Uluslararası Hukukun Kişileri

309 soru

Soru 201Soru

Modern uluslararası hukukta bireylerin (gerçek kişilerin) uluslararası hukuk süjesi olarak kabul edilmeleri, onlara devletler ile eş değer bir hukuki statü kazandırmamaktadır. Bu bağlamda, bireylerin uluslararası hukuk kişiliğinin "türev" (derivative) ve "sınırlı" nitelikte olmasıyla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bireylerin uluslararası alandaki hak ve ödevlerinin kaynağının devletlerin iradesi olması ve ancak devletlerin rıza gösterdiği ölçüde bu yetkileri kullanabilmeleri

Cevap

Bireylerin uluslararası alandaki hak ve ödevlerinin kaynağının devletlerin iradesi olması ve ancak devletlerin rıza gösterdiği ölçüde bu yetkileri kullanabilmeleri
Bireylerin uluslararası hukuk kişiliği "türev"dir çünkü bu kişiliğin ve sahip olunan hakların kaynağı devletlerin iradesiyle akdedilen uluslararası antlaşmalardır. Aynı zamanda bu kişilik "sınırlı"dır çünkü bireyler devletlerin sahip olduğu asli yetkilere (antlaşma yapma, diplomatik temsil vb.) sahip değildir ve sadece devletlerin rıza gösterdiği belirli mekanizmalar (örneğin bireysel başvuru hakkı) dahilinde hareket edebilirler.

Adım Adım Çözüm

1
"Türev" kavramının uluslararası hukuktaki anlamını analiz etme
Bireyin kişiliğinin kaynağının kendisi değil, devletlerin yaptığı antlaşmalar (irade) olduğu saptanır.
Türev kişilik, yetkilerin asıl kaynak olan devletlerden devralınması demektir.
2
"Sınırlı" kavramının birey özelindeki kapsamını belirleme
Bireyin devletler gibi antlaşma yapma, savaş açma veya diplomatik ilişki kurma yetkisinin olmadığı, sadece belirli alanlarda yetkili olduğu görülür.
Sınırlı ehliyet, devletlerin tam ehliyetine karşın bireyin dar bir alanda yetkili olmasını ifade eder.
3
Modern uygulamalarla (AİHM, UCM vb.) kavramsal uyumu kontrol etme
Bireyin bu hakları ancak devletlerin taraf olduğu sözleşmeler çerçevesinde kullanabildiği onaylanır.
Devletlerin rızası olmadan birey uluslararası alanda doğrudan bir yetki kullanamaz.

Anahtar Kavram

Bireyin Uluslararası Hukuk Kişiliğinin Niteliği (Türev ve Sınırlı)
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 202Soru

Uluslararası hukukta bir devletin; ülke, halk ve egemen bir hükümet unsurlarını bir araya getirmesiyle birlikte hukuken varlık kazandığını, diğer devletler tarafından tanınmasının ise sadece mevcut olan bu varlığı hukuken tespit eden bir işlem olduğunu savunan görüş aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Açıklayıcı (Beyan Edici) Teori

Cevap

Açıklayıcı (Beyan Edici) Teori, devletin unsurlarına sahip olmasıyla var olduğunu ve tanımanın sadece bu durumu tespit ettiğini savunur.
Açıklayıcı (Beyan Edici) Teoriye göre, bir siyasi topluluk ülke, halk ve egemen hükümet unsurlarını tamamladığında devlet olarak varlık kazanır. Tanıma işlemi, bu önceden oluşmuş gerçeği diğer devletlerin kabul etmesi ve diplomatik ilişki kurma iradesini göstermesidir. 1933 Montevideo Sözleşmesi bu görüşü benimsemiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Soruda verilen 'tanımanın mevcut varlığı tespit etmesi' ifadesini analiz edin.
Bu ifade, tanımanın bir yaratma süreci değil, bir onaylama/tespit süreci (declarative) olduğunu gösterir.
Teoriler arasındaki temel fark, tanımanın hukuk kişiliğini yaratıp yaratmadığıdır.
2
Hukuk literatüründeki 'Açıklayıcı' ve 'Kurucu' teori ayrımlarını karşılaştırın.
Açıklayıcı teori 'var olanı beyan eder', Kurucu teori ise 'kişiliği inşa eder'.
Soruda istenen 'tespit eden işlem' tanımı Açıklayıcı Teori ile örtüşmektedir.

Anahtar Kavram

Açıklayıcı Teori (Declarative Theory)

İpuçları

1
Sorudaki 'tespit eden işlem' ifadesine odaklanın.
2
Devletin varlığının tanımadan önce başladığını söyleyen teoriye bakıyorsunuz.

