Hematoloji ve Onkoloji

409 soru

Soru 201Soru

2222 aylık bir erkek çocuk, son iki haftadır devam eden iştahsızlık, halsizlik ve hafif ateş şikayetleriyle polikliniğe getiriliyor. Öyküsünden günde yaklaşık 800800 mL inek sütü tükettiği ve son bir ay içinde iki kez akut otitis media nedeniyle antibiyotik kullandığı öğreniliyor. Fizik muayenesinde konjonktivalarda belirgin solukluk, taşikardi ve her iki kulak zarında hiperemi saptanıyor. Laboratuvar tetkik sonuçları aşağıdadır:

ParametreSonuç
Hemoglobin (Hb)8.28.2 g/dL
Ortalama Eritrosit Hacmi (MCV)5858 fL
Eritrosit Dağılım Genişliği (RDW)20.5%20.5\%
Serum Demiri1818 µg/dL
Demir Bağlama Kapasitesi (DBK)480480 µg/dL
Ferritin3838 ng/mL
Eritrosit Sayısı (RBC)3.5×1063.5 \times 10^6/µL
Periferik YaymaBelirgin hipokromi, mikrositoz, anizositoz

Bu çocuk için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Demir eksikliği anemisi

Cevap

Demir eksikliği anemisi
Hastada saptanan belirgin mikrositer hipokrom anemi tablosunda, RDW'nin yüksek olması (>%15> \%15), DBK'nın (TIBC) artmış olması ve Mentzer indeksinin 1313'den büyük olması demir eksikliği anemisi için karakteristiktir. Öyküdeki aşırı inek sütü tüketimi en önemli risk faktörüdür. Ferritin değeri normal sınırlarda (3838 ng/mL) görünse de, çocuğun geçirmekte olduğu enfeksiyon (otitis media) ferritini bir akut faz reaktanı olarak yükseltmiş olabilir. Pediatrik kılavuzlara göre, eşlik eden inflamasyon varlığında ferritin değerinin 100100 ng/mL'nin altında olması demir eksikliğini dışlamaz.

Adım Adım Çözüm

1
Anemi tipinin belirlenmesi
Hb: 8.28.2 g/dL ve MCV: 5858 fL değerleri mikrositer hipokrom bir anemi olduğunu gösterir.
Tanısal algoritmada ilk adım aneminin morfolojik sınıflandırmasıdır.
2
Eritrosit indekslerinin ve RDW'nin değerlendirilmesi
RDW: 20.5%20.5\% (yüksek) ve Mentzer İndeksi (58/3.5=16.558 / 3.5 = 16.5) hesaplanır.
RDW'nin 15%15\%'den büyük olması ve Mentzer indeksinin 1313'den büyük olması demir eksikliği anemisi lehinedir.
3
Demir parametrelerinin inflamasyon varlığında yorumlanması
Serum demiri düşük (1818 µg/dL), DBK yüksek (480480 µg/dL) ve Ferritin (3838 ng/mL) 'normal' saptanır.
Ferritin bir akut faz reaktanıdır. Enfeksiyon (otitis media) varlığında yalancı olarak yükselebilir. İnflamasyon durumunda ferritin <100<100 ng/mL olması demir eksikliğini ekarte etmez; aksine yüksek DBK demir eksikliğini doğrular.

Anahtar Kavram

İnflamasyon varlığında demir eksikliği tanısında ferritin değerinin maskelenmesi ve DBK/RDW'nin tanısal değeri.

Daha Fazla Pratik

İnflamasyon varlığında demir eksikliğini daha kesin değerlendirmek için sTfR (çözünür transferrin reseptörü) düzeyleri kullanılabilir.
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 202Soru

5 yaşında bir erkek çocuk, tekrarlayan halsizlik ve hafif göz aklarında sararma şikayetleriyle getiriliyor. Özgeçmişinden babasının çocukluk çağında benzer şikayetler nedeniyle operasyon geçirdiği ve dalağının alındığı öğreniliyor. Fizik muayenesinde konjonktivalar soluk, skleralar ikterik ve dalak kot altında 5 cm5\text{ cm} palpabl saptanıyor. Laboratuvar incelemesinde; Hb:9.2 g/dLHb: 9.2\text{ g/dL}, Hct:28%Hct: 28\%, MCV:75 fLMCV: 75\text{ fL}, MCHC:37.5 g/dLMCHC: 37.5\text{ g/dL}, RDW:19%RDW: 19\% ve retikülosit oranı %11\%11 olarak bulunuyor. Periferik yaymada santral solukluğu kaybolmuş, küçük çaplı, hiperkromik ve yuvarlak şekilli eritrositler dikkati çekiyor.

Bu hasta için en olası tanıyı doğrulamada kullanılan, günümüzde duyarlılığı ve özgüllüğü en yüksek (%95\%95 üzerinde) olan test aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Eozin-5-maleimid (EMA) bağlanma testi

Cevap

Herediter sferositoz tanısını doğrulamada günümüzdeki en duyarlı ve özgül test eozin-5-maleimid (EMA) bağlanma testidir.
Hastadaki splenomegali, sarılık, mikrosferositler ve özellikle MCHC>36 g/dLMCHC > 36\text{ g/dL} bulguları herediter sferositoz (HS) için klasiktir. HS tanısında kullanılan eozin-5-maleimid (EMA) bağlanma testi, eritrosit membranındaki proteinlere (Band 3, Rh-ilişkili proteinler) bağlanır ve akım sitometrisi ile ölçülür. Bu test, hem yüksek duyarlılığı (%9598\%95-98) hem de hızlı sonuç vermesi nedeniyle günümüzde ozmotik frajilite testinin önüne geçmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ve laboratuvar bulgularının analizi
Anemi, sarılık, splenomegali ve yüksek retikülosit oranı hemolitik süreci; yüksek MCHC (>36 g/dL>36\text{ g/dL}) ve sferositler ise Herediter Sferositoz (HS) tanısını düşündürür.
HS'de eritrosit yüzey alanı kaybı nedeniyle hücreler küreselleşir ve hemoglobin konsantrasyonu (MCHC) artar.
2
Diferansiyel tanı ve doğrulama testinin seçimi
Negatif direkt Coombs testi (klinik uyumla) HS'yi immün hemolizden ayırır. Tanıyı kesinleştirmek için en modern ve duyarlı test seçilmelidir.
Geleneksel ozmotik frajilite testi zaman alıcıdır ve duyarlılığı düşüktür; EMA bağlanma testi ise Band 3 ve diğer proteinlere bağlanarak akım sitometrisi ile hızlı ve kesin sonuç verir.

Anahtar Kavram

Herediter sferositozda MCHC yüksekliği karakteristiktir ve tanıda eozin-5-maleimid (EMA) bağlanma testi altın standarttır.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 203Soru

77 yaşında bir erkek çocuk, iki haftadır süregelen ve son birkaç günde belirginleşen nefes darlığı, öksürük ve yüz bölgesinde şişlik şikayetleriyle acil servise getirilmiştir. Fizik muayenesinde yüzde ödem, pletora, boyun venlerinde dolgunluk (distansiyon) ve inspiratuar stridor saptanmıştır. Akciğer grafisinde ön mediasteni genişleten kitle ve eşlik eden plevral efüzyon izlenmiştir. Bu hastanın yaklaşımı ve acil yönetimi ile ilgili aşağıdakilerden hangisi hatalıdır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Üst vena kava üzerindeki bası nedeniyle ilaçların kalbe ve sistemik dolaşıma katılımını kolaylaştırmak amacıyla intravenöz yol için öncelikle üst ekstremite venleri tercih edilmelidir.

