Onkoloji

351 soru

Soru 261Soru

6565 yaşında kadın hasta, metastatik meme kanseri tanısıyla takip edilmektedir. Son 33 gündür giderek artan iştahsızlık, bulantı, kabızlık ve poliüri şikayetleriyle acil servise başvuruyor. Fizik muayenesinde mukozaların kuru olduğu ve hafif konfüzyonun eşlik ettiği saptanıyor. Laboratuvar tetkiklerinde serum kalsiyum düzeyi 14.514.5 mg/dLmg/dL, albümin 3.03.0 g/dLg/dL, kreatinin 1.61.6 mg/dLmg/dL olarak bulunuyor. Bu hastanın acil yönetiminde atılması gereken ilk adım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İntravenöz izotonik sodyum klorür (0.9%0.9\% NaClNaCl) ile agresif hidrasyon

Cevap

Ciddi hiperkalsemisi (Ca>14Ca > 14 mg/dLmg/dL) ve dehidratasyon bulguları olan hastada ilk basamak tedavi intravenöz izotonik sodyum klorür ile agresif hidrasyondur.
Onkolojik acillerden biri olan hiperkalsemik krizde, hastalar poliüri ve bulantıya bağlı olarak ciddi dehidratasyon içindedir. Agresif izotonik sodyum klorür infüzyonu, hem intravasküler volümü yerine koyar hem de proksimal tübülde kalsiyumun sodyum ile yarışarak geri emilmesini engelleyip idrarla atılımını artırır. Bu nedenle ilk atılması gereken adım hidrasyondur.

Adım Adım Çözüm

1
Albümin düzeyine göre düzeltilmiş kalsiyum değerini hesapla.
Du¨zeltilmis\cDüzeltilmiş Ca=14.5+0.8×(4.03.0)=15.3Ca = 14.5 + 0.8 \times (4.0 - 3.0) = 15.3 mg/dLmg/dL.
Maligniteye bağlı hiperkalsemi şiddetini belirlemek için serbest kalsiyum fraksiyonunu yansıtan düzeltilmiş değer kullanılmalıdır.
2
Hastanın hidrasyon durumunu değerlendir ve sıvı resüsitasyonuna başla.
İntravenöz izotonik sodyum klorür (0.9%0.9\% NaClNaCl) infüzyonu (200500200-500 mL/saatmL/saat).
Hiperkalsemi, nefrotoksisite ve poliüriye (nefrojenik diabetes insipidus) neden olarak ciddi volüm kaybı yaratır; bu da kalsiyumun böbrekten atılımını daha da azaltır.
3
Akut faz geçtikten sonra uzun süreli kalsiyum kontrolü için ajan ekle.
İntravenöz bifosfonat (örneğin zoledronik asit veya pamidronat) eklenmesi.
Bifosfonatlar kemik rezorpsiyonunu inhibe ederek kalsiyum düzeyini düşürür ancak etkileri geç başlar.

Anahtar Kavram

Maligniteye bağlı hiperkalsemi yönetiminde altın standart ilk basamak agresif serum fizyolojik hidrasyonudur.

Alternatif Yöntem

Eğer hastada çok ciddi hiperkalsemi ve nörolojik bulgular varsa, sıvı tedavisine ek olarak hızlı etki gösteren kalsitonin de eklenebilir.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 262Soru

Hodgkin lenfoma tanısıyla bleomisin içeren kemoterapi rejimi (ABVDABVD) alan 2828 yaşında bir kadın hastada, tedaviye bağlı gelişebilecek pulmoner toksisiteyi henüz klinik ve radyolojik bulgular ortaya çıkmadan saptayabilen en duyarlı test aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Karbonmonoksit difüzyon kapasitesi (DLCODL_{CO})

Cevap

Karbonmonoksit difüzyon kapasitesi (DLCODL_{CO})
Karbonmonoksit difüzyon kapasitesi (DLCODL_{CO}), bleomisin kullanımına bağlı gelişen interstisyel hasarı ve gaz değişimindeki bozulmayı klinik semptomlar (öksürük, egzersiz dispnesi) veya radyolojik infiltrasyonlar ortaya çıkmadan önce saptayabilen en duyarlı parametredir. TUS ve klinik onkoloji pratiğinde bleomisin monitoringi için temel standart budur.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın aldığı kemoterapi protokolündeki (ABVD) potansiyel toksik ajanları değerlendirmek.
Bleomisin, bu protokolde kümülatif doza bağlı akciğer toksisitesi (pulmoner fibrozis) riski taşıyan temel ilaçtır.
İlaç spesifik toksisitesini belirlemek doğru monitoring testini seçmek için gereklidir.
2
İlacın akciğer üzerindeki erken fizyopatolojik etkisini belirlemek.
Bleomisin, klinik veya radyolojik bulgu vermeden önce alveol-kapiller membranda gaz difüzyonunu bozar.
En duyarlı testin, hasarın en erken başladığı mekanizmayı ölçmesi gerekir.
3
Difüzyon bozukluğunu ölçen en spesifik solunum fonksiyon testi parametresini seçmek.
Karbonmonoksit difüzyon kapasitesi (DLCODL_{CO}), bu sürecin en erken ve en hassas göstergesidir.
DLCO değerindeki %15-20'lik bir düşüş, radyolojik fibrozis gelişmeden tedavinin kesilmesi veya modifiye edilmesi için kritik bir uyarıdır.

Anahtar Kavram

Bleomisin pulmoner toksisitesinin erken takibinde DLCO kullanımı.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 263Soru

Osteosarkom tanısıyla yüksek doz kemoterapi protokolü uygulanan 17 yaşındaki erkek hastada, tedaviye bağlı gelişebilecek akut böbrek hasarını önlemek amacıyla agresif intravenöz hidrasyon ve sodyum bikarbonat ile idrar alkalinizasyonu (pH > 7) planlanmıştır.

Bu koruyucu yaklaşım, aşağıdaki antineoplastik ilaçlardan hangisinin renal tübüllerde presipitasyonunu engellemek için uygulanır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Metotreksat

Cevap

Metotreksat
Yüksek doz Metotreksat (MTX) kullanımında, ilacın kendisi ve metabolitleri (örneğin 7-hidroksi-metotreksat) asidik idrarda düşük çözünürlüğe sahiptir. Bu durum renal tübüllerde presipitasyona (kristalleşme) ve buna bağlı obstrüktif akut böbrek yetmezliğine yol açabilir. Bu komplikasyonu önlemek için idrar pH'sının sodyum bikarbonat ile 7.0-8.0 arasına yükseltilmesi (alkalinizasyon) ve bol hidrasyon standart bakım protokolüdür.

Adım Adım Çözüm

1
Vakadaki klinik önlemi analiz et
İdrar alkalinizasyonu ve agresif hidrasyon uygulanıyor.
Bu önlem, asidik ortamda çözünürlüğü azalan ve çökerek böbrek hasarı veren bir ilacı işaret eder.
2
İlaçların toksisite mekanizmalarını değerlendir
Metotreksat ve metabolitleri asidik idrarda az çözünür ve tübüllerde kristalleşir.
Yüksek doz metotreksat tedavisinde idrar pH'sının 7-8 aralığında tutulması zorunludur.
3
Diğer seçenekleri ele
Siklofosfamid ve İfosfamid için Mesna kullanılır; Sisplatin için salin hidrasyonu önemlidir ancak alkalinizasyon kristalüri için spesifik değildir.
Yanlış eşleştirmeleri dışlayarak doğru tanıya ulaşma.

