Kuvvet Kullanma Hukuku ve İnsancıl Hukuk

313 soru

Soru 1Soru

Uluslararası hukukta kuvvet kullanma yasağının tarihsel gelişimi sürecinde, 19191919 tarihli Milletler Cemiyeti Paktı (Statüsü), savaşı mutlak olarak yasaklamak yerine belirli usuli şartlara bağlamış ve bu durum literatürde "Pakt'taki boşluklar" olarak adlandırılmıştır. Buna göre, Milletler Cemiyeti Paktı'nın öngördüğü sisteme göre bir devletin savaşa başvurması aşağıdaki durumların hangisinde hukuka uygun kabul edilmekteydi?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Uyuşmazlığın çözümüne yönelik raporun veya kararın verilmesinin üzerinden üç aylık bekleme süresinin geçmesi ve karşı tarafın karara uymaması

Cevap

Uyuşmazlığın çözümüne yönelik raporun veya kararın verilmesinin üzerinden üç aylık bekleme süresinin geçmesi ve karşı tarafın karara uymaması durumunda savaş hukuka uygun kabul edilmekteydi.
Doğru yanıt olan seçenek, Milletler Cemiyeti Paktı'nın 1212. maddesinde düzenlenen 'bekleme süresi' (cooling-off period) kuralını ifade etmektedir. Bu kurala göre, taraflar uyuşmazlığı hakemliğe veya Konsey incelemesine götürmeli, karar verildikten sonra da üç ay beklemeliydi; bu sürenin sonunda karara uymayan tarafa karşı savaş açmak Pakt'a göre yasaklanmamıştı.

Adım Adım Çözüm

1
Milletler Cemiyeti Paktı'nın (19191919) kuvvet kullanma konusundaki temel yaklaşımını belirle.
Pakt, savaşı tamamen yasaklamamış, sadece belirli barışçıl çözüm yollarının tüketilmesini şart koşmuştur.
Bu sistem, mutlak bir yasak yerine uyuşmazlığın soğutulmasını amaçlayan bir 'moratoryum' mantığına dayanır.
2
Pakt'ın 1212, 1313 ve 1515. maddelerinde yer alan usuli şartları analiz et.
Tarafların uyuşmazlığı Konsey'e veya hakemliğe götürmesi ve karar verildikten sonra üç ay beklemesi (cooling-off period) gerektiği sonucuna ulaşılır.
Bu süre, tarafların fevri kararlar almasını önlemek ve barışçıl çözüme son bir şans vermek için öngörülmüştür.
3
Savaşın hangi durumda 'boşluk' (gap) kapsamında serbest kaldığını tespit et.
Eğer Konsey raporu oy birliği ile alınamamışsa veya taraflardan biri oy birliği ile alınan rapora uymuyorsa, üç aylık sürenin sonunda savaş açmak hukuka aykırı sayılmamaktaydı.
Bu durum, modern BM sistemindeki mutlak yasaktan önceki en büyük yapısal farktır.

Anahtar Kavram

Milletler Cemiyeti Paktı'ndaki Savaşma Hakkı Boşlukları (Gaps in the Covenant)

İpuçları

1
Milletler Cemiyeti Paktı savaşı tamamen yasaklamış mıydı yoksa geciktirmiş miydi?
2
Literatürde 'cooling-off period' (soğuma veya bekleme süresi) olarak geçen kuralı hatırlayın.
3
Pakt'ın 1212. maddesine göre kararın verilmesinden itibaren kaç ay beklemek gerekiyordu?

Daha Fazla Pratik

Milletler Cemiyeti Paktı ile Kellogg-Briand Paktı arasındaki 'savaş' ve 'kuvvet kullanma' kavramsal farklarını karşılaştırın.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 2Soru

1949 tarihli Cenevre Sözleşmeleri’ne ek 1977 tarihli I No’lu Protokol’ün 1. maddesinin 4. fıkrası; halkların sömürgeci egemenliğe, yabancı işgaline ve ırkçı rejimlere karşı kendi kaderini tayin etme hakkını kullanırken yürüttüğü silahlı mücadeleleri düzenlemektedir.

Bu hüküm uyarınca, söz konusu mücadelelerin hukuki niteliği ve tabi olduğu hukuk rejimi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Uluslararası silahlı çatışma olarak nitelendirilir ve 1949 Cenevre Sözleşmeleri ile I No’lu Ek Protokol’ün tamamı uygulanır.

Cevap

Söz konusu mücadeleler uluslararası silahlı çatışma (USÇ) olarak kabul edilir ve 1949 Cenevre Sözleşmeleri ile 1977 I No'lu Ek Protokol rejimine tabi olur.
Uluslararası insancıl hukukta, 1949 Cenevre Sözleşmeleri’ne ek 1977 tarihli I No’lu Protokol’ün 1. maddesinin 4. fıkrası; sömürgeci egemenliğe, yabancı işgaline ve ırkçı rejimlere karşı yürütülen silahlı mücadeleleri 'uluslararası silahlı çatışma' (USÇ) kapsamına almıştır. Bu sayede, bu mücadelelere katılanlar (belirli şartları sağladıklarında) savaş esiri statüsü gibi USÇ'ye özgü haklardan yararlanabilmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
1977 I No’lu Ek Protokol’ün kapsamını analiz etme
Protokolün 1(4) maddesi; sömürgecilik, yabancı işgal ve ırkçı rejimlere karşı verilen mücadeleleri kapsar.
Çatışmanın türünü belirlemek için ilgili antlaşma hükmünün hukuki çerçevesini çizmek gerekir.
2
Çatışmanın tarafları ve niteliği arasındaki ilişkiyi değerlendirme
Normalde bir devlet ile devlet dışı bir grup (kurtuluş hareketi) arasındaki çatışma uluslararası olmayan nitelikteyken, bu madde ile istisnai olarak 'uluslararası' kabul edilmiştir.
Kendi kaderini tayin hakkı (self-determination) mücadelesinin uluslararası hukukta bir 'Devlet' faaliyeti gibi korunması amaçlanmıştır.
3
Uygulanacak hukuk rejimini saptama
Uluslararası silahlı çatışma statüsü kazandığı için 1949 Cenevre Sözleşmeleri'nin tamamı ve I No'lu Protokol uygulanır.
Statünün belirlenmesi, hangi koruma kurallarının (savaş esiri statüsü gibi) uygulanacağını doğrudan belirler.

Anahtar Kavram

Halkların Kendi Kaderini Tayin Mücadelelerinin Uluslararasılaşması

İpuçları

1
1977 tarihli iki protokol vardır: I No'lu olan uluslararası çatışmaları, II No'lu olan uluslararası olmayanları düzenler.
2
Normalde USÇ olması için iki veya daha fazla devletin çatışması gerekir; ancak sömürgecilik ve işgale karşı mücadeleler bu kuralın bir istisnasıdır.
3
I No'lu Protokol'ün 1(4). maddesi, halkların kendi kaderini tayin hakkı mücadelesini açıkça uluslararası çatışma statüsüne dahil etmiştir.

Daha Fazla Pratik

Bu statünün sonuçlarından biri olan 'savaş esiri' hakkının kurtuluş hareketi üyelerine tanınma şartlarını inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 3Soru

Uluslararası hukukta kuvvet kullanma yasağının temel istisnası olan meşru müdafaa hakkı, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın 51.51. maddesinde 'doğal bir hak' olarak tanımlanmıştır.

