XX. Yüzyıl Başlarında Osmanlı Devleti

819 soru

Soru 661Soru →

I. Dünya Savaşı sırasında Çanakkale Kara Muharebeleri'nde 19. Tümen Komutanı ve Anafartalar Grubu Komutanı olarak görev yapan; Arıburnu, Conkbayırı ve Anafartalar mevkilerindeki başarıları sonucunda kamuoyunda 'Anafartalar Kahramanı' unvanıyla tanınan askerî lider aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Mustafa Kemal Atatürk

Cevap

Mustafa Kemal Atatürk
Mustafa Kemal, 1915 yılında Çanakkale Kara Savaşları sırasında Tekirdağ'da kurulan 19. Tümen'in komutanı olarak bölgeye intikal etmiş; Arıburnu, Conkbayırı ve Anafartalar mevkilerinde düşman taarruzlarını başarıyla püskürtmüştür. Anafartalar Grup Komutanlığı görevini de üstlenen Mustafa Kemal, bu cephedeki olağanüstü askerî dehası sayesinde albaylık rütbesine terfi etmiş ve hem ulusal basında hem de dünya kamuoyunda 'Anafartalar Kahramanı' olarak tanınmıştır. Bu tanınırlık, ilerleyen süreçte Millî Mücadele'nin önderi olmasında belirleyici bir zemin hazırlamıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki cephe, görev ve unvan bilgileri incelenir.
Çanakkale Cephesi'nde 19. Tümen Komutanlığı, Arıburnu-Conkbayırı-Anafartalar muharebeleri ve 'Anafartalar Kahramanı' unvanı öne çıkmaktadır.
Çanakkale Kara Savaşları'nda Mustafa Kemal'in üstlendiği kilit rollerin tespiti gereklidir.
2
Seçeneklerde verilen komutanların görev aldıkları cepheler ve kazandıkları unvanlar karşılaştırılır.
Çanakkale Cephesi'ndeki savunma hatlarında gösterdiği başarılar neticesinde 'Anafartalar Kahramanı' unvanını alan ve rütbesi albaylığa terfi ettirilen komutanın Mustafa Kemal olduğu belirlenir.
Kâzım Karabekir Doğu Cephesi'nde, Fahrettin Paşa Hicaz-Yemen Cephesi'nde, İsmet İnönü ise Batı Cephesi'nde kazandıkları unvanlarla özdeşleşmiştir.

Anahtar Kavram

Mustafa Kemal'in Çanakkale Cephesi'ndeki Rolü ve Millî Mücadele Liderliğine Etkisi

İpuçları

1
Söz konusu komutan, Arıburnu ve Conkbayırı hattında verdiği 'Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum!' emriyle tanınmaktadır.
2
Bu cephedeki başarıları sonrasında albay rütbesine terfi etmiş ve daha sonra Millî Mücadele'nin liderliğini üstlenmiştir.

Daha Fazla Pratik

Mustafa Kemal'in I. Dünya Savaşı'nda görev aldığı diğer cepheler olan Kafkas ve Suriye-Filistin cephelerindeki faaliyetleri incelenebilir.

Alternatif Yöntem

Çanakkale Savaşları'nda öne çıkan unvanlar eşleştirilebilir: Anafartalar Kahramanı (Mustafa Kemal), 18 Mart Kahramanı (Cevat Çobanlı Paşa), Medine Müdafii (Fahrettin Paşa), Şark Fatihi (Kâzım Karabekir).
Tahmini Süre:35s
Soru 662Soru →

I. Dünya Savaşı sırasında İtilaf Devletleri, Osmanlı topraklarını paylaşmak amacıyla kendi aralarında çeşitli gizli antlaşmalar yapmış; ancak savaşın seyri ve yaşanan siyasi dönüşümler bu antlaşmaların uygulanma sürecinde önemli değişikliklere yol açmıştır.

Bu antlaşmaların içeriği ve savaş süresince geçirdiği dönüşümlerle ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: St. Jean de Maurienne Antlaşması'nın yürürlüğe girmesi Rusya'nın onayına bağlanmış, Bolşevik İhtilali sonrası bu onayın alınamaması Paris Barış Konferansı'nda İtalya'nın dışlanmasına gerekçe yapılmıştır.

Cevap

St. Jean de Maurienne Antlaşması'nın yürürlüğe girmesi Rusya'nın onayına bağlanmış, Bolşevik İhtilali sonrası bu onayın alınamaması Paris Barış Konferansı'nda İtalya'nın dışlanmasına gerekçe yapılmıştır.
1917 yılında İngiltere, Fransa ve İtalya arasında imzalanan St. Jean de Maurienne Antlaşması ile İzmir ve çevresi İtalya'ya bırakılmıştır. Ancak antlaşma metnine 'Çarlık Rusyası'nın onayından sonra yürürlüğe girecektir' şeklinde bir madde eklenmiştir. 1917 Ekim Devrimi ile Rusya'da yönetime gelen Bolşevikler savaştan çekilince bu onay gerçekleşmemiştir. İngiltere ve Fransa, 1919 Paris Barış Konferansı'nda bu hukuki boşluğu kullanarak Batı Anadolu'yu güçlü bir İtalya yerine kolay yönlendirebilecekleri Yunanistan'a bırakmışlardır.

Adım Adım Çözüm

1
Gizli antlaşmaların taraflarını, içeriklerini ve hukuki geçerlilik şartlarını analiz etme
St. Jean de Maurienne Antlaşması (1917), İtalya'ya Batı Anadolu (İzmir ve Konya) bölgesini vadetmiş, ancak geçerliliği Rusya'nın onayına bağlanmıştır.
İtilaf Devletleri arasındaki diplomatik dengelerde müttefiklerin tamamının mutabakatı aranmıştır.
2
Savaş sürecinde meydana gelen rejim değişikliklerinin antlaşmalara etkisini değerlendirme
1917 yılında Çarlık Rusyası'nda gerçekleşen Bolşevik İhtilali ile yeni yönetim savaştan çekilmiş ve gizli antlaşmaları dünya kamuoyuna ifşa etmiştir.
Rusya'nın resmî onayı alınamadığı için İngiltere ve Fransa antlaşmanın hukuken tamamlanmadığını öne sürmüştür.
3
Paris Barış Konferansı'ndaki diplomatik neticeyi belirleme
İngiltere ve Fransa, onay eksikliğini gerekçe göstererek İtalya'ya vadedilen İzmir ve çevresini Yunanistan'a devretmiştir.
Bu durum İtilaf Bloku içindeki ilk büyük görüş ayrılığını ve çatlağı meydana getirmiştir.

Anahtar Kavram

I. Dünya Savaşı Gizli Antlaşmaları, St. Jean de Maurienne Antlaşması ve İtilaf Devletleri Arasındaki Görüş Ayrılıkları

İpuçları

1
İtalya'ya İzmir ve çevresinin vadedildiği antlaşmanın yürürlüğe girmesi için diğer bir İtilaf müttefikinin onayı şart koşulmuştu.
2
1917 yılında Rusya'da yaşanan Bolşevik İhtilali, Çarlık rejiminin imzaladığı veya onaylayacağı antlaşmaların askıda kalmasına yol açtı.
3
İngiltere ve Fransa, Paris Barış Konferansı'nda St. Jean de Maurienne Antlaşması'nın Rusya tarafından onaylanmadığını öne sürerek İzmir'i İtalya yerine Yunanistan'a vermiştir.

Daha Fazla Pratik

Paris Barış Konferansı'nda İtilaf Devletleri arasında yaşanan ilk derin görüş ayrılıklarını ve İtalya'nın konferansı terk etme sürecini inceleyiniz.

Alternatif Yöntem

Gizli antlaşmaları kronolojik ve taraflar bazında eşleştirme yöntemi: İstanbul (1915 - Rusya/İngiltere/Fransa), Londra (1915 - İtalya/İtilaf), Sykes-Picot (1916 - İngiltere/Fransa), Petrograd (1916 - Rusya payı genişletildi), St. Jean de Maurienne (1917 - İtalya/İzmir, Rus onayı şartı).
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 663Soru →

Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'nda taarruz amacıyla bizzat açtığı cephelerin (Kafkas ve Kanal) askerî komuta yapıları, stratejik planlamaları ve sahadaki gelişmeleriyle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kanal Harekâtı, Bahriye Nazırı ve 4. Ordu Komutanı Cemal Paşa ile Alman kurmayların yönetiminde Süveyş Kanalı'nı kapatıp İngiltere'nin sömürge irtibatını kesmek amacıyla iki kez icra edilmiştir.

Cevap

Kanal Harekâtı, Bahriye Nazırı ve 4. Ordu Komutanı Cemal Paşa ile Alman kurmayların yönetiminde Süveyş Kanalı'nı kapatıp İngiltere'nin sömürge irtibatını kesmek amacıyla iki kez icra edilmiştir.
Doğru seçenekte belirtildiği üzere Kanal Cephesi; İngiltere'nin sömürge ikmal hattı olan Süveyş Kanalı'nı ele geçirip Mısır'ı geri almak amacıyla Bahriye Nazırı ve 4. Ordu Komutanı Cemal Paşa ile Alman Kurmay Albay Kress von Kressenstein komutasında açılmış ve 1915 ile 1916 yıllarında iki defa taarruz harekâtı şeklinde icra edilmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Taarruz cephelerinin komuta yapısını analiz etme
Kafkas Cephesi'nde Başkomutan Vekili Enver Paşa, Kanal Cephesi'nde ise Bahriye Nazırı ve 4. Ordu Komutanı Cemal Paşa (Alman kurmay Kress von Kressenstein ile birlikte) görev yapmıştır.
Soruda verilen komutan-cephe eşleştirmelerinin doğruluğunu tespit etmek gereklidir.
2
Kanal Cephesi'nin operasyonel safhalarını ve hedeflerini değerlendirme
Osmanlı ordusu Süveyş Kanalı'nı ele geçirerek İngiltere'nin Hindistan ve Uzak Doğu sömürgeleriyle olan deniz bağlantısını kesmek amacıyla 1915'te I. Kanal ve 1916'da II. Kanal (Romani Muharebesi) olmak üzere iki taarruz icra etmiştir.
Harekâtın uygulanış biçimi, amacı ve tekrar sayısı bilgisi sınanmaktadır.
3
Çeldirici unsurları (fikir akımı, antlaşma ve cephe türü) eleme
Sarıkamış Harekâtı'na Hasan İzzet Paşa'nın karşı çıkması, Mısır'da hedeflenen fikrin Türkçülük değil İslamcılık olması, Kafkas Cephesi'ni kapatan antlaşmanın Gümrü değil Brest-Litovsk olması ve Galiçya'nın yardım cephesi olması nedenleriyle diğer tüm seçenekler elenir.
Tarihsel kavram yanılgılarını ve kronolojik hataları ayıklamak gerekmektedir.

