Borç İlişkilerinde Özel Durumlar

67 soru

Soru 1Soru

Derya, Erkan ve Fatih, yeni açacakları pastane işletmesi için beyaz eşya bayii (G)’den 150.000150.000 TL değerinde sanayi tipi bir fırın satın almışlardır. Satış sözleşmesinde, alacaklı (G) ile borçlular arasında bu borçtan müteselsilen sorumlu olacakları açıkça kararlaştırılmıştır. Müteselsil borçluluğun dış ilişkideki hüküm ve sonuçları dikkate alındığında, bu olayla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Alacaklı (G), borcun tamamının veya bir kısmının ifasını, dilerse borçluların hepsinden dilerse sadece dilediği birinden isteyebilir; borcun tamamı ödeninceye kadar tüm borçluların sorumluluğu devam eder.

Cevap

Alacaklı (G), borcun tamamının veya bir kısmının ifasını, dilerse borçluların hepsinden dilerse sadece dilediği birinden isteyebilir; borcun tamamı ödeninceye kadar tüm borçluların sorumluluğu devam eder.
Doğru ifade, müteselsil borçluluğun dış ilişkideki temel kuralı olan TBK m. 163/1 hükmünü yansıtmaktadır. Buna göre alacaklı, borcun tamamının veya bir kısmının ifasını dilerse borçluların hepsinden dilerse sadece birinden isteyebilir. Borcun tamamı ödeninceye kadar tüm borçluların sorumluluğu müteselsilen devam eder.

Adım Adım Çözüm

1
Müteselsil borçluluğun kaynağını tespit etme
Sözleşme ile açıkça müteselsil sorumluluk kararlaştırılmıştır (TBK m. 162).
Müteselsil borçluluk ya kanundan ya da sözleşmeden doğar.
2
Dış ilişkide alacaklının yetkilerini değerlendirme
Alacaklı (G), borçlular arasında seçim yapma hakkına sahiptir (TBK m. 163).
Müteselsil borçluluğun temel amacı, alacaklının alacağını tahsil etme ihtimalini güçlendirmektir.
3
Borcun sona erme anını belirleme
Borç tamamen ifa edilene veya borcu sona erdiren başka bir sebep oluşana kadar tüm borçlular sorumludur.
Borçlulardan birine başvurulmuş olması diğerlerinin sorumluluğunu kendiliğinden sona erdirmez.

Anahtar Kavram

Müteselsil borçlulukta dış ilişki, alacaklı ile borçlular arasındaki hukuki durumu ifade eder ve alacaklıya borcun tamamını dilediği borçludan talep etme hakkı tanır.

Daha Fazla Pratik

Müteselsil borçlulukta bir borçlunun borcu tek başına ödemesi durumunda diğer borçlulara hangi şartlarla rücu edebileceğini (iç ilişki) inceleyiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 2Soru

Taraflar arasında akdedilen bir satış sözleşmesinde 10.000 TL tutarında "cayma parası" (cayma akçesi) kararlaştırılmıştır. Türk Borçlar Kanunu uyarınca, aksine bir sözleşme yoksa, bu sözleşmeden cayılması durumunda ortaya çıkacak hukuki sonuç aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Parayı veren taraf cayarsa verdiğini bırakır, parayı alan taraf cayarsa aldığının iki katını geri verir.

Cevap

Parayı veren taraf cayarsa verdiğini bırakır, parayı alan taraf cayarsa aldığının iki katını geri verir.
Türk Borçlar Kanunu'nun 178. maddesine göre, cayma parası kararlaştırılmışsa aksine bir anlaşma olmadıkça her iki taraf da sözleşmeden cayabilir. Bu durumda, parayı veren taraf cayarsa verdiğini bırakır; parayı alan taraf cayarsa aldığının iki katını geri vermekle yükümlüdür.

Adım Adım Çözüm

1
Kavramın tespiti
Soruda geçen tutarın 'cayma parası' olduğu belirlenir.
Türk Borçlar Kanunu'nda (TBK) cayma parası ile bağlanma parası farklı hükümlere tabidir.
2
TBK m. 178 hükmünün uygulanması
Cayma parası kararlaştırılmışsa, her iki tarafın da sözleşmeden cayabileceği ve bunun bedelinin parayı verenin parayı bırakması, alanın ise iki katını ödemesi olduğu sonucuna varılır.
Kanun koyucu cayma parasını, taraflara sözleşmeden tek taraflı olarak dönme hakkı veren bir mekanizma olarak düzenlemiştir.

Anahtar Kavram

Cayma Parası (TBK m. 178)

Daha Fazla Pratik

Cayma parası ile ceza koşulu (cezai şart) arasındaki farkları inceleyiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 3Soru

(A) ile (B) arasında akdedilen bir taşınmaz kira sözleşmesinde, "Kiracının (B), kendi adına bir konut satın alması halinde bu kira sözleşmesi kendiliğinden sona erecektir." hükmüne yer verilmiştir. Bir süre sonra (B) bir konut satın almış ve bu durum (A) tarafından öğrenilmiştir. Türk Borçlar Kanunu hükümleri uyarınca, gerçekleşen bu şarta ve doğurduğu hukuki sonuçlara ilişkin aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sözleşme bir bozucu şarta bağlanmıştır ve şartın gerçekleşmesiyle sözleşme kendiliğinden hükümden düşer; ancak bu sonuç kural olarak geçmişe etkili değildir.

Cevap

Sözleşme bir bozucu şarta bağlanmıştır ve şartın gerçekleşmesiyle sözleşme kendiliğinden hükümden düşer; ancak bu sonuç kural olarak geçmişe etkili değildir.
Türk Borçlar Kanunu m. 173 uyarınca, bir borç ilişkisinin sona ermesi gelecekteki şüpheli bir olaya bağlanmışsa 'bozucu şart' söz konusudur. Şart gerçekleştiğinde sözleşme kendiliğinden sona erer (hükümden düşer). Kanun koyucu, geciktirici şartın aksine, bozucu şartın gerçekleşmesinin kural olarak geçmişe etkili olmayacağını (ex nunc) düzenlemiştir. Bu durumda sözleşme o ana kadar geçerlidir, ancak şartın gerçekleşmesiyle ileriye dönük olarak son bulur.

Adım Adım Çözüm

1
Olaydaki şartın niteliğini belirlemek
Bozucu Şart
Sözleşmenin hüküm doğurması değil, gerçekleşecek bir olayla (konut satın alma) sona ermesi kararlaştırıldığı için bu bir bozucu şarttır.
2
Bozucu şartın gerçekleşme anındaki sonucunu tespit etmek
İnfisakh (Kendiliğinden sona erme)
TBK m. 173 uyarınca bozucu şarta bağlanmış sözleşme, şartın gerçekleştiği anda kendiliğinden hükümden düşer.
3
Zaman bakımından etkisini değerlendirmek
Geçmişe etkili olmama (Ex nunc)
TBK m. 173/2 gereği, aksine kararlaştırma olmadıkça bozucu şartın gerçekleşmesi geçmişe etkili sonuç doğurmaz; borç ilişkisi sadece ileriye dönük olarak kesilir.

