Ürogenital ve Endokrin Sistem Patolojisi

387 soru

Soru 101Soru →

5858 yaşında erkek hasta, ağrısız hematüri şikayetiyle başvuruyor. Bilgisayarlı tomografide sağ böbrek korteksinde 55 cm çapında kitle izleniyor. Yapılan parsiyel nefrektomi spesimeninde tümörün papiller gelişim paterni gösterdiği, papilla eksenlerinde köpüksü makrofaj birikimi ve yer yer psammoma cisimcikleri içerdiği görülüyor. Bu tümörde izlenmesi en olası sitogenetik anomali aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: 77 ve 17.17. kromozom trizomileri

Cevap

Papiller böbrek hücreli karsinomda en sık izlenen sitogenetik anomali 77 ve 17.17. kromozom trizomileridir.
Vakada tanımlanan papiller yapı, köpüksü makrofajlar ve psammoma cisimcikleri Papiller Böbrek Hücreli Karsinom için klasiktir. Bu tümörün sporadik formlarında en sık saptanan sitogenetik anomali 77 ve 17.17. kromozomların trizomisidir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ve histopatolojik bulguları değerlendiriniz.
Papiller büyüme paterni, köpüksü makrofajlar ve psammoma cisimcikleri Papiller Böbrek Hücreli Karsinom (BHK) tanısını koydurur.
Bu morfolojik özellikler papiller BHK tip 1 için tanımlayıcıdır.
2
Tümör tipine özgü sitogenetik özellikleri hatırlayınız.
Papiller BHK'da en sık görülen anomaliler 77 ve 17.17. kromozom trizomileri ile erkeklerde YY kromozomu kaybıdır.
Sporadik vakaların patogenezinde bu kromozomal kazançlar ve METMET proto-onkojen mutasyonları rol oynar.

Anahtar Kavram

Papiller böbrek hücreli karsinomun klasik sitogenetik özellikleri (77 ve 1717 trizomileri) ve morfolojik ipuçları (köpüksü makrofajlar).
Tahmini Süre:50s
Soru 102Soru →

Majör bir cerrahi operasyon geçiren 6060 yaşındaki erkek hastada, ameliyat sonrası dönemde hipotansiyon ve takiben oligüri gelişmiştir. Laboratuvar incelemesinde serum kreatinin düzeyinde belirgin artış ve idrar mikroskopisinde "çamur rengi" granüler silindirler (muddy brown casts) saptanmıştır. Bu hastadaki klinik tablonun, benzer kreatinin artışı ile seyreden ilaç ilişkili akut interstisyel nefrit (AİN) tablosundan ayırt edilmesinde, aşağıdakilerden hangisinin varlığı AİN tanısını en güçlü şekilde destekler?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İnterstisyel ödem ile birlikte eozinofillerin eşlik ettiği mononükleer hücre infiltrasyonu

Cevap

İnterstisyel ödem ile birlikte eozinofillerin eşlik ettiği mononükleer hücre infiltrasyonu
Akut İnterstisyel Nefrit (AİN), böbrek parankiminde tübüllerden ziyade interstisyel alanı hedef alan bir inflamatuar süreçtir. İlaçlara (antibiyotikler, NSAİİ'ler, vb.) karşı gelişen bu tablonun patognomonik olmayan ancak en karakteristik bulgusu, interstisyel ödem ve eozinofillerin de dahil olduğu lenfositik-mononükleer infiltrasyondur. Bu durum, iskemik veya toksik nedenlerle gelişen ve tübül epitel nekrozu ile karakterize olan Akut Tübüler Yaralanmadan (ATY) morfolojik olarak ayrılmasını sağlar.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik senaryonun analizi
Hipotansiyon sonrası oligüri ve çamur rengi granüler silindirler, hastada iskemik Akut Tübüler Yaralanma (ATY) olduğunu gösterir.
Majör cerrahi ve hipotansiyon iskemik hasarın tipik tetikleyicileridir; çamur rengi silindirler ise dökülen tübül epitelini yansıtır.
2
Ayırıcı tanının belirlenmesi
Akut İnterstisyel Nefrit (AİN) ile ATY arasındaki morfolojik farkların karşılaştırılması gerekir.
AİN, ATY'den farklı olarak parankimal nekrozdan ziyade interstisyel bir hipersensitivite reaksiyonudur.
3
AİN için spesifik histopatolojik bulgunun seçilmesi
İnterstisyel ödem ve eozinofillerin varlığı AİN için en ayırt edici bulgudur.
İlaç ilişkili AİN tablolarında tip I veya tip IV hipersensitivite mekanizmaları ile interstisyel inflamasyon gelişir.

Anahtar Kavram

Akut İnterstisyel Nefrit vs Akut Tübüler Yaralanma Ayırıcı Tanısı

Daha Fazla Pratik

İlaç ilişkili AİN'de idrarda eozinofil saptanmasının (eozinofilüri) tanısal değerini gözden geçirin.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 103Soru →

Sekiz yaşında bir erkek çocuk; yaklaşık iki hafta önce geçirdiği boğaz ağrısı ve ateş şikayetlerinden sonra son birkaç gündür göz kapaklarında şişlik, idrar renginde koyulaşma ve halsizlik şikayetleriyle polikliniğe getiriliyor. Fizik muayenesinde kan basıncı 140/90140/90 mmHg (yüksek) ölçülüyor. Laboratuvar incelemesinde idrarda eritrosit silindirleri ve hafif proteinüri saptanırken, serum C3C3 düzeyinin belirgin derecede düşük olduğu görülüyor. Bu hastada en olası tanıda elektron mikroskobunda (EM) görülmesi beklenen karakteristik bulgu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Subepitelyal yerleşimli, "hörgüç" (humps) benzeri elektron-dens birikimler

Cevap

Subepitelyal yerleşimli, "hörgüç" (humps) benzeri elektron-dens birikimler
Hastanın kliniği (çocuk yaş, boğaz enfeksiyonu sonrası latent dönem, hematüri, hipertansiyon, ödem ve düşük C3) Akut Post-Streptokokal Glomerülonefrit (APSGN) ile tam uyumludur. APSGN'de elektron mikroskobunda bazal membranın epitel tarafında (subepitelyal) yerleşmiş, büyük ve yoğun birikimler olan 'hörgüç' (humps) yapıları tanı koydurucudur.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tabloyu değerlendir
Çocuk hasta, enfeksiyon sonrası (2 hafta) nefritik sendrom (hematüri, hipertansiyon, ödem) ve düşük C3 düzeyi.
Bu bulgular tipik olarak Akut Post-Streptokokal Glomerülonefriti (APSGN) işaret eder.
2
Tanısal mikroskopi bulgularını hatırla
APSGN'de ışık mikroskobunda diffüz proliferatif GN, immünofloresanda (IF) 'starry sky' (yıldızlı gökyüzü) granüler birikim görülür.
Hastalığın patogenezi immün kompleks birikimine dayanır.
3
Elektron mikroskobu (EM) bulgusunu belirle
Epitel hücreleri ile bazal membran arasında 'hörgüç' (humps) tarzı büyük elektron-dens birikimler saptanır.
Bu birikimler APSGN'nin en spesifik morfolojik özelliğidir.

