hukuka uygun işlemlerinden doğan özel ve ağır zararların kusur aranmaksızın tazmin edilmesi.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 47Soru

İdare hukukunda idarenin mali sorumluluğunu ortadan kaldıran veya azaltan, dolayısıyla illiyet bağını kesen nedenler arasında kabul edilen 'mücbir sebep' ile 'beklenmeyen hal' kavramlarını birbirinden ayıran en temel ölçüt aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Olayın idarenin yürüttüğü faaliyetin veya organizasyonun tamamen dışında gerçekleşmesi (dışsallık)

Cevap

İlliyet bağını kesen nedenlerden mücbir sebep ile beklenmeyen hal arasındaki temel fark 'dışsallık' unsurudur.
İdare hukukunda mücbir sebep ile beklenmeyen hal arasındaki temel fark 'dışsallık' (externality) ölçütüdür. Mücbir sebep; idarenin faaliyet alanı ve organizasyonu dışında gerçekleşen (doğal afetler gibi) olayları ifade ederken, beklenmeyen hal; idarenin faaliyetinin içinde, organizasyonun işleyişi sırasında aniden ortaya çıkan (teknik arızalar gibi) ancak yine de öngörülemeyen olayları ifade eder.

Adım Adım Çözüm

1
Kavramların ortak özelliklerini belirle.
Hem mücbir sebep hem de beklenmeyen hal; öngörülemez, karşı konulamaz ve dışarıdan müdahale ile durdurulamaz olaylardır.
Ortak özellikleri eleyerek ayırt edici unsura ulaşmak için.
2
Kavramların kaynağını (illiyet bağındaki yerini) analiz et.
Mücbir sebep idarenin faaliyetinin tamamen dışından (deprem, sel, savaş vb.) gelir. Beklenmeyen hal ise idarenin kendi araç, gereç veya personelinin faaliyetinden (fren patlaması, teknik arıza vb.) kaynaklanır ancak yine de öngörülemezdir.
Dışsallık ölçütünün hukuki tanımını doğrulamak için.
3
Sonucu karşılaştır.
Dışsallık (idari faaliyetin dışında olma) kriteri mücbir sebebi beklenmeyen halden ayıran yegane temel farktır.
Doğru seçeneği belirlemek için.

Anahtar Kavram

İlliyet bağını kesen nedenlerde 'Dışsallık' (Externality) unsuru.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 48Soru

İdare hukukunda idarenin mali sorumluluğunu tayin ederken illiyet bağını kesen veya daraltan nedenlerden 'mücbir sebep' ile 'beklenmeyen hal' (kaza) arasındaki temel farka ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Mücbir sebep, idari faaliyetin tamamen dışında gelişen 'dışsal' bir olay iken; beklenmeyen hal, idarenin yürüttüğü hizmetin bünyesinde veya araçlarında meydana gelen 'içsel' bir olaydır.

Cevap

Mücbir sebep dışsal (idare dışı), beklenmeyen hal ise içsel (hizmet içi) bir olaydır.
Doğru ifade, mücbir sebebin idari faaliyetin dışında gerçekleşen 'dışsal' (deprem, savaş vb.) bir olay olduğunu, beklenmeyen halin ise hizmetin işleyişi içindeki araçlardan veya personelden kaynaklanan 'içsel' (fren patlaması, kazan patlaması vb.) bir durum olduğunu belirtmektedir. İdare hukukunda bu iki kavram arasındaki en keskin ayrım çizgisi bu dışsallık durumudur.

Adım Adım Çözüm

1
Kavramların kaynağını belirle.
Mücbir sebep (deprem, sel) idarenin kontrolü ve faaliyeti dışındadır. Beklenmeyen hal (teknik arıza) ise hizmetin yürütüldüğü araç veya mekanizmanın içindedir.
İlliyet bağının kesilip kesilmediğini anlamak için olayın kaynağının idareye mi yoksa dış bir etkene mi ait olduğu saptanmalıdır.
2
Dışsallık kriterini uygula.
Dışsal olan olay mücbir sebep, içsel olan olay beklenmeyen haldir.
Öngörülemezlik ve önlenemezlik her ikisinde de ortak olsa da 'dışsallık' onları ayıran temel farktır.
3
Sorumluluk üzerindeki etkisini değerlendir.
Mücbir sebep tüm sorumluluğu (kusurlu/kusursuz) kaldırırken; beklenmeyen hal sadece kusur sorumluluğunu etkiler.
Hizmetin içinden gelen bir kaza (beklenmeyen hal), hizmetin yarattığı riskin bir parçası olduğu için kusursuz sorumluluğu (risk ilkesini) genellikle ortadan kaldırmaz.

Anahtar Kavram

İlliyet Bağını Kesen Nedenlerde Dışsallık Kriteri

Daha Fazla Pratik

İdarenin kusursuz sorumluluk hallerinden 'Risk İlkesi' ile 'Sosyal Risk' arasındaki farkları inceleyerek illiyet bağının bu ilkelerdeki rolünü pekiştirebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 49Soru

Kamu hizmetinin yürütülmesi sırasında bir kamu görevlisinin, hizmetin araç ve gereçlerini kullanarak ancak hizmetle bağdaşmayan şahsi bir kusuruyla (kasıt, şahsi husumet veya ağır ihmal) üçüncü kişilere zarar vermesi durumunda uygulanacak sorumluluk rejimiyle ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Anayasa'daki güvence uyarınca tazminat davası idare aleyhine açılmalı; idare ödediği tazminatı, ağır kusuru veya kastı bulunan görevliye rücu etmelidir.