Anahtar Kavram

Bozucu şartın gerçekleşmesi, aksine bir anlaşma bulunmadığı sürece geçmişe etkili değildir ve borç ilişkisini gerçekleştiği andan itibaren sona erdirir.
Soru 4Soru

Alacaklılar (A), (B) ve (C), borçlu (D) ile yaptıkları bir sözleşme sonucunda 450.000450.000 TL tutarındaki bir alacak üzerinde müteselsil alacaklılık ilişkisi kurmuşlardır. Alacaklı (A), alacağın tahsili amacıyla borçlu (D) hakkında yetkili icra dairesinde takip başlatmış ve ödeme emri (D)'ye usulüne uygun şekilde tebliğ edilmiştir. Bu süreçte alacaklı (B) ise borçlu (D) ile bir araya gelerek, borcun tamamı üzerinden bir ibra (borçtan kurtarma) sözleşmesi imzalamıştır.

Buna göre, Türk Borçlar Kanunu hükümleri uyarınca borçlu (D)'nin hukuki durumu ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: (A) tarafından başlatılan takip (D)'ye tebliğ edildiği andan itibaren (D)'nin istediği alacaklıya ödeme yaparak borçtan kurtulma yetkisi sona ermiştir ve (D) artık yalnızca takip başlatan (A)'ya ödeme yaparak borcun tamamından kurtulabilir.

Cevap

Alacaklılardan biri tarafından başlatılan takip borçluya tebliğ edildiğinde, borçlunun seçimlik hakkı sona erer ve sadece o alacaklıya yapılacak ödeme borçluyu diğerlerine karşı da borçtan kurtarır.
Türk Borçlar Kanunu'nun 170. maddesinin ikinci fıkrasına göre, borçluya karşı alacaklılardan biri tarafından dava açılması veya icra takibi başlatılması ve bu durumun borçluya bildirilmesi (tebliğ edilmesi) halinde, borçlu artık dilediği alacaklıya ödeme yaparak borçtan kurtulamaz. Bu aşamadan sonra borçlu ancak takipte bulunan alacaklıya ödeme yaparak tüm alacaklılara karşı borcundan kurtulabilir. Olayda (A)'nın takibi (D)'ye tebliğ edildiği için (D)'nin seçim hakkı sona ermiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Hukuki ilişkiyi tanımla.
Olayda TBK m. 169-172 arasında düzenlenen 'Müteselsil Alacaklılık' ilişkisi mevcuttur.
Sözleşme ile birden fazla alacaklının her birinin borcun tamamını istemeye yetkili kılındığı belirtilmiştir.
2
Borçlunun dilediği alacaklıya ödeme yapma yetkisini (seçim hakkı) incele.
Genel kural borçlunun dilediği alacaklıya ifada bulunabilmesidir.
TBK m. 170/1 uyarınca aksine bir durum olmadıkça borçlu serbesttir.
3
Seçim hakkını sona erdiren 'icra takibi/dava' istisnasını uygula.
Alacaklı (A) takip başlatmış ve bu (D)'ye tebliğ edilmiştir. Artık (D) sadece (A)'ya ödeme yapmak zorundadır.
TBK m. 170/2 gereği bildirim yapıldıktan sonra seçim hakkı sona erer.
4
Bir alacaklının yaptığı 'ibra' işleminin diğerlerine etkisini değerlendir.
(B)'nin yaptığı ibra, (A) ve (C)'nin haklarını onların rızası olmaksızın zedeleyemez.
TBK m. 171/2 uyarınca müteselsil alacaklılardan biri diğerlerinin haklarını tek taraflı tasarrufuyla ortadan kaldıramaz.

Anahtar Kavram

Müteselsil Alacaklılıkta Borçlunun Seçim Hakkının Sona Ermesi

Daha Fazla Pratik

Müteselsil borçluluk ile müteselsil alacaklılık arasındaki 'ibra' farklarını karşılaştırın; borçlulukta birinin ibrası diğerlerini de kurtarırken (TBK 166), alacaklılıkta birinin ibrası diğerlerini etkilemez (TBK 171/2).
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 5Soru

Alacaklılar (A), (B) ve (C), aralarındaki sözleşme uyarınca borçlu (D)'den 600.000600.000 TL tutarında bir alacağa "müteselsil alacaklı" sıfatıyla sahiptirler. Alacaklı (A), borcun muaccel olmasıyla birlikte borçlu (D) aleyhine alacağın tamamı için bir eda davası açmış ve bu durum borçlu (D)'ye tebliğ edilmiştir. Dava süreci devam ederken borçlu (D), alacaklı (B) ile bir araya gelerek borcun tamamı üzerinde anlaşmış ve 450.000450.000 TL ödeme yaparak (B) ile bir sulh sözleşmesi imzalamıştır. (B), bu ödeme karşılığında (D)'yi borcun tamamından ibra ettiğini beyan etmiştir.

Bu olayla ilgili Türk Borçlar Kanunu hükümleri çerçevesinde aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Borçlu (D)'nin seçme hakkı (A) tarafından dava açılmasıyla sona erdiğinden, (B)'ye yapılan ödeme (A)'nın haklarını etkilemez ve (D), (A)'ya karşı borcun tamamından sorumlu olmaya devam eder.

Cevap

Borçlu (D)'nin dilediği alacaklıya ifada bulunarak borçtan kurtulma yetkisi (seçme hakkı), alacaklılardan biri (A) tarafından dava açılmasıyla sona erdiğinden, (B)'ye yapılan ödeme (A)'ya karşı hüküm ifade etmez.
Türk Borçlar Kanunu'nun 170. maddesinin 2. fıkrasına göre; müteselsil alacaklılıkta borçlu, alacaklılardan birinin kendisine karşı icra takibine başladığı veya dava açtığı kendisine bildirilinceye kadar onlardan dilediğine ifada bulunabilir. Ancak dava açıldıktan sonra borçlunun bu seçme hakkı sona erer. Olayda (A) dava açtığı ve bu durum (D)'ye tebliğ edildiği için, (D) artık dilediği alacaklıya ödeme yaparak (A)'nın hakkını bertaraf edemez. Bu nedenle (B)'ye yapılan ödeme, (A) açısından borcu sona erdirmez.

Adım Adım Çözüm

1
Hukuki ilişkinin niteliği belirlenir.
Sözleşme uyarınca (A), (B) ve (C) arasında müteselsil alacaklılık ilişkisi mevcuttur (TBK m. 169).
Her alacaklı borcun tamamını istemeye yetkilidir.
2
Borçlunun seçme hakkı incelenir.
Alacaklı (A) dava açmış ve bu durum borçlu (D)'ye tebliğ edilmiştir.
TBK m. 170/2'ye göre, dava açılması borçlunun seçme hakkını sona erdirir.
3
Dava açıldıktan sonra başka bir alacaklıya yapılan ödemenin etkisi değerlendirilir.
Borçlu (D), (B)'ye ödeme yapsa bile bu ifa (A)'yı bağlamaz.
Seçme hakkı sona erdiği için borçlu artık sadece davacıya (veya tevdi yoluyla) ifada bulunarak borçtan kurtulabilir.