Anahtar Kavram

Yüksek doz Metotreksat toksisitesi ve kristal nefropatisinin önlenmesi
Soru 264Soru

6363 yaşında, 4242 paket-yıl sigara öyküsü olan erkek hasta; son bir aydır giderek artan dengesizlik, yürürken sendeleme ve konuşmasında peltekleşme şikayetleriyle başvuruyor. Nörolojik muayenesinde trunkal ataksi, dizartri ve dismetri saptanıyor. Laboratuvar incelemesinde; serum sodyum 139139 mEq/L, potasyum 4.14.1 mEq/L, kalsiyum 9.49.4 mEq/L ve ADHADH, ACTHACTH, PTHrPPTHrP düzeyleri normal sınırlarda bulunuyor. Toraks BT'de hiler bölgede 1.81.8 cm çaplı kitle görülüyor ve biyopsi sonucu küçük hücreli akciğer karsinomu (KHAKKHAK) ile uyumlu geliyor. Serum paraneoplastik panelinde AntiHuAnti-Hu (ANNA1ANNA-1) antikoru pozitif saptanan bu hasta ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bu hastalarda antitümör immün yanıt tümörü sınırlama eğiliminde olduğundan, tümör genellikle sınırlı evrede saptanır ve onkolojik sağkalım antikor negatif vakalara göre daha uzundur.

Cevap

Anti-Hu (ANNA-1) pozitifliği olan küçük hücreli akciğer kanseri vakalarında, immün yanıt tümörü sınırlama eğiliminde olduğundan tümör genellikle sınırlı evrede saptanır ve onkolojik sağkalım antikor negatif vakalara göre daha uzundur.
Anti-Hu (ANNA-1) antikorları, küçük hücreli akciğer kanseri (KHAK) hücrelerinde ifade edilen Hu proteinlerine karşı gelişir. Bu antikorların pozitif olduğu hastalarda, paraneoplastik nörolojik hasar ciddi olsa da, immün sistem tümör büyümesini sınırlama eğilimindedir. Bu nedenle, bu hastalar genellikle 'sınırlı evre' KHAK ile tanı alırlar ve onkolojik açıdan (tümör progresyonu baz alındığında) antikor negatif KHAK hastalarına göre daha uzun sağkalım sürelerine sahiptirler.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tabloyu analiz etme
Hasta ağır sigara öyküsü, santral kitle (KHAK) ve serebellar bulgularla (ataksi, dizartri) başvurmuştur.
Paraneoplastik serebellar dejenerasyon (PSD) ön tanısını doğrulamak için klinik veriler kullanılır.
2
Antikor ve tümör ilişkisini değerlendirme
Anti-Hu (ANNA-1) antikoru KHAK ile en sık ilişkilendirilen onkonöral antikordur.
PSD'ye yol açan antikorların spesifik malignite eşleşmelerini belirlemek gerekir.
3
Prognostik önemi yorumlama
Anti-Hu pozitifliği, tümör hücrelerine karşı gelişen T-hücreli ve hümoral immün yanıtın bir göstergesidir.
Onkonöral antikorların varlığının tümörün evresi ve sağkalım üzerindeki paradoksal olumlu etkisini anlamak soruyu çözmek için kritiktir.

Anahtar Kavram

Paraneoplastik Serebellar Dejenerasyon ve Anti-Hu Antikorlarının Prognostik Değeri

Alternatif Yöntem

Laboratuvar verilerinde elektrolitlerin (Na, K, Ca) normal olması, diğer yaygın paraneoplastik sendromları (SIADH, Cushing, Hiperkalsemi) dışlamanıza yardımcı olur ve sizi nöro-paraneoplastik bir tabloya yönlendirir.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 265Soru

Karsinogenez sürecinde DNA hasarı saptandığında hücre döngüsünü durdurarak tamir mekanizmalarını aktive eden veya tamir edilemeyen hasarlı hücreleri apoptoza yönlendiren, bu özellikleri nedeniyle "genomun koruyucusu" (guardian of the genome) olarak adlandırılan ve insan kanserlerinde en sık mutasyona uğrayan gen aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: p53p53

Cevap

p53p53 (TP53) geni, insan kanserlerinde en sık mutasyona uğrayan tümör supresör gen olup hücre döngüsü kontrolü ve genomik stabiliteden sorumludur.
Doğru yanıt olan seçenek, insan kanserlerinin yarısından fazlasında mutasyona uğramış halde bulunan ve DNA hasarına yanıt olarak hücreyi G1/SG_1/S kontrol noktasında durdurabilen p53p53 genini ifade etmektedir. Bu gen, tamir mümkünse hücreyi G1G_1 fazında tutar, tamir mümkün değilse apoptozu tetikleyerek hasarlı genomun sonraki nesillere aktarılmasını önler.

Adım Adım Çözüm

1
Hücre döngüsü denetim noktaları ve genomik stabiliteyi sağlayan temel geni belirlemek.
Bu görevi üstlenen anahtar proteinin p53p53 olduğu saptanır.
DNA hasarı oluştuğunda p53p53 seviyesi artar ve hücreyi G1G_1 fazında durdurur.
2
Soruda geçen özel tanımlamayı ("genomun koruyucusu") ve mutasyon sıklığını doğrulamak.
p53p53 mutasyonlarının insan kanserlerinin yaklaşık %50\%50'sinde bulunduğu ve literatürde bu isimle anıldığı onaylanır.
p53p53'ün hücreyi ya tamire ya da ölüme (apoptoz) yönlendirme kapasitesi genomun korunmasını sağlar.

Anahtar Kavram

p53p53 tümör supresör geninin karsinogenezdeki merkezi rolü ve mutasyon prevalansı.

Alternatif Yöntem

Tümör supresör genler arasında karsinogenezin her aşamasında (başlangıç, ilerleme) rol alan ve hemen her organ kanserinde ilk akla gelen genin p53 olduğu hatırlanmalıdır.
Tahmini Süre:45s
Soru 266Soru

6262 yaşında, 4545 paket-yıl sigara öyküsü olan erkek hasta; son bir aydır giderek artan unutkanlık, yakınlarını tanıyamama, zaman-mekan oryantasyonunda bozulma ve yeni gelişen jeneralize tonik-klonik nöbetler nedeniyle başvuruyor. Fizik muayenesinde kognitif fonksiyonlarda belirgin azalma saptanırken, motor ve duyusal muayenesi normal olarak değerlendiriliyor. Kraniyal MR görüntülemesinde bilateral mezial temporal loplarda T2 ve FLAIR sekanslarında hiperintensite saptanıyor. Laboratuvar incelemesinde serum sodyumu 139139 mEq/L, kalsiyumu 9.29.2 mg/dL, plazma ACTHACTH ve ADHADH düzeyleri ise referans aralığında bulunuyor.