Cevap

Anayasa'nın 129/5. maddesi gereğince tazminat davası idare aleyhine açılmalı, idare ise ödediği meblağı kişisel kusuru olan görevliye rücu etmelidir.
Türk hukuk sisteminde, Anayasa'nın 129/5. ve 40/3. maddeleri uyarınca, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları ancak idare aleyhine açılabilir. Bu kural, kamu görevlisinin fiili 'kişisel kusur' (kasıt, şahsi husumet vb.) niteliğinde olsa dahi, eğer fiil hizmetin yürütülmesi sırasında veya hizmet araçlarıyla işlenmişse geçerliliğini korur. İdare, mahkeme kararıyla ödediği tazminatı, eyleminde kişisel kusuru tespit edilen görevliden 'rücu' yoluyla tahsil eder.

Adım Adım Çözüm

1
Eylemin niteliğini analiz etme
Eylem kamu hizmeti sırasında gerçekleşmiş ancak şahsi bir kasıt veya husumet (kişisel kusur) barındırmaktadır.
Sorumluluk rejimini ve davanın kime açılacağını belirlemek için kusurun hizmetle olan bağı incelenmelidir.
2
Anayasal güvenceyi (Madde 129/5) uygulama
Vatandaşın doğrudan memuru dava etmesi engellenmiş, davanın idareye açılması zorunlu kılınmıştır.
Kamu görevlilerinin görevlerini baskı altında kalmadan yapmalarını sağlamak ve vatandaşın tazminat alacağını devlet güvencesine almak amaçlanır.
3
Rücu mekanizmasını çalıştırma
İdare tazminatı ödedikten sonra, kusuru bulunan memura bu tutarı rücu eder.
Kişisel kusurun mali yükünün nihai olarak idare üzerinde değil, kusurlu kişi üzerinde kalmasını sağlamak temel hukuk ilkesidir.

Anahtar Kavram

İdarenin Rücu Hakkı ve Memur Güvencesi
Soru 50Soru

İdarenin mali sorumluluğunun kurucu unsurlarından olan illiyet bağının kesilmesi noktasında, doktrinde kabul edilen 'dışsallık' (idarenin faaliyeti dışından gelme) unsuru bakımından mücbir sebep ve beklenmeyen hal ayrımı hakkında aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Mücbir sebep, idarenin yürüttüğü hizmetin ve faaliyetin tamamen dışında gerçekleşen bir olay iken; beklenmeyen hal, hizmetin iç işleyişindeki bir aksaklıktan veya araçlardaki gizli bir kusurdan kaynaklanır.

Cevap

Mücbir sebep idari faaliyetin tamamen dışında gerçekleşen bir olaydır, beklenmeyen hal ise hizmetin iç işleyişinden kaynaklanan bir durumdur.
İdare hukukunda mücbir sebep ile beklenmeyen hal arasındaki en belirgin fark 'dışsallık' unsurudur. Mücbir sebep, idarenin yürüttüğü hizmetin tamamen dışında, öngörülemez ve önlenemez bir olaydır. Beklenmeyen hal ise idari faaliyetin veya hizmetin yürütülmesi sırasında ortaya çıkan, hizmete yabancı olmayan ancak yine de öngörülemeyen teknik arıza veya iç aksaklıkları ifade eder.

Adım Adım Çözüm

1
İlliyet bağını kesen nedenlerin 'kaynak' yönünden tasnifi yapılır.
Olayın idarenin kontrolü ve faaliyet alanı dışında mı (dışsal) yoksa içinde mi (içsel) olduğu belirlenir.
Sorumluluğun hukuksal niteliğini belirlemek için bu ayrım kritiktir.
2
Mücbir sebep ve beklenmeyen hal kavramları dışsallık kriterine göre eşleştirilir.
Mücbir sebep (deprem, sel gibi) dışsal; beklenmeyen hal (fren patlaması, teknik arıza gibi) içsel olarak sınıflandırılır.
Doktrinde bu ayrım, idarenin tehlike sorumluluğu kapsamındaki yükümlülüklerini tayin eder.

Anahtar Kavram

İlliyet bağını kesen nedenlerde 'dışsallık' kriteri: Mücbir sebep dışsal, beklenmeyen hal (kaza) ise içsel (hizmete yabancı olmayan) niteliktedir.

İpuçları

1
Olayın idarenin kontrolü dışında bir doğa olayı mı yoksa kullandığı bir aracın arızası mı olduğuna odaklanın.
2
'Dışsallık' kriteri, olayın idari faaliyetin 'içinden' mi yoksa 'dışından' mı geldiğini sorgular.

Daha Fazla Pratik

İdarenin kusursuz sorumluluk hallerinde beklenmeyen halin neden sorumluluğu kaldırmadığını 'risk ilkesi' çerçevesinde inceleyiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 51Soru

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) bünyesinde kurulan tehlikeli atık müdahale biriminde görevli bir radyasyon uzmanı, radyoaktif sızıntı riski bulunan bir tesise yönelik operasyon sırasında, idarenin tüm uluslararası güvenlik standartlarını uygulamasına ve personelin koruyucu ekipmanları eksiksiz kullanmasına rağmen, müdahale edilen materyalin doğasından kaynaklanan öngörülemeyen bir etkileşim sonucunda kalıcı bir sağlık sorunu yaşamıştır. Yapılan idari soruşturmada, ne idarenin bir ihmalinin ne de personelin bir kişisel kusurunun bulunduğu tespit edilmiştir.

