Felsefe Tarihi

85 soru

Soru 21Soru

Francis Bacon, doğa üzerindeki egemenliğin ancak doğanın yasalarına boyun eğmekle kazanılabileceğini belirtir. Doğanın yasalarını kavramanın yolu ise zihnin yapısal sınırlarını ve çevresel etkilerle edindiği önyargıları fark etmesinden geçer. Bacon'a göre, insan zihni düz bir ayna değildir; nesnelerin yansımalarını çarpıtan pürüzlü bir yüzey gibidir. Bu çarpıtmaları aşmanın yolu, zihindeki putları (idolleri) teşhis etmek ve peşin hükümlerden arınmış sistemli gözlemlerle olgulardan hareket etmektir.

Bu parçadan hareketle Francis Bacon'ın bilgi ve bilim anlayışıyla ilgili aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılabilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Doğru ve güvenilir bilgiye ulaşmanın ön koşulu, zihnin ön kabullerden arındırılarak olgusal verilerden hareket edilmesidir.

Cevap

Doğru ve güvenilir bilgiye ulaşmanın ön koşulu, zihnin ön kabullerden arındırılarak olgusal verilerden hareket edilmesidir.
Doğru ve güvenilir bilgiye ulaşmanın ön koşulunun zihnin ön kabullerden arındırılarak olgusal verilerden hareket edilmesi olduğunu belirten seçenek doğrudur. Metinde Bacon'ın, zihni nesnelerin yansımalarını çarpıtan pürüzlü bir yüzeye benzettiği ve bu çarpıtmaları aşmanın yolunun zihindeki putları (idolleri) teşhis edip peşin hükümlerden arınmış gözlemlerle olgulardan hareket etmek olduğunu belirttiği doğrudan vurgulanmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Metindeki temel felsefi iddiayı analiz etmek.
Bacon'ın zihni pürüzlü bir aynaya benzettiği, önyargıların (idollerin) doğanın bilgisini çarpıttığını ve bu engellerin aşılması için sistemli gözlemlere dayanan olgulardan hareket edilmesi gerektiğini savunduğu tespit edilir.
Parçanın ana fikrini ve yazarın temel argümanını doğru belirlemek için.
2
Seçenekleri metindeki iddia ile karşılaştırarak tutarlılık denetimi yapmak.
Zihnin ön kabullerden arındırılmasının ve olgulardan hareket edilmesinin vurgulandığı seçeneğin, Bacon'ın bilgi anlayışını tam olarak yansıttığı görülür.
Çeldirici seçenekleri eleyip doğru cevaba ulaşmak için.

Anahtar Kavram

Francis Bacon'ın bilimsel yöntem anlayışı ve zihnin idolleri (önyargıları) eleştirisi.
Soru 22Soru

Francis Bacon, bilimsel araştırmalar yapanları üç gruba ayırır: Deneyciler karıncalara benzer; sadece toplarlar ve biriktirirler. Dogmatikler (rasyonalistler) ise kendi içlerinden ağlar ören örümceklere benzerler. Orta yol ise arının yoludur; arı hem bahçedeki çiçeklerden malzeme toplar hem de bu malzemeyi kendi yeteneğiyle işleyerek bal haline getirir. Gerçek felsefe de ne yalnızca zihinsel güçlere güvenmeli ne de doğadan ve deneylerden elde edilen malzemeyi olduğu gibi belleğe aktarmalıdır; aksine bu malzemeyi zihinde işleyip dönüştürmelidir.

Bacon'ın bu analojisinden hareketle, 15-17. yüzyıl felsefesinde gelişen bilimsel yöntem anlayışı hakkında aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Doğru bilginin inşasında, deney yoluyla elde edilen verilerin zihinsel süreçlerle işlenip sentezlenmesi gerektiği

Cevap

Doğru bilginin inşasında, deney yoluyla elde edilen verilerin zihinsel süreçlerle işlenip sentezlenmesi gerektiği
Arı metaforu, hem dış dünyadan veri toplamayı (deney) hem de bu veriyi zihinsel yeteneklerle işleyip dönüştürmeyi (akıl/teori) sembolize eder. Bu bağlamda, modern bilimsel yöntemin deney yoluyla elde edilen olguları akılla işleyip sentezleyerek doğru bilgiye ulaştığı söylenebilir.

Adım Adım Çözüm

1
Metinde geçen karınca, örümcek ve arı metaforlarının felsefi karşılıklarını belirleme.
Karıncanın sadece veri toplaması pasif empirizmi, örümceğin kendi içinden ağ örmesi dogmatik rasyonalizmi, arının ise çiçeklerden topladığı özü işlemesi deney ile aklın sentezini temsil eder.
Paragraftaki analojinin ana fikrini doğru çözümlemek için bu adım gereklidir.
2
Bu analojinin 15-17. yüzyıl felsefesindeki bilimsel yöntem arayışıyla olan ilişkisini kurma.
Yeni doğa felsefesi ve bilimsel yöntemin hem gözlem/deney verilerine dayandığı hem de bu verileri matematik ve akıl aracılığıyla kuramsal hale getirdiği (arı gibi işlediği) sonucuna ulaşılır.
Soruda istenen bilimsel yöntem çıkarımını yapmak için bu adım gereklidir.

Anahtar Kavram

Francis Bacon'ın Bilgi Anlayışı ve Deney-Akıl Sentezi (Bilimsel Yöntem)
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 23Soru

Orta Çağ skolastik doğa anlayışında her varlık, Tanrı tarafından belirlenmiş nihai bir amaca (telos) göre hareket eder. Yağmurun yağması ekinlerin büyümesi içindir, taşın yere düşmesi ise kendi doğal yerine ulaşma isteğindendir. Ancak 15-17. yüzyıl felsefesinde Galileo ve Descartes gibi düşünürlerle birlikte doğa, gizil güçlerden ve amaçsal nedenlerden arındırılarak nedensellik ilkelerine göre işleyen devasa bir makine olarak tasarlanmıştır. Bu yeni anlayışta doğadaki değişimler, amaçlarla değil, madde ve hareket yasalarıyla açıklanır.

Bu parçadan yola çıkılarak 15-17. yüzyıl doğa felsefesinin skolastik doğa anlayışından temel farkı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Doğayı ereksel (amaçsal) nedenlerden arındırarak madde ve harekete dayalı mekanik bir nedensellikle açıklaması

Cevap

Doğayı ereksel (amaçsal) nedenlerle değil, madde ve harekete dayalı mekanik bir nedensellikle açıklaması
Doğru yanıt, doğanın ereksel (amaçsal) açıklamalardan temizlenerek madde ve hareket yasaları çerçevesinde, tıpkı bir makine gibi mekanik nedenselleştirilmesini savunan ifadedir. Metinde modern döneme geçişte doğanın amaçsal nedenlerden arındırıldığı ve nedensellik ilkelerine göre işleyen devasa bir makine olarak tasarlandığı açıkça vurgulanmaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Metinde sunulan iki farklı doğa anlayışı arasındaki temel farkı belirlemek.
Skolastik felsefenin her şeyi amaçsal (ereksel) nedenlerle açıkladığı, modern dönemin ise doğayı nedensellik ilkelerine göre işleyen bir makine olarak gördüğü tespit edilir.
Parçada geçen 'amaçsal nedenlerden arındırılarak nedensellik ilkelerine göre işleyen devasa bir makine' ifadesi bu değişimin merkezidir.
2
Seçenekleri analiz ederek bu tespiti doğrudan karşılayan yargıyı saptamak.
Doğayı amaçsal nedenlerden temizleyip madde ve hareket temelinde mekanik nedensellikle açıklamaya dayanan ifadenin doğru cevap olduğu belirlenir.
Mekanik evren tasarımı, doğayı teleolojik (ereksel) hedefler yerine fiziksel ve matematiksel yasalarla açıklamayı öngörür.