Anahtar Kavram

I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin taarruz cepheleri olan Kafkas ve Kanal cephelerinin komuta kademesi, stratejik hedefleri ve harekât safhaları

İpuçları

1
Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'nda bizzat açtığı taarruz cephelerinin sadece ikisi olduğunu (Kafkas ve Kanal) ve komutanları ile uygulanan harekât sayılarını hatırlayınız.
2
Cemal Paşa'nın 4. Ordu Komutanlığı bünyesinde Sina Çölü'nü aşarak Süveyş Kanalı'na yönelik düzenlediği askerî seferlerin sayısını ve hedefini düşününüz.
3
Gümrü Antlaşması'nın I. Dünya Savaşı'na değil Milli Mücadele'ye ait olduğunu; Mısır harekâtında ise Türkçülük değil İslamcılık düşüncesinin gözetildiğini dikkate alınız.

Daha Fazla Pratik

Kafkas ve Kanal cephelerinin sonuçlarının Osmanlı Devleti'nin savunma cephelerine (özellikle Suriye-Filistin ve Irak) dönüşüm sürecini inceleyiniz.

Alternatif Yöntem

Cepheleri türlerine (Taarruz, Savunma, Yardım) ve komutan-hedef eşleşmelerine göre tasnif edip çelişkili olan kronolojik ve kavramsal ifadeleri eleyerek doğru sonuca ulaşabilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 664Soru →

I. Dünya Savaşı'nın başlaması üzerine Osmanlı Devleti başlangıçta silahlı tarafsızlık ve genel seferberlik ilan etmiş; ancak devam eden diplomatik, askerî ve iktisadi gelişmeler sonucunda İttifak Bloku safında fiilen savaşa dâhil olmuştur.

Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'na giriş süreci ve bu dönemde yaşanan diplomatik ve kurumsal gelişmelerle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi yanlış bir değerlendirmedir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Almanya ile yapılan ittifak antlaşması ve fiilî savaşa girme kararı, dönemin yürütme organı olan Meclis-i Vükelâ'da oy birliğiyle kabul edilmiş ve tatilde olan Meclis-i Mebusan derhal toplanarak antlaşmayı resmen onaylamıştır.

Cevap

Almanya ile yapılan ittifak antlaşması ve fiilî savaşa girme kararının Meclis-i Vükelâ'da oy birliğiyle kabul edilip Meclis-i Mebusan tarafından onaylandığını belirten yargı tarihsel gerçeklerle bağdaşmaz ve yanlıştır.
Osmanlı Devleti'nin Almanya ile yaptığı ittifak antlaşması ve Karadeniz Olayı sonrasında savaşa girmesi Meclis-i Mebusan'ın onayından geçmemiştir. Ayrıca yürütme organı olan Meclis-i Vükelâ'da da oy birliği sağlanamamış; savaşa fiilen girilmesi üzerine Maliye Nazırı Cavid Bey başta olmak üzere kabinedeki önemli nazırlar istifa etmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Osmanlı Devleti'nin 2 Ağustos 1914 tarihli Osmanlı-Alman Gizli İttifak Antlaşması'nın hukuki ve kurumsal çerçevesini analiz etmek.
Antlaşma, yasama organı olan Meclis-i Mebusan'dan ve kamuoyundan gizlenmiş; meclis onayına sunulmamıştır.
Savaş öncesinde İttihat ve Terakki'nin karar alma mekanizmalarının dar bir kadro (Enver, Talat, Said Halim Paşalar ve Halil Menteşe) üzerinden yürüdüğünü belirlemek gerekir.
2
Kabine (Meclis-i Vükelâ) içi dengeleri ve savaşa fiilen girilmesine verilen tepkileri incelemek.
Karadeniz Baskını ile savaşa fiilen girilmesi Bakanlar Kurulunda oy birliğiyle değil, bir oldu bitti ile gerçekleşmiştir.
Maliye Nazırı Cavit Bey, Ticaret ve Ziraat Nazırı Süleyman el-Büstani ve Posta-Telgraf Nazırı Oskan Efendi bu oldubittiye tepki göstererek istifa etmiştir.
3
Diğer diplomatik ve hukuki gelişmeleri (kapitülasyonların kaldırılmasına müttefiklerin tepkisi, casus foederis şartı, İtilaf teklifleri, gemilerin satın alınma kılıfı) doğrulamak.
Diğer tüm seçeneklerin dönemin diplomatik yazışmaları ve tarihsel gerçekleriyle tam uyumlu olduğu belirlenir.
Soruda aranan yanlış ifadenin kurumsal karar alma ve kabine mekanizmasındaki gerçek dışı iddia olduğu netleşir.

Anahtar Kavram

Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'na Giriş Sürecindeki Siyasi, Hukuki ve Diplomatik Karar Mekanizmaları

İpuçları

1
Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'na giriş kararının geniş tabanlı bir mutabakatla mı yoksa dar bir siyasi kadronun inisiyatifiyle mi alındığını düşününüz.
2
Maliye Nazırı Cavit Bey gibi önemli hükûmet üyelerinin Karadeniz Baskını sonrasında takındığı tavrı ve kabinedeki görev durumunu hatırlayınız.
3
Savaş kararının ve gizli ittifakın Meclis-i Mebusan tarafından onaylanıp onaylanmadığını ve Meclis-i Vükelâ'daki istifaları göz önüne getiriniz.

Daha Fazla Pratik

Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'na girmesinin ardından ilan edilen 'Cihad-ı Ekber' fetvasının içeriği ve İslam dünyasındaki etkilerini inceleyen bir soru çözebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Savaşa giriş sürecindeki diplomatik ve hukuki olayları kronolojik ve kurumsal açıdan ayrıştırarak; uluslararası hukuk adımları (gemilerin satın alınması, kapitülasyonların ilgası) ile iç siyasi karar alma süreçlerini (kabine istifaları, meclis durumu) karşılaştırabilirsiniz.
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 665Soru →

Mondros Mütarekesi'nde Osmanlı Devleti'ne ait demiryolları ile stratejik geçiş noktası konumundaki Toros tünellerinin denetiminin İtilaf Devletleri'ne bırakılması kararlaştırılmıştır.

Bu hükümle İtilaf Devletleri'nin öncelikli olarak aşağıdakilerden hangisini hedeflediği söylenebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bölgeler arasındaki askeri sevkiyatı ve lojistik koordinasyonu denetim altına almayı

Cevap

Bölgeler arasındaki askeri sevkiyatı ve lojistik koordinasyonu denetim altına almayı
Mondros Mütarekesi'nde yer alan ulaşım ve geçitlerle ilgili hükümler, Osmanlı Devleti'nin farklı vilayetleri arasında askeri sevkiyat yapmasını, cepheler arası asker veya lojistik ikmal sağlamasını imkânsız kılmak amacıyla metne konulmuştur. Böylece İtilaf Devletleri başlayacak işgaller karşısında merkezi veya bölgesel bir savunma koordinasyonu kurulmasını önceden engellemişlerdir.

Adım Adım Çözüm

1
Mütareke maddesinin kapsamını analiz etme
Maddenin demiryolları ve Toros tünelleri gibi temel kara ulaşım ve lojistik hatlarını kapsadığı belirlenir.
Maddenin hangi stratejik alanı hedef aldığını doğru tespit etmek gereklidir.
2
İtilaf Devletleri'nin askeri ve stratejik amacını değerlendirme
Ulaşım hatlarını kontrol eden bir gücün, karşı tarafın askeri intikal ve birlik kaydırma imkânını tamamen sonlandıracağı sonucuna ulaşılır.
İtilaf Devletleri işgalleri gerçekleştirirken Anadolu içinde birliklerin yardımlaşmasını ve savunma cepheleri kurmasını engellemek istemiştir.

Anahtar Kavram

Mondros Mütarekesi'nin Ulaşım ve Lojistik Hükümleri

İpuçları

1
Tüneller ve demiryolları gibi unsurların savaş ve savunma dönemlerindeki temel işlevini (asker ve malzeme taşıma) düşününüz.
2
İtilaf Devletleri'nin Anadolu'yu işgal ederken karşılaşabilecekleri toplu direniş ve ordu sevkiyatını nasıl önleyebileceklerine odaklanınız.

Daha Fazla Pratik

Mondros Mütarekesi'nin telsiz, telgraf ve kabloların denetimine ilişkin maddesinin benzer stratejik amaçlarıyla ilgili sorular çözülebilir.

Alternatif Yöntem

Mütarekenin askeri maddeleri ile haberleşme-ulaşım maddelerinin ortak mantığı üzerinden gidilebilir: Haberleşme denetimi iletişimi koparırken demiryolları ve tünellerin denetimi fiziksel sevkiyatı ve dayanışmayı engeller.
Tahmini Süre:45s
Soru 666Soru →

I. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devleti; müttefiklerine destek vermek amacıyla sınırları dışındaki Galiçya, Romanya ve Makedonya cephelerine kolordu düzeyinde askerî birlikler sevk etmiş, aynı dönemde kendi toprak bütünlüğünü korumak adına Irak, Suriye-Filistin ve Hicaz-Yemen gibi savunma cephelerinde çok yönlü muharebeler yürütmüştür.

Bu cephelerin açılma gerekçeleri, askerî seyri ve stratejik sonuçları dikkate alındığında aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Galiçya, Romanya ve Makedonya cepheleri; Osmanlı Devleti'nin Süveyş ve Basra'daki ikmal hatlarını emniyete almak amacıyla kendi inisiyatifiyle açtığı ve Mondros Mütarekesi'ne kadar aralıksız taarruz icra ettiği alanlardır.

