Uluslararası Hukukun Kişileri

309 soru

Soru 261Soru

Uluslararası Adalet Divanı, 1949 tarihli "Birleşmiş Milletlerin Hizmetinde Uğranılan Zararların Tazmini" (Reparation for Injuries) danışma görüşünde; Birleşmiş Milletler'in (BM) sadece üye devletler değil, üye olmayan devletler nezedinde de hak talebinde bulunabileceğine ve "objektif" bir kişiliğe sahip olduğuna hükmetmiştir. Ancak bu kişilik, devletlerin sahip olduğu "asli ve tam" kişilikten farklı olarak belirli bir kapsamla sınırlandırılmıştır. Buna göre, uluslararası örgütlerin uluslararası hukuk süjesi olarak sahip oldukları hak ve yetkilerin, yalnızca kuruluş amaçları ve görevlerini yerine getirmek için gerekli olan alanla sınırlı olmasını ifade eden temel ilke aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İşlevsel zorunluluk (Functional necessity)

Cevap

İşlevsel zorunluluk (Functional necessity) ilkesi, uluslararası örgütlerin hukuki kapasitesinin sınırlarını belirleyen temel prensiptir.
İşlevsel zorunluluk ilkesine göre, uluslararası örgütler devletlerin aksine sınırsız bir hareket alanına sahip değildir. Onların tüzel kişiliği ve bu kişiliğe bağlı hak ve yetkileri (örneğin antlaşma yapma, dava açma), sadece kuruluş amaçlarını gerçekleştirmek için gereken işlevlerle sınırlıdır. 1949 tarihli Reparation for Injuries kararı, örgütlerin bu sınırlı ama 'objektif' kişiliğini teyit eden en temel içtihattır.

Adım Adım Çözüm

1
Devletler ve uluslararası örgütler arasındaki kişilik farkını analiz et.
Devletlerin kişiliği 'asli ve tam' iken, örgütlerin kişiliği devletler tarafından kurucu antlaşmayla yaratıldığı için 'türetilmiş' (derived) ve 'sınırlı' niteliktedir.
Örgütler, devletler gibi her türlü uluslararası işlemi yapamazlar; sadece kendilerine verilen görev sahasında hareket edebilirler.
2
1949 Tazminat Kararı'nın getirdiği 'objektif kişilik' ve 'uzmanlık' vurgusunu değerlendir.
BM gibi evrensel örgütlerin, üye olmayanlara karşı da hak ileri sürebileceği (objektif kişilik) ancak bu yetkilerin 'işlevsel' bir ihtiyaçtan doğduğu saptanmıştır.
Uluslararası örgütlerin antlaşma yapma (jus tractatuum) veya tazminat isteme gibi yetkileri, ancak kuruluş amaçlarını gerçekleştirmek için gerekliyse (implied powers/zımni yetkiler) mevcuttur.
3
Tanımlanan sınırı ifade eden terimi belirle.
Bu sınırlılık 'uzmanlık ilkesi' (principle of speciality) veya 'işlevsel zorunluluk' olarak adlandırılır.
Örgütün varlık nedeni olan 'işlev', aynı zamanda onun hukuki ehliyetinin sınırını çizer.

Anahtar Kavram

İşlevsel Zorunluluk (Functional Necessity) ve Uzmanlık İlkesi
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 262Soru

Uluslararası hukukta, bir devlette darbe veya ihtilal gibi anayasa dışı yollarla gerçekleşen iktidar değişimleri sonucunda ortaya çıkan "hükümetlerin tanınması" kurumu ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Estrada Doktrini, yeni hükümetlerin tanınması işleminin devletlerin iç işlerine müdahale niteliği taşıdığını savunarak, açık bir tanıma beyanı yerine diplomatik ilişkilerin sürdürülüp sürdürülmemesi tercihine odaklanır.

Cevap

Estrada Doktrini, hükümet tanımanın müdahaleci doğasını reddederek açık bir tanıma işlemi yerine diplomatik ilişkilerin sürekliliğine dayanan yaklaşımı savunur.
Estrada Doktrini (1930), Meksika Dışişleri Bakanı Genaro Estrada tarafından formüle edilmiştir. Bu doktrine göre, bir devletin başka bir devletteki iktidar değişimini 'tanıması' veya 'tanımaması', o devletin egemenliğine ve iç işlerine bir müdahaledir. Bu nedenle devletler açıkça 'seni tanıyorum' demek yerine, diplomatik misyonlarını koruyarak veya çekerek zımni bir tutum sergilemelidir. Doğru cevap bu temel prensibi yansıtmaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Hükümet tanımanın tanımını ve ortaya çıkış koşullarını değerlendir.
Hükümet tanıma, bir devlette anayasa dışı (darbe, devrim) iktidar değişimi olduğunda, yeni yönetimin o devleti uluslararası alanda temsil etme yetkisinin onaylanmasıdır.
Devlet tanımasından farklı olarak, burada devlet baki kalırken onu temsil eden organ değişmektedir.
2
Tanıma doktrinlerini (Estrada, Tobar, Jefferson) karşılaştır.
Tobar meşruiyet (anayasal düzen) ararken, Estrada müdahale karşıtlığı nedeniyle tanıma beyanını reddeder. Jefferson ise etkin denetimi esas alır.
Sorudaki doğru seçeneği belirlemek için bu doktrinlerin temel farklarını bilmek gerekir.
3
Hükümet tanımanın hukuki sonuçlarını ve devletin sürekliliği ilkesini analiz et.
Tanıma gerçekleşmese bile devletin uluslararası kişiliği devam eder (Süreklilik İlkesi).
Hükümetin tanınmamasının devleti yok etmediği bilgisi, çeldiricileri elemek için kritiktir.

Anahtar Kavram

Hükümetlerin Tanınmasında Doktrinler ve Devletin Sürekliliği
Soru 263Soru

Uluslararası hukukta devletlerin bir araya gelerek oluşturdukları birleşme modelleri; egemenliğin kullanımı, kurumsal yapının niteliği ve uluslararası hukuk kişiliği bakımından farklı sonuçlar doğurmaktadır. Özellikle tarihsel bir örnek olan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu (1867-1918) ile temsil edilen model, devletlerin sadece hükümdarlık bağıyla birleştiği modellerden ayrılmaktadır.

Buna göre, 'Hakkı Birlik' (Real Union) modelini 'Şahsi Birlik' (Personal Union) modelinden ayıran temel hukuki fark aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Birliğin dış ilişkiler, savunma ve maliye gibi alanlarda ortak organlara sahip olması ve tek bir uluslararası hukuk kişiliği sergilemesi.