Bu klinik tabloya neden olan en olası paraneoplastik antikor ve ilişkili olduğu malignite aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Anti-Hu (ANNA-1) - Küçük hücreli akciğer kanseri

Cevap

Anti-Hu (ANNA-1) - Küçük hücreli akciğer kanseri eşleşmesi bu klinik tablo için en olası durumdur.
Limbik ensefalit; unutkanlık, kafa karışıklığı ve epileptik nöbetlerle karakterize, temporal lobların etkilendiği bir tablodur. Küçük hücreli akciğer kanseri (KHAK) olan hastalarda bu tablo geliştiğinde en sık saptanan antikor Anti-Hu (ANNA-1) antikordur. Hastanın yaş, sigara öyküsü ve MR bulguları bu tanıya tam uyum sağlamaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguları analiz et
Unutkanlık, nöbetler ve kognitif yıkım limbik sistem tutulumunu; MR'daki temporal lob sinyal artışı ise limbik ensefaliti düşündürür.
Limbic ensefalit tanısı klinik ve radyolojik bulguların kombinasyonu ile konur.
2
Eşlik eden faktörleri değerlendir
Hastanın yaşlı olması ve ağır sigara öyküsü (4545 paket-yıl) altta yatan malignite için küçük hücreli akciğer kanserini (KHAK) birincil aday yapar.
Sigara KHAK için en güçlü risk faktörüdür ve KHAK nörolojik paraneoplastik sendromların en sık nedenidir.
3
Antikor eşleşmesini yap
KHAK ile ilişkili limbik ensefalit ve subakut duyusal nöronopatide en sık saptanan antikor Anti-Hu'dur (ANNA-1).
Anti-Hu, KHAK'ın nörolojik paraneoplastik tabloları için yüksek özgüllüğe sahip bir belirteçtir.

Anahtar Kavram

Paraneoplastik Limbik Ensefalit ve Anti-Hu Antikor İlişkisi

Daha Fazla Pratik

Küçük hücreli akciğer kanserinin diğer paraneoplastik sendromlarını (SIADH, Lambert-Eaton) ve bunların biyokimyasal özelliklerini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 267Soru

2424 yaşında erkek hasta, hızlı büyüyen abdominal kitle ve nefes darlığı şikayetiyle başvuruyor. Yapılan tetkikler sonucunda Burkitt lenfoma tanısı konulan hastanın laboratuvar incelemesinde; ürik asit: 1313 mg/dLmg/dL, potasyum: 5.95.9 mEq/LmEq/L, fosfor: 6.46.4 mg/dLmg/dL, kalsiyum: 7.17.1 mg/dLmg/dL ve LDHLDH: 28002800 U/LU/L olarak saptanıyor. Hastanın özgeçmişinde çocukluk döneminde bakla tüketimi sonrası hemoliz nedeniyle hastaneye yatış öyküsü olduğu öğreniliyor.

Bu hastada gelişen onkolojik acilin yönetiminde kullanımı kontrendike olan ajan aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Rasburikaz

Cevap

Klinik ve laboratuvar bulguları Tümör Lizis Sendromu ile uyumlu olan ve özgeçmişinde G6PD eksikliği şüphesi bulunan bu hastada Rasburikaz kullanımı kontrendikedir.
Rasburikaz, rekombinant bir urat oksidaz enzimidir ve ürik asidi suda çok daha çözünür olan allantoine dönüştürür. Bu katalitik döngü sırasında moleküler oksijen kullanılarak hidrojen peroksit (H2O2H_2O_2) üretilir. Normalde eritrositler bu peroksiti nötralize edebilir; ancak G6PD eksikliği olan bireylerde NADPH yetersizliği nedeniyle bu oksidatif yük karşılanamaz. Sonuç olarak şiddetli hemoliz ve methemoglobinemi gelişir. Bu nedenle G6PD eksikliği olanlarda Rasburikaz kullanımı kontrendikedir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ve laboratuvar bulgularının analizi
Hiperürisemi, hiperkalemi, hiperfosfatemi, hipokalsemi ve çok yüksek LDH düzeyleri ile Burkitt lenfoma tanısı birleştiğinde 'Tümör Lizis Sendromu' (TLS) tanısı konur.
Burkitt lenfoma gibi hızlı çoğalan tümörlerde tedavi öncesi veya başlangıcında hücre yıkımına bağlı elektrolit bozuklukları karakteristiktir.
2
Özgeçmiş verisinin yorumlanması
Bakla tüketimi sonrası hemoliz öyküsü, hastada 'Glikoz-6-Fosfat Dehidrogenaz (G6PD) Eksikliği' olduğunu gösterir.
G6PD eksikliği olan bireylerde bakla gibi oksidatif stres kaynakları eritrositlerde akut hemolize yol açar.
3
İlaç mekanizması ve kontrendikasyon eşleştirmesi
Rasburikaz enziminin yan ürünü olan hidrojen peroksit (H2O2H_2O_2), G6PD eksikliği olan hastalarda şiddetli hemoliz ve methemoglobinemiye neden olur.
Rasburikaz, ürik asidi allantoine çevirirken açığa çıkan oksidatif yük, G6PD eksik eritrositlerin antioksidan kapasitesini aşar.

Anahtar Kavram

Rasburikaz, ürik asidi allantoine dönüştürürken hidrojen peroksit ürettiği için G6PD eksikliğinde kesinlikle kontrendikedir.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 268Soru

İmmün kontrol noktası inhibitörleri (anti-PD-1, anti-PD-L1 veya anti-CTLA-4) kullanımı sırasında ortaya çıkan ve 'immün ilişkili yan etkiler' (irAE) olarak adlandırılan otoimmün benzeri inflamatuar durumların yönetiminde, ciddi (Grade 2 ve üzeri) seyreden vakalarda ilk basamakta tercih edilmesi gereken temel tedavi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kortikosteroidler

Cevap

İmmün ilişkili yan etkilerin (irAE) yönetiminde, bağışıklık yanıtını baskılamak amacıyla kullanılan kortikosteroidler ilk basamak tedavidir.
İmmün kontrol noktası inhibitörlerinin (İKNİ) etkisiyle oluşan yan etkiler (irAE), bağışıklık sisteminin aşırı aktivasyonu sonucu gelişen otoimmün benzeri durumlardır. Bu nedenle, ciddi vakalarda inflamasyonu ve bağışıklık yanıtını hızla baskılayacak olan kortikosteroidler doğru tedavi seçeneğidir.

Adım Adım Çözüm

1
Yan etkinin mekanizmasını tanımla.
İmmün kontrol noktası inhibitörleri, T hücrelerini frenleyen mekanizmaları (PD-1/CTLA-4) bloke ederek vücudun kendi dokularına karşı 'otoimmün benzeri' bir inflamasyon başlatmasına neden olur.
Tedavi seçiminin inflamasyon temeline dayanması gerekir.
2
Klinik şiddete göre tedavi algoritmasını hatırla.
Hafif (Grade 1) vakalarda izlem veya semptomatik tedavi yeterli olabilirken, Grade 2 ve üzeri ciddi vakalarda immünsüpresyon gerekir.
Ciddi organ hasarını (pnömonit, kolit, hepatit) önlemek kritik önemdedir.
3
İlk tercih edilecek immünsüpresif ajanı belirle.
Kortikosteroidler (prednizon, metilprednizolon), bu tabloların yönetiminde altın standart ilk basamak ajandır.
Hızlı ve geniş spektrumlu anti-inflamatuar etki sağlarlar.

