Tüm alıştırma soruları

8734 soru

Soru 7241Soru

Jeotermal enerji; kömür, petrol ve doğal gaz gibi fosil yakıtlara kıyasla çevre dostu ve yenilenebilir bir doğal kaynak olarak kabul edilmektedir. Ancak jeotermal kaynakların işletilmesi sürecinde çevre koruma önlemlerine uyulmaması, yerel ve bölgesel düzeyde ciddi çevre sorunlarına yol açabilir. Bu sorunların en önemlilerinden biri, elektrik üretimi amacıyla derin sondajlarla yeryüzüne çıkarılan ve yüksek oranda çözünmüş mineral (bor, tuz vb.) ile gaz içeren sıcak akışkanın, enerji elde edildikten sonra tekrar yer altına (rezervuara) gönderilmemesidir (reenjeksiyon yapılmaması).

Buna göre, jeotermal akışkanın reenjeksiyon yapılmadan doğrudan çevreye bırakılmasının yol açtığı çevresel sorunlar arasında aşağıdakilerden hangisi gösterilemez?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Atmosfere salınan gazların doğrudan ozon tabakasının incelmesine ve ultraviyole ışınlarının süzülememesine neden olması

Cevap

Atmosfere salınan gazların doğrudan ozon tabakasının incelmesine ve ultraviyole ışınlarının süzülememesine neden olması
Doğru yanıt olan seçenek, atmosfere salınan gazların ozon tabakasının incelmesine yol açtığı ifadesidir. Ozon tabakasının seyrelmesi, soğutucularda ve spreylerde kullanılan kloroflorokarbon (CFC) ve halon gazlarının etkisiyle oluşur. Jeotermal akışkanın deşarjı veya jeotermal gazların salınımı ozon tabakasını incelten bu klorlu ve bromlu bileşikleri doğrudan içermez. Bu nedenle bu durum jeotermal kaynak kullanımının bir sonucu olamaz.

Adım Adım Çözüm

1
Jeotermal enerji üretiminde reenjeksiyon işleminin amacını ve eksikliğinin sonuçlarını analiz etmek.
Reenjeksiyon, enerji elde edildikten sonra jeotermal akışkanın yeraltı haznesine geri gönderilmesidir. Bu yapılmadığında akışkanın yüzeydeki ekosistemlere (su, toprak, hava) kimyasal ve fiziksel etkileri başlar, rezervuar basıncı azalır.
Soruda reenjeksiyon yapılmamasının etkileri sorulduğu için bu sürecin yeraltı ve yerüstü etkilerini ayırt etmek gerekir.
2
Seçeneklerde sunulan çevre sorunlarının jeotermal akışkanın doğrudan çevreye salınmasıyla olan ilişkisini değerlendirmek.
Sıcak akışkanın nehirlere dökülmesi termal kirliliğe; tarım sularına karışması bor ve tuz birikimine; gazların atmosfere salınması koku kirliliğine (H2SH_2S); yeraltından su çekilip geri basılmaması ise zemin çökmelerine yol açar. Bu etkilerin tümü doğrudan jeotermal kaynak kullanımıyla ilişkilidir.
Hangi seçeneklerin jeotermal kaynağın kötü kullanımı sonucu ortaya çıktığını belirlemek için.
3
Ozon tabakasının incelmesi olgusunun jeotermal gaz emisyonlarıyla bağını kontrol etmek.
Ozon tabakasının incelmesi, soğutucu gazlar gibi klor ve brom içeren yapay kimyasalların (CFC) stratosferdeki tepkimeleri sonucu gerçekleşir. Jeotermal kaynaklı gazların ozon tabakasını inceltici doğrudan bir etkisi yoktur.
Doğru seçeneği bilimsel olarak doğrulamak için.

Anahtar Kavram

Doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımı ve jeotermal enerjinin çevresel etkileri
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 7242Soru

Büyük Millet Meclisi (BMM), açılışının hemen ardından Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde patlak veren isyanları önlemek, bozulan asayişi yeniden tesis etmek ve meclisin otoritesini korumak amacıyla hem hukuki hem de askeri tedbirlere başvurmuştur. Bu doğrultuda BMM'nin aldığı önlemler arasında aşağıdakilerden hangisi yer almaz?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Takrir-i Sükun Kanunu'nun çıkarılarak ülkede asayişi bozacak tüm siyasi ve toplumsal faaliyetlerin yasaklanması

Cevap

Takrir-i Sükun Kanunu'nun çıkarılarak ülkede asayişi bozacak tüm siyasi ve toplumsal faaliyetlerin yasaklanması
Doğru yanıt, Takrir-i Sükun Kanunu'nun çıkarılmasıyla ilgili olan seçenektir. Bu kanun, BMM'nin açıldığı ve ilk iç isyanların çıktığı 1920-1921 yıllarında değil, Cumhuriyet'in ilanından sonra, 1925 yılındaki Şeyh Sait İsyanı sürecinde çıkarılmıştır. Bu durum kronolojik bir uyuşmazlıktır (anakronizm). Diğer seçeneklerdeki Hıyanet-i Vataniye Kanunu, İstiklal Mahkemeleri, Ankara Müftülüğü fetvası ve Kuva-yı Milliye güçlerinin kullanılması ise doğrudan BMM'nin açılış döneminde iç isyanlara karşı aldığı hukuki, dini ve askeri önlemlerdendir.

Adım Adım Çözüm

1
Soruda BMM'nin açılış süreci ve bu dönemde çıkan iç isyanlara karşı alınan önlemlerin zaman dilimi belirlenir.
Hedeflenen dönem 1920-1921 yıllarını kapsayan I. TBMM'nin ilk faaliyet dönemidir.
Kronolojik çerçevenin doğru çizilmesi, seçeneklerin elenmesinde temel basamaktır.
2
Seçeneklerde verilen önlemler tek tek incelenerek hangi tarihlerde ve hangi amaçlarla uygulandığı analiz edilir.
Hıyanet-i Vataniye Kanunu (Nisan 1920), İstiklal Mahkemeleri (Eylül 1920), Karşı Fetva (Nisan 1920) ve Kuva-yı Milliye kullanımı bu dönemin unsurları iken; Takrir-i Sükun Kanunu'nun 1925 yılına ait olduğu tespit edilir.
Tarihsel gelişmelerin dönem farklarını ayırt ederek anakronizmi önlemek.
3
Bulunan kronolojik uyuşmazlığa göre doğru seçenek belirlenir.
Takrir-i Sükun Kanunu'nun çıkarılması seçeneği, BMM'nin açılış dönemi isyanlarına karşı alınan bir önlem olmadığı için aranan doğru cevaptır.
Doğru cevabın belirlenmesi ve sorunun çözülmesi.

Anahtar Kavram

BMM'nin açılış sürecinde iç isyanlara karşı aldığı hukuki, siyasi, dini ve askeri önlemlerin kronolojik sınırları ve nitelikleri.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 7243Soru

Doğa felsefesinde ilk neden (arkhe) arayışı, evrenin temel kurucu öğesini belirleme çabasını ifade eder. Bu süreçte bir filozof, ilk nedenin doğadaki somut, nitelikleri belirli ve sınırlı bir madde (örneğin su veya ateş) olamayacağını savunmuştur. Ona göre, eğer arkhe belirli özelliklere sahip somut bir madde olsaydı, bu madde kendi karşıtı olan diğer unsurları zamanla yok eder ve evrendeki düzeni sonlandırırdı. Bu yüzden her şeyin kökeninde yer alan ilk ilke; niteliksel olarak belirlenemez, niceliksel olarak ise sınırsız ve sonsuz olmalıdır.