Cevap

Hakkı Birlik'te (Real Union) üye devletler arasında dış politika ve savunma gibi alanlarda ortak organlar bulunur ve bu yapı uluslararası alanda genellikle tek bir kişilik olarak temsil edilir.
Doğru yanıt olan seçenek, Hakkı Birlik'in (Real Union) kurumsal niteliğini ifade etmektedir. Bu modelde devletler, sadece aynı hükümdar tarafından yönetilmekle kalmaz; aynı zamanda dış ilişkiler, savunma ve maliye gibi kritik egemenlik alanlarını ortaklaşa yürütmek için kurumsal organlar oluştururlar. Bu da birliğin uluslararası alanda tek bir süje olarak hareket etmesini sağlar. Tarihsel olarak Avusturya-Macaristan İmparatorluğu bu yapının en tipik örneğidir.

Adım Adım Çözüm

1
Devlet birleşme türlerini tanımla.
Şahsi Birlik (Personal Union) ve Hakkı Birlik (Real Union) arasındaki farkı belirle.
Sorunun odak noktası bu iki model arasındaki ayrımı yapmaktır.
2
Şahsi Birlik özelliklerini analiz et.
Sadece hükümdarın (devlet başkanının) aynı kişi olduğu, devletlerin uluslararası hukukta tamamen ayrı kaldığı sonucuna var (Örn: İngiltere-Hanover).
Yanlış seçenekleri elemek için Şahsi Birlik'in sınırlı doğasını anlamak gerekir.
3
Hakkı Birlik özelliklerini analiz et.
Üye devletlerin dış işleri ve savunma gibi kritik alanları ortak organlar üzerinden yürüttüğünü ve uluslararası kişiliğin birleştiğini saptayıp doğru seçeneğe ulaş.
Hakkı Birlik'in kurumsal ve uluslararası kişilik boyutu onu Şahsi Birlik'ten ayıran temel unsurdur.

Anahtar Kavram

Uluslararası Hukukta Devlet Birleşmeleri ve Hukuki Kişilik

İpuçları

1
Devletlerin sadece hükümdar bazında mı yoksa dış politika bazında mı birleştiğine odaklanın.
2
Avusturya-Macaristan örneğinde olduğu gibi, birliğin uluslararası alanda 'tek bir ses' olarak hareket edip etmediğini düşünün.

Daha Fazla Pratik

Konfederasyon ve Federasyon arasındaki 'antlaşma vs. anayasa' ve 'ayrılma hakkı' farklarını gözden geçirebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Şahsi Birlik'te devletlerin birbirinin dış borçlarından veya savaşlarından sorumlu olmadığını, ancak Hakkı Birlik'te ortak bir savunma ve dış temsil olduğunu hatırlayarak soruyu çözebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 264Soru

1933 Montevideo Sözleşmesi'nde de yer alan ve modern uluslararası hukuk uygulamasında genel kabul gören 'Açıklayıcı (Beyan Edici) Teori'ye göre, bir devletin tanınmasıyla ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Tanıma işlemi yeni bir devlet yaratmaz; sadece mevcut olan bir hukuki durumun ve devletlik unsurlarının birleştiğinin diğer devletlerce kabul edildiğini teyit eder.

Cevap

Tanıma işleminin yeni bir devlet yaratmadığını, sadece mevcut olan bir hukuki durumun ve devletlik unsurlarının birleştiğinin diğer devletlerce kabul edildiğini teyit ettiğini belirten seçenek doğrudur.
Açıklayıcı (Beyan Edici) Teoriye göre, bir devletin uluslararası hukuk kişiliği kazanması için diğer devletler tarafından tanınması bir ön şart değildir. Eğer bir siyasi oluşum; belirli bir ülke, üzerinde yaşayan sürekli bir halk ve etkin bir hükümet unsurlarına sahipse, tanınmasa bile hukuken bir devlettir. Tanıma işlemi, sadece bu mevcut durumun diğer devletler tarafından kabul edildiğini ve onlarla diplomatik ilişki kurulmaya hazır olunduğunu gösteren siyasi ve tescil edici bir işlemdir.

Adım Adım Çözüm

1
Açıklayıcı Teori kavramını analiz etme
Bu teorinin devletliğin oluşumunu tanımaya bağlamadığını, tanımanın sadece var olan durumu 'tespit' ettiğini belirleme.
Teorinin özünü anlamak, kurucu teori ile arasındaki temel farkı ortaya koyar.
2
Montevideo Sözleşmesi referansını değerlendirme
Sözleşmenin 3. maddesindeki 'Bir devletin siyasi varlığı diğer devletlerin tanımasından bağımsızdır' ilkesini hatırlama.
Uluslararası hukuk metinlerindeki dayanağı doğrulamak doğru seçeneğe ulaşmayı sağlar.
3
Seçenekleri karşılaştırma
Tanımanın 'kurucu' değil 'tespit edici' olduğunu belirten ifadenin doğruluğunu teyit etme.
Yanlış olan kurucu teori ve hükümet tanıma karışıklıklarını elemek için gereklidir.

Anahtar Kavram

Devletlerin Tanınmasında Açıklayıcı (Beyan Edici) Teori
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 265Soru

Uluslararası hukukta, uluslararası örgütlerin hukuki kişilikleri ve bu kişiliğin kapsamı ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bir uluslararası örgütün hukuki kişiliği, devletlerin asli ve sınırsız kişiliğinden farklı olarak, kurucu antlaşmada belirtilen amaç ve görevlerle sınırlı olan "uzmanlık ilkesi" (speciality) çerçevesinde şekillenmiş bir ehliyettir.

Cevap

Uluslararası örgütlerin hukuki kişiliğinin, kurucu antlaşmadaki amaçlarla sınırlı uzmanlık ilkesine (speciality) tabi olduğunu belirten seçenek doğrudur.
Doğru olan seçenek, uluslararası örgütlerin 'uzmanlık ilkesi' (principle of speciality) çerçevesinde sınırlı bir ehliyete sahip olduğunu ifade etmektedir. Devletler, uluslararası hukukun her alanında kısıtlamasız işlem yapabilen 'asli ve genel' süjeler iken; örgütler sadece kurucu antlaşmalarında kendilerine verilen amaçları gerçekleştirmek üzere donatılmış 'türetilmiş ve işlevsel' süjelerdir.

Adım Adım Çözüm

1
Devletler ve uluslararası örgütlerin süjeliğini karşılaştırın.
Devletler asli ve tam süjelerdir; örgütler ise devletlerin iradesiyle kurulan türetilmiş ve sınırlı süjelerdir.
Uluslararası örgütlerin yetki sınırlarını belirlemek için temel hukuki statülerini anlamak gerekir.
2
Uzmanlık (Speciality) ve İşlevsel Zorunluluk ilkelerini uygulayın.
Örgütlerin sadece kuruluş amaçlarını gerçekleştirmek için gerekli olan yetkilere sahip olduğu sonucuna varılır.
Uluslararası Adalet Divanı'nın içtihatları, örgütlerin yetkilerinin işlevleriyle sınırlı olduğunu vurgular.
3
1949 Tazminat Danışma Görüşü'nün (Reparation for Injuries) sonuçlarını değerlendirin.
Örgütlerin sadece üyelere karşı değil, tüm uluslararası topluma karşı geçerli 'objektif' kişiliğe ve zımni yetkilere sahip olduğu görülür.
Bu görüş, uluslararası örgütlerin bağımsız hukuki varlığının en önemli kanıtıdır.

