Uluslararası Hukukun Kişileri

309 soru

Soru 241Soru

Uluslararası hukukta yeni bir siyasi oluşumun "devlet" niteliğini kazanması ve bu durumun diğer devletlerce tanınması ile ilgili hukuki rejim ve doktrindeki tartışmalar dikkate alındığında, aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Açıklayıcı (beyan edici) teori uyarınca, bir siyasi oluşum devletin maddi unsurlarını (ülke, halk, egemenlik) tamamladığı anda uluslararası hukuk süjesi haline gelir; tanıma ise sadece bu durumun tescil edilmesi ve diğer devletlerle tam diplomatik ilişkilerin başlatılabilmesi için gerekli olan siyasi bir işlemdir.

Cevap

Açıklayıcı (beyan edici) teori uyarınca, devletin maddi unsurlarının tamamlanmasıyla hukuk süjesi olma vasfı kazanılır; tanıma ise bu durumun tescili ve diplomatik ilişkilerin tesisi için kullanılan siyasi bir araçtır.
Doğru ifade, açıklayıcı (beyan edici) teorinin temel mantığını yansıtmaktadır. Bu teoriye göre, bir oluşum devletin kurucu unsurlarını (ülke, halk, hükümet ve dış dünya ile ilişki kurma kapasitesi) bir araya getirdiği anda bir uluslararası hukuk süjesi olarak doğar. Diğer devletlerin tanıması bu doğumu yaratmaz (kurucu değildir), sadece bu durumun varlığını kabul eder ve bu oluşumla tam diplomatik ilişkiler (elçi gönderme, antlaşma yapma vb.) kurulmasını sağlar.

Adım Adım Çözüm

1
Tanıma teorilerini analiz et.
Kurucu teori tanımanın devletliği yarattığını, açıklayıcı teori ise var olan devletliği tescil ettiğini savunur.
Soruda doğru olan teorik yaklaşımı ve sonucunu tespit etmek gerekir.
2
Modern hukuk uygulamasını değerlendir.
Günümüzde 1933 Montevideo Sözleşmesi ile de desteklenen 'Açıklayıcı Teori' esastır.
Devletliğin oluşumu için tanımanın zorunlu olup olmadığına karar vermek için gereklidir.
3
Tanımanın diplomatik ve hukuki sonuçlarını belirle.
Tanıma, bir devletin diğer devletlerle resmi/diplomatik ilişki kurabilmesi için bir yetki ve irade beyanıdır.
Tanımanın hukuk kişiliği üzerindeki etkisi ile diplomatik ilişkiler üzerindeki etkisini ayırt etmek gerekir.

Anahtar Kavram

Devletlerin Tanınmasında Açıklayıcı (Beyan Edici) Teori
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 242Soru

Uluslararası hukukta, bir uluslararası antlaşma ile gelecekteki tüm silahlı çatışmalarda tarafsız kalacağını taahhüt eden, karşılığında ise bağımsızlığı ve ülke bütünlüğü diğer devletler tarafından garanti altına alınan devlet türü aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Daimi Tarafsız Devlet

Cevap

Daimi tarafsız devletler, bir antlaşma yoluyla her türlü savaşın dışında kalmayı taahhüt eden ve bu statüsü uluslararası alanda garanti edilen devletlerdir.
Daimi tarafsızlık, bir devletin kendi rızasıyla ve genellikle çok taraflı bir uluslararası antlaşma ile gelecekteki tüm savaşlarda tarafsız kalmayı taahhüt etmesi ve bu durumun diğer devletler (garantörler) tarafından tanınarak güvence altına alınmasıdır. İsviçre ve Avusturya bu devlet türünün en bilinen örnekleridir.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki temel unsurları (savaş dışı kalma taahhüdü ve uluslararası garanti) analiz etmek.
Bu unsurların 'daimi tarafsızlık' statüsünün temel kurucu unsurları olduğu görülür.
Uluslararası hukukta bu tür spesifik bir hukuki statü sadece daimi tarafsızlık rejimi ile sağlanır.
2
Seçeneklerdeki devlet türlerini bu tanımla karşılaştırmak.
Federal devlet veya konfederasyon gibi yapılar birleşme türleridir; vassal devlet ise kısıtlı egemenlik türüdür.
Tanıma tam olarak uyan tek seçenek daimi tarafsız devlettir.

Anahtar Kavram

Daimi Tarafsızlık Statüsü

İpuçları

1
Bu devlet türü, savaş zamanında tarafsız kalma hakkını bir yaşam tarzı ve hukuki statü haline getirmiştir.
2
İsviçre, 1815 Viyana Kongresi'nden bu yana bu statüye sahip olan en klasik örnektir.
3
Hem devletin kendi taahhüdü hem de diğer devletlerin 'garantisi' bu kavramın ayrılmaz parçalarıdır.

Daha Fazla Pratik

Vatikan'ın 'sui generis' (kendine özgü) yapısı ile daimi tarafsızlık arasındaki farkları inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 243Soru

Devletlerin ortak bir amaç doğrultusunda birleşmesi sonucunda ortaya çıkan yapıların hukuki karakteri belirlenirken; merkezi otorite tarafından ihdas edilen normların üye devletlerin vatandaşlarını doğrudan bağlayıp bağlamadığı temel bir ayrım noktasıdır.

Bu bağlamda, uluslararası hukukta bir konfederasyon yapısı altındaki birleşmede, merkezi organın aldığı kararların üye devletlerin vatandaşları üzerindeki hukuki etkisi aşağıdakilerden hangisinde doğru ifade edilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Merkezi organ tarafından alınan kararlar doğrudan üye devletlere yöneliktir ve bu kararların vatandaşlar üzerinde bağlayıcı olabilmesi için üye devletlerin kendi iç hukuk süreçleriyle bu kararları kabul etmesi gerekir.

Cevap

Merkezi organın kararları doğrudan vatandaşlara değil üye devletlere yöneliktir ve vatandaşları bağlayabilmesi için üye devletlerin iç hukukuna dönüştürülmesi gerekir.
Konfederasyonlar egemen devletlerin bir antlaşma ile kurduğu bir yapı olduğu için, merkezi organın kararları devletler arası düzeydedir. Bu kararların vatandaşlara ulaşabilmesi ve onlar için hak/yükümlülük doğurabilmesi için üye devletlerin bu kararı kendi iç hukuklarına dahil etmeleri (onaylama veya kanunlaştırma gibi bir yöntemle) zorunludur. Bu durum, merkezi otoritenin vatandaş üzerinde doğrudan yetki sahibi olduğu federal devletlerden en büyük farkıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Konfederasyonun hukuki temelini belirle.
Konfederasyon, bağımsız devletlerin bir uluslararası antlaşma ile egemenliklerini koruyarak kurdukları bir birliktir.
Birleşmenin niteliği (antlaşma vs. anayasa), hukuki yetkilerin sınırını çizer.
2
Merkezi organ ile birey (vatandaş) arasındaki ilişkiyi analiz et.
Konfederasyonda merkezi organın kararları devletlere hitap eder; bireylerle doğrudan bir yetki ilişkisi (direct effect) bulunmaz.
Üye devletler egemenliklerini devretmedikleri için vatandaşları üzerindeki yetkiyi korurlar.
3
Federal devlet ile karşılaştırma yap.
Federal devlette anayasa gereği merkezi otorite vatandaşları doğrudan bağlayabilirken, konfederasyonda bu ancak iç hukuk işlemiyle (resepsiyon) mümkündür.
İki yapı arasındaki en temel farklardan biri kararların icra edilebilirliği ve muhatap kitle farkıdır.