Cevap

Yardım cephelerinin Süveyş ve Basra ikmal hatlarını emniyete almak amacıyla açıldığını ve Mondros Mütarekesi'ne kadar aralıksız taarruz icra edildiğini belirten ifade tarihsel olarak yanlıştır ve söylenemez.
Galiçya, Romanya ve Makedonya yardım cepheleri; Osmanlı Devleti'nin müttefikleri olan Avusturya-Macaristan ve Almanya'ya Doğu Avrupa'da destek vermek gayesiyle açılmıştır. Bu cephelerin Süveyş Kanalı veya Basra Körfezi ikmal yollarını korumakla hiçbir coğrafi ve stratejik ilgisi olmadığı gibi, 1917'de Rusya'nın savaştan çekilmesinin ardından bu cepheler fiilen kapanmış ve Osmanlı birlikleri geri çekilmiştir. Bu nedenle yardım cephelerinin Süveyş ve Basra hatlarını korumak amacıyla açıldığı ve Mondros'a kadar aralıksız taarruz edildiği yönündeki ifade yanlıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'ndaki savunma (Irak, Hicaz-Yemen, Suriye-Filistin) ve yardım (Galiçya, Romanya, Makedonya) cephelerini amaç ve coğrafi kapsam bakımından sınıflandırmak.
Yardım cephelerinin ülke sınırları dışında müttefiklere destek amacıyla, savunma cephelerinin ise doğrudan Osmanlı topraklarını müdafaa amacıyla açıldığı belirlenir.
Her iki cephe grubunun açılma inisiyatifi, hedefleri ve askerî nitelikleri birbirinden tamamen farklıdır.
2
Yardım cephelerinin açılış amaçlarını ve coğrafi hedeflerini değerlendirmek.
Galiçya, Romanya ve Makedonya cephelerinin Doğu Avrupa'da müttefiklerin yükünü hafifletmek için açıldığı, Basra veya Süveyş ikmal hatlarının güvenliğiyle coğrafi veya stratejik bir ilişkisinin bulunmadığı saptanır.
Süveyş ve Basra hatları Orta Doğu bölgesinde olup buraların güvenliği Kanal ve Irak cepheleriyle ilgilidir.
3
Yardım cephelerinin kapanış sürecini kronolojik açıdan incelemek.
1917 Bolşevik İhtilali sonrası Rusya ve Romanya'nın savaştan çekilmesiyle Doğu Avrupa'daki yardım cephelerinin kapandığı ve Osmanlı ordusunun 1917-1918 sürecinde birliklerini geri çektiği doğrulanır.
Bu cephelerdeki çatışmalar Mondros Mütarekesi'ne (30 Ekim 1918) kadar kesintisiz devam etmemiştir.

Anahtar Kavram

I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin Savunma ve Yardım Cephelerinin Stratejik Nitelikleri ve Sonuçları

İpuçları

1
Osmanlı Devleti'nin yardım cephelerini (Galiçya, Romanya, Makedonya) hangi coğrafyada ve kime yardım amacıyla açtığını düşününüz.
2
Yardım cephelerinin Süveyş ve Basra gibi Orta Doğu coğrafyasıyla ilişkisi olup olmadığını ve 1917 Bolşevik İhtilali sonrası bu cephelerin akıbetini değerlendiriniz.

Daha Fazla Pratik

I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı ordularının sınır dışına sevk edildiği Galiçya, Romanya ve Makedonya yardım cephelerindeki komutanlar ve Bolşevik İhtilali'nin bu cephelere etkilerini tekrar ediniz.

Alternatif Yöntem

Osmanlı cephelerini taarruz (Kafkas, Kanal), savunma (Çanakkale, Irak, Suriye-Filistin, Hicaz-Yemen) ve yardım cepheleri (Galiçya, Romanya, Makedonya) olarak gruplayıp coğrafi amaç ve kapanış tarihlerine göre seçenekleri eleyiniz.
Tahmini Süre:1m 20s
Soru 667Soru →

Çanakkale Savaşlarındaki üstün başarılarının ardından 1916 senesinde Doğu'ya atanarak 16. Kolordu Komutanlığı görevini devralan Mustafa Kemal Paşa, Kafkas Cephesi'nde birlikleri yeniden tanzim edip karşı taarruz icra etmiştir.

Mustafa Kemal Paşa'nın bu harekât neticesinde Rus birliklerinin elinden kurtarmayı başardığı Doğu vilayetleri aşağıdakilerin hangisinde birlikte verilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Muş ve Bitlis

Cevap

Muş ve Bitlis
I. Dünya Savaşı'nda Kafkas Cephesi'nde Sarıkamış Harekâtı sonrasında Ruslar Doğu Anadolu'da ilerleyerek birçok kenti işgal etmiştir. Çanakkale Savaşlarındaki başarısının ardından 1916 yılında Edirne'den Diyarbakır'a nakledilen 16. Kolordu Komutanlığına atanan Mustafa Kemal Paşa, Kafkas Cephesi'nde dağınık birlikleri toparlamış ve Ağustos 1916'da başlattığı başarılı karşı taarruz ile Muş ve Bitlis'i Rus işgalinden kurtarmıştır. Bu askerî başarısından dolayı kendisine 'Altın Kılıçlı İmtiyaz Madalyası' verilmiş ve rütbesi generalliğe (mirliva) yükseltilmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Kafkas Cephesi'ndeki komuta ve görev dağılımını tespit etmek
Mustafa Kemal Paşa'nın Çanakkale Cephesi'ndeki zaferlerinin ardından generallik yolunu açan 16. Kolordu Komutanlığı göreviyle Kafkas Cephesi'ne intikal ettiği belirlenir.
Kafkas Cephesi'ndeki yerel kazanımlar ile komutanların icraatlarını doğru eşleştirmek gerekir.
2
1916 yılındaki askerî taarruzun hedeflerini ve sonuçlarını değerlendirmek
Mustafa Kemal Paşa'nın Ağustos 1916'da gerçekleştirdiği hızlı karşı taarruz ile Muş ve Bitlis'in Rus işgalinden geri alındığı sonucuna ulaşılır.
Kafkas Cephesi'nde Sarıkamış sonrası yaşanan toprak kayıpları içerisinden Osmanlı ordusunun taarruzla geri kazandığı vilayetleri ayırt etmek esastır.

Anahtar Kavram

Mustafa Kemal Paşa'nın Kafkas Cephesi'ndeki 16. Kolordu Komutanlığı ve Muş-Bitlis'i Kurtarması

İpuçları

1
Mustafa Kemal Paşa'nın Kafkas Cephesi'nde 1916 yılındaki görevi sırasında kazandığı başarının ardından generallik (mirliva) rütbesine terfi ettiğini hatırlayınız.
2
Bu iki Doğu Anadolu vilayeti, Van Gölü'nün batısında yer alan komşu şehirlerdir ve Ağustos 1916'da Ruslardan geri alınmıştır.
3
Söz konusu şehirlerden biri adını ünlü tütünü ve ovasıyla duyurmuş olan Muş, diğeri ise tarihi kaleleri ve vadisiyle bilinen Bitlis'tir.

Daha Fazla Pratik

Mustafa Kemal Paşa'nın I. Dünya Savaşı'nda görev aldığı diğer cepheler (Çanakkale ve Suriye-Filistin) ve bu cephelerdeki askerî unvan/görevleri incelenebilir.

Alternatif Yöntem

Mustafa Kemal'in I. Dünya Savaşı'nda savaştığı cephelerin kronolojik sırası (Çanakkale - Kafkas - Suriye/Filistin) ve Kafkas Cephesi'ndeki tek başarılı taarruz kazanımının Muş ve Bitlis'in kurtarılması olduğu bilgisi doğrudan hatırlanabilir.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 668Soru →

Gelibolu Yarımadası'ndaki Osmanlı savunma planlamasında; kıyıların zayıf gözetleme müfrezeleriyle tutulup ana kuvvetlerin geride ihtiyat olarak bekletilmesini öngören anlayışa karşı, çıkarmanın yapılacağı kıyı hattında güçlü birliklerle durulup hasmın karaya tutunmasına fırsat verilmeden püskürtülmesini savunan yerli kurmay heyetinin yaklaşımı öne çıkmıştır.

Yerli kurmay heyetinin 'kıyıda derhal karşılama ve imha' tezini savunmasında etkili olan temel askeri-coğrafi gerekçe aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kıyı hattında bir çıkarma başı tutulması hâlinde, hasım birliklerin donanma ateş desteğinden yararlanarak hâkim sırtları ele geçirmesinin savunmayı imkânsız kılacağı tespiti

Cevap

Kıyı hattında bir çıkarma başı tutulması hâlinde, hasım birliklerin donanma ateş desteğinden yararlanarak hâkim sırtları ele geçirmesinin savunmayı imkânsız kılacağı tespiti
Gelibolu Yarımadası'nın derinliği az ve sırtları kıyıya oldukça yakındır. Eğer hasım kuvvetler sahilde tutunup bir çıkarma başı elde ederse, arkalarındaki güçlü donanma topçusunun himayesinde yarımadanın kilit noktaları olan hâkim tepeleri hızla işgal edebilirdi. Bu durum savunmayı bütünüyle çökerteceğinden, yerli kurmaylar hasmın kıyıya ayak bastığı anda karşılanıp denize dökülmesi gerektiğini savunmuştur.

Adım Adım Çözüm

1
Çanakkale Kara Muharebeleri öncesindeki savunma doktrinlerini analiz etmek
5. Ordu Komutanı Mareşal Liman von Sanders'in kıyıda zayıf örtme kuvveti bırakıp ana birlikleri geride tutma tezi ile Türk kurmaylarının kıyıda karşılama tezi arasındaki fark tespit edilir.
Soruda yerli kurmay heyetinin benimsediği yaklaşımın gerekçesi sorgulanmaktadır.
2
Gelibolu Yarımadası'nın coğrafi yapısı ile İtilaf donanmasının ateş gücü arasındaki ilişkiyi değerlendirmek
İtilaf ordusunun kıyıda köprübaşı kurması halinde donanma toplarının himayesinde yarımadanın can damarı olan hâkim tepeleri (Conkbayırı, Kocaçimen, Alçıtepe) kolayca ele geçirebileceği görülür.
Arazinin darlığı ve deniz topçusunun yıkıcı menzili, hasmın kıyıya ayak basar basmaz denize dökülmesini askeri bir zorunluluk haline getirmiştir.
3
Seçenekleri askeri ve coğrafi gerçeklik süzgecinden geçirmek
Hâkim sırtların kaybını ve donanma desteğini önleme gerekçesini içeren seçeneğin doğruluğu netleşir.
Diğer seçeneklerde yer alan demiryolu varlığı veya tabyaların denizaltı zaafı gibi unsurlar tarihi gerçeklerle bağdaşmamaktadır.