Anahtar Kavram

Uluslararası Örgütlerin Uzmanlık İlkesi ve İşlevsel Kişiliği

Daha Fazla Pratik

Uluslararası Adalet Divanı'nın 1949 Reparation for Injuries danışma görüşündeki 'objektif kişilik' ve 'zımni yetki' (implied powers) kavramlarını tekrar edin.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 266Soru

Uluslararası hukukta devletlerin halefiyeti (ardıllığı) söz konusu olduğunda, özellikle yeni bağımsızlığına kavuşan devletler için geçerli olan "temiz sayfa" (tabula rasatabula\ rasa) ilkesine rağmen, bazı antlaşma türleri bu ilkenin istisnası olarak kabul edilir ve halef devleti kendiliğinden bağlar. 19781978 tarihli Devletlerin Antlaşmalara Halefiyeti Hakkında Viyana Sözleşmesi'nde de açıkça düzenlenen ve halefiyetten etkilenmeyen bu antlaşma türü aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sınırları ve sınır rejimlerini belirleyen antlaşmalar

Cevap

Sınırları ve sınır rejimlerini belirleyen antlaşmalar
Doğru seçenek olan sınırları ve sınır rejimlerini belirleyen antlaşmalar, uluslararası hukukta "radicite" (yerelleşmiş) antlaşmalar olarak adlandırılır. Bu antlaşmalar doğrudan toprak parçasıyla ilgili olduğu için, o toprak üzerindeki egemenlik el değiştirse bile (devletlerin halefiyeti durumunda) hukuki geçerliliğini korur. 19781978 tarihli Viyana Sözleşmesi'nin 1111. ve 1212. maddeleri bu kuralı açıkça düzenleyerek sınırların ve bölgesel rejimlerin halefiyetten etkilenmeyeceğini hükme bağlamıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Devletlerin halefiyeti durumunda antlaşmaların kaderini belirleyen kuralların analiz edilmesi.
Yeni bağımsız devletler için "temiz sayfa" ilkesinin genel kural olduğu tespit edilir.
Sömürge sonrası kurulan veya yeni bağımsızlık kazanan devletlerin selef devletin her yükümlülüğüyle bağlı olmaması ilkesidir.
2
"Temiz sayfa" ilkesinin istisnalarının (yerelleşmiş antlaşmalar) belirlenmesi.
Sınır antlaşmaları ve toprak rejimlerinin bu ilkenin dışında kaldığı görülür.
Uluslararası hukukta sınırların istikrarı ilkesi (uti possidetisuti\ possidetis), antlaşmalara halefiyette en güçlü istisnayı oluşturur.

Anahtar Kavram

Yerelleşmiş (Radicite) Antlaşmalar ve Sınırların Dokunulmazlığı
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 267Soru

Uluslararası hukukta devletlerin tanınmasına ilişkin "Açıklayıcı (Beyan Edici) Teori" esas alındığında; devlet olma unsurlarını (ülke, halk, egemenlik) fiilen bir araya getiren ancak henüz hiçbir devlet tarafından resmi olarak tanınmamış bir siyasi oluşumun hukuki durumuyla ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Tanınma işlemi gerçekleşmese dahi, bu oluşum devlet olmanın unsurlarını taşıdığı andan itibaren uluslararası hukuktan doğan temel hak ve ödevlere sahiptir.

Cevap

Açıklayıcı teoriye göre bir oluşumun devlet sıfatı kazanması için tanınması şart değildir; unsurlar tamamlandığı andan itibaren uluslararası hukuktan doğan temel hak ve ödevlere sahip olur.
Açıklayıcı (Beyan Edici) Teoriye göre, bir siyasi oluşum devletin temel unsurlarını (insan topluluğu, belirli bir toprak parçası ve etkin siyasi otorite/egemenlik) bir araya getirdiği anda uluslararası hukuk süjesi haline gelir. Tanıma işlemi, sadece bu bağımsızlık durumunun diğer devletler tarafından tescil edilmesidir. Dolayısıyla, henüz kimse tarafından tanınmamış olsa dahi, bu yapı uluslararası hukukun tanıdığı temel haklara (bağımsızlık, egemen eşitlik, ülkesel bütünlük) sahiptir ve ödevlerini yerine getirmekle yükümlüdür.

Adım Adım Çözüm

1
Açıklayıcı (Beyan Edici) Teorinin temel prensibini hatırla.
Bu teoriye göre devletin varlığı siyasi bir olgudur; tanıma işlemi sadece mevcut olan bu olguyu tespit eder.
Teorinin 'kurucu' değil 'tespit edici' niteliğini belirlemek cevabı bulmak için kritiktir.
2
Tanınmamış bir devletin haklarını değerlendir.
Devlet olma unsurlarına (ülke, halk, egemenlik) sahip yapı, tanınmasa bile ülkesel bütünlük ve savunma gibi temel haklara sahiptir.
Bu durum, açıklayıcı teorinin tanımanın yokluğunda bile hukuki kişiliği kabul ettiğini kanıtlar.

Anahtar Kavram

Açıklayıcı (Beyan Edici) Teoriye göre devletin uluslararası hukuk kişiliği tanılamadan bağımsız olarak unsurların birleşmesiyle başlar.

İpuçları

1
Tanıma işleminin 'kurucu' mu yoksa 'tespit edici' mi olduğuna odaklanın.

Daha Fazla Pratik

Montevideo Sözleşmesi'nin 3. maddesinde yer alan 'devletin siyasi varlığının diğer devletler tarafından tanınmasından bağımsız olduğu' ilkesini inceleyiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 268Soru

Uluslararası hukuk doktrininde ve 1933 Montevideo Sözleşmesi'nde yer alan, bir siyasi topluluğun devlet sıfatını kazanabilmesi için gerekli olan maddi unsurlardan 'halk' ve 'hükümet' kriterleri ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Siyasi otoritenin ülke ve nüfus üzerinde fiili bir kontrol kurması yeterli olup; hükümetin kuruluş biçimi veya demokratik niteliği klasik uluslararası hukukta devletliğin maddi unsurları arasında yer almaz.

Cevap

Siyasi otoritenin ülke ve nüfus üzerinde fiili bir kontrol kurmasının yeterli olduğu ve rejimin niteliğinin kurucu unsur olmadığı ifade doğrudur.
Uluslararası hukukta devletin maddi unsurlarından biri olan hükümet için aranan temel şart 'etkinlik'tir. Bu, siyasi otoritenin ülke sınırları içerisinde düzeni sağlama ve uluslararası yükümlülükleri yerine getirme kapasitesine sahip olmasını ifade eder. Devletin demokratik bir rejimle yönetilmesi veya hükümetin diğer devletler tarafından meşru kabul edilmesi, klasik uluslararası hukukta bir devletin doğuşu için kurucu (maddi) bir şart olarak görülmez.

