Onkoloji

351 soru

Soru 281Soru

Akut miyeloid lösemi (AML) tanısıyla remisyon sonrası konsolidasyon tedavisi amacıyla yüksek doz sitarabin (3g/m23 g/m^2) protokolü uygulanan 42 yaşındaki erkek hastada, tedavinin dördüncü gününde nörolojik muayenede dizmetri, disdiadokokinezi ve trunkal ataksi saptanmıştır. Bu hastada gelişen nörolojik tablonun ciddiyetini artıran en önemli risk faktörü aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Böbrek fonksiyonlarında bozulma (Kreatinin klirensi < 60 ml/dak)

Cevap

Böbrek fonksiyonlarında bozulma (Kreatinin klirensi < 60 ml/dak), yüksek doz sitarabin kullanımında serebellar toksisite riskini artıran en kritik klinik faktördür.
Yüksek doz sitarabin (>1g/m2> 1 g/m^2) kullanımında serebellar korteksteki Purkinje hücreleri hasar görebilir. Bu toksisitenin ana sorumlusu olan Ara-U metaboliti böbrek yoluyla atıldığından, kreatinin klirensinin 60 ml/dakika'nın altında olması toksisite riskini ve ciddiyetini en çok artıran faktördür. Klinik olarak hastada nistagmus, ataksi ve dizmetri gibi serebellar bulgular ortaya çıkar.

Adım Adım Çözüm

1
Hastadaki klinik semptomların (ataksi, dizmetri, disdiadokokinezi) anatomik lokalizasyonunu belirle.
Bu bulgular serebellar disfonksiyona işaret etmektedir.
Serebellar toksisite, yüksek doz sitarabin (HiDAC) tedavisinin karakteristik ve doz kısıtlayıcı bir yan etkisidir.
2
Sitarabin farmakokinetiğini ve metabolizmasını analiz et.
Sitarabin, sitidin deaminaz ile urasil arabinozid (Ara-U) metabolitine dönüşür.
Ara-U nörotoksiktir ve vücuttan esas olarak böbrekler yoluyla uzaklaştırılır.
3
Toksisiteyi artıran risk faktörlerini karşılaştır.
Böbrek yetmezliği, yaş (> 60) ve doz miktarı önemli risk faktörleridir; ancak renal klirens en belirleyici olandır.
Kreatinin klirensi 60 ml/dakika'nın altında olan hastalarda metabolit birikimi dramatik şekilde artar.

Anahtar Kavram

Yüksek doz sitarabin nörotoksisitesinde (serebellar sendrom) en önemli predispozan faktör böbrek fonksiyon bozukluğudur.

Daha Fazla Pratik

Antrasiklinlerin (Doxorubicin) doz bağımlı kardiyotoksisitesi ile Trastuzumab'ın doz bağımsız ve geri dönüşümlü kardiyotoksisitesi arasındaki farkları gözden geçirin.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 282Soru

56 yaşında, 5050 paket-yıl sigara öyküsü olan erkek hasta; son birkaç aydır bacaklarında giderek artan halsizlik, merdiven çıkmada zorlanma, ağız kuruluğu ve erektil disfonksiyon şikayetleriyle başvuruyor. Fizik muayenede proksimal kas gruplarında güçsüzlük saptanıyor; derin tendon refleksleri (DTR) başlangıçta alınamıyor ancak hastanın kaslarını birkaç saniye maksimal kasmasını takiben yapılan muayenede reflekslerin geri döndüğü ve kas gücünün arttığı (post-tetanik fasilitasyon) gözleniyor. Laboratuvar incelemesinde serum kalsiyum, magnezyum ve kreatin kinaz (CK) düzeyleri normal saptanıyor. Toraks tomografisinde hiler yerleşimli, santral kitle izlenen bu hastadaki klinik tablodan sorumlu olan temel patofizyolojik mekanizma aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Presinaptik voltaj bağımlı P/Q tipi kalsiyum kanallarına karşı antikor gelişimi

Cevap

Presinaptik voltaj bağımlı P/Q tipi kalsiyum kanallarına karşı antikor gelişimi
Vakadaki proksimal güçsüzlük, azalmış derin tendon reflekslerinin egzersizle geri dönmesi ve eşlik eden otonomik bulgular (ağız kuruluğu, erektil disfonksiyon) tipik bir Lambert-Eaton Myastenik Sendromu tablosudur. Bu sendromun temel mekanizması, presinaptik uçta bulunan voltaj bağımlı P/Q tipi kalsiyum kanallarına karşı oluşan otoantikorlardır. Bu durum asetilkolin salınımını bozarak nöromüsküler iletiyi engeller.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguları analiz et
Proksimal kas güçsüzlüğü, ağız kuruluğu (otonom bulgu) ve post-tetanik fasilitasyon saptandı.
DTR'lerin egzersizle geri dönmesi ve otonomik semptomlar Lambert-Eaton Sendromu (LEMS) için karakteristiktir.
2
Tümör ve sendrom ilişkisini kur
Ağır sigara öyküsü ve hiler kitle varlığı, Küçük Hücreli Akciğer Kanseri (KHAK) zemininde gelişen bir tabloyu düşündürür.
LEMS olgularının yaklaşık %50-60'ı malignite ile ilişkilidir ve bunların büyük çoğunluğu KHAK'tır.
3
Patofizyolojik mekanizmayı belirle
Tanı LEMS; mekanizma ise presinaptik P/Q tipi voltaj bağımlı kalsiyum kanallarıdır (VGCC).
Bu kanallar bloke edildiğinde, sinir uyarısı geldiğinde içeri kalsiyum giremez ve asetilkolin vezikülleri boşalamaz.

Anahtar Kavram

Lambert-Eaton Myastenik Sendromu (LEMS) Patofizyolojisi
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 283Soru

Akut miyeloid lösemi (AML) nedeniyle indüksiyon kemoterapisi alan 52 yaşındaki erkek hastada, nötropeni derinleşiyor (Mutlak Nötrofil Sayısı <100/mm³) ve ateş yüksekliği gelişiyor. Hastaya ampirik olarak Piperasilin-Tazobactam tedavisi başlanıyor. Tedavinin 96. saatinde (4. gün) hastanın ateşi 38,5°C olarak devam ediyor. Hastanın genel durumu iyi, hemodinamisi stabil seyrediyor. Fizik muayenede kateter trasesinde hiperemi, ciddi mukozit veya ciltte döküntü saptanmıyor. Kan ve idrar kültürlerinde üreme bildirilmiyor.