Bu parçada açıklaması verilen ilk neden (arkhe) görüşü ve bu görüşü savunan filozof aşağıdakilerin hangisinde doğru eşleştirilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Apeiron - Anaksimandros

Cevap

Apeiron - Anaksimandros
Parçada savunulan görüş, ilk nedenin somut ve sınırlı bir madde olamayacağı, aksi takdirde karşıt güçlerin birbirini yok edip evrendeki düzeni bozacağı düşüncesine dayanır. Bu doğrultuda ilk nedenin niceliksel olarak sınırsız ve niteliksel olarak belirsiz olması gerektiğini savunarak felsefe tarihine 'Apeiron' kavramını kazandıran düşünür Anaksimandros'tur. Bu nedenle doğru eşleşme 'Apeiron - Anaksimandros' ifadesidir.

Adım Adım Çözüm

1
Paragraftaki ilk neden (arkhe) tanımını analiz etmek
İlk nedenin somut ve belirli bir madde olamayacağı, niteliksel olarak belirlenemez, niceliksel olarak ise sınırsız ve sonsuz olması gerektiği belirlenmiştir.
Soruda sorulan arkhe kavramının özelliklerini metinden tespit etmek için.
2
Söz konusu özellikleri karşılayan felsefi kavramı bulmak
Belirlenemez, sınırsız ve sonsuz olan bu kavramın 'Apeiron' olduğu saptanmıştır.
Metindeki kavramsal açıklamayı felsefe tarihindeki terimsel karşılığıyla eşleştirmek için.
3
Bu kavramı felsefe tarihine kazandıran düşünürü tespit etmek ve eşleştirmek
Apeiron kavramını arkhe olarak öne süren doğa filozofunun Anaksimandros olduğu belirlenmiştir. Dolayısıyla doğru eşleşme 'Apeiron - Anaksimandros' şeklindedir.
Doğru filozof-arkhe eşleştirmesini tamamlamak için.

Anahtar Kavram

Anaksimandros'un 'Apeiron' (sınırsız/belirsiz olan) kavramı ve somut arkhe modellerine getirdiği eleştiri
Soru 7244Soru

Aşağıda besin zinciri ve enerji akışı sürecine ait bazı ekolojik kavram ve ilkeler ile bunlara ait açıklamalar verilmiştir. Bu kavram ve ilkeleri doğru açıklamalarıyla eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Karasal Ekosistemdeki Üreticiler
Ayrıştırıcı Organizmalar
Trofik Basamaklardaki %10 Kuralı
Biyolojik Birikim (Biyoakümülasyon)

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Karasal Ekosistemdeki Üreticiler kavramı fotosentez yoluyla organik madde sentezlenmesi açıklamasıyla; Ayrıştırıcı Organizmalar ölü atıkların inorganik maddelere dönüştürülmesi açıklamasıyla; %10 Kuralı her basamakta enerjinin büyük kısmının kaybedilip az bir kısmının aktarılması açıklamasıyla; Biyolojik Birikim ise zehirli kimyasalların üst basamaklarda yoğunlaşması açıklamasıyla eşleşir.
Doğru eşleştirmede; üreticiler güneş enerjisini bağlayan ve fotosentez ile besin üreten ilk trofik düzeyi temsil eder; ayrıştırıcılar organik atıkları inorganik maddelere çevirerek döngüyü sürdürür; %10 kuralı her bir trofik düzeyde enerjinin büyük kısmının solunum ve ısı olarak kaybedildiğini gösterir; biyolojik birikim ise suda çözünmeyen toksik maddelerin üst trofik düzeylerdeki tüketicilerde en yoğun şekilde biriktiğini açıklar.

Adım Adım Çözüm

1
Birinci kavram olan 'Karasal Ekosistemdeki Üreticiler' terimini incelemek.
Güneş enerjisini kimyasal bağ enerjisine çeviren ve organik madde sentezini başlatan canlı grubunun üreticiler (bitkiler vb.) olduğu belirlenir ve ilgili açıklamayla eşleştirilir.
Üreticiler, ekosistemdeki enerji akışının giriş kapısıdır.
2
İkinci kavram olan 'Ayrıştırıcı Organizmalar' terimini incelemek.
Ölü organizmaları parçalayarak inorganik bileşenlere dönüştüren ve madde döngüsünü tamamlayan canlıların ayrıştırıcılar olduğu belirlenir ve ilgili açıklamayla eşleştirilir.
Ayrıştırıcılar inorganik maddelerin toprağa geri dönmesini sağlar.
3
Üçüncü kavram olan 'Trofik Basamaklardaki %10 Kuralı' terimini incelemek.
Besin zincirinde enerjinin bir basamaktan diğerine aktarılırken her seviyede %90'ının ısı ve solunumla kaybedilmesiyle ilişkili olduğu belirlenir ve ilgili açıklamayla eşleştirilir.
%10 kuralı, aktarılan enerjinin her trofik seviyede azaldığını açıklar.
4
Dördüncü kavram olan 'Biyolojik Birikim (Biyoakümülasyon)' terimini incelemek.
Ağır metaller ve tarım ilaçları gibi toksik maddelerin üst basamaklardaki canlılarda birikmesiyle ilişkili olduğu belirlenir ve ilgili açıklamayla eşleştirilir.
Toksik maddeler vücuttan atılamadığı için üst düzey tüketicilerde daha yüksek konsantrasyonda bulunur.

Anahtar Kavram

Besin zinciri boyunca enerji aktarımı, madde döngüsündeki ayrıştırıcı rolü ve enerji akışının temel kuralları.
Soru 7245Soru

Aşağıda Türkiye'nin farklı kıyılarında yer alan bazı önemli limanları verilmiştir. Bu limanları, art bölge (hinterland) genişlikleri ve yıllık ticaret hacimleri bakımından en gelişmiş olandan en az gelişmiş olana doğru sıralayınız.

Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Türkiye limanlarının hinterland genişliği ve ticaret hacimlerine göre gelişmişlik sıralaması en yüksekten en düşüğe sırasıyla İstanbul (Ambarlı) Limanı, Mersin Limanı, Samsun Limanı ve Sinop Limanı şeklindedir.
Türkiye'de limanların ticari açıdan gelişmesi, doğrudan hinterlandının genişliğine ve iç bölgelerle olan ulaşım (özellikle demir yolu) bağlantılarına bağlıdır. İstanbul (Ambarlı) Limanı, ülkenin sanayi kalbi olan Marmara Bölgesi'ne hizmet ettiği için en geniş hinterlanda ve en yüksek ticaret hacmine sahiptir. Mersin Limanı, demir yolu bağlantıları ve serbest bölgesiyle Akdeniz'in en gelişmiş limanı olarak ikinci sıradadır. Samsun Limanı, Karadeniz'de demir yolu ulaşımı olan tek liman olarak hinterlandını genişletmiş ve bölgede üçüncü sıraya yerleşmiştir. Sinop Limanı ise doğal liman özelliğine sahip olsa da Küre Dağları'nın arkasında kalması ve demir yolu ağının bulunmaması nedeniyle hinterlandı en dar olan ve ticari olarak en az gelişen limandır.