Anahtar Kavram

Müteselsil Alacaklılıkta Borçlunun Seçme Hakkının Sona Ermesi

Daha Fazla Pratik

Müteselsil alacaklılıkta zamanaşımının kesilmesinin diğer alacaklılara etkisini inceleyen bir soru çözünüz.
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 6Soru

(A)(A) ile (B)(B) arasında düzenlenen noterde onaylı bir taşınmaz satış vaadi sözleşmesinde, alıcı (A)(A) tarafından satıcı (B)(B)'ye 250.000250.000 TL ödenmiştir. Sözleşmede; 'Taraflardan her biri, resmi senet düzenleninceye kadar sözleşmeden tek taraflı olarak dönebilir; bu durumda parayı veren taraf cayarsa verdiğini bırakır, alan taraf cayarsa aldığının iki katını iade eder.' hükmü kararlaştırılmıştır. Bölgedeki imar değişikliği sonrası taşınmazın rayiç bedelinin hızla yükselmesi üzerine satıcı (B)(B), aldığı paranın iki katı olan 500.000500.000 TL'yi (A)(A)'nın banka hesabına yatırarak sözleşmeden caydığını bildirmiştir. Alıcı (A)(A) ise bu tutarı 'iade' açıklamasıyla kabul etmeyerek, sözleşmeye güvenerek yaptığı masrafları ve taşınmazın tescilini talep eden bir dava açmıştır.

Türk Borçlar Kanunu'nun ilgili hükümleri uyarınca, bu uyuşmazlığın hukuki sonucu aşağıdakilerden hangisi olmalıdır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kararlaştırılan tutar açıkça 'cayma parası' niteliğinde olup, satıcı iki katını ödeyerek cayma hakkını kullandığı için sözleşme sona ermiştir; alıcının tescil ve müspet zarar tazminatı talepleri reddedilmelidir.

Cevap

Sözleşmedeki hüküm TBK m. 178178 uyarınca cayma parası niteliğindedir; bu nedenle satıcının iki kat tutarı iade ederek sözleşmeden dönme hakkı mevcuttur ve alıcı tescil talep edemez.
Doğru yanıt, sözleşmedeki düzenlemenin TBK m. 178178 kapsamında bir cayma parası (cayma akçesi) olduğunu ve bu hakkın kullanılmasıyla sözleşmenin sona erdiğini ifade eden seçenektir. Türk Borçlar Kanunu'na göre, cayma parası kararlaştırılmışsa her bir taraf sözleşmeden cayabilir; bu durumda parayı veren cayarsa verdiğini bırakır, almış olan cayarsa aldığının iki katını geri verir. Satıcı bu şartı yerine getirdiği için alıcının tescil talebi hukuki dayanaktan yoksundur.

Adım Adım Çözüm

1
Sözleşme hükmünün hukuki niteliğini belirlemek
Hükümde 'alan cayarsa iki katını verir, veren cayarsa verdiğini bırakır' ifadesi geçtiği için bu bir 'Cayma Parası' (Cayma Akçesi) anlaşmasıdır.
TBK m. 178178 cayma parasını tam olarak bu ifadelerle tanımlar ve taraflara bu bedel karşılığında sözleşmeden dönme hakkı tanır.
2
Kanuni karineyi (Pey Akçesi) kontrol etmek
TBK m. 177/2177/2 uyarınca şüphe halinde para pey akçesi sayılsa da, somut olayda cayma hakkının sonuçları açıkça düzenlendiği için şüphe yoktur.
Taraflar caymanın sonuçlarını (iki kat iade/alıkoyma) belirlemişlerse, bu artık bir bağlanma parası değil, cayma parasıdır.
3
Cayma hakkının kullanılmasının hukuki sonuçlarını analiz etmek
Satıcı iki katı olan 500.000500.000 TL'yi iade ederek bozucu yenilik doğuran hakkını kullanmıştır; sözleşme geçmişe etkili olarak sona ermiştir.
Cayma hakkı kullanıldığında, karşı taraf artık sözleşmenin aynen ifasını (tescilini) veya müspet zararının (taşınmazın değer artışı farkı vb.) tazminini isteyemez.

Anahtar Kavram

Cayma Parası (Cayma Akçesi) ve Hukuki Sonuçları

Daha Fazla Pratik

Bağlanma parası, cayma parası ve ceza koşulu arasındaki farkları içeren bir karşılaştırma tablosu üzerinden tekrar yapınız.
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 7Soru

(A), (B) ve (C), alacaklı (V)’ye karşı 90.00090.000 TL tutarındaki bir borç için müteselsil borçlu sıfatıyla sorumluluk altına girmişlerdir. Kendi aralarındaki iç ilişkide payların ne olacağına dair özel bir kararlaştırma bulunmamaktadır. Borçlulardan (A), vadesi gelen borcun tamamını alacaklıya ödemiştir. Ancak borçlulardan (C)’nin tamamen ödeme güçsüzlüğü (aciz) içinde olduğu ve kendisinden hiçbir şekilde tahsilat yapılamayacağı kesinleşmiştir. Bu durumda (A), borçlu (B)’ye yönelik rücu hakkını kullanarak en fazla kaç TL talep edebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Borçlu (B), hem kendi payı olan 30.00030.000 TL hem de (C)’nin payının yarısı olan 15.00015.000 TL ile toplam 45.00045.000 TL’den sorumludur.

Cevap

Borçlu (B), kendi payı olan 30.00030.000 TL'ye ek olarak, ödeme güçsüzlüğü içindeki (C)'nin payının yarısını (15.00015.000 TL) üstlenerek toplam 45.00045.000 TL ödemelidir.
Türk Borçlar Kanunu'nun 167. maddesi uyarınca, borçlular arasında aksi kararlaştırılmamışsa her biri borçtan eşit olarak sorumludur. Eğer borçlulardan birinden rücu edilecek miktar tahsil edilemiyorsa, bu miktar diğer borçlular arasında payları oranında paylaştırılır. Bu senaryoda borçlu (C)'nin 30.00030.000 TL'lik payı, (A) ve (B) arasında eşit olarak bölüşülür ve (B)'nin ödemesi gereken toplam tutar kendi payı olan 30.00030.000 TL ile (C)'den gelen 15.00015.000 TL'nin toplamı olan 45.00045.000 TL olur.

Adım Adım Çözüm

1
İç ilişkideki asıl payların belirlenmesi
A, B ve C için her birinin payı 1/31/3 oranında 30.00030.000 TL'dir.
TBK m. 167 uyarınca, aksi kararlaştırılmadıkça borçlular iç ilişkide eşit paylarla sorumludur.
2
Ödeme güçsüzlüğü içindeki borçlunun payının tespiti
(C)'nin payı 30.00030.000 TL'dir.
(C) ödeme güçsüzlüğü içinde olduğu için bu miktar tahsil edilemez durumdadır.
3
Tahsil edilemeyen payın diğer borçlulara paylaştırılması
30.000/2=15.00030.000 / 2 = 15.000 TL (A ve B'nin her birine düşen ek yük).
Kanun gereği rücu edilemeyen miktar, diğer borçlular arasında payları oranında bölüştürülür.
4
Toplam rücu miktarının hesaplanması
30.00030.000 (B'nin asıl payı) + 15.00015.000 (C'den gelen pay) = 45.00045.000 TL.
(A), ödediği miktar oranında alacaklıya halef olur ve iç ilişkideki dağılıma göre rücu eder.

Anahtar Kavram

Müteselsil borçlulukta iç ilişkide payların eşitliği ve ödeme güçsüzlüğü halinde payın yayılması (Halefiyet ilkesi dahilinde).

Daha Fazla Pratik

Müteselsil borçlulardan birinin alacaklı ile yaptığı ibra sözleşmesinin diğer borçlulara etkisini inceleyiniz.