Daha Fazla Pratik

Montevideo Sözleşmesi'nin 3. maddesini inceleyerek devletin varlığının tanınmadan bağımsızlığını teyit edebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 203Soru

Uluslararası hukukta devletlerin tanınması usullerinden biri olan 'de facto' (fiili) tanıma ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yeni kurulan bir devletin veya siyasi oluşumun kalıcılığı ve istikrarı konusunda tereddütler bulunduğunda başvurulan, geçici ve sınırlı sonuçlar doğuran bir işlemdir.

Cevap

Yeni kurulan bir devletin veya siyasi oluşumun kalıcılığı ve istikrarı konusunda tereddütler bulunduğunda başvurulan, geçici ve sınırlı sonuçlar doğuran bir işlemdir.
Uluslararası hukuk uygulamasında 'de facto' tanıma, yeni bir oluşumun fiilen var olduğunu ve belli bir ülke üzerinde otorite kurduğunu kabul eden ancak bu durumun kalıcılığına veya hukukiliğine dair şüpheler barındıran, geçici nitelikteki tanımadır. Bu işlem, tam diplomatik ilişkiler kurma zorunluluğu getirmeyen ve şartlar değiştiğinde geri alınabilen sınırlı bir adımdır.

Adım Adım Çözüm

1
Tanıma türleri arasındaki ayrımı belirlemek.
Tanımanın 'de facto' (geçici/fiili) ve 'de jure' (kesin/hukuki) olarak ikiye ayrıldığı tespit edilir.
Soruda istenen 'de facto' tanımanın temel karakteristiğini anlamak için bu ayrım gereklidir.
2
De facto tanımanın uygulama gerekçelerini değerlendirmek.
Bu tanımanın genellikle yeni bir oluşumun kontrolü sağladığı ancak geleceğinin belirsiz olduğu durumlarda yapıldığı anlaşılır.
De facto tanıma, devletler için bir risk yönetimi aracıdır; siyasi belirsizlik bitince genellikle de jure tanımaya evrilir.

Anahtar Kavram

De Facto ve De Jure Tanıma Ayrımı
Soru 204Soru

Sınırları belirlenmiş bir toprak parçası üzerinde yerleşik bir nüfusa sahip olan ve kendi iç düzenini sağlayan 'Aethel' adlı siyasi yapı, savunma ve dış politika konularındaki tüm yetkilerini bir himaye antlaşması ile başka bir devlete devretmiştir. 1933 Montevideo Sözleşmesi'nde yer alan devletliğin kurucu unsurları dikkate alındığında, bu siyasi yapının uluslararası hukuk anlamında 'devlet' sıfatı kazanması bakımından öncelikle aşağıdakilerden hangisinin eksikliği tartışılabilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Diğer devletlerle ilişki kurma kapasitesi

Cevap

Montevideo Sözleşmesi uyarınca, bir siyasi yapının devlet olarak kabul edilebilmesi için sahip olması gereken dördüncü unsur olan diğer devletlerle ilişki kurma kapasitesi, bu senaryoda tartışmalı olan noktadır.
Doğru yanıt olan diğer devletlerle ilişki kurma kapasitesi seçeneği, 1933 Montevideo Sözleşmesi'nin 1. maddesinde sayılan dört temel unsurdan biridir. Senaryoda Aethel yapısının dış politika yetkilerini tamamen devretmiş olması, bu kapasitenin kendisinde bulunmadığını veya sınırlı olduğunu gösterir, bu da devletlik sıfatının uluslararası hukuk bakımından tartışılmasına yol açar.

Adım Adım Çözüm

1
Montevideo Sözleşmesi kriterlerini hatırla.
Devletin unsurları: Nüfus, ülke, hükümet ve diğer devletlerle ilişki kurma kapasitesidir.
Soruda verilen siyasi yapının hangi unsur bakımından eksik olduğunu tespit etmek için temel kriterlerin bilinmesi gerekir.
2
Senaryodaki 'Aethel' yapısının özelliklerini kriterlerle karşılaştır.
Yapının nüfusu, ülkesi ve iç düzeni (hükümeti) vardır ancak dış politika yetkilerini devretmiştir.
Eksik olan veya tartışmaya açık olan unsurun dış ilişkiler yürütme yetkisi olduğu görülmektedir.
3
Dış politika yetkisinin devrinin hukuki sonucunu analiz et.
Kendi adına bağımsız dış ilişkiler yürütemeyen bir yapı, Montevideo anlamında tam bir devlet kapasitesine sahip sayılmaz.
Dördüncü kriter olan kapasite unsuru, devletin bağımsızlığını ve uluslararası süje niteliğini tamamlayan unsurdur.

Anahtar Kavram

Montevideo Sözleşmesi Devletlik Kriterleri

İpuçları

1
1933 Montevideo Sözleşmesi'nin devlet için aradığı dört temel unsuru hatırlayın.