Bu hasta için en uygun tedavi yaklaşımı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Tedaviye ampirik antifungal ajan eklenmesi

Cevap

Tedaviye ampirik antifungal ajan (örneğin Kaspofungin veya Lipozomal Amfoterisin B) eklenmesi
Nötropenik ateş, onkolojik aciller kapsamında değerlendirilmesi gereken kritik bir durumdur. Yüksek riskli (uzamış nötropeni beklenen) hastalarda, geniş spektrumlu antibiyotik (Piperasilin-Tazobactam vb.) başlanmasına rağmen ateşin 4-7 gün (96 saat ve üzeri) devam etmesi durumunda, sekonder fungal enfeksiyon riski belirgin şekilde artar. Bu nedenle uluslararası rehberler, bu aşamada tedaviye ampirik antifungal (küf ve maya etkili) eklenmesini önerir.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın risk grubunu ve klinik durumunu değerlendir
Yüksek riskli (AML indüksiyonu), derin nötropenik (<100/mm³) ve persistan ateşi (96. saat) olan ancak hemodinamik olarak stabil bir hasta.
Risk grubu ve ateşin süresi tedavi stratejisini belirler.
2
Mevcut antibiyoterapiye yanıtı ve ek endikasyonları analiz et
4 gündür Piperasilin-Tazobactam almasına rağmen ateş düşmemiş. Gram pozitif enfeksiyonu düşündürecek (mukozit, kateter enfeksiyonu, instabilite) spesifik bulgu yok.
Vankomisin gibi gram pozitif etkili ajanların gereksiz kullanımını önlemek için endikasyon aranmalıdır.
3
Persistan ateş yönetimi için rehber (IDSA/ESMO) önerisini uygula
Antibiyoterapiye rağmen 4-7 gün devam eden ateşte en olası nedenlerden biri fungal enfeksiyonlardır.
Yüksek riskli hastalarda persistan nötropenik ateşte ampirik antifungal tedavi standart yaklaşımdır.

Anahtar Kavram

Nötropenik ateş yönetiminde 4-7. günde persistan ateş varlığında ampirik antifungal tedavi endikasyonu

İpuçları

1
Hastanın ateşi 4 gündür geniş spektrumlu antibiyotiğe rağmen düşmemiştir ve hasta yüksek risk grubundadır.
2
Fizik muayenede Vankomisin eklenmesini gerektirecek (cilt, kateter, mukoza) bir odak bulunmamaktadır.
3
Uzayan nötropenik ateşte bakteriyel etkenlerden sonra en sık karşılaşılan ve ampirik tedavi gerektiren patojen grubu mantarlardır.

Daha Fazla Pratik

Nötropenik ateşte Vankomisin başlama endikasyonlarını gözden geçiriniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 284Soru

68 yaşında, 5050 paket-yıl sigara öyküsü olan erkek hasta; son bir aydır artan halsizlik, kabızlık, aşırı su içme ve sık idrara çıkma şikayetleriyle başvuruyor. Yapılan laboratuvar incelemesinde kalsiyum düzeyi 13.2mg/dL13.2 \, mg/dL (normal: 8.510.58.5-10.5), fosfor düzeyi 2.1mg/dL2.1 \, mg/dL (normal: 2.54.52.5-4.5) ve paratiroid hormon (PTH) düzeyi baskılanmış olarak saptanıyor. Akciğer grafisinde hiler bölgede (santral) kitle izlenen bu hastada, mevcut klinik tabloya neden olan en olası akciğer kanseri tipi hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yassı (skuamöz) hücreli karsinom

Cevap

Hiperkalsemi ve düşük fosfor bulguları eşliğinde santral kitle izlenen sigara içicisi bir hastada en olası tanı yassı (skuamöz) hücreli karsinomdur.
Hastadaki hiperkalsemi, hipofosfatemi ve baskılanmış PTH bulguları, tümörden salgılanan PTHrP (paratiroid hormon benzeri protein) varlığını kanıtlamaktadır. Bu paraneoplastik tablo, akciğer maligniteleri arasında en sık santral yerleşimli yassı (skuamöz) hücreli karsinomda görülür.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik belirtileri ve laboratuvar bulgularını analiz et.
Poliüri, polidipsi ve kabızlık hiperkalsemiyi; yüksek kalsiyum, düşük fosfor ve baskılanmış PTH ise paratiroid dışı (paraneoplastik) bir hiperkalsemiyi işaret eder.
Maligniteye bağlı hiperkalsemide genellikle tümörden salgılanan PTHrP etkindir ve bu durum kemik/böbrek üzerinde PTH etkisini taklit ederek PTH'ı baskılar.
2
Akciğer kanseri tipi ile paraneoplastik sendromu eşleştir.
Santral yerleşimli tümör ve hiperkalsemi birlikteliği yassı hücreli karsinomu gösterir.
Yassı hücreli akciğer kanseri, PTHrP (paratiroid hormon benzeri protein) salgılamasıyla bilinen en karakteristik tümördür.

Anahtar Kavram

Akciğer kanserlerinde paraneoplastik sendrom-histoloji eşleşmesi (Skuamöz hücreli CA -> Hiperkalsemi).
Soru 285Soru

Onkolojik hastaların klinik yönetiminde kullanılan tümör belirteçleri ve standart kanser tarama yöntemleri ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: CA-125, epitelyal over kanserli hastalarda tedaviye yanıtın değerlendirilmesi ve nükslerin takibinde kullanılan temel belirteçtir.

Cevap

Epitelyal over kanserinde tedavi takibi ve nüks saptanmasında CA-125 kullanımı doğrudur.
Doğru olan ifade CA-125'in over kanserindeki kullanımıdır. Epitelyal over kanserinde CA-125 düzeyi, cerrahi ve kemoterapi sonrası tedavi başarısını değerlendirmede ve klinik olarak belirti vermeyen erken nüksleri (biyokimyasal nüks) yakalamada altın standart takip yöntemidir.

Adım Adım Çözüm

1
Tümör belirteçlerinin temel kullanım amacını belirle.
Tümör belirteçlerinin çoğu (PSA hariç) tarama amaçlı değil, takip ve tedavi yanıtını izleme amaçlıdır.
Belirteçlerin düşük özgüllüğü, genel popülasyonda tarama yapıldığında çok fazla yalancı pozitifliğe neden olur.
2
Spesifik belirteç-tümör eşleşmelerini kontrol et.
CEA-Kolon, AFP-Karaciğer/Testis, CA 125-Over, CA 19-9-Pankreas eşleşmeleri standarttır.
Her belirteç farklı doku tiplerinden sentezlenir.
3
Kabul görmüş tarama yöntemlerinin kriterlerini hatırla.
Kolon kanseri için kolonoskopi, meme için mamografi, akciğer için yüksek riskli grupta LDCT kullanılır.
Tarama yöntemleri, hastalığın mortalitesini azalttığı kanıtlanmış modaliteler olmalıdır.

Anahtar Kavram

Tümör belirteçlerinin (CEA, CA-125, CA 19-9) primer kullanım alanı tarama değil, malignite tanısı almış hastaların takibidir.

İpuçları

1
Tümör belirteçlerinin çoğu tarama (screening) değil, takip (monitoring) amaçlıdır.
2
Kolon kanseri taramasında kan testi değil, invaziv yöntemler (kolonoskopi) veya dışkı testleri tercih edilir.