Adım Adım Çözüm

1
Limanların konumlarını ve art bölgeleriyle olan ulaşım bağlantılarını analiz etmek.
İstanbul ve Mersin limanlarının kara ve demir yolu ağlarıyla çok geniş bir pazara bağlı olduğu, Samsun'un demir yolu bağlantısıyla orta derecede geliştiği, Sinop'un ise dağlık arazi nedeniyle iç kesimlerle bağlantısının koptuğu tespit edilir.
Bir limanın ticari kapasitesini belirleyen en önemli unsur, art bölgesiyle (hinterland) olan ulaşım kolaylığıdır.
2
Limanların hinterland genişliklerini ve ticaret hacimlerini karşılaştırmak.
İstanbul (Ambarlı) Limanı sanayi ve nüfus yoğunluğuyla ilk sırada yer alır. Mersin Limanı transit ticaret avantajıyla ikinci, Samsun Limanı Karadeniz'in bağlantı noktası olarak üçüncü, Sinop Limanı ise dar hinterlandı ile son sırada yer alır.
Limanların ticari fonksiyonları ve hizmet ettikleri bölgelerin ekonomik büyüklükleri sıralamayı doğrudan etkiler.

Anahtar Kavram

Hinterland (Art Bölge) ve Liman Ticareti İlişkisi
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 7246Soru

Küresel iklim değişiminin önemli bir halkası olan "albedo (yansıtma) geri besleme mekanizması"nın gerçekleşme aşamalarını neden-sonuç ili��kisine göre ilk aşamadan son aşamaya doğru sıralayınız.

Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Sıralama; fosil yakıt tüketimiyle sera gazlarının artması, yer radyasyonunun atmosferde tutulması, sıcaklık artışıyla kutup buzullarının erimesi, albedonun azalarak koyu yüzeylerin açığa çıkması ve soğurulan güneş ışınlarının artmasıyla ısınmanın ivme kazanması şeklinde olmalıdır.
Süreç beşerî faaliyetlerle sera gazlarının atmosfere salınmasıyla başlar. Biriken gazların uzun dalgalı yer radyasyonunu tutması sıcaklıkları artırır. Artan sıcaklık kutup buzullarını eritir. Buzulların erimesi albedoyu düşürerek koyu yüzeylerin açığa çıkmasına neden olur. Koyu yüzeyler daha fazla güneş enerjisini soğurarak küresel ısınmayı daha da hızlandırır.

Adım Adım Çözüm

1
Süreci başlatan beşerî kaynağı tespit etmek
Atmosfere beşerî faaliyetlerle sera gazı salınması sürecin başlangıcıdır.
İnsan kaynaklı karbon salınımı atmosferin ısı tutma kapasitesini değiştiren ilk değişkendir.
2
Biriken gazların atmosferik etkisini belirlemek
Sera gazlarının yeryüzünden yansıyan uzun dalgalı yer radyasyonunu uzaya kaçmadan önce tutması gerçekleşir.
Gaz birikimi sera etkisini doğal sınırlarının ötesine taşıyarak küresel ısınmaya yol açar.
3
Sıcaklık artışının fiziksel coğrafyadaki ilk doğrudan etkisini bulmak
Sıcaklıkların yükselmesiyle yüksek enlemlerdeki buzul ve kar örtüsünün erimesi başlar.
Artan atmosferik sıcaklık buzulların erime sıcaklığı eşiğini aşmasına neden olur.
4
Yüzey yansıtma özelliğindeki değişimi (albedo) analiz etmek
Açık renkli buz örtüsünün yerini daha az yansıtıcı olan koyu renkli okyanus ve kara yüzeylerinin alması gerçekleşir.
Buzullar Güneş ışınlarını yüksek oranda yansıtırken (yüksek albedo), su ve karalar güneş ışınlarını soğurur.
5
Isı bütçesindeki değişimin döngüsel sonucunu saptamak
Yeryüzü tarafından soğurulan enerjinin artmasıyla sıcaklıkların daha da yükselmesi ve sürecin kendini beslemesi gerçekleşir.
Albedonun düşmesi absorbe edilen güneş enerjisini artırır, bu da daha fazla buzulun erimesine neden olan bir pozitif geri besleme döngüsü yaratır.

Anahtar Kavram

Albedo (Yansıtma gücü) ve Pozitif Geri Besleme Mekanizması
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 7247Soru

Bir kentin etki alanının sınırları, nüfus büyüklüğünden ziyade o kentte yürütülen fonksiyonel faaliyetlerin niteliği ve çeşitliliği ile doğrudan ilişkilidir. Bazı şehirlerin etki alanı küresel boyuttayken bazılarınınki bölgesel veya yerel düzeyde kalmaktadır.

Buna göre;
I. Almanya'nın Essen kentindeki sanayi faaliyetlerinin küresel düzeyde ekonomik etkiye sahip olması,
II. İngiltere'nin Oxford kentindeki eğitim faaliyetlerinin sadece yerel ölçekte bir etki alanı oluşturması,
III. Mısır'ın Kahire kentinin idari ve kültürel fonksiyonları nedeniyle bölgesel ölçekte geniş bir etki alanına sahip olması

durumlarından hangileri şehirlerin fonksiyonel özellikleri ile etki alanlarının genişliği arasındaki ilişkiye doğru birer örnektir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: I ve III

Cevap

Essen'in küresel sanayi etkisi ve Kahire'nin b��lgesel idari etkisi öncüllerini içeren I ve III seçeneği
Essen şehri Almanya'da yer alan ve sanayi fonksiyonuyla küresel ölçekte etkiye sahip bir merkezdir (I. öncül doğrudur). Kahire ise Mısır'ın başkenti olup idari ve kültürel fonksiyonlarıyla Orta Doğu ve Kuzey Afrika gibi geniş bir coğrafyada yani bölgesel ölçekte bir etkiye sahiptir (III. öncül doğrudur). Bu nedenle I ve III öncüllerini barındıran seçenek doğru cevaptır.

Adım Adım Çözüm

1
Öncüllerde verilen şehirlerin baskın fonksiyonlarını ve bu fonksiyonlar��n etki alanlarını belirleyin.
Essen sanayi fonksiyonuna sahip küresel etkili bir şehirdir; Oxford eğitim fonksiyonuna sahip küresel etkili bir şehirdir; Kahire ise idari/kültürel fonksiyonları olan bölgesel etkili bir şehirdir.
Şehirlerin etki derecelerini fonksiyonel özellikleriyle ilişkilendirmek için bu tespiti yapmak gerekir.
2
Öncüllerdeki eşleştirmelerin doğruluğunu kontrol edin.
I. öncül (Essen - sanayi - küresel) doğrudur. II. öncül (Oxford - eğitim - yerel) yanlıştır çünkü Oxford küresel etkilidir. III. öncül (Kahire - idari/kültürel - bölgesel) doğrudur.
Hangi öncüllerin doğru eşleştirildiğini saptamak için.
3
Doğru olan öncülleri bir araya getirerek nihai sonuca ulaşın.
I ve III öncülleri doğru eşleştirilmiştir.
Soru kökünde doğru örneklerin istendiği için.