Cevap

Üst vena kava sendromunda/süperior mediastinal sendromda intravenöz erişim için üst ekstremite venlerinin öncelikle tercih edilmesi hatalı bir yaklaşımdır.
Süperior mediastinal sendromda (SMS), üst vena kava (ÜVK) kitle tarafından basıya uğramıştır. Bu durumda üst ekstremiteden verilen intravenöz sıvılar ve ilaçlar, tıkanıklık nedeniyle kalbe ulaşmakta gecikir ve bu bölgedeki venöz basıncı daha da artırarak yüz ve beyin ödemini kötüleştirebilir. Doğru yaklaşım, kanın doğrudan alt vena kava yoluyla kalbe ulaşmasını sağlamak için alt ekstremite venlerini kullanmaktır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tabloyu tanımlama
Yüzde ödem, pletora, stridor ve mediastinal kitle varlığı Süperior Mediastinal Sendrom (SMS) ve Üst Vena Kava (ÜVK) sendromuna işaret eder.
Bu tablo onkolojik bir acildir ve havayolu ile vasküler obstrüksiyonun birleşimidir.
2
Vasküler erişim bölgesini değerlendirme
ÜVK tıkalı olduğu için bu bölgeden yapılan enjeksiyonlar kalbe ulaşmakta zorlanır ve tıkanıklık bölgesindeki hidrostatik basıncı artırır.
İlaçların alt vena kava yoluyla sağ atriyuma engelsiz ulaşması için alt ekstremite (safen veya femoral) venleri kullanılmalıdır.
3
Pozisyonel ve anestezi risklerini belirleme
Supin pozisyon ve sedasyon havayolu kollapsı riskini artırır.
Kitle trakeayı dışarıdan sıkıştırdığı için kas tonusunun kaybı (sedasyon) veya yer çekimi (supin) tam tıkanmaya yol açar.

Anahtar Kavram

Süperior Mediastinal Sendrom (SMS) Yönetimi

Daha Fazla Pratik

ÜVK sendromu olan bir hastada radyolojik inceleme (BT) planlanırken pozisyonel risklerin nasıl yönetilmesi gerektiğini araştırınız.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 204Soru

1414 yaşında bir kız çocukta, mediastinal kitle ve yüksek lökosit sayısı (150.000/mm3150.000/mm^3) ile seyreden akut lenfoblastik lösemi tanısıyla sitoredüktif tedaviye başlanmıştır. Tedavinin ilk gününde saptanan laboratuvar bulguları aşağıda verilmiştir:

ParametreDeğer
Potasyum6,36,3 mEq/LmEq/L
Fosfor9,89,8 mg/dLmg/dL
Ürik Asit11,511,5 mg/dLmg/dL
Kalsiyum6,26,2 mg/dLmg/dL
Kreatinin1,81,8 mg/dLmg/dL (Bazal: 0,80,8 mg/dLmg/dL)

Hastada belirgin bir nöromüsküler irritabilite (tetani, konvülziyon) veya EKG değişikliği saptanmadığına göre, bu aşamada saptanan düşük kalsiyum değerine yönelik en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hastanın klinik olarak izlenmesi ve kalsiyum replasmanından kaçınılması

Cevap

Semptomatik olmayan hastalarda klinik izlem yapılması ve kalsiyum replasmanından kaçınılması en uygun yaklaşımdır.
Tümör lizis sendromunda (TLS) görülen hipokalsemi, hiperfosfatemiye sekonder olarak gelişen kalsiyum-fosfat presipitasyonu sonucudur. Bu hastalarda kalsiyum verilmesi, kalsiyum-fosfat çarpımını (Ca×PCa \times P) artırarak yumuşak doku kalsifikasyonuna ve böbrek hasarının (nefrokalsinozis) ağırlaşmasına neden olur. Bu nedenle, hasta klinik olarak asemptomatikse (tetani, konvülziyon, EKG'de QT uzaması gibi bulgular yoksa) kalsiyum replasmanı yapılmaz, sadece izlenir.

Adım Adım Çözüm

1
Metabolik tablonun tanımlanması
Tümör Lizis Sendromu (TLS)
Yüksek potasyum, fosfor, ürik asit ve kreatinin ile düşük kalsiyum değerleri TLS tanısını koydurur.
2
Hipokalsemi mekanizmasının analizi
Sekonder Hipokalsemi
Hiperfosfatemi nedeniyle oluşan kalsiyum-fosfat presipitasyonu (çökelmesi), serbest iyonize kalsiyum düzeyini düşürür.
3
Kalsiyum-Fosfat (Ca×PCa \times P) çarpımının değerlendirilmesi
Metastatik kalsifikasyon riski
Ca×PCa \times P çarpımının 607060-70 değerini aşması durumunda, dışarıdan kalsiyum verilmesi böbrek tübüllerinde ve yumuşak dokularda kalsifikasyona yol açar.
4
Tedavi kararının verilmesi
Klinik izlem
Hasta asemptomatik olduğu sürece kalsiyum verilmez; tedavi önceliği hiperfosfatemiyi düşürmeye ve hidratasyonu sağlamaya verilmelidir.

Anahtar Kavram

Tümör Lizis Sendromunda Hipokalsemi Yönetimi
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 205Soru

22 yaşında bir erkek çocuk, rutin kontrolünde saptanan solukluk ve fizik muayenesinde saptanan orta derecede splenomegali (33 cm) nedeniyle tetkik ediliyor. Öyküsünden annesinin 2020 yaşında safra kesesi operasyonu geçirdiği öğreniliyor. Laboratuvar tetkiklerinde hemoglobin (HbHb) 99 g/dL, ortalama eritrosit hacmi (MCVMCV) 7878 fL ve retikülosit oranı %\% 88 olarak saptanıyor.

Buna göre, aşağıdakilerden hangisi bu hastada saptanması beklenen en karakteristik laboratuvar bulgusudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Ortalama eritrosit hemoglobin konsantrasyonunun (MCHCMCHC) >36> 36 g/dL olması

Cevap

Ortalama eritrosit hemoglobin konsantrasyonunun (MCHC) > 36 g/dL olması
Verilen klinik tabloda (anemi, splenomegali, retikülositoz ve ailede erken yaşta safra taşı öyküsü) en olası tanı Kalıtsal Sferositoz'dur. Bu hastalıkta eritrositlerin membran bütünlüğü bozulur ve hücreler küre şeklini alır. Bu morfolojik değişim sonucunda hücre içindeki hemoglobin konsantrasyonu artar ve laboratuvarda MCHC değerinin 3636 g/dL'nin üzerinde saptanması tanı koydurucu bir bulgudur.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ve laboratuvar verilerini analiz et
Anemi (HbHb 99 g/dL), orta derecede splenomegali ve retikülositoz (%\% 88) varlığı hemolitik bir süreci işaret etmektedir.
Retikülositoz, kemik iliğinin hemolize karşı yanıtını gösteren temel bulgudur.
2
Aile öyküsünü değerlendir
Annenin genç yaşta safra kesesi operasyonu (kolelitiazis) geçirmiş olması, ailede kronik bir hemolitik sürecin (Kalıtsal Sferositoz gibi) varlığını düşündürür.
Kronik hemoliz sonucu oluşan bilirubin taşları, çocukluk ve genç erişkinlik döneminde safra taşlarına yol açar.
3
Hastalığa özgü laboratuvar parametresini belirle
Kalıtsal sferositozda hücre hacmine göre hemoglobin konsantrasyonunun artması (MCHC yüksekliği), tanıda en değerli ve karakteristik ipuçlarından biridir.
Membran vezikülasyonu ve su kaybı, sferositlerin hiperkromik görünmesine ve MCHC artışına neden olur.