BM Şartı sistemi içerisinde meşru müdafaa hakkının icra usulleri, şartları ve hukuki sınırları dikkate alındığında, aşağıdaki ifadelerden hangisi bu hakka ilişkin doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: BM Şartı'nın 51.51. maddesi, meşru müdafaa hakkını ancak bir 'silahlı saldırı' (armed attack) gerçekleşmesi şartına bağlayarak, henüz vuku bulmamış uzak tehditlere karşı 'önleyici' (preventive) kuvvet kullanımını bu rejimin dışında tutmuştur.

Cevap

Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51.51. maddesi, meşru müdafaa hakkını bir 'silahlı saldırı' (armed attack) gerçekleşmesi şartına bağlayarak, henüz vuku bulmamış uzak tehditlere karşı 'önleyici' (preventive) kuvvet kullanımını bu rejimin dışında tutmuştur.
BM Şartı'nın 51.51. maddesi, meşru müdafaa hakkının ancak bir 'silahlı saldırı' (armed attack) durumunda kullanılabileceğini açıkça belirtir. Bu durum, henüz gerçekleşmemiş, uzak veya varsayımsal bir tehdide karşı devletlerin tek taraflı kuvvet kullanmasına (önleyici saldırı) imkan tanımaz. Bu nedenle, önleyici kuvvet kullanımının rejimin dışında tutulduğunu belirten ifade doğrudur.

Adım Adım Çözüm

1
BM Şartı Madde 5151'in lafzi (metinsel) içeriğini analiz etmek.
Maddenin 'bir üye devlete karşı silahlı bir saldırı vuku bulduğu takdirde' ifadesini kullandığı saptanır.
Meşru müdafaa hakkının doğumu için gerekli olan hukuki tetikleyiciyi (trigger) belirlemek.
2
'Önleyici' (preventive) ve 'ön alıcı' (anticipatory) müdahale kavramlarını Madde 5151 kapsamında değerlendirmek.
Uzak tehditlere yönelik önleyici müdahalenin, maddedeki 'silahlı saldırı' eşiğini karşılamadığı ve bu nedenle yasak kapsamında kaldığı anlaşılır.
Kuvvet kullanma yasağının istisnalarını dar yorumlayarak hukuka aykırı genişlemeleri ayırt etmek.
3
Güvenlik Konseyi'nin yetkisi ile meşru müdafaa hakkının süresi arasındaki ilişkiyi incelemek.
Hakkın, Konsey gerekli önlemleri alana kadar 'geçici' nitelikte olduğu ve bildirim yükümlülüğünün zorunlu olduğu saptanır.
Meşru müdafaa hakkının sistemik sınırlarını ve usuli şartlarını doğrulamak.

Anahtar Kavram

Meşru Müdafaa Hakkı ve Silahlı Saldırı Eşiği

Daha Fazla Pratik

Caroline kriterleri ile BM Şartı 51.51. maddesi arasındaki lafzi ve hukuki farkları incelemek, bu konudaki akademik tartışmaları daha iyi anlamanızı sağlayacaktır.

Alternatif Yöntem

UAD'nin Nicaragua v. ABD kararındaki 'silahlı saldırı' (armed attack) ile 'kuvvet kullanma' (use of force) arasındaki eşik farkını hatırlayarak, meşru müdafaanın sadece en ağır kuvvet kullanma biçimlerine (silahlı saldırı) karşı mümkün olduğunu teyit edebilirsiniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 4Soru

19281928 tarihli Kellogg-Briand Paktı'nın "savaşı" bir ulusal politika aracı olarak yasaklamasına rağmen, 19451945 tarihli Birleşmiş Milletler (BMBM) Şartı’nın 2(4)2(4). maddesinde "kuvvet kullanma ve kuvvet kullanma tehdidini" yasaklayan daha geniş bir terminoloji tercih etmesinin temel gerekçesi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: "Savaş" teriminin teknik ve dar hukuki sınırlarından kaçınarak; savaş ilanı içermeyen misilleme, silahlı müdahale veya abluka gibi askeri eylemleri de yasak kapsamına almak

Cevap

Temel gerekçe, savaş teriminin dar hukuki sınırlarından kaçınarak, resmî savaş ilanı içermeyen askeri müdahaleleri de yasak kapsamına almaktır.
Doğru cevap, "savaş" teriminin dar ve teknik bir hukuki durumu ifade etmesinden kaynaklanan boşlukları kapatma amacını açıklar. Tarihsel süreçte devletler, resmî bir savaş ilanı yapmadan gerçekleştirdikleri askeri operasyonları (misilleme, silahlı müdahale vb.) Kellogg-Briand Paktı'nı ihlal etmediklerini savunmak için kullanmışlardır. BMBM Şartı, bu tür "savaş sayılmayan" kuvvet kullanma eylemlerini de açıkça yasaklamak için daha kapsamlı olan "kuvvet kullanma" terimine geçmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Kellogg-Briand Paktı'nın kapsamını analiz et.
Paktın sadece teknik anlamda "savaş"ı yasakladığı, ancak savaş sayılmayan kuvvet kullanma eylemlerine (misilleme vb.) açık kapı bıraktığı görüldü.
Yasağın tarihsel süreçteki eksikliklerini belirlemek için gereklidir.
2
Birleşmiş Milletler Şartı'ndaki terim değişikliğini incele.
Şart'ın "savaş" yerine "kuvvet kullanma" (use of force) ifadesini tercih ederek her türlü silahlı şiddeti kapsama aldığı saptandı.
Yasağın neden genişletildiğini anlamak için terminolojik farka odaklanılır.
3
Gerekçe ve sonuç ilişkisini kur.
Bu değişikliğin temel amacının devletlerin "savaş ilan etmeden" askeri güç kullanarak yasağı delmelerini engellemek olduğu sonucuna varıldı.
Sistemin bütünlüğünü ve kuvvet kullanma yasağının etkinliğini sağlamak amaçlanmıştır.

Anahtar Kavram

Savaş Yasağından Kuvvet Kullanma Yasağına Geçiş

Daha Fazla Pratik

1970 tarihli Dostça İlişkiler Deklarasyonu'nda kuvvet kullanma yasağının dolaylı kuvvet kullanımını (terör örgütlerine destek vb.) nasıl kapsama aldığı incelenmelidir.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 5Soru

Birleşmiş Milletler (BM) Şartı'nın 51.51. maddesinde düzenlenen meşru müdafaa hakkının icrası ve bu hakkın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) ile olan hukuki ilişkisi bakımından aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Meşru müdafaa hakkı çerçevesinde başvurulan önlemlerin derhal BMGK'ye bildirilmesi zorunludur ve bu hak BMGK uluslararası barışı sağlamak için gerekli önlemleri alana kadar geçici bir yetki olarak mevcuttur.

Cevap

Meşru müdafaa kapsamında başvurulan önlemlerin derhal Güvenlik Konseyi'ne bildirilmesi zorunludur ve bu hak sadece Konsey gerekli önlemleri alana kadar geçici bir yetki olarak mevcuttur.
Doğru olan ifadede belirtildiği üzere, Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51.51. maddesi uyarınca meşru müdafaa hakkı, bir üye devlete karşı silahlı bir saldırı vuku bulduğunda devreye giren geçici bir yetkidir. Bu hakkı kullanan devlet, aldığı önlemleri vakit geçirmeksizin Güvenlik Konseyi’ne bildirmekle yükümlüdür. Ayrıca Güvenlik Konseyi, uluslararası barış ve güvenliği korumak amacıyla gerekli tedbirleri (ambargo, askeri müdahale vb.) aldığı anda meşru müdafaa hakkı hukuken sona erer.