Anahtar Kavram

Şehirlerin fonksiyonel özellikleri ile etki alanlarının (küresel, bölgesel, yerel) ilişkisi.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 7248Soru

Reichenbach ve Carnap gibi düşünürler, bilimi anlamak için bilim insanlarının kişisel veya sosyal süreçlerinden ziyade, ortaya koydukları doğrulanmış teorileri ve bu teorilerin mantıksal yapısını incelemek gerektiğini savunurlar. Onlara göre bilim, tamamlanmış ve mantıksal olarak çözümlenebilecek dilsel bir yapıdır. Bu parçada açıklanan bilim felsefesi yaklaşımı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Ürün olarak bilim

Cevap

Ürün olarak bilim yaklaşımı, bilimi mantıksal çözümlemelerle incelenebilecek, tamamlanmış bir teori veya dilsel yapı (ürün) olarak ele alır.
Ürün olarak bilim yaklaşımı, bilimi bitmiş bir yapıt, tamamlanmış önermeler ve mantıksal çözümlemeler bütünü olarak inceler. Parçada da bilimin kişisel veya sosyal boyutlarından ziyade bu durağan mantıksal yapısına ve doğrulanmış teorilerine odaklanıldığı vurgulanmaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Parçadaki temel ipuçlarını belirleme
Düşünürlerin (Reichenbach, Carnap) bilimi anlamak için kişisel veya sosyal süreçler yerine tamamlanmış teorilere ve mantıksal yapılara odaklandığı belirlendi.
Paragrafın ana fikrini ve hangi bilim anlayışına işaret ettiğini anlamak için anahtar kelimeleri tespit etmek gerekir.
2
Bilim felsefesindeki iki ana yaklaşımı karşılaştırma
Bilimi durağan, tamamlanmış bir yapıda ele alan görüşün ürün olarak bilim; bilim insanlarının faaliyeti olarak ele alan görüşün ise etkinlik olarak bilim olduğu ayırt edildi.
Doğru seçeneğe ulaşmak için bilim felsefesinin temel yaklaşımlarının tanımlarını bilmek ve eşleştirmek gerekir.
3
Seçenekleri analiz etme ve doğru yaklaşımı seçme
Parçada açıklanan tamamlanmış ürün ve mantıksal yapı vurgusunun doğrudan ürün olarak bilim yaklaşımına karşılık geldiği görüldü.
Soruda sorulan tanımın hangi seçenekteki kavramla tam olarak uyuştuğunu belirlemek için seçenekler elenir.

Anahtar Kavram

Bilimi ürün olarak ele alan yaklaşım ile etkinlik olarak ele alan yaklaşım arasındaki fark.
Soru 7249Soru

Küreselleşen dünyada ticaretin yönü, hacmi ve hızı büyük ölçüde bölgesel ekonomik bloklar ve küresel ticaret bölgeleri tarafından belirlenmektedir. Aşağıda verilen küresel ticaret bölgelerini ve anlaşmalarını, karşılarında yer alan doğru tanımlayıcı özellikleriyle eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

USMCA (Kuzey Amerika Serbest Ticaret Bölgesi)
MERCOSUR (Güney Ortak Pazarı)
Doğu ve Güneydoğu Asya Ticaret Bölgesi
Avrupa Birliği (AB) Ticaret Bölgesi

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

USMCA ifadesi Kanada, Amerika Birleşik Devletleri ve Meksika arasındaki ticaret engellerini kaldıran blokla; MERCOSUR Güney Amerika'daki ortak pazarla; Doğu ve Güneydoğu Asya Çin, Japonya ve Güney Kore'yi kapsayan üretim bölgesiyle; Avrupa Birliği ise mal, hizmet, sermaye ve iş gücünün serbest dolaşımını güvenceye alan bölgeyle eşleşir.
Doğru eşleştirmede USMCA Kanada, Amerika Birleşik Devletleri ve Meksika arasındaki serbest ticaret bloku ile; MERCOSUR Güney Amerika'daki Brezilya, Arjantin, Paraguay ve Uruguay ortak pazarı ile; Doğu ve Güneydoğu Asya Çin, Japonya, Güney Kore gibi sanayi devlerinin üretim gücü ile; Avrupa Birliği ise mal, hizmet, sermaye ve iş gücünün serbest dolaşımını güvenceye alan en büyük bütünleşmiş pazar özelliği ile eşleşir.

Adım Adım Çözüm

1
USMCA ekonomik bloğunun kapsamı ve üyeleri değerlendirilir.
Bu anlaşmanın Kuzey Amerika ülkeleri olan Kanada, Amerika Birleşik Devletleri ve Meksika'yı kapsadığı belirlenir.
Anlaşmanın coğrafi sınırları ve üye ülkeleri netleştirilerek doğru tanımla eşleştirme sağlanır.
2
MERCOSUR ekonomik birliğinin coğrafi bölgesi ve kurucu ülkeleri tespit edilir.
Güney Amerika'da yer alan Brezilya, Arjantin, Paraguay ve Uruguay ortak pazarı olduğu saptanır.
Güney Amerika'da gümrük birliği hedefleyen yapıyı doğru blokla eşleştirmek amaçlanır.
3
Doğu ve Güneydoğu Asya bölgesinin küresel ticaretteki rolü ve öne çıkan ülkeleri analiz edilir.
Çin, Japonya ve Güney Kore gibi ülkelerin yüksek üretim kapasitesi ve teknoloji gücünü yansıtan bölge olduğu görülür.
Bölgenin yoğun nüfus, ucuz iş gücü ve teknolojik üretim gücüne dayalı kimliği tanımlanır.
4
Avrupa Birliği'nin sunduğu ekonomik entegrasyon düzeyi incelenir.
Üyeler arasında sadece malların değil; iş gücü, sermaye ve hizmetlerin de tamamen serbest dolaştığı en gelişmiş küresel pazar olduğu anlaşılır.
AB'nin diğer serbest ticaret bölgelerinden ayrılan en belirgin entegrasyon farkı ortaya konur.

Anahtar Kavram

Küresel ticaret bölgeleri ve entegrasyon dereceleri
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 7250Soru

Bir Akdeniz ülkesi olan K ülkesinde, kıyı turizminin hızla gelişmesiyle birlikte çok uluslu otel zincirleri kıyı şeridini kapatmış, gıda ve enerji gibi temel tüketim ihtiyaçlarını büyük oranda yerel piyasadan karşılamak yerine kendi merkez ülkelerinden ithal etmeye başlamıştır. Bu süreçte turistik tesislerin yakınında yaşayan yerel genç nüfus, turistlerin tüketim ve yaşam tarzlarına özenerek geleneksel kıyafet ve mutfak kültüründen uzaklaşmıştır. Ayrıca, komşu bir ülke ile yaşanan sınır anlaşmazlığı nedeniyle bu ülkeden K ülkesine gelen turist sayısında ani ve büyük bir düşüş yaşanmıştır.

Bu coğrafi senaryoya göre, uluslararası turizmin K ülkesi üzerindeki etkileriyle ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Uluslararası turizm yatırımları, ülkedeki yerel üretimi ve yerel kaynak kullanımını artırarak dış ticaret dengesinin kurulmasına doğrudan ve mutlak bir katkı sağlamıştır.