Daha Fazla Pratik

Devletlerin tanınmasında 'açıklayıcı teori' ile 'kurucu teori' arasındaki farkları ve bunların devletin başlangıcına etkisini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 205Soru

Uluslararası hukukta devletlerin aksine "türev" (ikincil) süje olan uluslararası örgütlerin sahip olduğu hukuki kişiliğin kapsamı ve dayanağı ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Örgütlerin hukuki kişiliği, kendilerine verilen görev ve fonksiyonları yerine getirebilmeleri için gerekli olan "işlevsel zorunluluk" ilkesine dayanır.

Cevap

Uluslararası örgütlerin hukuki kişiliği, kendilerine verilen görevleri yerine getirmek için gerekli olan işlevsel zorunluluk (functional necessity) ilkesine dayanan sınırlı bir kişiliktir.
Uluslararası örgütlerin hukuki kişiliği, devletlerin sahip olduğu tam ve asli kişiliğin aksine, belirli amaçları gerçekleştirmek üzere kurgulanmış "işlevsel" bir kişiliktir. Uluslararası Adalet Divanı'nın 1949 tarihli kararı, örgütlerin görevlerini etkin ifa edebilmesi için bu kişiliğe sahip olmalarının zorunlu olduğunu vurgulamıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Uluslararası örgütlerin hukuki statüsünü belirlemek.
Örgütler devletler tarafından kuruldukları için "türev" (derivative) süjelerdir.
Devletlerin aksine asli değil, devletlerin iradesiyle yaratılmışlardır.
2
Kişiliğin sınırlarını analiz etmek.
Kişilik, örgütün fonksiyonları ile sınırlıdır (işlevsel zorunluluk).
Örgütler sadece kendilerine verilen amaçları gerçekleştirmek için gerekli yetkileri kullanabilirler.

Anahtar Kavram

İşlevsel Zorunluluk (Functional Necessity)

Daha Fazla Pratik

Uluslararası Adalet Divanı'nın 1949 Tazminat Kararı'nı (Bernadotte Vakası) detaylıca incelemek bu konudaki tüm teorik altyapıyı pekiştirecektir.
Tahmini Süre:45s
Soru 206Soru

1978 tarihli Devletlerin Antlaşmalara Halefiyeti Hakkında Viyana Sözleşmesi ve uluslararası teamül hukuku kuralları çerçevesinde; sömürge yönetiminden kurtularak kurulan "yeni bağımsız devletler" (Newly Independent States) ile devletlerin birleşmesi veya ayrılması (dissolution/separation) durumunda antlaşmaların akıbetine ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yeni bağımsız devletler için "temiz sayfa" (tabula rasa) ilkesi geçerliyken; devletlerin ayrılması veya birleşmesi durumunda genel kural antlaşmaların sürekliliğidir.

Cevap

Yeni bağımsız devletler için temiz sayfa ilkesi uygulanırken, devletlerin ayrılması veya birleşmesi durumunda antlaşmaların sürekliliği esastır.
Uluslararası hukukta, özellikle 1978 Viyana Sözleşmesi ile sömürgecilikten kurtulan devletler (Yeni Bağımsız Devletler) için 'temiz sayfa' ilkesi getirilmiştir. Bu ilkeye göre yeni devlet, selefinin antlaşmalarıyla kural olarak bağlı değildir. Ancak devletlerin birleşmesi veya bir devletin parçalanarak yeni devletlerin çıkması (ayrılma) durumunda, uluslararası hukuki istikrarı korumak adına antlaşmaların halef devlette de devam etmesi (süreklilik) kuralı benimsenmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Halefiyet türünü belirle
Sömürge sonrası (yeni bağımsız) ve diğerleri (birleşme/ayrılma) ayrımı yapıldı.
1978 Viyana Sözleşmesi bu iki kategoriye farklı hukuki rejimler uygular.
2
Hukuki kuralları uygula
Yeni bağımsız devletler için 'Tabula Rasa', diğerleri için 'Continuity' (Süreklilik) kuralı tespit edildi.
Sömürge devletlerinin egemenliklerini korumak için temiz sayfa hakkı varken, uluslararası sistemin istikrarı için diğer durumlarda süreklilik tercih edilir.

Anahtar Kavram

Devletlerin halefiyeti türleri arasındaki rejim farkı (Tabula Rasa vs. Süreklilik)

Daha Fazla Pratik

1983 tarihli Devletlerin Devlet Mallarına, Arşivlerine ve Borçlarına Halefiyeti Sözleşmesi'ndeki borç devri kurallarını inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 207Soru

Uluslararası hukukta devletlerin birleşmesiyle oluşan yapılar; bu birleşen birimlerin uluslararası hukuk kişiliği, egemenlik kullanımı ve dış temsil yetkileri bakımından farklı hukuki sonuçlar doğurur. Buna göre, devlet türleri ve birleşme biçimlerine ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi uluslararası hukuk ilkeleri bakımından doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Federasyonlarda dış ilişkileri yürütme ve antlaşma yapma yetkisi esas olarak merkezi devlete aitken; konfederasyonlarda birliği oluşturan devletler kendi uluslararası hukuk kişiliklerini ve bağımsız antlaşma yapma yetkilerini muhafaza ederler.