Daha Fazla Pratik

AFP'nin tarama amacıyla kullanıldığı tek spesifik klinik durumu (sirozlu hastalarda HCC taraması) inceleyiniz.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 286Soru

5252 yaşında erkek hasta, genel sağlık kontrolü ve kapsamlı bir "kanser taraması" yaptırmak amacıyla polikliniğe başvuruyor. Öz geçmişinde 2525 paket-yıl sigara öyküsü olduğu, ancak 1212 yıl önce sigarayı tamamen bıraktığı öğreniliyor. Soy geçmişinde babasının 6060 yaşında pankreas kanseri nedeniyle kaybedildiği belirtiliyor. Fizik muayenesi ve rutin laboratuvar tetkikleri normal saptanan hasta, babasının hastalığı nedeniyle özellikle karsinoembriyonik antijen (CEA) ve CA 19-9 gibi tümör belirteçlerinin bakılmasını talep ediyor.

Güncel tarama kılavuzları ve klinik onkoloji prensipleri dikkate alındığında, bu hasta için en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yıllık düşük doz bilgisayarlı tomografi (DDBT) ve kolonoskopi planlanmalı; tarama amaçlı serum tümör belirteçleri bakılmamalıdır.

Cevap

En uygun yaklaşım, hastaya yıllık düşük doz bilgisayarlı tomografi (DDBT) ve kolonoskopi önerilmesi, ancak tarama amaçlı serum tümör belirteçlerinin istenmemesidir.
Güncel onkoloji kılavuzlarına göre, akciğer kanseri taraması için 508050-80 yaş arası, en az 2020 paket-yıl sigara öyküsü olan ve son 1515 yıl içinde sigarayı bırakmış bireylere yıllık düşük doz bilgisayarlı tomografi (DDBT) önerilmektedir. Hasta 5252 yaşında ve 2525 paket-yıl öyküsüyle bu kriterleri karşılar. Ayrıca kolorektal kanser tarama yaşında (>4550>45-50) olduğu için kolonoskopi endikedir. CEA ve CA 19-9 gibi belirteçlerin asemptomatik bireylerde tarama amaçlı kullanımı, düşük tanısal doğrulukları nedeniyle önerilmemektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Akciğer kanseri tarama kriterlerini değerlendir.
Hasta 5252 yaşında, >20>20 paket-yıl sigara içmiş ve <15<15 yıl (1212 yıl) önce bırakmış. Bu kriterlerle yıllık DDBT endikedir.
USPSTF 2021 güncel kılavuzuna göre 508050-80 yaş arası, en az 2020 paket-yıl öyküsü olan ve halen içen veya son 1515 yıl içinde bırakanlara yıllık DDBT önerilir.
2
Kolorektal kanser tarama ihtiyacını belirle.
Hasta 5252 yaşında olduğu için kolonoskopi ile tarama programına alınmalıdır.
Standart riskli bireylerde kolorektal kanser taraması 455045-50 yaşlarında başlar.
3
Tümör belirteçlerinin taramadaki rolünü analiz et.
CEA ve CA 19-9 gibi belirteçlerin asemptomatik bireylerde tarama amaçlı kullanımı önerilmez.
Bu belirteçlerin düşük spesifitesi yanlış pozitifliklere ve gereksiz ileri tetkiklere yol açar; pankreas kanseri taraması sadece çok yüksek riskli (örn. herediter sendromlar) gruplarda özelleşmiş merkezlerde yapılır.

Anahtar Kavram

Akciğer Kanseri Tarama Kriterleri ve Tümör Belirteçlerinin Kullanım Sınırları

Daha Fazla Pratik

Akciğer kanseri taramasının hangi durumlarda (yaş sınırı veya sigara bırakma süresi) sonlandırılması gerektiğini gözden geçirin.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 287Soru

Onkoloji pratiğinde kullanılan immün kontrol noktası inhibitörlerinin moleküler etki mekanizmaları ve ligand etkileşimleri değerlendirildiğinde; PD1PD-1 inhibitörleri (pembrolizumab, nivolumab) ile PDL1PD-L1 inhibitörleri (atezolizumab, durvalumab) arasındaki farmakolojik farklarla ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: PD1PD-1 inhibitörleri reseptörün hem PDL1PD-L1 hem de PDL2PD-L2 ligandları ile etkileşimini bloke ederken; PDL1PD-L1 inhibitörleri PDL2PD-L2 ve PD1PD-1 arasındaki etkileşimi koruyarak periferik immün toleransın devamına olanak tanır.

Cevap

PD-1 inhibitörleri hem PD-L1 hem de PD-L2 ligand etkileşimini bloke ederken; PD-L1 inhibitörleri PD-L2/PD-1 etkileşimini korur.
Doğru yanıt olan seçenek, bu iki grup ajan arasındaki en temel moleküler farkı tanımlar. PD1PD-1 inhibitörleri (nivolumab, pembrolizumab), TT hücresi üzerindeki reseptörü kapatarak hem PDL1PD-L1 hem de PDL2PD-L2 kaynaklı inhibitör sinyalleri keser. Buna karşın PDL1PD-L1 inhibitörleri (atezolizumab, durvalumab), sadece tümör veya ASHASH üzerindeki PDL1PD-L1'i bloke eder. Bu sayede PDL2PD-L2 ligandı, TT hücresi üzerindeki PD1PD-1 ile etkileşime girmeye devam edebilir. PDL2PD-L2'nin korunması, özellikle akciğer dokusunda immün aracılı hasarın (pnömoni) önlenmesinde koruyucu bir mekanizma olarak kabul edilir.

Adım Adım Çözüm

1
PD1PD-1 reseptörünün ligandlarını belirle.
PD1PD-1 reseptörü hem PDL1PD-L1 hem de PDL2PD-L2 ligandlarına bağlanabilir.
İmmün kontrol noktasının tam olarak anlaşılması için ligand çeşitliliğinin bilinmesi gerekir.
2
PD1PD-1 inhibitörlerinin (antikorlarının) bağlanma yerini analiz et.
Antikor reseptöre (PD1PD-1) bağlanır ve her iki ligandın buraya ulaşmasını engeller.
Reseptör blokajı, tüm ligand etkileşimlerini devre dışı bırakır.
3
PDL1PD-L1 inhibitörlerinin bağlanma yerini analiz et.
Antikor ligandlardan sadece birine (PDL1PD-L1) bağlanır; PDL2PD-L2 serbest kalır ve PD1PD-1 ile etkileşime devam edebilir.
Ligand spesifik blokaj, alternatif ligand yollarını korur.
4
PDL2PD-L2 korunmasının klinik önemini değerlendir.
PDL2PD-L2, özellikle akciğer gibi periferik dokularda immün homeostazın korunmasında rol oynar.
Bu fark, iki ilaç grubu arasındaki toksisite profili (örneğin pnömoni riski) farklılıklarının teorik temelini oluşturur.

Anahtar Kavram

PD-1 ve PD-L1 inhibitörleri arasındaki ligand seçiciliği farkı (PDL2PD-L2 korunması).
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 288Soru

3434 yaşında erkek hasta, son iki haftadır karında hızla artan şişkinlik, halsizlik ve iştahsızlık şikayetiyle başvuruyor. Fizik muayenede batında masif asit, splenomegali ve yaygın lenfadenopatiler saptanıyor. Laboratuvar incelemesinde; LDH: 5.2005.200 U/L, Ürik asit: 16.416.4 mg/dL, Kreatinin: 2.82.8 mg/dL, Potasyum: 5.15.1 mEq/L, Kalsiyum: 8.28.2 mg/dL ve Fosfor: 3.23.2 mg/dL (Normal: 2.54.52.5-4.5 mg/dL) olarak saptanıyor. Henüz herhangi bir sitotoksik tedavi başlanmayan bu hastadaki klinik ve laboratuvar tablosuyla ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Tablo spontan tümör lizis sendromu (STLS) olup, fosfor düzeyinin normal olması nükleik asit sentezi için geri alıma bağlıdır.