Anahtar Kavram

15-17. Yüzyıl Felsefesinde Doğa Anlayışı ve Mekanik Evren Tasarımı
Soru 24Soru

Hegel'in diyalektik felsefesinde, Geist'ın (Tin) kendi özgürlüğ��nü ve bilincini gerçekleştirmek amacıyla geçtiği aşamalar belirli bir mantıksal sıra izler. Buna göre, Geist'ın kendini gerçekleştirme sürecine ait olan aşağıdaki aşamaları ilkten sona doğru mantıksal olarak sıralayınız.

Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Geist'ın diyalektik gelişim süreci; ilk olarak kendi içinde saf potansiyel olarak bulunduğu tez aşamasıyla başlar, ardından kendi dışına çıkarak doğaya dönüştüğü ve kendine yabancılaştığı antitez aşamasıyla devam eder, son olarak kültür ve devlet aracılığıyla kendine geri dönüp özgürlüğe kavuştuğu sentez aşamasıyla tamamlanır.
Geist'ın gelişim süreci mantıksal olarak tez (kendi içinde varlık), antitez (kendi dışındaki varlık - doğa) ve sentez (kendine dönen varlık - kültür/devlet) sırasını takip eder.

Adım Adım Çözüm

1
Başlangıç durumu olan tez aşamasının tespit edilmesi.
Geist'ın kendi içinde tinsel bir potansiyel olarak var olduğu, henüz somutlaşmadığı aşama belirlenir.
Diyalektik süreç her zaman bir potansiyeli barındıran soyut bir ilk durumla (tez) başlar.
2
Zıtlık ve cisimleşme durumu olan antitez aşamasının tespit edilmesi.
Geist'ın doğa ve maddi dünyaya dönüşerek kendi özüne yabancılaştığı aşama belirlenir.
Düşüncenin somut bir gerçeklik kazanması için kendi karşıtı olan maddesel dünyada cisimleşmesi gerekir.
3
Uzlaşı ve özgürleşme durumu olan sentez aşamasının tespit edilmesi.
Geist'ın doğayı aşarak insan tinsel ürünlerinde (sanat, din, felsefe, devlet) kendine döndüğü aşama belirlenir.
Süreç, ilk iki aşamanın çelişkilerini aşan ve onları mutlak özgürlük potasında birleştiren sentez aşaması ile nihayete erer.

Anahtar Kavram

Hegel'in Diyalektik Süreci ve Geist'ın Gelişim Aşamaları
Soru 25Soru

John Locke��a göre insanlar, doğa durumunda sahip oldukları cezalandırma yetkisini ve kendi haklarını koruma gücünü, ortak bir rızaya dayalı toplumsal sözleşmeyle kamunun eline bırakırlar. Ancak devletin egemenliği mutlak ve sınırsız değildir; aksine, bireylerin can, mal ve hürriyet gibi temel haklarını koruma amacıyla sınırlandırılmıştır. Eğer siyasi iktidar bu amacı çiğneyip bireysel hakları gasp etmeye kalkışırsa, sözleşme ihlal edilmiş olur ve bireylerin direnme hakkı doğar.

Bu parçadan hareketle John Locke'un devlet anlayışına ilişkin aşağıdakilerden hangisine ulaşılabilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Siyasi gücün meşruiyeti, bireylerin hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınması ve korunması koşuluna bağlıdır.

Cevap

Siyasi gücün meşruiyeti, bireylerin hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınması ve korunması koşuluna bağlıdır.
Parçada Locke'un devletin egemenliğini mutlak görmediği, aksine bireyin can, mal ve hürriyet haklarıyla sınırlandırdığı belirtilmektedir. Devlet bu hakları gasp ettiğinde sözleşmenin ihlal edileceği ve bireyin direnme hakkının doğacağı vurgusu, siyasi gücün meşruiyetini bireysel hakların korunması koşuluna bağladığını gösterir.

Adım Adım Çözüm

1
Parçada geçen devlet egemenliğinin mutlak olmadığına ve temel hakları koruma amacıyla sınırlandırıldığına yönelik ifadeler analiz edilir.
Devletin varlık amacının ve gücünün sınırının bireysel haklar oldu��u belirlenir.
Locke'un siyaset felsefesindeki devletin işlevi kavramını tespit etmek.
2
Parçada belirtilen, hakların ihlali durumunda sözleşmenin geçersiz kalacağı ve direnme hakkının doğacağı ifadesi incelenir.
Siyasi iktidarın meşruiyetinin sürekli olmadığı, ancak hakları koruduğu sürece geçerli olduğu sonucuna varılır.
Direnme hakkı ile siyasi meşruiyet arasındaki nedensel bağı kurmak.
3
Ulaşılan çıkarımlar doğrultusunda seçenekler karşılaştırılarak doğru yargı saptanır.
Meşruiyetin bireysel hakların korunması şartına bağlı olduğunu belirten yargının doğruluğu onaylanır.
Parçadaki ana düşünceyi en doğru şekilde özetleyen seçeneği doğrulamak.

Anahtar Kavram

John Locke'un birey-devlet ilişkisi, toplumsal sözleşme kuramı, sınırlı devlet ve direnme hakkı anlayışı.
Soru 26Soru

18-19. yüzyıl felsefesinde öne çıkan filozofların bilgi ve siyaset alanındaki görüşleri ile bu görüşleri temsil eden açıklamaları eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Immanuel Kant'ın epistemolojisi (kritisisizm)
John Locke'un bilgi kuramı (empirizm)
Jean-Jacques Rousseau'nun devlet kuramı
G. W. F. Hegel'in varlık ve bilgi anlayışı

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Immanuel Kant'ın epistemolojisi, duyusal verilerin zihnin a priori formlarıyla işlenmesi açıklamasıyla; John Locke'un bilgi kuramı, zihnin boş bir levha olduğu ve tüm bilgilerin deneyimle kazanıldığı açıklamasıyla; Jean-Jacques Rousseau'nun devlet kuramı, bireylerin özgürlüklerini toplumsal sözleşmeyle teslim ederek genel iradenin egemenliğine girmesi açıklamasıyla; G. W. F. Hegel'in anlayışı ise rasyonalitenin ve mutlak ruhun diyalektik gelişimi açıklamasıyla eşleşir.
Eşleştirmede; Kant'ın duyusal verileri zihnin a priori formlarıyla birleştiren kritisisizmi doğru eşleşir. Locke'un zihni boş levha gören empirizmi doğru eşleşir. Rousseau'nun genel iradeye dayalı toplum sözleşmesi doğru eşleşir. Hegel'in akıl ve Geist odaklı diyalektik idealizmi doğru eşleşir.

Adım Adım Çözüm

1
Kant'ın bilgi anlayışını analiz etme
Kant, rasyonalizm ve empirizmi sentezleyerek duyular ile zihinsel kategorilerin (a priori) birlikteliğini savunur. Bu durum birinci açıklama ile örtüşür.
Kant'ın kritisisizm anlayışının ayırt edici özelliğini belirlemek amacıyla yapılmıştır.
2
Locke'un bilgi kuramını analiz etme
Locke, doğuştan gelen fikirleri reddeder ve zihnin tabula rasa olduğunu savunarak deneyimi merkeze alır. Bu durum ikinci açıklama ile örtüşür.
Locke'un empirizm yaklaşımının temel varsayımını doğrulamak için yapılmıştır.
3
Rousseau'nun devlet kuramını analiz etme
Rousseau, toplumsal sözleşme ve genel irade kavramlarıyla bireyin devlet içindeki özgürlüğünü açıklar. Bu durum üçüncü açıklama ile örtüşür.
Rousseau'nun siyaset felsefesindeki toplum sözleşmesi kavramını eşleştirmek için yapılmıştır.
4
Hegel'in varlık ve bilgi anlayışını analiz etme
Hegel, Geist'ın diyalektik gelişimini ve akıl-gerçeklik özdeşliğini savunur. Bu durum dördüncü açıklama ile örtüşür.
Hegel'in idealist sisteminin temel dayanağını tespit etmek için yapılmıştır.