Anahtar Kavram

Akut post-streptokokal glomerülonefritte karakteristik elektron mikroskobu bulgusu subepitelyal hörgüç (humps) yapılarıdır.

İpuçları

1
Hastanın çocuk olması ve enfeksiyon sonrası düşük C3 seviyesi nefritik bir tabloyu işaret eder.
2
Bu hastalıkta immün kompleksler bazal membranın dış tarafında (epitel altında) toplanır.
3
Bu birikimler elektron mikroskobunda deve hörgücüne benzetilen çıkıntılar oluşturur.

Daha Fazla Pratik

APSGN ile IgA nefropatisi arasındaki latent dönem farkını ve kompleman düzeylerini karşılaştırın.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 104Soru →

7272 yaşında erkek hasta, penis glansında uzun süredir devam eden ve son zamanlarda üzerinde sert, ekzofitik bir kitle gelişen beyaz plaklar (liken skleroz) şikayetiyle başvuruyor. Yapılan biyopside saptanan kitle 'skuamöz hücreli karsinom' olarak raporlanıyor. Buna göre, bu hastadaki tümör gelişimi ve eşlik eden patolojik süreçlerle ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Histolojik incelemede tümörün sıklıkla 'bazaloid' veya 'warty' (siğilsi) alt tipte olması beklenir.

Cevap

Penis skuamöz hücreli karsinomunun HPV-negatif yolağında tümörler genellikle keratinize tiptedir; 'bazaloid' veya 'warty' morfoloji ise HPV-pozitif yolak için karakteristiktir.
Doğru yanıt olan seçenek, bazaloid veya warty tipteki karsinomların bu hastadaki (HPV-negatif) yolak için tipik olduğunu iddia eder ki bu yanlıştır. Bazaloid ve warty karsinomlar, yüksek riskli HPV (1616, 1818) enfeksiyonu sonucu gelişen yolağın karakteristik histolojik alt tipleridir. Bu hastada olduğu gibi liken skleroz veya fimozis zemininde gelişen karsinomlar genellikle iyi diferansiye, keratinize skuamöz hücreli karsinomlardır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik verilerin analiz edilmesi
Hastada liken skleroz (beyaz plaklar) mevcuttur.
Penis karsinomu patogenezinde liken skleroz varlığı, HPV-bağımsız (HPV-negatif) yolağa işaret eder.
2
Yolak özelliklerinin karşılaştırılması
HPV-negatif yolak: İleri yaş, kronik inflamasyon/fimozis, p53 mutasyonu, diferansiye PeIN ve keratinize histoloji ile karakterizedir.
Yolaklar arasındaki prekürsör, moleküler ve histolojik farkları ayırt etmek tanıda esastır.
3
Seçeneklerin değerlendirilmesi
Bazaloid ve warty tiplerin HPV-pozitif grupta olduğu belirlendi.
Yanlış olan ifadeyi bulmak için morfolojik alt tiplerin etiyolojik yolaklarla eşleştirilmesi gerekir.

Anahtar Kavram

Penis Skuamöz Hücreli Karsinomu Çift Yolak Teorisi (HPV-ilişkili vs. HPV-bağımsız)

Daha Fazla Pratik

Penis patolojilerinde Bowen hastalığı (şaftta, lökoplaki) ile Eritroplazi de Queyrat (glansta, eritroplaki) arasındaki klinik yerleşim farklarını gözden geçirin.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 105Soru →

2828 yaşında bir erkek hasta; yaygın ödem, hipertansiyon ve hematüri şikayetleriyle nefroloji polikliniğine başvuruyor. Laboratuvar tetkiklerinde serum C3C3 düzeyi belirgin derecede düşük (<20 mg/dL< 20\text{ mg/dL}), C4C4 ve C1qC1q düzeyleri ise normal sınırlarda bulunuyor. Böbrek biyopsisinin elektron mikroskobik (EM) incelemesinde, glomerüler bazal membranın (GBM) lamina densa tabakasında yaygın, kurdele benzeri ("ribbon-like"), oldukça elektron-yoğun madde birikimleri saptanıyor. Bu klinik ve morfolojik bulgulara sahip bir hastada, patogenezden sorumlu olduğu en olası mekanizma aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Alternatif kompleman yolundaki C3C3 konvertazı (C3bBbC3bBb) stabilize eden bir otoantikor varlığı

Cevap

Hastalığın temel mekanizması, alternatif kompleman yolundaki C3C3 konvertaz enzimini (C3bBbC3bBb) stabilize ederek sürekli C3 tüketimine yol açan ve C3C3 nefritik faktör (C3NeFC3NeF) olarak bilinen otoantikor varlığıdır.
Hastada saptanan düşük C3C3 / normal C4C4 tablosu ve elektron mikroskobunda bazal membranın lamina densa tabakasında görülen yoğun kurdele şeklindeki birikimler, 'Dense Deposit Disease' (DDD) tanısını kesinleştirir. Bu hastalığın patogenezindeki anahtar olay, alternatif kompleman yolundaki C3C3 konvertaz (C3bBbC3bBb) kompleksine bağlanan ve onu stabilize ederek sürekli aktif kalmasını sağlayan C3C3 nefritik faktör (C3NeFC3NeF) adlı otoantikordur. Bu durum kontrolsüz C3C3 tüketimine ve bazal membranda birikimlere yol açar.

Adım Adım Çözüm

1
Kompleman profilinin analizi
Düşük C3C3 ve normal C4/C1qC4/C1q düzeyleri, klasik yolun değil, alternatif kompleman yolunun aktive olduğunu gösterir.
Klasik yol aktivasyonunda hem C3C3 hem de C4C4 düşerken, alternatif yol aktivasyonunda C4C4 normal kalır.
2
Elektron mikroskobu bulgularının yorumlanması
Glomerüler bazal membranın (GBM) lamina densa tabakasındaki kurdele benzeri elektron-yoğun birikimler 'Dense Deposit Disease' (DDD - MPGN Tip II) tanısı için patognomoniktir.
Diğer glomerülonefritlerde birikimler genellikle subendotelyal veya subepitelyaldir; bazal membranın kendi orta tabakasının bu şekilde koyu renkte boyanması DDD'ye özgüdür.
3
Tanı ile patogenezin eşleştirilmesi
Dense Deposit Disease tanısı konulur ve bu hastalığın %80'den fazlasında C3C3 nefritik faktör (C3NeFC3NeF) saptanır.
C3NeFC3NeF, C3C3 konvertazı stabilize ederek vücudun kompleman kontrol mekanizmalarını (Faktör H ve I) devre dışı bırakır ve sürekli C3 yıkımına neden olur.