Cevap

Uluslararası turizm yatırımları, ülkedeki yerel üretimi ve yerel kaynak kullanımını artırarak dış ticaret dengesinin kurulmasına doğrudan ve mutlak bir katkı sağlamıştır.
Senaryoda çok uluslu otel zincirlerinin gıda ve enerji gibi ihtiyaçları ithalatla karşıladığı açıkça belirtilmiştir. Bu durum, yerel üretimin ve yerel kaynak kullanımının arttığı yönündeki yargıyla doğrudan çelişmektedir. Dolayısıyla bu yargı söylenemez.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökünün ve verilen senaryonun dikkatlice okunması.
Senaryoda çok uluslu otellerin tüketim maddelerini yerel piyasadan almak yerine ithal ettikleri, gençlerin yerel kültürden uzaklaştığı ve sınır anlaşmazlığının turist akışını düşürdüğü belirlenir.
Verilen bilgiler ışığında turizmin ekonomik, sosyo-kültürel ve politik etkilerinin yönünü doğru analiz etmek.
2
Ekonomik etkilerin değerlendirilmesi.
Çok uluslu otellerin yerel kaynak yerine ithalata yönelmesi ekonomik sızıntı (leakage) yaratarak yerel ekonomiyi zayıflatır. Bu durum, yerel üretimin arttığı tezini çürütür.
Uluslararası turizmin her zaman yerel ekonomiye mutlak fayda sağlamadığını, ekonomik sızıntı kavramı üzerinden görmek.
3
Seçeneklerin analiz edilerek hangisinin söylenemeyeceğinin bulunması.
Yerel üretimin arttığı ve dış ticarete doğrudan olumlu katkı sağlandığı yönündeki seçeneğin senaryo ile çeliştiği saptanır.
Yanlış yargıyı içeren seçeneğin doğru cevap olarak belirlenmesi.

Anahtar Kavram

Uluslararası Turizmin Küresel Etkileri (Ekonomik Sızıntı, Özenti Etkisi ve Siyasi İlişkiler)
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 7251Soru

Felsefi bir sistemin kendi içinde tutarlı olması, o sistemi oluşturan tüm önermelerin dış dünyadaki olgusal gerçekliklerle birebir örtüşmesini ve deneysel olarak kanıtlanabilir olmasını gerektirir.

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: False

Cevap

Felsefi düşüncede tutarlılık, sistemin kendi içindeki mantıksal uyumu ve çelişmezliğidir; önermelerin dış dünyadaki olgusal gerçekliklerle uyuşmasını veya deneyle doğrulanmasını (doğruluk) ifade etmez. Dolayısıyla bu önerme yanlıştır.
Felsefi düşüncede tutarlılık, bir sistemin veya argümanın kendi içindeki mantıksal uyumunu ve çelişmezliğini ifade eder. Bir düşüncenin dış dünya ile uyuşması veya deneyle doğrulanması ise doğruluk (bilgi doğrusu) kavramına aittir. Önerme bu iki kavramı karıştırdığı için yanlış olarak değerlendirilmelidir.

Adım Adım Çözüm

1
Felsefi dü��üncede 'tutarlılık' kavramının tanımını ve kapsamını belirleme.
Tutarlılık, felsefi argümanların kendi içinde çelişkili olmaması ve mantık kurallarına uygun olarak yapılandırılmasıdır.
Tutarlılığın sınırlarını olgusal doğrulamadan ayırt etmek için öncelikle kavramsal tanımı doğru yapılmalıdır.
2
'Doğruluk' (bilgi doğrusu) ile 'tutarlılık' arasındaki farkı analiz etme.
Doğruluk, zihindeki bir yargının dış dünyadaki gerçeklikle uyuşmasıdır (deney ve gözlemle belirlenir); tutarlılık ise tamamen zihinsel/mantıksal bir iç uyumdur.
Önermede iddia edilen 'dış dünyayla örtüşme ve deneyle doğrulanma' özelliğinin felsefi tutarlılıkla değil, bilimsel veya olgusal doğrulukla ilişkili olduğunu anlamak gerekir.
3
Verilen önermeyi değerlendirerek doğru/yanlış kararına ulaşma.
Verilen önerme tutarlılığı doğrulukla karıştırdığı için yanlış (False) olarak değerlendirilir.
Önerme, felsefi düşüncenin temel özelliklerinden biri olan tutarlılığa hatalı bir tanım yüklemektedir.

Anahtar Kavram

Felsefi Düşüncede Tutarlılık ve Doğruluk Farkı
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 7252Soru

Aşağıda sol sütunda verilen İslam felsefesi kavramlarını, sağ sütunda verilen doğru açıklamalarıyla eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Hudûs Kanıtı
Sudûr Teorisi
Tevil

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Hudûs Kanıtı evrenin sonradan meydana geldiğini savunan açıklamayla; Sudûr Teorisi varlığın Tanrı'dan taşarak çıktığını savunan açıklamayla; Tevil ise kutsal metinlerin akıl ilkelerine dayanarak yorumlanması açıklamasıyla eşleşir.
Doğru eşleştirmede Hudûs kanıtı sonradan yaratılma ilkesiyle, Sudûr varlığın taşması fikriyle, Tevil ise dini metinlerin aklın süzgecinden geçirilerek yorumlanması yöntemiyle ilişkilendirilmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Hudûs kavramının tanımı ve amacı incelenir.
Hudûs sonradan meydana gelme demektir; bu kavram evrenin sonradan yaratıldığını ve bir yaratıcı gerektirdiğini belirten açıklamayla eşleşir.
Hudûs kelimesinin felsefi anlamını tespit etmek.
2
Sudûr kavramının felsefi kökeni ve anlamı incelenir.
Sudûr taşma anlamına gelir ve evrenin Tanrı'dan taşarak çıktığını öne süren teoriyle eşleşir.
Sudûr teriminin kozmolojik tanımını belirlemek.
3
Tevil kavramının epistemolojik ve yöntemsel boyutu incelenir.
Tevil akılcı bir yorumlama yöntemidir ve kutsal metinlerin zahiri anlamının ötesine geçme açıklamasıyla eşleşir.
Tevil teriminin metin analizindeki rolünü belirlemek.

Anahtar Kavram

İslam felsefesindeki yaratılış ve bilgi problemleri
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 7253Soru

Milli Mücadele Dönemi'nde Büyük Millet Meclisi'nin açılışı ve sonrasında isyanlara karşı alınan önlemlere ilişkin aşağıda verilen gelişmeleri kronolojik olarak geçmişten günümüze doğru sıralayınız.

Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Doğru kronolojik sıralama şu şekildedir: İtilaf Devletleri'nin İstanbul'u resmen işgal ederek Osmanlı Mebusan Meclisi'ni kapatması, Ankara'da olağanüstü yetkilere sahip Büyük Millet Meclisi'nin açılması, Meclisin otoritesini sarsan isyanlara karşı Hıyanet-i Vataniye Kanunu'nun çıkarılması ve Alınan kararların ve yasaların hızlıca uygulanmasını sağlamak amacıyla İstiklal Mahkemeleri'nin kurulması.
Gelişmelerin kronolojik sıralaması, neden-sonuç ilişkisine göre kurulabilir. İlk olarak Osmanlı Mebusan Meclisi kapatılmış, bu durum Büyük Millet Meclisi'nin açılmasını zorunlu kılmıştır. Meclis açıldıktan sonra çıkan isyanlara hukuki tedbir olarak Hıyanet-i Vataniye Kanunu çıkarılmış, son aşamada bu kanunu uygulamak üzere İstiklal Mahkemeleri faaliyete geçirilmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
İstanbul'un işgali ve Osmanlı meclisinin kapatılmasının tarihsel yerini saptama
Bu gelişme 16 Mart 1920'de yaşanmıştır.
Osmanlı parlamentosunun kapatılması, milli iradenin kesintiye uğramasına yol açarak Ankara'da yeni bir meclisin açılmasını hazırlayan temel olaydır.
2
Büyük Millet Meclisi'nin açılış tarihini belirleme
Meclis, 23 Nisan 1920'de açılmıştır.
İstanbul'un işgalinden yaklaşık bir ay sonra, yeni Türk devletinin kurucu ve yürütücü organı Ankara'da faaliyetlerine başlamıştır.
3
Hıyanet-i Vataniye Kanunu'nun kabul tarihini belirleme
Bu yasa meclisin açılışından kısa süre sonra, 29 Nisan 1920'de yasalaşmıştır.
Meclisin açılmasıyla birlikte başlayan isyanlar karşısında hukuki otoriteyi korumak amacıyla yasama gücü kullanılmıştır.
4
İstiklal Mahkemeleri'nin kuruluş tarihini belirleme
Mahkemeler 11 Eylül 1920'de kurulmuştur.
Çıkarılan yasanın uygulanmasını ve isyancıların yargılanma sürecini hızlandırmak için yargısal bir güce ihtiyaç duyulmuştur.