Alternatif Yöntem

Payları 1:1:11:1:1 şeklinde oranlayarak toplam borcu birimlere bölüp, ifa imkansızlığı olan birimi diğer birimlere orantılayarak dağıtabilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 8Soru

Alacaklılar (A), (B) ve (C), borçlu (D) ile yaptıkları bir sözleşme sonucunda doğan 1.500.0001.500.000 TL tutarındaki alacak üzerinde "müteselsil alacaklılık" sıfatına sahiptirler. Alacaklılar arasında iç ilişkiye yönelik aksine bir anlaşma bulunmamaktadır. Alacaklı (A), alacağın tamamının tahsili istemiyle borçlu (D) aleyhine bir dava açmış ve bu durum (D)’ye usulüne uygun şekilde bildirilmiştir. Yargılama süreci devam ederken (B), borçlu (D) ile bir araya gelerek "borcun tamamının ibra edildiğine" dair bir sözleşme imzalamıştır.

Türk Borçlar Kanunu hükümleri uyarınca, bu olaydaki hukuki duruma ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: (B) tarafından yapılan ibra sözleşmesi, borcun tamamı için yapılmış olsa dahi yalnızca (B)’nin payı (500.000500.000 TL) oranında (D)’yi diğer alacaklılara karşı borçtan kurtarır; (A)’nın açtığı dava kalan 1.000.0001.000.000 TL üzerinden devam eder.

Cevap

Müteselsil alacaklılardan birinin yaptığı ibra sözleşmesi, borcun tamamını kapsasa bile yalnızca o alacaklının kendi payı oranında borçluyu diğer alacaklılara karşı borçtan kurtarır ve davanın kalan miktar üzerinden devam etmesini engellemez.
Türk Borçlar Kanunu'nun 171. maddesinin birinci fıkrasına göre, müteselsil alacaklılardan birinin borçluyla yaptığı ibra sözleşmesi, borçluyu diğer alacaklılara karşı sadece ibrayı yapan alacaklının payı oranında borçtan kurtarır. Olayda (A), (B) ve (C) arasında paylara ilişkin özel bir anlaşma olmadığına göre, paylar eşit kabul edilir (1/31/3). Dolayısıyla (B)'nin yaptığı ibra 1.500.0001.500.000 TL'nin üçte biri olan 500.000500.000 TL için geçerlidir. Borçlu (D), (A) tarafından açılan dava kendisine bildirildiği için zaten (A)'ya ödeme yapmakla yükümlü hale gelmiştir; ancak (B)'nin ibrası nedeniyle (A) artık toplam alacağın sadece 2/32/3'ünü (yani kendi ve C'nin payını) talep edebilecektir.

Adım Adım Çözüm

1
Müteselsil alacaklılıkta borçlunun seçme hakkını analiz etme.
Borçlu, bir alacaklı dava açana veya takip başlatana kadar dilediğine ödeme yapabilir (TBK 170/2). Ancak dava (D)'ye bildirilince (D), (A)'ya ödeme yapmak zorundadır.
Dava bildirimi borçlunun seçme hakkını ortadan kaldırarak ifanın yönünü belirler.
2
Bir müteselsil alacaklının yaptığı ibranın hukuki etkisini değerlendirme.
Alacaklılardan birinin yaptığı ibra, sadece onun iç ilişkideki payı oranında diğer alacaklılara karşı borcu sona erdirir (TBK 171/1).
Müteselsil alacaklılıkta, her alacaklının kendi hakkı üzerinde tasarruf yetkisi varken başkasının hakkını tek taraflı olarak sona erdirme yetkisi yoktur.
3
Payların belirlenmesi ve kalan borcun hesaplanması.
Aksine anlaşma yoksa paylar eşittir (3 alacaklı için 1/3). 1.500.000/3=500.0001.500.000 / 3 = 500.000 TL.
İbra sadece (B)'nin payı olan 500.000500.000 TL için sonuç doğurur; kalan 1.000.0001.000.000 TL hala muacceldir.

Anahtar Kavram

Müteselsil Alacaklılıkta Tasarruf Yetkisinin Sınırları ve İbranın Etkisi

Daha Fazla Pratik

Müteselsil borçlulukta alacaklının borçlulardan birini ibra etmesinin diğer borçlulara etkisini (TBK m. 166) inceleyiniz.
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 9Soru

Ahmet, Berk ve Can, alacaklı (D)’ye karşı 150.000150.000 TL tutarındaki bir borçtan müteselsil borçlu olarak sorumludurlar. Borçluların kendi aralarındaki iç ilişkide Ahmet borcun 1/51/5’inden, Berk 2/52/5’inden ve Can ise 2/52/5’inden sorumludur. Ahmet, vadesi gelen borcun tamamını alacaklı (D)’ye ödemiştir. Ancak rücu aşamasında borçlulardan Can’ın tamamen ödeme güçsüzlüğü (aciz) içinde olduğu ve payına düşen miktarın kendisinden tahsil edilemeyeceği kesinleşmiştir. Türk Borçlar Kanunu hükümleri uyarınca bu durumda Ahmet, rücu hakkı kapsamında Berk’ten en fazla ne kadar talep edebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: 100.000100.000 TL

Cevap

Ahmet, Berk'ten toplamda 100.000100.000 TL talep edebilir.
Türk Borçlar Kanunu m. 167 uyarınca, müteselsil borçlulardan birinin ödediği miktar kendi payını aşarsa, diğerlerine rücu edebilir. Eğer borçlulardan biri ödeme güçsüzlüğü (aciz) içindeyse, onun payı diğer borçlular arasında payları oranında paylaştırılır. Bu senaryoda Ahmet ve Berk arasındaki oran 1:21:2 olduğu için, Can'ın 60.00060.000 TL'lik payının 40.00040.000 TL'si Berk'in üzerine kalır. Berk'in kendi asıl payı olan 60.00060.000 TL ile birleştiğinde toplam rücu edilecek tutar 100.000100.000 TL olur. Ayrıca TBK m. 168 uyarınca, borcu ödeyen borçlu, alacaklının haklarına ödediği miktar oranında halef olur.

Adım Adım Çözüm

1
Borçluların başlangıçtaki iç ilişki paylarını hesaplayın.
Ahmet: 150.000×1/5=30.000150.000 \times 1/5 = 30.000 TL; Berk: 150.000×2/5=60.000150.000 \times 2/5 = 60.000 TL; Can: 150.000×2/5=60.000150.000 \times 2/5 = 60.000 TL.
Müteselsil borçlulukta aksi kararlaştırılmadıkça borçlular iç ilişkide eşit sorumludur, ancak burada özel paylar belirlenmiştir.
2
Ödeme güçsüzlüğü (aciz) içinde olan borçlunun payının dağıtım oranını belirleyin.
Ahmet ve Berk arasındaki oran 1/51/5’e 2/52/5 yani 1:21:2’dir.
TBK m. 167/2 uyarınca, borçlulardan birinden rücu edilemeyen miktar, diğerleri arasında payları oranında dağıtılır.
3
Can'ın 60.00060.000 TL tutarındaki payını Ahmet ve Berk arasında paylaştırın.
Toplam pay birimi: 1+2=31 + 2 = 3. Birim başına düşen: 60.000/3=20.00060.000 / 3 = 20.000 TL. Ahmet'in ek yükü: 20.00020.000 TL; Berk'in ek yükü: 40.00040.000 TL.
Aciz içindeki borçlunun yükü, kalan borçluların iç ilişki payları ile orantılı olarak bölüştürülmelidir.
4
Berk'in Ahmet'e karşı sorumlu olduğu toplam rücu miktarını bulun.
Berk'in asıl payı (60.00060.000 TL) + Acizden gelen ek yük (40.00040.000 TL) = 100.000100.000 TL.
Rücu hakkı, ödeyen borçlunun diğerlerinden talep edebileceği nihai iç yükümlülük miktarını ifade eder.