Cevap

Klinik tablo spontan tümör lizis sendromu (STLS) ile uyumludur ve bu durumda fosforun normal olması, hızla çoğalan hücrelerin fosforu nükleik asit sentezi için geri almasına bağlıdır.
Doğru yanıt olan STLS ve nükleik asit sentezi ilişkisi, fizyopatolojik bir gerçektir. Spontan Tümör Lizis Sendromu, sitotoksik tedavi öncesinde hücrelerin hızla yıkılması ve eş zamanlı olarak hayatta kalan hücrelerin hızla çoğalmasıyla karakterizedir. Hayatta kalan hücreler, yıkılan hücrelerden açığa çıkan fosforu yeni DNA/RNA sentezi için kullandıklarından (re-uptake), STLS'de serum fosfor düzeyi genellikle normal sınırlarda kalır. Bu durum, tedaviye bağlı gelişen ve şiddetli hiperfosfatemi ile seyreden klasik TLS'den en önemli ayırıcı noktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik verilerin analizi
Yüksek LDH (5.2005.200), aşırı hiperürisemi (16.416.4) ve akut böbrek hasarı saptandı.
Bu bulgular, kemoterapi almamış bir hastada masif hücre yıkımını işaret eder.
2
Metabolik durumun tanımlanması
Tablo 'Spontan Tümör Lizis Sendromu' (STLS) olarak tanımlandı.
Tedavi öncesi gelişen bu durum, genellikle Burkitt lenfoma gibi çok yüksek proliferasyon indeksli tümörlerde görülür.
3
Fosfor mekanizmasının değerlendirilmesi
Fosforun normal (3.23.2 mg/dL) olması STLS için karakteristiktir.
Tedaviye bağlı TLS'de hücreler ölür ve fosfor salınır; STLS'de ise canlı kalan hücreler fosforu yeni hücre sentezi için ortamdan temizler.

Anahtar Kavram

Spontan Tümör Lizis Sendromu'nda (STLS) Fosfor Dinamiği

Daha Fazla Pratik

STLS ve tedaviye bağlı TLS arasındaki farkları içeren bir karşılaştırma tablosunu incelemek konuyu pekiştirecektir.

Alternatif Yöntem

Laboratuvar TLS (Cairo-Bishop) kriterlerini hatırlayarak; fosfor hariç diğer parametrelerin (ürik asit, potasyum, kalsiyum) en az ikisinin bozuk olmasının tanı için yeterli olduğunu düşünebilirsiniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 289Soru

Von Hippel-Lindau (VHLVHL) tümör baskılayıcı geninin inaktivasyonu, hem kalıtsal hem de sporadik berrak hücreli renal hücreli karsinom (RHKRHK) patogenezinde merkezi bir rol oynamaktadır. Karsinogenez sürecinde VHLVHL proteininin (pVHLpVHL) temel moleküler fonksiyonu ve HIF1αHIF-1\alpha (hipoksi ile indüklenen faktör) ile olan ilişkisi göz önüne alındığında, aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bir E3E3 ubiquitin ligaz kompleksinin tanıma birimi olarak görev yapar ve hidroksillenmiş HIF1αHIF-1\alpha'nın proteazomal yıkımını sağlar.

Cevap

pVHL proteininin temel görevi, normoksik koşullarda hidroksillenmiş HIF-1α proteinini tanıyan bir E3 ubiquitin ligaz kompleksi olarak çalışmak ve bu sayede HIF-1α'nın proteazomal yıkımını gerçekleştirmektir.
VHL proteini, elongin B, elongin C ve cullin-2 ile birlikte bir E3 ubiquitin ligaz kompleksi oluşturur. Bu kompleks, normoksik (yeterli oksijenli) ortamda prolyl hidroksilazlar tarafından hidroksillenmiş olan HIF-1α proteinini tanır, ubiquitinlerle işaretler ve proteazomda yıkılmasını sağlayarak hücredeki anjiyojenik sinyalleri baskılar.

Adım Adım Çözüm

1
Oksijen varlığının (normoksi) değerlendirilmesi
HIF1αHIF-1\alpha üzerindeki prolin kalıntıları prolyl hidroksilaz (PHD) enzimleri tarafından hidroksillenir.
Oksijen bu enzimler için zorunlu bir kofaktördür.
2
pVHL'nin hidroksillenmiş bölgeyi tanıması
pVHL, ubiquitin ligaz kompleksinin (VBC kompleksi) bir parçası olarak hidroksillenmiş HIF1αHIF-1\alpha'ya bağlanır.
pVHL'nin substrat tanıma bölgesi sadece hidroksillenmiş prolinleri tanıyacak şekilde evrimleşmiştir.
3
Ubiquitinasyon ve proteazomal yıkım
HIF1αHIF-1\alpha proteinine ubiquitin zincirleri eklenir ve 26S proteazomunda parçalanır.
Sürekli sentezlenen HIF1αHIF-1\alpha'nın hücre içi seviyelerinin normoksik ortamda düşük tutulması sağlanır.
4
VHL mutasyonunun etkisinin analizi
pVHL işlevini yitirdiğinde, ortamda oksijen olsa bile HIF1αHIF-1\alpha yıkılamaz, stabilize olur ve nükleusa girerek anjiyojenik genleri (VEGF,PDGF,EPOVEGF, PDGF, EPO) aktive eder.
Bu duruma 'psödohipoksi' (yalancı hipoksi) denir ve tümörün aşırı vaskülarizasyonuna (anjiyogenez) neden olur.

Anahtar Kavram

VHL-HIF-1α Ekseni ve Proteazomal Yıkım Yolağı

Daha Fazla Pratik

VHL sendromundaki diğer tümörlerin (serebellar hemanjioblastom, feokromositoma) görülme sıklığını ve patogenezini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 290Soru

Onkoloji pratiğinde kullanılan hedefe yönelik tedaviler ve immünoterapiler; moleküler yapılarına, etki mekanizmalarına ve uygulama yollarına göre önemli farklılıklar gösterir. Bu ajanların farmakolojik özellikleri, isimlendirme kuralları ve klinik yönetim prensipleri göz önüne alındığında, aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Monoklonal antikorlar, protein yapıda oldukları ve FcRnFcRn reseptörleri aracılığıyla yıkımdan korundukları için uzun yarı ömre sahipken; tirozin kinaz inhibitörlerinin yarı ömürleri genellikle çok daha kısadır.