Adım Adım Çözüm

1
BM Şartı Madde 5151'in içeriğini analiz etme
Meşru müdafaanın bir silahlı saldırı durumunda "doğal bir hak" (inherent right) olarak tanındığı saptandı.
Hukuki dayanağın belirlenmesi için temel metne başvurulmalıdır.
2
Hakkın kullanma şartlarını ve usulünü değerlendirme
Hakkın kullanımının Güvenlik Konseyi'ne bildirilmesinin zorunlu olduğu ve Konsey'in müdahalesine kadar geçici olduğu anlaşıldı.
Uluslararası hukukta meşru müdafaa, kolektif güvenlik sisteminin bir yedeği niteliğindedir.
3
Seçenekler arasında usuli ve esasa ilişkin doğruluğu kontrol etme
Bildirim yükümlülüğü ve geçicilik unsurlarını içeren ifadenin doğru olduğu teyit edildi.
Diğer seçeneklerdeki önleyici vuruş veya mutlak hak iddiaları Madde 5151 ile çelişmektedir.

Anahtar Kavram

Meşru Müdafaa Hakkı ve BMGK Hiyerarşisi

Daha Fazla Pratik

Kolektif meşru müdafaa hakkının şartlarını ve saldırıya uğrayan devletin talebi gerekliliğini inceleyiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 6Soru

Uluslararası hukukta kuvvet kullanma yasağının en temel istisnasını oluşturan meşru müdafaa hakkının sınırları ve kullanım usulü, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı ve uluslararası teamül hukuku kuralları ile çerçevelenmiştir.

Buna göre, meşru müdafaa hakkının kullanımıyla ilgili aşağıda yer alan ifadelerden hangisi yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Komşu bir devletin sınır bölgesinde sadece askeri tatbikat yapması veya savunma bütçesini artırması, 'önleyici meşru müdafaa' kapsamında kuvvet kullanılmasına tam bir hukuki meşruiyet sağlar.

Cevap

Askeri kapasite artırımı veya tatbikatların 'önleyici meşru müdafaa' kapsamında kuvvet kullanılmasına hukuki meşruiyet sağlayacağı yönündeki ifade yanlıştır.
Doğru yanıt olan seçenek yanlıştır çünkü uluslararası hukukta bir devletin meşru bir savunma eylemine girişebilmesi için karşı taraftan fiili bir 'silahlı saldırı' gelmiş olması gerekir. Komşu devletin askeri kapasitesini artırması veya rutin askeri tatbikatlar yapması, uluslararası hukukta yasaklanan 'kuvvet kullanma' veya 'silahlı saldırı' kapsamında değerlendirilmez. Dolayısıyla bu durumlar, BM Şartı 51.51. maddesi çerçevesinde meşru müdafaa hakkını doğuran hukuki bir zemin oluşturmaz.

Adım Adım Çözüm

1
Meşru müdafaa hakkının temel şartını belirle.
BM Şartı 51.51. maddesine göre bu hak ancak bir 'silahlı saldırı' gerçekleşmesi durumunda doğar.
Uluslararası hukukta kuvvet kullanma yasağının istisnası olan bu hak, saldırının gerçekleşmesi şartına bağlanmıştır.
2
Usuli ve zamansal sınırları kontrol et.
Eylemlerin BM Güvenlik Konseyi'ne bildirilmesi zorunludur ve hak, Konsey önlem alana kadar geçerlidir.
BM sistemi, bireysel savunmayı kolektif güvenlik sistemi devreye girene kadar geçici bir çözüm olarak görür.
3
Önleyici (preemptive) meşru müdafaa kavramını değerlendir.
Sadece potansiyel bir tehdit veya askeri hazırlık (tatbikat, bütçe artışı vb.) silahlı saldırı sayılmaz.
Önleyici müdahale, BM Şartı'nın katı 'silahlı saldırı' şartı ile çelişmekte ve devletler hukukunda genel bir kabul görmemektedir.

Anahtar Kavram

Meşru Müdafaada Silahlı Saldırı Şartı ve Sınırları
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 7Soru

Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın 51.51. maddesinde düzenlenen meşru müdafaa hakkı ve bu hakkın uygulanma sınırları ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi, Uluslararası Adalet Divanı (UAD) kararları ve yerleşik uluslararası hukuk doktrini çerçevesinde yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: BM Şartı’nın 51.51. maddesinde yer alan 'doğuştan gelen hak' (inherent right) vurgusu, bir devletin henüz somutlaşmamış potansiyel tehditlere karşı 'önleyici' (preventive) saldırılarda bulunmasını hukuken mümkün kılmaktadır.

Cevap

Uluslararası hukukta henüz somutlaşmamış potansiyel tehditlere karşı 'önleyici' (preventive) kuvvet kullanılmasına izin veren bir meşru müdafaa hakkı bulunmamaktadır.
Uluslararası hukukta ve BM Şartı’nın 51.51. maddesinde düzenlenen meşru müdafaa hakkı, yalnızca gerçekleşmiş bir 'silahlı saldırı' (veya saldırının kaçınılmaz olduğu 'öngörücü' durumlar için doktriner tartışmalar dahilinde) mevcudiyetinde doğar. Henüz somutlaşmamış, gelecekteki potansiyel ve uzak tehditlere karşı yapılan 'önleyici' (preventive) saldırılar, BM Şartı’nın kuvvet kullanma yasağının ihlali olarak kabul edilir ve meşru müdafaa kapsamına girmez.

Adım Adım Çözüm

1
Meşru müdafaanın temel tetikleyicisini belirle.
BM Şartı Madde 5151 uyarınca meşru müdafaa ancak 'silahlı bir saldırı meydana geldiğinde' (if an armed attack occurs) doğar.
Kuvvet kullanma yasağının istisnası olan bu hak, gerçekleşmiş bir saldırı şartına bağlanmıştır.
2
Önleyici (preventive) ve öngörücü (anticipatory) ayrımını analiz et.
Önleyici müdahale (uzak tehdit) kesinlikle yasaktır; öngörücü müdahale (yakın tehdit) ise tartışmalı olsa da Şart'ın lafzında yer almaz.
Potansiyel tehditlere karşı saldırı yetkisi vermek, kuvvet kullanma yasağını anlamsız kılacak bir genişleme yaratır.
3
Usuli ve esasa ilişkin yükümlülükleri kontrol et.
Güvenlik Konseyi'ne bildirim (usuli), zorunluluk ve orantılılık (esasa ilişkin teamül) şartları bir bütündür.
Meşru müdafaa, Güvenlik Konseyi müdahale edene kadar geçerli olan geçici bir haktır.

Anahtar Kavram

Meşru Müdafaa Hakkının Sınırları ve Önleyici Müdahale Yasağı
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 8Soru

2005 Birleşmiş Milletler Dünya Zirvesi'nde kabul edilen 'Koruma Sorumluluğu' (Responsibility to Protect - R2P) doktrini, devletlerin kendi halklarını soykırım, savaş suçları, etnik temizlik ve insanlığa karşı suçlardan koruma yükümlülüğünü vurgular. Doktrinin üçüncü sütununa göre, bir devletin bu suçları önlemede 'açıkça başarısız' olması durumunda, uluslararası toplumun kuvvete başvurabilmesi (askeri müdahalede bulunabilmesi) için aşağıdaki hukuki şartlardan hangisi mutlaka gerçekleşmelidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin, BM Şartı'nın VII. Bölümü kapsamında kuvvet kullanımına açıkça yetki vermesi

Cevap

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin, BM Şartı'nın VII. Bölümü kapsamında kuvvet kullanımına açıkça yetki vermesi
Doğru cevap, Koruma Sorumluluğu (R2P) doktrininin en kritik yasal çerçevesini yansıtır. R2P, klasik anlamdaki 'tek taraflı insani müdahale' kavramının yarattığı suistimal risklerini ortadan kaldırmak için kurgulanmıştır. Bu nedenle 2005 Dünya Zirvesi Sonuç Bildirgesi, bir devlet kendi halkını korumada açıkça başarısız olduğunda kuvvet kullanımının ancak ve ancak BM Şartı'nın VII. Bölümü kapsamında ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) yetkilendirmesiyle hukuka uygun olacağını kurala bağlamıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Koruma Sorumluluğu (R2P) doktrininin üç temel sütununu hatırlamak
Birinci sütun devletin kendi halkını koruması, ikinci sütun uluslararası toplumun devlete yardımı, üçüncü sütun ise devletin başarısız olması durumunda uluslararası toplumun zamanında ve kararlı müdahalesidir.
Sorunun odak noktasını belirlemek.
2
Üçüncü sütun kapsamındaki 'zamanında ve kararlı müdahale'nin hukuki şartını analiz etmek
2005 Zirvesi Sonuç Bildirgesi, askeri müdahalenin ancak BM Şartı'nın VII. Bölümü uyarınca Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararı ile yapılabileceğini açıkça belirtmiştir.
R2P'nin tek taraflı 'insani müdahale' (humanitarian intervention) kavramından ayrıldığı en temel hukuki noktayı tespit etmek.