Anahtar Kavram

TBMM'nin açılışı ve isyanlara karşı aldığı hukuki tedbirlerin kronolojik sırası
Soru 7254Soru

Felsefede soru sormak, verili kabul edilenlerin, gündelik alışkanlıkların ve olgusal sınırların ötesine geçme çabasıdır. Bilimsel bir soru, örneğin 'Zihinsel süreçler nöronal düzeyde nasıl gerçekleşir?' sorusu, dışsal bir olguyu gözlem ve deneyle açıklamayı hedefler ve bu yönüyle nesnesine yöneliktir. Felsefe ise bu sorunun arkasındaki 'Zihin nedir?' ya da 'Bilinç nedir?' gibi kavramsal özleri arayan sorularla yetinmeyip, daha ileri giderek 'Zihnin kendi sınırlarını bilmesi mümkün müdür?' sorusunu ortaya atar. Filozof, zihnin dış dünyadaki bir nesneyi bilme eylemini sorgularken, aynı zamanda 'bilen' öznenin kendisini ve bilme eyleminin koşullarını da soruşturur. Bu sorgulama, zihnin kendi ürettiği kavramlar ve sorular üzerine yeniden düşünmesiyle gerçekleşir.

Bu parçadan hareketle felsefi soruların doğasına ilişkin aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yöneldiği konuyu ve kavramları sorgularken aynı zamanda bilme eyleminin kendisini ve soruyu soran özneyi de refleksif olarak ele aldığı

Cevap

Yöneldiği konuyu ve kavramları sorgularken aynı zamanda bilme eyleminin kendisini ve soruyu soran özneyi de refleksif olarak ele aldığı
Doğru seçenek olan yöneldiği konuyu ve kavramları sorgularken aynı zamanda bilme eyleminin kendisini ve soruyu soran özneyi de refleksif olarak ele aldığı ifadesi, parçada belirtilen 'filozofun zihnin dış dünyadaki bir nesneyi bilme eylemini sorgularken, aynı zamanda bilen öznenin kendisini ve bilme eyleminin koşullarını da soruşturması' durumunu doğrudan açıklar. Bu durum felsefi soruların refleksiflik (kendi üzerine dönüklük) özelliğinin bir göstergesidir.

Adım Adım Çözüm

1
Parçadaki temel karşılaştırmayı analiz etme
Bilimsel soruların dış dünyaya, felsefi soruların ise hem kavrama hem de özneye yöneldiğinin tespiti
Sorunun kökündeki felsefi sorgulamanın ayırt edici niteliğini bulmak için
2
Felsefi soruların refleksif özelliğini tanımlama
Refleksifliğin, düşüncenin kendi üzerine dönmesi, bilme eylemini ve özneyi de sorgulamaya dahil etmesi olduğunun belirlenmesi
Parçadaki 'zihnin kendi ürettiği kavramlar ve sorular üzerine yeniden düşünmesi' ifadesini anlamlandırmak için
3
Seçenekleri analiz ederek doğru seçeneğe ulaşma
Yöneldiği konunun yanı sıra bilme eyleminin kendisini ve özneyi refleksif olarak sorgulayan seçeneğin doğru cevap olarak seçilmesi
Parçadaki açıklamalarla birebir örtüşen yargıyı saptamak için

Anahtar Kavram

Felsefi Soruların Refleksif (Kendi Üzerine Dönük) Olma Özelliği
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 7255Soru

Aşağıda verilen doğal kaynak kullanım yöntemleri ile bu yöntemlerin yol açtığı çevresel etkileri doğru şekilde eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Açık ocak yöntemiyle metalik maden işletmeciliği yapılması
Akarsular üzerinde büyük ölçekli baraj ve hidroelektrik santraller kurulması
Tarımsal sulamada aşırı ve kontrolsüz yeraltı suyu tüketilmesi
Enerji üretimi amacıyla yüksek kükürtlü kömür tüketen termik santrallerin işletilmesi

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Açık ocak madenciliği topoğrafyanın kalıcı olarak bozulması ve toprak tabakasının sıyrılması ile; baraj inşası deltaların gerilemesi ve kıyı erozyonu ile; yeraltı suyu tüketimi obruk oluşumu ve yeraltı su seviyesinin düşmesi ile; termik santraller ise asit yağmurları ve bitki örtüsünün zarar görmesi ile eşleşir.
Doğal kaynakların farklı yöntemlerle kullanımı çevre üzerinde çeşitli olumsuzluklar yaratır. Açık ocak madenciliği topoğrafya bozulmasına ve toprak kaybına; barajlar nehir sedimanlarının tutulmasıyla kıyı erozyonu ve delta gerilemesine; aşırı yeraltı suyu kullanımı obruk oluşumuna; termik santraller ise baca gazlarıyla asit yağmurlarına neden olarak birbiriyle doğrudan eşleşmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Açık ocak madenciliğinin etkilerini analiz etme
Geniş kazı çukurları ve toprak sıyırma faaliyetinin topoğrafyayı kalıcı olarak bozduğu belirlenir.
Madenlerin yeryüzüne yakın kısımlarını işletmek için üst örtünün kaldırılması doğrudan yeryüzü şekillerini tahrip eder.
2
Büyük barajların nehir sistemlerine etkisini değerlendirme
Baraj göllerinde biriken sedimanların delta gelişimini engelleyip kıyı erozyonuna neden olduğu saptanır.
Baraj setleri nehir akış hızını düşürerek alüvyonların deniz kıyısına ulaşmasını engeller.
3
Aşırı yeraltı suyu çekiminin sonuçlarını inceleme
Yeraltı boşluklarının çökmesiyle oluşan obrukların bu sürecin doğrudan sonucu olduğu belirlenir.
Yeraltı suyunun aşırı çekilmesiyle boşalan akiferlerdeki basınç düşer ve tavan çökmeleri (obruklar) meydana gelir.
4
Linyit kömürlü termik santrallerin atmosferik etkilerini tespit etme
Baca gazlarının asit yağmurlarına yol açtığı eşleştirmesi yapılır.
Kömür yanması sonucu açığa çıkan kükürt dioksit gazları havadaki nemle tepkimeye girerek sülfürik asit oluşturur.

Anahtar Kavram

Doğal kaynakların yanlış kullanım yöntemlerinin ekosistemler ve yeryüzü şekilleri üzerindeki olumsuz çevresel etkileri.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 7256Soru

İlk felsefe tarihinde arkhe problemi, yalnızca 'Evrenin ana maddesi nedir?' sorusuyla sınırlı kalmamı��; aynı zamanda 'Bu ana madde, evrendeki çokluğu ve değişimi nasıl meydana getirmektedir?' sorusunu da beraberinde getirmiştir. Thales ve Anaksimenes gibi filozoflar tek bir arkhe ve bu arkhenin kendi içsel dönüşümüyle evreni açıklamaya çalışırken, daha sonraki süreçte bazı filozoflar hem arkhe sayısını artırmış hem de değişimi açıklamak için maddeye dışarıdan etki eden hareket ettirici kuvvetler tasarlamışlardır.