Bu olayda, zarar gören kamu görevlisinin tazminat talebinin idarenin kusursuz sorumluluğu kapsamında karşılanması durumunda dayanılabilecek temel hukuk ilkesi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Mesleki Risk İlkesi

Cevap

Kamu görevlisinin yürüttüğü tehlikeli faaliyetten dolayı uğradığı zarar, idarenin kusursuz sorumluluk hallerinden biri olan Mesleki Risk İlkesi uyarınca tazmin edilmelidir.
Mesleki risk ilkesi, kamu hizmetinin ifası sırasında, hizmetin niteliği gereği tehlike arz eden durumlarda görev yapan kamu personelinin, bu tehlike nedeniyle uğradığı zararların tazminini sağlar. Olayda uzman personelin radyasyon gibi yüksek riskli bir alanda görev yapması ve zararın bu mesleki riskin gerçekleşmesi sonucu oluşması, sorumluluğu bu ilkeye dayandırır.

Adım Adım Çözüm

1
Sorumluluğun türünü belirlemek için olayda idari bir kusur olup olmadığını analiz edin.
İdarenin tüm önlemleri aldığı ve standartlara uyduğu belirtildiğinden 'Hizmet Kusuru' bulunmamaktadır; sorumluluk 'Kusursuz Sorumluluk' tipindedir.
Kusursuz sorumlulukta idarenin bir hatasının olması gerekmez, zararın oluşması ve illiyet bağı yeterlidir.
2
Zarara uğrayan kişinin (mağdurun) hukuki statüsünü belirleyin.
Zarar gören kişi, tehlikeli görevi ifa eden bir kamu görevlisidir (AFAD uzmanı).
Kusursuz sorumlulukta mağdurun kimliği, uygulanacak ilkenin adını (Tehlike vs. Mesleki Risk) belirlemede kritiktir.
3
Zararın kaynağını ve nedenini tespit edin.
Zarar, görevin icrası sırasında kullanılan materyalin veya ortamın (radyasyon) bünyesindeki tehlikeden kaynaklanmıştır.
Eğer zarar üçüncü bir kişinin saldırısından kaynaklansaydı 'Sosyal Risk' veya 'Kişisel Kusur' tartışması yapılabilirdi.
4
Uygun hukuk ilkesini eşleştirin.
Tehlikeli bir kamu hizmetini yürüten görevlinin, bu hizmetin doğasındaki riskler nedeniyle uğradığı zarar 'Mesleki Risk İlkesi' kapsamına girer.
Danıştay içtihatları, kamu görevlilerinin mesleklerinin icrası sırasında maruz kaldıkları bünyesel riskleri bu özel başlık altında değerlendirir.

Anahtar Kavram

İdarenin Mesleki Risk Sorumluluğu
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 52Soru

1982 Anayasası'nın 125. maddesinin son fıkrası "İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür." hükmünü amirdir. Bu anayasal ilke, idarenin mali sorumluluğunun temelini oluşturur.

Buna göre, idarenin hukuki sorumluluğunun genel özellikleri ve şartları hakkında aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İdarenin tazmin yükümlülüğünün doğabilmesi için idari faaliyet ile meydana gelen zarar arasında illiyet (nedensellik) bağının bulunması kural olmakla birlikte, idarenin kusursuz sorumluluğuna gidildiği hallerde illiyet bağının varlığı aranmaz.

Cevap

İdarenin kusursuz sorumluluğuna gidildiği hallerde illiyet bağının varlığının aranmadığını ifade eden seçenek yanlıştır.
İdarenin mali sorumluluğunun doğabilmesi için (ister kusur sorumluluğu ister kusursuz sorumluluk olsun) kural olarak ortada bir idari eylem veya işlem, bu işlem veya eylemden doğan bir zarar ve zarar ile faaliyet arasında bir 'illiyet (nedensellik) bağı' bulunması zorunludur. Kusursuz sorumluluk hallerinde ortadan kalkan veya aranmayan unsur illiyet bağı değil, idarenin 'kusuru'dur. İlliyet bağı olmadan, yani ortaya çıkan zarar ile idari faaliyet arasında hiçbir bağ kurulamadan idareye tazminat yükletilmesi (sosyal risk gibi çok istisnai ve zayıflatılmış haller dışında) mümkün değildir. Dolayısıyla kusursuz sorumlulukta illiyet bağının aranmadığını belirten ifade kesinlikle yanlıştır.