Anahtar Kavram

Dense Deposit Disease (C3 Glomerülopati)

Daha Fazla Pratik

C3 Glomerülopatiler başlığı altındaki Dense Deposit Disease ve C3 Glomerülonefrit arasındaki benzerlik ve farkları inceleyiniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 106Soru →

7272 yaşında erkek hasta, rektal tuşe muayenesinde prostat sol lobunda saptanan sertlik ve nodülarite şikayetiyle üroloji kliniğine başvuruyor. Serum PSAPSA düzeyi 6.8 ng/mL6.8\ ng/mL (N: 0−4 ng/mL0-4\ ng/mL) olarak ölçülüyor. Yapılan transrektal iğne biyopsisinde; geniş, dallanan ve kıvrımlı lümenlere sahip glandüler yapılar izleniyor. Bu glandların, belirgin nükleollere sahip pleomorfik epitelyal hücrelerle döşeli olduğu ve bazal membran boyunca yer yer kesintiye uğramış ancak varlığını sürdüren bir bazal hücre tabakası içerdiği gözleniyor. Bu morfolojik bulguların izlendiği odakta, tanıyı kesinleştirmek amacıyla yapılan immünohistokimyasal çalışmada saptanması en olası patern aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: p63p63 ve 34βE1234\beta E12 ile kesintili (yamalı) bazal boyanma; AMACRAMACR (P504SP504S) ile fokal veya zayıf sitoplazmik pozitiflik

Cevap

Yüksek dereceli prostatik intraepitelyal neoplazi (HGPIN) tanısı için karakteristik olan p63p63 ve 34βE1234\beta E12 ile kesintili (yamalı) bazal boyanma ile birlikte AMACRAMACR (P504SP504S) fokal pozitifliğidir.
Soruda tanımlanan morfolojik tablo (geniş dallanan glandlar, pleomorfik hücreler ve korunmuş/kesintili bazal tabaka) Yüksek Dereceli Prostatik İntraepitelyal Neoplazi (HGPIN) ile tam uyumludur. HGPIN'de bazal hücreler mevcut olduğu için bazal markerlar (p63p63, 34βE1234\beta E12) pozitiftir, ancak bu hücre tabakası genellikle fragmantedir ve 'yamalı' (patchy) bir boyanma gösterir. Malignite markeri olan AMACRAMACR (P504SP504S) ise HGPIN vakalarının bir kısmında fokal veya zayıf pozitiflik sergileyebilir, bu da adenokarsinom ile ayırıcı tanıda dikkatli olunmasını gerektirir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ve laboratuvar verilerini değerlendir.
7272 yaş, sert nodül ve 6.8 ng/mL6.8\ ng/mL PSAPSA düzeyi malignite veya prekürsör lezyon şüphesini artırır.
Prostat kanseri ve HGPIN genellikle benzer klinik prezentasyonla (rektal tuşede nodül ve PSAPSA yüksekliği) başvurur.
2
Mikroskobik gland yapısını ve bazal tabakayı analiz et.
Geniş, dallanan glandlar ve pleomorfik nükleollere rağmen 'yer yer kesintiye uğramış ancak korunmuş' bazal tabaka bulgusu HGPIN lehinedir.
Adenokarsinomda bazal tabaka tamamen kaybolurken, HGPIN'de bu tabaka korunur ancak yapısal bozulma nedeniyle kesintili (fragmented) görülebilir.
3
İmmünohistokimyasal (İHK) belirteçleri eşleştir.
Bazal tabaka için p63p63 ve 34βE1234\beta E12 (high molecular weight cytokeratin) kullanılır. HGPIN'de bu işaretleyiciler yamalı boyanır. Kanser markeri olan AMACRAMACR (P504SP504S) ise HGPIN'de fokal veya zayıf pozitif olabilir.
İHK, prostat biyopsilerinde benign, prekürsör (HGPIN) ve malign ayrımında en güvenilir yöntemdir.

Anahtar Kavram

HGPIN ve Prostatik Adenokarsinom ayrımında bazal tabaka immünohistokimyasının (p63p63, 34βE1234\beta E12) kullanımı.

Daha Fazla Pratik

Prostat adenokarsinomu ve HGPIN ayrımında PIN-4 kokteyli (p63, 34betaE12 ve AMACR'ın birlikte kullanımı) üzerine çalışılması önerilir.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 107Soru →

4848 yaşında kadın hasta, Granülomatoz polianjiitis (WegenerWegener) tanısı nedeniyle 55 yıl boyunca siklofosfamid tedavisi almıştır. Takibinde ağrısız makroskobik hematüri gelişen hastaya yapılan sistoskopide mesane tabanında düz, eritematöz ve kadifemsi görünümlü alanlar saptanmıştır. Biyopsi materyalinin histopatolojik incelemesinde ürotelyumun tüm katlarında pleomorfik nükleuslu, polarite kaybı gösteren atipik hücreler ve sık mitoz izlenmiş; ancak bazal membran bütünlüğünün korunduğu saptanmıştır.

Bu lezyon ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Malign hücreler arasındaki kohezyonun azalması nedeniyle, idrar sitolojisinde saptanma olasılığı yüksektir.

Cevap

Malign hücreler arasındaki kohezyonun azalması nedeniyle, idrar sitolojisinde malign hücrelerin görülme olasılığı yüksektir.
Karsinoma in situ (CIS) lezyonlarında, malign hücreler arasındaki E-kaderin gibi hücre yapışma moleküllerinin azalması (kohezyon kaybı) nedeniyle hücreler ürotelyumdan kolayca ayrılır. Bu durum, sistoskopide düz görülen ve kitle oluşturmayan bu lezyonların, idrar sitolojisinde yüksek doğrulukla saptanabilmesini sağlar.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik öykü ve sistoskopik bulguları analiz et.
Siklofosfamid maruziyeti, ağrısız hematüri ve sistoskopideki 'düz/eritematöz' görünüm ürotelyal karsinoma in situ (CIS) için tipik bir klinik senaryodur.
Siklofosfamid mesane kanseri riskini artıran önemli bir ajandır ve CIS tipik olarak düz/kadifemsi bir mukoza değişikliği şeklinde izlenir.
2
Histopatolojik bulguları değerlendir.
Ürotelyumun tüm katlarını tutan sitolojik atipi, pleomorfizm ve bazal membran bütünlüğünün korunması lezyonun 'Karsinoma in situ (Tis)' olduğunu kesinleştirir.
İn situ tanısı için atipinin tüm katlarda olması ve invazyonun olmaması şarttır.
3
Lezyonun davranışsal ve moleküler özelliklerini seçeneklerle karşılaştır.
CIS hücrelerinde kohezyon kaybı (discohesion) belirgindir, bu da idrar sitolojisinde yüksek oranda saptanabilmelerini sağlar.
Malign hücrelerin birbirinden ayrılması ve lümene dökülmesi sitolojik tanıyı kolaylaştırırken, lezyonun düz yapısı makroskobik tanıyı zorlaştırır.

Anahtar Kavram

Ürotelyal karsinoma in situ (CIS) düz, yüksek dereceli (high-grade) bir lezyondur ve kohezyon kaybı nedeniyle yüksek oranda pozitif idrar sitolojisi ile karakterizedir.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 108Soru →

1919 yaşında bir erkek hasta; dudaklarında ve dilinde multipl mukozal nöromlar, belirgin uzun boy ve ekstremiteler (marfanoid habitus) ve boyunda ağrısız kitle şikayetiyle başvuruyor. Laboratuvar incelemelerinde serum kalsitonin düzeyi belirgin olarak yüksek saptanırken, idrarda metanefrin ve vanilmandelik asit (VMAVMA) seviyelerinde de artış izleniyor. Bu hastanın klinik tablosu ve genetik temeli ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi en doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Tabloya neden olan mutasyon RETRET proto-onkojeninde yer alır ve bu hastalarda paratiroid patolojileri beklenmez.