Cevap

Monoklonal antikorların protein yapısı ve geri emilim mekanizmaları sayesinde uzun yarı ömre sahip olması, tirozin kinaz inhibitörlerinin ise kısa yarı ömürlü olması doğru bir ifadedir.
Monoklonal antikorlar (mAb), protein yapısında olmaları ve hücrelerdeki neonatal FcFc reseptörleri (FcRnFcRn) aracılığıyla lizozomal yıkımdan kurtarılarak tekrar dolaşıma verilmeleri sayesinde 2-3 haftaya varan uzun yarı ömürlere sahiptir. Buna karşılık küçük molekül inhibitörleri (TKI), genellikle sitokrom P450P450 sistemiyle hızla metabolize edilirler ve yarı ömürleri saatler ile sınırlıdır.

Adım Adım Çözüm

1
İlaç sınıflarının (mAb ve TKI) yapısal özelliklerini karşılaştırın.
Monoklonal antikorlar büyük proteinlerdir, TKI'lar küçük kimyasal moleküllerdir.
Yapısal farklar uygulama yolunu ve farmakokinetiği belirler.
2
İsimlendirme (nomenklatür) kurallarını değerlendirin.
"-umab" insan kaynaklı, "-zumab" hümanize, "-ximab" kimerik antikoru temsil eder.
Antikorun kaynağı immünojenite riskini etkiler.
3
İmmün kontrol noktası inhibitörlerinin (ICI) etki yerlerini belirleyin.
CTLA4CTLA-4 blokajı lenf nodunda (priming), PD1/PDL1PD-1/PD-L1 blokajı periferde (effektör faz) gerçekleşir.
Bu ayrım yan etki profili ve etki zamanlamasını anlamak için kritiktir.
4
İmmün ilişkili yan etki (irAE) yönetim prensiplerini gözden geçirin.
Ağır irAE durumunda doz azaltımı yapılmaz, tedavi durdurulur ve immünsüpresyon (steroid) başlanır.
İmmün yanıtın mekanizması kemoterapiden farklıdır.

Anahtar Kavram

Hedefe yönelik ajanlarda monoklonal antikorlar ile tirozin kinaz inhibitörlerinin farmakolojik ve klinik farkları.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 291Soru

50 yaşında kadın hastanın fizik muayenesinde sağ aksiller bölgede ağrısız, sert ve fikse bir lenfadenopati saptanıyor. Lenf nodundan yapılan eksizyonel biyopside "adenokarsinom metastazı" izleniyor. Başka bir sistemik şikayeti ve fizik muayene bulgusu olmayan bu hastada, primer odak olarak öncelikle aşağıdakilerden hangisi araştırılmalıdır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Meme

Cevap

Kadın hastada aksiller bölgedeki adenokarsinom metastazında primer odak öncelikle memedir.
Kadın hastalarda izole aksiller lenf nodu metastazı saptandığında, biyopsi adenokarsinom gösteriyorsa primer odak %90'ın üzerinde olasılıkla memedir. Bu klinik tabloda mammografi ve meme ultrasonu ilk yapılması gereken incelemelerdir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik lokalizasyonu analiz et.
Sağ aksiller bölgede izole adenokarsinom metastazı saptanmıştır.
Primer odağı saptanamayan metastatik bir lenf nodunda, drenaj alanındaki organlar ilk şüphelilerdir.
2
Hastanın cinsiyetini ve histopatolojiyi birleştir.
Kadın hastada adenokarsinom metastazı.
Meme kanseri, kadınlarda aksiller lenfatiklere en sık metastaz yapan adenokarsinomdur.
3
En olası primer odağı belirle.
Primer odak meme dokusu olarak değerlendirilir.
Aksiller lenf nodları, memenin primer lenfatik drenaj yoludur ve bu bölgedeki izole metastazlarda %90'ın üzerinde meme odağı bulunur.

Anahtar Kavram

Aksiller lenfadenopati-Meme kanseri ilişkisi

Daha Fazla Pratik

Primer odağı bilinmeyen tümörlerde (CUP) aksiller tutulumda immünhistokimyasal olarak mammaglobulin ve GCDFP-15 belirteçlerinin meme odağını desteklediğini hatırlayınız.
Tahmini Süre:45s
Soru 292Soru

4848 yaşında kadın hasta, yumuşak doku sarkomu tanısıyla hastaneye yatırılarak yüksek doz kemoterapi tedavisine başlanmıştır. Tedavinin 4848. saatinde hastada uykuya eğilim, konfüzyon ve hallüsinasyonlar gelişmiştir. Hastanın biyokimyasal incelemelerinde ve beyin görüntülemesinde akut patoloji saptanmamıştır. Bu hastadaki nörotoksisite tablosundan aşağıdaki kemoterapötik ajanlardan hangisi en olası sorumludur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Ifosfamid

Cevap

İfosfamid, kloroasetaldehit metaboliti aracılığıyla akut ensefalopati tablosuna (konfüzyon, hallüsinasyon) yol açan kemoterapötik ajandır.
İfosfamid, alkilleyici bir ajan olup yüksek dozlarda kullanıldığında kloroasetaldehit adlı bir metabolit üretir. Bu metabolit merkezi sinir sisteminde toksik etki yaratarak konfüzyon, ajitasyon, hallüsinasyon ve komaya kadar gidebilen bir ensefalopati tablosuna neden olur. Bu tablonun tedavisinde metilen mavisi kullanılabilir.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın klinik semptomlarını ve zamanlamayı analiz et.
Hastanede yüksek doz tedavi alan bir hastada, 48 saat içinde gelişen akut nöropsikiyatrik semptomlar (hallüsinasyon, konfüzyon) saptandı.
İfosfamid ensefalopatisi genellikle tedavinin ilk birkaç gününde ortaya çıkar.
2
Semptomların olası nedenini kemoterapötik ajanlarla ilişkilendir.
İfosfamid kullanımı sırasında oluşan kloroasetaldehit metabolitinin kan-beyin bariyerini geçerek nörotoksisite yaptığı bilinmektedir.
Kloroasetaldehit, mitokondriyal solunum zincirini inhibe ederek bu tabloya yol açar.

Anahtar Kavram

İfosfamid'in kloroasetaldehit metabolitine bağlı gelişen merkezi sinir sistemi toksisitesi (ensefalopati).
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 293Soru

66 yaşında erkek hasta, 5050 paket-yıl sigara öyküsü ile başvuruyor. Son bir haftadır giderek artan halsizlik, iştahsızlık, ağız kuruluğu ve günlük idrar miktarında belirgin artış tarifliyor. Akciğer grafisinde sol hiler bölgede 44 cm çapında kitle izleniyor. Yapılan laboratuvar incelemesinde serum kalsiyum düzeyi 13.513.5 mg/dL (N: 8.510.58.5-10.5), serum fosfor düzeyi 2.22.2 mg/dL (N: 2.54.52.5-4.5) ve PTH düzeyi <5<5 pg/mL (N: 156515-65) olarak saptanıyor.