Adım Adım Çözüm

1
İdarenin sorumluluğunun doğması için gereken kurucu unsurları belirle.
İdari bir eylem veya işlem, bir zarar ve bu ikisi arasında nedensellik (illiyet) bağı bulunması şarttır. Sorumluluğun türüne göre ek olarak kusur unsuru da aranabilir.
Genel sorumluluk kurallarının çerçevesini çizebilmek için.
2
Kusur sorumluluğu ile kusursuz sorumluluk halleri arasındaki farkı analiz et.
Kusursuz sorumluluk hallerinde idarenin tazmin yükümlülüğü doğması için bir 'hizmet kusuru' işlemiş olması gerekmez; ancak zararın idarenin bir faaliyetinden doğduğu gerçeği (illiyet bağı) değişmez.
Seçeneklerdeki hukuki yanılgıyı tespit edebilmek için.
3
Seçenekleri illiyet bağı şartı açısından değerlendir.
Kusursuz sorumlulukta illiyet bağının aranmadığı iddiası hukuken hatalıdır; zira idare, kendi faaliyetiyle hiçbir ilgisi olmayan (illiyet bağı bulunmayan) bir zararı tazmin etmekle yükümlü tutulamaz.
Yanlış olan ifadeyi kesin olarak belirlemek için.

Anahtar Kavram

İdarenin Mali Sorumluluğunun Kurucu Unsurları ve Kusursuz Sorumlulukta İlliyet Bağı
Soru 53Soru

İdarenin yürüttüğü ve yüksek risk teşkil eden bir kamu hizmeti sırasında, kullanılan teknik donanımda önceden öngörülemeyen ve periyodik tüm bakımlara rağmen engellenemeyen ani bir mekanik metal yorgunluğu sonucunda büyük bir patlama meydana gelmiş ve çevre binalar zarar görmüştür. İdare hukukunda illiyet bağını kesen veya daraltan nedenler ve sorumluluk ilkeleri uyarınca, bu olayla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Olay, idarenin faaliyetinin iç bünyesinden kaynaklandığı (dışsallık unsuru taşımadığı) için 'beklenmeyen hal' niteliğindedir ve tehlike ilkesine dayalı kusursuz sorumluluğu ortadan kaldırmaz.

Cevap

Söz konusu olay, idarenin faaliyetinin iç bünyesinden kaynaklandığı (dışsallık unsuru taşımadığı) için 'beklenmeyen hal' niteliğindedir ve tehlike ilkesine dayalı kusursuz sorumluluğu ortadan kaldırmaz.
İdare hukukunda illiyet bağını tamamen kesen mücbir sebep için 'dışsallık', 'öngörülemezlik' ve 'önlenemezlik' unsurlarının kümülatif olarak bulunması gerekir. Olaydaki mekanik arıza idarenin kendi araç ve organizasyonu içinde gerçekleştiği için 'dışsallık' unsuru eksiktir ve bu durum 'beklenmeyen hal' (kaza) oluşturur. Beklenmeyen haller, idarenin kusur sorumluluğunu (hizmet kusuru) ortadan kaldırsa da, yüksek riskli faaliyetlerden doğan 'tehlike ilkesi' uyarınca kusursuz sorumluluğunu ortadan kaldırmaz; yani idare zararı tazmin etmekle yükümlüdür.

Adım Adım Çözüm

1
Olayın kaynağını analiz et.
Zarar, idarenin kullandığı teknik donanımdaki mekanik bir arızadan (metal yorgunluğu) kaynaklanmaktadır.
İlliyet bağını kesen nedenleri belirlemek için olayın idarenin faaliyetine 'dışsal' mı yoksa 'içsel' mi olduğu tespit edilmelidir.
2
Dışsallık (externality) kriterini uygula.
Arıza idarenin organizasyonu ve teknik araçları içinde gerçekleştiği için 'dışsallık' unsuru yoktur.
Mücbir sebep (force majeure) için olayın mutlaka idarenin dışından gelen bir etki (deprem, sel vb.) olması gerekir.
3
Kavramsal sınıflandırma yap.
Dışsallık unsuru olmayan, ancak öngörülemeyen ve önlenemeyen olay 'beklenmeyen hal' (kaza) olarak tanımlanır.
Öngörülemezlik ve önlenemezlik unsurları hem mücbir sebepte hem beklenmeyen halde ortaktır; fark dışsallıktır.
4
Hukuki sonucu sorumluluk ilkeleriyle ilişkilendir.
Beklenmeyen hal kusur sorumluluğunu kaldırsa da, 'tehlike ilkesi'ne dayanan kusursuz sorumluluğu kaldırmaz.
İdare, tehlikeli bir faaliyet yürütmenin risklerini (beklenmeyen haller dahil) üstlenmek zorundadır; bu durum illiyet bağını kesmez.

Anahtar Kavram

Mücbir Sebep ve Beklenmeyen Hal Ayrımında Dışsallık Kriteri

Daha Fazla Pratik

Mücbir sebep ve beklenmeyen halin 'kusur sorumluluğu' ve 'kusursuz sorumluluk' üzerindeki farklı etkilerini karşılaştıran tablo sorularını inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 54Soru

İdare hukukunda, idarenin yürüttüğü kamu hizmetlerinde kullandığı ateşli silahlar, patlayıcı maddeler veya yüksek gerilim hatları gibi bünyesinde doğal olarak yüksek risk barındıran araç ve gereçlerin yol açtığı zararlardan dolayı, idarenin herhangi bir kusuru bulunmasa dahi sorumlu tutulmasını ifade eden kusursuz sorumluluk ilkesi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Tehlike (Risk) İlkesi

Cevap

İdarenin tehlikeli araç ve gereçlerin kullanımı nedeniyle kusuru olmaksızın sorumlu tutulması Tehlike (Risk) İlkesi olarak adlandırılır.
İdarenin sunduğu kamu hizmeti sırasında kullandığı ve bünyesinde yüksek risk barındıran (ateşli silahlar, mühimmat, yüksek gerilim hattı vb.) nesnelerin yol açtığı zararlar, idarenin bir kusuru olmasa dahi 'Tehlike (Risk) İlkesi' uyarınca tazmin edilir. Bu ilke, riskli faaliyetin nimetinden yararlanan idarenin, külfetine de katlanması gerektiği düşüncesine dayanır.

