Genel Patoloji

328 questions

Question 281Question

33 yaşında bir kız çocuk; belirgin gelişimsel gerilik, kelime hazinesinin çok kısıtlı olması, ataksik yürüyüş ve sık sık ortaya çıkan uygunsuz gülme atakları şikayetleriyle polikliniğe getirilmiştir. Fizik muayenesinde mikrosefali, geniş ağız yapısı (makrostomi) ve dil protrüzyonu saptanmıştır. Yapılan genetik incelemede 1515 nolu kromozomun uzun kolunda (15q111315q11-13 bölgesinde) yaklaşık 44 megabazlık bir delesyon izlenmiştir. Bu klinik tablo ve genetik bulgular eşliğinde, hastalığın patogenezinde rol oynayan en olası moleküler kusur hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Maternal UBE3AUBE3A geninin delesyonu veya inaktivasyonu

Answer

Hastalığın temelindeki moleküler kusur maternal kromozom üzerindeki UBE3A geninin kaybı veya fonksiyon görememesidir.
Maternal UBE3A geninin delesyonu veya inaktivasyonu, normalde paternal kopyanın beyinde susturulmuş olması nedeniyle gen ürününün tamamen yokluğuna yol açar ve Angelman sendromu tablosunu oluşturur.

Step-by-Step Solution

1
Klinik bulguların değerlendirilmesi
Gülme atakları, ataksi, mikrosefali ve dil protrüzyonu varlığı 'Mutlu Kukla' (Angelman) sendromuna işaret eder.
Bu fenotipik özellikler Angelman sendromu için karakteristiktir.
2
Genetik lokusun analizi
15q111315q11-13 bölgesi genomik damgalanma (imprinting) bölgesidir.
Bu bölgedeki genlerin ifadesi hangi ebeveynden kalıtıldığına göre değişir.
3
Spesifik gen ve ebeveyn kökeninin belirlenmesi
Angelman sendromu maternal UBE3AUBE3A geninin kaybı ile oluşur.
Paternal kopya normalde beyinde susturulmuş (imprinted) olduğu için maternal kopyadaki bir delesyon fonksiyonel gen kaybına neden olur.

Key Concept

Genomik Damgalanma (Imprinting) ve Angelman Sendromu
Estimated Time:2m 0s
Question 282Question

62 yaşında erkek hasta, dilinde büyüme ve yutma güçlüğü şikayetleriyle başvuruyor. Fizik muayenesinde dilde belirgin makroglossia ve göz çevresinde "pinch purpura" olarak adlandırılan spontan ekimozlar gözleniyor. Hastadan alınan rektal biyopsi örneğinde damar duvarlarında eozinofilik, amorf materyal birikimi saptanıyor. Bu materyalin Kongo kırmızısı ile boyanıp polarize ışık altında incelenmesinde elma yeşili çift kırılım göstermesi üzerine amiloidoz tanısı konuluyor. Bu klinik tabloya neden olan amiloid proteininin prekürsörü aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: İmmünoglobulin hafif zinciri

Answer

İmmünoglobulin hafif zinciri
Hastada görülen makroglossia (dil büyümesi) ve periorbital purpura (göz çevresi morlukları), plazma hücre diskrazilerine sekonder gelişen AL (Amyloid Light-chain) tipi amiloidozun karakteristik bulgularıdır. Bu tip amiloidozda biriken fibriller, immünoglobulinlerin hafif zincirlerinden (prekürsör protein) köken alır.

Step-by-Step Solution

1
Klinik bulguların analizi
Makroglossia ve pinch purpura (periorbital ekimoz), AL tipi amiloidoz için tipik klinik ipuçlarıdır.
Amiloid tipleri arasında klinik prezentasyon farklarını ayırt etmek prekürsör proteini belirlemek için gereklidir.
2
Tanısal yöntemin doğrulanması
Kongo kırmızısı ile elma yeşili refle veren amorf materyal, amiloidoz tanısını kesinleştirir.
Amiloidozun patolojik tanısı karakteristik boyanma özellikleri ile konur.
3
Prekürsör protein eşleştirmesi
AL (Amyloid Light-chain) amiloidozunun prekürsörü immünoglobulin hafif zinciridir.
Primer amiloidozda plazma hücrelerinden salınan hafif zincirler (özellikle lambda) yanlış katlanarak amiloid fibrillerini oluşturur.

Key Concept

Sistemik amiloidoz tiplerinin prekürsör proteinleri ve klinik ilişkileri.

Alternative Method

Amiloidoz tiplerini ayırmak için altta yatan hastalıkları taramak (Multiple Myeloma → AL, Kronik inflamasyon → AA) tanısal bir yaklaşımdır.
Estimated Time:1m 15s
Question 283Question

2222 yaşında bir erkek hasta, evlilik sonrası çocuk sahibi olamama (infertilite) şikayetiyle üroloji polikliniğine başvuruyor. Fizik muayenede hastanın boyunun yaşıtlarına göre belirgin derecede uzun olduğu, jinekomastisi bulunduğu ve vücut kıllarının seyrek olduğu gözleniyor. Testis muayenesinde bilateral atrofik ve sert testisler saptanıyor. Yapılan testis biyopsisinde seminifer tübüllerde atrofi ve belirgin hyalinizasyon ile birlikte, Leydig hücrelerinde rölatif bir artış ve kümeleşme izleniyor.

Bu hasta için en olası sitogenetik tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: 47,XXY47, XXY

Answer

En olası sitogenetik tanı Klinefelter sendromu olan 47,XXY47, XXY karyotipidir.
Klinik vakada sunulan uzun boy, jinekomasti ve infertilite bulguları ile histopatolojik olarak izlenen tübüler hyalinizasyon ve Leydig hücre kümeleşmesi Klinefelter sendromu için tipiktir. Bu sendromun en yaygın genetik temeli 47,XXY47, XXY karyotipidir.

Step-by-Step Solution

1
Klinik bulguları analiz et
Uzun boy, jinekomasti, infertilite ve atrofik sert testisler saptandı.
Bu bulgular erkek hipogonadizminin spesifik bir formuna işaret eder.
2
Histopatolojik bulguları değerlendir
Seminifer tübüllerde hyalinizasyon ve Leydig hücre hiperplazisi izlendi.
Tübüler hyalinizasyon Klinefelter sendromunun patognomonik olmayan ancak karakteristik bir bulgusudur.
3
Tanıyı sitogenetik veriyle eşleştir
Bulgular 47,XXY47, XXY (Klinefelter sendromu) ile tam uyumludur.
Klinik ve patolojik tablonun birleşimi en sık görülen bu seks kromozomu anomalisini doğrular.