Anahtar Kavram

İmmün ilişkili yan etkilerin (irAE) patofizyolojisi ve kortikosteroidlerle yönetimi.
Tahmini Süre:45s
Soru 269Soru

Yaklaşık 3535 yıldır günde 1.51.5 paket sigara içen 6363 yaşındaki erkek hasta, son bir haftadır belirginleşen halsizlik, bulantı ve kabızlık şikayetleriyle polikliniğe başvuruyor. Çekilen akciğer grafisinde sağ hiler bölgede düzensiz sınırlı bir kitle saptanıyor. Laboratuvar incelemesinde serum kalsiyum düzeyi 14.214.2 mg/dLmg/dL (8.510.58.5-10.5 mg/dLmg/dL) ve PTHPTH düzeyi <5<5 pg/mLpg/mL (106510-65 pg/mLpg/mL) olarak ölçülüyor. Bu hastadaki klinik tabloyu açıklayan en olası paraneoplastik mekanizma aşağıdakilerinden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Skuamöz hücreli akciğer kanserinden PTH-ilişkili protein (PTHrP) salınımı

Cevap

Skuamöz hücreli akciğer kanserinden PTH-ilişkili protein (PTHrP) salınımı
Skuamöz hücreli akciğer kanserinden PTH-ilişkili protein (PTHrP) salınımı, hiler kitle ve belirgin hiperkalsemi ile başvuran ağır sigara içicisi bir hastada en olası tanıdır. PTHrP, yapısal olarak PTH'a benzer ve kemik yıkımı ile böbrekten kalsiyum geri emilimini artırarak hiperkalsemiye yol açarken, negatif geri bildirim ile endojen PTH üretimini baskılar.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ipuçlarını değerlendir
Ağır sigara içiciliği ve santral (hiler) yerleşimli kitle mevcudiyeti, öncelikle skuamöz hücreli veya küçük hücreli akciğer kanserini düşündürür.
Sigara ile en güçlü ilişkili ve santral yerleşim gösteren kanserler bunlardır.
2
Laboratuvar bulgularını yorumla
Serum kalsiyumunun yüksek (14.214.2 mg/dLmg/dL) ve PTH'ın baskılanmış (<5<5 pg/mLpg/mL) olması, paratiroid dışı bir nedene bağlı hiperkalsemiyi gösterir.
Primer hiperparatiroidizmde PTH yüksek veya uygunsuz olarak normal sınırdadır.
3
Tanı ile paraneoplastik sendromu eşleştir
Skuamöz hücreli akciğer kanseri, PTH-ilişkili protein (PTHrP) salgılayarak 'maligniteye bağlı hümoral hiperkalsemi' yapar.
TUS sınavında skuamöz hücreli kanser - hiperkalsemi (PTHrP) eşleşmesi yüksek verimli ve temel bir bilgidir.

Anahtar Kavram

Hümoral Hiperkalsemi (PTHrP) ve Skuamöz Hücreli Akciğer Kanseri İlişkisi
Tahmini Süre:45s
Soru 270Soru

Metastatik kolorektal kanser ve küçük hücreli dışı akciğer kanseri gibi çeşitli malignitelerin tedavisinde kullanılan, dolaşımdaki vasküler endotelyal büyüme faktörü (VEGFVEGF) ligandına bağlanarak anjiyogenezi (yeni damar oluşumunu) inhibe eden monoklonal antikor aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bevacizumab

Cevap

Dolaşımdaki VEGFVEGF ligandına bağlanarak anjiyogenezi inhibe eden monoklonal antikor Bevacizumab'dır.
Doğru seçenek olan ilaç, dolaşımdaki vasküler endotelyal büyüme faktörüne (VEGFVEGF) bağlanarak onun reseptörleri ile etkileşime girmesini engeller; bu sayede tümörün beslenmesi için gerekli olan yeni damar oluşumunu (anjiyogenez) baskılar.

Adım Adım Çözüm

1
Soruda belirtilen hedef molekülü (VEGFVEGF) ve mekanizmayı (anjiyogenez inhibisyonu) tanımla.
Hedef vasküler endotelyal büyüme faktörüdür (VEGFVEGF).
Soruda ilacın etki mekanizması bu ligand üzerinden tanımlanmıştır.
2
Onkoloji pratiğinde kullanılan temel monoklonal antikorlar ile hedeflerini eşleştir.
Bevacizumab = VEGFVEGF, Trastuzumab = HER2HER2, Cetuximab = EGFREGFR, Rituximab = CD20CD20, Nivolumab = PD1PD-1.
Her monoklonal antikorun spesifik bir moleküler hedefi vardır.

Anahtar Kavram

Anjiyogenez İnhibisyonu ve VEGF Hedefli Tedaviler
Soru 271Soru

Güncel onkoloji pratiğinde kullanılan hedefe yönelik ajanlar; yapısal özellikleri, isimlendirme ekleri (suffixessuffixes) ve uygulama yolları bakımından farklılık gösterir. İmmün kontrol noktası inhibitörleri (I˙KNI˙İKNİ), bağışıklık sisteminin fren mekanizmalarını ortadan kaldırarak antitümör etkinlik sağlayan monoklonal antikorlardır.

Buna göre, T-hücreleri üzerindeki **PD1PD-1 reseptörüne** bağlanarak antitümör immün yanıtı aktive eden ve bu grupta yer alan ilaç aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Pembrolizumab

Cevap

Pembrolizumab, T-hücreleri üzerindeki PD1PD-1 reseptörünü hedefleyen bir immün kontrol noktası inhibitörüdür.
Pembrolizumab, T-hücreleri üzerindeki PD1PD-1 reseptörüne bağlanarak tümör hücrelerinden gelen baskılayıcı sinyalleri engeller ve antitümör yanıtı aktive eder. İsimlendirmedeki '-mab' eki monoklonal antikor olduğunu doğrular.

Adım Adım Çözüm

1
Hedeflenen reseptörü ve ilaç grubunu belirleyin.
Soru PD1PD-1 reseptörünü hedefleyen bir immün kontrol noktası inhibitörü (I˙KNI˙İKNİ) sormaktadır.
İmmün kontrol noktası inhibitörleri monoklonal antikor yapısındadır ve son ekleri '-mab' ile biter.
2
Seçeneklerdeki ilaçların yapısal özelliklerini (mab-mab vs nib-nib) analiz edin.
Erlotinib, İmatinib ve Sunitinib '-nib' eki ile bittiği için küçük molekül inhibitörüdür (TKITKI). Pembrolizumab ve Trastuzumab monoklonal antikordur.
nib-nib eki tirozin kinaz inhibitörlerini, mab-mab eki ise monoklonal antikorları ifade eder.
3
Antikorlar arasından doğru hedefi (PD1PD-1) seçin.
Pembrolizumab PD1PD-1'i hedeflerken, Trastuzumab HER2HER2'yi hedefler.
Pembrolizumab, metastatik pek çok kanserde kullanılan prototip bir anti-PD1PD-1 ajanıdır.