Cevap

Hastalık MEN 2B sendromudur; RETRET proto-onkojen mutasyonu ile ilişkilidir ve paratiroid tutulumu beklenmez.
Doğru ifade, hastanın MEN 2B sendromuna sahip olduğunu ve bu sendromda RET mutasyonu görülmesine rağmen paratiroid bezlerinin tutulmadığını belirtmektedir. MEN 2B'deki medüller tiroid karsinomu son derece agresiftir ve profilaktik tiroidektomi gerektirir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguları sentezle
Mukozal nörom + Marfanoid habitus + Medüller Tiroid Karsinomu (yüksek kalsitonin) + Feokromositoma (yüksek VMA)
Bu kombinasyon patognomonik olarak MEN 2B (Wagenmann-Froboese) sendromuna işaret eder.
2
Genetik ve sendromik farkları belirle
MEN 2B'de paratiroid tutulumu izlenmez.
MEN 2A'dan (Sipple) en önemli klinik farkı paratiroidin korunması ve marfanoid/nöromatik bulguların varlığıdır.

Anahtar Kavram

MEN 2B (Wagenmann-Froboese) Sendromu Özellikleri

Daha Fazla Pratik

MEN 2A ve 2B'de RET proto-onkojeninin hangi spesifik kodonlarında mutasyon olduğunu inceleyiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 109Soru →

Testis germ hücreli tümörleri içerisinde; histolojik olarak glandüler veya papiller yapılar oluşturan, pleomorfik nükleuslu ve belirgin nükleollü epiteloid hücrelerden meydana gelen, makroskobik kesit yüzünde yaygın kanama ve nekroz alanları izlenen agresif tümör aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Embriyonel karsinom

Cevap

Embriyonel karsinom
Embriyonel karsinom, germ hücreli tümörler arasında en agresif seyredenlerden biridir. Makroskobik olarak kitle genellikle testisi istila eder ve kesit yüzünde belirgin kanama ile nekroz alanları saptanır. Histolojik olarak, tümör hücreleri glandüler, tübüler veya papiller yapılar oluşturacak şekilde organize olurlar; hücreler büyük, pleomorfik ve nükleolleri oldukça belirgindir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ve morfolojik ipuçlarını değerlendir.
Soruda belirtilen 'glandüler/papiller yapı', 'pleomorfizm', 'belirgin nükleol' ve 'yaygın kanama/nekroz' bulguları non-seminomatöz bir tümörü işaret etmektedir.
Seminomlar genellikle homojen yapıda olup bu tip belirgin nekroz ve epitelyal büyüme paternleri göstermezler.
2
Spesifik tümör tanısını koy.
Bu özelliklerin kombinasyonu (özellikle glandüler patern ve agresif morfoloji) Embriyonel karsinom tanısı için karakteristiktir.
Diğer non-seminomlar (Yolk sac, Koryokarsinom) kendilerine has daha spesifik mikroskobik yapılarla (Schiller-Duval, trofoblastlar) tanınırlar.

Anahtar Kavram

Embriyonel karsinomun ayırt edici morfolojik ve agresif özellikleri.
Soru 110Soru →

Fizik muayenede saptanan sert kıvamlı soliter nodül nedeniyle opere edilen 5555 yaşındaki bir hastanın histopatolojik incelemesinde; belirgin hücre sınırlarına sahip, geniş granüler eozinofilik sitoplazmalı ve belirgin makronükleol içeren hücrelerin (Askanazy hücreleri) oluşturduğu tümöral bir gelişim saptanıyor. Bu hücrelerin karakteristik morfolojik görünümü, aşağıdaki hücresel değişikliklerden hangisi ile doğrudan ilişkilidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Mitokondri sayısında belirgin artış

Cevap

Hürthle (Askanazy) hücrelerinin karakteristik granüler eozinofilik sitoplazmik görünümü, sitoplazmadaki mitokondri sayısının belirgin şekilde artmasına bağlıdır.
Işık mikroskobunda izlenen geniş, granüler ve yoğun eozinofilik sitoplazma, ultrastrüktürel düzeyde sitoplazmanın çok sayıda mitokondri ile dolu olmasıyla açıklanır. Bu hücreler Hürthle hücreleri (veya Askanazy/oksifil hücreler) olarak adlandırılır ve tiroid folikül epitelinden köken alırlar.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ve morfolojik bulguların analizi
Geniş granüler eozinofilik sitoplazmalı, belirgin nükleollü hücrelerin 'Hürthle hücresi' (oksifil hücre veya Askanazy hücresi) olduğu saptanır.
Bu hücre tipi tiroidin hem benign süreçlerinde (Hashimoto tiroiditi) hem de neoplazilerinde (Hürthle hücreli adenom/karsinom) görülen spesifik bir metaplazik/neoplastik değişimdir.
2
Hücresel organel özelliklerinin değerlendirilmesi
Oksifil hücrelerin sitoplazmasındaki yoğun granülaritenin mitokondri miktarındaki patolojik artıştan kaynaklandığı sonucuna varılır.
Elektron mikroskobik çalışmalar, bu hücrelerin sitoplazmasının neredeyse tamamen mitokondrilerle dolu olduğunu göstermektedir.

Anahtar Kavram

Hürthle hücreli (oksifil) neoplaziler ve mitokondriyal hiperplazi ilişkisi.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 111Soru →

3232 yaşında kadın hasta, boynunda tesadüfen fark ettiği ağrısız kitle şikayetiyle başvuruyor. Yapılan fizik muayenede tiroid sağ lobda yaklaşık 1.51.5 cm boyutunda, sert ve fikse olmayan bir nodül palpe ediliyor. Hastaya yapılan ince iğne aspirasyon biyopsisinde nükleer inklüzyonlar, nükleer oluklanmalar (grooves) ve "buzlu cam" (ground-glass) görünümünde nükleuslar saptanıyor. Bu hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Papiller karsinom

Cevap

Papiller karsinom
Soruda tanımlanan buzlu cam (ground-glass) görünümündeki nükleuslar (Orphan Annie gözü nükleusları) ve nükleer oluklanmalar, papiller tiroid karsinomu için tanı koydurucu temel morfolojik özelliklerdir. Papiller karsinom, tiroidin en sık görülen kanser türüdür ve prognozu genellikle iyidir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguları değerlendir
Genç kadın hasta ve soliter tiroid nodülü.
Papiller karsinom tiroidin en sık görülen malignitesidir ve sıklıkla genç erişkin kadınlarda nodül şeklinde prezante olur.
2
Histopatolojik verileri analiz et
Buzlu cam nükleus ve nükleer oluklanma bulguları.
Bu nükleer değişiklikler papiller karsinom tanısı için patognomoniktir (tanı koydurucudur).
3
Tanıyı kesinleştir
Papiller karsinom.
Belirtilen nükleer özellikler (Orphan Annie gözü nükleuslar) sadece papiller karsinomda izlenir.

