Felsefe Tarihi
85 soru
Francis Bacon, doğa üzerindeki egemenliğin ancak doğanın yasalarına boyun eğmekle kazanılabileceğini belirtir. Doğanın yasalarını kavramanın yolu ise zihnin yapısal sınırlarını ve çevresel etkilerle edindiği önyargıları fark etmesinden geçer. Bacon'a göre, insan zihni düz bir ayna değildir; nesnelerin yansımalarını çarpıtan pürüzlü bir yüzey gibidir. Bu çarpıtmaları aşmanın yolu, zihindeki putları (idolleri) teşhis etmek ve peşin hükümlerden arınmış sistemli gözlemlerle olgulardan hareket etmektir.
Bu parçadan hareketle Francis Bacon'ın bilgi ve bilim anlayışıyla ilgili aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılabilir?
Francis Bacon, bilimsel araştırmalar yapanları üç gruba ayırır: Deneyciler karıncalara benzer; sadece toplarlar ve biriktirirler. Dogmatikler (rasyonalistler) ise kendi içlerinden ağlar ören örümceklere benzerler. Orta yol ise arının yoludur; arı hem bahçedeki çiçeklerden malzeme toplar hem de bu malzemeyi kendi yeteneğiyle işleyerek bal haline getirir. Gerçek felsefe de ne yalnızca zihinsel güçlere güvenmeli ne de doğadan ve deneylerden elde edilen malzemeyi olduğu gibi belleğe aktarmalıdır; aksine bu malzemeyi zihinde işleyip dönüştürmelidir.
Bacon'ın bu analojisinden hareketle, 15-17. yüzyıl felsefesinde gelişen bilimsel yöntem anlayışı hakkında aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
Orta Çağ skolastik doğa anlayışında her varlık, Tanrı tarafından belirlenmiş nihai bir amaca (telos) göre hareket eder. Yağmurun yağması ekinlerin büyümesi içindir, taşın yere düşmesi ise kendi doğal yerine ulaşma isteğindendir. Ancak 15-17. yüzyıl felsefesinde Galileo ve Descartes gibi düşünürlerle birlikte doğa, gizil güçlerden ve amaçsal nedenlerden arındırılarak nedensellik ilkelerine göre işleyen devasa bir makine olarak tasarlanmıştır. Bu yeni anlayışta doğadaki değişimler, amaçlarla değil, madde ve hareket yasalarıyla açıklanır.
Bu parçadan yola çıkılarak 15-17. yüzyıl doğa felsefesinin skolastik doğa anlayışından temel farkı aşağıdakilerden hangisidir?
Hegel'in diyalektik felsefesinde, Geist'ın (Tin) kendi özgürlüğ��nü ve bilincini gerçekleştirmek amacıyla geçtiği aşamalar belirli bir mantıksal sıra izler. Buna göre, Geist'ın kendini gerçekleştirme sürecine ait olan aşağıdaki aşamaları ilkten sona doğru mantıksal olarak sıralayınız.
Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin
John Locke��a göre insanlar, doğa durumunda sahip oldukları cezalandırma yetkisini ve kendi haklarını koruma gücünü, ortak bir rızaya dayalı toplumsal sözleşmeyle kamunun eline bırakırlar. Ancak devletin egemenliği mutlak ve sınırsız değildir; aksine, bireylerin can, mal ve hürriyet gibi temel haklarını koruma amacıyla sınırlandırılmıştır. Eğer siyasi iktidar bu amacı çiğneyip bireysel hakları gasp etmeye kalkışırsa, sözleşme ihlal edilmiş olur ve bireylerin direnme hakkı doğar.
Bu parçadan hareketle John Locke'un devlet anlayışına ilişkin aşağıdakilerden hangisine ulaşılabilir?
18-19. yüzyıl felsefesinde öne çıkan filozofların bilgi ve siyaset alanındaki görüşleri ile bu görüşleri temsil eden açıklamaları eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
Jean-Jacques Rousseau'nun siyaset felsefesinde, insanlığın doğal durumdan uygar topluma (devlet düzenine) geçiş sürecini oluşturan aşağıdaki aşamaları mantıksal ve kronolojik sıraya göre düzenleyiniz.
Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin
Kant, rasyonalistlerin bilginin kaynağını yalnızca akılda gören ve empiristlerin bilginin sadece duyusal deneyimlerden geldiğini savunan görüşlerini uzlaştırmaya çalışmıştır. Ona göre, zihnin dış dünyadan bağımsız a priori (deney öncesi) formları vardır; ancak bu formlar deneyimden gelen veriler olmadan içi boş şablonlardır. Aynı şekilde, dış dünyadan gelen duyusal veriler de zihnin bu formları tarafından düzenlenmedikçe bilgi haline gelemez. Kant bu durumu, "Görüsüz kavramlar boş, kavramsız görüler kördür." ifadesiyle açıklar.