Anahtar Kavram

Müteselsil borçlulukta iç ilişki, paylaştırma ve rücu aşamasında ödeme güçsüzlüğünün sonuçları.

Daha Fazla Pratik

Müteselsil borçlulukta alacaklının borçlulardan birini ibra etmesinin diğer borçluların rücu haklarına etkisini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 10Soru

Üretici (A) ile distribütör (B) arasında 01.03.2026 tarihinde imzalanan ve mülkiyeti muhafaza kaydıyla mal tedarikini öngören bayilik sözleşmesinde; 'Distribütör (B)’nin yıllık satış kotasının 400.000400.000 TL'nin altında kalması durumunda, işbu sözleşme herhangi bir fesih ihbarına gerek kalmaksızın infisah edecektir.' maddesine yer verilmiştir. 2026 yılı faaliyet dönemi sonunda (B)’nin toplam satış tutarının 320.000320.000 TL olduğu tespit edilmiştir.

Türk Borçlar Kanunu’nun bozucu şarta ilişkin hükümleri uyarınca, bu sözleşme ilişkisi ve şartın gerçekleşmesinin hukuki sonuçları ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sözleşme, satış kotasının altında kalındığının belirlendiği an itibarıyla kendiliğinden hükümden düşer; ancak taraflarca aksi kararlaştırılmadığı sürece bu sonuç geçmişe etkili olmaz ve o ana kadar doğmuş borçlar geçerliliğini korur.

Cevap

Sözleşmenin şartın gerçekleştiği an kendiliğinden hükümden düşeceği ve bu sonucun kural olarak geçmişe etkili olmayacağı ifadesi doğrudur.
Bozucu şarta bağlanmış bir borç ilişkisinde, gelecekteki şüpheli olayın gerçekleşmesi ile sözleşme kendiliğinden 'infisah' eder (hükümden düşer). Türk Borçlar Kanunu'nun 175. maddesinin 2. fıkrasına göre, bozucu şartın gerçekleşmesi sonucu, aksine bir anlaşma veya adet yoksa, geçmişe etkili olmaz. Bu, şartın gerçekleştiği ana kadar doğan hakların ve yapılan ifaların geçerliliğini koruması anlamına gelir.

Adım Adım Çözüm

1
Şartın niteliğini tespit etme
Sözleşmeyi sona erdiren 'satış kotasının altında kalma' şartı bir bozucu şarttır (TBK m. 173).
Şart gerçekleştiğinde mevcut olan hukuki ilişkinin sona ereceği öngörülmüştür.
2
Şartın gerçekleşme anını ve etkisini belirleme
Kotanın altında kalındığı kesinleştiği an sözleşme kendiliğinden sona erer.
Bozucu şartın gerçekleşmesi için ek bir fesih bildirimine gerek yoktur.
3
Zaman bakımından etkiyi (geçmişe etkililik) analiz etme
TBK m. 175/2 uyarınca, bozucu şartın gerçekleşmesi kural olarak geçmişe etkili değildir.
Geciktirici şartın aksine, bozucu şart ilişkideki 'kazanılmış hakları' korumak amacıyla ileriye dönük sonuç doğurur.

Anahtar Kavram

Bozucu Şartın İleriye Dönük Etkisi (Ex-Nunc)

Daha Fazla Pratik

Geciktirici şartın gerçekleşmesinin geçmişe etkili olması kuralı ile bozucu şartın farkını inceleyiniz.
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 11Soru

Ender, Faruk ve Gökhan, yeni kuracakları matbaa işletmesi için bir tedarikçiden 180.000180.000 TL bedelle iki adet baskı makinesi satın almış ve borcun tamamından müteselsilen sorumlu olduklarını sözleşmede açıkça belirtmişlerdir. Borcun vadesi geldiğinde alacaklı tedarikçi, borçlulardan sadece Ender ile bir ibra sözleşmesi yaparak onu borcun tamamından ibra etmiştir. Sözleşmede diğer borçluların durumu hakkında bir açıklama yer almamakta ve alacaklının diğerlerini de ibra etme niyetinde olduğuna dair bir emare bulunmamaktadır. Buna göre, alacaklı tedarikçinin Faruk ve Gökhan’a karşı ileri sürebileceği taleplerle ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Faruk ve Gökhan, Ender’in iç ilişkideki payı oranında (60.00060.000 TL) borçtan kurtulurlar ve kalan 120.000120.000 TL için müteselsil sorumlulukları devam eder.

Cevap

Faruk ve Gökhan, Ender’in iç ilişkideki payı oranında (60.00060.000 TL) borçtan kurtulurlar ve kalan 120.000120.000 TL için müteselsil sorumlulukları devam eder.
Türk Borçlar Kanunu'nun 166. maddesinin 2. fıkrasına göre, borçlulardan biriyle yapılan ibra sözleşmesi, alacaklının diğerlerini de ibra etme niyetinde olduğu kanıtlanamadığı sürece, diğer borçluları sadece ibra edilen borçlunun iç ilişkideki payı oranında borçtan kurtarır. Olayda toplam borç 180.000180.000 TL olup üç borçlu bulunduğu ve paylar hakkında özel bir düzenleme olmadığı için Ender'in payı 60.00060.000 TL'dir. Bu durumda Faruk ve Gökhan, Ender'in payı kadar (60.00060.000 TL) indirimden yararlanır ve kalan 120.000120.000 TL'den müteselsilen sorumlu olmaya devam ederler.

Adım Adım Çözüm

1
Müteselsil borçluluğun doğumunu tespit etme
Taraflar sözleşmede açıkça 'müteselsil sorumlu' olduklarını belirttikleri için TBK m. 162 uyarınca iradi müteselsil borçluluk doğmuştur.
Müteselsil borçluluk ya kanundan ya da tarafların bu yöndeki açık iradesinden doğar.
2
İbranın dış ilişkideki etkisini değerlendirme (TBK m. 166)
Alacaklının diğerlerini de kurtarma niyeti olmadığı belirtildiği için, Ender'in ibrası diğer borçluları sadece Ender'in payı oranında borçtan kurtarır.
Kanun koyucu, alacaklının bir borçluyu şahsen kayırma hakkını tanırken, diğerlerinin rücu hakkının zedelenmemesi için borcun pay oranında azalacağını öngörmüştür.
3
Pay hesaplaması yapma
Sözleşmede aksine bir oran belirlenmediği için paylar eşittir. 180.000/3=60.000180.000 / 3 = 60.000 TL.
İç ilişkide payların eşitliği asıldır.
4
Kalan borç miktarını belirleme
180.00060.000=120.000180.000 - 60.000 = 120.000 TL.
Ender'in payı düştükten sonra kalan miktar için Faruk ve Gökhan'ın müteselsil sorumluluğu devam eder.

Anahtar Kavram

Müteselsil Borçlulukta İbranın Diğer Borçlulara Etkisi
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 12Soru

Berkan, (K)adir, (L)eman ve (M)urat’a karşı müteselsil alacaklılık esasına göre 1.200.0001.200.000 TL borçludur. Alacaklılardan (L)eman, borcun tamamının tahsili için Berkan’a karşı dava açmış ve dava dilekçesi Berkan’a usulüne uygun olarak tebliğ edilmiştir. Dava devam ederken diğer alacaklı (K)adir, Berkan ile bir araya gelmiş; taraflar alacağın tamamını kapsayacak şekilde bir ibra sözleşmesi imzalamış ve Berkan bu anlaşma uyarınca (K)adir’e 800.000800.000 TL ödemede bulunmuştur. Alacaklılar arasındaki iç ilişkide paylar eşittir.