Bu hastada saptanan klinik ve laboratuvar bulguları eşliğinde, akciğerdeki kitlenin en olası histopatolojik tipi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Skuamöz (yassı) hücreli karsinom

Cevap

Hastanın klinik ve laboratuvar bulguları Skuamöz (yassı) hücreli karsinom ile uyumludur.
Doğru yanıt olan Skuamöz hücreli karsinom, humoral hiperkalseminin en sık nedenidir. Bu tümörlerden salgılanan PTHrP (Paratiroid hormon ilişkili protein), PTH reseptörlerini aktive ederek kemik yıkımını artırır ve böbrekten kalsiyum geri emilimini artırıp fosfor atılımını uyarır. Sonuçta yüksek kalsiyum ve düşük fosfor izlenirken, negatif geri bildirim nedeniyle gerçek PTH seviyeleri baskılanır. Klinik olarak dehidratasyon, poliüri (nefrojenik diyabetes insipidus benzeri etki) ve halsizlik görülür.

Adım Adım Çözüm

1
Elektrolit bozukluğunun belirlenmesi
Serum kalsiyumunun yüksek (13.513.5 mg/dL) ve fosforun düşük (2.22.2 mg/dL) olduğu saptandı.
Hiperkalsemi ve hipofosfatemi tablosu PTH etkisini veya PTH benzeri bir etkiyi düşündürür.
2
Paratiroid hormon (PTH) düzeyinin değerlendirilmesi
PTH düzeyi baskılanmış (<5<5 pg/mL) olarak bulundu.
PTH'nın düşük olması, hiperkalseminin primer hiperparatiroidizmden değil, paratiroid dışı bir kaynaktan (paraneoplastik süreç) kaynaklandığını kanıtlar.
3
Klinik-patolojik eşleştirme
Sigara içen bir hastada hiler kitle ve PTHrP aracılı humoral hiperkalsemi tablosu saptandı.
Akciğerin skuamöz hücreli karsinomu, PTHrP sekresyonuna bağlı Humoral Hiperkalsemi (HHM) yapan en tipik tümördür.

Anahtar Kavram

Paraneoplastik Humoral Hiperkalsemi (HHM) ve Skuamöz Hücreli Akciğer Kanseri İlişkisi
Soru 294Soru

Metastatik malign melanom tanısıyla Nivolumab (anti-PD1PD-1) tedavisi alan 55 yaşındaki erkek hasta, tedavinin 6. haftasında günde 5-6 kez olan kansız ishal ve karın ağrısı şikayetiyle başvuruyor. Yapılan tetkiklerde enfeksiyöz nedenler dışlanıyor ve hastaya Derece 2 (Grade 2) immün ilişkili kolit tanısı konuluyor. Bu hastanın yönetiminde bir sonraki en uygun basamak aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Nivolumab tedavisine ara verilmesi ve oral kortikosteroid (0.51 mg/kg/gu¨n0.5-1 \text{ mg/kg/gün}) başlanması

Cevap

Nivolumab tedavisine ara verilmesi ve oral kortikosteroid (0.51 mg/kg/gu¨n0.5-1 \text{ mg/kg/gün}) başlanması en uygun yaklaşımdır.
İmmün kontrol noktası inhibitörleri (İKNİ) ile gelişen Derece 2 (orta şiddette) kolit vakalarında, tedavi protokolü gereği sorumlu ajana ara verilmeli ve semptomlar Derece 1'e gerileyene kadar oral kortikosteroid (0.51 mg/kg/gu¨n0.5-1 \text{ mg/kg/gün}) başlanmalıdır. Nivolumab bir anti-PD1PD-1 antikorudur ve T-hücreleri üzerindeki fren mekanizmasını kaldırarak immün sistemi aktive eder; bu aktivasyonun gastrointestinal sistemdeki aşırı yanıtı kolit ile sonuçlanır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tablonun derecelendirilmesi
Hastanın günde 4-6 kez dışkılaması (Derece 2) ve enfeksiyonun dışlanmış olması.
Yönetim planı toksisitenin derecesine (Grade) göre belirlenir.
2
Mevcut immünoterapi dozunun yönetimi
Nivolumab tedavisine ara verilmesi (hold).
Aktif Derece 2 toksisite varlığında T-hücre aktivasyonunun durdurulması için ilaca ara verilmelidir.
3
Spesifik immün baskılayıcı tedavinin başlanması
Oral kortikosteroid (0.51 mg/kg/gu¨n0.5-1 \text{ mg/kg/gün}) dozunda başlanması.
İmmün ilişkili yan etkilerin temel tedavisi inflamasyonu baskılayan kortikosteroidlerdir.

Anahtar Kavram

İmmün ilişkili yan etkilerin (irAE) yönetimi, toksisite derecesine göre basamaklı bir yaklaşım gerektirir; Derece 2 durumlarda genellikle tedaviye ara verilir ve oral steroid başlanır.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 295Soru

64 yaşında, 5555 paket-yıl sigara öyküsü olan erkek hasta; yaklaşık 22 aydır giderek artan ellerde ve ayaklarda uyuşma, yanma tarzında ağrı ve dengesizlik şikayetleriyle başvuruyor. Fizik muayenesinde vibrasyon ve pozisyon duyusunda belirgin azalma, duyusal ataksi ve derin tendon reflekslerinde (DTR) yaygın arefleksi saptanıyor; ancak motor güç tam (5/55/5) olarak değerlendiriliyor. Laboratuvar incelemesinde sodyum: 138mEq/L138 mEq/L, kalsiyum: 9.4mg/dL9.4 mg/dL ve glukoz: 95mg/dL95 mg/dL saptanıyor. Toraks BT'de sol hiler bölgede 3cm3 cm boyutunda, düzensiz sınırlı kitle izleniyor. Bu klinik tabloya göre, en olası primer tanı ve saptanması beklenen paraneoplastik antikor aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Küçük hücreli akciğer kanseri - Anti-Hu (ANNA-1)

Cevap

Küçük hücreli akciğer kanseri tanısı konulan bir hastada görülen duyusal nöronopati tablosuna eşlik eden en olası antikor Anti-Hu (ANNA-1) antikorudur.
Hastanın subakut başlangıçlı ağrılı duyusal nöropatisi, derin duyu kaybı ve arefleksisi olması, motor gücün ise korunması 'Paraneoplastik Duyusal Nöronopati' tablosunu tanımlar. Bu tablo en sık Küçük Hücreli Akciğer Kanseri (KHAK) ile ilişkilidir ve bu hastalarda %90'ın üzerinde Anti-Hu (ANNA-1) antikor pozitifliği saptanır. KHAK, nöroendokrin kökenli olması nedeniyle en fazla paraneoplastik sendrom oluşturan akciğer kanseridir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik semptomların ve muayene bulgularının analizi
Duyusal nöronopati (subakut duyusal nöronopati)
Ağrılı parestezi, derin duyu kaybı (vibrasyon/pozisyon), duyusal ataksi ve arefleksi varken motor gücün korunması bu sendromu tanımlar.
2
Risk faktörleri ve görüntüleme bulgularının değerlendirilmesi
Akciğer kanseri şüphesi
Yoğun sigara öyküsü ve hiler yerleşimli kitle, akciğer kanserini (özellikle santral yerleşimli tipleri) düşündürür.
3
Paraneoplastik sendrom ile malignite tipinin eşleştirilmesi
Küçük hücreli akciğer kanseri (KHAK)
KHAK, nörolojik paraneoplastik sendromların (nöronopati, Lambert-Eaton, ensefalit) en sık görüldüğü akciğer kanseri tipidir.
4
Spesifik paraneoplastik antikorun belirlenmesi
Anti-Hu (ANNA-1) pozitifliği
Anti-Hu antikoru, KHAK ile ilişkili duyusal nöronopati ve limbik ensefalit tablolarında en spesifik biyobelirteçtir.