Key Concept

Klinefelter sendromu (47,XXY47, XXY), erkeklerde infertilite ve hipogonadizmin en sık genetik nedenidir ve karakteristik histopatolojik testis bulgularına sahiptir.

Hints

1
Hastadaki jinekomasti ve infertilite, bir seks kromozomu anomalisi olan hipogonadizm tablosunu düşündürmelidir.
2
Erkek hastada jinekomasti ve uzun boy ile birlikte seyreden en sık görülen kromozomal anomaliyi düşünün.
Estimated Time:1m 30s
Question 284Question

38 yaşında bir kadın hastada, cerrahi insizyonun iyileşmesi sırasında granülasyon dokusu gelişimi ve ardından skar (nedbe) oluşumu gözlenmektedir. Bu süreçte hem inflamasyonun sonlandırılmasında hem de tip III kollajenin yerini daha güçlü olan tip I kollajene bıraktığı matris yeniden yapılanmasında (remodeling) merkezi rol oynayan büyüme faktörü aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Transforme edici büyüme faktörü-beta (TGFβTGF-\beta)

Answer

Transforme edici büyüme faktörü-beta (TGFβTGF-\beta)
Transforme edici büyüme faktörü-beta (TGFβTGF-\beta), yara iyileşmesi ve fibrozis süreçlerinde merkezi bir moleküldür. En önemli özellikleri; fibroblast kemotaksisini sağlaması, kollajen ve fibronektin sentezini güçlü bir şekilde uyarması, matriks metalloproteinazlarını (MMP) inhibe ederek doku yıkımını azaltması ve inflamatuar lökosit yanıtlarını baskılamasıdır. Bu sayede hem granülasyon dokusunun skar dokusuna dönüşümünü sağlar hem de tip III kollajenin yerini tip I kollajenin alması sürecini destekler.

Step-by-Step Solution

1
Klinik senaryoyu değerlendir
Cerrahi yaranın granülasyon dokusundan skar oluşumuna geçtiği 'remodeling' evresi tanımlanmaktadır.
Doku onarımı sürecindeki kritik geçişlerin hangi mediatörler tarafından yönetildiğini anlamak gerekir.
2
Büyüme faktörlerinin fonksiyonlarını karşılaştır
İnflamasyonu baskılama (anti-inflamatuar) ve fibroblastik aktiviteyi (kollajen sentezi) eş zamanlı yürüten faktör aranmaktadır.
TGFβTGF-\beta, hem inflamatuar yanıtı sınırlar hem de bağ dokusu birikimini en güçlü şekilde uyarır.
3
Kollajen tip değişimini analiz et
Tip III kollajenin yerini tip I'e bıraktığı süreçte TGFβTGF-\beta ve matriks metalloproteinaz (MMP) inhibisyonu belirleyicidir.
Skar dokusunun tensile gücünün artması için tip I kollajen birikimi şarttır.

Key Concept

TGF-beta (TGFβTGF-\beta), yara iyileşmesinin proliferasyon ve remodelleme fazlarında hem inflamasyonu sınırlayan hem de ekstraselüler matris sentezini ve birikimini yöneten en önemli sitokindir.
Estimated Time:1m 30s
Question 285Question

Sekonder (reaktif) sistemik amiloidoz (AAAA tipi), kronik inflamatuar uyarana yanıt olarak karaciğerden sentezlenen SAASAA (SerumSerum AmiloidAmiloid-AsosiyeAsosiye) proteininin dokularda çözünmeyen fibriller şeklinde birikmesiyle oluşur. Aşağıdaki klinik durumlardan hangisinin seyri sırasında sistemik AAAA tipi amiloidoz gelişme riski diğerlerine göre en düşüktür?

Show answer & explanation

Answer: Sistemik lupus eritematozus

Answer

Sistemik lupus eritematozus (SLE), kronik bir inflamatuar hastalık olmasına rağmen sekonder amiloidozun en nadir görüldüğü durumlardan biridir.
Sistemik lupus eritematozus (SLESLE), yaygın inflamatuar sürece rağmen, romatoid artrit veya ankilozan spondilit gibi diğer romatolojik hastalıkların aksine AAAA tipi amiloidoz komplikasyonuna en az duyarlı olan hastalıklardan biridir. Bu durum RobbinsRobbins gibi temel patoloji kaynaklarında önemli bir klinik ayrıntı olarak vurgulanır.

Step-by-Step Solution

1
Sekonder amiloidozun (AAAA) mekanizmasını analiz et.
AAAA amiloidoz, kronik inflamasyon sırasında salınan sitokinlerin (ILIL-11, ILIL-66) karaciğerde SAASAA sentezini artırmasıyla başlar.
Hangi hastalıkların bu süreci tetiklediğini belirlemek için temel patogenezi bilmek gerekir.
2
Seçeneklerdeki hastalıkların amiloidoz riskini karşılaştır.
Romatoid artrit, bronşektazi ve osteomiyelit klasik nedenlerdir; Hodgkin lenfoma ise bilinen bir neoplastik ilişkidir.
Yüksek riskli grupları eleyerek istisnayı bulmak hedeflenir.
3
Literatürdeki 'istisna' bilgiyi sorgula.
Sistemik lupus eritematozus (SLESLE), paradoksal olarak amiloidoz komplikasyonunun literatürde en nadir (genellikle %1'in altında) bildirildiği konnektif doku hastalığıdır.
Ayırıcı tanıda bu spesifik bilgi TUSTUS düzeyinde belirleyicidir.

Key Concept

Sekonder amiloidoz etiyolojisi ve SLE istisnası

Practice More

Diğer amiloid tiplerinin (ALAL, ATTRATTR, AβA\beta) spesifik organ tutulumlarını ve öncül proteinlerini tekrar ediniz.
Estimated Time:1m 30s
Question 286Question

22 yaşında bir erkek çocuk, doğumundan itibaren tekrarlayan alt solunum yolu enfeksiyonları ve yağlı, kötü kokulu dışkılama (steatore) şikayetleriyle polikliniğe getirilmiştir. Yapılan fizik muayenede hastanın yaş tarlarına göre büyüme ve gelişme geriliği olduğu saptanmıştır. Yapılan laboratuvar tetkiklerinde ter testi sonucu 7575 mEq/L (Normal < 4040 mEq/L) olarak ölçülmüştür. Bu hastada izlenen genetik hastalığın en sık görülen moleküler mekanizması aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: CFTRCFTR proteininin yanlış katlanması sonucu endoplazmik retikulumda proteozomal yıkımı

Answer

Kistik fibroziste en sık görülen moleküler mekanizma, CFTRCFTR proteininin yanlış katlanması ve endoplazmik retikulumda yıkılmasıdır.
Kistik fibroziste en sık görülen mutasyon olan ΔF508\Delta F508, üç nükleotitlik bir delesyon sonucu fenilalanin kaybına yol açar. Bu durum, CFTRCFTR proteininin endoplazmik retikulumda (ER) yanlış katlanmasına neden olur. Yanlış katlanan proteinler, hücrenin kalite kontrol mekanizmaları tarafından tanınır ve hücre yüzeyine ulaşamadan proteozomlarda yıkılır. Bu durum 'Sınıf II' mutasyon olarak sınıflandırılır.