Anahtar Kavram

Koruma Sorumluluğu (R2P) Kapsamında Kuvvet Kullanma Yetkisi
Soru 9Soru

20052005 Dünya Zirvesi Sonuç Belgesi ile uluslararası toplum tarafından kabul edilen Koruma Sorumluluğu (Responsibility to Protect - R2P) doktrininin kapsamı, uygulama usulü ve uluslararası hukuktaki statüsü dikkate alındığında, aşağıdakilerden hangisi bu doktrine ilişkin yanlış bir değerlendirmedir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: R2P doktrini, Birleşmiş Milletler Şartı'nın 2(4)2(4). maddesinde düzenlenen kuvvet kullanma yasağına, meşru müdafaadan bağımsız, yeni ve kendiliğinden işleyen bir hukuki istisna teşkil eder.

Cevap

Koruma Sorumluluğu'nun kuvvet kullanma yasağına yeni ve bağımsız bir hukuki istisna teşkil ettiği ifadesi yanlıştır.
Koruma Sorumluluğu (R2P), uluslararası hukukta kuvvet kullanma yasağına (2(4)2(4). madde) getirilmiş yeni bir hukuki istisna değildir. Aksine, mevcut Birleşmiş Milletler Şartı'nın 77. Bölüm yetkilerinin, kitlesel suçları önlemek amacıyla daha etkin ve kararlı bir şekilde kullanılmasına yönelik siyasi bir taahhüttür. Doktrin, BMGK'nın yetkisi dışında tek taraflı bir güç kullanımına hukuki zemin oluşturmaz.

Adım Adım Çözüm

1
R2P'nin hukuki dayanağını analiz etme
R2P, BM Şartı'nın 77. Bölümü'ndeki mevcut kolektif güvenlik sistemini temel alır.
Doktrin, yeni bir hukuk kuralı yaratmak yerine, mevcut yükümlülüklerin (jus cogens suçları önleme) nasıl uygulanacağına dair bir çerçeve sunar.
2
Kuvvet kullanma yasağı istisnalarını kontrol etme
BM Şartı'nda kuvvet kullanma yasağının tek açık istisnası meşru müdafaadır (5151. madde).
R2P, BMGK yetkilendirmesi olmadan kuvvet kullanımına izin veren üçüncü bir istisna (meşru müdafaa ve BMGK yetkisi dışında) değildir.
3
Yanlış yargıyı tespit etme
R2P'nin 'yeni bir istisna' olduğu iddiası, doktrinin 'siyasi taahhüt' niteliğiyle çelişmektedir.
2005 Dünya Zirvesi Sonuç Belgesi, R2P'nin BM Şartı çerçevesinde ve BMGK aracılığıyla yürütüleceğini açıkça vurgular.

Anahtar Kavram

Koruma Sorumluluğu'nun (R2P) Hukuki Niteliği ve BM Şartı ile İlişkisi

İpuçları

1
R2P'nin Birleşmiş Milletler Şartı'ndaki kuvvet kullanma rejimini değiştirip değiştirmediğini düşünün.
2
R2P bir antlaşma kuralı mıdır yoksa bir siyasi bildiri (Sonuç Belgesi) aracılığıyla mı kabul edilmiştir?

Daha Fazla Pratik

R2P'nin 'Pillar 3' (Üçüncü Sütun) aşamasında BMGK'nın daimi üyelerinin veto yetkisini kullanmamasına yönelik gönüllü kısıtlama (Fransa-Meksika girişimi) önerilerini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 10Soru

19071907 tarihli Kara Savaşında Tarafsız Devletlerin ve Kişilerin Hak ve Yükümlülüklerine Dair (VV Sayılı) Lahey Sözleşmesi'ne göre, tarafsız bir devletin kendi ülkesi üzerinde savaşan taraflar adına "asker toplama bürosu" (recruiting agencies) kurulmasına izin vermemesi ve bu tür faaliyetleri durdurması, tarafsızlık hukukunun hangi temel yükümlülüğü kapsamında yer alır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Önleme yükümlülüğü

Cevap

Tarafsız bir devletin ülkesinde asker toplama büroları kurulmasını engellemesi 'önleme yükümlülüğü' (prevention) kapsamındadır.
Klasik tarafsızlık hukukunda 'önleme yükümlülüğü', tarafsız devletin kendi ülkesinin savaşan taraflarca askeri amaçlarla (üs kurma, telsiz istasyonu işletme, asker toplama vb.) kullanılmasını engellemek için elindeki araçlarla gerekli önlemleri almasını zorunlu kılar. Asker toplama bürolarının kapatılması bu yükümlülüğün doğrudan bir örneğidir.

Adım Adım Çözüm

1
Adım 1: Sözleşme dayanağını tespit et.
Sonuç: 19071907 Lahey VV Sayılı Sözleşmesi, tarafsız devletlerin kara savaşındaki görevlerini düzenler.
Neden: Soruda belirtilen fiilin hukuki çerçevesini belirlemek için gereklidir.
2
Adım 2: Belirtilen fiili (asker toplamayı engelleme) kategorize et.
Sonuç: Asker toplama büroları üçüncü tarafların veya savaşanların faaliyetidir ve tarafsız devlet bunu 'dışarıdan gelen müdahale' olarak engellemelidir.
Neden: Tarafsız devletin kendi eylemleri (kaçınma) ile başkalarının eylemlerini durdurma görevi (önleme) arasındaki farkı anlamak için gereklidir.
3
Adım 3: Doğru yükümlülük türünü seç.
Sonuç: Bir ihlali durdurma ve engelleme görevi 'önleme yükümlülüğü'dür.
Neden: Uluslararası hukuk terminolojisindeki 'prevention' kavramına karşılık geldiği için.

Anahtar Kavram

Tarafsızlık Hukukunda Önleme Yükümlülüğü (Duty of Prevention)

İpuçları

1
Tarafsız bir devletin üç temel görevi vardır: Kaçınma, Önleme ve Katlanma.
2
Devletin kendi eylemleri 'kaçınma' ile ilgiliyken, kendi ülkesindeki başkalarının faaliyetlerini durdurması hangi kavrama girer?
3
Bir faaliyetin başlamasını engellemek veya durdurmak 'önleme' (prevention) kelimesiyle doğrudan ilişkilidir.