Bu parçada belirtilen, değişimi açıklamak amacıyla maddi ögelerin yanı sıra 'sevgi' ve 'nefret' gibi birle��tirici ve ayırıcı dışsal kuvvetleri felsefe sistemine dahil eden doğa filozofu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Empedokles

Cevap

Evrenin oluşumunu açıklamak için dört ana elementi (toprak, su, hava, ateş) ve bunları hareket ettiren dışsal kuvvetleri (sevgi ve nefret) kullanan filozof Empedokles'tir.
Empedokles, kendinden önceki doğa filozoflarının tek bir arkhe arayışına karşı çıkarak dört temel elementi (toprak, su, hava, ateş) başlangıç ilkesi olarak kabul etmiştir. Bu elementlerin durağan olduğunu belirterek, onların birleşip ayrışarak nesneleri oluşturmasını sağlayan hareket ettirici güçlerin 'sevgi' (birleşme) ve 'nefret' (ayrışma) olduğunu savunmuştur. Bu nedenle paragrafta açıklanan görüşler Empedokles'e aittir.

Adım Adım Çözüm

1
Paragraftaki ipuçlarını belirlemek.
Değişimi açıklamak için birden fazla maddi ögenin (çoğulculuk) kabul edildiği ve bu ögelerin 'sevgi' ve 'nefret' gibi dışsal kuvvetlerle birleşip ayrıştığı bilgisi tespit edilmiştir.
Soruda sorulan filozofun ayırt edici görüşlerini saptamak için paragraftaki felsefi sistem tasvirini analiz etmek gerekir.
2
Doğa filozoflarının arkhe ve değişim açıklamalarını karşılaştırmak.
Dört temel elementin yanı sıra sevgi (birleştirici güç) ve nefret (ayırıcı güç) ilkelerini kullanan filozofun Empedokles olduğu sonucuna varılır.
Her filozofun arkhe açıklaması ve değişimi temellendirme biçimi kendine özgüdür ve bu ayırt edici unsurlar doğru cevaba götürür.

Anahtar Kavram

Empedokles'in dört element kuramı ile sevgi ve nefret ilkesi
Soru 7257Soru

Bölge sınırlarının belirlenmesinde kullanılan kriterler şekilsel ve işlevsel olmak üzere ikiye ayrılır. Türkiye'de hayata geçirilen bölgesel kalkınma projeleri (GAP, DAP, KOP, DOKAP vb.) yönetim, planlama ve hizmet sunumu gibi dinamik unsurları içerdiğinden işlevsel plan bölgeleri içerisinde değerlendirilir. Ancak bu projelerin uygulandığı alanların belirlenmesinde ve hedeflerinin oluşturulmasında şekilsel bölge özellikleri de doğrudan rol oynar.

Buna göre, bölgesel kalkınma projeleri ve bölge sınıflandırması ilişkisiyle ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kalkınma projeleri yönetim ve planlama sınırlarıyla işlevsel bölge özelliği gösterirken; bu proje bölgelerinin sınırları içindeki ovalık alanlar veya yaylalar doğal şekilsel bölge ölçütlerine göre sınıflandırılır.

Cevap

Kalkınma projelerinin yönetim ve planlama sınırlarıyla işlevsel bölge özelliği gösterdiği, proje sınırları içerisindeki ovalar veya yaylalar gibi yeryüzü şekillerinin ise doğal şekilsel bölge ölçütlerine göre sınıflandırıldığı ifade
Bölgesel kalkınma projeleri (GAP, DAP, DOKAP vb.) belirli bir planı uygulamak ve kalkınmayı yönetmek için oluşturulmuş işlevsel plan bölgeleridir. Ancak bu projelerin uygulandığı alanlardaki ovalar, dağlar veya yaylalar, yer şekillerine göre belirlenen doğal şekilsel bölge örnekleridir. Dolayısıyla doğru olan ifade, kalkınma projelerinin işlevsel bölge, bu alanlardaki yer şekillerinin ise doğal şekilsel bölge olduğunu belirten ifadedir.

Adım Adım Çözüm

1
Bölgesel kalkınma projelerinin bölge sınıflandırmasındaki yerini belirleme
Projelerin (GAP, DAP vb.) belirli bir yönetim ve planlama amacına hizmet etmesi nedeniyle işlevsel plan bölgesi kapsamında yer aldığı anlaşılır.
Bölgesel kalkınma projelerinin sınırları idari ve ekonomik planlama hedefleri doğrultusunda çizilir.
2
Proje alanlarındaki fiziki/beşerî unsurların bölge türünü analiz etme
Proje sınırları içinde kalan ova, yayla gibi yer şekillerinin ise homojen fiziki özelliklerine göre doğal şekilsel bölge oluşturduğu tespit edilir.
Şekilsel bölgeler, benzer veya homojen doğal ve beşerî özelliklere göre belirlenen statik alanlardır.
3
Seçenekleri analiz ederek doğru yargıyı bulma
Kalkınma projelerinin işlevsel, içindeki yer şekillerinin ise şekilsel bölge sınıfına girdiğini belirten ifadenin doğru olduğu görülür.
Bölgesel kalkınma projeleri ile içlerindeki fiziki coğrafya birimleri arasındaki ilişki bu şekilde doğru tanımlanmıştır.

Anahtar Kavram

Bölgesel kalkınma projelerinin işlevsel plan bölgeleri olması ve bu sınırların içerisindeki fiziki/beşerî unsurların şekilsel bölge olarak değerlendirilmesi.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 7258Soru

Aşağıda verilen diplomatik gelişmeleri, bu gelişmelerin Osmanlı dış politikası ve uluslararası ilişkilerdeki yansımalarını gösteren açıklamalarla eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Hünkâr İskelesi Antlaşması
Paris Antlaşması
Berlin Antlaşması
Viyana Kongresi

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Hünkâr İskelesi Antlaşması - Kavalalı Mehmet Ali Paşa isyanına karşı yapılan ittifak; Paris Antlaşması - Kırım Savaşı sonrası Batı ittifakı ve Karadeniz'in tarafsızlığı; Berlin Antlaşması - 93 Harbi sonrasındaki büyük toprak kayıpları ve Ermeni Meselesi; Viyana Kongresi - Şark Meselesi tabirinin ilk kez geçtiği zirve.
Verilen gelişmelerin her biri kendi tarihsel bağlamı, neden-sonuç ilişkileri ve Osmanlı dış politikasına etkileri doğrultusunda doğru şekilde eşleştirilmiştir. Hünkâr İskelesi Antlaşması Mısır Sorunu ve Boğazlar konusuyla; Paris Antlaşması Kırım Savaşı sonrasındaki statüyle; Berlin Antlaşması 93 Harbi sonrası kayıplarla; Viyana Kongresi ise Şark Meselesi teriminin kökeniyle örtüşmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Viyana Kongresi'nin Napolyon Savaşları sonrasındaki rolü ve Rus Çarı'nın diplomatik söylemleri analiz edilir.
Viyana Kongresi, Osmanlı'nın geleceğine yönelik meşhur paylaşım tabirinin ilk kez kullanıldığı zirve açıklamasıyla eşleştirilir.
Uluslararası sistemde Osmanlı toprak bütünlüğünü tehdit eden kavramsal çerçevenin kökenini belirlemek.
2
Kavalalı Mehmet Ali Paşa isyanının doğurduğu tehdit ve Osmanlı'nın dış destek arayışları değerlendirilir.
Hünkâr İskelesi Antlaşması, Rusya ile yapılan ittifak ve Boğazlar üzerinde doğan haklar açıklamasıyla eşleştirilir.
Mısır Sorunu'nun Boğazlar Sorunu'na nasıl dönüştüğünü analiz etmek.
3
Kırım Savaşı sonrası imzalanan Paris Antlaşması'nın getirdiği statü ve sınırlamalar incelenir.
Paris Antlaşması, Avrupa hukukuna dâhil edilme ve Karadeniz'in silahsızlandırılması açıklamasıyla eşleştirilir.
Osmanlı Devleti'nin kazandığı bir savaşa rağmen egemenliğinin nasıl kısıtlandığını kavramak.
4
93 Harbi sonrası Berlin Antlaşması'nın hükümleri ve Ermeni Meselesi'nin ortaya çıkışı incelenir.
Berlin Antlaşması, Kıbrıs'ın verilmesi, Balkan kayıpları ve gayrimüslim tebaa düzenlemeleri açıklamasıyla eşleştirilir.
XIX. yüzyılın son çeyreğindeki büyük toprak ve nüfuz kayıplarını anlamlandırmak.