Anahtar Kavram

İmmün kontrol noktası inhibitörleri (I˙KNI˙İKNİ), bağışıklık sistemindeki 'fren' moleküllerini (CTLA4CTLA-4, PD1PD-1, PDL1PD-L1) hedefleyerek T-hücre aktivasyonunu sağlar. İsimlendirmede monoklonal antikorlar mab-mab (intravenöz), küçük moleküllü tirozin kinaz inhibitörleri nib-nib (genellikle oral) ekiyle ayırt edilir. I˙KNI˙İKNİ tedavisi sırasında gelişen otoimmün benzeri yan etkilere 'immün ilişkili yan etkiler' (irAEirAE) denir ve yönetiminde kortikosteroidler temel taştır.
Soru 272Soru

3232 yaşında erkek hasta, yaklaşık 33 haftadır giderek artan nefes darlığı, öksürük ve yüz bölgesinde şişlik şikayetiyle başvuruyor. Fizik muayenesinde her iki juguler ven dolgunluğu ve göğüs ön duvarında venöz kollateraller saptanıyor. Toraks BT'de ön mediastende 1111 cm çapında, çevre dokulara invaze, düzensiz sınırlı kitle izleniyor; akciğer parankimi ve batın BT normal olarak değerlendiriliyor. Yapılan kitle biyopsisi "az diferansiye karsinom" olarak raporlanıyor. Skrotal muayene ve ultrasonografisi normal olan bu hastada, tanısal süreci ilerletmek ve tedavi planını belirlemek için yapılması gereken en uygun işlem aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Serum α\alpha-fetoprotein (AFP) ve β\beta-hCG düzeylerinin belirlenmesi

Cevap

Genç erkek hastada orta hat yerleşimli az diferansiye karsinom saptandığında, tedavi edilebilir bir grup olan ekstragonadal germ hücreli tümör sendromunu dışlamak için serum α\alpha-fetoprotein ve β\beta-hCG düzeyleri ölçülmelidir.
Bilinmeyen primerli tümörler (CUP) içerisinde, genç erkeklerde orta hat (mediasten veya retroperiton) yerleşimli az diferansiye karsinomlar 'ekstragonadal germ hücreli tümör sendromu' olarak adlandırılan iyi prognozlu bir alt grubu temsil eder. Bu hastalarda skrotal muayene normal olsa bile primer odağın germ hücreli bir tümör olma ihtimali yüksektir. Tanı için serum α\alpha-fetoprotein (AFP) ve β\beta-hCG düzeylerinin ölçülmesi ve varsa i(1212 p) kromozom analizinin yapılması kritiktir; çünkü bu hastalar platin bazlı kemoterapiye (cisplatin/etoposide/bleomycin) mükemmel yanıt verirler.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tabloyu analiz et
Genç erkek hastada süperior vena kava sendromuna yol açan dev bir ön mediasten kitlesi mevcuttur.
Hastanın yaşı ve kitlenin lokalizasyonu ayırıcı tanıda germ hücreli tümörler, lenfoma ve timomayı ön plana çıkarır.
2
Patoloji sonucunu yorumla
Biyopsi sonucunun 'az diferansiye karsinom' olması, bilinmeyen primerli tümörler (CUP) kategorisindeki 'orta hat tümörü sendromunu' düşündürür.
Gençlerde orta hat yerleşimli az diferansiye karsinomlar, ekstragonadal germ hücreli tümörlerin atipik bir sunumu olabilir.
3
En uygun tanısal adımı belirle
Serum germ hücreli tümör belirteçleri (AFP ve β\beta-hCG) istenmelidir.
Bu hastalar platin bazlı kemoterapiye çok iyi yanıt veren 'iyi prognozlu' bir CUP alt grubunu temsil eder.

Anahtar Kavram

Ekstragonadal Germ Hücreli Tümör Sendromu (İyi prognozlu CUP alt grubu)
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 273Soru

64 yaşında erkek hasta, şiddetli bel ağrısı şikayetiyle başvuruyor. Görüntüleme yöntemlerinde lomber vertebralarda çok sayıda litik lezyon ve karaciğerde metastatik odaklar saptanıyor. Karaciğerdeki kitleden yapılan biyopsinin immünohistokimyasal incelemesinde tümör hücreleri Sitokeratin 7 (CK7) negatif, Sitokeratin 20 (CK20) negatif, TTF-1 negatif ve PAX-8 pozitif olarak boyanıyor. Serum PSA düzeyi normal sınırlarda ölçülüyor.

Buna göre, bu hasta için en olası primer tümör lokalizasyonu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Böbrek

Cevap

Böbrek (Renal Hücreli Karsinom)
Verilen immünohistokimyasal profil (CK7 negatif, CK20 negatif, PAX-8 pozitif) Renal Hücreli Karsinom (RCC) için karakteristiktir. PAX-8; böbrek, tiroid ve kadın genital sistem (Müllerian) tümörlerinde eksprese edilen bir transkripsiyon faktörüdür. Erkek hastada CK7 negatifliği (tiroidi dışlar) ile birlikte PAX-8 pozitifliği, böbrek kökenli bir maligniteyi (özellikle berrak hücreli karsinom) işaret eder. Ayrıca litik kemik metastazları RCC'nin sık görülen bir metastaz paternidir.

Adım Adım Çözüm

1
İmmünohistokimyasal profili analiz et
CK7 (-), CK20 (-), TTF-1 (-), PAX-8 (+)
Bilinmeyen primer tümörlerde primer odağı saptamak için sitokeratin profili ve spesifik belirteçler (PAX-8, TTF-1 vb.) temel anahtardır.
2
CK7 ve CK20 negatifliğini değerlendir
Bu profil Böbrek (RCC), Karaciğer (HCC), Prostat ve bazı Sarkomları düşündürür.
Akciğer (CK7+), Kolon (CK20+) ve Mide (Genellikle CK7+) bu aşamada elenir.
3
Spesifik belirteçleri (PAX-8, PSA, TTF-1) kullanarak ayırıcı tanı yap
PAX-8 pozitifliği Renal Hücreli Karsinom, Tiroid ve Müllerian tümörler için tipiktir. Erkek hasta olması ve PSA negatifliği prostatı dışlar.
CK7/CK20 negatifliği zemininde PAX-8 pozitifliği, renal hücreli karsinom için çok güçlü bir tanısal bulgudur.