Anahtar Kavram

Çanakkale Cephesi'nde Gelibolu Yarımadası'nın stratejik-coğrafi özellikleri ve kıyı savunma doktrinleri

İpuçları

1
Gelibolu Yarımadası'nın dar coğrafi yapısını ve sahil şeridine hâkim tepe silsilelerinin önemini göz önüne alınız.
2
İtilaf güçlerinin en büyük avantajının açık denizdeki zırhlıların yüksek kalibreli topçu ateş desteği olduğunu hatırlayınız.
3
Düşmanın sahile çıkıp yerleşmesi durumunda donanma korumasıyla Conkbayırı gibi stratejik sırtları ele geçirme tehlikesine odaklanınız.

Daha Fazla Pratik

Çanakkale Kara Muharebeleri'nde Arıburnu, Conkbayırı ve Anafartalar hatlarında 19. Tümen ve Anafartalar Grubu'nun sevk ve idaresini inceleyiniz.

Alternatif Yöntem

Komuta kademesindeki 'Liman von Sanders Doktrini' (kıyıdan çekilip geride karşılama) ile 'Yerli Kurmay Görüşü' (kıyıda karşılama) arasındaki temel askeri riski analiz ederek sonuca ulaşabilirsiniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 669Soru →

Üçlü İttifak bloğunun kurucu üyelerinden biri olmasına karşın savaşın başlangıcında tarafsızlığını duyuran İtalya; Trablusgarp ve On İki Ada üzerindeki egemenliğinin tanınması, ayrıca Antalya ve çevresinin kendisine bırakılması taahhüdü karşılığında İtilaf safında savaşa katılmayı kabul etmiştir.

İtalya'nın saf değiştirerek savaşa girmesini sağlayan ve Osmanlı topraklarının paylaşımını öngören bu gizli antlaşma aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Londra Antlaşması

Cevap

İtalya'nın İtilaf Devletleri safına geçmesini sağlayan ve kendisine Antalya çevresi ile On İki Ada'nın vadedildiği gizli antlaşma Londra Antlaşması'dır.
I. Dünya Savaşı'nın başında tarafsız kalan İtalya, 26 Nisan 1915 tarihinde imzalanan Londra Antlaşması ile İtilaf Devletleri safına geçmiştir. Bu antlaşmayla İtalya'ya Trablusgarp ve On İki Ada üzerindeki haklarının tanınması, ayrıca Anadolu'dan Antalya ve çevresinin verilmesi taahhüt edilmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Metinde verilen diplomatik gelişmeyi ve taraf devletleri tespit etme
İtalya'nın İttifak bloğundan ayrılarak İtilaf bloğu safında savaşa girmesi karşılığında Osmanlı topraklarından Antalya ve çevresi ile On İki Ada'yı alması söz konusudur.
Gizli antlaşmaların her biri farklı devletlere farklı Osmanlı coğrafyalarını vadetmiştir; antlaşmaları taraf ve kapsamlarına göre ayrıştırmak gerekir.
2
Gizli antlaşmaların içeriklerini ve taraflarını karşılaştırma
İstanbul Antlaşması Boğazları Rusya'ya, Sykes-Picot Orta Doğu'yu İngiltere ve Fransa'ya, Mac-Mahon Hicaz bölgesini Şerif Hüseyin'e, Londra Antlaşması ise İtalya'ya Antalya ve On İki Ada'yı vermiştir.
1915 Londra Antlaşması, İtalya'nın Üçlü İttifak'tan koparak fiilen İtilaf safında savaşa girmesini sağlayan temel belgedir.
3
Doğru antlaşmayı belirleme
Metinde tarif edilen antlaşmanın 1915 Londra Antlaşması olduğu kesinleşir.
St. Jean de Maurienne ise daha sonra (1917) İtalya'ya ilave olarak İzmir ve çevresinin verildiği antlaşmadır.

Anahtar Kavram

I. Dünya Savaşı Sırasında İmzalanan Gizli Paylaşım Antlaşmaları ve İtalya'nın Saf Değiştirmesi

İpuçları

1
Söz konusu antlaşma 1915 yılında yapılmış olup İtalya'nın İttifak bloğundan İtilaf bloğuna geçmesini sağlamıştır.
2
Bu antlaşmada İtalya'ya Antalya çevresi verilmiş, ancak daha sonra 1917'de imzalanan diğer bir antlaşmayla İzmir de vadedilmiştir.
3
İngiltere, Fransa, Rusya ve İtalya arasında imzalanan ve İtalya'nın savaşa dahil olmasını resmileştiren bu antlaşma İngiltere'nin başkentinde akdedilmiştir.

Daha Fazla Pratik

Gizli antlaşmaların Sovyet Rusya tarafından dünya kamuoyuna Sarı Kitap ile duyurulması ve bu antlaşmaların Paris Barış Konferansı'nda nasıl değişikliğe uğradığı konuları incelenebilir.

Alternatif Yöntem

İtalya ile ilgili iki gizli antlaşma vardır: İlki savaşa girmesini sağlayan Londra Antlaşması (Antalya çevresi), ikincisi ise payını artırmak için yapılan St. Jean de Maurienne Antlaşması'dır (İzmir ve Konya çevresi). Soru kökünde savaşa girme şartı sorulduğu için ilk antlaşma seçilmelidir.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 670Soru →

I. Dünya Savaşı'nın son döneminde duyurulan barış prensiplerinin 12. maddesinde; "Osmanlı İmparatorluğu'nda Türklerin çoğunlukta bulunduğu bölgelere kesin egemenlik hakkı tanınmalı, Türk egemenliği altındaki diğer milletlere de özerk gelişim güvencesi sağlanmalıdır." hükmüne yer verilmiştir.

Bu hükmün mütareke ve Paris'teki barış görüşmeleri sürecinde yarattığı siyasi ve hukuki etkilerle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Türk tarafı bu ilkeyi ulusal direnme hakkının ve Misak-ı Millî'nin meşruiyet dayanağı yaparken, İtilaf Devletleri ve azınlıklar aynı ilkeyi sahte nüfus iddialarıyla Anadolu'yu parçalamanın gerekçesi haline getirmiştir.

Cevap

Türk tarafının bu ilkeyi ulusal direnme hakkının ve Misak-ı Millî'nin meşruiyet dayanağı yaparken, İtilaf Devletleri ve azınlıkların aynı ilkeyi sahte nüfus iddialarıyla Anadolu'yu parçalamanın gerekçesi haline getirdiğini belirten seçenek doğrudur.
Wilson İlkeleri'nin 12. maddesi, çoğunluk esasına vurgu yaptığı için Türk Millî Mücadelesi'nin (Müdafaa-i Hukuk ve Misak-ı Millî) en önemli diplomatik ve meşru dayanağı olmuştur. Aynı madde, gayrimüslim unsurlara da özerklik vadettiğinden azınlık cemiyetleri ve İtilaf Devletleri sahte nüfus istatistikleri ve propagandalar üreterek Paris Barış Konferansı'nda işgalleri ve mandater planları meşrulaştırmaya çalışmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Wilson İlkeleri'nin 12. maddesinin kapsamını analiz etmek.
Maddenin Türk nüfusunun çoğunlukta olduğu yerlerde Türk egemenliğini tanıdığı, gayrimüslim unsurlara ise kendi kendini yönetme imkânı vadederek iki zıt yoruma açık bir zemin sunduğu görülür.
Maddenin hem Türk milli hareketine hem de ayrılıkçı azınlık hareketlerine nasıl hukuki argüman sağladığını tespit etmek gerekir.
2
Türk ulusal hareketinin maddeye dayandırdığı meşruiyeti incelemek.
Müdafaa-i Hukuk cemiyetleri, Erzurum ve Sivas Kongreleri ile Misak-ı Millî kararlarında 'Türklerin çoğunlukta bulunduğu toprakların bölünmezliği' ilkesi doğrudan bu maddeyle uluslararası kamuoyuna savunulmuştur.
Mustafa Kemal Paşa ve vatansever kadrolar, haklı davalarını evrensel barış prensipleriyle temellendirmiştir.
3
İtilaf Devletleri ve azınlıkların Paris'teki tutumunu değerlendirmek.
Rum ve Ermeni cemiyetleri bölgedeki Türk nüfusunu göçe zorlamak ve sahte nüfus belgeleri sunmak suretiyle self-determinasyon ilkesini işgallerin gerekçesi haline getirmiştir.
İtilaf Devletleri bu sahte tezleri Paris'te destekleyerek işgallere ve mandater paylaşımlara zemin hazırlamıştır.
4
Tüm çıkarımları sentezleyerek doğru seçeneği belirlemek.
İlkenin hem direnişin haklılık belgesi hem de emperyalist parçalama girişimlerinin aracı olarak zıt amaçlarla kullanıldığı sonucuna ulaşılır.
Tarihsel süreç, aynı diplomatik maddenin iki farklı kutup tarafından birbirine karşıt iddialarla kullanıldığını kanıtlamaktadır.

Anahtar Kavram

Wilson İlkeleri 12. Maddesinin Çift Yönlü Etkisi ve Paris Barış Görüşmelerindeki Çatışan Yansımaları

İpuçları

1
Maddenin hem Türk çoğunluğuna egemenlik tanıyan hem de gayrimüslim azınlıklara özerklik vadeden iki farklı hükmünü birlikte düşününüz.
2
Mustafa Kemal Paşa'nın kongrelerde savunduğu 'nüfus çoğunluğu ve haklılık' tezi ile azınlıkların Paris'e sunduğu sahte nüfus raporları arasındaki ilişkiyi hatırlayınız.

Daha Fazla Pratik

Paris Barış Konferansı'nda sunulan sahte iddiaları çürüten ilk uluslararası belge olan Amiral Bristol Raporu ile General Harbord Raporu'nun Wilson İlkeleri ile bağlantısını inceleyiniz.