Anahtar Kavram

Konfederasyon ve Federal Devlet Ayrımında Kararların Doğrudan Etkisi

İpuçları

1
Birleşmenin bir anayasaya mı yoksa uluslararası bir antlaşmaya mı dayandığını düşünün.
2
Egemenliğin kimde kaldığına odaklanın: Birliğin kendisinde mi yoksa üye devletlerde mi?
3
Merkezi organın aldığı bir kararın vatandaşın kapısına kadar gidebilmesi için devletin o kapıyı 'iç hukukla' açması gerekip gerekmediğine bakın.

Daha Fazla Pratik

Federal devletlerde federe devletlerin (eyaletlerin) uluslararası antlaşma yapma yetkisinin sınırlarını inceleyerek konuyu pekiştirebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 244Soru

Uluslararası hukukta, bir devlette anayasa dışı yollarla (darbe, ihtilal vb.) gerçekleşen iktidar değişimi sonrası yeni yönetimin diğer devletler tarafından resmen tanınmaması (non-recognition) durumunun doğuracağı hukuki sonuçlarla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Tanınmayan bir hükümetin, kendisini tanımayan devletin yerel mahkemelerinde o devlet adına davacı sıfatıyla dava açma ehliyeti (locus standi) bulunmamaktadır.

Cevap

Tanınmayan bir hükümetin, tanımayan devletin mahkemelerinde dava açma ehliyeti (locus standi) bulunmamaktadır.
Doğru ifade, uluslararası hukukun klasik bir kuralını yansıtmaktadır: Bir devletin yürütme organı tarafından resmen tanınmayan bir hükümet, o devletin mahkemeleri nezdinde 'hukuki varlık' kazanamaz. Bu durumun en somut sonucu, tanınmayan hükümetin yabancı devlet mahkemelerinde dava açma ehliyetinin (locus standi) bulunmamasıdır. Bu kural, devletin dış ilişkilerindeki tutarlılığı korumak adına yargının yürütmeye tabi olduğu alanlardan biridir.

Adım Adım Çözüm

1
Devletin sürekliliği ile hükümet değişikliği arasındaki farkı ayırt etmek.
Hükümet değişse bile devletin uluslararası kişiliği devam eder ancak yeni yönetimin temsil yetkisi tanınmaya bağlıdır.
Hükümetin tanınması, o yönetimin devleti uluslararası alanda ve yabancı hukuk sistemlerinde temsil etme kapasitesini belirler.
2
Tanımamanın yargısal sonuçlarını değerlendirmek.
Tanınmayan bir hükümetin, kendisini tanımayan devletin mahkemelerinde davacı olarak yer alamayacağı sonucuna varılır.
Yargı organları, yürütme organının tanımadığı bir yönetime hukuki geçerlilik tanıyarak devletin dış politikasıyla çelişemez (Act of State/Political Question doktrini).

Anahtar Kavram

Hükümetlerin tanınmasının hukuki sonuçları ve dava ehliyeti (locus standi).

İpuçları

1
Devletin sürekliliği ilkesi ile hükümetin temsili arasındaki ayrımı düşünün.
2
Bir hükümet tanınmadığında, o devletin mal varlıkları üzerinde kim hak iddia edebilir?
3
Yabancı mahkemelerde dava açabilmek için o yönetimin 'hukuken geçerli' bir temsilci olarak kabul edilmesi gerekir.

Daha Fazla Pratik

De facto ve De jure tanıma arasındaki farkların yargılama hukukuna etkilerini inceleyebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Tinoco Claims (Büyük Britanya - Kosta Rika) davasındaki gibi, tanınmayan bir hükümetin eylemlerinden dolayı devletin yine de sorumlu tutulabileceği gerçeğinden hareketle, 'sorumluluk' ile 'temsil ehliyeti' arasındaki farkı gözetebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 245Soru

Uluslararası hukuk doktrininde devletin maddi unsurları arasında sayılan "egemenlik" (bağımsızlık), bir siyasi topluluğun başka bir devletin üstün iradesine tabi olmadan dış dünyayla hukuki ilişki kurabilme kapasitesini ifade eder.

Buna göre, bir federal devlet sisteminde yer alan federe birimlerin (eyalet, kanton vb.), geniş özerklik yetkilerine ve kendilerine ait organlara sahip olmalarına rağmen uluslararası hukukun asli süjesi olan "devlet" sıfatını kazanamamalarının temel nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Dış ilişkileri yürütme ve uluslararası sorumluluk üstlenme yetkisinin merkezi otoriteye ait olması

Cevap

Dış ilişkileri yürütme ve uluslararası sorumluluk üstlenme yetkisinin merkezi otoriteye ait olması
Uluslararası hukukta bir topluluğun devlet olarak kabul edilmesi için gerekli olan egemenlik unsuru, hem içte en üstün otorite olmayı hem de dış ilişkilerde başka bir devletin iradesine bağlı olmaksızın hareket edebilmeyi (bağımsızlık) gerektirir. Federal sistemlerde federe devletler (eyaletler, kantonlar), ülke, nüfus ve yönetim örgütüne sahip olsalar da, dış ilişkilerini yürütme yetkisi merkezi federal devlete ait olduğu için uluslararası hukukun asli süjesi olan 'devlet' niteliğine sahip değillerdir.

Adım Adım Çözüm

1
Devletin kurucu unsurlarını hatırla
Ülke, Nüfus, Hükümet ve Egemenlik (Bağımsızlık).
Bir siyasi topluluğun devlet sayılabilmesi için bu dört unsurun bir arada bulunması gerekir.
2
Federe birimlerin (eyaletlerin) durumunu analiz et
Federe birimlerin kendilerine ait ülkeleri, nüfusları ve hükümet (yönetim) yapıları vardır; ancak dış dünyayla kendi adlarına bağımsız ilişki kuramazlar.
Federal sistemlerde dış egemenlik yetkisi anayasal olarak merkezi (federal) devlete bırakılmıştır.
3
Eksik olan unsuru belirle
Eksik olan unsur "Uluslararası planda bağımsız hareket etme kapasitesi" yani dış egemenliktir.
Uluslararası hukukta devletin diğer devletlerden bağımsız bir hukuki kişiliğe sahip olması, egemenlik unsurunun bir gereğidir.