Cevap

Federasyonlarda dış temsil yetkisi merkezi devlete aitken, konfederasyonlarda her devlet kendi uluslararası kişiliğini korumaya devam eder.
Doğru olan ifadede belirtildiği üzere; federasyonlarda egemenlik ve dış ilişkileri yürütme yetkisi merkezi devlette (federal devlet) toplanmıştır ve federe birimler genellikle uluslararası antlaşma yapma ehliyetine sahip değildir. Konfederasyonlarda ise bağımsız devletler, belirli amaçlar için bir araya gelmiş olsalar da uluslararası hukuk kişiliklerini ve antlaşma yapma yetkilerini korurlar.

Adım Adım Çözüm

1
Federasyon ve konfederasyon kavramlarının uluslararası hukuk kişiliği bakımından farklarını analiz et.
Federasyonun tek bir uluslararası kişilik, konfederasyonun ise üyelerin kişiliğini koruduğu bir yapı olduğu belirlenir.
Sorunun kökünde istenen temel farkın saptanması için bu ayrım kritiktir.
2
Şahsi birlik ve hakkı birlik ayrımını kontrol et.
Şahsi birlikte sadece hükümdarın aynı olduğu, hakkı birlikte ise dış ilişkilerin ortak bir kişilikle yürütüldüğü tespit edilir.
Çeldiricilerin elenmesi için tarihsel birlik türlerinin hukuki sonuçlarını bilmek gerekir.
3
Seçeneklerdeki ifadeleri bu teknik bilgilerle karşılaştır.
Dış ilişkiler ve antlaşma yetkisi vurgusunun yapıldığı ifadenin doğru olduğu onaylanır.
Doğru seçeneğe ulaşmak için her bir yapının ehliyet sınırları değerlendirilmelidir.

Anahtar Kavram

Uluslararası Hukukta Devlet Birleşmelerinin Kişilik ve Egemenlik Analizi

Daha Fazla Pratik

Federe devletlerin istisnai olarak antlaşma yapma yetkisine (Örn: İsviçre Kantonları) sahip olup olamayacağını araştırınız.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 208Soru

Uluslararası hukuk kişiliğinin asli ve tam süjesi olan devletin oluşumu için gerekli olan maddi ve hukuki unsurlar, doktrinde ve uluslararası belgelerde açıkça tanımlanmıştır.

Buna göre, aşağıdakilerden hangisi bir siyasi topluluğun devlet sıfatını kazanabilmesi için bir arada bulunması gereken kurucu unsurlar arasında yer almaz?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Diğer devletler tarafından resmen tanınmış olma

Cevap

Uluslararası hukukta bir devletin oluşumu için gereken kurucu unsurlar arasında 'diğer devletler tarafından resmen tanınmış olma' kriteri bulunmamaktadır.
Uluslararası hukukta genel kabul gören 'açıklayıcı tanıma teorisi' ve Montevideo Sözleşmesi uyarınca, bir devletin varlığı için tanınma işlemi kurucu bir unsur değildir. Bir siyasi topluluk; ülke, nüfus, hükümet ve diğer devletlerle hukuki ilişki kurma kapasitesi unsurlarına sahip olduğu andan itibaren devlet niteliği kazanır. Tanınma ise mevcut bu durumun diğer devletlerce tespiti ve diplomatik ilişkilerin resmen başlaması anlamına gelir; yani devletin varlığını değil, ilişkilerini başlatır.

Adım Adım Çözüm

1
Devletin kurucu unsurlarını hatırla.
Geleneksel uluslararası hukuk ve 1933 Montevideo Sözleşmesi'ne göre devletin dört unsuru vardır: ülke, nüfus, hükümet ve ilişki kurma kapasitesi.
Devletin asli süje olabilmesi için gereken maddi ve hukuki temelleri belirlemek gerekir.
2
Tanınmanın hukuki niteliğini analiz et.
Baskın olan 'açıklayıcı (declaratory) teori' uyarınca tanınma, bir devlete kişilik kazandırmaz; zaten var olan kişiliğin tespiti anlamına gelir.
Devletliğin oluşumu ile uluslararası ilişkilerin başlaması arasındaki ayrımı yapmak gerekir.
3
Seçenekleri kurucu unsurlar listesiyle karşılaştır.
Ülke, nüfus, hükümet ve kapasite kurucu unsurlardır; tanınma ise bu unsurlar arasında değildir.
Doğru olmayan unsuru ayırt etmek için kurucu liste ile kıyaslama yapılır.