Anahtar Kavram

Papiller tiroid karsinomu tanısı, yapısal düzenlenmeden ziyade karakteristik nükleer özelliklerin (buzlu cam nükleus, nükleer oluk, psammoma cisimciği) varlığına dayanır.
Soru 112Soru →

Üç yaşında bir erkek çocuk ve 3232 yaşında bir erkek hasta, ağrısız skrotal kitle nedeniyle opere ediliyor. Her iki hastanın da orşiektomi materyalinin mikroskobik incelemesinde; mikrokistik ve retiküler ağlar oluşturan tümör hücreleri ile santral bir damar etrafında dizilmiş primitif epitel hücrelerinden meydana gelen glomerüloid yapılar (Schiller-Duval cisimcikleri) dikkati çekmektedir. Tümör dokuları immünhistokimyasal olarak alfa-fetoprotein (AFP) ve glipikan-3 ile kuvvetli pozitif boyanmaktadır.

Bu iki hastadaki tümöral lezyonların patogenezi, genetik profili ve klinik davranışı karşılaştırıldığında, erişkin hastadaki tümörü pediatrik hastadaki tümörden ayıran en temel özellik aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Genellikle in situ germ hücreli neoplazi (GCNIS) zemininden gelişmesi ve izokromozom 12p [i(12p)] anomalisi barındırması

Cevap

Erişkin tip yolk sak tümörünün GCNIS zemininden gelişmesi ve i(12p) anomalisi taşıması.
Testis yolk sak tümörleri (YST), hastanın yaşına göre (prepubertal vs postpubertal) iki farklı patogenetik yolağa sahiptir. Prepubertal (pediatrik) YST'ler genellikle testis içinde saf formdadır, GCNIS ile ilişkisizdir, i(12p) anomalisi taşımazlar ve mükemmel bir prognoza sahiptirler. Buna karşın postpubertal (erişkin) YST'ler neredeyse her zaman mikst germ hücreli bir tümörün komponentidir, GCNIS (in situ germ hücreli neoplazi) zemininden köken alırlar ve tipik olarak izokromozom 12p [i(12p)] genetik anomalisini barındırırlar. Bu nedenle sorudaki erişkin tümörünü pediatrik olandan ayıran temel genetik/patogenetik özellik GCNIS zemininden gelişmesi ve i(12p) barındırmasıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Hastaların yaşları ve tanımlanan morfolojik bulguların değerlendirilmesi.
Her iki hastada da mikrokistik/retiküler patern, Schiller-Duval cisimcikleri ve AFP pozitifliği izlenmiş olup, bu bulgular Yolk Sak Tümörü (Endodermal Sinüs Tümörü) tanısı koydurur.
Tümörün histolojik tipini ve alt varyantını kesin olarak belirlemek.
2
Pediatrik ve erişkin tip yolk sak tümörlerinin patogenezlerinin karşılaştırılması.
Prepubertal germ hücreli tümörler 'in situ germ hücreli neoplazi' (GCNIS) zemininden gelişmezler ve i(12p) anomalisi taşımazlar. Postpubertal tümörler ise GCNIS prekürsör lezyonundan köken alırlar ve karakteristik olarak i(12p) anomalisi barındırırlar.
Aynı morfolojiye sahip olsalar da iki farklı yaş grubundaki tümörlerin biyolojik ve genetik kökenlerinin birbirinden tamamen farklı olması.

Anahtar Kavram

Pediatrik ve erişkin tip testis germ hücreli tümörlerinin genetik ve patogenetik farklılıkları.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 113Soru →

Adrenal bezin neoplastik hastalıkları ile bu hastalıkların klinik, laboratuvar ve histopatolojik özellikleri eşleştirildiğinde, aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Cushing sendromu (Adenom): Plazma ACTH düşüklüğü ve kortizol yüksekliği →\rightarrow Adenohipofizdeki ACTH salgılayan hücrelerde Crooke hyalin değişimi

Cevap

Cushing sendromu (adenom) vakalarında saptanan düşük ACTH ve yüksek kortizol düzeyleri ile adenohipofizde görülen Crooke hyalin değişimi eşleşmesi doğrudur.
Cushing sendromunda (adrenokortikal adenom nedeniyle) dolaşımdaki yüksek glukokortikoid seviyeleri, hipofizden ACTH salgılanmasını negatif geri bildirimle baskılar. Bu durum, hipofizdeki bazofilik hücrelerin (ACTH üreten hücreler) normal granüler sitoplazmasının yerini homojen, eozinofilik sitokeratin filamentlerinin (Crooke hyalin) almasına neden olur. Bu değişim, hiperkortizolizmin tipik bir morfolojik göstergesidir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ve laboratuvar bulgularının analizi
Seçeneklerdeki dört temel adrenal patolojinin (Conn, Cushing, Feokromositoma, Nöroblastoma) hormonal etkileri ve elektrolit dengesi üzerindeki etkileri belirlenir.
Doğru patolojik bulguyu eşleştirmek için önce klinik tablonun (hormon aksı ve elektrolitler) doğru tanımlanması gerekir.
2
Histopatolojik ve sistemik morfolojik değişimlerin değerlendirilmesi
Hastalıkların adrenal ve ekstra-adrenal (hipofiz gibi) organlardaki spesifik bulguları (atrofi, hyalin değişimi, zellballen, rozet) incelenir.
Adrenal korteks ve medulla tümörlerinin ayırt edici mikroskobik özelliklerini ve geri bildirim mekanizmalarının etkilerini test etmek hedeflenir.
3
Malignite kriterleri ve spesifik hücre tiplerinin doğrulanması
Feokromositomada metastazın tek kesin kriter olduğu ve nöroblastomanın rozet yapısı ile feokromositomanın yuvalanma paterni ayrımı yapılır.
Özellikle TUS sınavında sıkça sorulan 'yanıltıcı' malignite kriterleri ve karakteristik morfolojik paternlerin doğruluğu kontrol edilir.

Anahtar Kavram

Adrenal bez tümörlerinde hormon-aks ilişkisi ve spesifik histopatolojik bulgular

Daha Fazla Pratik

Adrenokortikal karsinomlar ile adenomlar arasındaki ayrımı yapmak için kullanılan Weiss kriterlerini (mitoz, nekroz, invazyon vb.) gözden geçirebilirsiniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 114Soru →

1818 yaşındaki kadın hasta, boyun bölgesinde her iki tarafta hissedilen yaygın sertlik ve büyüme şikayeti ile polikliniğe başvuruyor. Yapılan tiroid ultrasonografisinde her iki lobun diffüz olarak büyüdüğü, parankimde yaygın mikro kalsifikasyonların eşlik ettiği 'kar fırtınası' (snowstorm) görünümü izleniyor. İnce iğne aspirasyon biyopsisinde; geniş skuamöz metaplazi odakları, belirgin lenfositik infiltrasyon ve çok sayıda psammoma cisimciği ile karakterize papiller yapıların varlığı saptanıyor. Bu klinik ve patolojik bulgularla en uyumlu tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Papiller karsinom (Diffüz sklerozan varyant)

Cevap

Papiller karsinomun diffüz sklerozan varyantı
Papiller karsinomun diffüz sklerozan varyantı; tipik olarak çocuklarda ve genç erişkinlerde görülür, sıklıkla bilateral ve diffüz tutulum yapar. Ultrasonografide 'kar fırtınası' görünümüne yol açan yoğun psammoma cisimcikleri, belirgin stromal fibrozis, skuamöz metaplazi odakları ve Hashimoto tiroiditini andıran yoğun lenfositik infiltrasyon patognomonik özellikleridir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ve radyolojik verileri analiz edin.
Genç yaşta ortaya çıkan diffüz tiroid büyümesi ve ultrasonografideki 'kar fırtınası' görünümü, papiller karsinomun diffüz sklerozan varyantını düşündüren önemli ipuçlarıdır.
Bu radyolojik görünüm, parankimdeki yaygın mikro kalsifikasyonların (psammoma cisimcikleri) bir yansımasıdır.
2
Histopatolojik bulguları değerlendirin.
Skuamöz metaplazi, yoğun lenfositik infiltrasyon ve çok sayıda psammoma cisimciğinin bir arada bulunması tanıyı doğrular.
Papiller karsinomun bu varyantı, Hashimoto tiroiditini taklit edebilen yoğun lenfositik infiltrasyona rağmen, nükleer özellikler ve psammoma cisimcikleri ile ayrılır.