Anahtar Kavram

Egemenlik ve Uluslararası Kişilik

İpuçları

1
Devletin dört maddi unsurunu (ülke, nüfus, hükümet, egemenlik) düşünün.
2
Federe devletler ile tam bağımsız devletler arasındaki farkın 'dış dünya ile olan ilişkilerde' nerede yattığına odaklanın.
3
Bir topluluğun uluslararası hukukta hak ve borç sahibi olabilmesi için merkezi bir devlete bağlı olmaması gerekir.

Daha Fazla Pratik

Bağımlı devletler ve himaye (protektora) rejimlerinin uluslararası hukuktaki statüsünü inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 246Soru

Uluslararası hukukta devletlerin halefiyeti (state succession), bir devletin ülkesinin dış ilişkilerinden doğan sorumluluğunun başka bir devlete geçmesini ifade eder. 1978 tarihli Devletlerin Antlaşmalara Halefiyeti Hakkında Viyana Sözleşmesi, sömürge yönetiminden kurtularak kurulan 'yeni bağımsızlaşan devletler' için temel kural olarak 'temiz sayfa' (tabula rasa) ilkesini öngörmüştür. Ancak, uluslararası hukukun istikrarı adına bazı antlaşma türleri bu ilkenin dışında tutulmuş ve halef devletin iradesinden bağımsız olarak sürekliliği kabul edilmiştir.

Buna göre, yeni bağımsızlaşan bir devletin 'temiz sayfa' ilkesine dayanarak reddedemeyeceği ve kendiliğinden devralmak zorunda olduğu antlaşma türü aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sınır rejimini ve sınırların belirlenmesini düzenleyen antlaşmalar

Cevap

Sınır rejimini ve sınırların belirlenmesini düzenleyen antlaşmalar
Doğru yanıt olan sınır rejimine ilişkin antlaşmalar, uluslararası hukukta 'yerelleşmiş antlaşmalar' (localized/radicite treaties) olarak kabul edilir. 1978 Viyana Sözleşmesi'nin 11. ve 12. maddeleri uyarınca, sınırları ve belirli bir bölgenin kullanımına ilişkin hakları (transit geçiş vb.) düzenleyen antlaşmalar, halef devletin 'temiz sayfa' ilkesinden yararlanmasına engel teşkil eder ve süreklilik gösterir.

Adım Adım Çözüm

1
Halefiyet türünü ve ilgili hukuki rejimi belirle
Soru 'yeni bağımsızlaşan devletler' (sömürge sonrası) ve 1978 Viyana Sözleşmesi'ne odaklanmaktadır.
Halefiyet kuralları devletin nasıl kurulduğuna (birleşme, ayrılma, sömürge) göre farklılık gösterir.
2
Temiz sayfa (Tabula Rasa) ilkesinin kapsamını ve istisnalarını hatırla
Yeni bağımsızlaşan devletler kural olarak selef devletin antlaşmalarıyla bağlı değildir; ancak sınır ve yerel rejim (localized/radicite) antlaşmaları bunun istisnasıdır.
Uluslararası hukukta sınırların istikrarı (uti possidetis ilkesiyle de bağlantılı olarak) mutlak bir zorunluluk kabul edilir.

Anahtar Kavram

Yerelleşmiş (Radicite) Antlaşmalar ve Tabula Rasa İlkesi

Daha Fazla Pratik

Devletlerin borçlara ve kamu mallarına halefiyetini düzenleyen 1983 Viyana Sözleşmesi hükümlerini de gözden geçiriniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 247Soru

Uluslararası hukukta devletler, egemenliklerinin bir sonucu olarak "asli" ve "tam" (plenary) bir kişiliğe sahipken; uluslararası örgütlerin kişiliği devletler tarafından kurucu antlaşmalarla oluşturulduğu için "türetilmiş" ve "sınırlı" bir nitelik arz eder.

Uluslararası Adalet Divanı'nın (UAD) içtihatları ve uluslararası hukuk doktrini çerçevesinde, uluslararası örgütlerin hukuk kişiliğinin kapsamı ve yetki sınırları ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Uluslararası örgütlerin kişiliği "Uzmanlık İlkesi" (Principle of Speciality) ile sınırlıdır; bu doğrultuda örgüt, kurucu antlaşmada belirlenen amaçlarını gerçekleştirmek için vazgeçilmez olan zımni yetkilere (implied powers) ancak işlevsel zorunluluk temelinde sahip olabilir.

Cevap

Uluslararası örgütlerin kişiliği "Uzmanlık İlkesi" uyarınca kurucu antlaşmadaki amaçlarla sınırlıdır ve bu amaçlara ulaşmak için gerekli olan zımni yetkiler işlevsel zorunluluk çerçevesinde kullanılabilir.
Doğru yanıt, uluslararası örgütlerin hukuki kişiliğinin niteliğini tam olarak açıklar. Uluslararası hukukta örgütler, devletler gibi sınırsız egemenlikten kaynaklanan bir ehliyete değil, kurucu irade tarafından belirlenen amaçlarla sınırlı bir ehliyete (Uzmanlık İlkesi) sahiptir. Bu ehliyet, kurucu metinde açıkça yazılı yetkilerin yanı sıra, bu işlevlerin etkin bir şekilde yerine getirilmesi için kaçınılmaz olan zımni yetkileri de kapsar; ancak bu genişleme her zaman işlevsel zorunluluk şartına bağlıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Devlet ve örgüt kişiliği ayrımını yapın.
Devletler asli/tam süje iken, örgütler türetilmiş/sınırlı süjedir.
Örgütler kendi başlarına var olmazlar, devletlerin iradesiyle ve belirli amaçlar için kurulurlar.
2
"Uzmanlık İlkesi"ni (Principle of Speciality) analiz edin.
Örgütün yetkileri, kurucu antlaşmada belirlenen görev ve işlevlerle (competence) sınırlandırılmıştır.
Bu ilke, örgütün devletlerin egemenlik alanına sınırsızca girmesini engeller.
3
Zımni yetkiler doktrinini ve sınırlarını belirleyin.
Açıkça yazılmayan ancak görevin ifası için vazgeçilmez olan yetkiler "zımni yetki"dir.
1949 Reparation for Injuries görüşünde UAD, BM'nin görevlerini yapabilmesi için bu yetkilere sahip olması gerektiğini belirtmiştir.
4
"İşlevsel Zorunluluk" kriterini uygulayın.
Zımni yetki, ancak örgütün işlevlerini yerine getirebilmesi için "gerekli ve zorunlu" ise kabul edilir.
Bu kriter, zımni yetkilerin keyfi bir şekilde genişletilmesini önleyen hukuki sınırdır.