Anahtar Kavram

Bilinmeyen primer tümörlerde immünohistokimyasal belirteçlerin (özellikle PAX-8 ve Sitokeratin profilleri) tanısal algoritmadaki yeri.
Soru 274Soru

5050'li yaşlarında bir erkek hasta, göbek deliğinde son birkaç ayda gelişen, ağrısız ancak giderek büyüyen sert bir kitle nedeniyle başvuruyor. Fizik muayenede umbilikal bölgede yaklaşık 22 cm çapında, fikse ve ülsere bir nodül saptanıyor. Bu lezyondan yapılan eksizyonel biyopsi sonucu 'adenokarsinom metastazı' olarak raporlanıyor. Hastanın özgeçmişinde bilinen bir malignite öyküsü bulunmadığına göre, primer tümörün saptanmasına yönelik yapılacak araştırmada aşağıdaki organlardan hangisinin öncelikle incelenmesi en uygundur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Mide

Cevap

Umbilikal bölgede saptanan metastatik nodül (Sister Mary Joseph nodülü) varlığında, erkek hastada en olası primer odak mide kanseridir.
Göbek çevresinde saptanan metastatik nodül (Sister Mary Joseph nodülü), genellikle abdominal organların (özellikle gastrointestinal sistem) adenokarsinomlarını işaret eder. Erkeklerde bu tablonun en sık nedeni mide kanseridir. Metastaz yolu genellikle lenfatik kanallar veya paraumbilikal venler (Caput Medusae yolu) üzerinden gerçekleşir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulgunun tanımlanması
Umbilikal yerleşimli, sert ve metastatik karakterdeki bu kitle 'Sister Mary Joseph nodülü' olarak adlandırılır.
Fizik muayene bulgusu ile tanısal algoritmayı başlatmak için bu spesifik metastaz yerinin tanınması gerekir.
2
Metastaz yolunun ve olası kaynakların belirlenmesi
Bu nodül genellikle intraabdominal veya pelvik malignitelerin (en sık adenokarsinomlar) lenfatik veya venöz yolla göbek çevresine yayılımını gösterir.
Sister Mary Joseph nodülü sıklıkla gastrointestinal veya jinekolojik kanserlerin ilk klinik bulgusu olabilir.
3
Cinsiyete göre en sık odağın saptanması
Erkeklerde en sık mide kanseri, kadınlarda ise en sık over kanseri primer odak olarak karşımıza çıkar.
Epidemiyolojik veriler ve metastatik paternler, bilinmeyen primerli tümörlerde (CUP) araştırma sırasını belirler.

Anahtar Kavram

Sister Mary Joseph nodülü ve primer odak ilişkisi
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 275Soru

6060 yaşında erkek hasta, metastatik kolon kanseri tanısıyla 55-Florourasil (55-FU) ve Lökovorin içeren kemoterapi rejimi almaktadır. İnfüzyonun 2424. saatinde ani gelişen retrosternal baskı tarzında göğüs ağrısı şikayeti olan hastanın çekilen EKGEKG’sinde prekordial derivasyonlarda 22 mmmm STST segment yükselmesi saptanıyor. İnfüzyon durdurulduktan 1515 dakika sonra ağrısı geçen ve EKGEKG’si normale dönen hastada, kardiyak enzim takibi normal sınırlarda gelmiştir. Bu klinik tabloya neden olan en olası durum aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: 55-Florourasil ilişkili koroner vazospazm

Cevap

5-Florourasil ilişkili koroner vazospazm
55-Florourasil (55-FU) ve onun oral formu olan kapesitabin, pirimidin antimetabolitleridir. Bu ilaçların bilinen önemli bir yan etkisi kardiyotoksisitedir ve bu tablo en sık koroner arter vazospazmına bağlı göğüs ağrısı şeklinde ortaya çıkar. Belirtiler genellikle infüzyon sırasında veya hemen sonrasında görülür, ilacın kesilmesi ve nitrat tedavisi ile hızla düzelir. EKG'de geçici STST segment değişiklikleri izlenebilir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik verileri değerlendir
Hasta 5-FU infüzyonu alıyor, retrosternal ağrı ve geçici ST segment yükselmesi mevcut.
Kemoterapi sırasında gelişen kardiyak semptomların ayırıcı tanısını yapmak için gereklidir.
2
İlaç ve yan etki ilişkisini kur
5-FU (ve kapesitabin) koroner vazospazma yol açarak anjina pektoris veya MI tablosu oluşturabilir.
5-FU'nun en karakteristik kardiyovasküler yan etkisi vazospazmdır.
3
Tanıyı doğrula
İlacın kesilmesiyle semptomların ve EKG bulgularının düzelmesi vazospazm tanısını destekler.
Kardiyak enzimlerin normal olması kalıcı miyokard hasarından ziyade geçici iskemiye işaret eder.

Anahtar Kavram

5-Florourasil (5-FU) kardiyotoksisitesi en sık koroner vazospazm şeklinde klinik verir.

Alternatif Yöntem

Vazospazm şüphesinde ilaç infüzyonunun durdurulmasına verilen yanıt ve nitratlara duyarlılık tanıyı klinik olarak destekler.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 276Soru

6767 yaşında, 4848 paket-yıl sigara öyküsü olan erkek hasta; son bir aydır iştahsızlık ve 99 kg kilo kaybı şikayetlerine ek olarak, son 33 haftadır tüm vücudunda asimetrik başlayan ancak hızla yayılan ağrılı uyuşma, yanma ve karıncalanma şikayetleriyle başvuruyor. Nörolojik muayenesinde; vibrasyon ve pozisyon duyusunda ileri derecede bozulma saptanmış olup hastada belirgin duyusal ataksi mevcuttur. Kas gücü 5/55/5 tam bulunmasına rağmen, derin tendon refleksleri (DTR) tüm ekstremitelerde arefleksiktir. Elektromiyografide (EMG); motor sinir iletim hızları ve bileşik kas aksiyon potansiyelleri (CMAP) normal sınırlarda iken, duysal sinir aksiyon potansiyellerinin (SNAP) hiçbir sinirden elde edilemediği (yaygın arefleksi) görülmüştür. Toraks tomografisinde santral yerleşimli, mediastinal lenfadenopatilerin eşlik ettiği 44 cm çapında kitle saptanıyor.

Bu hastadaki nörolojik tablodan sorumlu olan en olası paraneoplastik tanı ve ilişkili antikor eşleşmesi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Subakut duysal nöronopati - Anti-Hu (ANNA-1)

Cevap

Subakut duysal nöronopati ve Anti-Hu (ANNA-1) antikoru eşleşmesi doğrudur.
Subakut duysal nöronopati (ganglionopati), küçük hücreli akciğer kanserinin (KHAK) son derece spesifik bir paraneoplastik sendromudur. Dorsal kök ganglionlarındaki duysal nöronların enflamasyonu ve kaybı sonucu oluşur. Hastalarda asimetrik başlayan, ağrılı paresteziler, arefleksi ve propriyosepsiyon kaybına bağlı duyusal ataksi görülür. Motor fonksiyonların korunması (5/5 güç) ve EMG'de motor CMAP normal iken SNAP yokluğu tanı koydurucudur. Bu tabloya eşlik eden karakteristik antikor Anti-Hu (ANNA-1) antikoru olup, genellikle santral yerleşimli kitleler (KHAK) ile birliktedir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ipuçlarını birleştir
İleri yaş, ağır sigara öyküsü ve kilo kaybı, tablonun malignite zemininde gelişen bir paraneoplastik sendrom olduğunu düşündürür.
Paraneoplastik sendromlar sıklıkla tümör tanısından önce ortaya çıkar.
2
Nörolojik bulguları analiz et
Kas gücünün korunması (motor sağlam), ancak tüm modalitelerde duysal kayıp, arefleksi ve duyusal ataksi mevcudiyeti, tablonun bir nöropati değil, 'ganglionopati' (nöronopati) olduğunu gösterir.
Dorsal kök ganglionundaki duysal nöronların seçici kaybı bu tabloya yol açar.
3
EMG verilerini yorumla
Motor iletimlerin (CMAP) normal olması, duysal iletimlerin (SNAP) ise alınamaması, periferik sinirin motor liflerinin sağlam olduğunu ancak duysal nöronların yok olduğunu kanıtlar.
Bu spesifik EMG paterni duysal nöronopatinin ayırıcı tanısında altın standarttır.
4
Hastalık ve antikor eşleşmesini yap
Subakut duysal nöronopati, küçük hücreli akciğer kanserinin (KHAK) en karakteristik paraneoplastik tablosudur ve Anti-Hu (ANNA-1) antikoru ile %90'ın üzerinde birliktelik gösterir.
Anti-Hu antikorları hem santral hem de periferik sinir sistemindeki nöronal çekirdekleri hedef alır.