Anahtar Kavram

Devletin Kurucu Unsurları ve Tanınmanın Hukuki Etkisi
Soru 209Soru

Uluslararası Adalet Divanı'nın (UAD) 1949 tarihli 'Birleşmiş Milletler Hizmetinde Uğranılan Zararların Tazmini' (Reparation for Injuries) konusundaki danışma görüşünde, uluslararası örgütlerin hukuki kişiliğinin niteliği ve kapsamına ilişkin getirilen temel açıklama aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Birleşmiş Milletler gibi evrensel nitelikli bir örgütün kişiliği, uluslararası toplumun büyük çoğunluğunu temsil eden devletlerce kurulduğu için, onu tanımayan üçüncü devletlere karşı da ileri sürülebilen 'objektif' bir niteliktedir.

Cevap

Birleşmiş Milletler gibi evrensel nitelikli bir örgütün hukuki kişiliği, onu tanımayan devletlere karşı da geçerli olan objektif bir nitelik taşır.
Doğru cevap, 1949 tarihli Reparation for Injuries danışma görüşünde Uluslararası Adalet Divanı'nın (UAD) ulaştığı temel sonucu yansıtmaktadır. Divan, Birleşmiş Milletler'in (BM) elli devletten oluşan ve uluslararası toplumun büyük çoğunluğunu temsil eden bir irade tarafından kurulduğunu, bu nedenle örgütün sadece üyeler arasında değil, onu tanımayan üçüncü devletlere karşı da hukuki haklar ileri sürebilecek 'objektif bir kişiliğe' sahip olduğunu belirtmiştir. Ayrıca bu kişilik, devletlerin 'asli' kişiliğinden farklı olarak örgütün amaç ve işlevlerini yerine getirmesi için gerekenlerle sınırlı olan 'fonksiyonel gereklilik' esasına dayanır.

Adım Adım Çözüm

1
1949 Tazminat Davası'nın (Bernadotte Vakası) bağlamını belirle.
İsrail'de öldürülen bir BM arabulucusu için BM'nin, İsrail henüz üye olmamasına rağmen tazminat isteyip isteyemeyeceği sorunu.
Bu davanın temelinde, örgütün üye olmayanlara karşı hak ehliyeti yatar.
2
Asli ve türev süje ayrımını analiz et.
Devletler asli süjedir, örgütler devletler tarafından kuruldukları için türev süjedir.
Örgütlerin yetkilerinin kaynağı kurucu iradedir.
3
Objektif kişilik ve fonksiyonel gereklilik ilkelerini uygula.
BM'nin evrensel niteliği ona 'objektif' kişilik kazandırırken, yetkileri 'fonksiyonel' (amaçlarıyla sınırlı) kalır.
UAD, BM'nin uluslararası toplumun büyük çoğunluğunu temsil etmesi nedeniyle bu kişiliğin objektif olduğuna hükmetmiştir.

Anahtar Kavram

Uluslararası örgütlerin objektif hukuki kişiliği ve zımni yetkiler (implied powers) doktrini.

İpuçları

1
1949 davası, Birleşmiş Milletler'in bir üyesi olmayan İsrail'e karşı hak talep edip edemeyeceği ile ilgilidir.
2
Bu davada 'objektif kişilik' kavramı, örgütün onu tanımayanlara karşı da bir kişilik sahibi olması durumunu ifade eder.

Daha Fazla Pratik

Uluslararası örgütlerin zımni yetkileri (implied powers) ile ilgili diğer UAD kararlarını (örneğin UN Effects of Awards) inceleyebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Örgütlerin 'türev' süje olması ile 'fonksiyonel gereklilik' ilkesi arasındaki bağı kurarak eleme yapabilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 210Soru

Uluslararası hukukta devletlerin birleşmesiyle oluşan yapılar, bu birleşen birimlerin uluslararası alandaki bağımsızlıklarını koruma derecelerine ve ortak kurumların yetki alanlarına göre farklılık gösterir. Tarihsel süreçte bu birleşmelerin en bilinen türleri 'Şahsi Birlik' (Personal Union) ve 'Hakkı Birlik' (Real Union) olarak adlandırılmıştır.