Anahtar Kavram

Uzmanlık İlkesi ve Zımni Yetkiler Doktrini

İpuçları

1
Uluslararası örgütlerin kişiliği devletler tarafından 'yaratılmıştır', bu yüzden yetkileri devletlerinki kadar geniş değildir.
2
Örgütün antlaşmada yazmayan bir yetkiyi kullanabilmesi için, bu yetkinin örgütün temel görevlerini yerine getirmesi adına 'vazgeçilmez' olması gerekir.
3
'Uzmanlık İlkesi' örgütün sadece kendi sahasında (örneğin sağlık, ticaret) hareket edebileceğini, 'Zımni Yetkiler' ise bu sahada başarılı olmak için gereken araçlara sahip olabileceğini söyler.

Daha Fazla Pratik

UAD'nin 1996 tarihli Nükleer Silahların Kullanımının Yasallığı (WHO) danışma görüşünde Uzmanlık İlkesi'ni nasıl dar yorumladığını inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 248Soru

1933 tarihli Montevideo Devletlerin Hak ve Ödevleri Sözleşmesi’nin 1. maddesinde devletin kurucu unsurları arasında sayılan "diğer devletlerle ilişki kurma kapasitesi" (capacity to enter into relations), doktrinde devletin bağımsızlığı ve egemenliği ile doğrudan ilişkilendirilmektedir. Sözleşmenin 3. maddesinde ise "Bir devletin siyasi varlığı, diğer devletlerin tanımasından bağımsızdır" hükmü yer almaktadır. Bu iki hüküm birlikte değerlendirildiğinde, Montevideo Sözleşmesi'nin sistematiği içerisinde "ilişki kurma kapasitesi" unsurunun hukuki niteliği hakkında yapılabilecek en isabetli yorum aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sözleşmenin benimsediği açıklayıcı (declaratory) teori uyarınca bu unsur; fiili diplomatik ilişkilerin varlığını değil, siyasi topluluğun başka bir devletin otoritesine tabi olmaksızın uluslararası hukukta hak ve borç ehliyetine sahip olma "hukuki yetkinliğini" ifade eder.

Cevap

Sözleşmenin benimsediği açıklayıcı (declaratory) teori uyarınca bu unsur; fiili diplomatik ilişkilerin varlığını değil, siyasi topluluğun başka bir devletin otoritesine tabi olmaksızın uluslararası hukukta hak ve borç ehliyetine sahip olma 'hukuki yetkinliğini' ifade eder.
Doğru cevap, Montevideo Sözleşmesi'nin 3. maddesinde benimsenen açıklayıcı (beyan edici) teori ile 1. maddedeki kapasite unsuru arasındaki mantıksal bağı kurmaktadır. Eğer bir devletin varlığı diğer devletlerin tanımasından bağımsızsa, o devletin 'ilişki kurma kapasitesi' de diğer devletlerin onunla ilişki kurma iradesine (tanımasına) bağlı olamaz. Dolayısıyla bu kapasite, fiili bir diplomatik trafik değil, devletin bağımsız olmasından kaynaklanan ve uluslararası hukukta hak/borç sahibi olabilmesini sağlayan 'hukuki ehliyeti' (legal competence) ifade eder.

Adım Adım Çözüm

1
Montevideo Sözleşmesi'nin 1. ve 3. maddeleri arasındaki teorik bağı kurma.
Sözleşme, devletin varlığının tanımdan bağımsız olduğunu (Açıklayıcı Teori) kabul eder.
Eğer devletlik tanımdan bağımsızsa, devletin unsurlarından biri olan 'kapasite' de diğer devletlerin o devleti tanıyıp tanımama (ilişki kurup kurmama) iradesine bağlı olamaz.
2
"Kapasite" kavramının hukuki tanımını analiz etme.
Kapasite, fiili bir durum (gerçekleşmiş ilişkiler) değil, hukuki bir yetki (bağımsız hareket edebilme ehliyeti) olarak nitelendirilmelidir.
Bir devlet, diğer devletler onunla ilişki kurmayı reddetse bile, eğer başka bir devletin vesayeti altında değilse 'ilişki kurma ehliyetine' sahiptir.
3
Seçenekleri bu sentez ışığında değerlendirme.
Kapasiteyi 'hukuki yetkinlik' (legal competence) olarak tanımlayan seçeneğe ulaşılır.
Bu yorum, sözleşmenin 1. maddesindeki maddi unsurlarla 3. maddesindeki açıklayıcı teoriyi çelişkiye düşmeden birleştirir.

Anahtar Kavram

Montevideo Sözleşmesi ve Devletin Unsurlarının Hukuki Niteliği
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 249Soru

Uluslararası hukuk sisteminde, devletlerin sahip olduğu 'asli ve tam' (plenary) kişilikten farklı olarak; uluslararası örgütlerin 'türetilmiş ve fonksiyonel' (sınırlı) bir kişiliğe sahip olduğu kabul edilmektedir. Bu bağlamda, bir uluslararası örgütün kurucu antlaşmasında açıkça öngörülmeyen ancak görevlerini ifa edebilmesi için gerekli olan yetkileri kullanabilmesi ve bu statüsünü örgüt dışı aktörlere karşı savunabilmesi ile ilgili aşağıdakilerden hangisi en doğru hukuki değerlendirmedir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Örgütün, işlevlerini yerine getirebilmesi için vazgeçilmez olan 'zımni yetkilere' (implied powers) sahip olması ve geniş katılımlı örgütlerde bu kişiliğin, üye olmayan devletler için de geçerli olan 'objektif' bir nitelik taşıması

Cevap

Uluslararası örgütlerin hukuki kişiliği, işlevlerini yerine getirebilmeleri için gerekli olan 'zımni yetkileri' (implied powers) kapsar ve BM gibi evrensel nitelikli örgütler için bu kişilik 'objektif' (üye olmayanlara karşı da ileri sürülebilir) bir karakter taşır.
Doğru seçenek, uluslararası örgütlerin kurucu antlaşmalarında açıkça belirtilmeyen ancak işlevleri için gereken 'zımni yetkilere' (implied powers) sahip olduğunu ve Birleşmiş Milletler gibi geniş katılımlı yapıların kişiliğinin üye olmayan devletlere karşı da ileri sürülebilen 'objektif' bir nitelik taşıdığını doğru bir şekilde sentezlemektedir. Bu durum, 1949 Reparation for Injuries (Tazminat) davasıyla hukuki literatüre yerleşmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Örgütlerin hukuki kişilik türünü (türetilmiş/sınırlı) ve devletlerden farkını analiz etmek.
Örgütlerin egemen devletler tarafından kurulduğu ve sadece onlara verilen görevlerle sınırlı yetkiye sahip olduğu saptanır.
Örgütler, devletlerin aksine asli değil, iradi olarak türetilmiş süjelerdir.
2
Kurucu belgede yazılı olmayan yetkilerin kaynağını (implied powers) değerlendirmek.
Örgütün amaçlarını (purposes) gerçekleştirebilmesi için gerekli olan yetkilerin zımnen mevcut olduğu sonucuna varılır.
Zımni yetkiler doktrini, örgütün işlevselliği için hukuken zorunludur.
3
Kişiliğin üçüncü taraflara (üye olmayanlara) karşı etkisini (objektif kişilik) incelemek.
BM gibi geniş katılımlı örgütlerin kişiliğinin üye olmayan devletler için de bağlayıcı olduğu belirlenir.
Uluslararası toplumun büyük çoğunluğunun iradesi, erga omnes nitelikte bir objektif kişilik yaratır.
4
Uzmanlık ilkesi ve yetki sınırlarını sentezleyerek doğru seçeneği belirlemek.
Örgütün yetkilerinin 'fonksiyonel' sınırlar içinde kaldığı ve bu statünün evrensel düzeyde geçerli olduğu doğrulanır.
Kişiliğin varlığı (objektif) ile yetkilerin kapsamı (fonksiyonel) arasındaki ayrım netleştirilir.