Anahtar Kavram

Kalıtsal Sferositoz Tanısı
Soru 206Soru

4 yaşındaki bir kız çocuk, son 3 aydır giderek belirginleşen halsizlik, solukluk ve iştahsızlık yakınmalarıyla getiriliyor. Beslenme öyküsünde yoğun inek sütü tüketimi olduğu (>1>1 Litre/gün), taze sebze ve meyve tüketiminin ise oldukça kısıtlı olduğu öğreniliyor. Yapılan fizik muayenesinde konjonktivalarda solukluk dışında özellik saptanmıyor.

Hastanın laboratuvar tetkik sonuçları aşağıdadır:

ParametreSonuçReferans Aralığı
Hemoglobin8.48.4 g/dL11.014.011.0 - 14.0
Hematokrit%26\%26%3440\%34 - 40
MCV8282 fL758775 - 87
RDW%23\%23<14.5< 14.5
Retikülosit%0.8\%0.8%0.51.5\%0.5 - 1.5

Periferik yayma incelemesinde hipokrom mikrositer eritrositlerin yanı sıra makro-ovalositler ve çok sayıda hipersegmente nötrofil görüldüğü bildirilmiştir.

Bu çocuktaki aneminin etiyolojisi için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Demir ve folatın kombine eksikliği

Cevap

Demir ve folatın kombine eksikliği bu hastanın klinik ve laboratuvar tablosunu en iyi açıklayan tanıdır.
Hastada görülen normal MCV değerine eşlik eden yüksek RDW, kan sayım cihazının küçük (mikrositer) ve büyük (makrositer) hücrelerin ortalamasını almasından kaynaklanmaktadır. Periferik yaymada gözlenen hipokrom mikrositer eritrositler demir eksikliğini, makro-ovalositler ve hipersegmente nötrofiller ise megaloblastik süreci (folat eksikliği) kanıtlar. Diyet öyküsü (yoğun inek sütü ve kısıtlı taze gıda) her iki eksiklik için de risk faktörü oluşturmaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Hemoglobin ve hematokrit değerlerini analiz etme
8.48.4 g/dL Hb ile hastada belirgin bir anemi mevcuttur.
Etiyolojik araştırma için temel basamaktır.
2
Eritrosit indekslerini (MCV ve RDW) yorumlama
MCV (8282 fL) yaşa göre normal sınırlarda iken, RDW (%23\%23) belirgin derecede yüksektir.
Normal MCV ve yüksek RDW, iki farklı boyutta hücre popülasyonunun (dimorfik popülasyon) varlığına işaret eder.
3
Periferik yayma bulgularını değerlendirme
Hipokrom mikrositer hücreler (demir eksikliği lehine) ve hipersegmente nötrofiller ile makro-ovalositler (megaloblastik/folat eksikliği lehine) bir aradadır.
Yayma bulguları, nütrisyonel eksikliklerin tipini doğrular.
4
Klinik öykü ile laboratuvarı birleştirme
İnek sütü (demir fakiri) ve sebze kısıtlılığı (folat fakiri) kombine eksikliği destekler.
Tanısal bütünlük sağlanır.

Anahtar Kavram

Kombine nütrisyonel eksikliklerde (demir + folat/B12), ortalama hücre hacmi (MCV) normal bulunabilirken, hücre boyutlarındaki değişkenlik nedeniyle RDW artmış saptanır ve periferik yaymada her iki eksikliğe ait bulgular (dimorfik görünüm) izlenir.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 207Soru

Mikrositer anemisi olan bir çocukta demir eksikliği anemisi ile beta-talasemi taşıyıcılığı ayrımında, beta-talasemi taşıyıcılığı lehine olan laboratuvar bulgusu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Eritrosit (RBC) sayısının yüksek olması

Cevap

Beta-talasemi taşıyıcılığında, demir eksikliği anemisine kıyasla eritrosit (RBC) sayısının yüksek (>5×106/μL> 5 \times 10^6/\mu L) olması beklenir.
Beta-talasemi taşıyıcılığında, yapısal hemoglobin sentez kusurunu telafi etmek amacıyla kemik iliği daha fazla sayıda ancak daha küçük eritrositler üretir. Bu nedenle, belirgin mikrositoza (düşük MCV) rağmen eritrosit (RBC) sayısı genellikle 5×106/μL5 \times 10^6/\mu L'nin üzerindedir. Bu durum, aneminin derecesiyle paralel olarak RBC sayısının düştüğü demir eksikliği anemisi ile en temel klinik ayırıcı farktır.

Adım Adım Çözüm

1
Aneminin morfolojik sınıflandırmasını yap.
Hem demir eksikliği anemisi hem de talasemi taşıyıcılığı mikrositer (MCV<80MCV < 80 fL) anemi grubunda yer alır.
Ayırıcı tanıya başlamak için ortak paydayı belirlemek gerekir.
2
Eritrosit üretim kinetiğini karşılaştır.
Demir eksikliğinde 'hammadde' eksikliği nedeniyle üretim kısıtlıdır (düşük RBC); talasemi taşıyıcılığında ise kemik iliği sayıca üretimi artırarak kompanse etmeye çalışır (yüksek RBC).
Bu temel fizyopatolojik fark laboratuvar parametrelerine (RBC sayısı ve Mentzer indeksi) yansır.
3
Laboratuvar verilerini sentezle.
Mikrositoza rağmen RBC sayısının 5×106/μL5 \times 10^6/\mu L üzerinde olması ve Mentzer indeksinin (MCV/RBCMCV/RBC) 1313'ten küçük olması talasemi taşıyıcılığı lehinedir.
Kesin tanı için Hb elektroforezi yapılmalıdır ancak tarama bulguları bu yöndedir.

Anahtar Kavram

Mikrositer anemilerin ayırıcı tanısında RBC sayısı ve Mentzer indeksi kullanımı

Alternatif Yöntem

Mentzer indeksi formülünü (MCV/RBCMCV/RBC) düşünerek; paydanın (RBC) artmasının sonucu küçülteceğini ve 1313 altındaki değerlerin talasemi lehine olduğunu hatırlayabilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 208Soru

On sekiz aylık erkek hasta, üç gündür devam eden ateş (38.5 °C) ve öksürük şikayetiyle polikliniğe getiriliyor. Ayrıntılı beslenme öyküsünden günde yaklaşık 1 litre inek sütü tükettiği ve katı gıdaları sık sık reddettiği öğreniliyor. Fizik muayenesinde cilt ve mukozalarda solukluk ile tonsillerde hiperemi saptanıyor. Hastanın laboratuvar tetkik sonuçları aşağıdaki gibidir:

ParametreSonuçReferans Aralığı
Hemoglobin (Hb)8.2 g/dL8.2 \text{ g/dL}10.513.5 g/dL10.5 - 13.5 \text{ g/dL}
Ortalama Eritrosit Hacmi (MCV)56 fL56 \text{ fL}7090 fL70 - 90 \text{ fL}
Eritrosit Sayısı (RBC)3.4×106/μL3.4 \times 10^6 /\mu\text{L}3.95.3×106/μL3.9 - 5.3 \times 10^6 /\mu\text{L}
Eritrosit Dağılım Genişliği (RDW)%18.5\%18.5%11.514.5\%11.5 - 14.5
Serum Demiri22 μg/dL22 \ \mu\text{g/dL}40100 μg/dL40 - 100 \ \mu\text{g/dL}
Total Demir Bağlama Kapasitesi (TDBK)480 μg/dL480 \ \mu\text{g/dL}250400 μg/dL250 - 400 \ \mu\text{g/dL}
Ferritin78 ng/mL78 \text{ ng/mL}12150 ng/mL12 - 150 \text{ ng/mL}
C-Reaktif Protein (CRP)24 mg/L24 \text{ mg/L}<5 mg/L< 5 \text{ mg/L}