Aşağıdaki tabloda bu birleşme türlerine ait iki tarihsel örnek verilmiştir:

Örnek BirleşmeTarih AralığıBirleşme Türü
İsveç - Norveç1814 - 1905Hakkı Birlik
Hollanda - Lüksemburg1815 - 1890Şahsi Birlik

Buna göre, bu iki birleşme modelini uluslararası hukuk kişiliği bakımından birbirinden ayıran temel fark aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hakkı Birlik'te birleşen devletlerin dış ilişkilerde tek bir uluslararası hukuk kişiliği oluşturması, Şahsi Birlik'te ise her devletin kendi hukuk kişiliğini koruması

Cevap

Hakkı Birlik'te devletlerin dış ilişkilerde tek bir uluslararası hukuk kişiliği oluşturması, Şahsi Birlik'te ise her devletin kendi hukuk kişiliğini koruması temel farktır.
Doğru cevap, Hakkı Birlik (Real Union) ile Şahsi Birlik (Personal Union) arasındaki temel farkın dış dünyadaki temsil kabiliyeti ve hukuk kişiliği olduğunu belirtmektedir. Hakkı Birlik'te birleşen devletler, iç işlerinde kendi yasalarına ve parlamentolarına sahip olsalar dahi, uluslararası alanda tek bir devlet gibi hareket ederler ve tek bir hukuk kişiliği üzerinden temsil edilirler. Şahsi Birlik'te ise ortaklık sadece hükümdarın kişiliğinde toplanır; devletler uluslararası hukukta tamamen bağımsız iki ayrı süje olarak kalmaya devam ederler, birbirleriyle antlaşma yapabilir ve savaşabilirler.

Adım Adım Çözüm

1
Birleşme türlerinin tanımı
Şahsi Birlik sadece hükümdarın şahsında bir ortaklıktır; Hakkı Birlik ise kurumların ve dış temsilin ortaklığıdır.
Hukuki kişilik farkını anlamak için birleşmenin hangi seviyede gerçekleştiğini saptamak gerekir.
2
Uluslararası hukuk kişiliğinin analizi
Şahsi Birlik'te devletler ayrı süjelerdir (Hollanda ve Lüksemburg ayrı antlaşmalar yapabilir). Hakkı Birlik'te dış dünyada tek bir süje vardır (İsveç-Norveç birliği tek bir dış politika yürütür).
Uluslararası hukukta hak ehliyeti ve temsil yetkisi kişilik kavramıyla doğrudan ilişkilidir.
3
Örneklerin karşılaştırılması
İsveç-Norveç örneğinde tek bir dışişleri bakanlığı varken, Hollanda-Lüksemburg örneğinde her iki devletin ayrı dışişleri teşkilatları korunmuştur.
Tarihsel örnekler teorik farkı somutlaştırmayı sağlar.

Anahtar Kavram

Uluslararası Hukuk Kişiliği ve Devlet Birleşmeleri

İpuçları

1
Birleşmenin 'şahsi' mi yoksa 'kurumsal/hakki' mı olduğu, uluslararası alanda kaç tane süje görüldüğünü belirler.
2
Şahsi Birlik'te devletler birbirleriyle savaşabilirler çünkü hukuk kişilikleri ayrıdır. Hakkı Birlik'te ise bu imkansızdır.
3
İsveç ve Norveç'in (Hakkı Birlik) dış dünyada tek bir sesi varken, Hollanda ve Lüksemburg (Şahsi Birlik) ayrı antlaşmalara imza atabilirler.

Daha Fazla Pratik

Vatikan'ın (Holy See) uluslararası hukuk kişiliği ile devletler arasındaki farkları ve konfederasyonların antlaşma yapma yetkisini inceleyiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 211Soru

Modern uluslararası hukukta bireylerin (gerçek kişilerin) uluslararası hukuk kişiliğinin niteliği ve bu kişiliğin sağladığı 'aktif' ve 'pasif' ehliyet unsurları dikkate alındığında, aşağıdakilerden hangisi bireylerin hukuki durumunu en doğru şekilde tanımlar?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bireyler, devletlerin iradesiyle oluşturulan normlar çerçevesinde hak talep edebilen ve uluslararası suçlardan sorumlu tutulabilen, türev ve sınırlı bir kişiliğe sahiptir.

Cevap

Bireylerin devletlerin iradesiyle oluşturulan normlar çerçevesinde hak talep edebilen (aktif ehliyet) ve uluslararası suçlardan sorumlu tutulabilen (pasif ehliyet), türev ve sınırlı bir kişiliğe sahip olması.
Doğru yanıt, modern uluslararası hukuk doktrinini yansıtmaktadır. Bireyler, devletlerin aksine, kişiliklerini doğrudan uluslararası hukuktan değil, devletlerin antlaşmalar yoluyla gösterdikleri iradelerinden alırlar (türev kişilik). Ayrıca, bireylerin uluslararası alandaki yetkileri (aktif ehliyet: başvuru hakkı) ve sorumlulukları (pasif ehliyet: cezai sorumluluk) belirli alanlarla (insan hakları, savaş suçları vb.) kısıtlıdır (sınırlı kişilik).