Step-by-Step Solution

1
Klinik bulguları değerlendir
Tekrarlayan akciğer enfeksiyonları, steatore ve pozitif ter testi (7575 mEq/L) varlığı
Bu klasik üçlü, otozomal resesif geçişli Kistik Fibrozis (KF) hastalığını işaret eder.
2
Hastalığın genetik temelini belirle
7. kromozom üzerindeki CFTRCFTR geninde mutasyon
KF, klor kanallarını kodlayan CFTRCFTR genindeki mutasyonlar sonucu gelişen sistemik bir hastalıktır.
3
En sık görülen moleküler defekti sorgula
ΔF508\Delta F508 mutasyonu ve buna bağlı protein katlanma kusuru
Kistik fibrozisli hastaların çoğunda görülen ΔF508\Delta F508 mutasyonu, proteinin üçüncül yapısının bozulmasına ve ER'den Golgi'ye taşınamadan yıkılmasına (Sınıf II defekt) yol açar.

Key Concept

Kistik fibroziste patogenez: CFTRCFTR mutasyonları ve protein trafik kusurları
Question 287Question

4545 yaşında bir kadın hasta, sol bacağında ani gelişen şişlik, ağrı ve hassasiyet şikayetiyle hastaneye başvuruyor. Yapılan Doppler ultrasonografide sol femoral vende derin ven trombozu (DVTDVT) saptanıyor. Hastanede takibi devam ederken yatışının 2.2. gününde hastada ani başlayan nefes darlığı, yan ağrısı ve hemoptizi gelişiyor. Çekilen bilgisayarlı tomografik anjiyografide akciğerin alt lobunda plevraya tabanlı, kama (wedgewedge) şeklinde bir lezyon izleniyor. Bu hastada gelişen akciğer lezyonunun temel makroskobik ve mikroskobik morfolojik özelliği aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Hemorajik (kırmızı) infarkt ve koagülasyon nekrozu

Answer

Hemorajik (kırmızı) infarkt ve koagülasyon nekrozu
Vakada tanımlanan pulmoner tromboembolizm sonrası akciğerde gelişen infarktlar, organın çift kan akımına sahip olması nedeniyle kırmızı (hemorajik) karakterdedir. İskemiye bağlı gelişen temel hücre ölümü mekanizması ise protein denatürasyonunun ön planda olduğu koagülasyon nekrozudur.

Step-by-Step Solution

1
Klinik tabloyu analiz etme
Derin ven trombozu (DVTDVT) sonrası gelişen nefes darlığı ve hemoptizi, pulmoner tromboembolizmi (PTEPTE) işaret eder.
Venöz dolaşımdaki trombüslerin koparak sağ kalbe ve oradan akciğer arterlerine ulaşması en sık emboli kaynağıdır.
2
Organın vasküler yapısını değerlendirme
Akciğerlerin hem pulmoner hem de bronşiyal arterler aracılığıyla çift kan akımı (dualdual circulationcirculation) mevcuttur.
Arteriyel tıkanıklık olduğunda, tıkanmayan sistemden gelen kan nekrotik alana sızarak kanamalı (hemorajik) bir görünüm oluşturur.
3
Nekroz tipini belirleme
İskemik hasar sonucu hücre yapısının korunduğu koagülasyon nekrozu gelişir.
Beyin dışındaki hemen tüm organlarda hipoksiye/iskemiye bağlı gelişen infarktlarda baskın morfolojik yanıt koagülasyon nekrozudur.

Key Concept

Hemorajik (kırmızı) infarktlar; gevşek dokulu (akciğer), çift kan akımı olan veya venöz dönüşün tıkandığı organlarda görülür.
Estimated Time:1m 15s
Question 288Question

22 yaşında bir erkek çocuk; yaşamının ilk yılından itibaren tekrarlayan otitis media, sinüzit ve piyojenik bakteriyel pnömoni atakları geçirmektedir. Son başvurusunda dispne, takipne ve öksürük şikayeti olan hastada Pneumocystis jiroveciiPneumocystis\ jirovecii pnömonisi saptanmıştır. Laboratuvar incelemesinde serum IgGIgG, IgAIgA ve IgEIgE düzeyleri ileri derecede düşük, IgMIgM düzeyi ise 520 mg/dL520\ mg/dL (N:40150N: 40-150) olarak bulunmuştur. Bu hastanın lenf nodu biyopsisinde aşağıdakilerden hangisinin saptanması en olasıdır?

Show answer & explanation

Answer: Germinal merkezlerin yokluğu

Answer

Germinal merkezlerin yokluğu
Vakada tanımlanan tablo, X'e bağlı Hiper-IgM Sendromu (Tip 1) ile uyumludur. Bu hastalıkta T lenfositleri üzerindeki CD40 ligandı (CD154CD154) mutasyona uğramıştır. CD40-CD40L etkileşimi, B lenfositlerin germinal merkez oluşturması ve antikor sınıf değişimi yapması için temel gerekliliktir. Bu etkileşimin yokluğunda lenf nodlarında foliküller bulunsa da germinal merkezler gelişemez. Ayrıca, CD40L makrofaj aktivasyonu için de gerekli olduğundan, bu hastalarda Pneumocystis jiroveciiPneumocystis\ jirovecii gibi fırsatçı enfeksiyonlar sık görülür.