Alternatif Yöntem

Wilson İlkeleri'nin 12. maddesini bir 'meşruiyet çatışması' olarak okumak mümkündür: Türk tarafı bu metni vatanın bölünmezliğine dayanak yaparken, emperyalist devletler aynı metni Anadolu'yu ayrılıkçı taleplerle parçalamanın manivelası olarak kullanmıştır.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 671Soru →

İngiltere ve Fransa arasında Osmanlı Devleti'nin Orta Doğu topraklarını paylaşmak üzere hazırlanan Sykes-Picot tasarısının Çarlık Rusyası tarafından kabul edilmesi amacıyla imzalanan; Rusya'ya Boğazlar bölgesine ek olarak Trabzon, Erzurum, Van ve Bitlis vilayetlerinin verilmesini öngören gizli paylaşım mutabakatı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Petrograd Protokolü

Cevap

Petrograd Protokolü
I. Dünya Savaşı sırasında İngiltere ve Fransa kendi aralarında Sykes-Picot Antlaşması'nı imzalayarak Orta Doğu'yu paylaştıklarında, Çarlık Rusyası bu duruma itiraz etmiştir. Müttefikler, Rusya'nın onayını almak amacıyla 1916 yılında Petrograd Protokolü'nü imzalamış ve Boğazlar bölgesine ek olarak Trabzon kıyıları ile Erzurum, Van ve Bitlis vilayetlerini Çarlık Rusyası'na bırakmışlardır.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki temel unsurların (taraflar ve vadedilen bölgeler) analiz edilmesi
İngiltere, Fransa ve Rusya arasındaki görüşmelerde Doğu Karadeniz (Trabzon) ve Doğu Anadolu (Erzurum, Van, Bitlis) topraklarının Rusya'ya vadedildiği belirlenir.
Çarlık Rusyası, müttefikleri İngiltere ve Fransa'nın Sykes-Picot Antlaşması ile Orta Doğu'yu paylaşmasından rahatsızlık duymuş ve payının artırılmasını talep etmiştir.
2
İtilaf Devletleri arasındaki gizli antlaşmaların içeriklerinin karşılaştırılması
Sykes-Picot tasarısını onaylatmak için Rusya'ya ilave Doğu Anadolu topraklarını veren belgenin 1916 tarihli Petrograd Protokolü olduğu tespit edilir.
İstanbul Antlaşması yalnızca Boğazları kapsarken, Petrograd Protokolü ile Rusya'nın payı Doğu Anadolu'ya doğru genişletilmiştir.

Anahtar Kavram

I. Dünya Savaşı Sırasında İtilaf Devletleri Arasındaki Gizli Paylaşım Antlaşmaları ve Kapsamları

İpuçları

1
Osmanlı'nın Doğu Anadolu topraklarının paylaşımı ve Çarlık Rusyası'nın Sykes-Picot antlaşmasına verdiği tepkiyi göz önünde bulundurunuz.
2
Bu mutabakat, 1915'teki Boğazlar Antlaşması'ndan sonra Rusya'nın payını Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu vilayetlerine kadar genişleten 1916 tarihli protokoldür.

Daha Fazla Pratik

Gizli antlaşmaların Bolşevik İhtilali sonrası yayımlanan Sarı Kitap ile dünya kamuoyuna duyurulması ve bu durumun Saint-Jean-de-Maurienne Antlaşması'nın geçerliliğine etkisini inceleyiniz.

Alternatif Yöntem

Gizli antlaşmaları muhatap devletlere göre gruplandırabilirsiniz: İtalya ile yapılanlar (Londra, St. Jean de Maurienne), Araplar ile yapılanlar (Mac-Mahon), Çarlık Rusyası ile yapılanlar (İstanbul Antlaşması ve Doğu Anadolu eklemesini yapan Petrograd Protokolü).
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 672Soru →

Mondros Ateşkes Antlaşması'nda yer alan;

I. İtilaf Devletleri'nin ve Ermenilerin elindeki tüm tutuklu ve savaş esirlerinin derhal serbest bırakılmasına karşılık Türk savaş esirlerinin serbest bırakılmaması,
II. Hükûmet haberleşmesi dışındaki bütün telsiz, telgraf ve kablo hatlarının denetiminin İtilaf Devletleri'ne bırakılması,
III. İtilaf Devletleri'nin güvenliklerini tehdit edecek bir durum ortaya çıkması hâlinde herhangi bir stratejik noktayı işgal edebilmesi

hükümlerinden hangileri, devletlerarası diplomaside geçerli olan "mütekabiliyet (karşılıklılık)" ilkesinin açıkça çiğnendiğini gösterir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yalnız I

Cevap

Mütekabiliyet (karşılıklılık) ilkesine doğrudan aykırı olan hüküm, yalnızca İtilaf ve Ermeni esirlerin serbest bırakılmasını öngörüp Türk esirleri kapsam dışı bırakan birinci maddedir.
Mütekabiliyet ilkesi devletlerarası ilişkilerde karşılıklı eşit muameleyi esas alır. Mondros Mütarekesi'nin esirler maddesinde İtilaf Devletleri'nin ve Ermenilerin elindeki esir ve tutukluların derhal ve şartsız salıverilmesi hükme bağlanırken Türk esirlerinin serbest bırakılmaması, eşitlik ve karşılıklılık kuralının tamamen yok sayıldığını açıkça gösterir.

Adım Adım Çözüm

1
Kavram analizi yapma
Mütekabiliyet (karşılıklılık), uluslararası hukuk ve diplomaside devletlerin birbirlerine eşit haklar tanıması ve bir tarafın uyguladığı hakkın diğer tarafa da aynı biçimde uygulanması ilkesidir.
Soruda aranan diploması kuralının kapsamını ve tanımını netleştirmek gerekir.
2
Öncüllerdeki antlaşma maddelerini analiz etme
Birinci öncülde İtilaf ve Ermeni esirler serbest kalırken Türk esirlerin tutulması tek taraflı bir ayrıcalıktır ve mütekabiliyete aykırıdır. İkinci öncül iletişim sansürüyle, üçüncü öncül ise fiilî işgallere zemin hazırlamayla (7. madde) ilgilidir.
Her bir hükmün siyasi, askeri ve diplomatik niteliğini birbirinden ayırt etmek gerekir.
3
Doğru seçeneği belirleme
Yalnızca birinci öncülün mütekabiliyet ilkesini ihlal ettiği sonucuna ulaşılır.
İkinci ve üçüncü öncüller karşılıklılık ilkesiyle değil, haberleşme denetimi ve işgal hukuku oluşturma gayesiyle doğrudan ilişkilidir.

Anahtar Kavram

Mondros Ateşkes Antlaşması Hükümleri ve Diplomatik İlkeler (Mütekabiliyet)

İpuçları

1
Mütekabiliyet sözcüğünün diplomasi dilindeki Türkçe karşılığı olan 'karşılıklılık' ve 'eşit muamele' kavramına odaklanınız.
2
Öncüllerde iki taraf arasında aynı konuda eşit olmayan, tek taraflı zorunluluk getiren hükmü arayınız.
3
Bir tarafın esirleri derhal bırakılırken diğer tarafın esirlerinin tutulması eşitlik ve karşılıklılık ilkesinin çiğnendiğinin en somut kanıtıdır.

Daha Fazla Pratik

Mondros Ateşkes Antlaşması'nın 24. maddesinde geçen 'Vilâyât-ı Sitte' illerinin hangileri olduğunu ve bu maddenin asıl amacını inceleyiniz.

Alternatif Yöntem

Öncülleri konu başlıklarına göre tasnif ediniz: Esirler maddesi (diplomatik eşitlik/mütekabiliyet), Haberleşme maddesi (lojistik/psikolojik denetim), 7. madde (işgallere hukuki kılıf hazırlama). Bu ayrım doğrudan doğru cevaba ulaştırır.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 673Soru →

I. Dünya Savaşı sürecinde Çanakkale Boğazı'nı denizden geçerek İstanbul'u ele geçirmeyi ve müttefikleri Rusya'ya doğrudan lojistik destek ulaştırmayı amaçlayan İtilaf donanmasının 18 Mart 1915'te püskürtülmesi, savaşın askeri ve diplomatik dengelerini derinden sarsmıştır.

Bu hezimetin ardından İtilaf Devletleri'nin strateji değişikliğine giderek başlattığı kara harekâtı ve Çanakkale Cephesi'nin genel sonuçları ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Çanakkale zaferinin ardından İtilaf blokuyla bağlarını koparan Romanya'nın İttifak Devletleri safında savaşa girerek Doğu Cephesi'ni kapatması

Cevap

Romanya'nın İttifak Devletleri safında savaşa girerek Doğu Cephesi'ni kapatması ifadesi tarihsel gerçeklerle bağdaşmaz.
Çanakkale Muharebeleri'nin kazanılması sonucunda İttifak Devletleri yanında savaşa dahil olan Balkan devleti Romanya değil, Bulgaristan'dır. Bulgaristan'ın savaşa girmesiyle Almanya, Avusturya-Macaristan ve Osmanlı Devleti arasında kesintisiz kara bağlantısı kurulmuştur. Romanya ise 1916 yılında İttifak bloku aleyhine İtilaf Devletleri yanında savaşa katılmıştır. Dolayısıyla Romanya'nın İttifak safına geçtiği ve Doğu Cephesi'ni kapattığı yönündeki önerme tarihsel bir yanılgıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Çanakkale Cephesi'nin askeri safhalarını analiz etme
18 Mart 1915 Deniz Zaferi sonrasında İtilaf güçleri Boğaz'ı yalnızca donanmayla geçemeyeceklerini anlayarak 25 Nisan 1915'te General Hamilton komutasında Seddülbahir, Arıburnu ve Kumkale'ye amfibi çıkarma yapmış, kara harekâtına geçmiştir.
Soruda geçen strateji değişikliğinin askeri boyutunu doğrulamak.
2
Çanakkale zaferlerinin uluslararası diplomasideki etkilerini değerlendirme
Çanakkale Muharebeleri sürerken İtilaf Devletleri İtalya'yı savaşa çekmek için 1915 Londra Gizli Antlaşması'nı imzalamış; cephenin Türk zaferiyle sonuçlanması üzerine ise Bulgaristan İttifak Bloku'na katılmıştır. Bu sayede Osmanlı ile Almanya arasında kara bağlantısı kurulmuştur.
Diplomatik antlaşmalar ve bloklaşmaları doğru analiz etmek.
3
Doğu Avrupa ve Balkan dengelerindeki hatalı bilgiyi tespit etme
Romanya, Çanakkale zaferinden sonra değil, 1916 yılında İtilaf Devletleri yanında savaşa girmiştir. Ayrıca Doğu Cephesi Romanya'nın savaşa girmesiyle kapanmamış, bilakis genişlemiş; cephe 1918 Brest-Litowsk Antlaşması ile kapanmıştır.
Devletlerin savaşa giriş dönemleri ve katıldıkları bloklar arasındaki çelişkiyi belirlemek.