Anahtar Kavram

18. Yüzyıl - 19. Yüzyıl Felsefesinin Bilgi ve Birey-Devlet İlişkisi Problemleri
Soru 27Soru

Jean-Jacques Rousseau'nun siyaset felsefesinde, insanlığın doğal durumdan uygar topluma (devlet düzenine) geçiş sürecini oluşturan aşağıdaki aşamaları mantıksal ve kronolojik sıraya göre düzenleyiniz.

Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

İnsanlığın doğa durumundan devlete geçiş süreci; doğa durumunun ilk baştaki özgürlük ortamıyla başlar, mülkiyetle bu düzenin bozulup çatışmaya dönmesiyle devam eder, güvenlik arayışıyla sözleşmeye yönelinir ve genel iradenin kuruluşuyla uygar toplum/devlet yapısı kurulur.
Rousseau'nun kuramında süreç, mülkiyet öncesi barışçıl doğa durumu ile başlar. Mülkiyetin ortaya çıkışıyla eşitlik bozulur ve savaş durumu oluşur. Bu güvensizlik ortamını aşmak için insanlar ortak rıza ile sözleşme yapma ihtiyacı duyarlar. Son aşamada ise tüm haklar genel iradeye devredilerek devlet ve uygar toplum kurulur.

Adım Adım Çözüm

1
Doğa durumunun başlangıcını belirleme.
Doğal durumda insanların bencil kaygılardan uzak, eşit ve özgür yaşadığı aşama ilk sıraya konur.
Rousseau felsefesinde tarihsel ve mantıksal başlangıç noktası saf doğa durumudur.
2
Doğa durumunun bozulmasını ve kriz aşamasını saptama.
Özel mülkiyetin doğuşu ve eşitsizliğin başlamasıyla çatışma ortamının oluştuğu aşama ikinci sıraya konur.
Toplum sözleşmesine ihtiyaç duyulmasının temel nedeni mülkiyetle bozulan barış ortamıdır.
3
Sözleşmeye karar verilme sürecini bulma.
Bireylerin can ve mal güvenliklerini koruma amacıyla ortak rızaya dayalı uzlaşı kararı alması üçüncü sıraya konur.
Çatışma durumundan kurtulmak ancak insanların ortak bir irade göstermesiyle mümkündür.
4
Devletin ve genel iradenin kurulmasını saptama.
Genel iradeye dayalı uygar toplumun ve devlet yapısının kurulduğu aşama son sıraya konur.
Sözleşmenin nihai sonucu genel iradenin egemenliğidir.

Anahtar Kavram

Toplumsal Sözleşme ve Genel İrade
Soru 28Soru

Kant, rasyonalistlerin bilginin kaynağını yalnızca akılda gören ve empiristlerin bilginin sadece duyusal deneyimlerden geldiğini savunan görüşlerini uzlaştırmaya çalışmıştır. Ona göre, zihnin dış dünyadan bağımsız a priori (deney öncesi) formları vardır; ancak bu formlar deneyimden gelen veriler olmadan içi boş şablonlardır. Aynı şekilde, dış dünyadan gelen duyusal veriler de zihnin bu formları tarafından düzenlenmedikçe bilgi haline gelemez. Kant bu durumu, "Görüsüz kavramlar boş, kavramsız görüler kördür." ifadesiyle açıklar.

Buna göre, Kant'ın bilgi problemi konusundaki görüşü hakkında aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Duyusal deneyim yoluyla elde edilen veriler, zihnin doğuştan getirdiği formlar aracılığıyla işlenerek bilgiye dönüşür.

Cevap

Duyusal deneyim yoluyla elde edilen verilerin zihnin doğuştan getirdiği formlar aracılığıyla işlenerek bilgiye dönüşeceğini savunan yargı doğrudur.
Duyusal deneyim yoluyla elde edilen verilerin, zihnin doğuştan getirdiği formlar aracılığıyla işlenerek bilgiye dönüşeceğini belirten ifade Kant'ın kritisisizm (eleştiricilik) felsefesinin özüdür. Kant'a göre bilginin ham maddesi dış dünyadan (deneyden) gelir; fakat bu ham madde zihnin a priori uzay, zaman formları ve kategorileri tarafından işlenmedikçe bilgi değerine ulaşamaz. Parçadaki meşhur alıntı da bu iki unsurun zorunlu birlikteliğini gösterir.

Adım Adım Çözüm

1
Parçadaki temel epistemolojik tartışmayı ve Kant'ın uzlaştırmacı (kritik) yaklaşımını analiz edin.
Kant'ın rasyonalizm (akılcılık) ve empirizmi (deneycilik) sentezleme amacında olduğu saptanır.
Sorunun çözümü için Kant'ın bilgi kuramındaki iki temel ayağın (deney ve akıl) ilişkisini anlamak gerekir.
2
"Görüsüz kavramlar boş, kavramsız görüler kördür" ifadesinin felsefi karşılığını çözümleyin.
"Görü" ifadesinin duyusal deneyi, "kavram" ifadesinin ise zihinsel formları temsil ettiği ve bilgi için ikisinin de zorunlu olduğu sonucuna ulaşılır.
Kant'ın bilgi problemine getirdiği özgün çözümü kavramlaştırmak için bu ifadenin analizi şarttır.
3
Seçenekleri analiz ederek bu sentezi en iyi ifade eden yargıyı belirleyin.
Deneyden gelen verilerin zihnin doğuştan getirdiği yapılarla işlenerek bilgiye dönüştüğünü belirten yargı seçilir.
Kant'ın kritisisizminin özünü oluşturan aktif zihin ve pasif duyum birlikteliğini gösteren seçeneği bulmak hedeflenir.

Anahtar Kavram

Kant'ın Kritisisizmi ve Bilgi Probleminin Çözümü
Soru 29Soru

18-19. yüzyıl felsefesinde aydınlanma, bilgi ve birey-devlet ilişkisi bağlamında geliştirilen felsefi kavramlar ile bu kavramların temel açıklamaları aşağıda verilmiştir. Sol sütundaki kavramları sağ sütundaki en uygun açıklamalarıyla eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Sapere Aude
Tabula Rasa
Genel İrade
Diyalektik İdealizm