Adım Adım Çözüm

1
Montevideo Sözleşmesi kriterlerini analiz etme
Devletlik için; sürekli nüfus, belirli ülke, hükümet ve dış ilişkiler kurma kapasitesi gerektiğini saptar.
Bu kriterler uluslararası hukukta devletin maddi unsurlarını oluşturur.
2
Hükümet unsurunun niteliğini değerlendirme
Hükümetin 'etkin' (effective) olması, yani ülke üzerinde otorite kurabilmesi gerektiğini belirler.
Etkinlik ilkesi, bir topluluğun dış dünyadan bağımsız hareket edebilme yeteneğini ölçer.
3
Tanınma ve rejim tartışmasını çözme
Montevideo Madde 3 uyarınca devletin siyasi varlığının tanınmadan bağımsız olduğunu ve iç rejimin bir şart olmadığını teyit eder.
Uluslararası hukukta devletler iç işleyişlerini (demokrasi, monarşi vb.) belirlemede egemendir.

Anahtar Kavram

Etkinlik İlkesi ve Devletin Maddi Unsurları

Daha Fazla Pratik

Devletin sürekliliği ilkesi ile hükümet tanıma arasındaki farkları pekiştirmek için Tinoco Tahkimi (1923) davasını inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 269Soru

Uluslararası hukukta devletlerin halefiyeti (ardıllığı) kurallarının düzenlendiği 19781978 tarihli Devletlerin Antlaşmalara Halefiyeti Hakkında Viyana Sözleşmesi hükümleri uyarınca; sömürge idaresinden kurtularak kurulan "Yeni Bağımsız Devletler" (Newly Independent States) ile devletlerin birleşmesi (merger) veya ayrılması (separation) sonucunda ortaya çıkan halefiyet rejimleri arasındaki temel fark aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yeni bağımsız devletler için "Temiz Sayfa" (Tabula Rasa) ilkesi gereği kural olarak antlaşmalarla bağlı olmama esasken; birleşme ve ayrılma durumlarında "antlaşmaların sürekliliği" (continuity) ilkesi geçerlidir.

Cevap

Yeni bağımsız devletlerin "Temiz Sayfa" ilkesine tabi olması, birleşme ve ayrılma durumlarında ise antlaşmaların sürekliliği ilkesinin uygulanmasıdır.
Uluslararası hukukta 19781978 tarihli Viyana Sözleşmesi, sömürgecilik sonrası kurulan yeni devletlerin geçmişin yüklerinden arınmış olarak başlamasını sağlamak için "Temiz Sayfa" ilkesini öngörmüştür. Buna karşın, mevcut devletlerin birleşmesi veya bir parçanın ayrılması durumunda uluslararası istikrarı korumak adına antlaşmaların kural olarak devam etmesi (süreklilik) ilkesi benimsenmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Halefiyet türlerini sınıflandır.
Sömürgeden kurtulan devletler (NIS) ile yapısal değişim (birleşme/ayrılma) yaşayan devletler ayrıştırılır.
Uluslararası hukukta bu iki kategori farklı hukuki rejimlere tabidir.
2
1978 Viyana Sözleşmesi ilkelerini belirle.
NIS için Madde 1616 (Temiz Sayfa), birleşme/ayrılma için Madde 3131 ve 3434 (Süreklilik) kuralları uygulanır.
Antlaşmaların halefiyeti konusundaki temel uluslararası düzenleme bu sözleşmedir.
3
İstisnaları kontrol et.
Sınır ve bölge rejimlerine ilişkin antlaşmaların her durumda süreklilik arz ettiği teyit edilir.
Halefiyet kuralları arasındaki en temel ayrım noktasını netleştirmek gerekir.

Anahtar Kavram

Temiz Sayfa (Tabula Rasa) vs. Antlaşmaların Sürekliliği (Continuity)
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 270Soru

Uluslararası hukukta devletlerin halefiyeti (ardıllığı) söz konusu olduğunda, selef devletin taraf olduğu antlaşmaların halef devlete intikali hususunda "yeni bağımsız devletler" (sömürgelikten kurtulanlar) ile "ayrılma" (secession) yoluyla kurulan devletler arasında farklı rejimler öngörülmüştür.

Buna göre, 1978 tarihli Devletlerin Antlaşmalara Halefiyeti Hakkında Viyana Sözleşmesi hükümleri dikkate alındığında, bu iki durum arasındaki farkla ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yeni bağımsız devletler 'temiz sayfa' (clean slate) ilkesi uyarınca antlaşmalarla bağlı tutulmazken; ayrılma durumunda, kural olarak antlaşmaların sürekliliği esastır.

Cevap

Yeni bağımsız devletler 'temiz sayfa' ilkesi uyarınca antlaşmalarla bağlı tutulmazken; ayrılma durumunda, kural olarak antlaşmaların sürekliliği esastır.
1978 Viyana Sözleşmesi, sömürgelikten kurtulan yeni bağımsız devletlere selef devletin antlaşmalarını devralıp almama konusunda serbestlik tanıyan 'temiz sayfa' ilkesini getirmiştir. Buna karşın, bir devletin ülkesinden ayrılarak kurulan devletlerde (secession), uluslararası hukuki istikrarın bozulmaması amacıyla antlaşmaların kural olarak sürekliliği (devamlılığı) ilkesi benimsenmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Halefiyet türlerinin (Yeni Bağımsız Devlet vs. Ayrılma) hukuki statülerinin belirlenmesi.
Yeni bağımsız devletler dekolonizasyon sürecini, ayrılma (secession) ise mevcut bir devletin parçalanmasını ifade eder.
Her iki durumun uluslararası hukukta farklı maddelerle düzenlenmiş olması.
2
1978 Viyana Sözleşmesi'ndeki temel ilkelerin eşleştirilmesi.
Madde 16 uyarınca yeni bağımsız devletler için 'Temiz Sayfa', Madde 34 uyarınca ayrılma durumunda 'Süreklilik' ilkesi kabul edilmiştir.
Sömürge sonrası yeni devletlerin egemenlik haklarını korumak ile uluslararası sistemdeki antlaşma düzeninin istikrarını sağlamak arasındaki denge.
3
Yerelleşmiş antlaşmaların (radicite) istisnai durumunun kontrol edilmesi.
Sınır antlaşmaları gibi toprak rejimi kuran antlaşmalar, 'temiz sayfa' kuralının dışında kalarak her iki durumda da halef devlete geçer.
Uluslararası barış ve sınır güvenliğinin korunması zorunluluğu.

Anahtar Kavram

Devletlerin halefiyetinde antlaşmaların akıbeti ve 'Temiz Sayfa' ile 'Süreklilik' ilkeleri arasındaki ayrım.