Anahtar Kavram

Subakut Duysal Nöronopati (Ganglionopati) ve Anti-Hu İlişkisi

Daha Fazla Pratik

Anti-Hu pozitifliğinin eşlik edebileceği diğer paraneoplastik tabloları (Limbik ensefalit, serebellar dejenerasyon, gastrointestinal dismotilite) gözden geçirin.
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 277Soru

45 yaşında bir kadın hasta, yaklaşık 2 yıldır devam eden yaygın kemik ağrıları ve giderek artan proksimal kas güçsüzlüğü şikayetleriyle başvuruyor. Özgeçmişinde özellik saptanmıyor. Fizik muayenede yürüme güçlüğü ve kas gücü kaybı (4/5) gözleniyor.

Laboratuvar tetkiklerinde aşağıdaki sonuçlar elde ediliyor:

ParametreSonuçReferans Aralığı
Serum Kalsiyum8.8 mg/dL8.5 - 10.5
Serum Fosfor1.6 mg/dL2.5 - 4.5
Alkalen Fosfataz (ALP)480 U/L40 - 130
Parathormon (PTH)60 pg/mL15 - 65
25-OH Vitamin D32 ng/mL>20
1,25-OH Vitamin DDüşük
İdrar FosforuYüksek

Radyolojik incelemelerde kemiklerde yaygın demineralizasyon ve psödokırık hatları (Looser zonları) izleniyor. Yapılan detaylı taramada yumuşak dokuda küçük, benign görünümlü bir mezenkimal tümör saptanıyor.

Bu hastadaki klinik tablonun etyopatogenezinde rol oynayan en olası paraneoplastik mekanizma aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Tümör kaynaklı Fibroblast Büyüme Faktörü-23 (FGF-23) aşırı üretimi

Cevap

Tümör kaynaklı Fibroblast Büyüme Faktörü-23 (FGF-23) aşırı üretimi
Vaka, 'Tümörün İndüklediği Osteomalazi' (Onkojenik Osteomalazi) tablosudur. Genellikle benign mezenkimal tümörlerden (hemanjioperisitoma, fibrom vb.) salgılanan FGF-23 (Fibroblast Growth Factor 23), 'fosfatonin' etkisi gösterir. FGF-23'ün iki temel etkisi vardır: 1) Proksimal tübülden fosfor geri emilimini engeller (Fosfatüri -> Hipofosfatemi). 2) 1-alfa hidroksilaz enzimini inhibe eder (Düşük 1,25-OH Vit D). Sonuçta kemik mineralizasyonu bozulur (Osteomalazi) ve psödokırıklar gelişir. Kalsiyum genellikle normaldir çünkü PTH ikincil olarak hafif yükselebilir ve kalsiyumu dengeler.

Adım Adım Çözüm

1
Laboratuvar bulgularını analiz et
Hipofosfatemi (1.6 mg/dL), Normokalsemi (8.8 mg/dL), Yüksek ALP, Düşük 1,25-OH Vit D, İdrarda fosfor kaybı (Fosfatüri).
Bu profil, fosforun böbreklerden kaybedildiğini (renal wasting) ve normal 25-OH Vit D'ye rağmen aktif formun (1,25-OH) sentezlenemediğini gösterir.
2
Klinik tabloyu değerlendir
Yaygın kemik ağrısı, proksimal kas güçsüzlüğü, radyolojide psödokırıklar (Looser zonları).
Bu bulgular 'Osteomalazi' tanısı ile uyumludur. Erişkin çağda başlayan ve mezenkimal tümörle ilişkili olan bu tablo 'Tümörün İndüklediği Osteomalazi'dir (TİO).
3
Paraneoplastik nedenleri ele
FGF-23 (Fosfatonin) aşırı üretimi.
FGF-23, böbrek proksimal tübülünde Na-Pi kotransporterlarını inhibe ederek fosfatüri yapar; aynı zamanda 1-alfa hidroksilazı inhibe ederek 1,25-OH D vitamini düzeyini düşürür. Bu ikili etki, tanının anahtarıdır.

Anahtar Kavram

Tümör İndüklü Osteomalazi (Onkojenik Osteomalazi)

İpuçları

1
Laboratuvar tablosunda en dikkat çekici bulgu, kalsiyumun normal olmasına rağmen fosforun aşırı düşük (1.6 mg/dL) olmasıdır.
2
Normalde hipofosfatemi olduğunda böbrekte telafi mekanizması olarak D vitamini aktivasyonu artmalıdır; ancak bu hastada aktif D vitamini (1,25-OH) paradoksik olarak düşüktür.
3
Bu tabloya 'Fosfatonin' adı verilen ve böbrekten fosfor atılımını artırırken D vitamini aktivasyonunu baskılayan bir madde (FGF-23) neden olmaktadır.

Daha Fazla Pratik

Primer Hiperparatiroidizm ile TİO laboratuvar ayrımını (Kalsiyum ve 1,25-OH D vit düzeyleri üzerinden) gözden geçiriniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 278Soru

İmmün kontrol noktası inhibitörleri (antiPD1anti-PD-1, antiPDL1anti-PD-L1, antiCTLA4anti-CTLA-4) ile tedavi edilen hastalarda gözlenen immün ilişkili yan etkiler (irAEirAE) ve bu ilaçların genel özellikleri ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: irAEirAE'ler; TT hücrelerinin aşırı aktivasyonu ve periferik toleransın bozulması sonucu ortaya çıkan, hemen her organı tutabilen inflamatuar veya otoimmün benzeri tablolardır.

Cevap

İmmün ilişkili yan etkiler (irAEirAE), TT hücrelerinin aşırı aktivasyonu ve periferik toleransın bozulması sonucu ortaya çıkan inflamatuar/otoimmün benzeri tablolardır.
İmmün kontrol noktası inhibitörlerinin etki mekanizması, TT hücrelerinin üzerindeki inhibe edici yolakları bloke ederek immün sistemin tümöre karşı yeniden uyarılmasıdır. Ancak bu uyarılma, vücudun kendi sağlıklı dokularını yabancı gibi algılamasına ve periferik toleransın kaybına yol açarak otoimmün benzeri inflamatuar yan etkilere (irAEirAE) neden olur.