Adım Adım Çözüm

1
Sorumluluğun kaynağını belirleyin.
Zararın kaynağı; ateşli silah, patlayıcı madde veya yüksek gerilim hattı gibi tehlikeli araçlardır.
Tehlike ilkesi, idarenin bünyesinde risk taşıyan araçları kullanmasının bir sonucudur.
2
Kusur şartını kontrol edin.
İdarenin herhangi bir hizmet kusuru veya ihmali bulunmamaktadır.
Kusursuz sorumluluk hallerinde idarenin eyleminin hukuka aykırı olması veya bir ihmalinin bulunması gerekmez.
3
İlgili kusursuz sorumluluk türünü eşleştirin.
Tehlikeli araçların kullanımı 'Tehlike İlkesi' kapsamına girer.
Ateşli silahlar ve patlayıcılar gibi unsurlar hukuk doktrininde tehlike ilkesinin klasik örnekleridir.

Anahtar Kavram

İdarenin Tehlike (Risk) İlkesine Dayanan Kusursuz Sorumluluğu
Tahmini Süre:45s
Soru 55Soru

Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü tarafından işletilen bir hidroelektrik santralinin baraj kapaklarında, günümüz teknolojisi ve bilimsel verileriyle önceden tespit edilmesi imkânsız olan gizli bir metal yorgunluğu (mikro çatlak) sebebiyle aniden kopma meydana gelmiş ve alt havzada bulunan tarım arazileri sular altında kalarak ciddi zarara uğramıştır. İdare, zararın öngörülemez ve önlenemez bir durumdan kaynaklandığını ileri sürerek zarar görenlerin tazminat talebini reddetmiştir.

Bu olaydaki idarenin hukuki sorumluluğuna ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi idare hukuku ilkelerine göre doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Zarara yol açan olay idari faaliyetin iç bünyesinden kaynaklandığı için "beklenmeyen hal" niteliğindedir ve idarenin kusursuz sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

Cevap

Zarara yol açan olay idari faaliyetin iç bünyesinden kaynaklandığı için "beklenmeyen hal" niteliğindedir ve idarenin kusursuz sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
İdare hukukunda illiyet bağını kesen nedenlerden mücbir sebep ile beklenmeyen halin en önemli farkı 'dışsallık' unsurudur. Mücbir sebep, idarenin faaliyet alanı dışında gerçekleşen olaylarken; beklenmeyen hal, idarenin yürüttüğü hizmetin iç işleyişinden kaynaklanan ancak öngörülemeyen ve önlenemeyen durumlardır. Olaydaki gizli metal yorgunluğu barajın iç bünyesinden kaynaklandığı için 'beklenmeyen hal'dir. Baraj işletimi tehlikeli bir faaliyet olduğundan idare tehlike ilkesi uyarınca kusursuz sorumludur. Beklenmeyen hal, kusursuz sorumluluk hallerinde illiyet bağını kesmez. Bu nedenle idarenin tazmin yükümlülüğü devam eder.

Adım Adım Çözüm

1
Olayda ortaya çıkan 'gizli metal yorgunluğu' durumunun idare hukuku kavramları açısından nitelendirilmesi.
Bu arıza öngörülemez ve önlenemez niteliktedir ancak idari faaliyetin 'iç bünyesinden' (baraj kapağından) kaynaklandığı için dışsallık unsuru taşımaz.
Dışsallık unsurunun yokluğu, olayın 'mücbir sebep' değil 'beklenmeyen hal' olarak sınıflandırılmasını gerektirir.
2
Beklenmeyen halin idarenin mali sorumluluğuna etkisinin belirlenmesi.
Baraj işletmek gibi tehlikeli faaliyetlerde idare 'kusursuz sorumluluk (tehlike ilkesi)' altındadır.
Beklenmeyen hal, kusura dayalı sorumluluğu ortadan kaldırsa da kusursuz sorumluluk hallerinde illiyet bağını kesmez, idare zarar görenlere karşı tazminat ödemekle yükümlü olmaya devam eder.

Anahtar Kavram

Beklenmeyen Hal ve Mücbir Sebep Ayrımı (Dışsallık Unsuru) ve Kusursuz Sorumluluğa Etkisi
Soru 56Soru

X Büyükşehir Belediyesi, şehir içi ulaşımı rahatlatmak amacıyla mevzuata, imar planlarına ve kamu yararına bütünüyle uygun bir idari kararla ana arterlerden birinde çok katlı kavşak ve altgeçit inşaatına başlamıştır. Herhangi bir planlama, projelendirme veya uygulama hatası (hizmet kusuru) bulunmayan ve iki yıl süren bu inşaat süresince, projenin merkezinde yer alan yasal bir akaryakıt istasyonunun araç giriş-çıkış bağlantıları fiziksel olarak tamamen kapanmıştır. İstasyon sahibi, alternatif hiçbir erişim imkânı kalmaması sebebiyle bu süreçte iflas etmiş ve ağır bir maddi zarara uğramıştır. İşletme sahibi, uğradığı zararın tazmini istemiyle idareye karşı tam yargı davası açmıştır.