Daha Fazla Pratik

Devletlerin borçlarına (1983 Sözleşmesi) ilişkin halefiyet kurallarını gözden geçirebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 271Soru

Uluslararası hukukta bir devletin, yeni bir siyasi oluşumu tanıması sürecinde başvurduğu 'de facto' (fiili) ve 'de jure' (hukuki) tanıma türleri arasındaki temel farklara ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: De jure tanıma tam, kesin ve geri alınamaz bir nitelik taşırken; de facto tanıma genellikle siyasi durumun belirsiz olduğu hallerde başvurulan, geçici ve geri alınabilir bir işlemdir.

Cevap

De jure tanımanın tam, kesin ve geri alınamaz olmasına karşın; de facto tanımanın geçici, sınırlı ve geri alınabilir nitelikte olması doğru bir tespittir.
Uluslararası hukuk doktrininde de jure tanıma, tanıyan devletin yeni oluşumu her bakımdan bir devlet olarak kabul ettiğini gösteren tam, kesin ve kural olarak geri alınamaz bir işlemdir. Buna karşılık de facto tanıma, genellikle yeni devletin veya hükümetin kalıcılığı konusunda şüpheler olduğunda veya uyuşmazlıkların devam ettiği durumlarda başvurulan, sınırlı hukuki sonuçlar doğuran ve şartlar değiştiğinde geri alınabilen geçici bir aşamayı temsil eder.

Adım Adım Çözüm

1
Tanıma türlerinin hukuki niteliklerini karşılaştırın.
De jure (hukuki) tanıma, bir devletin diğerini tüm unsurlarıyla ve kalıcı olarak kabul etmesidir. De facto (fiili) tanıma ise durumun netleşmediği geçiş süreçlerinde kullanılan bir araçtır.
Tanımanın geri alınabilirliği ve kesinliği arasındaki farkı anlamak için bu ayrım temeldir.
2
Seçeneklerdeki teorik ve uygulamalı hataları eleyin.
Kurucu/Açıklayıcı teori ayrımı ile fiili/hukuki tanıma ayrımının farklı kavramlar olduğunu (B), de facto tanımanın sadece hükümetler için olmadığını (C) ve diplomatik sonuçların farklılık gösterebileceğini (D-E) belirleyin.
Uluslararası hukuk terminologyasına hakimiyet distractors'ı elemeyi sağlar.

Anahtar Kavram

De jure ve de facto tanıma arasındaki farklar

Daha Fazla Pratik

Devletlerin tanınmasında 'Sarih (Açık)' ve 'Zımni (Kapalı)' tanıma yöntemleri arasındaki farkları ve zımni tanımaya yol açan işlemleri (ikili antlaşma yapma, diplomatik ilişki kurma vb.) inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 272Soru

Uluslararası hukukta devletlerin birleşme modellerinden olan 'Şahsi Birlik' (Personal Union) ile 'Hakkı Birlik' (Real Union) yapıları karşılaştırıldığında, bu iki modeli birbirinden ayıran temel hukuki fark aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Şahsi Birlik'te birleşmeyi oluşturan devletlerin uluslararası hukuk kişilikleri tamamen ayrı kalırken, Hakkı Birlik'te dış ilişkilerde genellikle tek bir süje (kişilik) söz konusudur.

Cevap

Şahsi Birlik'te devletlerin uluslararası hukuk kişiliklerinin ayrı kalması, Hakkı Birlik'te ise tek bir süje olarak hareket edilmesi temel farktır.
Doğru ifade, Şahsi Birlik'te devletlerin ayrı uluslararası hukuk süjeleri olarak kalmaya devam ettiğini, Hakkı Birlik'te ise dış ilişkilerde tek bir uluslararası kişilik sergilendiğini belirtmektedir. Şahsi Birlik'te birleşme sadece devlet başkanının şahsında (rastlantısal veya veraset yoluyla) gerçekleşirken; Hakkı Birlik'te devletler bilinçli olarak ortak organlar kurmuş ve dış dünyada tek bir aktör gibi hareket etmeyi kabul etmişlerdir.

Adım Adım Çözüm

1
Şahsi Birlik (Personal Union) kavramını analiz et.
Bu modelde iki veya daha fazla devletin sadece devlet başkanları (hükümdarları) aynıdır. Her devlet kendi anayasasına, egemenliğine ve ayrı uluslararası hukuk kişiliğine sahiptir (Örn: İngiltere-Hanover birleşmesi).
Birleşmenin niteliğini belirlemek için kişilik ayrımını anlamak gerekir.
2
Hakkı Birlik (Real Union) kavramını analiz et.
Bu modelde devletler sadece hükümdarın şahsında değil, dış ilişkiler, savunma ve maliye gibi belirli alanlarda ortak organlar aracılığıyla da birleşmişlerdir. Uluslararası hukukta genellikle tek bir süje olarak görülürler (Örn: Avusturya-Macaristan).
Hakkı Birlik'in kurumsal ve hukuki derinliğini tespit etmek için.
3
İki model arasındaki farkı karşılaştır.
Şahsi Birlik'te ayrı kişilikler korunurken, Hakkı Birlik'te dış temsil ve süjelik tek bir merkezde toplanır.
Soru kökündeki temel ayrımı ortaya koymak için.

Anahtar Kavram

Uluslararası Hukuk Kişiliği ve Devlet Birleşmeleri

Daha Fazla Pratik

Konfederasyon ve federal devlet yapıları arasındaki 'ayrılma hakkı' ve 'kuruluş belgesi' farklarını inceleyiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 273Soru

Uluslararası hukukta devletlerin tanınmasına ilişkin teoriler, tanımanın yeni bir siyasi oluşumun uluslararası hukuk kişiliği üzerindeki etkisini farklı şekillerde ele almaktadır. Bir oluşumun devlet niteliği kazanabilmesi için diğer devletler tarafından tanınmasının zorunlu olduğunu ve tanımanın o oluşuma uluslararası hukuk süjesi olma vasfını kazandıran "hukuk yaratıcı" bir işlem olduğunu savunan görüş aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Tanıma işleminin yeni devlete uluslararası hukuk kişiliği bahşeden "kurucu" (constitutive) bir işlem olduğunu savunan teori

Cevap

Kurucu Teori (Constitutive Theory), tanımanın yeni devlete uluslararası hukuk kişiliği kazandıran temel işlem olduğunu savunur.
Kurucu Teori (Constitutive Theory), bir siyasi topluluğun uluslararası hukuk anlamında bir 'devlet' haline gelmesinin ve uluslararası hukuk süjesi olarak hak ve borç ehliyeti kazanmasının ancak diğer devletler tarafından tanınmasıyla mümkün olduğunu ileri sürer. Bu görüşte tanıma, hukuki durumu sadece ilan eden değil, o durumu yaratan bir işlemdir.