Anahtar Kavram

Papiller Tiroid Karsinomu Diffüz Sklerozan Varyantı
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 115Soru →

6767 yaşında erkek hasta, rüptüre abdominal aort anevrizması (AAA) nedeniyle acil operasyona alındıktan sonra yoğun bakım ünitesinde takip edilmektedir. Postoperatif dönemde gelişen hipotansiyon ve cerrahi alan enfeksiyonu nedeniyle hastaya düşük doz dopamin desteği ile birlikte linezolid ve furosemid tedavisi başlanmıştır. Takibinin 1010. gününde idrar çıkışında belirgin azalma saptanan hastanın serum kreatinin düzeyi 1.21.2 mg/dL'den 4.54.5 mg/dL'ye yükselmiştir. İdrar tetkikinde eser proteinüri, lökosit silendirleri ve piyüri izlenmiş, idrar kültürü negatif sonuçlanmıştır. Yapılan böbrek biyopsisinde interstisyel alanda yaygın ödem ve mononükleer hücrelerden zengin infiltrasyon saptanmıştır.

Bu hastada mevcut tablonun, cerrahi sırasındaki hipotansiyona bağlı gelişebilecek İskemik Akut Tübüler Hasar (ATI) yerine İlaçla Tetiklenen Akut İnterstisyel Nefrit (AIN) lehine yorumlanmasını sağlayan en karakteristik morfolojik bulgu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İnterstisyel ödemle birlikte mononükleer hücrelerin tübül bazal membranını geçerek tübül epiteli arasına sızması (tübülit)

Cevap

İnterstisyel ödemle birlikte mononükleer hücrelerin tübül bazal membranını geçerek tübül epiteli arasına sızması (tübülit) durumu Akut İnterstisyel Nefrit lehinedir.
İlaçla tetiklenen Akut İnterstisyel Nefrit (AIN), böbrek parankiminde interstisyel alanda gelişen tip I veya tip IV hipersensitivite reaksiyonudur. Morfolojik olarak interstisyel ödem ve inflamatuar hücre (lenfosit, eozinofil) infiltrasyonu izlenir. En karakteristik bulgu olan tübülit, inflamatuar hücrelerin tübül bazal membranını aşarak epitel hücreleri arasına girmesidir. İskemik ATI'de ise hasar interstisyel değil, doğrudan tübüler epitel seviyesindedir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik senaryoyu iskemik ve nefrotoksik risk faktörleri açısından değerlendir.
Hastada hem iskemik risk (AAA operasyonu ve hipotansiyon) hem de ilaçla tetiklenen AIN riski (linezolid ve furosemid kullanımı) mevcuttur.
Ayırıcı tanı için morfolojik bulguların özgüllüğü analiz edilmelidir.
2
İdrar tetkiki ve biyopsi bulgularını korele et.
Steril piyüri ve lökosit silendirleri AIN'i desteklerken; biyopsi interstisyel inflamasyonu doğrulamaktadır.
ATI'de inflamasyon ikincil ve hafiftir, oysa AIN'de primer olay interstisyel inflamatuar hasardır.
3
AIN ve ATI arasındaki en spesifik morfolojik farkı belirle.
Tübülit (lenfositlerin tübül duvarına sızması), AIN'i iskemik süreçten ayıran en değerli histopatolojik bulgudur.
Tübülit varlığı, tübüllere yönelik immunolojik saldırının doğrudan kanıtıdır.

Anahtar Kavram

İlaçla tetiklenen Akut İnterstisyel Nefrit (AIN), interstisyel ödem, eozinofilleri de içerebilen mononükleer infiltrasyon ve en önemlisi 'tübülit' ile karakterizedir; Akut Tübüler Hasar'dan (ATI) interstisyel baskınlığı ve tübülit ile ayrılır.

Daha Fazla Pratik

İlaçla tetiklenen AIN ve Minimal Değişiklik Hastalığı'nın (MCD) birlikte görülmesine en sık neden olan ilaç grubunu (NSAİİ) gözden geçirin.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 116Soru →

7474 yaşında erkek hasta, serum PSAPSA düzeyinin 9.5 ng/mL9.5\ ng/mL ölçülmesi ve rektal muayenede sağ lobda sertlik saptanması üzerine üroloji kliniğine başvuruyor. Hastaya yapılan iğne biyopsisinin mikroskobik incelemesinde; geniş lümenli, papiller ve kribriform gelişim gösteren glandüler yapılar izleniyor. Bu yapıları döşeyen hücrelerde belirgin nükleer genişleme ve koyu renkli makronükleoller saptanıyor. İmmünohistokimyasal çalışmada bazal hücre belirteçleri olan p63p63 ve 34βE1234\beta E12 ile bu yapıların çevresinde kesintili (discontinuousdiscontinuous) boyanma izlenirken, AMACRAMACR (P504SP504S) ile lüminal hücrelerde kuvvetli sitoplazmik pozitiflik görülüyor. Bu bulgular ışığında en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yüksek dereceli prostatik intraepitelyal neoplazi (HGPIN)

Cevap

Yüksek dereceli prostatik intraepitelyal neoplazi (HGPIN)
Yüksek dereceli prostatik intraepitelyal neoplazi (HGPIN), mevcut prostat glandlarının lümenini döşeyen hücrelerin sitolojik olarak karsinom hücrelerine (belirgin makronükleol, nükleer hiperkromazi) benzemesi durumudur. En kritik tanısal özellik, bu yapıların çevresinde bazal hücre tabakasının korunmuş olmasıdır. İmmünohistokimyasal olarak bazal hücre belirteçleri (p63p63, 34βE1234\beta E12) pozitif sonuç verirken, neoplastik lüminal hücrelerde AMACRAMACR (P504SP504S) pozitifliği izlenir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ve laboratuvar bulgularını değerlendir.
74 yaş, 9.5 ng/mL9.5\ ng/mL PSAPSA ve sert nodül varlığı malignite veya prekanseröz lezyon şüphesi uyandırır.
Yüksek PSAPSA ve anormal rektal muayene bulguları biyopsi endikasyonudur.
2
Morfolojik özellikleri analiz et.
Geniş lümenli glandlar, kribriform patern ve belirgin makronükleoller saptandı.
Bu bulgular hem HGPIN hem de düşük dereceli karsinomlarda görülebilir; ayırıcı tanı için bazal tabaka değerlendirilmelidir.
3
İmmünohistokimyasal (İHK) bulguları yorumla.
p63p63 ve 34βE1234\beta E12 ile kesintili boyanma saptanması bazal hücrelerin varlığını, AMACRAMACR pozitifliği ise neoplastik süreci doğrular.
İnvaziv karsinomda bazal tabaka yoktur (p63p63 negatiftir). Bazal tabakanın korunmuş olması (patchy/discontinuous da olsa) lezyonun intraepitelyal olduğunu gösterir.