Anahtar Kavram

Osmanlı Devleti'nin XIX. yüzyılda takip ettiği denge stratejisi, büyük güçlerin paylaşım planı olan Şark Meselesi ve bu dönemde imzalanan temel uluslararası anlaşmaların içerikleri.
Soru 7259Soru

Aşağıda ahlak felsefesindeki irade özgürlüğü probleminin çözüm��ne yönelik verilen kavramlar ile bu kavramların açıklamalarını doğru şekilde eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Determinizm (Belirlenimcilik)
Fatalizm (Kadercilik)
Otodeterminizm (Ahlaki Özerklik)

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Determinizm, ahlaki eylemlerin nedenler zinciriyle belirlendiğini savunan görüşle; fatalizm, eylemlerin kaderci bir doğaüstü güç tarafından önceden yazıldığını savunan görüşle; otodeterminizm ise insanın ahlaki olgunlaşma yoluyla özgürlüğünü kendisinin kazanabileceğini savunan görüşle eşleşir.
Determinizm kavramı, insanın ahlaki eylemlerinde özgür olmadığını ve eylemlerinin psikolojik ile toplumsal nedenlerle belirlendiğini savunan tanımla eşleşir. Fatalizm kavramı, her şeyin önceden doğaüstü bir güç tarafından belirlendiğini (kader) ve değiştirilemeyeceğini savunan tanımla eşleşir. Otodeterminizm ise insanın ahlaki eylemlerinde başlangıçta özgür olmadığını fakat ahlaki gelişimle bu özgürlüğü kazanabileceğini öne süren tanımla eşleşir.

Adım Adım Çözüm

1
Determinizm kavramının tanımını ve ahlaki irade konusundaki görüşünü belirleme.
Determinizm, insanın özgür olmadığını ve eylemlerinin nedenler (psikolojik, toplumsal vb.) tarafından belirlendiğini savunur. Bu görüş, insanın eylemlerinin nedenler zinciriyle sınırlandırıldığını belirten ifadeyle eşleşir.
Kavramın temel felsefi dayanağını tespit etmek.
2
Fatalizm kavramının tanımını ve ahlaki irade konusundaki görüşünü belirleme.
Fatalizm (kadercilik), her şeyin doğaüstü bir güç tarafından önceden belirlendiğini ve insanın kaderini değiştiremeyeceğini savunur. Bu görüş, kader vurgusu yapan ifadeyle eşleşir.
Kaderci yaklaşımın determinizmden farkını ortaya koymak.
3
Otodeterminizm kavramının tanımını ve ahlaki irade konusundaki görüşünü belirleme.
Otodeterminizm, insanın ahlaki eylemlerinde özgürlüğünü kendi ahlaki gelişimine bağlı olarak kendisinin yarattığını savunur. Bu görüş, ahlaki olgunlaşma ve özerklik vurgusu yapan ifadeyle eşleşir.
Determinizm ve indeterminizm arasında sentez oluşturan bu görüşü doğru tanımıyla buluşturmak.

Anahtar Kavram

Ahlaki İrade Özgürlüğü Problemi (Determinizm, Fatalizm ve Otodeterminizm)
Soru 7260Soru

Beşer�� faaliyetlerin doğal sistemlere olan müdahalesi, günümüzde küresel ve yerel ölçekte çeşitli çevre sorunlarının ve kirlilik türlerinin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. İnsanların ihtiyaçlarını karşılamak adına gerçekleştirdiği uygulamalar, doğanın kendi dengesi içinde yenileyebileceğinden daha hızlı bir şekilde çevre tahribatına yol açabilmektedir.

Buna göre, aşağıda verilen beşerî faaliyet ve bu faaliyetin doğrudan neden olduğu çevre sorunu eşleştirmelerinden hangisi yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sanayi ve ulaşım sektöründe fosil yakıt kullanımının artması - Ozon tabakasının seyrelmesi ve buna bağlı olarak zararlı ultraviyole ışınlarının doğrudan yeryüzüne ulaşması

Cevap

Sanayi ve ulaşım sektöründe fosil yakıt kullanımının artması ile ozon tabakasının seyrelmesi eşleştirmesi yanlıştır.
Sanayi ve ulaşım faaliyetlerinde fosil yakıt (kömür, petrol, doğal gaz) tüketiminin artması atmosfere karbondioksit salınımını artırır. Bu durum sera etkisini kuvvetlendirerek küresel ısınmaya ve iklim değişikliklerine neden olur. Ozon tabakasının seyrelmesi ve ultraviyole ışınlarının yeryüzüne doğrudan ulaşması ise sprey, klima ve buzdolaplarında kullanılan kloroflorokarbon (CFC) gazlarının stratosferde ozon moleküllerini parçalamasıyla gerçekleşir. Dolayısıyla bu iki olgu arasındaki eşleştirme yanlıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Seçeneklerde verilen beşerî faaliyetleri ve bunların çevreye olan doğrudan etkilerini coğrafi prensipler açısından tek tek değerlendirin.
Tarımsal sulama, termik santrallerde linyit kullanımı, bitki örtüsü tahribatı ve arıtılmamış sanayi atık sularının oluşturduğu çevre sorunları doğru bir şekilde eşleştirilmiştir.
Seçeneklerdeki doğru ilişkileri eleyerek yanlış olan seçeneği tespit etmek.
2
Fosil yakıt tüketiminin atmosferik etkileri ile ozon tabakasının seyrelmesine neden olan faktörleri karşılaştırın.
Fosil yakıtların yanması sonucu atmosfere salınan gazlar (CO2CO_2, CH4CH_4 vb.) sera etkisini artırarak küresel ısınmaya yol açar. Ozon tabakasının incelmesi ise aerosoller ve soğutuculardan salınan kloroflorokarbon (CFC) bileşikleri nedeniyle oluşur.
Fosil yakıt kullanımı ile ozon tabakasının seyrelmesi arasındaki neden-sonuç ilişkisinin bilimsel olarak yanlış kurulduğunu ortaya koymak.

Anahtar Kavram

Beşerî faaliyetlerin doğal sistemlere (atmosfer, litosfer, hidrosfer, biyosfer) müdahale biçimleri ve bunun sonucunda gelişen çevre kirliliği türleri.
ÖncekiSayfa 363 / 437Sonraki
Tüm alıştırma soruları — YKS AYT (Alan Yeterlilik Testi) | Examkin