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Sapere Aude kavramı aklını kendin kullanma cesareti göster açıklamasıyla; Tabula Rasa kavramı zihnin doğuştan boş bir levha olduğu açıklamasıyla; Genel İrade kavramı ortak çıkarı ve halk egemenliğini yansıtan irade açıklamasıyla; Diyalektik İdealizm kavramı ise fikrin ve gerçeğin çelişkilerin aşılmasıyla geliştiğini savunan yaklaşım açıklamasıyla eşleşir.
Verilen felsefi kavramlar, temsil ettikleri filozofların (Kant, Locke, Rousseau, Hegel) sistemlerindeki tanımlarıyla birebir eşleşmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Kant'ın aydınlanma tanımı göz önünde bulundurulur.
Aydınlanmanın 'kendi aklını kullanma cesareti' olduğu ve bunun Sapere Aude kavramıyla ifade edildiği tespit edilir.
Sapere Aude ile vesayet altındaki insanın kendi aklını kullanma çağrısı arasında doğrudan bağlantı kurmak gerekir.
2
John Locke'un empirist bilgi kuramı incelenir.
Deneyciliğin temeli olan boş levha ilkesinin Tabula Rasa kavramıyla eşleştiği belirlenir.
Locke'un doğuştan gelen fikirlere karşı çıkarak zihni boş bir levhaya benzetmesi epistemolojik bir temeldir.
3
Rousseau'nun siyaset felsefesindeki toplum sözleşmesi kavramı analiz edilir.
Toplumun ortak çıkarını ve egemenliğini temsil eden yapının Genel İrade olduğu bulunur.
Genel irade, Rousseau felsefesinde bireysel çıkarların üstünde yer alan kolektif bilinci ifade eder.
4
Hegel'in diyalektik sisteminin tanımı değerlendirilir.
Düşüncenin ve varlığın çelişkilerin aşılması yoluyla geliştiğini savunan yapının Diyalektik İdealizm olduğu saptanır.
Hegel'de değişim ve oluşumun motoru çelişkilerin diyalektik sentezidir.

Anahtar Kavram

18. ve 19. Yüzyıl felsefesinin aydınlanma, epistemoloji ve siyaset kuramındaki temel kavramları
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 30Soru

Jean-Paul Sartre'a göre insan, kendi varoluşunu kendisi inşa eden tek varlıktır. Diğer varlıkların (örneğin bir masanın ya da kalemin) özü varoluşundan önce gelirken, insanın önce var olduğunu ve daha sonra kendi kararlarıyla kendi özünü oluşturduğunu savunur. Bu durum insanı mutlak bir özgürlüğe mahkûm eder. Ancak bu özgürlük, beraberinde eylemlerinin tüm sorumluluğunu da getirir. Birey, bu ağır sorumluluktan kaçmak veya onun yarattığı bunaltıyı hafifletmek amacıyla çoğu zaman eylemlerinin nedenini kendi dışındaki faktörlere (kadere, toplumsal koşullara veya genetik özelliklere) yükleme eğilimi gösterir.

Sartre'ın varoluşçu felsefesinde, bireyin kendi özgürlüğünü inkâr ederek sorumluluktan kaçması ve kendini dış koşulların pasif bir nesnesi gibi görmesi durumu aşağıdaki kavramlardan hangisiyle açıklanmaktadır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kötü niyet

Cevap

Kötü niyet
Kötü niyet kavramı, Sartre'ın ahlak felsefesinde bireyin kendi özgür seçimlerinin sorumluluğunu üstlenmeyip bunları dış etkenlere bağlayarak kendini aldatmasını tarif eder. Metindeki açıklama doğrudan bu duruma karşılık gelmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Metindeki ana temayı ve felsefi akımı analiz etmek.
Metinde insanın önceden belirlenmiş bir özünün olmadığı, eylemlerini özgürce seçtiği ancak bu durumun getirdiği ahlaki sorumluluktan kaçmak için mazeretler ürettiği anlatılmaktadır. Bu yaklaşım 20. yüzyıl felsefe akımlarından varoluşçuluğa (egzistansiyalizm) aittir.
Sorunun hangi felsefi akım ve düşünür ekseninde kurulduğunu saptayarak doğru kavram alanına yönelmek gerekir.
2
Varoluşçu felsefede sorumluluktan kaçma davranışının kavramsal karşılığını belirlemek.
Sartre, bireyin kendi özgürlüğünü ve kararlarının sorumluluğunu üstlenmek yerine kendini dış koşulların (kader, toplum vb.) bir kurbanı veya nesnesi olarak göstermesini 'kötü niyet' (mauvaise foi) kavramıyla açıklar.
Metinde tarif edilen ahlaki durumun varoluşçu terminolojideki tam adını bulmak hedeflenmiştir.

Anahtar Kavram

Varoluşçulukta özgürlük, sorumluluk ve kötü niyet ilişkisi
Soru 31Soru

20. yüzyıl felsefesinde öne çıkan çağdaş felsefi akımların temsilcilerine ait kurucu tezler ile bu tezlerin felsefi açıklamaları aşağıda verilmiştir. Sol sütundaki tezleri, sağ sütundaki en uygun açıklamalarıyla nasıl eşleştirirsiniz?

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Edmund Husserl'in yönelimsellik tezi
Jean-Paul Sartre'ın kendisi-için-varlık kavrayışı
Rudolf Carnap'ın metafiziksel önermelerin anlamsızlığı iddiası

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Edmund Husserl'in yönelimsellik tezi 'Zihnin her zaman bir nesneye dönük olduğunu...' ifadesiyle, Jean-Paul Sartre'ın kendisi-için-varlık kavrayışı 'İnsanın belirlenmiş bir özle doğmadığını...' ifadesiyle, Rudolf Carnap'ın metafiziksel önermelerin anlamsızlığı iddiası ise 'Mantıksal çözümlemeye tabi tutulamayan...' ifadesiyle eşleşir.
Edmund Husserl'in yönelimsellik tezi zihnin nesneye dönüklüğünü, Jean-Paul Sartre'ın kendisi-için-varlık kavrayışı insanın özünü kendi eylemleriyle inşa etmesini, Rudolf Carnap'ın metafiziksel önermelerin anlamsızlığı iddiası ise doğrulanabilirlik ilkesi gereği olgusal karşılığı olmayan ifadelerin bilgi değeri taşımamasını açıklar. Bu tanımlamalar akımların kurucu tezleriyle tam uyum göstermektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Husserl'in yönelimsellik kavramını analiz etmek.
Yönelimsellik, bilincin daima bir nesneye yönelik olması durumunu ifade ettiğinden, bu kavram zihnin nesneye dönüklüğünü açıklayan ifadeyle eşleşir.
Fenomenolojinin kurucu ilkesi olan yönelimselliğin tanımını doğru belirlemek.
2
Sartre'ın kendisi-için-varlık kavramını analiz etmek.
Kendisi-için-varlık, insanın önceden belirlenmiş bir özü olmadığını ve özgürce kendi özünü yarattığını belirttiğinden, insanın kendi özünü inşa etmesine dair açıklamayla eşleşir.
Varoluşçuluğun (egzistansiyalizm) insana yüklediği özgürlük ve sorumluluk rolünü saptamak.
3
Carnap'ın metafizik eleştirisini analiz etmek.
Carnap'ın metafizik önermelerin anlamsızlığı tezi, doğrulanabilirlik ölçütüne dayanarak olgusal dünyada karşılığı olmayan ifadelerin anlamsızlığını savunduğundan, mantıksal çözümleme ve olgusal doğrulanabilirlikle ilgili açıklamayla eşleşir.
Mantıkçı pozitivizmin temel doğrulanabilirlik ve metafizik karşıtlığı tezini belirlemek.

Anahtar Kavram

20. Yüzyıl Felsefesi akımlarının (Fenomenoloji, Varoluşçuluk, Mantıkçı Pozitivizm) temel tezleri ve kavramları.
Soru 32Soru

Üç lise öğrencisi çağdaş felsefe akımlarının temel kabulleri üzerine bir tartışma yürütmektedir:

* Ahmet: Bir nesnenin gerçekte ne olduğunu tam anlamıyla kavramak istiyorsak, ona dair önceden edindiğimiz tüm felsefi kabulleri, inançları ve toplumsal yargıları geçici olarak askıya almalıyız. Zihnimizin nesneye yöneldiği o saf anı yakalayarak, nesnenin bilincimize kendisini doğrudan açan özsel yapısına ulaşabiliriz.
* Burak: Duyusal deneyimlerle test edilemeyen ve olgusal karşılığı bulunmayan her türlü önerme bilgi dışıdır. Felsefenin esas görevi, bilimsel önermelerin dilini mantıksal çözümlemelerle netleştirmek ve anlamsız metafiziksel ifadeleri ayıklamaktır.
* Canan: İnsanın dışındaki varlıkların özü varoluşlarından önce gelir; örneğin bir masa üretilmeden önce zihinde tasarlanır. Ancak insan i��in durum tam tersidir; o önce var olur, ardından kendi özgür eylemleri ve tercihleriyle kendi kimliğini ve özünü inşa eder.