Step-by-Step Solution

1
Klinik ve laboratuvar verilerini sentezleyerek ön tanı oluşturmak.
Düşük IgG/IgAIgG/IgA ve yüksek IgMIgM düzeyleri, Hiper-IgM sendromuna işaret eder.
Serumda IgMIgM yüksekliği ile birlikte diğer izotiplerin eksikliği bu sendromun patognomonik laboratuvar bulgusudur.
2
Eşlik eden enfeksiyon türüne göre moleküler defekti belirlemek.
Pneumocystis jiroveciiPneumocystis\ jirovecii varlığı, T hücreleri üzerindeki CD40 ligand (CD154CD154) defektini (Tip 1) gösterir.
CD40 ligandı hem B hücrelerinde antikor sınıf değişimi hem de makrofaj aktivasyonu için gereklidir; eksikliğinde fırsatçı enfeksiyonlara yatkınlık gelişir.
3
Belirlenen defektin lenf nodu üzerindeki histopatolojik etkisini yorumlamak.
Germinal merkez oluşumu gerçekleşemez.
T hücresi B hücresine CD40-CD40L aracılığıyla ikinci sinyali veremediği için B hücresi folikül içerisinde germinal merkez yapısı oluşturamaz.

Key Concept

CD40-CD40L etkileşimi, hem antikor sınıf değişimi (isotype switching) hem de lenfoid foliküllerde germinal merkez oluşumu için zorunludur.
Question 289Question

Romatoid artrit nedeniyle biyolojik ajan tedavisi planlanan 45 yaşındaki bir erkek hastada, tedaviye başlanmadan önce tüberküloz (PPD veya IGRA) taraması yapılmasının en önemli nedeni; hedeflenen sitokin blokajının granülom yapısını bozarak latent tüberkülozun reaktivasyonuna yol açabilmesidir. Bahsi geçen bu granülom bütünlüğünden sorumlu kritik sitokin aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: TNF-alfa

Answer

Tümör nekrozis faktör-alfa (TNF-alfa) seçeneği doğrudur.
Kronik granülomatöz inflamasyonda, makrofajlar ve T-lenfositler tarafından salgılanan TNF-alfa, granülomun yapısal bütünlüğünü korur ve enfeksiyonun sistemik yayılımını engeller. Klinik pratikte anti-TNF ilaçların kullanımı, bu yapının bozulmasına ve latent haldeki tüberküloz basillerinin serbest kalarak hastalığın reaktive olmasına yol açar. Bu yüzden tedavi öncesi tarama şarttır.

Step-by-Step Solution

1
Vakada bahsedilen granülom yapısının klinik önemini analiz et.
Granülom, kronik inflamasyonda etkeni (örneğin M. tuberculosis) sınırlayan bir yapıdır.
Soruda latent tüberkülozun reaktivasyonu ile ilişkilendirilen mekanizmanın belirlenmesi gerekir.
2
Biyolojik ajanların (anti-sitokin tedaviler) etki mekanizmasını hatırla.
Romatolojide yaygın kullanılan anti-TNF ajanların (etanersept, infliksimab vb.) yan etki profilini belirle.
Klinik pratikte tüberküloz taraması gerektiren temel ilaç grubu anti-TNF'lerdir.
3
TNF-alfa'nın kronik inflamasyondaki spesifik fonksiyonunu tanımla.
TNF-alfa'nın lökositlerin toplanması ve granülom yapısının (duvarının) devamlılığı için gerekli olduğunu doğrula.
Robbins Patoloji kriterlerine göre TNF-alfa eksikliği veya blokajı, granülomun dağılmasına ve mikobakterilerin yayılmasına neden olur.

Key Concept

Granülomatöz inflamasyonun idamesinde TNF-alfa'nın rolü
Estimated Time:1m 0s
Question 290Question

Hücrenin besin kısıtlaması, büyüme faktörü eksikliği veya organel hasarı gibi stres durumlarında kendi sitoplazmik bileşenlerini lizozomal enzimler aracılığıyla sindirerek enerji sağladığı 'otofaji' (autophagy) süreci, oldukça organize bir moleküler düzene sahiptir.

Buna göre, otofaji mekanizması ve bu süreçte görev alan moleküllerle ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Show answer & explanation

Answer: Otofagozom oluşumu sırasında sitozolik bir protein olan LC3LC3, lipidlenerek fagofor (izolasyon membranı) yapısına bağlanır ve bu süreç sonucunda çift membranlı veziküller oluşur.

Answer

Otofaji sürecinde sitozolik LC3LC3 proteininin lipidlenerek fagofor yapısına katılması ve çift membranlı otofagozomların oluşması doğru ifadedir.
Otofaji sürecinde, izolasyon membranı (fagofor) adı verilen yapı genişleyerek yıkılacak organelleri çevreler. Bu süreçte sitozolik bir protein olan LC3LC3 (Microtubule-associated protein 1 light chain 3), lipidlenerek bu membrana bağlanır. Bu bağlanma, otofagozomun oluşumu ve olgunlaşması için zorunludur. Nihayetinde oluşan yapı, karakteristik olarak çift membranlıdır ve içeriklerin lizozomla buluşmasını sağlar.

Step-by-Step Solution

1
Otofajinin başlangıç aşamasını analiz etme.
Stres sinyalleri (örn. mTOR inhibisyonu) ile Atg protein kompleksleri aktive olur.
Sürecin başlaması için genetik ve biyokimyasal tetikleyiciler gereklidir.
2
Fagofor (izolasyon membranı) oluşumunu inceleme.
Sitoplazmada kavisli, çift katlı bir membran yapısı (fagofor) belirir.
Yıkılacak materyalleri çevrelemek için bir membran iskeleti gereklidir.
3
LC3LC3 proteininin rolünü belirleme.
LC3ILC3-I, fosfatidiletanolamin ile birleşerek LC3IILC3-II formuna dönüşür ve membran üzerine yerleşir.
LC3LC3, otofagozomun büyümesi ve kapanması için gerekli olan temel proteinlerden biridir.
4
Otofagozomun olgunlaşması ve lizozomla füzyonu.
Tamamlanmış çift membranlı otofagozom, lizozom ile birleşerek otolizozomu oluşturur.
Sindirim işleminin gerçekleşmesi için lizozomal enzimlerin ortama girmesi şarttır.

Key Concept

Otofajinin moleküler markerı olarak LC3 proteininin lipidasyonu ve çift membranlı otofagozom yapısı.