Bu hastanın klinik ve laboratuvar bulguları değerlendirildiğinde, anemi tablosunu açıklayan en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Demir eksikliği anemisi

Cevap

Demir eksikliği anemisi
Hastadaki aşırı inek sütü tüketimi demir eksikliği anemisi için klasik bir risk faktörüdür. Laboratuvar incelemesinde saptanan düşük MCV, yüksek RDW, düşük serum demiri ve yüksek TDBK demir eksikliği anemisinin tipik bulgularıdır. Demir eksikliğinde normalde düşük olması beklenen ferritin seviyesi bu hastada normal sınırlardadır; ancak ferritin bir akut faz reaktanı olduğu için eşlik eden akut üst solunum yolu enfeksiyonu (yüksek CRP ve ateş) durumunda yalancı olarak normal ölçülmüştür. Ayrıca Mentzer indeksinin (MCV/RBC) 13'ün üzerinde olması ve RDW yüksekliği de beta-talasemi taşıyıcılığını dışlayarak tanıyı doğrulamaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın yaşını, beslenme öyküsünü ve anemi tipini (MCV değerini) değerlendirmek.
18 aylık, günde 1 litre inek sütü tüketen hastada MCV 56 fL56 \text{ fL} olup belirgin mikrositik anemi mevcuttur.
Etiyolojik ayırıcı tanıya mikrositik anemiler (demir eksikliği, talasemi, kronik hastalık, vb.) üzerinden başlamak için.
2
Demir parametrelerini (Serum demiri, TDBK ve Ferritin) inflamatuar belirteçlerle (CRP, ateş) birlikte analiz etmek.
Serum demiri düşük (22 μg/dL22 \ \mu\text{g/dL}) ve TDBK çok yüksektir (480 μg/dL480 \ \mu\text{g/dL}). Ferritin normal (78 ng/mL78 \text{ ng/mL}) görünse de eş zamanlı CRP yüksektir (24 mg/L24 \text{ mg/L}).
Akut faz reaktanı olan ferritinin aktif enfeksiyon varlığında yalancı olarak yükselebileceğini ve normal sınırlarda çıkmasının demir eksikliğini ekarte ettirmeyeceğini fark etmek için.
3
Eritrosit indekslerini kullanarak (RDW ve Mentzer indeksi) talasemi taşıyıcılığı ile ayrım yapmak.
RDW yüksektir (\%18.5) ve Mentzer indeksi (56/3.416.456 / 3.4 \approx 16.4) 13'ten büyüktür.
Beta-talasemi taşıyıcılığını (RDW normal, Mentzer < 13) dışlayıp demir eksikliği anemisinin kesin tanısını koymak için.

Anahtar Kavram

Mikrositik anemilerin ayırıcı tanısında demir parametrelerinin akut inflamasyon durumundaki değişimi ve eritrosit indekslerinin (RDW, Mentzer) kullanımı.
Soru 209Soru

Sağlıklı çocuk izlemi için polikliniğe getirilen 33 yaşındaki bir kız çocuğunun fizik muayenesinde sağ batın yarısını dolduran bir kitle palpe ediliyor. Yapılan batın ultrasonografisinde, sağ böbrek yerleşimli, düzgün konturlu, içerisinde kalsifikasyon izlenmeyen ve anatomik orta hattı aşmayan solid bir kitle rapor ediliyor. Hastanın vital bulgularında hipertansiyon saptanırken, laboratuvar incelemesinde mikroskobik hematüri tespit ediliyor.

Bu hastadaki klinik ve radyolojik bulgularla uyumlu en olası tümör düşünüldüğünde, hastalığın en sık uzak metastaz yaptığı organ veya doku aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Akciğer

Cevap

Akciğer
Vakada tanımlanan böbrek kaynaklı, orta hattı geçmeyen, düzgün konturlu ve kalsifikasyonsuz kitle ile eşlik eden hipertansiyon ve hematüri bulguları Wilms tümörü (nefroblastom) için oldukça tipiktir. Wilms tümörü, çocukluk çağının en sık görülen böbrek tümörüdür. Tümörün lokal invazyon dışında hematojen yolla en sık yayılım gösterdiği uzak metastaz bölgesi akciğerdir. Hastaların yaklaşık %10-15'inde tanı anında akciğer metastazı bulunur.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ve radyolojik bulguları değerlendirerek en olası tanıyı koymak.
Hastanın 33 yaşında olması, kalsifikasyon içermeyen, orta hattı geçmeyen ve düzgün sınırlı böbrek kitlesine hematüri ile hipertansiyonun eşlik etmesi Wilms tümörünü (nefroblastom) gösterir.
Batın kitlelerinin ayırıcı tanısında yaş, kitlenin orta hattı geçip geçmemesi ve kalsifikasyon varlığı kritik öneme sahiptir.
2
Tanımlanan tümörün (Wilms tümörü) yayılım paterni ve en sık uzak metastaz yaptığı bölgeyi belirlemek.
Wilms tümörü kan yoluyla en sık akciğerlere metastaz yapma eğilimindedir.
Tümörün biyolojik davranışı ve vasküler invazyon (renal ven ve vena kava inferior) özelliği akciğeri ilk ve en sık metastaz hedefi haline getirir.

Anahtar Kavram

Wilms tümörü (nefroblastom) klinik özellikleri ve metastaz paterni

İpuçları

1
Sorudaki kitlenin kalsifikasyon içermemesi ve anatomik orta hattı aşmaması nöroblastomdan uzaklaşmanız gerektiğini gösterir.
2
Hipertansiyon ve hematüri ile seyreden bu düzgün konturlu böbrek kitlesi Wilms tümörüdür.
3
Wilms tümörü vasküler yolla yayılarak en sık göğüs boşluğundaki organlara (özellikle solunum sistemine) metastaz yapar.

Daha Fazla Pratik

Nöroblastomun klinik evrelemesi (Evre 4S özellikleri) ve iyi/kötü prognostik faktörleri konularını gözden geçirin.

Alternatif Yöntem

Batın kitlelerinde 'Orta hattı geçme + Kalsifikasyon = Nöroblastom (Kemik/Kemik iliği metastazı)' ve 'Orta hattı geçmeme + Düzgün yüzey = Wilms Tümörü (Akciğer metastazı)' şeklindeki pratik kuralı hatırlayabilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 210Soru

On sekiz aylık erkek çocuk, düşme sonrası sağ dizinde gelişen aşırı şişlik ve ağrı (hemartroz) şikayetiyle acil servise getiriliyor. Öyküsünden, göbek kordonunun 21. günde düştüğü ve takiben sızıntı şeklinde uzun süren kanamasının olduğu; ayrıca 6 aylıkken yapılan sünnetten üç gün sonra dikiş yerlerinden ciddi kanama geliştiği öğreniliyor. Anne ve baba arasında birinci derece kuzen evliliği bulunmaktadır.