Anahtar Kavram

Çanakkale Cephesi'nin Askeri Safhaları ve Uluslararası Siyasi/Diplomatik Sonuçları

İpuçları

1
Çanakkale zaferinin ardından İttifak Devletleri yanında savaşa katılarak Osmanlı ile Almanya arasında kara bağlantısını sağlayan Balkan devletini hatırlayınız.
2
Romanya'nın I. Dünya Savaşı'ndaki tutumunu, savaşa hangi blokta ve hangi yılda (1916) katıldığını değerlendiriniz.
3
Çanakkale Savaşı sonrasında İttifak blokuyla birleşen devlet Bulgaristan'dır; Romanya ise İtilaf safında savaşa girmiş olup Doğu Cephesi'ni kapatmamıştır.

Daha Fazla Pratik

I. Dünya Savaşı'nda imzalanan gizli antlaşmaların (Sykes-Picot, Saint-Jean de Maurienne, Petrograd Protokolü) Çanakkale Cephesi'nin seyriyle ilişkisini pekiştiriniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 674Soru →

I. Dünya Savaşı'nın barış esaslarını belirlemek üzere toplanan Paris Barış Konferansı'na 32 bağımsız devlet davet edilmiş olmasına karşın; konferansın genel kurulu yalnızca sembolik oturumlar için toplanmış, savaş sonrası dünya düzenine ve Osmanlı topraklarının paylaşımına ilişkin asıl bağlayıcı kararlar ABD, İngiltere, Fransa ve İtalya liderlerinden oluşan dar kapsamlı bir konsey tarafından kapalı oturumlarda belirlenmiştir.

Paris Barış Konferansı'ndaki bu karar alma mekanizması ve uygulama, Wilson İlkeleri'nde yer alan aşağıdaki prensiplerden doğrudan hangisine aykırılık teşkil etmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Açık diplomasi yürütülmesi ve gizli antlaşmaların yapılmaması

Cevap

Açık diplomasi yürütülmesi ve gizli antlaşmaların yapılmaması
ABD Başkanı Woodrow Wilson'un yayımladığı 14 İlke'nin ilk maddesinde; uluslararası alanda açık diplomasi yürütülmesi, gizli görüşmelerden ve antlaşmalardan kaçınılması gerektiği açıkça belirtilmiştir. Ancak 1919 Paris Barış Konferansı'nda İngiltere, Fransa, ABD ve İtalya liderlerinden oluşan dar 'Dörtler Konseyi' (İtalya'nın ayrılmasıyla Üçler Konseyi), diğer katılan 28 devletin iradesini yok sayarak dünya haritasını ve antlaşma şartlarını kapalı oturumlarda şekillendirmiştir. Bu durum, açık diplomasi ve şeffaflık prensibinin doğrudan çiğnendiğini göstermektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Wilson İlkeleri'nin diplomasi yöntemine ilişkin temel maddesini hatırla.
Wilson İlkeleri'nin birinci maddesi 'Açık diplomasi yürütülecek, hiçbir gizli uluslararası antlaşma yapılmayacaktır' hükmünü içermektedir.
Savaş öncesindeki gizli ittifakların dünya savaşına yol açtığı tezi, açık diplomasi kuralının benimsenmesine gerekçe oluşturmuştur.
2
Paris Barış Konferansı'ndaki karar alma mekanizmasını analiz et.
Konferansa katılan onlarca devlet dışlanmış, bağlayıcı antlaşma şartları 'Büyük Dörtler' (ABD, İngiltere, Fransa, İtalya) tarafından gizli ve dar kapsamlı oturumlarda belirlenmiştir.
Büyük İtilaf devletleri sömürgeci hedeflerini ve paylaşım planlarını diğer delegasyonların ve kamuoyunun denetiminden uzak tutmak istemiştir.
3
Tarihsel olgu ile Wilson prensiplerini karşılaştırarak aykırılığı belirle.
Kapalı kapılar ardında yürütülen pazarlıklar açık diplomasi ilkesiyle taban tabana zıttır.
Soruda verilen uygulama doğrudan açık diplomasi ve gizli diplomasi yasağına aykırılık oluşturmaktadır.

Anahtar Kavram

Wilson İlkeleri'nin açık diplomasi prensibi ve Paris Barış Konferansı'ndaki Dörtler Konseyi uygulaması

İpuçları

1
Soruda konferansın 'kapalı oturumlar' ve 'dar kapsamlı bir konsey' ile yönetilmesine dikkat ediniz.
2
I. Dünya Savaşı'nın çıkışında rol oynayan gizli antlaşmaları önlemek için Wilson'un önerdiği ilk maddeyi düşününüz.
3
Wilson İlkeleri'nin 1. maddesi şeffaf görüşmeleri ve uluslararası açık diplomasiyi savunmaktaydı.

Daha Fazla Pratik

Paris Barış Konferansı'nda İtilaf Devletleri'nin 'sömürgecilik' yerine 'manda ve himaye', 'savaş tazminatı' yerine 'tamirat borcu' kavramlarını getirerek Wilson İlkeleri'ni nasıl şeklen uygulayıp özde aştıklarını inceleyiniz.

Alternatif Yöntem

Wilson İlkeleri'nin maddelerini gruplandırınız: Diplomasi yöntemi (1. madde - Açık diplomasi), Denizler ve Ticaret (2 ve 3. maddeler), Silahsızlanma (4. madde), Sömürgeler ve Topraklar (5-13. maddeler), Güvenlik Örgütü (14. madde). Karar alma sürecinin kapalı yürütülmesi doğrudan diplomasi yöntemiyle (1. madde) ilgilidir.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 675Soru →

Avrupa'da XX. yüzyılın başlarında kurulan diplomatik dengeler çerçevesinde; Almanya, Avusturya-Macaristan ve İtalya 'Üçlü İttifak' (Bağlaşma) grubunu oluşturmuştur. Ancak savaş sürecinde yaşanan çıkar çatışmaları ve diplomatik gelişmeler sonucunda bloklar arasında geçişler yaşanmıştır.

Savaşın ilk aşamasında tarafsızlığını açıklayan, daha sonra ise kendisine vadedilen toprak paylaşımlarının etkisiyle taraf değiştirerek İtilaf Devletleri safında savaşa katılan devlet aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İtalya

Cevap

İtalya, savaş öncesinde Üçlü İttifak grubunda yer almasına rağmen savaş başladıktan sonra taraf değiştirerek İtilaf Devletleri safına geçmiştir.
I. Dünya Savaşı öncesinde Almanya ve Avusturya-Macaristan ile birlikte Üçlü İttifak'ı kuran İtalya; savaş patlak verdiğinde önce tarafsızlığını ilan etmiş, ardından İtilaf Devletleri'nin gizli antlaşmalarla (1915 Londra Antlaşması) sunduğu Batı Anadolu ve Akdeniz toprakları vaadi üzerine İtilaf Devletleri safına geçerek taraf değiştirmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
I. Dünya Savaşı öncesindeki Üçlü İttifak (Bağlaşma) devletlerini belirleme
Almanya, Avusturya-Macaristan ve İtalya başlangıçtaki Üçlü İttifak devletleridir.
Savaş öncesi kutuplaşmada blokların kurucu üyelerini doğru tespit etmek gerekir.
2
Savaş sürecinde yaşanan blok değişikliklerini ve diplomatik vaatleri değerlendirme
İtalya, Avusturya-Macaristan ile yaşadığı sınır anlaşmazlıkları ve İtilaf Devletleri'nin gizli antlaşmalarla (özellikle Londra Antlaşması) sunduğu toprak vaatleri sebebiyle taraf değiştirmiştir.
Soru metninde belirtilen 'önce tarafsız kalıp ardından taraf değiştiren devlet' tanımı İtalya'ya aittir.

Anahtar Kavram

I. Dünya Savaşı'nda kurulan İttifak ve İtilaf blokları ile savaş sürecinde taraf değiştiren devletler

İpuçları

1
Savaş öncesinde Almanya ve Avusturya-Macaristan ile aynı grupta yer alan Akdeniz merkezli bir devleti düşününüz.
2
Bu devlet, Avusturya ile olan sınır sorunları ve İtilaf Devletleri'nin sunduğu Batı Anadolu vaatleri nedeniyle blok değiştirmiştir.
3
I. Dünya Savaşı'nda İttifak Bloku'ndan ayrılarak İtilaf Bloku'na geçen tek devlet İtalya'dır.

Daha Fazla Pratik

Osmanlı Devleti'nin ve Bulgaristan'ın İttifak grubuna hangi gelişmeler üzerine katıldığını kronolojik olarak tekrar ediniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 676Soru →

Osmanlı ordusunun I. Dünya Harbi'nde kendi toprak bütünlüğünü korumak amacıyla mücadele ettiği cephelerde cereyan eden bazı askerî gelişmeler aşağıda verilmiştir:

• Basra Körfezi'nden Bağdat'a doğru ilerleyen İngiliz birliklerinin Selman-ı Pak Muharebesi'nde durdurulup ardından General Townshend komutasındaki tümenin teslim alınması
• Kutsal mekânların ve Hicaz Demiryolu hattının müdafaası için İngiliz kışkırtmasıyla isyan eden kabile birliklerine karşı uzun süreli direniş gösterilmesi
• Yıldırım Orduları Grubu bünyesinde görev alan 7. Ordu tarafından Halep'in kuzeyinde son bir savunma hattı teşkil edilerek Anadolu sınırlarının korunması

Bu askerî faaliyetlerin icra edildiği savunma cepheleri aşağıdakilerin hangisinde sırasıyla doğru eşleştirilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Irak — Hicaz-Yemen — Suriye-Filistin

Cevap

Irak — Hicaz-Yemen — Suriye-Filistin
Verilen tarihî olaylar sırasıyla incelendiğinde; Selman-ı Pak Muharebesi ve Kut'ül Amâre Zaferi Irak Cephesi'ne; kutsal toprakların ve Hicaz Demiryolu hattının müdafaası Hicaz-Yemen Cephesi'ne; Halep'in kuzeyinde son savunma hattının kurulması ise Suriye-Filistin Cephesi'ne aittir. Dolayısıyla doğru sıralama 'Irak — Hicaz-Yemen — Suriye-Filistin' şeklindedir.