Buna göre, müteselsil alacaklılık hükümleri uyarınca Leman tarafından açılan davanın akıbeti ve Berkan'ın hukuki durumu ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Leman dava açtığı ve bu durum Berkan’a tebliğ edildiği için Berkan’ın seçme hakkı sona ermiştir; Kadir’e yapılan ödeme Leman’a karşı ileri sürülemez ve Berkan borcun tamamını Leman’a ödemek zorundadır.

Cevap

Leman dava açtığı ve bu durum Berkan’a bildirildiği için Berkan’ın seçme hakkı sona ermiştir; bu nedenle Kadir’e yapılan ödeme Leman’a karşı ileri sürülemez ve Berkan borcun tamamını (1.200.0001.200.000 TL) Leman’a ödemek zorundadır.
Türk Borçlar Kanunu’nun 169. maddesinin 3. fıkrasına göre; müteselsil alacaklılardan biri icra takibine başlamış veya dava açmışsa ve bu durum borçluya bildirilmişse, borçlu ancak o alacaklıya ödeme yaparak borcundan kurtulabilir. Olayda Leman dava açmış ve tebligat yapılmıştır. Bu andan itibaren Berkan'ın dilediği alacaklıya ödeme yapma yetkisi (seçme hakkı) Leman lehine kısıtlanmıştır. Berkan'ın Kadir ile yaptığı ibra sözleşmesi ve ödeme, davacı Leman'a karşı ileri sürülemez. Bu nedenle Berkan, borcun tamamını halen Leman'a ödemekle yükümlüdür.

Adım Adım Çözüm

Anahtar Kavram

Müteselsil Alacaklılıkta Borçlunun Seçme Hakkının Sona Ermesi
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 13Soru

Bay (A) ile Bay (B) arasında 50.000 TL bedelli bir antika eşya satışı konusunda sözleşme kurulurken, alıcı (A) tarafından satıcı (B)'ye 5.000 TL ödenmiştir. Taraflar sözleşmede bu ödemenin hangi amaçla yapıldığına dair herhangi bir belirlemede bulunmamışlardır. Bir süre sonra (A), bu 5.000 TL'yi (B)'ye bırakmak suretiyle sözleşmeden dönmek istediğini (B)'ye bildirmiştir.

Bu olayla ilgili 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hükümleri uyarınca aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sözleşme kurulurken verilen para aksine bir anlaşma yoksa bağlanma parası (pey akçesi) sayılır; bu nedenle (A), bu parayı (B)'ye bırakarak sözleşmeden tek taraflı dönme hakkına sahip değildir.

Cevap

Sözleşme kurulurken verilen para aksine bir anlaşma yoksa bağlanma parası (pey akçesi) sayılır; bu durum alıcıya sözleşmeden tek taraflı dönme hakkı vermez.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 177. maddesi uyarınca, sözleşme yapılırken verilen bir miktar paranın niteliği konusunda taraflar arasında bir anlaşma yoksa, bu ödeme 'bağlanma parası' (pey akçesi) kabul edilir. Bağlanma parası, sözleşmenin yapıldığına dair bir karinedir (kanıt). Cayma parası (TBK m. 178) ise taraflara belirli bir bedel karşılığında sözleşmeden dönme hakkı veren istisnai bir kurumdur ve ancak tarafların bu yönde açık bir anlaşması veya yerel adet varsa söz konusu olur. Olayda böyle bir anlaşma olmadığı için ödenen 5.000 TL bağlanma parasıdır ve alıcıya sözleşmeden dönme hakkı tanımaz.

Adım Adım Çözüm

1
Ödemenin niteliğini TBK m. 177 çerçevesinde belirle.
Sözleşme kurulurken yapılan ve niteliği belirtilmeyen ödeme 'bağlanma parası' (pey akçesi) kabul edilir.
TBK m. 177/1'e göre, bir kimsenin sözleşme yapılırken vermiş olduğu para, aksi kararlaştırılmadıkça cayma parası değil, sözleşmenin yapıldığına kanıt (bağlanma parası) sayılır.
2
Bağlanma parası ile cayma parası arasındaki temel farkı değerlendir.
Bağlanma parası sözleşmeye bağlılığı güçlendirirken (kanıt), cayma parası (TBK m. 178) belirli bir bedel karşılığında sözleşmeden kurtulma hakkı tanır.
Olayda taraflar 'cayma hakkı' konusunda bir irade beyanında bulunmadıkları için kanuni karine (bağlanma parası) geçerlidir.
3
Uyuşmazlıktaki 'dönme' talebinin geçerliliğini sonuçlandır.
Alıcının parayı bırakıp sözleşmeden dönme talebi hukuken korunmaz.
Bağlanma parası taraflara tek taraflı fesih veya dönme yetkisi vermediği için satıcı (B) sözleşmenin ifasını talep etmeye devam edebilir.

Anahtar Kavram

Bağlanma Parası Karinesi (TBK m. 177)
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 14Soru

Bir organizasyon firması ile düğün salonu kiralama konusunda anlaşan (A), sözleşmeye "taraflardan her birinin cayma hakkı saklı kalmak kaydıyla 15.00015.000 TL cayma parası kararlaştırılmıştır" hükmünü ekletmiştir. (A), düğün tarihinden bir ay önce sözleşmeden caydığını firmaya bildirdiğine göre, bu işlemin hukuki sonucu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: (A), ödediği 15.00015.000 TL'yi geri isteyemez ve bu tutar organizasyon firmasında kalır.

Cevap

Parayı vermiş olan (A) sözleşmeden caydığı için, ödediği 15.00015.000 TL'yi geri isteyemez ve bu tutar karşı tarafta kalır.
Türk Borçlar Kanunu'nun 178. maddesine göre, cayma parası kararlaştırılmışsa her bir taraf sözleşmeden caymaya yetkili sayılır. Bu durumda parayı vermiş olan (A) cayarsa verdiğini bırakır; parayı almış olan (organizasyon firması) cayarsa aldığının iki katını geri verir. Olayda parayı veren taraf caydığı için ödediği tutarın iadesini isteyemez.

Adım Adım Çözüm

1
Hukuki nitelendirme yapılması
Ödemenin 'cayma parası' (cayma akçesi) olduğu tespit edilir.
Sözleşmede tarafların açık iradesi bu yöndedir.
2
TBK m. 178 hükmünün uygulanması
Cayma parasını veren taraf cayarsa verdiğini bırakır; alan taraf cayarsa aldığının iki katını geri verir.
Cayma parası, taraflara sözleşmeden dönme yetkisi tanıyan hukuki bir müessesedir.
3
Somut olaya tatbik edilmesi
(A) parayı veren taraf olup cayma hakkını kullandığından, 15.00015.000 TL'yi geri alamaz.
Kanuni kural uyarınca cayma hakkının kullanılmasının bedeli bu tutarın kaybıdır.