Practice More

Otofaji ile ilişkili olan 'şaperon aracılı otofaji' (chaperone-mediated autophagy) ve 'mitofaji' gibi özel süreçleri inceleyebilirsiniz.
Estimated Time:2m 0s
Question 291Question

7272 yaşında erkek hasta, son aylarda giderek artan nefes darlığı, çabuk yorulma ve her iki elinde özellikle geceleri belirginleşen uyuşma şikayetleriyle başvuruyor. Yapılan fizik muayenede her iki el bileğinde Tinel belirtisi pozitif saptanıyor. Ekokardiyografide ventrikül duvarlarında simetrik kalınlaşma, 'benekli' (speckled) miyokard görünümü ve restriktif tipte diyastolik disfonksiyon izleniyor. Karın yağ aspirasyonu biyopsisinde interstisiyel alanda eozinofilik materyal birikimi görülüyor ve bu birikim polarize ışık mikroskobunda elma yeşili çift kırılma (birefrijans) gösteriyor. Bu hastada biriken amiloid proteinin prekürsörü aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Transtiretin

Answer

Senil sistemik amiloidozda (özellikle yaşlı erkeklerde kalp tutulumu ve karpal tünel sendromu ile karakterize) biriken proteinin prekürsörü normal (wild-type) transtiretindir.
Soruda tanımlanan klinik tablo (ileri yaş, restriktif kardiyomiyopati ve bilateral karpal tünel sendromu), 'Senil Sistemik Amiloidoz' için karakteristiktir. Bu amiloid tipinde dokularda biriken amiloid fibrilleri, karaciğerde sentezlenen ve tiroksin/retinol taşıyıcısı olan 'Transtiretin' (TTRTTR) proteininden köken alır. Bu hastaların çoğunda TTRTTR geni normal yapılıdır (wild-type ATTR).

Step-by-Step Solution

1
Klinik verileri analiz et
Hasta 7272 yaşında, restriktif kardiyomiyopati ve bilateral karpal tünel sendromu (Tinel belirtisi +) mevcut.
Yaşlı bir hastada sistemik inflamasyon veya miyelom bulgusu olmadan gelişen bu tablo Senil Sistemik Amiloidoz'u düşündürür.
2
Patolojik bulguyu yorumla
Kongo kırmızısı pozitifliği ve polarize ışıkta elma yeşili refle = Amiloidoz.
Amiloid fibrillerinin β\beta-kırmalı tabaka yapısı bu spesifik boyanma ve refle özelliğini verir.
3
Prekürsör proteini eşleştir
Senil sistemik amiloidozda prekürsör protein Transtiretindir (ATTRATTR).
Normalde tiroksin ve retinol taşıyan transtiretin proteini, yaşlılarda (veya mutasyon varlığında) yanlış katlanarak amiloid fibrillerine dönüşür.

Key Concept

Senil Sistemik Amiloidoz ve Transtiretin (ATTRATTR) İlişkisi

Alternative Method

Karpal tünel sendromunun amiloidoz alt tipleri arasındaki spesifik ayırıcı tanıdaki (özellikle diyaliz ve transtiretin tipleri) değerini hatırlamak süreci hızlandırabilir.
Estimated Time:1m 30s
Question 292Question

12 yaşında bir çocuk, mutfakta oluşan küçük bir kaza sonucu el sırtında yüzeysel bir yanık yaralanması yaşamıştır. Yaralanmadan 4 gün sonra yapılan kontrolde, yara yatağında granülasyon dokusu oluşumunun başladığı ve çevre dokulardan fibroblastların bu bölgeye göç ettiği (kemotaksi) saptanmıştır. Bu süreçte hem fibroblastlar hem de düz kas hücreleri için en güçlü kemotaktik ajan olan ve trombositlerin α\alpha-granüllerinde depolanan büyüme faktörü aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Trombosit kaynaklı büyüme faktörü (PDGF)

Answer

Trombosit kaynaklı büyüme faktörü (PDGF), fibroblastlar ve düz kas hücreleri için en güçlü kemotaktik ajandır.
Trombosit kaynaklı büyüme faktörü (PDGF), trombositlerin alfa granüllerinde depolanır ve yaralanma sonrası salındığında fibroblastların ve düz kas hücrelerinin yaralı bölgeye göçünü (kemotaksi) sağlayan en güçlü uyarandır. Aynı zamanda bu hücrelerin proliferasyonunu (mitogenez) da uyarır.

Step-by-Step Solution

1
Yara iyileşmesinin evresini belirle.
Yaralanmadan 4 gün sonrası granülasyon dokusunun oluştuğu proliferatif evredir.
Soru kökündeki süre ve granülasyon dokusu bulgusu bizi bu evreye yönlendirir.
2
Hücresel olayları analiz et.
Fibroblastların ve düz kas hücrelerinin yara bölgesine göçü (kemotaksi) gerçekleşmektedir.
Doku onarımı için hücrelerin hasarlı bölgeye çekilmesi gerekir.
3
İlgili moleküler aracıları tanımla.
PDGF, bu hücre grupları için bilinen en güçlü kemotaktik faktördür.
Trombosit alfa granülleri, onarımın başlangıcında PDGF salınımı yaparak fibroblastları bölgeye davet eder.

Key Concept

Doku onarımında büyüme faktörlerinin (PDGF, VEGF, TGF-beta) spesifik rolleri ve hücresel etkileri.
Question 293Question

7070 yaşında kronik böbrek yetmezliği tanısıyla takip edilen bir hastada, kalsiyum-fosfor dengesinin bozulmasına bağlı olarak yaygın metastatik kalsifikasyon geliştiği saptanmıştır. Bu hastada kalsiyum tuzlarının özellikle akciğer alveol duvarları, mide mukozası ve böbrek tübül epiteli çevresindeki interstisyel alanda birikme eğilimi göstermesinin temel nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Söz konusu dokuların asit salgılaması veya CO2CO_2 uzaklaştırması sonucu oluşan lokal alkali ortam

Answer

Söz konusu dokuların asit salgılaması veya CO2CO_2 uzaklaştırması sonucu oluşan lokal alkali ortam
Metastatik kalsifikasyon; hiperkalsemi durumunda normal dokularda kalsiyum tuzlarının birikmesidir. Bu durum özellikle mide mukozası, akciğerler, böbrekler, sistemik arterler ve pulmoner venleri etkiler. Bu dokuların ortak özelliği, asit (HClHCl) salgılamaları veya CO2CO_2 kaybetmeleri (akciğerler) nedeniyle lokal bir alkali çevre oluşturmalarıdır. Yüksek pH, kalsiyum tuzlarının kristalleşmesini ve dokuya çökmesini kolaylaştıran temel etkendir.