Adım Adım Çözüm

1
Birinci öncüldeki gelişmeyi analiz etme
Basra Körfezi üzerinden kuzeye ilerleyen İngiliz kuvvetlerinin Selman-ı Pak Muharebesi'nde mağlup edilmesi ve Kut'ül Amâre'de General Townshend'in esir alınması Irak Cephesi'nde gerçekleşmiştir.
İngiltere'nin Abadan petrollerini denetim altına alma ve Rusya ile karadan birleşme planı bu cephede akamete uğratılmıştır.
2
İkinci öncüldeki gelişmeyi analiz etme
Kutsal beldelerin ve Hicaz Demiryolu'nun savunulması, Medine Müdafaası (Fahreddin Paşa) ve Şerif Hüseyin kuvvetlerine karşı yürütülen direniş Hicaz-Yemen Cephesi'ne aittir.
Osmanlı Devleti İslamcılık (Ümmetçilik) fikri doğrultusunda mukaddes emanetleri ve kutsal toprakları korumaya çalışmıştır.
3
Üçüncü öncüldeki gelişmeyi analiz etme
Yıldırım Orduları Grubu bünyesindeki 7. Ordu Komutanı Mustafa Kemal Paşa'nın Halep'in kuzeyinde (Katma hattı) İngiliz ilerleyişini durdurarak Misak-ı Millî sınırlarını tayin eden savunma hattını kurması Suriye-Filistin Cephesi'nde cereyan etmiştir.
Mondros Mütarekesi imzalandığında ordunun elinde tuttuğu hat, Millî Mücadele'nin güney sınırlarının temelini oluşturmuştur.

Anahtar Kavram

I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin Savunma Cepheleri ve Faaliyetleri

İpuçları

1
Her bir öncüldeki coğrafi bölgeleri (Bağdat/Basra, Kutsal Mekânlar, Halep) ait oldukları cephelerle eşleştiriniz.
2
General Townshend'in esir alındığı meşhur Kut'ül Amâre Zaferi'nin hangi cephede gerçekleştiğini hatırlayınız.
3
Sıralama sırasıyla; Kut'ül Amâre zaferinin kazanıldığı Irak Cephesi, Hicaz Demiryolu hattının korunduğu Hicaz-Yemen Cephesi ve Mustafa Kemal Paşa'nın son savunma hattını kurduğu Suriye-Filistin Cephesi şeklindedir.

Daha Fazla Pratik

Osmanlı Devleti'nin sınırları dışındaki yardım cepheleri olan Galiçya, Romanya ve Makedonya'nın kapanış süreçleri ve savaşılan devletler üzerine çalışınız.

Alternatif Yöntem

Öncüllerde yer alan anahtar kavramlar üzerinden hızlı eleme yapılabilir: 'Kut'ül Amâre ve Townshend' doğrudan Irak Cephesi'ni gösterir; 'Kutsal mekânlar ve Hicaz hattı' Hicaz-Yemen Cephesi'ni gösterir; 'Halep ve 7. Ordu' Suriye-Filistin Cephesi'ni işaret eder.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 677Soru →

Alman Genelkurmayının İtilaf Devletleri'nin askerî güçlerini Batı Cephesi'nden uzaklaştırma hedefi ile Osmanlı Harbiye Nezaretinin stratejik ikmal yollarını denetim altına alma ve kaybedilen toprakları geri kazanma gayretinin birleşmesi sonucunda açılan taarruz cepheleri, savaşın genel seyrini doğrudan şekillendirmiştir.

Bu doğrultuda Kafkas ve Kanal harekâtlarının hedeflenen askerî başarılara ulaşamaması neticesinde Osmanlı Devleti açısından ortaya çıkan durumla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Taarruz planlarının akim kalması üzerine inisiyatifin karşı tarafa geçmesi, Osmanlı kuvvetlerini kendi topraklarını korumaya odaklanan savunma muharebelerine mecbur bırakmıştır.

Cevap

Taarruz planlarının akim kalması üzerine inisiyatifin karşı tarafa geçmesi, Osmanlı kuvvetlerini kendi topraklarını korumaya odaklanan savunma muharebelerine mecbur bırakmıştır.
Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'nda taarruz amacıyla bizzat açtığı iki cephe Kafkas ve Kanal cepheleridir. Kafkas Cephesi'nde kış şartları, lojistik yetersizlikler ve planlama hataları nedeniyle Sarıkamış Harekâtı başarısız olmuş, Ruslar Doğu Anadolu'da ilerleyerek Osmanlı'yı geniş bir bölgede savunma durumuna geçirmiştir. Kanal Cephesi'nde ise Süveyş Kanalı'nı ele geçirip İngiltere'nin sömürge yollarını kesmeyi amaçlayan iki harekât da sonuçsuz kalmış; inisiyatifi ele geçiren İngiliz kuvvetleri Sina Yarımadası'nı aşarak Filistin ve Suriye'ye doğru ilerlemiş, Osmanlı ordusu bu bölgede savunma hatları (Suriye-Filistin Cephesi) tesis etmek zorunda kalmıştır. Dolayısıyla her iki taarruz cephesinin başarısızlığı, Osmanlı ordusunun genel stratejisini taarruzdan savunmaya dönüştürmüş ve çatışmaları doğrudan Osmanlı topraklarına taşımıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Kafkas ve Kanal cephelerinin açılış hedeflerini ve niteliğini tespit etme
Kafkas ve Kanal cepheleri Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'nda bizzat taarruz amacıyla açtığı iki temel cephedir.
Sorunun kökünde belirtilen harekâtların niteliğini ve Osmanlı-Alman ortak stratejisini kavramak için gereklidir.
2
Harekâtların operasyonel sonuçlarını analiz etme
Kafkas Cephesi'nde Sarıkamış Harekâtı'nın başarısızlığı Doğu Anadolu'da Rus işgallerine yol açmış; Kanal Harekâtı'nın başarısızlığı ise İngilizleri Sina üzerinden ilerleterek Filistin-Suriye savunma hattının kurulmasına neden olmuştur.
Taarruz inisiyatifinin kaybedilmesinin yarattığı askerî dönüşümü ortaya koymak için gereklidir.
3
Seçenekleri stratejik ve kronolojik doğruluk bakımından değerlendirme
Her iki cephede de taarruzun sonuçsuz kalması stratejik inisiyatifi düşmana devretmiş ve Osmanlı ordusunu doğrudan vatan topraklarını savunmaya yönelik savunma cepheleri kurmaya zorlamıştır.
Doğru seçeneğe mantıksal çıkarımla ulaşmak için gereklidir.

Anahtar Kavram

I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı taarruz cephelerinin (Kafkas ve Kanal) başarısızlıkla sonuçlanmasının askerî stratejiyi taarruzdan savunmaya dönüştürmesi.

İpuçları

1
Kafkas ve Kanal cepheleri Osmanlı'nın savaşın başında inisiyatifi ele almak için açtığı taarruz cepheleridir.
2
Sarıkamış ve Kanal harekâtlarının başarısızlıkla sonuçlanması, karşı tarafın (Rusya ve İngiltere) nasıl bir askerî tutum takınmasına yol açtığını düşününüz.
3
Taarruzda başarısız olan bir ordunun stratejik inisiyatifi kaybetmesi, onu doğrudan kendi ana karasını ve sınırlarını savunmaya yönelik yeni müdafaa hatları kurmaya zorlar.

Daha Fazla Pratik

Kanal Harekâtı sonrasında İngiliz ilerleyişiyle açılan Suriye-Filistin Cephesi'ndeki savunma muharebelerini ve Mustafa Kemal Paşa'nın Katma Muharebesi ile kurduğu savunma hattını inceleyiniz.

Alternatif Yöntem

Cephe sınıflandırması yöntemiyle eleme: Osmanlı Devleti'nin taarruz cepheleri (Kafkas, Kanal), savunma cepheleri (Çanakkale, Irak, Suriye-Filistin, Hicaz-Yemen) ve yardım cepheleri (Galiçya, Makedonya, Romanya) arasındaki sebep-sonuç ilişkisi ve kronolojik sıralama incelendiğinde; taarruz cephelerindeki başarısızlıkların doğrudan savunma cephelerinin (Suriye-Filistin ve Doğu savunması) açılmasına ve derinleşmesine zemin hazırladığı net şekilde görülür.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 678Soru →

I. Dünya Savaşı sürecinde İtilaf Devletleri'nin Osmanlı topraklarını kendi aralarında taksim etmek amacıyla yaptıkları gizli antlaşmaların tüm dünya kamuoyuna ifşa edilmesinde ve bu paylaşım tasarılarının fiilen değişmesinde aşağıdaki gelişmelerden hangisi doğrudan etkili olmuştur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Rusya'da Bolşevik İhtilali'nin yaşanması ve Çarlık rejiminin yıkılması