Anahtar Kavram

HGPIN ve Prostatik Adenokarsinom ayırıcı tanısında bazal hücre tabakasının (p63, 34betaE12) önemi.

Daha Fazla Pratik

İnvaziv adenokarsinom ve ASAP (Atypical Small Acinar Proliferation) arasındaki İHK farklarını tekrar ediniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 117Soru →

3939 yaşında erkek hasta, son 66 aydır devam eden ve çoklu ilaç kullanımına rağmen kontrol altına alınamayan şiddetli hipertansiyon ve belirgin halsizlik şikayetleri ile başvuruyor. Fizik muayenesinde kan basıncı 180/110180/110 mmHg olarak ölçülüyor. Hastanın laboratuvar inceleme sonuçları aşağıda sunulmuştur:

TetkikSonuçReferans Aralığı
Serum Sodyum (Na+Na^{+})147147 mEq/L135−145135-145
Serum Potasyum (K+K^{+})2.82.8 mEq/L3.5−5.03.5-5.0
Sabah Plazma Kortizolü1212 µg/dL5−235-23
Plazma ACTH3232 pg/mL10−6010-60
Plazma Renin Aktivitesi0.150.15 ng/mL/saat0.5−4.00.5-4.0
Plazma Aldosteron4545 ng/dL3−163-16

Abdominal bilgisayarlı tomografide sağ adrenal bezde 1.81.8 cm çapında, düşük atenüasyonlu, düzgün sınırlı nodüler kitle izleniyor.

Bu klinik tablo ve laboratuvar bulguları ışığında, hastadaki en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Conn sendromu

Cevap

Sunulan klinik ve laboratuvar bulguları en çok Conn sendromu (primer hiperaldosteronizm) ile uyumludur.
Conn sendromu, adrenal korteksin zona glomeruloza tabakasından köken alan bir adenomun otonom olarak aldosteron salgılamasıdır. Bu durum, sodyum ve su tutulumu ile hipertansiyona, potasyum atılımı ile hipokalemiye yol açar. Artan aldosteron, böbrekteki jukstaglomerüler hücrelerden renin salınımını negatif geri bildirim ile baskılayarak plazma renin aktivitesini düşürür. Vakadaki tüm laboratuvar değerleri ve BT bulgusu bu tanıyı desteklemektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Elektrolit ve tansiyon bulgularını analiz et
Dirençli hipertansiyon ile birlikte görülen hipokalemi (2.82.8 mEq/L) ve hafif hipernatremi (147147 mEq/L), mineralokortikoid fazlalığına işaret eder.
Aldosteron, böbrek distal tübüllerinde sodyum geri emilimini ve potasyum atılımını artırır.
2
Hormonal aksı değerlendir
Plazma renin aktivitesinin baskılanmış (0.150.15) ve aldosteronun yüksek (4545) olması, durumun primer (adrenal kaynaklı) olduğunu kanıtlar.
Otonom aldosteron salınımı, negatif geri bildirim ile böbrekten renin salınımını baskılar.
3
Diğer adrenal ve hipofiz patolojilerini dışla
Normal kortizol ve ACTH düzeyleri Cushing sendromunu; hastanın yaşı ve potasyum profili ise diğer kitleleri dışlar.
Cushing sendromunda glukokortikoid, feokromositomada ise katekolamin fazlalığı ana bulgudur.

Anahtar Kavram

Primer hiperaldosteronizmde (Conn sendromu) tanısal üçleme: Hipertansiyon, hipokalemi ve baskılanmış plazma renin aktivitesidir.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 118Soru →

2222 yaşında erkek hasta, boğaz ağrısı ve ateşle seyreden bir üst solunum yolu enfeksiyonundan yaklaşık 4848 saat sonra idrar renginin "çay rengi" (makroskopik hematüri) olduğunu fark ederek polikliniğe başvuruyor. Fizik muayenesinde kan basıncı 120/80120/80 mmHgmmHg ölçülüyor ve pretibial ödem saptanmıyor. Laboratuvar incelemesinde idrar sedimentinde bol dismorfik eritrosit ve eritrosit silendirleri saptanıyor; serum C3C3 ve C4C4 düzeyleri normal sınırlarda bulunuyor. Bu hastada tanıyı kesinleştirmek amacıyla yapılacak böbrek biyopsisinin immünofloresan (IFIF) incelemesinde saptanması en olası bulgu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Mezanjiumda granüler tarzda IgAIgA ve C3C3 birikimi

Cevap

Mezanjiumda granüler tarzda IgAIgA ve C3C3 birikimi görülmesi en olası bulgudur.
Hastanın genç olması, üst solunum yolu enfeksiyonundan çok kısa bir süre sonra (4848 saat) makroskopik hematüri (senfaringitik hematüri) atağı geçirmesi ve serum kompleman düzeylerinin normal olması tipik olarak IgA nefropatisini (Berger Hastalığı) işaret eder. Bu hastalığın tanısında en önemli immünofloresan bulgu, mezanjiyal bölgede granüler tarzda IgA ve sıklıkla C3 birikimidir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tablonun analiz edilmesi
Genç bir erişkinde üst solunum yolu enfeksiyonundan hemen sonra (4848 saat) gelişen makroskopik hematüri saptandı.
Enfeksiyon ile hematüri arasındaki sürenin kısalığı (senfaringitik hematüri) IgA nefropatisini, uzunluğu (11-33 hafta) ise PSGN'yi düşündürür.
2
Laboratuvar verilerinin değerlendirilmesi
Normal serum kompleman (C3,C4C3, C4) düzeyleri saptandı.
IgA nefropatisinde kompleman düzeyleri genellikle normaldir, PSGN ve MPGN'de ise düşüktür.
3
Tanının belirlenmesi ve patolojik bulgunun seçilmesi
En olası tanı IgA Nefropatisidir (Berger Hastalığı).
IgA nefropatisinin patognomonik bulgusu immünofloresan incelemede mezanjiyal bölgede baskın IgA birikimidir.

Anahtar Kavram

IgA Nefropatisi (Berger Hastalığı), senfaringitik hematüri (enfeksiyonla eş zamanlı veya hemen sonrası) ve normal kompleman düzeyleri ile karakterize, mezanjiyal IgA birikimi gösteren bir hastalıktır.