Buna göre; Ahmet, Burak ve Canan’ın savunduğu görüşlerin temsil ettiği 20. yüzyıl felsefe akımları aşağıdakilerin hangisinde sırasıyla doğru verilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Fenomenoloji - Mantıkçı pozitivizm - Varoluşçuluk

Cevap

Fenomenoloji - Mantıkçı pozitivizm - Varoluşçuluk
Nesnenin özünü kavramak amacıyla ön yargı ve bilgileri askıya almaktan bahseden görüş fenomenolojinin 'paranteze alma' yöntemine; olgusal doğrulama ve dil çözümlemesini öne çıkararak metafiziksel önermeleri reddeden görüş mantıkçı pozitivizme; insanın önceden belirlenmiş bir özü olmadığını ve bu özü kendi seçimleriyle kurduğunu belirten görüş ise varoluşçuluğa aittir. Dolayısıyla doğru sıralama fenomenoloji, mantıkçı pozitivizm ve varoluşçuluk şeklinde olmalıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Ahmet'in ifadesinin felsefi analizinin yapılması
Fenomenoloji akımı
Ahmet'in nesnenin özüne ulaşmak için her türlü ön yargıyı askıya almaktan (paranteze almaktan) bahsettiği görüşü Edmund Husserl'in fenomenolojisiyle doğrudan ilişkilidir.
2
Burak'ın ifadesinin felsefi analizinin yapılması
Mantıkçı pozitivizm akımı
Burak'ın metafiziği dışlayarak olgusal doğrulanabilirliği ve bilimsel dilin mantıksal analizini savunduğu görüşü mantıkçı pozitivizm akımıyla eşleşir.
3
Canan'ın ifadesinin felsefi analizinin yapılması
Varoluşçuluk akımı
Canan'ın insanın kendi özünü özgür eylemleri ve tercihleriyle sonradan yarattığı yönündeki görüşleri Jean-Paul Sartre'ın varoluşçuluğunu yansıtır.
4
Belirlenen akımların sıraya konularak doğru seçeneğin saptanması
Fenomenoloji - Mantıkçı pozitivizm - Varoluşçuluk sıralaması elde edilir.
Her üç öğrencinin savunduğu akımların sırasıyla eşleştirilmesiyle doğru sonuca ulaşılır.

Anahtar Kavram

20. Yüzyıl Çağdaş Felsefe Akımlarının (Fenomenoloji, Mantıkçı Pozitivizm, Varoluşçuluk) Kurucu İlkeleri
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 33Soru

20. yüzyıl çağdaş felsefe akımları, varlık, bilgi ve değer alanlarında geleneksel felsefi yaklaşımlara karşı yeni yöntemler ve kabuller geliştirmiştir.

Aşağıda verilen 20. yüzyıl felsefi akımlarını, bu akımların temel yönelimlerini belirten açıklamalarla doğru biçimde eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Fenomenoloji
Varoluşçuluk (Egzistansiyalizm)
Mantıkçı Pozitivizm (Neopozitivizm)

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Fenomenoloji akımı bilincin yönelimselliği ve paranteze alma yöntemiyle; varoluşçuluk akımı insanın kendi özünü eylemleriyle yaratması fikriyle; mantıkçı pozitivizm ise doğrulanabilirlik ve dilin mantıksal analizi ilkesiyle eşleşmektedir.
Fenomenoloji akımı bilincin yönelimselliğini temel alarak özlere ulaşabilmek için paranteze almayı öneren açıklamayla; varoluşçuluk akımı insanın kendi eylemleri ve tercihleriyle kendi özünü yarattığını savunan açıklamayla; mantıkçı pozitivizm ise doğrulanabilirliği temel alarak felsefeyi dilin mantıksal analiziyle sınırlandıran açıklamayla eşleşmektedir. Bu doğrultuda yapılan eşleştirme doğrudur.

Adım Adım Çözüm

1
Fenomenoloji akımının temel yöntemi ve tezi incelenir.
Fenomenolojinin nesnelerin özünü doğrudan kavramak amacıyla her türlü ön yargıyı, bilimsel ve tarihsel bilgiyi askıya alma (paranteze alma) yöntemini kullandığı saptanır. Bu durum bilincin nesnelere yönelmesiyle ilişkilidir.
Fenomenolojik yaklaşımı doğru tanımlayıcı açıklamayla eşleştirmek için bu adım gereklidir.
2
Varoluşçuluk (egzistansiyalizm) akımının insan doğasına dair görüşü incelenir.
Varoluşçulukta insanın önceden belirlenmiş bir özünün olmadığı, varoluşunun özünden önce geldiği ve özgür seçimleri doğrultusunda kendi özünü yarattığı belirlenir.
Varoluşçu felsefeyi doğru tanımlayıcı açıklamayla eşleştirmek için bu adım gereklidir.
3
Mantıkçı pozitivizm (neopozitivizm) akımının bilim ve felsefe anlayışı incelenir.
Mantıkçı pozitivizmin doğrulanabilirlik ilkesine dayandığı, metafiziksel önermeleri anlamsız ilan ederek dışladığı ve felsefeyi dilin mantıksal çözümlemesiyle sınırladığı saptanır.
Mantıkçı pozitivizmi doğru tanımlayıcı açıklamayla eşleştirmek için bu adım gereklidir.

Anahtar Kavram

20. Yüzyıl Çağdaş Felsefe Akımlarının Temel İlkeleri
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 34Soru

Bir düşünür görüşlerini şu şekilde ifade etmektedir:

"Bilimsel önermeler dünyadaki olguları resmeder ve deneysel olarak doğrulanabilirler. Buna karşın, 'Ruh ölümsüzdür' veya 'Evrenin bir amacı vardır' gibi önermeler ne mantıksal birer totolojidir ne de deney dünyasında test edilebilirler. Bu tür iddialar, herhangi bir olguya karşılık gelmedikleri için bilişsel olarak anlamsızdır ve sadece sahte önermelerden ibarettir. Dolayısıyla felsefe, spekülatif sistemler kurmayı bırakmalı ve kendisini bilimsel dilin mantıksal çözümlemesiyle sınırlandırmalıdır."