Cevap

Rusya'da Bolşevik İhtilali'nin yaşanması ve Çarlık rejiminin yıkılması
I. Dünya Savaşı sırasında yapılan gizli paylaşım antlaşmaları (İstanbul, Londra, Sykes-Picot, Petrograd, St. Jean de Maurienne), 1917 yılında Rusya'da gerçekleşen Bolşevik İhtilali ile iktidara gelen Sovyet hükümeti tarafından 'Sarı Kitap' adıyla tüm dünyaya duyurulmuştur. Rusya'nın savaştan çekilmesiyle Çarlık Rusyası'na vadedilen bölgeler sahipsiz kalmış ve gizli antlaşmalar hem ifşa edilmiş hem de fiilen uygulanamaz hale gelmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Gizli antlaşmaların tarafları ve niteliği analiz edilir.
İtilaf Devletleri (İngiltere, Fransa, Rusya ve İtalya) savaş sırasında İstanbul, Londra, Sykes-Picot, Petrograd ve St. Jean de Maurienne gibi gizli antlaşmalarla Osmanlı coğrafyasını paylaşmıştır.
Gizli diplomasinin aktörlerini ve dinamiklerini tespit etmek için bu adım gereklidir.
2
Gizli antlaşmaların gizliliğinin bozulması ve kamuoyuna duyurulması süreci incelenir.
1917 yılında Çarlık Rusyası'nda gerçekleşen Bolşevik İhtilali sonrası yeni Sovyet yönetimi savaştan çekilmiş ve Çarlık dönemine ait gizli antlaşmaları 'Sarı Kitap' adlı yayınla dünya kamuoyuna ifşa etmiştir.
Antlaşmaların uygulanmasını engelleyen ve dünya gündemine taşıyan ana etkeni belirlemek için bu tespit şarttır.
3
Olayın gizli antlaşmalar üzerindeki doğrudan etkisi değerlendirilir.
Rusya'nın savaştan çekilmesi ve antlaşmaları duyurması, Boğazlar ve Doğu Anadolu planlarını bozmuş, St. Jean de Maurienne Antlaşması'nı geçersiz kılmış ve İtilaf Devletleri'nin paylaşım tasarılarını yeniden düzenlemesine (Paris Barış Konferansı ve Sevr) yol açmıştır.
Gelişmenin doğrudan ve nihai sonucuna ulaşmak için gereklidir.

Anahtar Kavram

Gizli Antlaşmaların İfşası ve Bolşevik İhtilali'nin Paylaşım Planlarına Etkisi

İpuçları

1
İtilaf Bloku'ndan ayrılarak savaştan çekilen ve Çarlık rejiminin bütün diplomatik sırlarını dünyaya duyuran devleti düşününüz.
2
1917 yılında meydana gelen rejim değişikliği sonrası yayımlanan 'Sarı Kitap' ile bu antlaşmalar geçersiz kalmıştır.
3
Çarlık rejiminin yıkılmasına yol açan Bolşevik İhtilali, gizli antlaşmaların kamuoyuna açıklanmasını sağlamıştır.

Daha Fazla Pratik

Gizli antlaşmaların geçersiz kalması sonrasında İtilaf Devletleri'nin Osmanlı topraklarını yeniden paylaşmak için toplandığı San Remo Konferansı ve Sevr Antlaşması sürecini inceleyiniz.

Alternatif Yöntem

Gizli antlaşmaların tarafları olan İngiltere, Fransa, Rusya ve İtalya arasından hangisinin savaş dışı kalıp emperyalist politikalara karşı tavır aldığını eleyerek doğru sonuca ulaşabilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 679Soru →

Milli Mücadele Dönemi'nde Sivas Kongresi günlerinde Mustafa Kemal Paşa'nın yönlendirmesiyle Sivas Valisi Reşit Paşa'nın eşi Melek Hanım ve arkadaşları tarafından kurulan, yurdun çeşitli yerlerinde şubeler açarak İtilaf Devletleri'nin işgallerini telgraf ve mitinglerle protesto eden milli cemiyet aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti

Cevap

Sivas'ta Melek Hanım öncülüğünde kurularak işgallere karşı miting ve protestolar düzenleyen kuruluş Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti'dir.
Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti, 1919 yılında Sivas Kongresi günlerinde Mustafa Kemal Paşa'nın isteği üzerine Sivas Valisi Reşit Paşa'nın eşi Melek Hanım başkanlığında kurulmuştur. Cemiyet kısa sürede Anadolu'nun birçok yerine yayılarak kadınların orduya yardım toplamasını, mitingler düzenlemesini ve İtilaf Devletleri temsilcilerine protesto telgrafları çekmesini sağlayarak Milli Mücadele'ye büyük katkı sunmuştur.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki temel ipuçlarını belirleme
Kuruluş yeri Sivas, kurucusu Melek Hanım ve amacı işgalleri protesto ederek vatan savunmasına destek olmak şeklinde tespit edilmiştir.
Cemiyetlerin merkezleri, kurucuları ve faaliyet türleri ayırt edici özelliklerdir.
2
Cemiyetleri yararlı, zararlı ve azınlık olarak sınıflandırma
Teali-i İslam, Sulh ve Selamet-i Osmaniye ile İngiliz Muhipleri cemiyetleri milli varlığa zararlı; Mavri Mira ise azınlık cemiyetidir. Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti ise milli varlığa yararlı cemiyettir.
Soru kökünde vatan savunmasını amaçlayan milli/yararlı bir cemiyet sorulmaktadır.

Anahtar Kavram

Milli Varlığa Yararlı Cemiyetler ve Özellikleri

İpuçları

1
Soruda aranan cemiyet, Milli Mücadele'yi ve vatan savunmasını destekleyen milli varlığa yararlı cemiyetlerden biridir.
2
Cemiyet, Sivas Valisi'nin eşi Melek Hanım öncülüğünde kadınların teşkilatlanması amacıyla kurulmuştur.

Daha Fazla Pratik

Milli varlığa yararlı diğer bölgesel cemiyetlerin (İzmir Müdafaa-i Hukuk, Trakya-Paşaeli, Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk vb.) yayın organlarını ve faaliyet alanlarını tekrar edebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Seçeneklerdeki cemiyetlerin niteliklerini (yararlı / zararlı / azınlık) sınıflandırarak vatan savunmasını doğrudan amaç edinen tek cemiyeti bulabilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 680Soru →

Mondros Ateşkes Antlaşması'nın "Sınırların korunması ve iç güvenliğin sağlanması için gerekli görülecek birlikler dışındaki Osmanlı ordusu derhal terhis edilecek; orduya ait silah, cephane ve savaş gemileri İtilaf Devletleri'ne teslim edilecektir." maddesine rağmen Kâzım Karabekir ve Ali Fuat Cebesoy gibi bazı Osmanlı komutanları birliklerini dağıtmamış ve cephaneleri teslim etmekten kaçınmıştır.

Osmanlı komutanlarının bu tutumunun Millî Mücadele sürecine sağladığı en temel katkı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Millî Mücadele'nin örgütlenme ve silahlı direniş safhası için hazır bir düzenli ordu omurgası ve lojistik güç oluşturması

Cevap

Millî Mücadele'nin örgütlenme ve silahlı direniş safhası için hazır bir düzenli ordu omurgası ve lojistik güç oluşturması
Mondros Ateşkes Antlaşması ile Osmanlı ordusunun terhis edilmesi ve silahlarına el konulması şartı getirilerek Anadolu savunmasız bırakılmak istenmiştir. Kâzım Karabekir (Erzurum - XV. Kolordu) ve Ali Fuat Cebesoy (Ankara - XX. Kolordu) gibi vatansever komutanların terhisi durdurup silahları teslim etmemesi, başlayacak olan Millî Mücadele hareketi için hem hazır bir askerî yapılanma hem de çok kritik bir lojistik ve silah gücü sağlamıştır. Özellikle Doğu Cephesi'nde Gümrü Zaferi'ne ulaşılması bu düzenli birliklerin varlığı ile mümkün olmuştur.

Adım Adım Çözüm

1
Mondros Ateşkes Antlaşması'nın askerî terhis maddesini ve amacını analiz etmek
İtilaf Devletleri Osmanlı Devleti'ni savunmasız bırakarak yapılacak işgallere karşı direnci kırmayı amaçlamıştır.
Antlaşmanın askerî hükümleri Anadolu'yu işgale açık hâle getirmek üzere tasarlanmıştır.
2
Emirlere uymayarak birliklerini terhis etmeyen komutanların (Kâzım Karabekir - XV. Kolordu, Ali Fuat Cebesoy - XX. Kolordu) durumunu değerlendirmek
Bu birlikler silah ve cephanelerini korumuş, personellerini görev başında tutmuştur.
Emirlere direnilmesi, Anadolu genelinde mevcut düzenli askerî gücün dağılmasını engellemiştir.
3
Bu askerî varlığın Millî Mücadele'ye etkisini belirlemek
Doğu Cephesi'nde Ermenilere karşı kazanılan başarı ve Batı Cephesi'nde düzenli ordunun çekirdeğinin kurulması bu hazır birlikler sayesinde gerçekleşmiştir.
Sıfırdan ordu kurmak yerine mevcut kolordu yapılarının muhafaza edilmesi Millî Mücadele'ye hazır bir omurga kazandırmıştır.

Anahtar Kavram

Mondros Ateşkes Antlaşması'nın askerî hükümleri ve ordunun terhis edilmemesinin Millî Mücadele'ye etkisi

İpuçları

1
Mondros Mütarekesi'nin orduların terhisi ve silahların teslimi maddesinin amacını ve buna karşı komutanların gösterdiği direnişi düşününüz.
2
Kâzım Karabekir'in Erzurum'daki XV. Kolordusu ve Ali Fuat Paşa'nın Ankara'daki XX. Kolordusu dağıtılmayarak ileride başlayacak hangi mücadeleye zemin hazırlamıştır?
3
Dağıtılmayan bu düzenli birlikler ve saklanan mühimmat, Kurtuluş Savaşı'nda cephelerin kurulması ve silahlı mücadelenin yürütülmesi için hazır bir altyapı oluşturmuştur.

Daha Fazla Pratik

Mondros Mütarekesi'nin 7. ve 24. maddeleri arasındaki temel farkları ve Vilâyât-ı Sitte kavramını pekiştiren sorular çözebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Mondros'un maddeleri ile Millî Mücadele'nin örgütlenme aşaması arasındaki neden-sonuç ilişkisini kurarak ordunun terhis edilmemesinin doğrudan 'savunma ve askerî güç' ihtiyacına yanıt verdiğini saptayabilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 0s
ÖncekiSayfa 34 / 41Sonraki
XX. Yüzyıl Başlarında Osmanlı Devleti Alıştırma Soruları — KPSS Genel Yetenek - Genel Kültür — Sayfa 34 | Examkin