Anahtar Kavram

Zımni Yetkiler ve Objektif Hukuki Kişilik
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 250Soru

Uluslararası örgütlerin uluslararası hukuk süjesi olma niteliği, devletlerin "asli ve tam" kişiliğinden farklı olarak "işlevsel zorunluluk" (functional necessity) ilkesine dayanır. Uluslararası Adalet Divanı'nın (UAD) 1949 tarihli "Birleşmiş Milletler'in Hizmetinde Uğranılan Zararların Tazmini" (Reparation for Injuries) danışma mütalaası, bu kişiliğin sınırlarını ve niteliğini belirleyen en temel referanstır. Bu mütalaada kabul edilen ve uluslararası örgütlerin hukuki statüsünü devletlerden ayıran "objektif uluslararası kişilik" kavramı ile ilgili aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Birleşmiş Milletler gibi evrensel amaçlı ve geniş üyeliğe sahip örgütlerin hukuki kişiliği, sadece kurucu antlaşmaya taraf olan devletler için değil, üye olmayan devletlere karşı da ileri sürülebilen genel bir nitelik taşır.

Cevap

Uluslararası örgütlerin kişiliği, Birleşmiş Milletler gibi evrensel yapılar söz konusu olduğunda üye olmayan devletleri de bağlayan objektif bir nitelik taşır.
Doğru yanıt olan seçenek, 1949 tarihli Reparation for Injuries danışma mütalaasının en temel sonucunu yansıtmaktadır. UAD bu kararında, Birleşmiş Milletler'in üye sayısı ve amaçlarının genişliği göz önüne alındığında, sadece üye devletlerin değil, tüm uluslararası toplumun bu örgütü bir hukuk süjesi olarak kabul etmesi gerektiğini belirterek 'objektif kişilik' kavramını hukuk literatürüne kazandırmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Uluslararası örgütlerin kişilik türlerini analiz etme.
Örgütlerin kişiliği 'türetilmiş' (derived) ve 'sınırlı/işlevsel' (functional) niteliktedir.
Devletlerin aksine örgütler, kurucu antlaşma ile ve belirli fonksiyonlar için yaratılırlar.
2
1949 Reparation for Injuries davasındaki 'objektif kişilik' kavramını inceleme.
BM'nin evrensel niteliği nedeniyle kişiliğinin sadece üyelere (sübjektif) değil, herkese (objektif) karşı geçerli olduğu sonucuna ulaşılır.
Örgütün amaçlarını gerçekleştirebilmesi için üye olmayan devletlere karşı da hukuki işlem yapabilme kapasitesine sahip olması gerekir.
3
İşlevsel zorunluluk ve zımni yetkiler arasındaki bağı kurma.
Örgütün yetkileri sadece antlaşma metniyle değil, işlevlerinin gerektirdiği zımni yetkilerle de şekillenir.
Antlaşmada açıkça yazmasa da bir görevi yapmak için zorunlu olan yetkiler hukuk süjesi olmanın gereğidir.

Anahtar Kavram

Objektif Uluslararası Kişilik ve İşlevsel Zorunluluk

Daha Fazla Pratik

Uluslararası örgütlerin zımni yetkileri ile devletlerin ultra vires (yetki aşımı) fiilleri arasındaki sorumluluk farklarını incelemek faydalı olacaktır.
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 251Soru

1983 tarihli Devletlerin Devlet Mallarına, Arşivlerine ve Borçlarına Halefiyeti Hakkında Viyana Sözleşmesi uyarınca, sömürge idaresinden kurtularak bağımsızlığını kazanan "yeni bağımsızlaşan devletlerin" (newly independent states), selef devletin kamu borçlarını devralmasıyla ilgili genel kural aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Selef devletin kamu borçları kural olarak halef devlete geçmez.

Cevap

Selef devletin kamu borçları kural olarak halef devlete geçmez.
1983 tarihli Viyana Sözleşmesi uyarınca, yeni bağımsızlaşan devletler (sömürge sonrası kurulanlar), selef devletin borçlarını devralmak zorunda değildir. Bu durum, antlaşmalardaki 'temiz sayfa' ilkesinin borçlar hukukundaki yansımasıdır ve yeni devletin egemenliğini ekonomik olarak korumayı hedefler.

Adım Adım Çözüm

1
Devlet halefiyeti türünü tespit etme
Soru, sömürge idaresinden kurtulan 'yeni bağımsızlaşan devletler' özelindeki rejimi sormaktadır.
Halefiyet kuralları, devletin birleşmesi, parçalanması veya yeni bağımsızlaşması durumlarına göre farklılık gösterir.
2
1983 Viyana Sözleşmesi'nin borçlara ilişkin hükmünü uygulama
Sözleşmenin 38. maddesine göre, yeni bağımsızlaşan devletlere selef devletin borçlarının geçmemesi asıldır.
Bu kural, sömürgeci devletin borç yükünün yeni kurulan devlete ekonomik bir engel oluşturmasını önlemeyi amaçlar.

Anahtar Kavram

Borçlarda Temiz Sayfa İlkesi (Tabula Rasa)
Tahmini Süre:45s
Soru 252Soru

Modern uluslararası hukuk düzeninde bireylerin (gerçek kişilerin), belirli uluslararası sözleşmelerle doğrudan hak sahibi kılınması ve uluslararası ceza mahkemeleri nezdinde şahsen sorumlu tutulabilmesi, bireylerin hukuki statüsü hakkında aşağıdakilerden hangisini kanıtlar?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sınırlı ve türev bir uluslararası hukuk kişiliğine sahip olduklarını

Cevap

Modern uluslararası hukukta bireyler, devletler tarafından tanınan hak ve ödevler çerçevesinde 'sınırlı' ve 'türev' bir kişiliğe sahiptir.
Bireylerin uluslararası hukuktaki konumu, devletlerin kendi aralarında yaptıkları antlaşmalarla bireylere belirli haklar tanıması veya yükümlülükler yüklemesiyle oluşur. Bu durum bireylerin 'asli' değil 'türev' (devletten türeyen) ve her alanda değil sadece belirli alanlarda (insan hakları, ceza hukuku vb.) 'sınırlı' bir kişiliğe sahip olduğunu kanıtlar.