Buna göre, parçada dile getirilen görüşler 20. yüzyıl felsefesinin aşağıdaki akımlarından hangisinin temel tezlerini yansıtmaktadır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bilgiyi olgusal dünyayla sınırlandırıp metafizik önermeleri anlamsız kabul eden mantıkçı pozitivizm

Cevap

Bilgiyi olgusal dünyayla sınırlandırıp metafizik önermeleri anlamsız kabul eden mantıkçı pozitivizm
Mantıkçı pozitivizm, doğrulanabilirlik ilkesini merkeze alarak sadece duyu deneyimiyle denetlenebilen olgusal önermelerin anlamlı olduğunu savunur. Parçada geçen 'deneysel olarak doğrulanabilir olma', 'metafizik önermelerin anlamsızlığı' ve 'felsefenin görevinin bilimsel dilin mantıksal analizi olması gerektiği' yönündeki ifadeler mantıkçı pozitivizmin kurucu iddialarıyla birebir örtüşmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Parçadaki temel iddiaları analiz etme
Dü��ünürün önermelerin deneysel olarak doğrulanabilir olması gerektiğini savunduğu ve doğrulanamayan metafiziksel önermeleri anlamsız ilan ettiği görülmüştür.
Parçanın felsefi arka planını ve yazarın savunduğu bilgi kriterini tespit etmek için bu analiz gereklidir.
2
Düşünürün felsefeye biçtiği rolü belirleme
Düşünür felsefenin spekülasyon yapmayı bırakıp, bilimin dilini analiz eden mantıksal bir etkinlik olması gerektiğini savunmaktadır.
Bu rol tanımı, 20. yüzyıl felsefesindeki dilsel ve mantıksal analiz yönelimini belirlemek için kritiktir.
3
Belirlenen özellikleri 20. yüzyıl felsefe akımlarıyla eşleştirme
Doğrulanabilirlik ilkesi, metafizik karşıtlığı ve felsefenin dil çözümlemesi olması gerektiği fikri mantıkçı pozitivizmin kurucu tezleridir.
Doğru seçeneğe ulaşmak için kavramsal eşleştirmeyi tamamlamak gerekir.

Anahtar Kavram

Mantıkçı Pozitivizmin Doğrulanabilirlik İlkesi ve Metafizik Karşıtlığı
Soru 35Soru

20. yüzyıl felsefesinde öne çıkan çağdaş felsefe akımları, geleneksel felsefi sorunlara getirdikleri özgün yöntem ve yaklaşımlarla karakterize edilirler.

Aşağıda verilen 20. yüzyıl felsefe akımları ile bu akımların temel kabullerini ve yöntemlerini gösteren açıklamaları doğru biçimde eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Fenomenoloji
Varoluşçuluk
Mantıkçı Pozitivizm

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Fenomenoloji ile bilincin yöneldiği nesnelerin özünü kavrayabilmek için ön kabulleri paranteze almayı öneren açıklama; Varoluşçuluk ile insanın kendi özünü özgür eylemleriyle inşa ettiğini savunan açıklama; Mantıkçı Pozitivizm ile doğrulanabilirlik ilkesini merkeze alıp metafiziği dışlayan açıklama eşleşmelidir.
Fenomenoloji akımı Edmund Husserl'in paranteze alma yöntemi ve nesnelerin özüne yönelme fikriyle; Varoluşçuluk akımı insanın özgürlüğü ve varoluşunun özünden önce gelmesi fikriyle; Mantıkçı Pozitivizm akımı ise doğrulanabilirlik ilkesi ve metafizik önermelerin anlamsızlığı teziyle doğrudan örtüşmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Fenomenoloji kavramı ve yöntemi analiz edilir.
Fenomenolojinin kurucusu Husserl'in 'paranteze alma' yöntemiyle nesnelerin özüne yöneldiği bilgisine ulaşılır. Bu doğrultuda Fenomenoloji ile paranteze alma yöntemini içeren üçüncü açıklama eşleştirilir.
Fenomenoloji akımının ayırt edici niteliği olan özü kavrama ve paranteze alma yöntemini doğru tanımlamak için.
2
Varoluşçuluk (Egzistansiyalizm) kavramı ve insan anlayışı incelenir.
Varoluşçuluğun insanın özgürlüğü ve kendi özünü yaratma sorumluluğu üzerine kurulu olduğu, 'varoluşun özden önce geldiği' teziyle açıklanır. Bu doğrultuda Varoluşçuluk ile insanın özgürce özünü inşa etmesini içeren ikinci açıklama eşleştirilir.
Varoluşçuluk akımının temelini oluşturan özgürlük ve varoluş-öz ilişkisini doğru analiz etmek için.
3
Mantıkçı Pozitivizm kavramı ve bilim/felsefe anlayışı incelenir.
Mantıkçı pozitivizmin doğrulanabilirlik ilkesini savunarak olgusal olmayan ve deneyle denetlenemeyen metafiziksel önermeleri reddettiği ve dil analizini vurguladığı belirlenir. Bu doğrultuda Mantıkçı Pozitivizm ile doğrulanabilirlik ilkesini ve dil analizini içeren birinci açıklama eşleştirilir.
Mantıkçı Pozitivizm akımının dil analizi, olgusallık ve metafizik karşıtlığı gibi kurucu fikirlerini ayırt etmek için.

Anahtar Kavram

20. Yüzyıl Felsefesinin Çağdaş Akımları ve Temel Görüşleri
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 36Soru

Aristoteles, hocası Platon'un nesneler dünyası ile idealar dünyasını birbirinden tamamen ayıran iki dünyalı (düalist) görüşünü eleştirir. Ona göre gerçek varlık, nesnelerden bağımsız aşkın bir dünyada değil, bu dünyadaki tekil nesnelerin içinde, madde ve formun ayrılmaz birliği olarak mevcuttur. Madde, henüz biçim almamış bir potansiyel (kuvve) iken; form, maddeyi biçimlendirerek onu belirgin kılan ve ona amacını veren aktüalitedir (fiil). Örneğin, bir mermer blok (madde), heykeltıraşın ona verdiği biçimle (form) somut bir heykel haline gelerek gerçeklik kazanır.

Buna göre Aristoteles'in varlık anlayışıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Gerçek varlık, maddeden bağımsız aşkın bir öz değil; maddenin form kazanarak aktüel hale gelmesiyle oluşan somut bütünlüktür.

Cevap

Gerçek varlık, maddeden bağımsız aşkın bir öz değil; maddenin form kazanarak aktüel hale gelmesiyle oluşan somut bütünlüktür.
Aristoteles'in varlık anlayışına göre gerçek varlık, Platon'un iddia ettiği gibi duyular dünyasının ötesinde aşkın bir idealar aleminde bulunmaz. Gerçek varlık, somut dünyadaki nesnelerin kendisindedir ve potansiyel haldeki maddenin form kazanarak aktüel hale gelmesiyle oluşur. Bu durum, gerçek varlığın maddeden bağımsız aşkın bir öz değil, form kazanmış somut bir bütünlük olduğunu gösteren ifadeyi doğru kılar.

Adım Adım Çözüm

1
Parçada verilen Aristoteles ele��tirisini ve temel tezlerini analiz edin.
Aristoteles'in, hocası Platon'un aşkın idealar dünyası (düalizm) görüşüne karşı çıktığı ve gerçek varlığın duyular dünyasındaki tekil nesnelerin içinde yer alan madde-form birliği olduğunu savunduğu belirlenir.
Parçanın ana fikrini saptamak ve seçenekleri değerlendirmek için temel hareket noktasını oluşturmak.
2
Madde (kuvve/potansiyel) ve form (fiil/aktüalite) ilişkisini mermer heykel örneği üzerinden yorumlayın.
Mermer bloğun (madde) heykeltıraşın verdiği biçimle (form) gerçek bir heykel haline gelmesinin, potansiyel varlığın somut ve aktüel bir gerçekliğe dönüşmesi anlamına geldiği anlaşılır.
Aristoteles'in varlık kuramının işleyiş mekanizmasını kavramak.
3
Seçenekleri bu bilgiler doğrultusunda inceleyerek doğru yargıya ulaşın.
Gerçek varlığın, maddeden bağımsız aşkın bir öz (Platon'un iddiası) olmadığı, aksine maddenin form kazanarak aktüel hale gelmesiyle oluşan somut bütünlük olduğu yargısına ulaşılır.
Parçadaki argümanı tam olarak yansıtan seçeneği belirlemek.