Step-by-Step Solution

1
Kalsifikasyon tipini belirle
Kronik böbrek yetmezliği ve hiperkalsemi zemininde normal dokularda görülen birikim 'Metastatik Kalsifikasyon'dur.
Doku hasarı olmadan sistemik kalsiyum/fosfat dengesizliği sonucu oluştuğu için.
2
Organ spesifik tutulumu analiz et
Akciğer, mide ve böbreklerin ortak özelliği, vücuttan asidik bileşenleri uzaklaştırmalarıdır.
Mide HClHCl salgılar, akciğerler CO2CO_2 atar, böbrekler ise asit ekskresyonu yapar.
3
pH ve çözünürlük ilişkisini kur
Asit kaybı bu dokuların interstisyel alanında lokal bir alkali pH (yüksek pH) oluşturur.
Alkali ortam kalsiyum tuzlarının (fosfat ve karbonat) çözünürlüğünü azaltarak çökelmesine neden olur.

Key Concept

Metastatik kalsifikasyonun lokalizasyon tercihi, asit salınımı veya CO2CO_2 kaybına bağlı gelişen lokal alkali pH ile doğrudan ilişkilidir.

Practice More

Metastatik kalsifikasyonun en sık nedenlerini (primer hiperparatiroidizm, kemik rezorpsiyonu, D vitamini intoksikasyonu) gözden geçirebilirsiniz.
Estimated Time:1m 30s
Question 294Question

24 yaşında kadın hasta, her iki yanak üzerinde yerleşen güneş ışığıyla artan kızarıklık, eklem ağrıları ve idrarda köpürme şikayetleriyle polikliniğe başvuruyor. Yapılan laboratuvar incelemelerinde antidsDNAanti-dsDNA antikorları pozitif, kompleman C3C3 ve C4C4 seviyeleri düşük saptanıyor. Böbrek biyopsisinde glomerüler kapiller duvar boyunca granüler tarzda immün kompleks birikimi izleniyor. Bu hastada saptanan doku hasarından sorumlu temel immünolojik mekanizma aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Dolaşan antijen-antikor komplekslerinin vasküler yapılarda ve doku yüzeylerinde birikmesi

Answer

Dolaşan antijen-antikor komplekslerinin dokularda birikmesi ve kompleman sistemini aktive etmesi (Tip 3 Aşırı Duyarlılık)
Vaka sunumundaki malar eritem, artralji ve laboratuvardaki antidsDNAanti-dsDNA pozitifliği ile düşük kompleman seviyeleri Sistemik Lupus Eritematozus'u (SLE) işaret etmektedir. Böbrek biyopsisindeki granüler immün kompleks birikimi, dolaşımdaki antijen-antikor komplekslerinin glomerül bazal membranına çöktüğünü gösterir. Bu durum Tip 3 aşırı duyarlılık reaksiyonunun temel mekanizmasıdır. İmmün kompleksler komplemanı aktive ederek nötrofilleri bölgeye çeker ve doku hasarına yol açar.

Step-by-Step Solution

1
Klinik ve laboratuvar bulgularının analizi
Malar eritem, artralji, proteinüri, antidsDNAanti-dsDNA (+) ve hipokomplemanemi bulguları Sistemik Lupus Eritematozus (SLE) tanısını koydurur.
SLE, çoklu organ tutulumu ile giden prototipik bir otoimmün hastalıktır.
2
Biyopsi bulgusunun yorumlanması
Glomerüllerdeki 'granüler' immün floresan boyanma, antijen-antikor komplekslerinin (immün kompleksler) dokuya çöktüğünü gösterir.
Granüler patern, lineer (Tip 2) paternin aksine Tip 3 aşırı duyarlılık reaksiyonunun karakteristik özelliğidir.
3
Mekanizmanın belirlenmesi
Dolaşımdaki immün komplekslerin dokulara çökmesi ve komplemanı aktive etmesi süreci Tip 3 aşırı duyarlılıktır.
Düşük kompleman seviyeleri, bu immün komplekslerin klasik yolu aktive ederek komplemanı tükettiğini kanıtlar.

Key Concept

Tip 3 Aşırı Duyarlılık (İmmün Kompleks Aracılı Hasar)

Practice More

İmmün kompleks aracılı hastalıklarda kompleman tüketiminin (hipokomplemanemi) hangi yolak üzerinden gerçekleştiğini ve biyopsideki immün floresan patern farklarını (granüler vs lineer) gözden geçirin.
Estimated Time:1m 15s
Question 295Question

44 yaşında bir erkek çocuk; bebeklikten itibaren tekrarlayan otitis media ve akciğer enfeksiyonları öyküsüyle getirilmiştir. Fizik muayenede gövdede ve ekstremitelerde yaygın atopik dermatit benzeri ekzematöz döküntüler ile yaygın peteşiler saptanmıştır. Laboratuvar tetkiklerinde trombosit sayısı 22.000/mm322.000/mm^3 ölçülmüş olup, periferik yayma incelemesinde trombositlerin çaplarının normalden belirgin derecede küçük olduğu (mikrotrombosit) gözlenmiştir. Bu hastanın klinik tablosundan sorumlu olan temel genetik defekt aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Aktin hücre iskeletinin yeniden düzenlenmesini (reorganizasyon) sağlayan proteinin eksikliği

Answer

Wiskott-Aldrich Sendromu (WAS) temelinde yatan defekt, aktin hücre iskeletinin yeniden düzenlenmesinde rol oynayan WASP proteininin eksikliğidir.
Vakada tanımlanan ekzema, tekrarlayan enfeksiyonlar ve mikrotrombositopeni triadı Wiskott-Aldrich Sendromu'na (WASWAS) özgüdür. Bu hastalıkta WASPWASP (Wiskott-Aldrich Sendromu Proteini) eksikliği sonucu aktin hücre iskeletinin yeniden düzenlenmesi bozulur. Bu durum lenfositlerin normal fonksiyon görmesini (immünolojik sinaps oluşumu) ve trombositlerin normal boyutta üretilmesini engeller.

Step-by-Step Solution

1
Klinik bulguları (ekzema, tekrarlayan enfeksiyonlar, peteşi) analiz et.
Triad saptandı: Ekzema, immün yetmezlik ve trombositopeni.
Hastanın semptomları klasik bir immünolojik sendromu işaret etmektedir.
2
Patognomonik olan mikrotrombosit bulgusunu değerlendir.
Tanı Wiskott-Aldrich Sendromu (WAS) olarak belirlendi.
Mikrotrombositler, WAS için en spesifik morfolojik bulgudur.
3
WAS patogenezindeki moleküler defekti belirle.
XX kromozomuna bağlı geçiş gösteren WASPWASP geni mutasyonu ve buna bağlı aktin iskeleti bozukluğu.
WASP proteini, T hücreleri ve trombositlerde aktin polimerizasyonunu düzenleyerek hücre göçü ve sinyal iletimini sağlar.