Adım Adım Çözüm

1
Bireyin uluslararası alandaki konumunu analiz et.
Bireylerin doğrudan hak talep edebildiği (AİHM gibi) ve sorumlu tutulabildiği (UCM gibi) alanlar mevcuttur.
Bu durum bireyin hukukun sadece nesnesi olmadığını, sınırlı bir süje olduğunu gösterir.
2
Bu kişiliğin kaynağını ve kapsamını belirle.
Kişilik kaynağını devletlerin iradesinden aldığı için 'türev', kapsamı kısıtlı olduğu için 'sınırlı'dır.
Uluslararası hukukta sadece devletler asli ve tam süjedir; bireylerin statüsü devletlere bağımlıdır.

Anahtar Kavram

Bireylerin Türev ve Sınırlı Uluslararası Hukuk Kişiliği
Tahmini Süre:45s
Soru 253Soru

Meksika Dışişleri Bakanı tarafından 1930 yılında ortaya atılan ve hükümetlerin tanınması işleminin devletlerin egemenliğine bir müdahale olduğunu ileri sürerek, yeni yönetimler için resmî bir tanıma işlemi yerine sadece diplomatik ilişkilerin sürdürülüp sürdürülmeyeceğine karar verilmesini öngören yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Estrada Doktrini

Cevap

Estrada Doktrini, hükümet tanıma işlemini reddeden ve bunun yerine diplomatik ilişkilerin sürekliliğini esas alan yaklaşımdır.
Estrada Doktrini, devletlerin egemenliğine saygı gereği, başka bir devletin hükümetini resmen tanımanın veya tanımamanın o devletin iç işlerine bir hakaret ve müdahale olduğunu savunur. Bu doktrine göre, bir hükümet değiştiğinde diğer devletler sadece diplomatik temsilcilerini orada tutup tutmamaya karar vererek tepkilerini göstermelidirler.

Adım Adım Çözüm

1
Soruda verilen temel özellikleri analiz etme
Tanıma işleminin müdahale sayılması ve diplomatik ilişkilerin devamlılığı vurgulanmaktadır.
Hükümet tanıma doktrinleri arasındaki temel farkları ayırt etmek için anahtar kavramları (müdahale yasağı, anayasal meşruiyet vb.) belirlemek gerekir.
2
Doktrinlerin savunucularını ve tarihsel kökenlerini eşleştirme
1930 yılında Meksika tarafından önerilen sistemin Estrada Doktrini olduğu sonucuna varılır.
Uluslararası hukukta doktrin isimleri genellikle onları ortaya atan devlet adamları veya ülkelerle anılır.

Anahtar Kavram

Estrada Doktrini (Hükümet Tanımayı Reddetme Yaklaşımı)
Soru 254Soru

Uluslararası hukuk doktrininde bir siyasi topluluğun devlet olarak nitelendirilebilmesi için gerekli olan unsurlar geleneksel olarak "maddi unsurlar" ve "hukuki unsur" şeklinde tasnif edilmektedir. Ülke, nüfus ve teşkilatlanmış bir siyasi otorite (hükümet) maddi unsurları oluştururken; bu yapının diğer siyasi birimlerden (federe devletler veya özerk bölgeler gibi) ayrılmasını ve uluslararası hukukun asli kişisi statüsünü kazanmasını sağlayan bir nitelik de hukuki unsuru teşkil eder.

Buna göre, bir siyasi topluluğu uluslararası hukuk anlamında "devlet" yaparak ona tam ehliyet kazandıran bu temel hukuki unsur aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Egemenlik

Cevap

Egemenlik, bir siyasi topluluğu uluslararası hukukun asli süjesi haline getiren temel hukuki unsurdur.
Doğru seçenek olan ifade, devletin hem iç hem de dış boyutunu kapsayan hukuki niteliği vurgular. İç egemenlik, devletin kendi sınırları içindeki en üstün emir verme gücünü; dış egemenlik (bağımsızlık) ise devletin diğer devletlerle hukuk önünde eşit olduğunu ve dışarıdan bir iradeye tâbi olmadığını ifade eder. Bu nitelik, devletin uluslararası hukukta tam süje ehliyetine sahip olmasını sağlayan temel hukuki unsurdur.

Adım Adım Çözüm

1
Devletin kurucu unsurlarını analiz et.
Geleneksel doktrin ve 1933 Montevideo Sözleşmesi çerçevesinde ülke, nüfus ve hükümet maddi (fiziksel) unsurlardır.
Soruda sorulan 'hukuki' unsuru diğerlerinden ayırt etmek için maddi unsurları elemek gerekir.
2
Hukuki unsuru tanımla.
Hukuki unsur, bir siyasi otoritenin üstünde başka bir otoritenin bulunmaması durumudur; bu da egemenlik ve bağımsızlık kavramlarıyla ifade edilir.
Egemenlik, devleti özerk bölgelerden veya federe devletlerden ayıran, ona uluslararası planda doğrudan hak ve borç ehliyeti kazandıran niteliktir.
3
Diğer kavramların (tanınma, üyelik vb.) statüsünü değerlendir.
Tanınma ve uluslararası örgüt üyelikleri, devletliğin birer şartı değil, devlet olmanın hukuki veya siyasi sonuçlarıdır.
Açıklayıcı teoriye göre devlet, unsurları tamamlandığında (ipso facto) var olur.

Anahtar Kavram

Egemenlik (Bağımsızlık), devletin diğer unsurlarını (ülke, nüfus, hükümet) bir araya getirerek uluslararası hukuk kişiliğini oluşturan kurucu niteliktir.

İpuçları

1
Montevideo Sözleşmesi'nde sayılan 'başkalarıyla ilişki kurabilme kapasitesi' hangi kavramla eş anlamlıdır?
2
Bir yapının federal bir devletin parçası mı yoksa bağımsız bir devlet mi olduğunu belirleyen temel farkı düşünün.

Daha Fazla Pratik

Devletin tanınmasında kurucu ve açıklayıcı teoriler arasındaki farkları ve Montevideo Sözleşmesi'nin 3. maddesini inceleyin.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 255Soru

Uluslararası hukukta devletlerin bir araya gelerek oluşturduğu 'Şahsi Birlik' (Personal Union) ve 'Hakkı Birlik' (Real Union) modelleri, üye devletlerin uluslararası hukuk kişiliği ve egemenlik yetkileri açısından temel farklılıklara sahiptir. Bu birleşme türleri dikkate alındığında, aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hakkı birliklerde, birleşen devletler müstakil uluslararası hukuk süjesi olma vasıflarını kaybederek dış ilişkilerde tek bir yeni kişilik oluştururken; şahsi birliklerde, her bir devlet bağımsız uluslararası kişiliğini ve antlaşma yapma yetkisini bütünüyle muhafaza eder.