Daha Fazla Pratik

Tarafsız devletin savaş gemilerine karasularından geçiş izni vermesi ile askeri birliklerin karadan geçişini yasaklaması arasındaki farkı (Hague V vs XIII) inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 11Soru

Uluslararası insancıl hukukta; savaşan tarafların saldırılarını sadece askeri hedeflere yöneltmelerini, sivil halkı ve sivil nesneleri saldırıların dışında tutmalarını ve çatışma sırasında "kimin veya neyin saldırıya uğrayabileceğine" dair kesin bir sınır çizilmesini öngören temel hukuk ilkesi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Ayırt etme ilkesi

Cevap

Çatışan tarafların sivil halk ile muharipleri birbirinden ayırmasını zorunlu kılan ilke ayırt etme ilkesidir.
Ayırt etme ilkesi, uluslararası insancıl hukukun temelini oluşturur ve çatışan tarafların operasyonlarını yalnızca askeri hedeflere yöneltmesini, sivil şahıslar ile sivil nesneleri ise saldırı dışı tutmasını zorunlu kılar. Bu ilke gereği, bir hedefin askeri mi yoksa sivil mi olduğu saldırı öncesinde netleştirilmelidir.

Adım Adım Çözüm

1
Soruda verilen tanımı analiz et.
Tanım, çatışma sırasında siviller ve askeri unsurlar arasında bir ayrım yapılması gerektiğini belirtmektedir.
Uluslararası insancıl hukukun temel amacı çatışmaya katılmayanların korunmasıdır.
2
Tanımlanan kuralın hukuk literatüründeki karşılığını belirle.
Siviller ile savaşanları (muharipleri) ayırma zorunluluğu 'Ayırt Etme İlkesi' (Principle of Distinction) olarak adlandırılır.
Bu ilke, insancıl hukukun en temel ve tartışmasız kuralıdır.
3
Diğer ilkelerin kapsamını değerlendirerek eleme yap.
Orantılılık, askeri gereklilik ve gereksiz acı verme gibi ilkeler hedef seçildikten sonraki süreçle veya araçlarla ilgilidir.
Hedefin kim olabileceğine dair ilk kararı veren kural ayırt etme ilkesidir.

Anahtar Kavram

Ayırt Etme İlkesi (Principle of Distinction)

İpuçları

1
Bu ilke, 'kimin' hedef alınabileceğine dair temel bir ayrım yapılmasını ister.
2
Sivillerin ve muhariplerin farklı hukuki statülere sahip olduğunu hatırlayın.

Daha Fazla Pratik

Ayırt etme ilkesinin bir ihlali olan 'doğrudan sivil halka saldırı' durumunun uluslararası suçlar arasındaki yerini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 12Soru

19491949 tarihli Harp Zamanında Sivillerin Korunmasına İlişkin (IVIV.) Cenevre Sözleşmesi'nin kapsamını belirleyen "Korumaya Tabi Kişiler" başlıklı 44. maddesine göre; bir silahlı çatışma anında, nezdinde bulundukları devletin uyruğu olmayan kişilerin bu sözleşme kapsamında "korumaya tabi kişi" sayılabilmesi için aranan temel hukuki kriter aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kişinin vatandaşı olduğu devletin, nezdinde bulunulan devlet nezdinde normal diplomatik temsilciliğinin bulunmaması

Cevap

Vatandaşı olunan devletin, nezdinde bulunulan devlet nezdinde normal diplomatik temsilciliğinin bulunmaması
IV. Cenevre Sözleşmesi'nin 4. maddesi uyarınca, bir devletin elinde bulunan ve o devletin uyruğu olmayan kişiler genel olarak koruma altındadır. Ancak, tarafsız devletlerin vatandaşları ile müttefik devletlerin vatandaşları, vatandaşı oldukları devletin nezdinde bulundukları devletle normal diplomatik temsilciliği bulunduğu sürece bu sözleşme anlamında 'korumaya tabi kişi' sayılmazlar. Bu nedenle, bu kişilerin koruma kapsamına girebilmesi için temel kriter, devletlerinin o ülkede normal diplomatik temsilciliğinin bulunmamasıdır.

Adım Adım Çözüm

1
IV. Cenevre Sözleşmesi Madde 4'ün analiz edilmesi
Sözleşmenin kişisel uygulama alanının 'Korumaya Tabi Kişiler' üzerinden tanımlandığı görülür.
Kimin hangi koşulda korunduğunu belirlemek için milliyet kriteri esastır.
2
Dışlama kriterlerinin (negative conditions) incelenmesi
Tarafsız ve müttefik devlet vatandaşlarının, diplomatik temsilcilikleri varsa kapsam dışı kaldığı belirlenir.
Diplomatik temsilciliğin varlığı, kişinin kendi devleti tarafından korunabileceği varsayımına dayanır.
3
Koruma için gerekli olan 'yokluk' şartının tespiti
Normal diplomatik temsilciliğin bulunmaması durumunda bu kişilerin sözleşme korumasına girdiği sonucuna varılır.
Sözleşme, kendi devletinin diplomatik korumasından mahrum kalan yabancıları korumayı amaçlar.

Anahtar Kavram

IV. Cenevre Sözleşmesi Anlamında Korumaya Tabi Kişi (Protected Person) Tanımı

İpuçları

1
IV. Cenevre Sözleşmesi'nin kapsamını belirlerken 'uyrukluk' (milliyet) kriterine odaklanın.
2
Bir devletin kendi müttefiki olan başka bir devletin vatandaşlarına neden 'özel uluslararası koruma' sağlamasına gerek olmayabileceğini düşünün.

Daha Fazla Pratik

Cenevre Sözleşmelerinde 'Ortak 3. Madde'nin sağladığı asgari koruma standartları ile Madde 4'teki 'Korumaya Tabi Kişi' statüsü arasındaki farkları inceleyiniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 13Soru

AA Devleti ordusu, aralarında sınır uyuşmazlığı bulunan BB Devleti’nin topraklarına girmiş ve hiçbir askeri dirençle karşılaşmadan stratejik bir bölgeyi kontrolü altına almıştır. BB Devleti, sivil kayıpları ve sıcak çatışmayı önlemek amacıyla birliklerini geri çekmiş, herhangi bir silahlı karşılık vermemiştir. 19491949 tarihli Cenevre Sözleşmeleri’nin ortak 22. maddesi uyarınca, bu durumun hukuki niteliği ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Askeri bir direnişle karşılaşılmamış olsa dahi bu durum bir uluslararası silahlı çatışma olarak kabul edilir ve ilgili sözleşme hükümleri tam olarak uygulanır.

Cevap

Askeri bir direnişle karşılaşılmasa dahi durumun uluslararası silahlı çatışma (işgal) olarak kabul edildiği seçenek doğrudur.
Cenevre Sözleşmeleri’nin ortak 22. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca; sözleşme hükümleri, bir Yüksek Akit Tarafın ülkesinin tamamının veya bir kısmının işgali halinde, bu işgal hiçbir silahlı dirençle karşılaşmasa dahi uygulanır. Bu kural, insancıl hukukun koruma şemsiyesinin sıcak çatışma olmasa da sivil halkı ve mülkiyeti korumak üzere geniş tutulmasını sağlar.

Adım Adım Çözüm

1
Olayın taraflarını ve niteliğini belirle.
Olay iki devlet (AA ve BB) arasında gerçekleşmektedir, dolayısıyla uluslararası bir nitelik söz konusudur.
Çatışma türünü belirlemek için tarafların devlet olup olmadığı ilk kriterdir.
2
Cenevre Sözleşmeleri'nin ortak 22. maddesindeki uygulama koşullarını analiz et.
Ortak 22. madde, 'fiili işgal' durumunda direniş olmasa bile sözleşmenin uygulanacağını belirtir.
İnsancıl hukukun korumasının sadece aktif çatışma anıyla sınırlı kalmamasını sağlamak hedeflenmiştir.
3
Seçeneklerdeki hukuki nitelendirmeleri karşılaştır.
Sıcak çatışma veya savaş ilanı şartı aranmadığı sonucuna varılır.
Uluslararası insancıl hukuk, teknik veya hukuki tanımlardan ziyade fiili durumlara (dede factofacto) odaklanır.