Adım Adım Çözüm

1
Bireyin uluslararası hukuk sistemindeki konumunu, devletlerin 'asli' süjeliği ile karşılaştırarak analiz edin.
Bireylerin hak ve yetkilerinin devletlerin rızasına (antlaşmalara) dayandığı, bu nedenle 'asli' değil 'türev' bir kişiliğe sahip olduğu görülür.
Uluslararası hukukta kişiliğin kaynağı, süjenin niteliğini (asli/türev) belirleyen temel unsurdur.
2
Bireyin sahip olduğu 'aktif' ve 'pasif' ehliyet kavramlarını değerlendirin.
Aktif ehliyetin (hak arama/başvuru) AİHM gibi mekanizmalarla, pasif ehliyetin (cezai sorumluluk) ise Uluslararası Ceza Mahkemesi gibi kurumlarla somutlaştığı tespit edilir.
Bireyin süje ehliyeti hem hakları hem de ödevleri (sorumlulukları) kapsayan iki yönlü bir yapıdır.
3
Elde edilen verileri birleştirerek bireyin modern hukuk statüsünü tanımlayın.
Bireylerin 'türev' ve 'sınırlı' bir uluslararası hukuk kişiliği olduğu sonucuna ulaşılır.
Bireyler devletlerle aynı yetkilere (antlaşma yapma, savaş açma vb.) sahip olmadıkları için ehliyetleri her zaman sınırlıdır.

Anahtar Kavram

Bireylerin Türev ve Sınırlı Uluslararası Hukuk Kişiliği

Daha Fazla Pratik

Bireyin pasif ehliyeti kapsamında Nuremberg ve Tokyo Mahkemeleri'nin tarihsel önemi ile Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (UCM) Roma Statüsü çerçevesindeki yetkilerini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 212Soru

Uluslararası hukuk doktrininde devletlerin tanınması; bir siyasi oluşumun uluslararası toplumun bir üyesi olarak kabul edilip edilmediğini belirleyen en kritik süreçlerden biridir. Bu süreçte tanımanın hukuki niteliği ve sonuçları hakkında ileri sürülen Kurucu (Constitutive) ve Açıklayıcı (Declarative) teoriler, devletlerin sahip olduğu temel hakların başlangıcı konusunda farklı yaklaşımlar sergilemektedir.

Buna göre, uluslararası hukukta devletlerin tanınmasına ilişkin teoriler ve bu teorilerin pratik yansımaları değerlendirildiğinde aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Açıklayıcı teoriye göre bir devletin siyasi varlığı diğer devletlerin tanımasından bağımsızdır; dolayısıyla bir devlet, henüz tanınmamış olsa dahi kendi varlığını koruma, toprak bütünlüğünü savunma ve egemenliğini örgütleme gibi temel haklara sahiptir.

Cevap

Açıklayıcı teoriye göre bir devletin siyasi varlığı diğer devletlerin tanımasından bağımsızdır ve tanınmayan devletler de temel egemenlik haklarına sahiptir.
Doğru olan yargı, açıklayıcı (beyan edici) teorinin özünü yansıtmaktadır. Bu teoriye göre devletlik, ülke, halk ve egemenlik unsurlarının birleşmesiyle hukuken başlar; tanıma ise sadece bu mevcut durumu siyasi olarak onaylayan bir işlemdir. Bu yaklaşımın en somut yansıması 19331933 Montevideo Sözleşmesi'nin 3.3. maddesidir. Bu maddeye göre, bir devletin siyasi varlığı tanıyan devletlerin iradesinden bağımsızdır ve devlet tanınmadan önce de kendi bütünlüğünü koruma ve hukukunu örgütleme hakkına sahiptir.

Adım Adım Çözüm

1
Tanıma teorilerinin temel farklarını analiz etme
Kurucu teori tanımanın kişiliği oluşturduğunu, Açıklayıcı teori ise kişiliğin objektif şartlarla oluştuğunu ve tanımanın sadece bir 'tespit' olduğunu belirler.
Teorilerin temel mantığını anlamak, seçeneklerdeki kavram kaymalarını tespit etmek için gereklidir.
2
Montevideo Sözleşmesi ve Açıklayıcı Teori ilişkisini kurma
Modern uluslararası hukukun (özellikle Amerikan Devletleri Sözleşmesi'nin) açıklayıcı teoriyi benimsediği ve tanımanın devletin varlığı için zorunlu olmadığını teyit etme.
Uluslararası pozitif hukuk kurallarının (Montevideo Madde 3) teorik tartışmadaki yerini belirlemek.
3
Tanınmayan devletin haklarını değerlendirme
Bir devletin diğerleri tarafından tanınmasa dahi meşru müdafaa ve iç egemenlik gibi temel haklarını kullanabileceği sonucuna varma.
Soru kökündeki en kapsamlı ve doğru teknik yargıya ulaşmak.