Buna göre, idare mahkemesinin idareyi tazminata mahkûm edebilmesi için kararına dayanak yapacağı temel hukuki ilke ve gerekçe aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İdarenin hukuka uygun eyleminden doğan külfetin, toplumun geneline kıyasla yalnızca belirli bir kişi üzerinde özel ve olağandışı bir ağırlık yaratmış olması nedeniyle zararın idarece denkleştirilmesi

Cevap

İdarenin hukuka uygun eyleminden doğan külfetin, toplumun geneline kıyasla yalnızca belirli bir kişi üzerinde özel ve olağandışı bir ağırlık yaratmış olması nedeniyle zararın idarece denkleştirilmesini ifade eden seçenektir.
Kamu külfetleri karşısında eşitlik (fedakârlığın denkleştirilmesi) ilkesi uyarınca, idarenin kamu yararı amacıyla yürüttüğü bütünüyle hukuka uygun bir faaliyet, toplumdaki belirli bir kişi veya zümre üzerinde tahammül edilmesi beklenemeyecek seviyede 'özel ve olağandışı' bir zarar doğurursa, bu durum bozulan eşitliğin yeniden sağlanması amacıyla idarece tazmin edilir. Olayda kamu yararına uygun viyadük inşası sebebiyle yalnızca belirli bir istasyonun yol bağlantısının tamamen kesilerek iflas etmesi, Danıştay içtihatlarında bu ilkenin tipik uygulanma alanıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Olaydaki idari eylemin hukuki niteliğini analiz etme
İşlemin tamamen hukuka, imar planlarına ve kamu yararına uygun olduğu, hizmet kusuru barındırmadığı saptanır.
Zarar görenin kusura dayalı bir sorumluluk (hizmet kusuru) iddia edip edemeyeceğini belirlemek için eylemin hukuka uygunluğu test edilmelidir.
2
Ortaya çıkan zararın niteliğini belirleme
Zararın, yolun bütünüyle kapanması sonucu alternatif erişimin yok olmasıyla iflasa sürüklenen tek bir kişiye özgü (özel) ve ticari hayatın tahammül sınırlarını aşan (olağandışı) bir zarar olduğu görülür.
Hukuka uygun eylemlerden doğan her zarar tazmin edilmez; tazminat için zararın özel ve olağandışı olması şarttır.
3
Uygun kusursuz sorumluluk türünü seçme
Tehlike veya sosyal risk ilkeleri şartları taşımadığından, hukuka uygun eylemin yarattığı bu spesifik zarar türü için 'Kamu Külfetleri Karşısında Eşitlik (Fedakarlığın Denkleştirilmesi)' ilkesi uygulanır.
İdare hukukunda, tüm toplumun yararlandığı bir hizmetin ağır maliyetini hakkaniyet gereği sadece bir bireyin üstlenmesi eşitlik ilkesine aykırıdır.

Anahtar Kavram

Kusursuz Sorumluluk: Kamu Külfetleri Karşısında Eşitlik (Fedakarlığın Denkleştirilmesi)
Soru 57Soru

Bir il özel idaresinde iş makinesi operatörü olarak çalışan kamu görevlisi, köy yolu yapım çalışmaları yürüttüğü esnada, daha önceden şahsi husumeti bulunan bir vatandaşa ait tarlaya kasten girerek ekili ürünlere zarar vermiştir.

Bu olayda ortaya çıkan zararın tazmini ve idarenin sorumluluğu ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi hukuken doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kamu görevlisinin kasti eylemi kişisel kusur niteliği taşımasına rağmen, zarar gören taraf Anayasa hükmü gereğince tazminat davasını idareye karşı açmalı, idare ise ödediği tazminatı ilgili personele rücu etmelidir.

Cevap

Kamu görevlisinin eylemi kişisel kusur olsa dahi, davanın idareye açılması ve idarenin tazminatı ödedikten sonra görevliye rücu etmesi gerektiğini belirten seçenektir.
Anayasa'nın 129. maddesinin 5. fıkrası uyarınca, memurların ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, ancak idare aleyhine açılabilir. Olayda memur görev sırasında ve hizmet aracını kullanarak zarar vermiş, ancak bu zararı şahsi husumeti nedeniyle kasten (kişisel kusurla) meydana getirmiştir. Hukuk sistemimizde bu tür olaylarda zarar görenin mağdur olmaması için dava öncelikle idareye yöneltilir. İdare tazminatı ödedikten sonra, kusurun şahsiliği ilkesi gereği ödediği meblağı olaya sebep olan ilgili personele rücu eder.

Adım Adım Çözüm

1
Olaydaki eylemin niteliğini (hizmet kusuru mu, kişisel kusur mu) belirle.
Görevlinin 'şahsi husumet' nedeniyle 'kasten' zarar vermesi, eylemin kişisel kusur olduğunu gösterir.
Memurun görevini yaparken kin, garez veya kasti olarak birine zarar vermesi idare hukukunda kişisel kusur olarak nitelendirilir.
2
Davanın kime karşı açılacağını tespit et.
Eylem görev sırasında ve yetki kullanılırken (hizmet aracıyla) gerçekleştiği için Anayasa m.129/5 gereği dava ancak idare aleyhine açılabilir.
Vatandaşların memurun şahsi malvarlığı yerine, ödeme gücü yüksek olan idareyi muhatap alabilmesi (Anayasal güvence) sağlanmıştır.
3
İdarenin ödediği tazminat sonrası yapması gereken işlemi belirle.
İdare, zarar görene ödediği tazminatı, olaya kasti eylemiyle sebep olan ilgili memura rücu etmek zorundadır.
Kişisel kusuruyla zarara yol açan memur, nihai olarak bu zararın mali yüküne katlanmalıdır.