Anahtar Kavram

Cayma Parası (Cayma Akçesi) Hükümleri

Daha Fazla Pratik

Cayma parası ile ceza koşulunun (cezai şart) hangi durumlarda birbirinin yerine geçemeyeceğini incelemek konuyu pekiştirmenize yardımcı olacaktır.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 15Soru

AA ile BB arasında akdedilen bir taşınır mal satış sözleşmesinde, alıcı AA tarafından satıcı BB’ye sözleşmenin kurulması anında 5.0005.000 TL “cayma parası” (cayma akçesi) ödenmiştir. Sözleşmede cayma hakkının kullanımına dair taraflarca başkaca bir düzenleme kararlaştırılmamıştır. Buna göre, satıcı BB’nin sözleşmeden caymak istemesi durumunda yerine getirmesi gereken hukuki yükümlülük aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Aldığı 5.0005.000 TL'yi iade eder ve ayrıca 5.0005.000 TL daha ödeyerek toplam 10.00010.000 TL verir.

Cevap

Satıcı, aldığı 5.0005.000 TL'ye ek olarak bir 5.0005.000 TL daha ödeyerek toplam 10.00010.000 TL vermekle yükümlüdür.
Türk Borçlar Kanunu'nun 178. maddesinin 2. fıkrasına göre, cayma parası kararlaştırılmışsa, her bir taraf sözleşmeden cayabilir; bu durumda parayı vermiş olan cayarsa verdiğini bırakır, parayı almış olan cayarsa aldığını iki katıyla geri verir. Senaryoda satıcı parayı alan taraf olduğundan, 5.0005.000 TL'nin iki katı olan 10.00010.000 TL'yi ödeyerek sözleşmeden cayabilecektir.

Adım Adım Çözüm

1
Hukuki nitelendirmenin yapılması
Ödenen paranın 'cayma parası' (cayma akçesi) olduğu tespit edilir.
Soruda tarafların bu tutarı açıkça cayma parası olarak kararlaştırdığı belirtilmiştir.
2
Türk Borçlar Kanunu (TBK) Madde 178 hükmünün uygulanması
Cayma hakkını parayı alan taraf (satıcı) kullandığında 'iki katını iade' kuralı işletilir.
Kanun, parayı verenin cayması halinde parayı bırakmasını, alanın cayması halinde ise aldığını iki katıyla geri vermesini öngörür.

Anahtar Kavram

Cayma Parası (Cayma Akçesi) Hükümleri

Daha Fazla Pratik

Bağlanma parası (pey akçesi) ve cayma parası arasındaki temel farkları içeren bir karşılaştırma tablosu üzerinde çalışarak TBK 177 ve 178 maddelerini pekiştirebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 16Soru

Bir faktoring şirketi ile bir ticari işletme arasında akdedilen çerçeve sözleşmesinde, işletmenin vadesi geçmiş kamu borçlarının toplam aktifinin %20\%20'sini aşması durumu bir bozucu şart olarak öngörülmüştür. Bahsi geçen eşik değerin 15.05.2026 tarihinde aşılmasıyla birlikte sözleşme infisakh etmiştir. Tarafların, şartın sonuçlarının zaman bakımından etkisine dair sözleşmede özel bir düzenleme yapmadıkları bilinmektedir.

Bu olaya uygulanacak hukuki rejim ve bozucu şartın hükümleriyle ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Şartın gerçekleşmesiyle sözleşme ileriye etkili olarak sona erer ve bu ana kadar yerine getirilen edimlerin iadesi kural olarak istenemez.

Cevap

Sözleşme, şartın gerçekleştiği andan itibaren ileriye etkili (ex nunc) olarak sona erer ve geçmişteki edimlerin iadesi istenemez.
Türk Borçlar Kanunu'nun 173. maddesine göre, bozucu şarta bağlanmış sözleşmelerde şartın gerçekleşmesi, sözleşmeyi o andan itibaren ileriye etkili (ex nunc) olarak sona erdirir. Taraflar sözleşmede aksini kararlaştırmadıkları sürece, şartın gerçekleştiği tarihe kadar doğmuş borçlar ve yapılmış ifalar geçerliliğini korur. Bu nedenle sözleşmenin infisakh etmesi, geçmişteki edimlerin iadesini gerektirmez.

Adım Adım Çözüm

1
Şartın türünü belirleme
Olayda sözleşmeyi sona erdiren bir olay (eşik değerin aşılması) öngörüldüğü için bu bir 'bozucu şart'tır.
Bozucu şart, gerçekleştiği takdirde mevcut hukuki ilişkiyi sona erdiren şattır.
2
Şartın gerçekleşme anını ve usulünü değerlendirme
15.05.2026 tarihinde şart gerçekleşmiş ve sözleşme herhangi bir ihtara gerek kalmaksızın 'infisakh' etmiştir (kendiliğinden sona ermiştir).
Şartın gerçekleşmesi, tarafların ayrıca bir irade beyanında bulunmasına gerek kalmaksızın hukuki sonucu doğurur.
3
Şartın zaman bakımından etkisini (retroaktivite) inceleme
Türk Borçlar Kanunu m. 173/1 uyarınca, taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça bozucu şartın sonuçları geçmişe etkili olmaz.
Geciktirici şartın aksine, bozucu şartta yasal karine ileriye etkililik (ex nunc) yönündedir.

Anahtar Kavram

Bozucu Şartın İleriye Etkili Olma İlkesi

Daha Fazla Pratik

Geciktirici şartın gerçekleşmesi durumunda edimlerin iadesi ve askıda kalma süreciyle ilgili hükümleri inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 17Soru

Türk Borçlar Kanunu'na göre, bir sözleşme kurulurken taraflardan birinin diğerine vermiş olduğu bir miktar paranın niteliği konusunda sözleşmede bir hüküm veya bu yönde bir yerel adet bulunmadığı takdirde, bu ödemenin hukuki niteliği ve akıbeti hakkında aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yapılan ödeme bağlanma parası (pey akçesi) sayılır ve asıl borçtan mahsup edilir.

Cevap

Yapılan ödemenin bağlanma parası (pey akçesi) sayılması ve asıl borçtan mahsup edilmesi gerekir.
Türk Borçlar Kanunu'nun 177. maddesi uyarınca, bir sözleşme kurulurken verilen bir miktar para, aksine bir adet veya sözleşme hükmü yoksa bağlanma parası sayılır. Bu paranın temel işlevi sözleşmenin kurulduğunu ispatlamaktır. Aynı maddenin ikinci fıkrasına göre, bu para kural olarak asıl borçtan mahsup edilir. Dolayısıyla ödemenin niteliği bağlanma parası, hukuki sonucu ise mahsuptur.

Adım Adım Çözüm

1
Ödemenin niteliğinin belirlenmesi
Bağlanma Parası (Pey Akçesi) Karinesi
Türk Borçlar Kanunu m. 177/1 uyarınca, sözleşme yapılırken bir kimsenin vermiş olduğu bir miktar para, cayma parası olarak değil, sözleşmenin yapıldığına kanıt olarak verilmiş sayılır.
2
Ödemenin asıl borç üzerindeki etkisinin tespiti
Mahsup (Borçtan düşülme)
TBK m. 177/2 gereğince, aksine sözleşme veya adet yoksa, bağlanma parası asıl borçtan mahsup edilir.

Anahtar Kavram

Bağlanma Parası (Pey Akçesi) Karinesi ve Mahsup Kuralı
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 18Soru

Ahmet, Barış ve Can, bir bankadan müteselsil borçlu sıfatıyla 300.000300.000 TL tutarında kredi çekmişlerdir. Borcun muaccel olması üzerine banka, borcun tamamının ödenmesi için sadece Ahmet’e başvurmuştur. Ahmet ise borcun sadece üçte birinden sorumlu olduğunu, geri kalan kısım için diğer borçlulara gidilmesi gerektiğini savunarak ödemeyi reddetmiştir. Türk Borçlar Kanunu’nun müteselsil borçluluğa ilişkin dış ilişki hükümleri dikkate alındığında, bu olayla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Alacaklı, borcun tamamını veya bir kısmını borçluların dilediği birinden talep edebilir; borçluların sorumluluğu borcun tamamı ödeninceye kadar devam eder.