Adım Adım Çözüm

1
Tanıma teorilerini karşılaştır
Kurucu Teori tanımanın 'yapıcı/kurucu' olduğunu, Açıklayıcı Teori ise 'tespit edici' olduğunu savunur.
Teoriler arasındaki temel fark, tanımanın uluslararası hukuk kişiliğinin başlangıcı olup olmadığıdır.
2
Kişiliğin kaynağını analiz et
Kurucu Teori'ye göre kişilik ancak tanıma iradesiyle doğar.
Bu görüşe göre tanınmayan bir oluşum uluslararası hukukta bir 'süje' değil, sadece bir 'olgu'dur.

Anahtar Kavram

Kurucu Teori (Constitutive Theory)
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 274Soru

Bir devlette anayasal düzenin askıya alınarak yönetimin darbe veya ihtilal yoluyla el değiştirmesi durumunda, uluslararası toplumun bu yeni yönetimi 'hükümet' olarak muhatap alıp almaması hususundaki teorik yaklaşımlar ve bu işlemin hukuki sonuçları ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Estrada Doktrini, yeni bir hükümetin tanınması veya tanınmaması yönündeki açık beyanların ilgili devletin egemenliğine ve iç işlerine müdahale teşkil ettiğini savunur.

Cevap

Estrada Doktrini, yeni bir hükümetin tanınması yönündeki irade beyanlarının devletlerin egemenliğine ve iç işlerine müdahale niteliği taşıdığını savunan seçenektir.
Estrada Doktrini, Meksika Dışişleri Bakanı tarafından 1930 yılında geliştirilmiştir. Bu doktrine göre, bir devletin başka bir devletteki anayasa dışı hükümet değişimini açıkça tanıması veya tanımaması, o devletin iç işlerine kaba bir müdahale ve aşağılayıcı bir davranış olarak kabul edilir. Bu nedenle devletlerin 'tanıma' veya 'tanımama' gibi bir beyanda bulunmak yerine, sadece diplomatik temsilcilerini geri çekerek veya yerinde bırakarak tutumlarını belli etmeleri gerektiğini savunur.

Adım Adım Çözüm

1
Devlet ve hükümet tanıma ayrımını yapınız.
Hükümet tanımanın devletin varlığını değil, sadece o devleti kimin temsil edeceğini belirlediği saptanır.
Devletin sürekliliği ilkesini anımsamak hatalı seçenekleri elemek için kritiktir.
2
Tanıma doktrinlerini (Tobar, Estrada, Jefferson, Wilson) karşılaştırınız.
Estrada'nın 'müdahale karşıtlığı', Tobar'ın 'anayasal meşruiyet' ve Jefferson'ın 'etkin denetim' vurguları ayırt edilir.
Soruda istenen 'doğru' ifadeyi bulmak için her doktrinin temel felsefesini bilmek gerekir.
3
Tanımamanın hukuki sonuçlarını (locus standi, yargı bağışıklığı) değerlendiriniz.
Tanınmamanın genellikle yabancı mahkemelerde temsil ve dava açma yetkisini engellediği sonucuna varılır.
Hükümet tanımanın usuli etkilerini kavramak KPSS seviyesindeki sorular için gereklidir.

Anahtar Kavram

Hükümetlerin Tanınmasında Meşruiyet vs. Etkin Denetim Çatışması

Alternatif Yöntem

Doktrinleri 'Müdahaleci/Sorgulayıcı' (Tobar, Wilson) ve 'Kabulcü/Sessiz' (Estrada, Jefferson) olarak iki gruba ayırarak kodlamak çözüm süresini kısaltabilir.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 275Soru

Modern uluslararası hukuk doktrininde bireylerin (gerçek kişilerin) uluslararası hukuk kişiliği "türev" ve "sınırlı" olarak tanımlanmaktadır.

Buna göre, bireylerin uluslararası hukuk kişiliğinin bu niteliğiyle ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bireyler, uluslararası hukuk normlarını doğrudan yaratma yetkisine sahip olmasalar da bu normların sağladığı haklardan yararlanabilir ve yüklediği borçlardan doğrudan sorumlu tutulabilirler.

Cevap

Bireylerin uluslararası hukuk kişiliği, norm yaratma yetkisi içermeyen ancak normlardan yararlanma ve sorumluluk üstlenme kapasitesi sunan türev ve sınırlı bir statüdür.
Bireylerin uluslararası hukuk kişiliği, devletlerin iradesiyle (antlaşmalar yoluyla) yaratıldığı için 'türev' niteliktedir. Aynı zamanda bireyler sadece belirli haklardan (insan hakları vb.) yararlanıp belirli suçlardan (uluslararası cinayetler, savaş suçları vb.) sorumlu tutulabildikleri, ancak norm yaratma yetkisine sahip olmadıkları için 'sınırlı' bir kişiliğe sahiptirler.

Adım Adım Çözüm

1
Kişilik türlerini ayırt etme
Devletlerin 'asli', bireylerin ise 'türev' süje olduğu belirlendi.
Uluslararası hukukta kimin norm koyucu, kimin sadece normun muhatabı olduğunu anlamak için bu ayrım temeldir.
2
Kapasite sınırlarını belirleme
Bireylerin norm yaratma (kural koyma) yetkisinin olmadığı, sadece hak (aktif) ve borç (pasif) ehliyetine sahip olduğu görüldü.
Sınırlı kişilik kavramı, bireyin devletle aynı yetkilere sahip olmadığını vurgular.
3
Modern uygulamaları değerlendirme
AİHM başvuruları ve Uluslararası Ceza Mahkemesi yargılamaları gibi örneklerin bu sınırlı ama doğrudan statüyü kanıtladığı saptandı.
Bireyin doğrudan uluslararası hukuk muhatabı olması, kişiliğinin 'perde arkasından' çıkıp doğrudanlaştığını gösterir.

Anahtar Kavram

Türev ve Sınırlı Kişilik (Derivative and Limited Personality)

Daha Fazla Pratik

Bireylerin pasif ehliyetini daha iyi anlamak için Roma Statüsü ve Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin yargı yetkisini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 276Soru

Uluslararası hukuk kişiliği (süjeliği) bakımından devletler 'asli ve tam' bir yetkiye sahipken; bireylerin (gerçek kişilerin) statüsü 'türev' ve 'sınırlı' olarak nitelendirilmektedir. Bireylerin uluslararası hukuk statüsünün bu şekilde nitelendirilmesinin temel nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Uluslararası hukukun kurallarını bizzat oluşturma (norm yaratma) yetkisine sahip olmamaları ve haklarını devletlerin iradesiyle kazanmaları

Cevap

Bireylerin uluslararası hukuk kurallarını bizzat oluşturma yetkisine sahip olmamaları ve haklarını devletlerin iradesiyle kazanmaları
Bireylerin statüsünün 'türev' olması, bu kişiliğin devletlerin iradesine (antlaşmalara) dayanmasından; 'sınırlı' olması ise devletlerin aksine norm yaratma (kural koyma) yetkilerinin bulunmamasından kaynaklanır. Bireyler uluslararası hukukun bir öznesi olsa da, bu hukuku yaratan 'asli' aktörler değildir.