Anahtar Kavram

Hizmet Kusuru, Kişisel Kusur ve Rücu İlkesi
Soru 58Soru

İdare, kamu yararını gerçekleştirmek amacıyla bütünüyle hukuka uygun bir biçimde yürüttüğü bir demiryolu genişletme projesi kapsamında, teknik gereklilikler nedeniyle bir sanayi sitesinin ana giriş güzergahını iki yıl sürecek şekilde değiştirmiştir. Bu uygulama sonucunda, sitenin girişinde bulunan bir akaryakıt istasyonu, ulaşımın zorlaşması nedeniyle müşteri kitlesini büyük oranda kaybetmiş ve ticari olarak özel ve olağandışı bir zarara uğramıştır. İdarenin herhangi bir kusuru bulunmaksızın gerçekleşen bu zararı tazmin etme yükümlülüğü, aşağıdaki sorumluluk ilkelerinden hangisi ile açıklanır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesi (Fedakarlığın denkleştirilmesi)

Cevap

Kamu külfetleri karşısında eşitlik (Fedakarlığın denkleştirilmesi) ilkesi uyarınca idare, hukuka uygun eylemleriyle belirli bir kişiye verdiği özel zararı tazmin etmelidir.
Kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesi, idarenin kamu yararı amacıyla gerçekleştirdiği ve hukuka uygun olan faaliyetleri sonucunda, belirli bir kişinin veya grubun 'özel ve olağandışı' bir zarara uğraması durumunda devreye girer. Bu ilkeye göre, kamu yararı için katlanılan fedakarlık, hakkaniyet gereği toplumun tamamına (idare aracılığıyla) paylaştırılmalıdır. Olayda demiryolu inşası hukuka uygundur ancak akaryakıt istasyonu sahibi bu genel yarar uğruna tek başına ağır bir yüke katlanmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Eylemin hukuki niteliğini analiz etme
İdarenin eylemi bütünüyle 'hukuka uygun' olarak belirtilmiştir.
Kusur sorumluluğu (hizmet kusuru) için hukuka aykırılık şarttır, hukuka uygun eylemlerde kusursuz sorumluluk aranır.
2
Zararın niteliğini değerlendirme
Zarar 'özel ve olağandışı' (akaryakıt istasyonuna özgü) bir nitelik taşımaktadır.
Hukuka uygun eylemden doğan her zarar değil, sadece toplumsal külfetlerin eşit dağılımını bozan 'özel' zararlar tazmin edilir.
3
Uygun kusursuz sorumluluk türünü eşleştirme
Kamu külfetleri karşısında eşitlik (Fedakarlığın denkleştirilmesi) ilkesi.
Toplumun genel yararı (demiryolu) için bir kişinin katlanmak zorunda kaldığı ağır yükün, hakkaniyet gereği toplumca paylaşılması bu ilkenin temelidir.

Anahtar Kavram

Kamu Külfetleri Karşısında Eşitlik / Fedakarlığın Denkleştirilmesi
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 59Soru

İdare, tarihi bir bölgede yer alan ve çökme tehlikesi bulunan bir köprünün restorasyonu amacıyla, bölgeye çıkan tek ana yolu bir yıl süreyle araç trafiğine kapatmıştır. Bu işlem sonucunda, yol üzerinde faaliyet gösteren ve tek geçim kaynağı bu güzergâh üzerindeki trafik olan bir konaklama tesisi, alternatif bir ulaşım imkânı da bulunmadığı için faaliyetlerini tamamen durdurmak zorunda kalmış ve ağır bir maddi zarara uğramıştır. İdarenin bu hukuka uygun eylemi sonucunda ortaya çıkan özel ve olağandışı zararı tazmin etmesi gerektiğini savunan kusursuz sorumluluk ilkesi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kamu külfetleri karşısında eşitlik (Fedakarlığın denkleştirilmesi) ilkesi

Cevap

İdarenin hukuka uygun eylemiyle oluşan özel ve olağandışı zararların tazminini öngören 'Kamu külfetleri karşısında eşitlik (Fedakarlığın denkleştirilmesi) ilkesi' doğru cevaptır.
İdare, kamu yararı için hukuka uygun bir işlem (restorasyon) yaparken, bu işlem toplumun geri kalanından farklı olarak belirli bir kişi üzerinde 'özel ve olağandışı' bir yük oluşturuyorsa, bu durum kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesine aykırıdır. Bu dengesizliğin giderilmesi için idarenin kusuru olmasa dahi zararı tazmin etmesi gerekir ki buna 'fedakarlığın denkleştirilmesi' denir.