Daha Fazla Pratik

IgA nefropatisinin sistemik formu olan Henoch-Schönlein Purpurası'nın (IgA Vasküliti) ekstrarenal bulgularını gözden geçirebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 119Soru →

6464 yaşında erkek hasta, rutin sağlık taramasında serum PSAPSA düzeyinin 5.8 ng/mL5.8\ ng/mL (N: 0−4 ng/mL0-4\ ng/mL) saptanması üzerine üroloji polikliniğine başvurmuştur. Yapılan fizik muayenede rektal tuşede prostat kıvamı normal olarak değerlendirilmiştir. Hastaya uygulanan transrektal ultrasonografi (TRUSTRUS) eşliğinde iğne biyopsisinde; periferal zonda yerleşimli, lümenleri dallanma gösteren genişlemiş duktus ve gland yapıları izlenmiştir. Bu yapıları döşeyen hücrelerde belirgin nükleer irileşme ve belirgin nükleoller saptanmıştır. İmmünohistokimyasal incelemede, bu atipik glandların çevresinde p63p63 ve yüksek molekül ağırlıklı sitokeratin (34βE1234\beta E12) ile boyanan bazal hücrelerin varlığı saptanmış, ancak bu tabakanın yer yer kesintilere uğradığı (fragmante/diskontinü patern) dikkati çekmiştir. Bu biyopsi bulguları ve immünohistokimyasal boyanma paternine dayanarak en olası tanı ve eşlik etmesi beklenen immünohistokimyasal bulgu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yüksek dereceli prostatik intraepitelyal neoplazi (HGPIN); atipik lüminal hücrelerde AMACR (P504S) pozitifliği

Cevap

Yüksek dereceli prostatik intraepitelyal neoplazi (HGPIN); atipik lüminal hücrelerde AMACR (P504S) pozitifliği
Vakada tanımlanan morfolojik özellikler (genişlemiş duktuslar, belirgin nükleoller) ve İHK bulguları (p63/34betaE12 ile fragmante bazal tabaka) Yüksek Dereceli Prostatik İntraepitelyal Neoplazi (HGPIN) tanısını koydurur. HGPIN hücreleri, tıpkı invaziv kanser hücreleri gibi yağ asidi oksidasyonunda rol oynayan AMACR (P504S) enzimini yüksek oranda eksprese ederler. Bu nedenle atipik hücrelerde AMACR pozitifliği beklenen bir bulgudur.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik verileri değerlendir
64 yaş, hafif PSA yüksekliği (5.8 ng/mL5.8\ ng/mL) ve normal rektal tuşe; prostat biyopsisi için tipik bir endikasyondur.
Hastanın klinik tablosu biyopsi bulgularının yorumlanması için zemin hazırlar.
2
Mikroskobik bulguları analiz et
Genişlemiş duktuslar, dallanma gösteren lümen ve belirgin nükleollü sitolojik atipi; HGPIN veya Adenokarsinom şüphesi doğurur.
Nükleol belirginliği prostat patolojisinde malignite veya premalignite için en önemli kriterdir.
3
İmmünohistokimyasal (İHK) paternini yorumla
p63p63 ve 34βE1234\beta E12 pozitifliği bazal hücrelerin varlığını kanıtlar. Bu tabakanın kesintili (diskontinü) olması HGPIN için karakteristiktir.
Adenokarsinomda bazal tabaka tamamen yokken, HGPIN'de fragmante haldedir.
4
Tanıyı netleştir ve ek belirteci belirle
Tanı HGPIN'dir. HGPIN'deki atipik lüminal hücreler, tıpkı kanser hücreleri gibi AMACR (P504S) eksprese ederler.
AMACR, prostat kanseri ve HGPIN teşhisinde kullanılan duyarlı bir pozitif belirteçtir.

Anahtar Kavram

HGPIN'in adenokarsinomdan ayırıcı tanısında bazal hücre tabakasının varlığı (p63/34betaE12) ve bu tabakanın HGPIN'de kesintili (diskontinü) olması en kritik ayırt edici özelliktir.

Daha Fazla Pratik

Prostat kanseri derecelendirmesinde kullanılan modifiye Gleason skorlama sistemindeki son güncellemeleri gözden geçirin.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 120Soru →

2424 yaşında erkek hasta, sol testiste son 22 aydır fark ettiği ağrısız büyüme ve sertlik şikayetiyle başvuruyor. Fizik muayenede sol testiste yaklaşık 55 cmcm çapında, düzensiz sınırlı ve fikse bir kitle saptanıyor. Laboratuvar incelemesinde serum α\alpha-fetoprotein (AFPAFP) düzeyi 850850 ng/mLng/mL (normal: <10<10), β\beta-hCG düzeyi 1212 mIU/mLmIU/mL (normal: <5<5) ve laktat dehidrogenaz (LDHLDH) düzeyi 410410 U/LU/L (normal: <250<250) bulunuyor. Yapılan radikal orşiektomi materyalinin histopatolojik incelemesinde; miksoid stromada yer yer dantelsi (retiküler) yapılar ve santralinde ince duvarlı bir kapiller bulunan, epitelyal hücrelerle çevrili "glomerül benzeri" (Schiller-Duval cisimciği) oluşumlar gözleniyor.

Bu hastadaki baskın tümör komponentinin immünohistokimyasal özellikleri ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: OCT3/4OCT3/4 negatifliği ile birlikte SALL4SALL4, AFPAFP ve Glypican−3Glypican-3 pozitifliği saptanır.

Cevap

Dantelsi yapılar ve Schiller-Duval cisimcikleri ile karakterize olan yolk sak tümörü komponentinde OCT3/4OCT3/4 negatifliği ile birlikte SALL4SALL4, AFPAFP ve Glypican−3Glypican-3 pozitifliği görülür.
Vakadaki belirgin AFPAFP yüksekliği ve 'glomerül benzeri' Schiller-Duval cisimcikleri, tanısal olarak yolk sak tümörünü (YST) işaret eder. YST'nin immünohistokimyasal profilinde AFPAFP ve Glypican−3Glypican-3 gibi spesifik belirteçlerin yanı sıra tüm germ hücreli tümörlerde görülen SALL4SALL4 pozitifliği izlenir. Ancak önemli bir ayırıcı nokta olarak, YST hücreleri OCT3/4OCT3/4 ekspresyonu göstermezler (negatiftirler).

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ve laboratuvar verilerini analiz et.
2424 yaşında erkekte yüksek AFPAFP (850850 ng/mLng/mL) ve hafif β\beta-hCG yüksekliği saptandı.
Belirgin AFPAFP yüksekliği, germ hücreli tümörler içerisinde en güçlü şekilde yolk sak tümörü (YST) komponentini düşündürür.
2
Histopatolojik bulguları değerlendir.
Retiküler yapı ve Schiller-Duval cisimcikleri (glomerül benzeri yapılar) saptandı.
Schiller-Duval cisimcikleri yolk sak tümörü için patognomoniktir.
3
Yolk sak tümörünün immünohistokimyasal (İHK) profilini belirle.
YST; SALL4SALL4 (++), AFPAFP (++), Glypican−3Glypican-3 (++), GATA3GATA3 (++) iken CD30CD30 (−-) ve OCT3/4OCT3/4 (−-) özelliktedir.
Erişkin tip YST'de OCT3/4OCT3/4 negatifliği, onu embriyonel karsinom ve seminomdan ayıran en önemli farklardan biridir.

Anahtar Kavram

Yolk Sak Tümörü (YST) Tanısal Kriterleri ve İHK Profili
Tahmini Süre:2m 30s
ÖncekiSayfa 6 / 20Sonraki
Ürogenital ve Endokrin Sistem Patolojisi Alıştırma Soruları — TUS - Tıpta Uzmanlık Sınavı — Sayfa 6 | Examkin