Buna göre, Kant'ın bilgi problemi konusundaki görüşü hakkında aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
18-19. yüzyıl felsefesinde aydınlanma, bilgi ve birey-devlet ilişkisi bağlamında geliştirilen felsefi kavramlar ile bu kavramların temel açıklamaları aşağıda verilmiştir. Sol sütundaki kavramları sağ sütundaki en uygun açıklamalarıyla eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
Jean-Paul Sartre'a göre insan, kendi varoluşunu kendisi inşa eden tek varlıktır. Diğer varlıkların (örneğin bir masanın ya da kalemin) özü varoluşundan önce gelirken, insanın önce var olduğunu ve daha sonra kendi kararlarıyla kendi özünü oluşturduğunu savunur. Bu durum insanı mutlak bir özgürlüğe mahkûm eder. Ancak bu özgürlük, beraberinde eylemlerinin tüm sorumluluğunu da getirir. Birey, bu ağır sorumluluktan kaçmak veya onun yarattığı bunaltıyı hafifletmek amacıyla çoğu zaman eylemlerinin nedenini kendi dışındaki faktörlere (kadere, toplumsal koşullara veya genetik özelliklere) yükleme eğilimi gösterir.
Sartre'ın varoluşçu felsefesinde, bireyin kendi özgürlüğünü inkâr ederek sorumluluktan kaçması ve kendini dış koşulların pasif bir nesnesi gibi görmesi durumu aşağıdaki kavramlardan hangisiyle açıklanmaktadır?
20. yüzyıl felsefesinde öne çıkan çağdaş felsefi akımların temsilcilerine ait kurucu tezler ile bu tezlerin felsefi açıklamaları aşağıda verilmiştir. Sol sütundaki tezleri, sağ sütundaki en uygun açıklamalarıyla nasıl eşleştirirsiniz?
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
Üç lise öğrencisi çağdaş felsefe akımlarının temel kabulleri üzerine bir tartışma yürütmektedir:
* Ahmet: Bir nesnenin gerçekte ne olduğunu tam anlamıyla kavramak istiyorsak, ona dair önceden edindiğimiz tüm felsefi kabulleri, inançları ve toplumsal yargıları geçici olarak askıya almalıyız. Zihnimizin nesneye yöneldiği o saf anı yakalayarak, nesnenin bilincimize kendisini doğrudan açan özsel yapısına ulaşabiliriz.
* Burak: Duyusal deneyimlerle test edilemeyen ve olgusal karşılığı bulunmayan her türlü önerme bilgi dışıdır. Felsefenin esas görevi, bilimsel önermelerin dilini mantıksal çözümlemelerle netleştirmek ve anlamsız metafiziksel ifadeleri ayıklamaktır.
* Canan: İnsanın dışındaki varlıkların özü varoluşlarından önce gelir; örneğin bir masa üretilmeden önce zihinde tasarlanır. Ancak insan i��in durum tam tersidir; o önce var olur, ardından kendi özgür eylemleri ve tercihleriyle kendi kimliğini ve özünü inşa eder.
Buna göre; Ahmet, Burak ve Canan’ın savunduğu görüşlerin temsil ettiği 20. yüzyıl felsefe akımları aşağıdakilerin hangisinde sırasıyla doğru verilmiştir?
20. yüzyıl çağdaş felsefe akımları, varlık, bilgi ve değer alanlarında geleneksel felsefi yaklaşımlara karşı yeni yöntemler ve kabuller geliştirmiştir.
Aşağıda verilen 20. yüzyıl felsefi akımlarını, bu akımların temel yönelimlerini belirten açıklamalarla doğru biçimde eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
Bir düşünür görüşlerini şu şekilde ifade etmektedir:
"Bilimsel önermeler dünyadaki olguları resmeder ve deneysel olarak doğrulanabilirler. Buna karşın, 'Ruh ölümsüzdür' veya 'Evrenin bir amacı vardır' gibi önermeler ne mantıksal birer totolojidir ne de deney dünyasında test edilebilirler. Bu tür iddialar, herhangi bir olguya karşılık gelmedikleri için bilişsel olarak anlamsızdır ve sadece sahte önermelerden ibarettir. Dolayısıyla felsefe, spekülatif sistemler kurmayı bırakmalı ve kendisini bilimsel dilin mantıksal çözümlemesiyle sınırlandırmalıdır."
Buna göre, parçada dile getirilen görüşler 20. yüzyıl felsefesinin aşağıdaki akımlarından hangisinin temel tezlerini yansıtmaktadır?
20. yüzyıl felsefesinde öne çıkan çağdaş felsefe akımları, geleneksel felsefi sorunlara getirdikleri özgün yöntem ve yaklaşımlarla karakterize edilirler.