Anahtar Kavram

Uluslararası Silahlı Çatışma Başlangıcı ve İşgal Eşiği

İpuçları

1
Cenevre Sözleşmeleri'nin başındaki ortak maddelere, özellikle de uygulama kapsamını belirleyen 22. maddeye odaklanın.
2
Uluslararası bir çatışmanın başlaması için 'sıcak temas' (silahların kullanılması) her zaman zorunlu mudur yoksa toprak kontrolü yeterli olabilir mi?

Daha Fazla Pratik

İşgal hukukunun sivil halk üzerindeki etkileri ve işgalci gücün mülkiyet hukukuna ilişkin yükümlülüklerini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 14Soru

Uluslararası Adalet Divanı'nın (UAD) 'Petrol Platformları' (İran - ABD, 2003) davasındaki içtihadı ve Birleşmiş Milletler (BM) Şartı'ndaki düzenlemeler dikkate alındığında; bir devletin münferit askeri unsurlarına veya ticari gemilerine yönelik gerçekleştirilen saldırıların 'meşru müdafaa' hakkını doğurabilmesi için gereken 'silahlı saldırı' (armed attack) eşiği ve bu hak kapsamında yapılacak karşı eylemlerin hukuka uygunluğu ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bir saldırının meşru müdafaa hakkını doğurabilmesi için kuvvet kullanma yasağının ihlali olan her türlü eylem yeterli olmayıp, saldırının nicelik ve nitelik bakımından 'en ağır kuvvet kullanma' biçimi olan 'silahlı saldırı' eşiğini aşması gerekir.

Cevap

Uluslararası hukukta meşru müdafaa hakkının doğması için saldırının 'silahlı saldırı' (armed attack) eşiğini aşması gerektiğini belirten ifade doğrudur.
Doğru kabul edilen ifade, meşru müdafaa hakkının ancak 'silahlı saldırı' eşiği aşıldığında kullanılabileceğini belirterek UAD'nin Nicaragua ve Petrol Platformları davalarındaki temel tespitini yansıtmaktadır. Divan, bu davalarda kuvvet kullanma yasağının ihlali ile meşru müdafaayı doğuran silahlı saldırı arasında niceliksel ve niteliksel bir fark olduğunu, her kuvvet kullanımının meşru müdafaa hakkı vermediğini hükme bağlamıştır.

Adım Adım Çözüm

1
BM Şartı Madde 51 ve UAD içtihatları çerçevesinde meşru müdafaanın tetikleyici unsurunu belirle.
Meşru müdafaa ancak bir 'silahlı saldırı' (armed attack) meydana geldiğinde kullanılabilir.
Kuvvet kullanma yasağının her ihlali (örneğin basit bir sınır tacizi) meşru müdafaa hakkını doğurmaz.
2
Nicaragua ve Petrol Platformları davalarındaki 'eşik' (threshold) kavramını analiz et.
Divan, 'silahlı saldırı'yı, nicelik (ölçek) ve nitelik (etki) bakımından en ağır kuvvet kullanma biçimi olarak tanımlamıştır.
Bu ayrım, devletlerin küçük çaplı olayları bahane ederek geniş çaplı savaşlar başlatmasını önlemeyi amaçlar.
3
Karşı eylemin sınırlarını (gereklilik ve orantılılık) değerlendir.
Meşru müdafaa kapsamında yapılan eylem, saldırıyı durdurmak için 'gerekli' ve saldırının boyutuyla 'orantılı' olmalıdır.
Cezalandırıcı veya caydırıcı amaçlı aşırı güç kullanımı meşru müdafaa sınırlarını aşar.

Anahtar Kavram

Meşru Müdafaada Silahlı Saldırı Eşiği (Armed Attack Threshold)

İpuçları

1
Meşru müdafaa hakkının doğması için gereken saldırının ismine (BM Şartı 51. Madde) dikkat edin.
2
Uluslararası Adalet Divanı'na göre her 'kuvvet kullanma' (use of force), 'meşru müdafaa' hakkı doğurur mu?
3
Nicaragua davasında Divan, sınır olaylarının meşru müdafaayı tetikleyip tetiklemeyeceği konusunda ne demiştir?

Daha Fazla Pratik

Petrol Platformları davasındaki 'accumulation of events' (olayların birikimi) teorisini ve UAD'nin bu konudaki çekinceli tutumunu inceleyin.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 15Soru

19281928 tarihli Kellogg-Briand Paktı’nın savaşı ulusal bir politika aracı olarak yasaklamasının ardından, 19321932 yılında Japonya’nın Mançurya’yı işgali üzerine gündeme gelen ve uluslararası hukuka aykırı olarak kuvvet kullanımıyla elde edilen toprak kazanımlarının diğer devletler tarafından tanınmamasını ifade eden doktrin aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Stimson Doktrini

Cevap

Stimson Doktrini, kuvvet kullanımıyla elde edilen toprakların tanınmamasını öngören doktrindir.
Stimson Doktrini, uluslararası hukukta kuvvet kullanma yasağının gelişimi açısından kritik bir basamaktır; zira yasaklanan bir eylemin (saldırgan savaş) sonucunda elde edilen kazanımların (toprak) hukuken yok sayılmasını öngörerek yasağı tahkim etmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Tarihsel süreci analiz et.
19281928 Kellogg-Briand Paktı ile savaş ilk kez genel bir yasak kapsamına alınmıştır.
Yasağın ardından bu yasağı ihlal eden eylemlerin hukuki sonucunu belirlemek gerekir.
2
19321932 Mançurya olayını değerlendir.
Japonya'nın saldırgan eylemi sonucunda elde edilen toprak kazanımlarına karşı ABD Dışişleri Bakanı Henry Stimson bir deklarasyon yayınlamıştır.
Bu deklarasyon, kuvvet yasağının bir yaptırımı olarak 'tanımama' (non-recognition) ilkesini doğurmuştur.
3
Doktrini tanımla.
Hukuka aykırı kuvvet kullanımıyla elde edilen fiili durumların hukuki geçerlilik kazanmamasını sağlayan doktrin Stimson Doktrini'dir.
Bu ilke daha sonra Milletler Cemiyeti ve Birleşmiş Milletler sisteminde de kabul görmüştür.

Anahtar Kavram

Kuvvet Kullanma Yasağının Tanımama Müeyyidesi (Stimson Doktrini)

İpuçları

1
19301930'lu yılların başında Japonya'nın Çin topraklarına müdahalesi sonrası ortaya çıkmıştır.
2
'Hukuka aykırı fiilden hak doğmaz' ilkesinin uluslararası tanımanın reddi yoluyla uygulanmasıdır.
3
Adını dönemin ABD Dışişleri Bakanı'ndan alan bu doktrin, kuvvetle elde edilen sınır değişikliklerini yok sayar.

Daha Fazla Pratik

Stimson Doktrini'nin günümüzde Kırım veya Kıbrıs gibi uyuşmazlıklardaki yansımalarını inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 16Soru

19491949 tarihli Cenevre Sözleşmeleri'nin her birinde yer alan ortak 22. maddeye göre; bir durumun "uluslararası silahlı çatışma" (InternationalInternational ArmedArmed ConflictConflict - IACIAC) olarak nitelendirilip sözleşme hükümlerinin uygulanabilmesi için aşağıdakilerden hangisinin gerçekleşmesi zorunlu değildir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Taraflar arasında resmen savaş ilan edilmiş olması

Cevap

Uluslararası silahlı çatışmanın (IACIAC) varlığı için taraflar arasında resmen savaş ilan edilmiş olması zorunlu değildir.
Ortak 2. madde uyarınca, uluslararası insancıl hukuk kurallarının (Cenevre Hukuku) uygulanması için resmi bir "savaş ilanı" gerekmez. Devletler arası silahlı bir temasın başlaması veya bir devletin topraklarının (hiçbir direnişle karşılaşılmasa dahi) işgal edilmesi, sözleşmelerin uygulanması için yeterli bir de facto eşiktir.