Anahtar Kavram

Aristoteles'in Madde-Form Kuramı (Hylomorfizm)
Soru 37Soru

İlk felsefe tarihinde doğa filozoflarının temel arayışı, evrenin ana maddesini (arkhe) ve bu ilk nedenden hareketle çokluğun, değişimin ve düzenin nasıl ortaya çıktığını açıklamaktır. Bu doğrultuda filozoflar farklı tözler ve kozmik ilkeler önermişlerdir.

Buna göre, doğa filozoflarının arkhe ve evrendeki oluşa yönelik yaklaşımlarıyla ilgili;

I. Anaksimenes, arkheyi niceliksel olarak sınırsız ancak niteliksel olarak belirli olan 'aer' (hava) olarak tanımlayarak hocası Anaksimandros'un 'apeiron' fikrini daha somut bir düzleme taşımıştır.
II. Herakleitos'un evrendeki değişimin ve kozmik düzenin ilkesi olarak gördüğü 'ateş' (logos), Parmenides'in hiçbir şekilde değişmeyen ve bölünmeyen 'bir' olan varlık anlayışı ile ontolojik düzeyde uzlaştırılamaz bir zıtlık oluşturur.
III. Empedokles, kendisinden önceki tekil arkhe anlayışlarından farklı olarak evrenin temelinde dört ana ögeyi (su, ateş, toprak, hava) kabul etmiş ve bunları birleştiren dışsal ilkeleri 'logos' ve 'apeiron' olarak tanımlamıştır.
IV. Demokritos, evrendeki niteliksel çeşitliliği, arkhe olarak kabul ettiği atomların niceliksel/geometrik farklılıkları ve hareket alanı buldukları boşluk (kenon) ile açıklamıştır.

yargılarından hangileri doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: I, II ve IV

Cevap

Doğru yargılar I, II ve IV numaralı öncüllerde verilen ifadelerdir. Bu doğrultuda doğru seçenek, bu üç yargının birlikte yer aldığı seçenektir.
Doğa filozoflarının arkhe ve oluş anlayışlarını doğru ifade eden I, II ve IV numaralı yargıları içeren seçenek doğru cevaptır. Anaksimenes'in hava kavramı, Herakleitos ile Parmenides'in uzlaşmaz ontolojileri ve Demokritos'un atom teorisi doğru aktarılmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Anaksimenes'in arkhe görüşünü incelemek.
Anaksimenes, arkheyi hava (aer) olarak belirlemiş; bunu niceliksel olarak sınırsız (apeiron benzeri) ancak niteliksel olarak belirli (hava) olarak tanımlamıştır. Bu nedenle I. yargı doğrudur.
Filozofun arkheye yüklediği niteliksel ve niceliksel özellikleri saptamak.
2
Herakleitos ve Parmenides'in ontolojilerini karşılaştırmak.
Herakleitos oluş ve sürekli değişimi (ateş/logos) savunurken, Parmenides değişmezliği ve birliği savunur; bu iki anlayış tamamen zıttır. Bu nedenle II. yargı doğrudur.
Değişim ve kalıcılık tartışmasındaki iki temel zıt kutbun belirlenmesi.
3
Empedokles'in ilkelerini analiz etmek.
Empedokles dört temel ögeyi birleştiren ve ayıran güçleri 'sevgi ve nefret' olarak belirlemiştir. İfadedeki 'logos' ve 'apeiron' eşleştirmesi yanlıştır. Bu nedenle III. yargı elenir.
Çoğulcu doğa filozoflarının ögeler arası etkileşim ilkelerini doğrulamak.
4
Demokritos'un atomculuk anlayışını değerlendirmek.
Demokritos evrendeki her şeyi niteliksel olarak farksız atomların niceliksel/geometrik özellikleri ve boşluktaki hareketleriyle açıklar. Bu nedenle IV. yargı doğrudur.
Atomcu filozofun varlık ve oluş açıklamasını doğrulamak.

Anahtar Kavram

Doğa filozoflarının arkhe (ilk neden) tanımları, monizm-pluralizm ayrımları ve değişim/oluş problemlerine getirdikleri çözümler.
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 38Soru

Platon, duyular dünyasındaki tikellerin ancak idealardan pay alarak var olabildiğini ve gerçek bilginin (episteme) bu değişmez idealara yönelik akılsal bir anımsama (anamnesis) olduğunu savunur. Öte yandan Aristoteles, hocasının idealar kuramını eleştirerek, tümelin tikellerin 'ötesinde' ya da onlardan ayrı bir dünyada değil, bizzat tikellerin içinde, form (biçim) olarak var olduğunu ileri sürer. Aristoteles'e göre bilginin oluşumu, duyusal deneyimle başlar ve akıl (nous) bu deneyimlerden tümel kavramları soyutlar.

Bu iki filozofun varlık ve bilgi anlayışları karşılaştırıldığında, aşağıdakilerden hangisi Aristoteles'in Platon'a yönelttiği temel eleştiriyi ve aralarındaki epistemolojik farkı en doğru şekilde ifade eder?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Tümelin tikellerin dışında bağımsız bir aşkınlığa sahip olmadığını savunan Aristoteles, bilginin kaynağını aşkın ideaları hatırlamada değil, duyularla algılanan tikellerin içindeki formun akıl tarafından soyutlanmasında görür.

Cevap

Tümelin tikellerin dışında bağımsız bir aşkınlığa sahip olmadığını savunan Aristoteles, bilginin kaynağını aşkın ideaları hatırlamada değil, duyularla algılanan tikellerin içindeki formun akıl tarafından soyutlanmasında görür.
Tümelin aşkın olmadığını, nesnelerin içinde form olarak yer aldığını savunan Aristotelesçi yaklaşım, Platon'un idealar dünyasının ikiye bölünmüş yapısını eleştirir. Epistemolojik olarak da bilginin aşkın dünyayı anımsayarak değil, dünyadaki formların akılsal olarak soyutlanmasıyla elde edildiğini belirten seçenek aralarındaki temel farkı ve eleştiriyi eksiksiz yansıtmaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Metindeki Platon ve Aristoteles'in varlık ve bilgi görüşlerini analiz edin.
Platon'un ideaları aşkın (dünya dışı) ve bilginin anımsama; Aristoteles'in ise tümelin içkin ve bilginin soyutlama olduğunu savunduğu belirlenir.
Filozofların temel argümanlarını karşılaştırmak için zemin hazırlar.
2
Platon ve Aristoteles arasındaki ontolojik (varlıksal) ayrımı netleştirin.
Platon iki ayrı dünya (idealar ve duyular) kabul ederken, Aristoteles tek bir dünya kabul eder; tümel (idealar) ayrı bir dünyada değil, maddelerin içindedir (form).
Aristoteles'in Platon'a yönelttiği 'dünyaları gereksiz yere ikiye katlama' eleştirisini anlamak için.
3
İki filozof arasındaki epistemolojik (bilgisel) ayrımı netleştirin.
Platon'da bilginin kaynağı doğuştandır (anımsama), Aristoteles'te ise duyusal deneyimle başlayan ve akılsal soyutlamayla (nous) tamamlanan bir süreçtir.
Seçeneklerdeki epistemolojik iddiaların doğruluğunu test etmek için.
4
Çeldiricilerdeki kavramsal ve sistemsel hataları tespit edin.
Empirizm-rasyonalizm karışıklığı, doğruluk-gerçeklik karışıklığı, argümantasyon/metot hatası ve varlığa bilimsel-felsefi yaklaşım hatası içeren seçenekler elenir.
Doğru seçeneğe kesin olarak ulaşmak için.