Adım Adım Çözüm

1
İmmün kontrol noktası inhibitörlerinin (ICIICI) temel etki mekanizmasını tanımla.
TT hücreleri üzerindeki 'fren' mekanizmalarını (PD1PD-1, CTLA4CTLA-4) bloke ederek immün sistemi aktive ederler.
Yan etkilerin neden otoimmün benzeri olduğunu anlamak için mekanizmayı bilmek gerekir.
2
irAEirAE'lerin karakteristik özelliklerini klasik kemoterapi yan etkileriyle karşılaştır.
irAEirAE'ler doğrudan sitotoksik hasardan ziyade immün aracılı inflamatuar süreçlerdir ve genellikle doza bağımlı değildirler.
Tedavi yönetimindeki farklılıkları (doz azaltımı vs. steroid kullanımı) ayırt etmek için gereklidir.
3
Monoklonal antikorlar (mAbmAb) ile tirozin kinaz inhibitörlerinin (TKITKI) yapısal farklarını değerlendir.
mAbmAb'lar büyük proteinler olup parenteral uygulanırken, TKITKI'lar küçük moleküllerdir ve oral yolla kullanılırlar.
Terminoloji ve klinik uygulama farklarını doğrulamak için gereklidir.

Anahtar Kavram

İmmün kontrol noktası inhibitörlerine bağlı toksisitenin (irAEirAE) otoimmün doğası ve farmakolojik özellikleri.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 279Soru

İmmün kontrol noktası inhibitörleri (I˙KNI˙\text{İKNİ}), kanser immünoterapisinde T-hücre aktivasyonunu düzenleyen farklı kontrol noktalarını hedef alarak etki gösterirler. Bu yolaklardan CTLA4CTLA-4 (Sitotoksik T-Lenfosit İlişkili Antijen 4) ve PD1PD-1 (Programlı Ölüm 1) arasındaki fizyolojik ve klinik farklar göz önüne alındığında, aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: PD1PD-1 yolu, aktive olmuş T-hücrelerinin periferik dokulardaki sitotoksik aktivitelerini kısıtlayarak immün toleransı sağlar ve kronik enflamasyona bağlı doku hasarını önler.

Cevap

Doğru ifade, PD1PD-1 yolunun periferik dokularda aktive T-hücrelerini kısıtlayarak immün toleransı sağladığını belirten seçenektir.
Doğru yanıt olan seçenek, PD1PD-1 yolunun fizyolojik rolünü tam olarak açıklar. PD1PD-1, T-hücresi aktive olduktan sonra periferik dokulara gittiğinde, bu hücrelerin aşırı sitotoksik aktivite göstererek sağlıklı dokulara zarar vermesini engellemek için geliştirilmiş bir kontrol mekanizmasıdır. Bu nedenle efektör fazda etki gösterir.

Adım Adım Çözüm

1
CTLA4CTLA-4 ve PD1PD-1 yolaklarının anatomik yerleşimini belirle.
CTLA4CTLA-4 lenf nodlarında (hazırlık fazı), PD1PD-1 ise periferik dokularda/tümörde (efektör faz) baskındır.
Bu iki yolak, immün yanıtın farklı evrelerinde 'fren' görevi görür.
2
Moleküler etkileşimleri değerlendir.
CTLA4CTLA-4, B7B7 molekülleri için CD28CD28 ile yarışır. PD1PD-1 ise PDL1PD-L1 ve PDL2PD-L2 ligandları ile bağlanır.
Farklı ligand etkileşimleri, tedavideki hedef spesifikliğini belirler.
3
Klinik yan etki potansiyelini karşılaştır.
CTLA4CTLA-4 blokajı (proksimal etki) > PD1PD-1 blokajı (distal etki) toksisite profili.
Erken evre blokaj, daha kontrolsüz ve geniş çaplı bir immün aktivasyona yol açar.

Anahtar Kavram

CTLA4CTLA-4 ve PD1PD-1 arasındaki fizyolojik ve klinik temel farklar (Priming vs Efektör Faz).

Daha Fazla Pratik

İmmün ilişkili yan etkilerin (irAE) yönetiminde hangi grade'den itibaren sistemik kortikosteroid tedavisine başlanması gerektiğini gözden geçirin.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 280Soru

Akut Lenfoblastik Lösemi (ALL) tanısıyla indüksiyon kemoterapisi (Vinkristin, Steroid, L-Asparaginaz, Daunorubisin) alan 22 yaşındaki erkek hasta, tedavinin 14. gününde ani başlayan şiddetli baş ağrısı ve fokal nörolojik defisit ile başvuruyor. Yapılan kranial MR venografisinde superior sagittal sinüs trombozu saptanıyor. Laboratuvar tetkiklerinde hipofibrinojenemi ve Antitrombin III düzeyinde azalma tespit ediliyor. Aşağıdaki ilaçlardan hangisi, protein sentezini inhibe ederek bu koagülasyon bozukluğuna yol açma riski en yüksektir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: L-Asparaginaz

Cevap

L-Asparaginaz
Soruda tarif edilen tablo L-Asparaginaz kullanımına bağlı gelişen trombotik komplikasyondur. L-Asparaginaz, asparajin amino asidini hidrolize ederek protein sentezini inhibe eder. Bu durum sadece tümör hücrelerini değil, karaciğerde sentezlenen proteinleri de etkiler. Özellikle Antitrombin III, Protein C, Protein S ve plazminojen gibi antikoagülan/fibrinolitik proteinlerin sentezinin azalması, hastayı tromboza (özellikle serebral venöz sinüs trombozu) yatkın hale getirir. Aynı zamanda fibrinojen sentezinin azalması hipofibrinojenemiye neden olur.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tabloyu tanımla
ALL tedavisi alan hastada venöz tromboz (sinüs trombozu) ve pıhtılaşma faktörlerinde (ATIII, Fibrinojen) düşüklük.
Yan etkinin karakteristiğini belirlemek için semptom ve laboratuvar bulgularını birleştirmek gerekir.
2
İlaç mekanizmasını eşleştir
L-Asparaginaz, asparajin amino asidini yıkarak protein sentezini durdurur.
L-Asparaginazın etki mekanizması, karaciğerde sentezlenen koagülasyon faktörlerinin (özellikle doğal antikoagülanların) üretimini azaltır.
3
Sonucu doğrula
Antitrombin III sentezinin azalması hiperkoagübiliteye ve tromboza (özellikle santral sinir sistemi venöz trombozlarına) yol açar.
Bu yan etki profili L-Asparaginaz için patognomoniktir.

Anahtar Kavram

L-Asparaginaz Toksisitesi ve Hiperkoagübilite

İpuçları

1
Bu ilaç ALL indüksiyon tedavisinin temel taşlarından biridir ve etkisi bir amino asidi ortamdan uzaklaştırmaya dayanır.
2
İlacın yan etkisi, karaciğerde üretilen pıhtılaşma önleyici faktörlerin (Antitrombin III gibi) sentezinin bozulmasıyla ilişkilidir.
3
Vinkristin sinir hasarı, Daunorubisin kalp hasarı yaparken; bu ilaç pankreatit ve tromboz ile bilinir.

Daha Fazla Pratik

L-Asparaginaz ilişkili diğer önemli yan etki olan Akut Pankreatit tablosunu gözden geçiriniz.
Tahmini Süre:1m 30s
ÖncekiSayfa 14 / 18Sonraki
Onkoloji — TUS - Tıpta Uzmanlık Sınavı — Sayfa 14 | Examkin