Adım Adım Çözüm

1
19491949 Cenevre Sözleşmeleri Ortak 22. maddesini analiz et.
Madde metni; sözleşmelerin, taraflardan birince kabul edilmese dahi ilan edilmiş savaş veya her türlü silahlı çatışma halinde uygulanacağını söyler.
Bu düzenlemenin amacı, devletlerin "savaş hali yoktur" diyerek insancıl hukuk yükümlülüklerinden kaçmalarını engellemek ve insani korumayı "de facto" (fiili) duruma bağlamaktır.
2
Modern uluslararası hukukta "Savaş Durumu" ve "Silahlı Çatışma" ayrımını değerlendir.
Eski hukukta (Lahey sistemi) savaş ilanı merkezi bir yer tutarken, modern hukukta fiili şiddetin boyutu ve tarafların niteliği yeterlidir.
Resmi beyanlara değil, sahadaki gerçekliğe öncelik verilmektedir.

Anahtar Kavram

Uluslararası Silahlı Çatışma (IAC) Uygulama Eşiği

İpuçları

1
19491949 öncesi Lahey kurallarında "savaş ilanı" daha önemliydi, ancak modern hukuk fiili duruma odaklanır.
2
Cenevre Sözleşmeleri'nin ilk maddelerine (özellikle Ortak 2. maddeye) bakarsanız, bir tarafın çatışma durumunu kabul etmemesinin önem taşımadığını görebilirsiniz.

Daha Fazla Pratik

Uluslararası nitelikte olmayan silahlı çatışmalarda (NIAC) Tadic kararı ile belirlenen 'yoğunluk' ve 'organizasyon' kriterlerini inceleyin.
Tahmini Süre:45s
Soru 17Soru

Uluslararası insancıl hukuk kurallarının uygulanması bakımından bir uyuşmazlığın "uluslararası silahlı çatışma" (IACIAC) veya "uluslararası olmayan silahlı çatışma" (NIACNIAC) olarak nitelendirilmesi büyük önem taşımaktadır.

Buna göre, aşağıdakilerden hangisi yalnızca uluslararası silahlı çatışmalarda (IACIAC) uygulama alanı bulan ve uluslararası olmayan silahlı çatışmalardan ayırt edici nitelikte olan bir hukuki statüdür?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yakalanan kişilere "Savaş Esiri" (POWPOW) statüsü ve buna bağlı yargı bağışıklığının tanınması

Cevap

Yakalanan kişilere 'Savaş Esiri' (POWPOW) statüsünün tanınması, yalnızca uluslararası silahlı çatışmalara özgü bir durumdur.
Savaş esiri (POWPOW) statüsü, yalnızca uluslararası silahlı çatışmalarda (IACIAC) yakalanan muhariplere tanınan hukuki bir durumdur. Bu statü, kişiye çatışma sırasındaki meşru askeri eylemleri nedeniyle yakalandığı devletin mahkemelerinde yargılanmama (dokunulmazlık) hakkı sağlar. Uluslararası olmayan silahlı çatışmalarda (NIACNIAC) ise isyancılar veya silahlı grup üyeleri devlet tarafından 'suçlu' veya 'terörist' olarak nitelendirilebilir ve onlara savaş esiri statüsü tanınması zorunluluğu yoktur; bu kişiler sadece insanca muamele görme hakkına sahiptir.

Adım Adım Çözüm

1
Uluslararası silahlı çatışma (IACIAC) ve uluslararası olmayan silahlı çatışma (NIACNIAC) arasındaki rejim farkını belirle.
IACIAC rejiminin (Cenevre I-IV) daha geniş kapsamlı, NIACNIAC rejiminin (Ortak Madde 3 ve Protokol II) ise daha dar kapsamlı olduğu görülür.
Çatışma türü, tarafların statüsünü ve uygulanacak koruma düzeyini belirler.
2
Savaş esiri (POWPOW) kavramının kaynağını analiz et.
POWPOW statüsü, 1949 tarihli III. Cenevre Sözleşmesi ile düzenlenmiş olup, muharip (combatantcombatant) statüsüne sahip kişilerin yakalanması durumunda onlara tanınan özel bir korumadır.
NIACNIAC içinde 'muharip' kavramı teknik olarak bulunmadığı için POWPOW statüsü de söz konusu olmaz.
3
Diğer seçeneklerdeki temel insancıl hukuk ilkelerini karşılaştır.
Sivillerin korunması, insanca muamele ve silah yasakları gibi unsurların hem Ortak 3. madde hem de teamül hukuku uyarınca her iki çatışma türünde de mevcut olduğu teyit edilir.
İnsancıl hukukun asgari standartları çatışma türünden bağımsızdır.

Anahtar Kavram

Savaş Esiri (POW) Statüsünün Çatışma Türüne Göre Ayrımı

İpuçları

1
Devletlerin, kendi ülkelerindeki isyancılara 'meşru asker' muamelesi yapmak isteyip istemeyeceklerini düşünün.
2
Cenevre Sözleşmeleri'nin III. kitabının adı olan 'Savaş Esirlerine Yapılacak Muamele', geleneksel olarak devletler arası savaşlar için tasarlanmıştır.
3
Uluslararası olmayan çatışmalarda (iç savaş gibi) yakalanan bir kişi, devletin iç hukukuna göre 'vatana ihanet' veya 'isyan' suçundan yargılanabilir; oysa savaş esiri statüsü bu yargılamayı engeller.

Daha Fazla Pratik

Uluslararası olmayan silahlı çatışmalarda Protokol II'nin uygulanması için gereken 'toprak kontrolü' eşiğini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 18Soru

Bir devlet, silahlı bir çatışma sırasında düşman kuvvetlerinin lojistik merkezlerini hedef aldığını belirtmesine rağmen; hedefleme kapasitesi oldukça düşük olan, fırlatıldıktan sonra hassas bir şekilde yönlendirilemeyen ve geniş bir alana tesadüfi şekilde düşen balistik füzeler kullanmaktadır. Bu füzelerin büyük bir kısmının askeri hedeflerin çok uzağındaki sivil yerleşim bölgelerine isabet ettiği ve siviller ile askeri hedefler arasında bir ayrım yapılmasını imkansız kıldığı gözlemlenmiştir.