Laboratuvar incelemelerinde:
- Trombosit sayısı: 340.000/μL340.000 / \mu L (Normal: 150.000450.000150.000-450.000)
- Kanama zamanı: 44 dakika (Normal: 292-9 dk)
- Protrombin zamanı (PT): 1212 saniye (Normal: 111411-14 sn)
- Aktive parsiyel tromboplastin zamanı (aPTT): 2828 saniye (Normal: 253525-35 sn)
- Fibrinojen: 280280 mg/dL (Normal: 200400200-400)

Buna göre, hastanın kesin tanısına ulaşmak için aşağıdaki testlerden hangisinin istenmesi en uygundur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: 55 Molar ürede pıhtı erime testi

Cevap

Rutin koagülasyon testlerinin normal saptandığı klinik hemofili tablosunda 55 Molar ürede pıhtı erime testi istenir.
Hastada görülen hemartroz, geç düşen göbek kordonundan kanama ve sünnet sonrası geç dönem kanama bulguları tipik bir sekonder hemostaz bozukluğuna işaret etmektedir. Ancak primer hemostaz testleri (trombosit sayısı ve kanama zamanı) ile sekonder hemostaz tarama testlerinin (PT, aPTT, fibrinojen) tamamen normal saptanması Faktör XIII eksikliği için patognomoniktir. Faktör XIII, koagülasyon kaskadında fibrin pıhtısını çapraz bağlarla stabilize eden son aşama faktörüdür. Bu faktörün eksikliğinde ilk pıhtı oluşumu normal gerçekleştiği için in vitro PT ve aPTT testleri normal çıkar; ancak oluşan pıhtı stabil olmadığı için klinikte geç dönem kanamalar (örneğin cerrahiden birkaç gün sonra) gözlenir. Kesin tanı, stabil olmayan pıhtının 55 molar üre veya %1 kloroasetik asit solüsyonu içinde hızla çözündüğünün gösterildiği 'pıhtı erime (çözünürlük) testi' ile konur.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguları analiz et
Hemartroz, göbek kordonu kanaması ve cerrahi işlem sonrası geç dönem kanama sekonder hemostaz (koagülasyon kaskadı) bozukluğunu gösterir.
Primer ve sekonder hemostaz bozukluklarının klinik bulguları birbirinden farklıdır.
2
Laboratuvar sonuçlarını değerlendir
Trombosit sayısı ve kanama zamanı normal (primer hemostaz sağlam). PT, aPTT ve fibrinojen normal (klasik sekonder hemostaz tarama testleri sağlam).
Olası faktör eksikliklerini dışlamak veya daraltmak için.
3
Klinik ve laboratuvar uyumsuzluğunu yorumla
Normal PT ve aPTT değerlerine rağmen ağır sekonder kanama tablosu yaratan durum Faktör XIII eksikliğidir.
Faktör XIII fibrin ağını çapraz bağlarla son aşamada stabilize eder; eksikliğinde fibrin oluşur (PT ve aPTT normal çıkar) ancak çabuk yıkılır (geç kanama olur).
4
Spesifik tanı testini belirle
Faktör XIII eksikliğini doğrulamak için spesifik pıhtı erime (solübilite) testleri kullanılır.
Faktör XIII eksikliğinde pıhtı 55 Molar üre veya %1 kloroasetik asit içinde çözünerek kaybolur.

Anahtar Kavram

Faktör XIII eksikliğinin klinik ve laboratuvar özellikleri
Soru 211Soru

1414 yaşında bir erkek çocuk, yaklaşık 22 haftadır giderek artan nefes darlığı, kuru öksürük ve yüzünde şişlik şikayetleriyle getirilmiştir. Fizik muayenede servikal venöz dolgunluk, yüzde ve boyunda ödem (superior vena cava sendromu) ile sağ akciğer bazalinde matite saptanmıştır. Çekilen akciğer grafisinde genişlemiş mediastinum ve sağ plevral efüzyon izlenmiştir. Yapılan kemik iliği aspirasyonunda lenfoblastların oranı %12\%12 olarak tespit edilmiştir. Bu klinik tabloya göre, hastanın St. Jude (Murphy) sistemine göre evresi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Evre IV

Cevap

Kemik iliği tutulumunun (%12\%12 oranında) saptanması nedeniyle, pediatrik Non-Hodgkin Lenfoma sınıflamasında kullanılan St. Jude (Murphy) sistemine göre hasta Evre IV olarak değerlendirilir.
Doğru yanıt olan Evre IV seçeneği, St. Jude (Murphy) evreleme sisteminin temel prensibine dayanır. Pediatrik Non-Hodgkin Lenfomalarda (özellikle bu vakadaki gibi lenfoblastik tipte), kemik iliğinde lenfoblast görülmesi ancak bu oranın %25\%25'in altında kalması durumu hastayı en yüksek evre olan Evre IV'e yerleştirir. Mediastinal kitle ve plevral efüzyon gibi lokal yayılım bulguları bu durumda evreyi etkilemez.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ve radyolojik bulguların analizi
Mediastinal kitle, plevral efüzyon ve superior vena cava sendromu saptandı.
Bu bulgular pediatrik yaş grubunda sıklıkla T-hücreli Lenfoblastik Lenfoma (L-LBL) ile ilişkilidir.
2
Kemik iliği infiltrasyon oranının değerlendirilmesi
İlikteki lenfoblast oranı %12\%12 olarak belirlendi.
Pediatrik onkoloji pratiğinde %25\%25 eşik değerdir; %25\%25'in altındaki tutulum lenfoma (Evre IV), üzerindeki tutulum ise lösemi (ALL) olarak kabul edilir.
3
Pediatrik NHL evreleme sisteminin uygulanması
St. Jude (Murphy) kriterlerine göre uzak organ (ilik) tutulumu tescil edildi.
İntrathorasik tutulum (mediastinum, plevra) tek başına Evre III iken, kemik iliği veya MSS tutulumunun eklenmesi evreyi doğrudan IV yapar.

Anahtar Kavram

St. Jude (Murphy) evrelemesinde kemik iliği ve MSS tutulumu, başlangıç odağından bağımsız olarak Evre IV tanısı koydurur.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 212Soru

1515 aylık bir erkek çocuk, annesi tarafından fark edilen sol göz kapağında düşüklük ve göz bebeklerinde boyut farkı şikayetiyle polikliniğe getiriliyor. Fizik muayenesinde sol tarafta ptozis, miyozis ve yüzde terleme azlığı (anhidroz) saptanıyor. Çekilen akciğer grafisinde arka mediastende, içerisinde kalsifikasyonlar barındıran düzensiz sınırlı bir kitle izleniyor.

Bu hasta için en olası tanı ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İdrarda vanilmandelik asit (VMAVMA) ve homovanilik asit (HVAHVA) düzeylerinde artış beklenir.

Cevap

En olası tanı olan nöroblastomda idrarda vanilmandelik asit (VMAVMA) ve homovanilik asit (HVAHVA) düzeylerinde artış saptanması beklenir.
Hastada saptanan ptozis, miyozis ve anhidroz bulguları sempatik zincir basısına bağlı gelişen Horner sendromudur. Arka mediastende yerleşen ve kalsifikasyon içeren kitle çocukluk çağında tipik olarak nöroblastomu düşündürür. Nöroblastomların büyük çoğunluğu katekolamin metabolitleri ürettiğinden, idrarda VMAVMA ve HVAHVA artışı tanı için anahtar bulgudur.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguların yorumlanması
Horner sendromu (ptozis, miyozis, anhidroz)
Çocuklarda sempatik zincire bası yapan posterior mediastinal kitlelerin (sempatik ganglion tümörleri) varlığını düşündürür.
2
Görüntüleme bulgularının analizi
Arka mediastinal kalsifiye kitle
Nöroblastom arka mediastende sık yerleşir ve kalsifikasyon içermesi (85%85\%) tanısal bir ipucudur.
3
Ayırıcı tanı ve laboratuvar korelasyonu
İdrar katekolamin metabolitlerinde (VMAVMA, HVAHVA) artış
Nöroblastomun biyokimyasal kanıtı olarak kabul edilir ve Wilms tümörü gibi diğer kitlelerden ayrımında kritiktir.