Anahtar Kavram

MÖ 6. Yüzyıl - MS 2. Yüzyıl Felsefesinde Tümel-Tikel Problemi, İdealar Kuramı ve Form-Madde İlişkisi
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 39Soru

Aşağıdaki sol sütunda verilen MÖ 6. yüzyıl - MS 2. yüzyıl felsefesine ait özgün argümanlar ile sağ sütunda yer alan bu argümanların felsefe tarihindeki kavramsal karşılıklarını doğru bir şekilde eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Bilgi bir hatırlamadır; çünkü ruh beden ile birleşmeden önce idealar dünyasındayken hakikati görmüştür ve duyusal dünya sadece bu hatırlamayı tetikler.
Hiçbir şey var değildir; var olsa bile bilinemez; bilinse bile bir başkasına aktarılamaz, çünkü dil nesnel gerçekliği temsil edemez.
Bir şeyin varlığa gelmesi; maddi, formel, fail ve ereksel olmak üzere dört nedenin bir arada çalışmasıyla gerçekleşen bir aktüelleşme sürecidir.
Erdem bilgidir; hiç kimse bilerek kötülük yapmaz, kötülüğün kaynağı bilgisizliktir ve bu bilgi sorgulanmamış bir yaşamın dışındadır.

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Platon'un hatırlama argümanı Anamnesis Teorisi ile; Gorgias'ın varlık ve bilgi reddi Epistemolojik Nihilizm ile; Aristoteles'in dört neden kuramı Teleolojik Nedensellik ile; Sokrates'in erdem-bilgi özdeşliği ise Ahlaki Entelektüalizm ile eşleşir.
Verilen eşleştirmelerin tamamı, antik felsefenin epistemolojik, ontolojik ve ahlaki temel paradigmalarını hatasız bir şekilde birbirine bağlar. Anımsama teorisi Platon'un rasyonalist bilgi kuramını, epistemolojik nihilizm Sofist şüpheciliğini, teleolojik nedensellik Aristoteles'in dinamik varlık analizini, ahlaki entelektüalizm ise Sokrates'in ahlak felsefesini yansıtır.

Adım Adım Çözüm

1
İlk ifadedeki 'hatırlama' ve ruhun beden öncesi ideaları görmesi kavramları analiz edilir.
Bu argümanın Platon'un bilgi kuramındaki 'Anamnesis (Anımsama)' kavramına karşılık geldiği saptanır.
Platon'a göre duyular dünyasında yeni bir bilgi üretilmez, sadece akılda potansiyel olarak bulunan idealar hatırlanır.
2
İkinci ifadedeki varlığın, bilginin ve dilin imkanını reddeden nihilist önermeler incelenir.
Bu ifadenin Sofist filozof Gorgias'ın 'Epistemolojik Nihilizm' yaklaşımı ile doğrudan eşleştiği saptanır.
Sofistler bilginin rölatif olduğunu savunurken Gorgias bunu radikal bir nihilizme taşıyarak nesnel gerçekliğin ve iletişimin imkanını bütünüyle reddeder.
3
Üçüncü ifadedeki maddi, formel, fail ve ereksel olmak üzere dört nedenin birleşimiyle gerçekleşen oluş süreci irdelenir.
Bu tezin Aristoteles'in madde-form ilişkisini ve 'Teleolojik Nedensellik' kavramını karşıladığı belirlenir.
Aristoteles'e göre doğadaki her değişim, maddede potansiyel olarak bulunan formun bir amaca (telos) doğru yönelmesi ve aktüelleşmesiyle açıklanır.
4
Dördüncü ifadedeki erdemin bilgiyle özdeşleştirilmesi ve kötülüğün bilgisizlikten kaynaklandığı savı değerlendirilir.
Bu etik yaklaşımının Sokrates'in 'Ahlaki Entelektüalizm' kuramı ile örtüştüğü tespit edilir.
Sokrates, ahlaki eylemin temelini doğru bilgiye dayandırarak insan eylemlerinde rasyonel bilincin mutlak belirleyiciliğini savunur.

Anahtar Kavram

MÖ 6. Yüzyıl - MS 2. Yüzyıl Felsefesinde Bilgi, Varlık ve Etik Kuramlarının Sistematik Analizi
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 40Soru

Hristiyan felsefesinin erken dönemi olan Patristik felsefede, akıl ve iman ilişkisi Platoncu/Yeni Platoncu bir çerçevede ele alınmış; felsefe, teolojinin doğrudan bir hizmetkârı ve inanç doğrularını açıklamanın bir aracı kılınmıştır. Augustine'in 'Anlamak için inanıyorum' düsturuyla özetlenen bu yaklaşımda akıl, imanın sınırları içinde ve ona tabi olarak iş görür. Ancak Skolastik döneme, özellikle de Thomas Aquinas'ın Aristotelesçi sentezine geçildiğinde, akıl ve iman arasındaki ilişki yeni bir boyut kazanır. Aquinas, aklı kendi alanında özerk kılarak inanç doğruları ile akıl doğrularının birbirini tamamladığını savunur. Ona göre, Tanrı'nın varlığı gibi bazı hakikatler akılla kavranabilirken (akli doğrular), Üçleme (Teslis) gibi gizemler ancak vahiy yoluyla (iman doğruları) kabul edilebilir.

Bu parçada ele alınan dönüşüm dikkate alındığında, Patristik ve Skolastik dönemlerin akıl-iman ilişkisine yaklaşımları arasındaki temel fark aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Patristik dönemde akıl imanın sınırları içinde ve ona tabi bir araç olarak konumlandırılmışken, Skolastik dönemde akla kendi sınırları içinde özerklik tanınarak inanç doğrularıyla çelişmeyen bağımsız bir meşruiyet alanı sağlanmıştır.

Cevap

Patristik dönemde akıl imanın sınırları içinde ve ona tabi bir araç olarak konumlandırılmışken, Skolastik dönemde akla kendi sınırları içinde özerklik tanınarak inanç doğrularıyla çelişmeyen bağımsız bir meşruiyet alanı sağlanmıştır.
Doğru yanıt, parçada sunulan tarihsel dönüşümü en iyi özetleyen ifadedir. Parçaya göre Patristik dönemde akıl imanın sınırları içinde ve ona tabi bir araç iken, Skolastik dönemde akla özerk bir alan tanınmış ve iman doğrularıyla çelişmeyen bağımsız bir meşruiyet alanı sağlanarak iki alanın birbirini tamamladığı savunulmuştur.

Adım Adım Çözüm

1
Paragraftaki Patristik dönem akıl-iman ilişkisi analiz edilir.
Patristik dönemde felsefenin (aklın) teolojinin hizmetinde olduğu ve inanca tabi olduğu belirlenir.
Patristik felsefenin akla biçtiği rolü doğru tespit etmek için.
2
Paragraftaki Skolastik dönem akıl-iman ilişkisi analiz edilir.
Skolastik dönemde aklın kendi alanında özerk kılındığı ve inanç doğrularıyla akıl doğrularının birbirini tamamladığı tespiti yapılır.
Skolastik felsefenin akıl ile iman arasında kurduğu yeni dengeyi anlamak için.
3
İki dönem arasındaki temel farkı belirten seçenek aranır.
Patristik felsefede aklın imanın sınırları içinde ikincil bir araç olduğu, Skolastik felsefede ise aklın özerkleşerek imanla uyumlu bağımsız bir alan kazandığı seçenek doğru yanıt olarak tespit edilir.
Verilen bilgileri karşılaştırarak çıkarımda bulunmak için.

Anahtar Kavram

Patristik ve Skolastik dönem felsefesinde akıl-iman ilişkisinin gelişimi ve dönüşümü
Tahmini Süre:2m 30s
ÖncekiSayfa 2 / 5Sonraki