Key Concept

Wiskott-Aldrich Sendromu'nda WASPWASP proteini eksikliğine bağlı aktin hücre iskeleti reorganizasyon bozukluğu.
Question 296Question

İnflamasyonun kronikleştiği dokularda makrofajlar, yerel mikroçevreden gelen sinyallere yanıt olarak farklı aktivasyon durumlarına geçebilirler. Dokuda yıkıcı etkilere ve patojenlerin yok edilmesine aracılık eden 'klasik yolla aktive olmuş' (M1) makrofajların gelişimini uyaran en temel mediyatör aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: İnterferon-gama (IFNγIFN-\gamma)

Answer

Klasik yolla aktive olmuş (M1) makrofajların gelişimini uyaran en temel mediyatör İnterferon-gama (IFNγIFN-\gamma)'dır.
İnterferon-gama (IFNγIFN-\gamma), T-lenfositler (özellikle Th1) ve NK hücreleri tarafından salınan, makrofajları klasik yolla (M1) aktive eden en güçlü sitokindir. Bu aktivasyon sonucunda makrofajlar fagositoz yeteneklerini artırır ve pro-inflamatuar sitokinler salgılayarak doku hasarına ve patojen eliminasyonuna katkıda bulunur.

Step-by-Step Solution

1
Kronik inflamasyonda makrofajların fonksiyonel çeşitliliğini tanımla.
Makrofajlar, sinyallere göre M1 (klasik) veya M2 (alternatif) yönünde aktive olabilirler.
Bu ayrım, inflamasyonun yıkıcı mı yoksa onarıcı mı seyredeceğini belirler.
2
Klasik aktivasyon (M1) yolunu indükleyen faktörleri belirle.
M1 yolu esas olarak IFNγIFN-\gamma ve mikrobiyal ürünler (LPS gibi) tarafından tetiklenir.
M1 makrofajlar ROS, NO ve lizozomal enzimler üreterek mikrobisidal etkinlik gösterir.
3
Alternatif aktivasyon (M2) yolunu indükleyen faktörlerle karşılaştır.
IL4IL-4 ve IL13IL-13 gibi sitokinler M2 yolunu tetikler.
M2 makrofajlar doku onarımı ve anti-inflamatuar süreçlerde görev alır.

Key Concept

Makrofajların Klasik (M1) ve Alternatif (M2) Aktivasyon Yolları
Estimated Time:50s
Question 297Question

4545 yaşında bir kadın hastada, tiroid bezinde saptanan solid bir nodülden yapılan cerrahi rezeksiyonun histopatolojik incelemesinde; tümör hücrelerinin yuva ve kordonlar oluşturduğu, hücreler arasında ise amorf, eozinofilik bir stroma olduğu görülmüştür. Bu stromanın Kongo kırmızısı ile boyandığı ve polarize ışık mikroskobunda elma yeşili çift kırınım (refranjans) verdiği saptanmıştır. İmmünohistokimyasal boyamada tümör hücrelerinde kalsitonin pozitifliği izlendiğine göre, stromada biriken bu amiloidin prekürsör proteini aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Kalsitonin

Answer

Medüller tiroid karsinomu vakalarında tümör stromasında saptanan amiloid birikiminin prekürsör proteini kalsitonindir.
Doğru yanıt olan kalsitonin seçeneği, medüller tiroid karsinomunun (MTK) patognomonik bir özelliğidir. MTK'da neoplazik C-hücreleri aşırı miktarda kalsitonin üretir ve bu protein stromada yanlış katlanarak lokalize amiloid (A-Cal) depozitleri oluşturur. Histopatolojik incelemede görülen elma yeşili refle veren amiloid stroma, MTK tanısını destekleyen çok tipik bir bulgudur.

Step-by-Step Solution

1
Histopatolojik bulguları değerlendir.
Kongo kırmızısı pozitifliği ve polarize ışıkta elma yeşili refle veren eozinofilik materyal, dokuda amiloid birikimi olduğunu kanıtlar.
Amiloidozun temel tanısal özelliği bu spesifik boyanma ve optik özelliktir.
2
Klinik bağlamı ve tümör tipini belirle.
Tiroid nodülü, yuvalar oluşturan hücreler ve kalsitonin pozitifliği, Medüller Tiroid Karsinomu (MTK) tanısını koydurur.
MTK, tiroidin C-hücrelerinden köken alan ve kalsitonin salgılayan bir nöroendokrin tümördür.
3
Lokalize amiloid tipini prekürsör proteinle eşleştir.
Medüller tiroid karsinomunda biriken amiloid tipi 'A-Cal' olarak adlandırılır ve prokalsitonin/kalsitonin türevlidir.
Bazı endokrin tümörlerde, üretilen hormonlar yanlış katlanarak lokalize amiloid depozitleri oluşturabilir.

Key Concept

Bazı lokalize amiloidoz formları spesifik endokrin tümörlerle ilişkilidir; Medüller Tiroid Karsinomu'nda biriken amiloidin prekürsörü kalsitonindir.

Practice More

İnsülinoma (Langerhans adacık tümörleri) ve Tip 2 Diyabette biriken amiloidin prekürsörü olan Amilin (IAPP) proteinini de gözden geçirebilirsiniz.
Estimated Time:1m 0s
Question 298Question

6262 yaşında, kronik atriyal fibrilasyonu olan bir erkek hasta, ani gelişen şiddetli sol yan ağrısı şikayetiyle acil servise başvuruyor. Yapılan bilgisayarlı tomografide dalakta tabanı kapsüle bakan, kama şeklinde hipodens bir alan saptanıyor. Bu lezyondan alınan biyopsinin mikroskobik incelemesinde; doku mimarisinin ve hücre sınırlarının korunduğu, ancak hücrelerin nükleuslarını kaybettiği ve sitoplazmaların yoğun eozinofilik boyandığı (gölge hücreler) gözleniyor. Bu hastadaki lezyonun en olası patolojik tanısı aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Koagülasyon nekrozu

Answer

Doku mimarisinin korunduğu ve 'gölge hücre' görünümünün izlendiği süreç koagülasyon nekrozudur.
Vakada tanımlanan kama şeklindeki enfarkt ve mikroskobide hücre sınırlarının korunup çekirdeklerin kaybolması (gölge hücreler), protein denatürasyonunun baskın olduğu koagülasyon nekrozunun tipik bulgusudur. Bu nekroz tipi, beyin hariç tüm katı organların iskemik hasarında görülür.