Anahtar Kavram

Nöroblastomun paraneoplastik/lokal bası bulguları (Horner sendromu) ve radyolojik (kalsifikasyon)/laboratuvar (VMA) özellikleri.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 213Soru

33 yaşında bir erkek çocuk; saçlı deride dirençli seboraik dermatit benzeri döküntüler, aşırı su içme ve sık idrara çıkma şikayetleriyle getirilmiştir. Fizik muayenesinde kraniyunda ağrılı bir şişlik saptanmış olup çekilen grafilerde 'zımba deliği' görünümünde litik lezyonlar izlenmiştir. Bu hastanın kesin tanısını koymak amacıyla biyopsi örneğinde çalışılması gereken en spesifik immünohistokimyasal belirteç aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: CD1a

Cevap

Langerhans hücreli histiyositoz tanısında en karakterisitik ve spesifik belirteçlerden biri CD1a pozitifliğidir.
Langerhans hücreli histiyositoz (LHH), kemiklerde litik lezyonlar, deri döküntüleri ve santral diyabetes insipidus ile karakterize bir hastalıktır. Kesin tanı için biyopsi örneğinde CD1a veya Langerin (CD207) pozitifliğinin gösterilmesi ya da elektron mikroskobunda Birbeck granüllerinin saptanması gereklidir. S100 pozitifliği de görülür ancak CD1a daha spesifiktir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguları analiz et.
Döküntü (seboraik dermatit benzeri), diyabetes insipidus (poliüri, polidipsi) ve litik kemik lezyonları saptandı.
Bu triad Langerhans hücreli histiyositozun (LHH) Hand-Schüller-Christian varyantı için tipiktir.
2
Ayırıcı tanı ve kesin tanı yöntemini belirle.
Litik kemik lezyonu ve multisistem tutulumu nedeniyle doku biyopsisi gereklidir.
Kesin tanı, histiyositik hücrelerin immünohistokimyasal özelliklerine dayanır.
3
Tanısal belirteçleri hatırla.
CD1a, S100 ve Langerin (CD207) pozitifliği LHH için karakteristiktir.
CD1a ve Langerin, Langerhans hücreleri için yüksek spesifiteye sahiptir.

Anahtar Kavram

Langerhans hücreli histiyositoz (LHH) tanısında CD1a ve S100 immünohistokimyasal belirteçlerinin önemi.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 214Soru

33 yaşında bir kız çocuk, karında giderek artan şişlik şikayetiyle polikliniğe getiriliyor. Yapılan fizik muayenede batında orta hattı geçen, sert ve düzensiz bir kitle palpe ediliyor. Laboratuvar incelemesinde idrarda vanilmandelik asit (VMAVMA) ve homovanilik asit (HVAHVA) düzeylerinin belirgin düzeyde arttığı saptanıyor. Bu klinik tablo için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Nöroblastom

Cevap

Nöroblastom
Nöroblastom, sempatik sinir sistemi kaynaklı bir tümör olup vakaların büyük çoğunluğunda katekolamin sentezleyerek idrarda vanilmandelik asit (VMAVMA) ve homovanilik asit (HVAHVA) düzeylerinin artmasına neden olur. Fizik muayenede kitlenin orta hattı geçmesi ve düzensiz sınırlı olması, bu tümörü Wilms tümöründen ayıran en önemli klinik özelliklerdir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik muayene bulgularının değerlendirilmesi
Orta hattı geçen, düzensiz ve sert bir batın kitlesi saptandı.
Nöroblastom çevre dokulara invaze olma eğilimindedir ve sıklıkla orta hattı geçer.
2
Laboratuvar bulgularının analizi
İdrarda VMAVMA ve HVAHVA düzeylerinde artış belirlendi.
Nöroblastom vakalarının %90\%90'ından fazlasında katekolamin metabolitleri (VMA/HVA) yükselir.
3
Ayırıcı tanı yapılması
Klinik ve laboratuvar verileri birleştirildiğinde tanı Nöroblastom olarak kesinleşti.
Wilms tümörü orta hattı geçmemesi ve katekolamin yüksekliği yapmamasıyla bu tablodan ayrılır.

Anahtar Kavram

Nöroblastomun karakteristik özellikleri: Orta hattı geçen düzensiz kitle ve idrar katekolamin metabolitlerinde (VMAVMA, HVAHVA) artış.
Tahmini Süre:45s
Soru 215Soru

1616 yaşında kız hasta, sistemik lupus eritematozus (SLESLE) tanısıyla takip edilirken sol bacağında ani gelişen ağrı, şişlik ve hassasiyet şikayetiyle acil servise başvuruyor. Yapılan Doppler ultrasonografide derin ven trombozu saptanıyor.

Laboratuvar Bulguları:
* PTPT: 12.512.5 saniye (NN: 111411-14 sn)
* aPTTaPTT: 6868 saniye (NN: 253525-35 sn)
* 1:11:1 Karışım (MixingMixing) Testi: 6666 saniye (aPTTaPTT süresinde düzelme saptanmadı)
* Trombosit sayısı: 140.000/mm3140.000/mm^3

Bu klinik ve laboratuvar bulguları değerlendirildiğinde, aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Saptanan aPTTaPTT yüksekliği in vitro bir fenomen olup klinik olarak tromboz riski ile ilişkilidir

Cevap

Saptanan aPTTaPTT yüksekliği, lupus antikoagülanı varlığına bağlı in vitro bir bulgu olup klinik olarak tromboz riski ile ilişkilidir.
Hastada SLESLE öyküsü ve eşlik eden derin ven trombozu varlığı, antifosfolipid sendromu düşündürmektedir. Laboratuvarda saptanan izole aPTTaPTT yüksekliğinin karışım testiyle düzelmemesi, plazmada bir inhibitörün varlığını gösterir. Lupus antikoagülanı, fosfolipidlere dayalı bir test olan aPTTaPTT'yi laboratuvarda uzatırken, klinik olarak tromboz riskini artıran en önemli sekonder hemostaz ve tromboz bozukluklarından biridir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bağlamı analiz et
SLESLE tanılı hastada derin ven trombozu (DVTDVT) gelişimi
Sistemik otoimmün hastalıklar ile tromboz birlikteliği Antifosfolipid Sendromu'nu (APSAPS) akla getirir.
2
Laboratuvar bulgularını yorumla
Uzamış aPTTaPTT ve düzelmeyen karışım testi
Karışım testinin düzelmemesi, ortamda bir faktör eksikliği değil, dolaşan bir inhibitör (antikoagülan) olduğunu kanıtlar.
3
APSAPS ve aPTTaPTT ilişkisini kur
Lupus antikoagülanı teşhisi
Lupus antikoagülanı, test tüpünde fosfolipidlere bağlanarak pıhtılaşmayı geciktirir (aPTTaPTT uzar), ancak vücutta tromboz riskini artırır.