Adım Adım Çözüm

1
Eylemin hukuki niteliğini belirle
İdarenin köprü restorasyonu ve yolu kapatma işlemi hukuka uygun bir idari eylemdir.
Kusursuz sorumluluk hallerinden biri olan fedakarlığın denkleştirilmesi, idarenin hukuka uygun faaliyetleri sonucunda doğan zararlarla ilgilidir.
2
Zararın niteliğini analiz et
Zarar 'özel' (sadece belirli bir işletmeyi etkileyen) ve 'olağandışı' (katlanılması beklenen genel külfetlerin ötesinde) bir nitelik taşımaktadır.
Herkesin yararlandığı bir kamu hizmeti için sadece bir kişinin ağır bir yüke katlanması hakkaniyete aykırıdır.
3
Sorumluluk ilkesini tespit et
Fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesi uyarınca zarar tazmin edilmelidir.
Toplumun genel yararı için bir bireyin katlandığı özel fedakarlık, kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesi gereği idarece (toplumca) paylaşılmalıdır.

Anahtar Kavram

Fedakarlığın Denkleştirilmesi (Kamu Külfetleri Karşısında Eşitlik)

Daha Fazla Pratik

İdarenin kusursuz sorumluluk hallerinden 'Tehlike İlkesi' ile 'Fedakarlığın Denkleştirilmesi' arasındaki farkları, eylemin hukuka uygunluğu ve faaliyetin niteliği açısından karşılaştırınız.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 60Soru

Bir ilçede meydana gelen aşırı yağışlar neticesinde dere yatağı taşmış ve civardaki konutlarda büyük çaplı maddi hasar oluşmuştur. Afet sonrası hazırlanan bilirkişi raporunda; bölgeden sorumlu belediyenin dere yatağında mevzuat gereği her yıl yapması zorunlu olan ıslah ve temizlik çalışmalarını ödenek yetersizliği gerekçesiyle o dönem yerine getirmediği, su baskını ihbarı üzerine yola çıkan kurtarma ekiplerinin ise periyodik bakımları aksatılmış itfaiye araçlarının yolda arızalanması sebebiyle olay mahalline makul süreden çok daha sonra ulaşabildiği tespit edilmiştir. Üstelik kurtarma faaliyeti esnasında, yeterli mesleki eğitim verilmemiş bir itfaiye erinin yanlış ekipman kullanımı sonucu bir evin duvarı haksız yere yıkılmıştır.

Meydana gelen zararların tazmini istemiyle idari yargıda açılacak tam yargı davasında, idarenin sorumluluğunun niteliğine dair aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi idare hukuku esaslarına uygundur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İdarenin kanuni yükümlülüklerini bütçe imkânsızlıklarını öne sürerek yerine getirmemesi ve müdahalede gecikmesi kamu hizmetinin organizasyon ve işleyişindeki yapısal bozuklukları gösterdiğinden, zarar görenler idarenin kusur sorumluluğuna dayanarak tazminat talep edebilir.

Cevap

İdarenin kanuni yükümlülüklerini yerine getirmemesi ve gecikmesinin hizmetin organizasyonundaki yapısal bozuklukları (hizmet kusurunu) gösterdiğini ve kusur sorumluluğuna gidilebileceğini belirten ifade doğrudur.
İdare hukukunda idarenin kusur sorumluluğu (hizmet kusuru); kamu hizmetinin hiç işlememesi, geç işlemesi veya kötü işlemesi şeklinde üç farklı biçimde ortaya çıkar. Verilen olayda ıslah çalışmalarının ödenek yokluğu bahanesiyle hiç yapılmaması hizmetin kurulmaması/hiç işlememesine; arızalı araçlar nedeniyle ekiplerin olay yerine rötarlı ulaşması hizmetin geç işlemesine; eğitimsiz personelin yanlış müdahaleyle duvara zarar vermesi ise hizmetin kötü işlemesine (organizasyon kusuruna) örnektir. Bu tür durumlarda idarenin kusur sorumluluğuna dayanarak tam yargı davası açılması gerekmektedir. Bütçe veya ödenek yetersizliği, idareyi asli yükümlülüklerinden ve dolayısıyla hizmet kusurundan kurtaran geçerli bir hukuki mazeret değildir.

Adım Adım Çözüm

1
Olaydaki ihmallerin idare hukuku açısından nitelendirilmesi
Dere yatağının temizlenmemesi, ekiplerin geç kalması ve personelin yetersiz eğitimi idarenin organizasyon eksikliği olarak tespit edilmiştir.
Danıştay içtihatlarına göre idarenin araç-gereç ve personel eksikliği yapısal bir sorundur.
2
Sorumluluk türünün belirlenmesi
Tespit edilen bu eksiklikler, idarenin kusur sorumluluğu kapsamında kamu hizmetinin hiç işlememesi (temizliğin yapılmaması), geç işlemesi (ekiplerin rötarlı gelmesi) ve kötü işlemesi (duvarın yıkılması) hallerine vücut vermektedir.
İdarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için ortada bir hizmet kusurunun bulunması gerekir.
3
Dava yolunun ve muhatabın tespiti
Meydana gelen zararların tümü idarenin hizmet kusurundan kaynaklandığı için personelin şahsına değil, doğrudan idareye karşı idari yargıda tam yargı davası açılması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Görev kusuru niteliğindeki durumlarda husumet doğrudan doğruya idareye yöneltilir.

Anahtar Kavram

Hizmet Kusuru ve Görünüm Biçimleri
Tahmini Süre:2m 0s
ÖncekiSayfa 3 / 8Sonraki
İdarenin Sorumluluğu Alıştırma Soruları — KPSS Kamu Yönetimi — Sayfa 3 | Examkin