Cevap

Hakkı birliklerde yeni ve tek bir uluslararası hukuk kişiliği oluşurken, şahsi birliklerde üye devletlerin her birinin bağımsız kişiliği ve yetkileri devam eder.
Doğru ifade, hakkı birlik ve şahsi birlik arasındaki temel farkı uluslararası hukuk kişiliği üzerinden açıklar. Hakkı birlikte (Real Union), birleşen devletlerin bireysel kişilikleri sona erer ve uluslararası alanda tek bir süje (yeni bir devlet yapısı) doğar; bu yapı dış ilişkilerde tek yetkilidir. Şahsi birlikte (Personal Union) ise devletler sadece aynı hükümdar tarafından yönetilirler ancak her biri ayrı birer uluslararası hukuk süjesi olarak kalır, kendi adlarına antlaşma yapabilir ve diplomatik ilişki kurabilirler.

Adım Adım Çözüm

1
Birleşme türlerinin hukuki temelini analiz etme
Şahsi birliğin genellikle tesadüfi (veraset gibi) bir devlet başkanı ortaklığına dayandığı, hakkı birliğin ise kurumsal bir birleşme olduğu saptanır.
Uluslararası hukuk süjeliğinin devam edip etmediğini belirlemek için temel kaynağa bakılmalıdır.
2
Uluslararası kişilik ve temsil yetkisini değerlendirme
Hakkı birlikte dış ilişkilerin tek merkezden (Birlik) yürütüldüğü, şahsi birlikte ise her devletin kendi dışişlerine sahip olduğu görülür.
Bu ayrım, antlaşma yapma yetkisinin (ius tractatuum) kime ait olduğunu belirler.
3
Örnek vakalarla teoriyi test etme
İngiltere ve Hannover örneğinde her iki devletin de farklı antlaşmalar yapabildiği (Şahsi Birlik), Avusturya-Macaristan'da ise dış işlerinin tek olduğu (Hakkı Birlik) doğrulanır.
Tarihsel pratik, hukuki tanımın doğruluğunu teyit eder.

Anahtar Kavram

Uluslararası Hukuk Kişiliğinin Sürekliliği ve Devlet Birleşmeleri

Daha Fazla Pratik

Konfederasyon ve Federasyon arasındaki 'egemenlik devri' farklarını inceleyen soruları çözünüz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 256Soru

Aşağıdaki tabloda iki farklı devlet birleşmesi modelinin temel özellikleri karşılaştırılmıştır:

ÖzellikModel IModel II
Hukuki DayanakUluslararası AntlaşmaAnayasa
Uluslararası KişilikÜye devletlerin her birinin ayrı kişiliği devam ederSadece birleşimin (merkezi yapının) kişiliği vardır

Buna göre, Model I ve Model II ile ifade edilen devlet yapıları aşağıdakilerin hangisinde sırasıyla doğru verilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Konfederasyon - Federal Devlet

Cevap

Model I Konfederasyon, Model II ise Federal Devlet yapısını temsil etmektedir.
Doğru yanıt olan yapı çiftinde, Model I'in sahip olduğu 'uluslararası antlaşmaya dayanma' ve 'üye devletlerin bağımsız kişiliklerini koruması' özellikleri literatürde Konfederasyonu tanımlar. Model II'deki 'anayasal temel' ve 'tek bir uluslararası hukuki kişilik' özellikleri ise Federal Devletin ayırıcı vasıflarıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Hukuki dayanağı analiz et
Model I uluslararası bir sözleşmeye (antlaşma), Model II ise bir iç hukuk metnine (anayasa) dayanmaktadır.
Konfederasyonlar devletler arası bir ilişki iken, Federal devletler bir devletin iç örgütlenme biçimidir.
2
Uluslararası hukuk süjeliğini değerlendir
Model I'de üye devletler egemenliklerini korurken, Model II'de egemenlik ve kişilik merkezi yönetimde toplanmıştır.
Konfederasyon üyeleri uluslararası hukukta ayrı birer süje olmaya devam ederken, federal devletlerde dış dünyayı sadece federasyon temsil eder.
3
Yapıları eşleştir
Model I Konfederasyon, Model II ise Federal Devlet ile eşleşir.
Tablodaki kriterler bu iki yapının klasik ayrım noktalarını yansıtmaktadır.

Anahtar Kavram

Konfederasyon ve Federal Devlet ayrımı
Tahmini Süre:45s
Soru 257Soru

Yeni bir siyasi oluşumun uluslararası hukukta bir "devlet" sıfatını kazanabilmesi için diğer devletler tarafından tanınmasının zorunlu olduğunu ve tanımanın devletlik kişiliğini yaratan bir işlem olduğunu savunan teori aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kurucu (Yaratıcı) Teori

Cevap

Uluslararası hukukta tanımanın devletlik kişiliğini yaratan zorunlu bir unsur olduğunu savunan yaklaşım Kurucu (Yaratıcı) Teori'dir.
Kurucu (Yaratıcı) Teori, bir siyasi oluşumun uluslararası hukuk arenasına ancak diğer devletlerin rızası (tanıması) ile girebileceğini savunur. Bu yaklaşıma göre tanıma, devletlik kişiliğini başlatan hukuki bir işlemdir.

Adım Adım Çözüm

1
Tanıma teorileri arasındaki temel farkı ayırt et.
Tanımanın bir 'şart' mı yoksa bir 'tespit' mi olduğu belirlenir.
Soru kökünde tanımanın devletlik sıfatı için zorunlu (kurucu) bir unsur olduğu belirtilmiştir.
2
Kurucu Teori'nin tanımını hatırla.
Tanımanın uluslararası hukuk kişiliğini başlatan işlem olduğu sonucuna varılır.
Kurucu teoriye göre bir topluluk ne kadar devlet unsurlarına sahip olursa olsun, tanınmadığı sürece uluslararası hukuk kişisi sayılmaz.

Anahtar Kavram

Kurucu (Yaratıcı) Tanıma Teorisi

Daha Fazla Pratik

Açıklayıcı teori ile kurucu teori arasındaki farkları Montevideo Sözleşmesi bağlamında inceleyerek bilginizi pekiştirebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 258Soru

Uluslararası hukuk doktrininde bir siyasi topluluğun "devlet" olarak nitelendirilmesi için gerekli olan maddi unsurlar ve bu unsurların "tanınma" müessesesi ile olan hukuki ilişkisi bakımından aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Devletin siyasi varlığı ve uluslararası hukuk süjesi olma niteliği, diğer devletler tarafından tanınmış olmasından bağımsızdır ve gerekli unsurların birleşmesiyle kendiliğinden gerçekleşir.

Cevap

Devletin siyasi varlığı ve uluslararası hukuk süjesi olma niteliği, diğer devletler tarafından tanınmış olmasından bağımsızdır ve gerekli unsurların birleşmesiyle kendiliğinden gerçekleşir.
Doğru ifade, devletin siyasi varlığının diğer devletlerin tanıma işleminden bağımsız olduğunu vurgulayan 'Açıklayıcı (Beyan Edici) Teori'yi yansıtmaktadır. 19331933 Montevideo Sözleşmesi'nin 33. maddesi, bir devletin tanınmasa dahi hukuki bir varlığa sahip olduğunu ve kendi haklarını savunabileceğini açıkça belirterek devletliğin nesnel kriterlere (nüfus, ülke, hükümet, bağımsızlık) dayandığını teyit eder.