Anahtar Kavram

Lupus antikoagülanı, in vitro (laboratuvarda) pıhtılaşma sürelerini (aPTTaPTT) uzatan bir inhibitör olmasına rağmen, in vivo (vücutta) tromboza yol açan bir 'paradoksal' durumdur.
Soru 216Soru

1212 yaşındaki erkek hasta, sol uyluk bölgesinde 33 aydır devam eden, son haftalarda gece uykudan uyandıracak kadar şiddetlenen ağrı ve şişlik şikayeti ile getiriliyor. Öyküsünde son 11 aydır aralıklı ateş ve 3 kg3\text{ kg} kilo kaybı olduğu öğreniliyor. Fizik muayenede sol femur orta kesiminde palpasyonla hassas, sert bir kitle saptanıyor. Laboratuvar incelemesinde eritrosit sedimentasyon hızı (115 mm/saat115\text{ mm/saat}) ve laktat dehidrogenaz (LDHLDH) düzeyi yüksek bulunuyor. Direkt radyografide femur diyafizinde litik lezyon ve "soğan zarı" (onion-skin) görünümünde periost reaksiyonu izleniyor. Bu hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Ewing sarkomu

Cevap

Ewing sarkomu
Vakadaki hastanın yaşı (1212), femur diyafiz yerleşimi, ateş ve kilo kaybı gibi sistemik bulguların varlığı ve radyolojideki "soğan zarı" periost reaksiyonu Ewing sarkomu tanısını kesinleştirir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguları analiz et
1212 yaş, ateş, kilo kaybı ve yüksek inflamatuar belirteçler (ESHESH, LDHLDH)
Bu bulgular sistemik bir tutulumu veya agresif bir süreci (enfeksiyon veya malignite) işaret eder.
2
Lezyon yerleşimini değerlendir
Femur diyafizi (kemik şaftı)
Ewing sarkomu tipik olarak diyafiz yerleşimliyken, osteosarkom metafiz yerleşimlidir.
3
Radyolojik bulguları yorumla
Litik lezyon ve soğan zarı (onion-skin) periost reaksiyonu
Soğan zarı görünümü Ewing sarkomunun en karakteristik radyolojik bulgusudur.

Anahtar Kavram

Ewing sarkomu, çocukluk çağında kemik diyafizinde yerleşen, sistemik bulguların (ateş, kilo kaybı) eşlik edebildiği ve soğan zarı radyolojik görünümüyle tanınan malign bir tümördür.
Soru 217Soru

55 yaşında bir erkek çocuk, yaklaşık 33 haftadır devam eden sabahları daha belirgin olan baş ağrısı, fışkırır tarzda kusma ve son bir haftadır eklenen yürüme bozukluğu şikayetleriyle getiriliyor. Fizik muayenesinde gövde ataksisi ve bilateral papil ödem saptanıyor. Kraniyal MRG'de dördüncü ventriküle bası yapan, serebellar vermis yerleşimli, kontrast tutan solid kitle izleniyor. Bu hastada kesin tanı sonrası evreleme amacıyla mutlaka yapılması gereken ve kraniospinal yayılımı (drop metastaz) değerlendirmeye yönelik en uygun tetkik aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kraniospinal MRG ve beyin omurilik sıvısı (BOS) sitolojisi

Cevap

Kraniospinal MRG ve beyin omurilik sıvısı (BOS) sitolojisi
Doğru seçenek olan kraniospinal MRG ve BOS sitolojisi, Medulloblastomun karakteristiği olan nöral aks boyunca yayılımı (leptomeningeal yayılım veya 'drop' metastazlar) tespit etmek için kullanılan standart evreleme yöntemidir. Medulloblastomlu hastaların yaklaşık %30'unda tanı anında bu tür yayılımlar görülebilir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguları ve kitle lokasyonunu yorumlamak
Hastada saptanan sabah kusmaları, papil ödem (KİBAS bulguları) ve trunkal ataksi, vermis yerleşimli kitle ile birlikte Medulloblastom tanısını güçlü şekilde destekler.
Medulloblastom çocukluk çağının en sık görülen malign beyin tümörüdür ve tipik olarak arka çukurda, orta hatta yerleşir.
2
Tümörün biyolojik davranışını ve yayılım yolunu belirlemek
Medulloblastom, beyin omurilik sıvısı (BOS) aracılığıyla kraniospinal aks boyunca 'drop metastaz' yapma riski yüksek bir tümördür.
Evreleme, tedavi planını (radyoterapi dozu vb.) doğrudan etkilediği için kraniospinal yayılımın kontrolü zorunludur.
3
Evreleme için altın standart tetkikleri seçmek
Tanı anında veya cerrahi sonrası tüm spinal kanalın MRG ile görüntülenmesi ve BOS'ta malign hücrelerin (sitoloji) araştırılması gerekir.
Metastatik hastalık varlığı (M evrelemesi), hastanın risk grubunu ve prognozunu belirleyen en önemli faktörlerden biridir.

Anahtar Kavram

Medulloblastomda kraniospinal aks yayılımı (drop metastaz) ve evreleme protokolü
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 218Soru

Sekiz yaşında bir kız çocuk, dizinde oluşan yüzeyel bir sıyrık sonrası sızıntı şeklindeki kanamasının uzun süre durmaması nedeniyle getirilmiştir. Öyküsünden küçüklüğünden beri benzer şekilde uzun süren burun kanamaları ve vücudunda kolay morarma şikayetleri olduğu öğrenilmiştir. Fizik muayenesinde gövde ve ekstremitelerde peteşi ve ekimozlar izlenmiş olup hepatosplenomegali saptanmamıştır. Laboratuvar değerleri: Hemoglobin 12.5 g/dL12.5\ g/dL, lökosit 6.500/μL6.500/\mu L, trombosit 210.000/μL210.000/\mu L, MPV 9.2 fL9.2\ fL (N: 711 fL7-11\ fL), PT 13 sn13\ sn, aPTT 30 sn30\ sn ve kanama zamanı >15 dakika>15\ dakika olarak saptanmıştır. Trombosit agregasyon testlerinde ADP ve epinefrin ile agregasyon saptanmazken, ristosetin ile normal agregasyon izlenmiştir. Bu hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Glanzmann trombastenisi

Cevap

Hastanın klinik ve laboratuvar bulguları Glanzmann trombastenisi ile uyumludur.
Doğru seçenek olan Glanzmann trombastenisi, otozomal resesif geçişli bir hastalıktır. GpIIb/IIIa (integrin αIIbβ3\alpha_{IIb}\beta_3) eksikliği nedeniyle trombositlerin birbirine bağlanması (agregasyon) bozulur. Laboratuvarda trombosit sayısı ve büyüklüğü normaldir, ancak kanama zamanı uzamıştır. Agregasyon panelinde ristosetin normal iken diğer tüm agonistlere (ADP, kollajen, epinefrin) yanıt alınamaması bu hastalık için patognomoniktir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguların değerlendirilmesi
Mukozal kanamalar (burun kanaması, sıyrık sonrası sızıntı) ve peteşiler primer hemostaz bozukluğunu işaret etmektedir.
Primer hemostaz bozukluklarında (trombosit veya vWF hastalıkları) yüzeyel kanamalar tipiktir.
2
Laboratuvar verilerinin analizi
Trombosit sayısı (210.000/μL210.000/\mu L) ve MPV (9.2 fL9.2\ fL) normal; PT ve aPTT normal; ancak kanama zamanı uzundur.
Normal trombosit sayısı ve normal pıhtılaşma zamanları ile birlikte uzun kanama zamanı, trombosit fonksiyon bozukluğunu veya von Willebrand hastalığını düşündürür.
3
Agregasyon testlerinin yorumlanması
ADP ve epinefrin ile agregasyonun olmaması, ristosetin ile normal olması Glanzmann tanısını doğrular.
Glanzmann trombastenisinde GpIIb/IIIa reseptör eksikliği nedeniyle fibrinojen köprülenmesi yapılamaz ve fizyolojik agonistlerle agregasyon gerçekleşmez; ristosetin ise vWF üzerinden GpIb-IX'e bağlandığı için yanıt normal kalır.