Bu uygulama, Lahey Hukuku ve 19771977 tarihli 1.1. Ek Protokol çerçevesinde harp araç ve yöntemlerine ilişkin aşağıdaki kurallardan hangisinin doğrudan ihlali niteliğindedir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Ayrım gözetmeyen saldırıların gerçekleştirilmesi yasağı

Cevap

Uluslararası insancıl hukukta, belirli bir askeri hedefe yöneltilemeyen veya sivil-asker ayrımı yapamayacak şekilde kullanılan harp araçları 'ayrım gözetmeyen saldırı' yasağını ihlal eder.
Doğru seçenek olan ayrım gözetmeyen saldırıların gerçekleştirilmesi yasağı, savaşan tarafların sadece askeri hedefleri vuracak araçlar kullanmasını zorunlu kılar. Eğer bir silah (sorudaki füze gibi) doğası gereği veya kullanım biçimi nedeniyle askeri hedef ile sivil nesneyi ayırt edemiyorsa, bu silahın kullanımı uluslararası hukuka aykırıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Olaydaki harp aracının niteliğini analiz etme
Kullanılan silahın (balistik füze) hedefleme kapasitesinin olmadığı ve tesadüfi düştüğü tespit edildi.
Lahey Hukuku'nda silahın sadece yıkıcı olması değil, hedefe yöneltilebilir olması da bir kriterdir.
2
Harp yönteminin sivil-asker ayrımı üzerindeki etkisini değerlendirme
Silahın doğası gereği siviller ile askeri hedefler arasında bir ayrım yapmanın imkansız olduğu anlaşıldı.
Ayrım gözetme ilkesi (distinction), saldırının sadece askeri hedeflere yöneltilmesini zorunlu kılar.
3
İlgili hukuki terimi belirleme
Bu durum 'ayrım gözetmeyen saldırı' (indiscriminate attack) kapsamına girer.
Harp araç ve yöntemlerinin seçiminde bu tür bir kontrolsüzlük doğrudan bu yasağın ihlalidir.

Anahtar Kavram

Ayrım Gözetme İlkesi ve Ayrım Gözetmeyen Saldırı Yasağı

İpuçları

1
Silahın kime veya neye isabet edeceğinin kontrol edilememesi durumuna odaklanın.
2
İnsancıl hukukun en temel prensibi 'ayrım gözetme'dir. Silah bu ayrımı yapamıyorsa hangi kural çiğnenmiş olur?

Daha Fazla Pratik

Lahey Hukuku'nda yasaklanan 'Hıyanet' (Perfidy) ile 'Savaş Hilesi' (Ruses of War) arasındaki farkları inceleyiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 19Soru

Birleşmiş Milletler (BM) Şartı'nın 42. maddesi uyarınca Güvenlik Konseyi'nin askeri kuvvet kullanma (hava, deniz veya kara kuvvetleri aracılığıyla girişim) kararı alabilmesi için, aynı Şart'ın 41. maddesinde düzenlenen askeri nitelikte olmayan zorlama önlemleriyle ilgili aşağıdaki şartlardan hangisinin gerçekleşmesi hukuki bir zorunluluktur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Güvenlik Konseyi'nin, askeri olmayan önlemlerin yetersiz kalacağı kanısına varması veya bu önlemlerin yetersiz kaldığının kanıtlanmış olması

Cevap

Güvenlik Konseyi'nin, askeri olmayan önlemlerin yetersiz kalacağı kanısına varması veya bu önlemlerin yetersiz kaldığının kanıtlanmış olması
BM Şartı'nın 42. maddesi metnine göre, Güvenlik Konseyi eğer 41. maddedeki önlemlerin (ekonomik ve diplomatik yaptırımlar) yetersiz kalacağını düşünürse veya bu önlemlerin zaten yetersiz kaldığı görülmüşse, barışı korumak için askeri güç kullanımına karar verebilir. Buradaki 'yetersiz kalacağı kanısına varma' ifadesi, Konsey'e askeri olmayan yolları hiç denemeden doğrudan askeri müdahaleye karar verme yetkisi tanımaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Madde 39 tespitinin yapılması
Güvenlik Konseyi barışın tehdit edildiğini, bozulduğunu veya bir saldırı fiili olduğunu tespit eder.
VII. Bölüm önlemlerinin uygulanabilmesi için bu tespit ön şarttır.
2
Zorlama önlemleri arasında seçim yapılması
Konsey, Madde 41 (askeri olmayan) veya Madde 42 (askeri) önlemlerden birine karar verir.
Şart'a göre askeri olmayan önlemlerin mutlak surette 'tüketilmesi' (önce uygulanıp bitirilmesi) şart değildir.
3
Madde 42'nin 'yetersizlik' kriterinin uygulanması
Konsey, askeri olmayan önlemlerin 'yetersiz kalacağı' (predictive) veya 'yetersiz kaldığı' (empirical) kanaatiyle askeri güç kullanımına geçer.
Bu esneklik, Konsey'e acil durumlarda hızlı hareket etme imkanı tanır.

Anahtar Kavram

BM Şartı Madde 41 ve 42 Arasındaki Hiyerarşik İlişki

İpuçları

1
BM Şartı'nın 42. maddesindeki 'yetersiz kalacağı kanısına varma' ifadesine odaklanın.
2
Güvenlik Konseyi'nin yaptırımlar hiyerarşisinde 'tüketme' şartı mı yoksa 'kanaat' şartı mı arandığını düşünün.

Daha Fazla Pratik

Madde 41 kapsamında yer alan 'diplomatik ilişkilerin kesilmesi' ve 'posta/telsiz haberleşmesinin kısıtlanması' gibi askeri olmayan örnekleri tekrar edin.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 20Soru

Uluslararası hukukta meşru müdafaa hakkı (selfdefenseself-defense) ile silahlı misilleme (armed reprisalarmed\ reprisal) arasındaki temel fark ve bu eylemlerin hukuki statüsüyle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Meşru müdafaa devam eden veya anlık bir saldırıyı durdurma amacı güden hukuki bir hakken, silahlı misilleme geçmiş bir eyleme karşı cezalandırma amacı taşır ve kural olarak yasaktır.

Cevap

Meşru müdafaa, savunma ve koruma amacıyla başvurulan hukuki bir hakken; silahlı misilleme geçmişte yaşanmış bir olaya karşı öç alma veya cezalandırma amacı taşıdığı için uluslararası hukukta yasaklanmıştır.
Doğru ifade, meşru müdafaanın koruyucu ve anlık bir hak olduğunu, buna karşın misillemenin cezalandırıcı bir eylem olarak uluslararası hukukta yasaklandığını belirtmektedir. Birleşmiş Milletler Şartı'nın 2/4. maddesi kuvvet kullanmayı yasaklarken, 51. madde sadece meşru müdafaa durumunda bu yasağa bir istisna tanımaktadır. Misilleme, geçmişte tamamlanmış bir haksızlığa karşı kuvvet kullanarak yanıt vermek olduğu için savunma kapsamına girmez.

Adım Adım Çözüm

1
Eylemin amacını belirle
Meşru müdafaa saldırıyı durdurmaya (savunma), misilleme ise saldırganı cezalandırmaya (reaksiyon) odaklıdır.
Hukuki niteliği belirleyen en temel unsur eylemin yöneldiği amaçtır.
2
Hukuki dayanağı kontrol et
Meşru müdafaa BM Şartı Madde 51'de açıkça tanınmış bir haktır; silahlı misilleme ise Madde 2/4'teki kuvvet kullanma yasağı kapsamındadır.
Yazılı hukuk kuralları ve devletler genel uygulaması (teâmül) bu ayrımı kesinleştirmiştir.
3
Geçerlilik durumunu değerlendir
Meşru müdafaa hukuka uygunluk nedenidir, silahlı misilleme ise hukuka aykırı bir fiildir.
Modern uluslararası hukuk düzeni, devletlerin kendi adaletlerini cezalandırma yoluyla aramalarını yasaklamıştır.

Anahtar Kavram

Meşru Müdafaa ile Silahlı Misilleme Ayrımı

İpuçları

1
Meşru müdafaa 'saldırıyı durdurmak', misilleme ise 'öç almak' için yapılır.
2
BM Şartı'nın 2/4. maddesindeki kuvvet kullanma yasağını ve 51. maddedeki tek istisnayı hatırlayın.

Daha Fazla Pratik

Nikaragua davasında UAD'nin meşru müdafaa eşiği hakkındaki görüşlerini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Sayfa 1 / 16Sonraki