Anahtar Kavram

Paraneoplastik Nörolojik Sendromlar ve Malignite İlişkisi
Soru 296Soru

Bilinmeyen primerli tümörler (BPTBPT), klinik olarak primer odağın standart yöntemlerle saptanamadığı heterojen bir hastalık grubudur. Bu hastaların yönetiminde en kritik adım, hastanın spesifik tedavilere yanıt verebilen "iyi prognozlu" (favorablefavorable) grupta mı, yoksa daha agresif seyreden "kötü prognozlu" (unfavorableunfavorable) grupta mı olduğunun belirlenmesidir. Aşağıdakilerden hangisi bilinmeyen primerli tümörlerin iyi prognozlu (favorable) alt grupları arasında yer almaz?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yaygın karaciğer veya kemik metastazı ile başvuran adenokarsinomlar

Cevap

Yaygın karaciğer veya kemik metastazı ile başvuran adenokarsinomlar, bilinmeyen primerli tümörlerin kötü prognozlu (unfavorable) grubunda yer alır.
Yaygın karaciğer veya kemik metastazı ile prezente olan adenokarsinomlar, bilinmeyen primerli tümörlerin büyük çoğunluğunu oluşturan ve mevcut kemoterapi rejimlerine yanıtın düşük olduğu kötü prognozlu (unfavorableunfavorable) grubu temsil eder. Diğer seçeneklerdeki durumlar ise spesifik tedavi yaklaşımları ile yaşam süresinin uzatılabildiği iyi prognozlu (favorablefavorable) alt gruplardır.

Adım Adım Çözüm

1
Bilinmeyen primerli tümörlerin (BPTBPT) klinik sınıflamasını hatırla.
Hastalar iyi prognozlu (%15-20) ve kötü prognozlu (%80) olarak ikiye ayrılır.
Tedavi stratejisi bu ayrıma göre belirlenir.
2
İyi prognozlu (favorable) grupların özelliklerini analiz et.
Bu gruplar genellikle spesifik bir organ kanserini (meme, over, germ hücreli tümör) taklit eder ve o yönde tedavi edilirler.
Spesifik tedaviye yanıt olasılığı yüksektir.
3
Kötü prognozlu (unfavorable) grubu tanımla.
Yaygın organ metastazları (karaciğer, akciğer, kemik) olan adenokarsinomlar bu gruptadır.
Dirençli ve agresif seyirlidirler.

Anahtar Kavram

Bilinmeyen Primerli Tümörlerde Prognoz Grupları

Daha Fazla Pratik

İyi prognozlu gruplar arasında yer alan 'izole inguinal lenf nodu metastazı gösteren yassı hücreli karsinom' hastalarında öncelikle anogenital bölge taraması yapılması gerektiğini unutmayın.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 297Soru

Metastatik malign melanom tanısıyla immün kontrol noktası inhibitörü (anti-PD-1) tedavisi alan 54 yaşındaki erkek hasta, tedavinin 3. siklusundan sonra şiddetli baş ağrısı, halsizlik, bulantı ve baş dönmesi şikayetleriyle başvuruyor. Fizik muayenede kan basıncı 95/60 mmHg, nabız 100/dk saptanıyor. Laboratuvar tetkiklerinde sodyum 130 mEq/L, potasyum 3.8 mEq/L, açlık kortizol düzeyi 1.5 µg/dL (düşük) ve ACTH düzeyi <5 pg/mL (düşük) olarak bulunuyor. Hipofiz MR görüntülemesinde hipofiz bezinde diffüz büyüme ve sapında kalınlaşma izleniyor, ancak kitle etkisi veya metastaz bulgusu saptanmıyor.

Bu klinik tablo için en olası tanı ve en uygun başlangıç yaklaşımı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İmmün ilişkili hipofizit; immünoterapi kesilmeli ve yüksek doz metilprednizolon başlanmalıdır

Cevap

İmmün ilişkili hipofizit tanısı ile immünoterapi kesilmeli ve yüksek doz metilprednizolon başlanmalıdır.
Bu hasta, immün kontrol noktası inhibitörü (anti-PD-1) kullanımına bağlı gelişen klasik bir İmmün Hipofizit tablosu sergilemektedir. Hipofizit; şiddetli baş ağrısı, halsizlik ve hipofiz hormon eksiklikleri (özellikle ACTH ve TSH aksı) ile karakterizedir. Laboratuvarda Düşük Kortizol + Düşük ACTH saptanması, sorunun adrenal bezde değil hipofizde olduğunu (Sekonder Adrenal Yetmezlik) kanıtlar. MR'daki diffüz büyüme enflamasyonu doğrular. Tedavide akut dönemde enflamasyonu baskılamak için yüksek doz steroid (metilprednizolon) verilmeli, immünoterapi geçici veya kalıcı olarak kesilmeli ve eksik hormonlar (önce steroid, sonra gerekirse tiroid) yerine konmalıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tabloyu ve ilaç öyküsünü değerlendir
Anti-PD-1 kullanan hastada baş ağrısı, halsizlik ve hipotansiyon varlığı immün ilişkili yan etkileri (irAE) düşündürür.
İmmün kontrol noktası inhibitörleri, endokrin organlarda otoimmün benzeri inflamasyona (hipofizit, tiroidit, adrenalit) neden olabilir.
2
Laboratuvar bulgularını yorumla (Aks Ayrımı)
Düşük Kortizol + Düşük ACTH = Sekonder (Santral) Adrenal Yetmezlik. Potasyumun normal olması (aldosteron korunur) da bunu destekler.
Primer adrenal yetmezlikte (Addison) ACTH yüksek, potasyum tipik olarak yüksek olurdu.
3
Görüntüleme bulgularını entegre et
Hipofizde diffüz büyüme ve sap kalınlaşması, metastazdan ziyade 'Hipofizit' (enflamasyon) lehinedir.
Metastazlar genellikle fokal kitleler şeklindedir; diffüz büyüme lenfositik infiltrasyonu (hipofizit) gösterir.
4
Tedavi kararını belirle
Semptomatik irAE durumunda ajan kesilir ve yüksek doz steroid (metilprednizolon 1-2 mg/kg) başlanır.
Enflamasyonu baskılamak ve ödemi çözmek için steroid şarttır; ayrıca eksik hormonlar yerine konur.

Anahtar Kavram

İmmün kontrol noktası inhibitörlerine bağlı gelişen hipofizit (immün hipofizit), baş ağrısı ve sekonder adrenal yetmezlik bulgularıyla seyreder; tedavisinde yüksek doz steroid ve hormon replasmanı esastır.

İpuçları

1
Hastanın kullandığı ilaç (immünoterapi) vücudun kendi dokularına saldırmasına neden olabilir.
2
Laboratuvar sonuçlarında hem uyarılması gereken hormon (Kortizol) hem de uyarıcı hormon (ACTH) düşük. Sorun 'merkezde' (beyinde).
3
MR bulgusu (diffüz büyüme) ve klinik tablo, immünoterapiye bağlı hipofiz enflamasyonunu (hipofizit) işaret ediyor.