Anahtar Kavram

Glanzmann trombastenisi, GpIIb/IIIa reseptör eksikliğine bağlı bir trombosit fonksiyon bozukluğudur; trombosit sayısı ve morfolojisi normaldir ancak ristosetin dışındaki agonistlerle agregasyon gerçekleşmez.

Alternatif Yöntem

Tanıda akım sitometrisi (flow cytometry) kullanılarak trombosit yüzeyindeki CD41 (GpIIb) ve CD61 (GpIIIa) ekspresyonunun eksikliği gösterilebilir.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 219Soru

Sekiz yaşında bir kız çocuk, tekrarlayan burun kanamaları ve vücudunda kolay oluşan morluklar şikayetiyle çocuk hematoloji polikliniğine getiriliyor. Özgeçmişinde anne ve babası arasında akrabalık olduğu öğreniliyor. Fizik muayenesinde gövdede ve ekstremitelerde yaygın peteşiler izleniyor; ancak organomegali saptanmıyor. Laboratuvar bulguları şu şekildedir:

ParametreSonuç
Hemoglobin11,8g/dL11,8 g/dL
Lökosit7.400/mm37.400/mm^3
Trombosit Sayısı230.000/mm3230.000/mm^3
MPV8,4fL8,4 fL
Kanama Zamanı1616 dakika
PT12,412,4 saniye
aPTT3030 saniye

Periferik yaymada trombositlerin sayısı ve büyüklüğü normal izlenmiştir. Trombosit agregasyon testlerinde ADP, epinefrin ve kollajen ile agregasyon saptanmazken, ristosetin ile agregasyonun normal olduğu görülmüştür.

Bu klinik ve laboratuvar bulgularına göre, hastada en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Glanzmann trombastenisi

Cevap

Glanzmann trombastenisi
Hastada saptanan normal trombosit sayısı ve büyüklüğü, uzamış kanama zamanı ile birleştiğinde bir trombosit fonksiyon bozukluğunu düşündürür. Trombosit agregasyon testlerinde ristosetin ile agregasyonun korunmuş olması (vWF ve GPIb etkileşiminin sağlam olduğunu gösterir), ancak ADP, epinefrin ve kollajen gibi ajanlarla agregasyonun olmaması (GPIIb/IIIa ve fibrinojen etkileşiminin bozuk olduğunu gösterir) Glanzmann trombastenisi için tanı koydurucudur. Ayrıca otozomal resesif geçişli olması nedeniyle anne-baba arasındaki akrabalık bu tanıyı destekler.

Adım Adım Çözüm

1
Trombosit sayısını ve morfolojisini değerlendir
Trombosit sayısı (230.000/mm3230.000/mm^3) ve MPV (8,4fL8,4 fL) normal; periferik yayma normal.
Primer hemostaz bozukluklarında ilk ayrım trombosit sayısı ve büyüklüğü üzerinden yapılır.
2
Koagülasyon testlerini (PT, aPTT) incele
PT ve aPTT normal.
Koagülasyon testlerinin normal olması, sorunun pıhtılaşma faktörlerinden ziyade trombosit fonksiyonlarında (primer hemostaz) olduğunu gösterir.
3
Trombosit agregasyon testlerini yorumla
Ristosetin normal, diğer ajanlar (ADP, kollajen) ile agregasyon yok.
Trombosit glikoprotein IIb/IIIa eksikliğinde (Glanzmann) ristosetin ile (vWF üzerinden) agregasyon gerçekleşirken, fibrinojen bağlanamadığı için diğer ajanlarla agregasyon olmaz.

Anahtar Kavram

Glanzmann trombastenisi, trombosit yüzeyindeki GPIIb/IIIa reseptör kompleksinin eksikliği sonucu gelişen, normal trombosit sayısı ve morfolojisi ile karakterize bir agregasyon bozukluğudur.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 220Soru

Beş yaşında bir erkek çocuk, diş etlerinde kendiliğinden başlayan kanama ve gövdesinde oluşan morluklar nedeniyle polikliniğe getiriliyor. Öyküsünde bebeklik döneminden itibaren sık burun kanaması geçirdiği ve küçük kesiklerin bile uzun süre kanadığı öğreniliyor. Fizik muayenesinde karaciğer ve dalak palpe edilemiyor, lenfadenopati saptanmıyor. Bacak ön yüzlerinde ekimozlar ve gövdede yaygın peteşiler mevcut olan hastanın laboratuvar bulguları aşağıdadır:

ParametreSonuçReferans Aralığı
Hemoglobin11,8g/dL11,8 g/dL111411-14
Lökosit8.200/mm38.200/mm^35.00015.0005.000-15.000
Trombosit38.000/mm338.000/mm^3150.000450.000150.000-450.000
MPV (Ortalama Trombosit Hacmi)14,8fL14,8 fL7117-11
Kanama Zamanı1818 dk272-7
PT (Protrombin Zamanı)12,612,6 sn111411-14
aPTT3131 sn253525-35

Periferik yaymada trombositlerin eritrosit boyutuna yakın büyüklükte (dev trombositler) olduğu gözlendiğine göre, bu hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bernard-Soulier Sendromu

Cevap

Bernard-Soulier Sendromu
Hastada saptanan trombositopeni, belirgin derecede artmış MPV (ortalama trombosit hacmi) ve periferik yaymadaki dev trombosit morfolojisi, normal PT/aPTT değerleri ile birleştiğinde Bernard-Soulier Sendromu tanısını koydurur. Bu hastalıkta trombosit yüzeyindeki GP Ib-IX-V reseptör kompleksi eksiktir ve bu durum trombositlerin damar duvarındaki vWF'ye yapışmasını engeller.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguları değerlendir
Mukozal kanamalar (epistaksis, diş eti kanaması) ve peteşi/ekimoz varlığı primer hemostaz bozukluğunu işaret eder.
Primer hemostaz trombositler ve damar duvarı (vWF) arasındaki etkileşimi kapsar.
2
Laboratuvar verilerini analiz et
Trombositopeni (38.000/mm338.000/mm^3), yüksek MPV (14,8fL14,8 fL), uzamış kanama zamanı; fakat normal PT ve aPTT.
PT ve aPTT'nin normal olması sekonder hemostazın (koagülasyon kaskadı) sağlam olduğunu gösterir.
3
Morfolojik bulguyu yorumla
Periferik yaymadaki 'dev trombosit' (eritrosit boyutunda) bulgusu kritiktir.
Bu morfoloji, GP Ib-IX-V kompleksi eksikliği ile karakterize Bernard-Soulier Sendromu için patognomoniktir.

Anahtar Kavram

Bernard-Soulier Sendromu'nda GP Ib-IX-V eksikliğine bağlı olarak trombositlerin von Willebrand Faktörüne (vWF) adezyonu bozulur; klinik olarak trombositopeni ve dev trombositler görülür.
Tahmini Süre:1m 30s
ÖncekiSayfa 11 / 21Sonraki
Hematoloji ve Onkoloji — TUS - Tıpta Uzmanlık Sınavı — Sayfa 11 | Examkin