Step-by-Step Solution

1
Klinik senaryoyu analiz etme
Atriyal fibrilasyonu olan hastada ani sol yan ağrısı ve kama şeklinde dalak lezyonu, dalak enfarktını (tromboemboli) düşündürür.
Kama şeklinde enfarktlar katı organlarda arteriyel tıkanıklığın tipik makroskobik bulgusudur.
2
Mikroskobik bulguları yorumlama
Doku mimarisinin ve hücre sınırlarının korunması, nükleus kaybı ve eozinofilik artış ('gölge hücreler') tanımlanmıştır.
Bu bulgular, protein denatürasyonunun lizozomal proteolize üstün geldiği koagülasyon nekrozunun temel histopatolojik özelliğidir.
3
Tanıyı nekroz tipleriyle eşleştirme
Katı organlarda (beyin hariç) görülen iskemik nekroz tipi koagülasyon nekrozudur.
Likefaksiyon beyinde, kazeifikasyon tüberkülozda, yağ nekrozu pankreasta ve fibrinoid nekroz damarlarda görülür.

Key Concept

Koagülasyon nekrozu, enfarkt sonrası doku iskeletinin korunmasıyla karakterizedir.
Estimated Time:1m 15s
Question 299Question

Geçirilmiş bir abdominal cerrahi sonrası yara yerinde aşırı kollajen birikimiyle karakterize keloid gelişimi gösteren bir hastada, doku onarımı ve fibrozis süreçleri moleküler düzeyde incelenmektedir. Yapılan analizlerde, ekstraselüler matriks (ESM) sentezini uyaran en güçlü sitokin olan Transforming Growth Factor-beta (TGFβTGF-\beta) sinyal yolunun sürekli aktif olduğu saptanmıştır. Normal şartlarda, aktive olmuş reseptör kompleksine bağlanarak SMAD2SMAD2 ve SMAD3SMAD3 proteinlerinin fosforilasyonunu kompetitif olarak engelleyen ve böylece fibrotik yanıtı sınırlayan negatif regülatör protein aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: SMAD7

Answer

Negatif regülatör protein SMAD7'dir.
Doku onarımı ve fibrozis sürecinde TGFβTGF-\beta sinyal iletimi, inhibitör SMAD proteinleri (özellikle SMAD7SMAD7) tarafından kontrol edilir. SMAD7SMAD7, aktive olmuş Tip I reseptörlere bağlanarak reseptörün substratları olan SMAD2SMAD2 ve SMAD3SMAD3'ün fosforilasyonunu engeller. Bu durum sinyalin sonlanmasını sağlar; eksikliğinde veya disfonksiyonunda keloid gibi aşırı fibrotik durumlar gelişebilir.

Step-by-Step Solution

1
Doku onarımında fibrozisin temel uyaranını belirleme
TGFβTGF-\beta, ESM sentezi ve fibroziste en kritik sitokindir.
Onarım sürecinde fibroblast aktivasyonu ve kollajen üretimini koordine eden 'orkestra şefi' sitokini tanımlamak gerekir.
2
TGFβTGF-\beta sinyal iletim mekanizmasını analiz etme
TGFβTGF-\beta reseptörlere bağlanır ve SMAD2/3SMAD2/3 (R-SMAD) proteinlerini fosforile eder.
Hücre içi sinyal yolunun normal işleyişini anlamak, engellendiği noktayı bulmak için gereklidir.
3
Sinyali sonlandıran proteinin işlevini tanımlama
SMAD7SMAD7, reseptör kompleksine bağlanarak SMAD2/3SMAD2/3'ün aktivasyonunu kompetitif olarak engeller.
Fizyolojik dengeyi sağlayan 'negatif feedback' (olumsuz geri besleme) mekanizmasını belirlemek sorunun cevabıdır.

Key Concept

TGF-beta sinyal yolunun hücre içi regülasyonunda inhibitör SMAD'ların (SMAD7) rolü.

Practice More

Keloid ve hipertrofik skar arasındaki moleküler farkları (kollajen tipi, MMP düzeyi) inceleyiniz.
Estimated Time:2m 0s
Question 300Question

3232 yaşında erkek hastaya, akut miyeloid lösemi tanısıyla allojenik kemik iliği transplantasyonu uygulanıyor. Nakilden yaklaşık 44 hafta sonra hastada gövdede başlayan yaygın makülopapüler döküntü, sarılık ve yoğun sulu diyare şikayetleri gelişiyor. Karaciğer biyopsisinde safra yolları epitelinde hasar ve lenfositik infiltrasyon saptanıyor. Bu hastadaki klinik tablodan sorumlu olan temel immünolojik mekanizma aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Donör T lenfositlerinin alıcı dokularındaki HLA antijenlerini yabancı olarak tanıması

Answer

Donör T lenfositlerinin alıcı dokularındaki HLA antijenlerini yabancı olarak tanıması
Hastada görülen deri döküntüsü, sarılık ve ishal bulguları, allojenik kemik iliği nakli sonrası gelişen akut Graft-versus-Host Hastalığının (GVHH) klasik triadıdır. Bu tabloda, greft ile birlikte hastaya aktarılan donör T lenfositleri, immünsüprese durumdaki alıcının dokularını (özellikle deri, karaciğer ve bağırsak epiteli) yabancı olarak algılar ve HLA antijenleri üzerinden bu dokulara saldırarak hasar oluşturur.

Step-by-Step Solution

1
Klinik triadın (döküntü, diyare, sarılık) ve zamanlamanın değerlendirilmesi
Kemik iliği nakli sonrası 4. haftada gelişen bu tablo akut Graft-versus-Host Hastalığı (GVHH) ile uyumludur.
GVHH tanısı için klinik semptomlar ve nakil sonrası geçen süre kritiktir.
2
İmmünolojik yönelim tayini
Alıcının immünsüprese olması ve greftin immün yetenekli hücre içermesi nedeniyle saldırı greftten alıcıya doğrudur.
Kemik iliği greftleri yoğun miktarda donör T lenfositleri içerir.
3
Hücresel mekanizmanın belirlenmesi
Donör T hücreleri, alıcının HLA antijenlerini yabancı olarak tanıyarak hedef organlarda (deri, karaciğer, GİS) hasar oluşturur.
Patogenezde ana rolü donör kaynaklı CD4+ ve CD8+ T hücreleri oynar.

Key Concept

Graft-versus-Host Hastalığı (GVHH) Mekanizması
Estimated Time:1m 15s
PreviousPage 15 / 17Next
Genel Patoloji — TUS - Tıpta Uzmanlık Sınavı — Page 15 | Examkin