Daha Fazla Pratik

İmmün ilişkili pnömonit ve kolit yönetimi soruları ile yan etki spektrumunu tamamlayın.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 298Soru

Metastatik kolon kanseri nedeniyle kemoterapi alan 5858 yaşında erkek hasta; soğuk su içtikten hemen sonra gelişen yutma güçlüğü, boğazda tıkanma hissi ve ellerinde iğne batması şeklinde uyuşmalar nedeniyle başvuruyor. Fizik muayenesinde nörolojik ve respiratuar bulguları olağan saptanan hastanın şikayetleri yaklaşık 3030 dakika içinde kendiliğinden düzeliyor. Bu klinik tabloya neden olma olasılığı en yüksek olan kemoterapötik ajan aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Oksaliplatin

Cevap

Oksaliplatin
Oksaliplatin, platin grubu bir kemoterapötik olup, tedaviden hemen sonra ortaya çıkabilen ve soğuk maruziyeti ile (soğuk içecek, soğuk hava) tetiklenen akut bir nörotoksisite tablosuna yol açar. Bu tablo; ellerde ve ağız çevresinde parestezi ile boğazda tıkanma/nefes alamama hissi (laringofaringeal dizestezi) ile karakterizedir. Şikayetler genellikle geçicidir ve kalıcı bir hasar bırakmaz.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguları analiz et.
Soğukla tetiklenen parestezi ve laringofaringeal dizestezi (tıkanma hissi) saptanmıştır.
Bu belirtiler belirli bir kemoterapötik ajanın patognomonik akut yan etkisidir.
2
Kemoterapi ajanları ile yan etkiyi eşleştir.
Oksaliplatin, voltaj kapılı sodyum kanalları üzerindeki etkisiyle bu tabloya yol açar.
Diğer platin türevlerinde (örneğin sisplatin) bu spesifik soğuk duyarlılığı görülmez.

Anahtar Kavram

Oksaliplatin'e özgü akut soğuk ilişkili nörotoksisite ve laringofaringeal dizestezi.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 299Soru

Metastatik meme kanseri nedeniyle kemoterapi alan 4545 yaşındaki kadın hasta, tedavisinin 1212. gününde 39.2C39.2^\circ C ateş ve üşüme-titreme şikayetiyle acil servise başvuruyor. Fizik muayenesinde belirgin bir enfeksiyon odağı saptanmayan hastanın laboratuvar tetkiklerinde mutlak nötrofil sayısı 250/mm3250/\text{mm}^3 olarak ölçülüyor. Bu hasta için en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kültür örnekleri alındıktan hemen sonra ampirik intravenöz geniş spektrumlu antibiyotik tedavisi başlanması

Cevap

Kültür örnekleri alındıktan sonra vakit kaybetmeden ampirik intravenöz geniş spektrumlu antibiyotik tedavisine başlanmalıdır.
Doğru yaklaşım, kültürler alındıktan sonra vakit kaybetmeden ampirik intravenöz geniş spektrumlu antibiyotik başlanmasıdır. Febril nötropeni durumunda, özellikle psödomonas gibi agresif bakteriler hızla fatal seyredebilir; bu nedenle tedavi ilk 60 dakika içinde (door-to-antibiotic time) verilmelidir.

Adım Adım Çözüm

1
Febril nötropeni tanısını doğrula.
Ateşin 38.3C\geq 38.3^\circ C olması ve mutlak nötrofil sayısının (MNS) <500/mm3< 500/\text{mm}^3 olması febril nötropeni tanısını koydurur.
Hastanın ateşi 39.2C39.2^\circ C ve MNS 250/mm3250/\text{mm}^3 olduğu için bu bir onkolojik acildir.
2
Tanısal örneklerin hızla alınması.
Kan, idrar ve şüpheli odaklardan kültürler alınmalıdır.
Olası patojenin belirlenmesi ve ileride tedavinin de-eskalasyonu için gereklidir.
3
Ampirik tedaviye başla.
Psödomonası kapsayan geniş spektrumlu intravenöz antibiyotik (örneğin piperasilin-tazobaktam veya sefepim) başlanması.
Enfeksiyonun sepsise ilerlemesini önlemek için ilk 1 saat içinde tedavi başlanmalıdır.

Anahtar Kavram

Febril nötropenide temel yaklaşım, odak saptanmasa dahi ampirik intravenöz geniş spektrumlu antibiyotik tedavisine acilen başlanmasıdır.

Daha Fazla Pratik

Febril nötropenide yüksek risk ve düşük risk ayrımı için kullanılan MASCC skorlamasını gözden geçirebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 300Soru

Hücre döngüsünün G1G_1 fazından SS fazına geçişinde kritik bir kontrol noktası (checkpoint) olarak görev yapan retinoblastom (RBRB) proteininin moleküler fonksiyonu ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hipofosforile haldeki RBRB proteini, E2FE2F transkripsiyon faktörüne bağlanarak hücre döngüsünü G1G_1 fazında bloke eder.

Cevap

Hipofosforile haldeki RBRB proteininin E2FE2F transkripsiyon faktörüne bağlanarak hücre döngüsünü G1G_1 fazında inhibe etmesi doğrudur.
Doğru seçenek olan hipofosforile RBRB proteininin E2FE2F'ye bağlanması, hücre döngüsünün fizyolojik 'fren' mekanizmasıdır. Bu durumda E2FE2F transkripsiyonel olarak inaktiftir ve hücre SS fazına geçemez. Büyüme sinyalleri geldiğinde Siklin D/CDK4D/CDK4 kompleksi RBRB'yi hiperfosforile eder, E2FE2F serbest kalır ve hücre döngüsü ilerler.

Adım Adım Çözüm

1
RBRB proteininin hücre döngüsü üzerindeki temel etkisini tanımla.
RBRB proteini, hücrenin G1G_1 fazından SS fazına geçişini denetleyen bir 'fren' mekanizmasıdır.
Hücrenin DNA replikasyonuna hazır olup olmadığını kontrol eden bir gatekeeper (kapı bekçisi) olduğu için.
2
Fosforilasyon durumunun protein fonksiyonu üzerindeki etkisini analiz et.
Hipofosforile RB=E2FRB = E2F ile bağlı (İnaktif E2FE2F); Hiperfosforile RB=E2FRB = E2F serbest (Aktif E2FE2F).
Siklin DCDK4/6D-CDK4/6 kompleksleri RBRB'yi fosforillediğinde, proteinin konformasyonu değişir ve E2FE2F serbest kalarak SS fazı genlerini aktive eder.

Anahtar Kavram

Retinoblastom (RBRB) proteini, hipofosforile haldeyken E2FE2F transkripsiyon faktörünü tutarak hücre döngüsünü G1G_1 fazında durdurur; bu bir tümör supresyon mekanizmasıdır.
Tahmini Süre:1m 15s
ÖncekiSayfa 15 / 18Sonraki
Onkoloji — TUS - Tıpta Uzmanlık Sınavı — Sayfa 15 | Examkin