Adım Adım Çözüm

1
Uluslararası hukuk süjeleri arasındaki 'asli' ve 'türev' ayrımını analiz edin.
Devletler kuralları koyan (asli), bireyler ise bu kurallardan yararlanan (türev) taraftır.
Kişiliğin kaynağını ve sınırlarını belirlemek için gereklidir.
2
Bireylerin norm yaratma (antlaşma yapma, teamül oluşturma) kapasitesini değerlendirin.
Bireylerin uluslararası alanda hukuk kuralı koyma yetkisi bulunmamaktadır.
Statünün neden 'sınırlı' ve 'türev' olduğunu açıklar.
3
Bireylerin hak ve sorumluluklarının kaynağını tespit edin.
Bu haklar devletlerin iradesiyle (antlaşmalar yoluyla) bireylere tanınmıştır.
Türev olma niteliğinin temel dayanağını doğrular.

Anahtar Kavram

Bireylerin Uluslararası Hukuk Süjeliği (Türev ve Sınırlı Kişilik)

İpuçları

1
Uluslararası hukukun kurallarını kimlerin yazdığını (antlaşmaları kimin yaptığını) düşünün.
2
'Türev' kelimesi, bir şeyin kaynağını başka bir yerden alması demektir. Bireylerin haklarının kaynağı nedir?
3
Bireyler uluslararası hukukta hak ve ödev sahibi olabilirler (süjedirler), ancak kural koyucu (norm-maker) değillerdir.

Daha Fazla Pratik

Bireylerin uluslararası ceza sorumluluğu kapsamında Nümberg Mahkemeleri ve Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) statüsünü inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 277Soru

Uluslararası hukuk sisteminde devletler asli ve tam süjeler olarak kabul edilirken, uluslararası örgütlerin hukuki kişiliği 'türetilmiş' ve 'sınırlı' bir nitelik arz etmektedir. Uluslararası Adalet Divanı'nın (UAD) 1949 tarihli 'Birleşmiş Milletlerin Hizmetinde Uğranılan Zararların Tazmini' (Reparation for Injuries) danışma görüşü bu konudaki en temel referans noktasıdır.

Buna göre, uluslararası örgütlerin hukuki kişiliği ve bu kişiliğin kapsamı ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Uluslararası örgütlerin hukuki kişiliği, devletlerin sahip olduğu genel yetkiden farklı olarak, örgütün amaç ve işlevlerini yerine getirebilmesi için gereken 'fonksiyonel gereklilik' ilkesine dayanan özel bir yetki niteliğindedir.

Cevap

Uluslararası örgütlerin hukuki kişiliği, örgütün amaç ve işlevlerini yerine getirebilmesi için gereken 'fonksiyonel gereklilik' ilkesine dayanan özel bir yetki niteliğindedir.
Doğru yanıt, uluslararası örgütlerin hukuki kişiliğinin temel dayanağını açıklar. Devletlerin egemenliğinden kaynaklanan sınırsız yetkilerinin aksine, örgütler kendilerine kurucu antlaşma ile yüklenen görevleri yerine getirebilmek için ihtiyaç duydukları yetkilere sahiptirler. Bu durum 'fonksiyonel gereklilik' (functional necessity) olarak adlandırılır ve bu çerçevede kullanılan yetkilere 'özel yetki' (speciality) denir.

Adım Adım Çözüm

1
Devlet ve örgüt arasındaki kişilik farkını analiz etme
Devletler egemenliğe dayalı 'genel yetki'ye sahipken, örgütler 'türetilmiş' ve 'özel' yetkiye sahiptir.
Örgütlerin yetkilerinin kaynağı kurucu antlaşma ve üye devletlerin iradesidir.
2
UAD'nin 1949 Reparation görüşünü değerlendirme
Örgütlerin işlevlerini yerine getirebilmek için hukuki kişiliğe ihtiyaç duyduğu (fonksiyonel gereklilik) teyit edilmiştir.
Bu görüş, örgütlerin sadece kurucu antlaşmada yazanlarla sınırlı olmadığını, gerekli 'zımni yetkilere' de sahip olabileceğini kanıtlar.

Anahtar Kavram

Fonksiyonel Gereklilik ve Uluslararası Örgütlerin Sınırlı Kişiliği

Daha Fazla Pratik

Uluslararası örgütlerin sorumluluğu ile devletlerin sorumluluğu arasındaki 'isnadiyet' farklarını inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 278Soru

1978 tarihli Devletlerin Antlaşmalara Halefiyeti Hakkında Viyana Sözleşmesi'ne göre; bir devletin ülkesinin bir kısmının ayrılarak yeni bir devlet kurması (ayrılma/secession) ile sömürge idaresinden kurtularak bağımsızlığını kazanan "yeni bağımsız devletler" (newly independent states) için öngörülen antlaşma rejimleri arasındaki temel fark aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Ayrılma ve parçalanma durumlarında antlaşmaların devamlılığı (continuity) ilkesi esasken, yeni bağımsız devletler için "temiz sayfa" (tabula rasa) ilkesi benimsenmiştir.

Cevap

Ayrılma ve parçalanma durumlarında antlaşmaların devamlılığı ilkesi esasken, yeni bağımsız devletler için temiz sayfa ilkesinin benimsenmiş olmasıdır.
1978 tarihli Devletlerin Antlaşmalara Halefiyeti Hakkında Viyana Sözleşmesi'ne göre, sömürge idaresinden bağımsızlığını kazanan devletlere 'temiz sayfa' (clean slate) ilkesi tanınmıştır; yani bu devletler selef devletin antlaşmalarıyla bağlı olmayıp diledikleri antlaşmaya taraf olmayı seçebilirler. Buna karşın, bir devletin ülkesinin bir kısmının ayrılarak bağımsız olması (ayrılma) veya bir devletin parçalanarak birden fazla devlete bölünmesi durumunda, uluslararası ilişkilerde istikrarı sağlamak amacıyla 'antlaşmaların devamlılığı' (continuity) kuralı kabul edilmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
1978 Viyana Sözleşmesi'ndeki halefiyet türlerini sınıflandır.
Sözleşme, 'Yeni Bağımsız Devletler' (sömürge sonrası) ile 'Ayrılma/Parçalanma' durumlarını iki farklı rejim altında toplar.
Halefiyetin kaynağına göre uygulanacak hukuk kuralı değişmektedir.
2
Türlere göre uygulanan temel ilkeleri belirle.
Yeni bağımsız devletler için 'Tabula Rasa' (Madde 16), ayrılma/parçalanma için 'Continuity' (Madde 34) kuralı geçerlidir.
Sömürge devletlerinin geçmişin siyasi/ekonomik yüklerinden muaf tutulması amaçlanırken, diğer durumlarda uluslararası hukuk düzeninin sürekliliği korunmak istenir.
3
İstisnaları (yerelleşmiş antlaşmalar) kontrol et.
Sınır ve rejim antlaşmaları (radicite) her iki durumda da halef devleti bağlar.
Toprak rejimine ilişkin antlaşmaların istikrarı, uluslararası barış için zorunluluktur.