Cevap

Alacaklının borcun tamamını dilediği borçludan talep edebileceği ve borçluların sorumluluğunun borç tamamen kapanana kadar süreceği yönündeki ifade doğrudur.
Türk Borçlar Kanunu'nun 163. maddesine göre, alacaklı borcun tamamını veya bir kısmını borçluların dilediği birinden talep edebilir. Borçluların tamamı, borcun tamamı ifa edilinceye kadar sorumlu kalmaya devam eder. Ahmet'in kredi sözleşmesinde müteselsil borçlu olarak yer alması, bankanın borcun tamamını sadece kendisinden istemesine engel teşkil etmez.

Adım Adım Çözüm

1
Dış ilişki hükümlerini tespit et.
Türk Borçlar Kanunu madde 163 uyarınca alacaklı, borcun tamamını veya bir kısmını dilediği borçludan isteyebilir.
Müteselsil borçluluğun dış ilişkideki en temel özelliği alacaklıya tanınan seçimlik haktır.
2
Borçlunun savunmasını değerlendir.
Ahmet'in 'sadece üçte birden sorumluyum' savunması geçersizdir.
Dış ilişkide her bir müteselsil borçlu, alacaklıya karşı borcun tamamından sorumludur; paylara bölünme sadece iç ilişkide (rücu) söz konusudur.
3
Sorumluluğun sona erme anını belirle.
Borçluların sorumluluğu borç tamamen ödeninceye kadar devam eder.
Alacaklı bir borçluya başvurmuş olsa bile, borç tahsil edilemediği sürece diğerlerine başvurma hakkını kaybetmez.

Anahtar Kavram

Müteselsil Borçlulukta Alacaklının Seçimlik Hakkı (Dış İlişki)
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 19Soru

Bir tekstil işletmesi (A) ile iplik tedarikçisi (B) arasında 01.01.2026 tarihinde akdedilen sözleşmeye; "İşletmenin aylık üretim hacminin 5.0005.000 birimin altına düşmesi halinde işbu sözleşme kendiliğinden sona erer." hükmü eklenmiştir. Mart 2026 döneminde işletmenin üretim hacmi bu sınırın altına düşmüştür.

Buna göre, sözleşmedeki bozucu şartın gerçekleşmesine ve hukuki sonuçlarına ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bozucu şartın gerçekleşmesiyle birlikte sözleşme kendiliğinden infisakh eder ve aksine bir kararlaştırma yoksa bu sonuç geçmişe etkili olmaz.

Cevap

Bozucu şartın gerçekleşmesi durumunda sözleşme, gerçekleşme anından itibaren kendiliğinden sona erer ve aksine bir hüküm yoksa bu durum geçmişe etkili olmaz.
Bozucu şarta bağlı olan işlemler, yapıldıkları andan itibaren hüküm ve sonuçlarını doğururlar. Şartın gerçekleşmesiyle birlikte sözleşme kendiliğinden (infisakh yoluyla) sona erer. TBK m. 173/2 gereği, taraflar aksini kararlaştırmadıkça bu sona erme geçmişe etkili değildir; yani sözleşme şartın gerçekleştiği ana kadar geçerli bir sözleşmenin tüm sonuçlarını doğurur.

Adım Adım Çözüm

1
Olaydaki şartın türünü belirlemek.
Bozucu Şart (İnfisahi Şart)
Sözleşmenin belirli bir olayın gerçekleşmesiyle 'kendiliğinden sona ereceği' belirtildiği için bu bir bozucu şarttır.
2
Bozucu şartın gerçekleşme anındaki hukuki sonucunu tespit etmek.
Kendiliğinden sona erme (İnfisakh)
Türk Borçlar Kanunu madde 173 uyarınca, bozucu şarta bağlanmış sözleşme, şartın gerçekleştiği anda hükümden düşer.
3
Şartın zaman bakımından etkisini (retroaktivite) değerlendirmek.
Geçmişe etkili olmama (Ex nunc)
Kanuni düzenleme gereği, aksine bir kararlaştırma yoksa bozucu şartın sonuçları şartın gerçekleştiği andan itibaren hüküm doğurur.

Anahtar Kavram

Bozucu Şartın Hüküm ve Sonuçları

Daha Fazla Pratik

Bozucu şartın geçmişe etkili olması taraflarca kararlaştırıldığında, iade sürecinde hangi hükümlerin (sebepsiz zenginleşme veya zilyetlik) uygulanacağını inceleyiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 20Soru

(A)(A) Teknoloji Şirketi, yeni kurulan (B)(B) girişimine destek sağlamak amacıyla 33 yıl süreli bir ofis kullanım sözleşmesi akdetmiştir. Sözleşmede (B)(B) girişiminin ofis için herhangi bir kira ödemeyeceği, ancak "(B)(B) girişiminin 10.000.00010.000.000 TL ve üzeri tutarda bir dış yatırım alması durumunda işbu sözleşmenin kendiliğinden sona ereceği" hükmü kararlaştırılmıştır. (B)(B) girişimi, 15.05.202615.05.2026 tarihinde 12.000.00012.000.000 TL tutarında bir yatırım almıştır.

Türk Borçlar Kanunu hükümleri uyarınca, bozucu şartın gerçekleştiği bu olayla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sözleşme, yatırımın alındığı 15.05.202615.05.2026 tarihi itibarıyla kendiliğinden hükümden düşer.

Cevap

Sözleşme, bozucu şartın gerçekleştiği andan itibaren (yatırımın alındığı tarih) ileriye etkili olarak kendiliğinden hükümden düşer.
Türk Borçlar Kanunu'nun 173. maddesinin birinci fıkrasına göre, bozucu şarta bağlanmış olan bir sözleşme, şartın gerçekleştiği andan başlayarak hükümden düşer. Olayda yatırımın alındığı tarih olan 15.05.2026, şartın gerçekleştiği andır ve bu andan itibaren sözleşme kendiliğinden sona erer.

Adım Adım Çözüm

1
Şartın niteliğini tespit etme
Bozucu Şart (Resolutive Condition)
Sözleşmenin sona ermesini gelecekteki belirsiz bir olaya (yatırım alma) bağlayan kayıtlar bozucu şart niteliğindedir.
2
Kanuni hükmü uygulama (TBK m. 173)
Hükümden düşme (İnfisakh)
Kanun gereği bozucu şarta bağlı sözleşmeler, şartın gerçekleştiği andan itibaren hükümden düşer.
3
Zaman bakımından etkiyi belirleme
Geriye etkili olmama (Ex nunc)
Bozucu şart gerçekleşene kadar sözleşme tüm hüküm ve sonuçlarını doğurduğu için, şartın gerçekleşmesi kural olarak geçmişe etkili sonuç doğurmaz.

Anahtar Kavram

Bozucu Şartın Hükümleri ve İleriye Etkili Sonuç Doğurması
Tahmini Süre:1m 30s
Sayfa 1 / 4Sonraki
Borç İlişkilerinde Özel Durumlar Alıştırma Soruları — KPSS Hukuk | Examkin