Adım Adım Çözüm

1
Montevideo Sözleşmesi kriterlerini analiz etme
Devletin dört unsuru (nüfus, ülke, hükümet, ilişki kurma kapasitesi) belirlenir.
Bir siyasi topluluğun devletlik vasfını ne zaman kazandığını anlamak için temel kriterleri belirlemek gerekir.
2
Tanınma teorilerini (Kurucu vs. Açıklayıcı) karşılaştırma
Modern uluslararası hukukun ve Montevideo Sözleşmesi'nin 'Açıklayıcı Teori'yi benimsediği görülür.
Tanınmanın devletin varlığı üzerindeki etkisinin kurucu mu yoksa saptayıcı mı olduğunu netleştirmek gerekir.
3
Devletin sürekliliği ve unsurların kapsamını değerlendirme
Hükümet değişimlerinin devletin kişiliğine etkisi ve ülke unsurunun sınırları netleştirilir.
Çeldirici seçeneklerdeki kavramsal hataları ayıklamak için devletin hukuki niteliklerini doğrulamak gerekir.

Anahtar Kavram

Devletin Unsurları ve Açıklayıcı Tanıma Teorisi

Daha Fazla Pratik

Devletlerin tanınması ile hükümetlerin tanınması arasındaki farkları ve Tobar/Estrada doktrinlerini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 259Soru

Uluslararası hukukta devletlerin tanınması, tanıyan devletin iradesine ve yeni oluşan siyasi yapının durumuna göre farklı usullerle gerçekleşebilir. Buna göre, 'de jure' (hukuki) tanıma ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yeni kurulan devletin tanıyan devlet tarafından tam, kesin ve kural olarak geri alınamaz bir biçimde kabul edilmesidir.

Cevap

Hukuki (de jure) tanıma, yeni kurulan bir devletin tanıyan devlet tarafından tam, kesin ve kural olarak geri alınamaz şekilde kabul edilmesidir.
Hukuki (de jure) tanıma, bir devletin uluslararası hukukta bir diğerini tam ve sürekli bir üye olarak gördüğü en üst düzey tanıma türüdür. Bu işlem kesin niteliktedir ve yeni devletin varlığına dair herhangi bir şüphe kalmadığında gerçekleştirilir. Tam diplomatik ilişkilerin kurulmasına ve büyükelçi değişimi gibi en üst düzey temsil yetkilerine zemin hazırlar.

Adım Adım Çözüm

1
Tanıma türleri arasındaki farkları hatırla.
De jure tanımanın kesin ve sürekli, de facto tanımanın ise geçici olduğu belirlendi.
Hukuki sonuçların kapsamını belirlemek için bu ayrım temeldir.
2
Devlet ve hükümet tanınması arasındaki farkı analiz et.
Devlet tanınmasının yeni bir tüzel kişiliğin kabulü, hükümet tanınmasının ise mevcut devletin temsilcilerinin kabulü olduğu anlaşıldı.
Kavram karmaşasını önlemek ve doğru hukuki rejimi seçmek için gereklidir.
3
Seçenekleri bu temel ilkeler ışığında değerlendir.
Kesinlik, tamlık ve geri alınamazlık unsurlarını taşıyan seçeneğin doğru olduğu teyit edildi.
De jure tanımanın uluslararası hukuktaki standart tanımı bu unsurları içermektedir.

Anahtar Kavram

Hukuki (De Jure) ve Fiili (De Facto) Tanıma Ayrımı
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 260Soru

Uluslararası hukuk sisteminde devletler 'asli' ve 'tam' süjeler olarak kabul edilirken, uluslararası örgütlerin hukuki kişiliği devletlerin iradesine dayanan 'türev' bir nitelik taşımaktadır. Uluslararası Adalet Divanı'nın (UAD) 1949 tarihli 'Reparation for Injuries' danışma görüşü ve uluslararası hukuk ilkeleri ışığında, örgütlerin hukuki kişiliğiyle ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Birleşmiş Milletler gibi evrensel nitelikli örgütler, sadece üye devletler nezdinde değil, örgüte taraf olmayan üçüncü devletlere karşı da ileri sürülebilen 'objektif' bir kişiliğe sahiptir.

Cevap

Birleşmiş Milletler gibi evrensel nitelikli örgütler, sadece üye devletler nezdinde değil, örgüte taraf olmayan üçüncü devletlere karşı da ileri sürülebilen 'objektif' bir kişiliğe sahiptir.
Uluslararası Adalet Divanı, 1949 tarihli danışma görüşünde, Birleşmiş Milletler'in uluslararası toplumun çok büyük bir kısmını temsil etmesi nedeniyle, sadece kendi üyeleri nezdinde değil, örgüte üye olmayan devletlere karşı da hak ve borç ileri sürebilecek 'objektif' bir kişiliğe sahip olduğunu hükme bağlamıştır. Bu durum, örgütlerin kişiliğinin sadece kurucu antlaşma taraflarıyla sınırlı kalmadığını gösterir.

Adım Adım Çözüm

1
Kavramsal ayrım yapılması
Devletlerin asli, örgütlerin ise devletlerce kurulan türev süjeler olduğu tespit edildi.
Uluslararası hukukta kişilik türlerini ayırt etmek sorunun temelini oluşturur.
2
UAD 1949 Reparation for Injuries görüşünün analiz edilmesi
Divan'ın, BM'nin üye olmayan devletlerden de tazminat talep edebileceğine (objektif kişilik) karar verdiği hatırlandı.
Uluslararası örgütlerin üçüncü taraflara karşı hukuki konumunu belirleyen en temel içtihat budur.
3
Yetki ve işlevsellik ilişkisinin kurulması
Örgütlerin 'işlevsel zorunluluk' ve 'zımni yetkiler' ile hareket ettiği, devletlerin aksine sınırlı yetkili oldukları anlaşıldı.
Örgütlerin kişiliğinin sınırlarını (specialty/uzmanlık ilkesi) belirlemek yanlış seçenekleri elemeyi sağlar.
4
Doğru seçeneğin belirlenmesi
Evrensel örgütlerin objektif kişiliğini vurgulayan seçenek seçildi.
UAD'ın 1949 tarihli kararı doğrudan bu tespiti içermektedir.

Anahtar Kavram

Uluslararası Örgütlerin Objektif Hukuki Kişiliği

Daha Fazla Pratik

Uluslararası örgütlerin sorumluluğu ile devletlerin sorumluluğu arasındaki 'isnadiyet' farklarını inceleyiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
ÖncekiSayfa 13 / 16Sonraki
Uluslararası Hukukun Kişileri Alıştırma Soruları — KPSS Uluslararası İlişkiler — Sayfa 13 | Examkin