Anahtar Kavram

1978 Viyana Sözleşmesi'nde Antlaşmalara Halefiyet Rejimleri

Daha Fazla Pratik

Devlet borçlarına ve devlet mallarına halefiyetin düzenlendiği 1983 Viyana Sözleşmesi'ndeki rejimleri de inceleyerek karşılaştırınız.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 279Soru

Uluslararası hukuk doktrininde bir siyasi topluluğun 'devlet' olarak nitelendirilmesi için gerekli olan maddi unsurlardan biri olan 'etkin hükümet' (siyasi otorite) kavramı ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hükümetin, söz konusu ülke ve nüfus üzerinde fiili, bağımsız ve sürekli bir kamu otoritesi icra etme kapasitesine sahip olması esastır.

Cevap

Hükümetin söz konusu ülke ve nüfus üzerinde fiili, bağımsız ve sürekli bir kamu otoritesi icra etme kapasitesine sahip olması esastır.
Uluslararası hukukta 'etkin hükümet' unsuru, bir siyasi topluluğun devlet olarak kabul edilebilmesi için o topluluğun ülke ve nüfusu üzerinde fiili, bağımsız ve sürekli bir otorite kurmuş olmasını gerektirir. Bu unsur, devletin iç egemenliğini (hukuk düzenini tesis etme) ve dış egemenliğini (bağımsız hareket etme) temsil eder.

Adım Adım Çözüm

1
Devletin maddi unsurlarını hatırla.
Montevideo Sözleşmesi'ne (1933) göre devletin unsurları: Sürekli nüfus, belirli bir ülke, etkin hükümet ve diğer devletlerle ilişki kurma kapasitesidir.
Soruda odaklanılan 'etkin hükümet' unsurunun bağlamını belirlemek için gereklidir.
2
'Etkinlik' kriterini analiz et.
Etkinlik, bir otoritenin sadece kağıt üzerinde değil, fiilen (de facto) ülke topraklarında düzeni sağlama ve kuralları uygulama gücünü ifade eder.
Uluslararası hukukta devletin varlığı için siyasi otoritenin gerçeklik kazanmış olması gerekir.
3
Hükümet ile devlet ayrımını yap.
Hükümet devletin bir unsurudur; hükümetin değişmesi devletin uluslararası kişiliğini etkilemez (devletin sürekliliği).
Hükümetin yapısı ile devletin varlığı arasındaki hukuki ilişkiyi doğru kurmak için gereklidir.

Anahtar Kavram

Etkin Hükümet (Effectiveness Principle)

İpuçları

1
Devletin maddi unsurları ile ilgili 1933 Montevideo Sözleşmesi'ni düşünün.
2
Bir otoritenin 'etkin' sayılması için sadece yasal yetkiye mi yoksa fiili kontrole mi ihtiyacı vardır?
3
Hükümetin değişmesi devletin uluslararası alandaki varlığını sona erdirir mi?

Daha Fazla Pratik

Montevideo Sözleşmesi'ndeki diğer üç unsuru ve tanınma teorileri (kurucu vs. açıklayıcı) arasındaki farkı inceleyin.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 280Soru

1933 tarihli Montevideo Devletlerin Hak ve Yükümlülükleri Sözleşmesi'nin 3. maddesinde yer alan "Devletin siyasi varlığı, diğer devletler tarafından tanınmasından bağımsızdır. Tanınmadan önce bile devlet, bütünlüğünü ve bağımsızlığını koruma, korunmasını ve refahını sağlama ve dolayısıyla uygun gördüğü şekilde örgütlenme hakkına sahiptir..." hükmü dikkate alındığında; devletin oluşumu ve uluslararası hukuk süjeliği kazanması ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi "açıklayıcı (beyan edici) teori" ile tam olarak örtüşmektedir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Tanınma, bir siyasi topluluğun uluslararası hukuk süjesi olarak varlığını başlatan kurucu bir hukuki işlem değil; mevcut olan nesnel devletlik durumunun diğer devletlerce saptanması ve kabul edilmesidir.

Cevap

Tanınma, bir siyasi topluluğun uluslararası hukuk süjesi olarak varlığını başlatan kurucu bir hukuki işlem değil; mevcut olan nesnel devletlik durumunun diğer devletlerce saptanması ve kabul edilmesidir.
Uluslararası hukukta 'açıklayıcı teori'ye göre, bir siyasi topluluk Montevideo Sözleşmesi'nde belirtilen dört maddi unsuru (insan topluluğu, belirli ülke, etkin hükümet ve dış ilişkiler kurma kapasitesi/bağımsızlık) bir araya getirdiği anda uluslararası hukukun asli süjesi (devlet) olarak doğar. Montevideo Sözleşmesi'nin 3. maddesi, devletin siyasi varlığının diğer devletlerin iradesinden (tanınmadan) bağımsız olduğunu belirterek bu teoriyi esas almıştır. Bu doğrultuda tanınma, devleti 'yaratan' değil, zaten 'var olan' hukuki durumu teyit eden bir işlemdir.

Adım Adım Çözüm

1
Montevideo Sözleşmesi 3. maddesini analiz et.
Devletin varlığının tanınmadan bağımsız olduğu ve tanınmadan önce de haklara sahip olduğu sonucuna ulaşılır.
Hukuki metnin temel iddiasını belirlemek için.
2
Açıklayıcı (Beyan Edici) Teori ile Kurucu Teori arasındaki farkı hatırla.
Açıklayıcı teori, devletin maddi unsurlar (ülke, halk, hükümet, bağımsızlık) bir araya geldiğinde kendiliğinden doğduğunu savunur.
Soru kökündeki doktrinel çerçeveyi oturtmak için.
3
Tanımanın hukuki niteliğini saptanmış sonuçla eşleştir.
Tanınma, var olan bir durumu 'ilan eden' veya 'tespit eden' bir işlem olarak nitelendirilir.
Doğru seçeneği belirlemek için.

Anahtar Kavram

Devletin Oluşumunda Açıklayıcı (Beyan Edici) Teori

Daha Fazla Pratik

Tanınmanın devletin varlığı üzerindeki etkisini pekiştirmek için 'Tinoco Tahkimi (1923)' davasındaki hükümet tanıması ve devlet sürekliliği kararlarını inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 40s
ÖncekiSayfa 14 / 16Sonraki
Uluslararası Hukukun Kişileri Alıştırma Soruları — KPSS Uluslararası İlişkiler — Sayfa 14 | Examkin