Aşağıda verilen 20. yüzyıl felsefe akımları ile bu akımların temel kabullerini ve yöntemlerini gösteren açıklamaları doğru biçimde eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
Aristoteles, hocası Platon'un nesneler dünyası ile idealar dünyasını birbirinden tamamen ayıran iki dünyalı (düalist) görüşünü eleştirir. Ona göre gerçek varlık, nesnelerden bağımsız aşkın bir dünyada değil, bu dünyadaki tekil nesnelerin içinde, madde ve formun ayrılmaz birliği olarak mevcuttur. Madde, henüz biçim almamış bir potansiyel (kuvve) iken; form, maddeyi biçimlendirerek onu belirgin kılan ve ona amacını veren aktüalitedir (fiil). Örneğin, bir mermer blok (madde), heykeltıraşın ona verdiği biçimle (form) somut bir heykel haline gelerek gerçeklik kazanır.
Buna göre Aristoteles'in varlık anlayışıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
İlk felsefe tarihinde doğa filozoflarının temel arayışı, evrenin ana maddesini (arkhe) ve bu ilk nedenden hareketle çokluğun, değişimin ve düzenin nasıl ortaya çıktığını açıklamaktır. Bu doğrultuda filozoflar farklı tözler ve kozmik ilkeler önermişlerdir.
Buna göre, doğa filozoflarının arkhe ve evrendeki oluşa yönelik yaklaşımlarıyla ilgili;
I. Anaksimenes, arkheyi niceliksel olarak sınırsız ancak niteliksel olarak belirli olan 'aer' (hava) olarak tanımlayarak hocası Anaksimandros'un 'apeiron' fikrini daha somut bir düzleme taşımıştır.
II. Herakleitos'un evrendeki değişimin ve kozmik düzenin ilkesi olarak gördüğü 'ateş' (logos), Parmenides'in hiçbir şekilde değişmeyen ve bölünmeyen 'bir' olan varlık anlayışı ile ontolojik düzeyde uzlaştırılamaz bir zıtlık oluşturur.
III. Empedokles, kendisinden önceki tekil arkhe anlayışlarından farklı olarak evrenin temelinde dört ana ögeyi (su, ateş, toprak, hava) kabul etmiş ve bunları birleştiren dışsal ilkeleri 'logos' ve 'apeiron' olarak tanımlamıştır.
IV. Demokritos, evrendeki niteliksel çeşitliliği, arkhe olarak kabul ettiği atomların niceliksel/geometrik farklılıkları ve hareket alanı buldukları boşluk (kenon) ile açıklamıştır.
yargılarından hangileri doğrudur?
Platon, duyular dünyasındaki tikellerin ancak idealardan pay alarak var olabildiğini ve gerçek bilginin (episteme) bu değişmez idealara yönelik akılsal bir anımsama (anamnesis) olduğunu savunur. Öte yandan Aristoteles, hocasının idealar kuramını eleştirerek, tümelin tikellerin 'ötesinde' ya da onlardan ayrı bir dünyada değil, bizzat tikellerin içinde, form (biçim) olarak var olduğunu ileri sürer. Aristoteles'e göre bilginin oluşumu, duyusal deneyimle başlar ve akıl (nous) bu deneyimlerden tümel kavramları soyutlar.
Bu iki filozofun varlık ve bilgi anlayışları karşılaştırıldığında, aşağıdakilerden hangisi Aristoteles'in Platon'a yönelttiği temel eleştiriyi ve aralarındaki epistemolojik farkı en doğru şekilde ifade eder?
Aşağıdaki sol sütunda verilen MÖ 6. yüzyıl - MS 2. yüzyıl felsefesine ait özgün argümanlar ile sağ sütunda yer alan bu argümanların felsefe tarihindeki kavramsal karşılıklarını doğru bir şekilde eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
Hristiyan felsefesinin erken dönemi olan Patristik felsefede, akıl ve iman ilişkisi Platoncu/Yeni Platoncu bir çerçevede ele alınmış; felsefe, teolojinin doğrudan bir hizmetkârı ve inanç doğrularını açıklamanın bir aracı kılınmıştır. Augustine'in 'Anlamak için inanıyorum' düsturuyla özetlenen bu yaklaşımda akıl, imanın sınırları içinde ve ona tabi olarak iş görür. Ancak Skolastik döneme, özellikle de Thomas Aquinas'ın Aristotelesçi sentezine geçildiğinde, akıl ve iman arasındaki ilişki yeni bir boyut kazanır. Aquinas, aklı kendi alanında özerk kılarak inanç doğruları ile akıl doğrularının birbirini tamamladığını savunur. Ona göre, Tanrı'nın varlığı gibi bazı hakikatler akılla kavranabilirken (akli doğrular), Üçleme (Teslis) gibi gizemler ancak vahiy yoluyla (iman doğruları) kabul edilebilir.
Bu parçada ele alınan dönüşüm dikkate alındığında, Patristik ve Skolastik dönemlerin akıl-iman ilişkisine yaklaşımları arasındaki temel fark aşağıdakilerden hangisidir?