Anahtar Kavram

Açıklayıcı (Beyan Edici) Tanıma Teorisi ve Montevideo Sözleşmesi İlkeleri
Soru 213Soru

Klasik uluslararası hukuk anlayışında yalnızca devletler hukuk süjesi olarak kabul edilirken, modern uluslararası hukukta bireylerin (gerçek kişilerin) de belirli hak ve yükümlülüklere sahip olduğu kabul edilmektedir. Ancak bireylerin bu hukuki statüsü, devletlerin sahip olduğu statüden temel farklarla ayrılmaktadır. Buna göre, bireylerin uluslararası hukuk kişiliği ve ehliyet türlerine ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bireylerin uluslararası hukuk kişiliği, devletler tarafından antlaşmalarla belirlenen alanlarla kısıtlı 'sınırlı' ve kaynağını devletlerin iradesinden alan 'türev' bir nitelik taşır.

Cevap

Bireylerin uluslararası hukuk kişiliği, devletler tarafından antlaşmalarla belirlenen alanlarla kısıtlı 'sınırlı' ve kaynağını devletlerin iradesinden alan 'türev' bir nitelik taşır.
Bireyler uluslararası hukukun 'asli' değil 'türev' süjeleridir; çünkü kişilikleri devletlerin iradesine (antlaşmalara) dayanır. Ayrıca bu kişilik 'tam' değil 'sınırlı'dır; çünkü bireyler sadece belirli alanlarda (insan hakları, ceza hukuku) hak ve borç sahibi olabilirler.

Adım Adım Çözüm

1
Uluslararası hukuk süjelerinin niteliğini belirle.
Devletler asli ve tam süjedir; bireyler ise devletlerin iradesiyle bu statüyü kazanan türev süjelerdir.
Bireylerin statüsünün kaynağını tespit etmek için.
2
Bireyin ehliyet kapsamını analiz et.
Bireyler devletler gibi her konuda yetkili değildir; sadece insan hakları veya ceza hukuku gibi belirli alanlarda (sınırlı) yetkilidirler.
Sınırlı kişilik kavramını netleştirmek için.
3
Aktif ve pasif ehliyet ayrımını kontrol et.
Hak arama yetkisi (aktif) ile cezai sorumluluk (pasif) arasındaki farkı gör.
Kavramsal hataları elemekt için.

Anahtar Kavram

Bireylerin uluslararası hukukta 'türev' ve 'sınırlı' süje statüsü.

Daha Fazla Pratik

Bireyin aktif ehliyetine örnek olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne bireysel başvuru hakkını, pasif ehliyetine ise Uluslararası Ceza Mahkemesi nezdindeki sorumluluğunu çalışabilirsiniz.
Tahmini Süre:50s
Soru 214Soru

Uluslararası hukukta devletlerin halefiyeti (state succession), bir devletin ülkesi üzerindeki egemenliğinin başka bir devlete geçmesiyle ortaya çıkan hukuki sonuçları düzenlemektedir. Bu süreçte antlaşmaların, borçların ve devlet mallarının akıbeti, halefiyetin türüne (ayrılma, dağılma, birleşme veya yeni bağımsız devlet) göre farklılık göstermektedir.

Buna göre, 19781978 ve 19831983 tarihli Viyana Sözleşmeleri ile uluslararası teamül hukuku kuralları çerçevesinde devletlerin halefiyetine ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Ülke devri (transfer of territory) durumunda, devredilen bölgeye selef devletin antlaşmaları uygulanmaz hale gelirken halef devletin antlaşmaları uygulanmaya başlar; ancak sınır rejimlerini belirleyen veya 'yerelleşmiş' (radicite) nitelikteki antlaşmalar bu kuralın istisnasını teşkil ederek yürürlükte kalır.

Cevap

Ülke devri durumunda 'hareketli antlaşma sınırları' ilkesi uygulanır; yani selef devletin antlaşmaları bölge için sona ererken halef devletinkiler başlar, fakat sınır rejimleri gibi yerelleşmiş (radicite) antlaşmalar bu kuralın istisnası olarak kalıcıdır.
Doğru ifade, ülke devri durumunda genel kural olan 'hareketli antlaşma sınırları' (moving treaty frontiers) ilkesini ve bu kuralın en temel istisnası olan 'yerelleşmiş' (radicite) antlaşmaları tam olarak tanımlamaktadır. Buna göre, ayrılan bölgede selef devletin antlaşma yükümlülükleri biterken halef devletinkiler başlar, ancak sınır rejimleri gibi bölgenin fiziki statüsüne bağlı antlaşmalar süreklilik arz eder.

Adım Adım Çözüm

1
Halefiyet türünü belirle.
Soru ülke devri, rejim değişikliği, dağılma ve yeni bağımsız devlet kategorilerini içermektedir.
Her kategori uluslararası hukukta farklı kurallara tabidir.
2
Hareketli antlaşma sınırları (Moving Treaty Frontiers) ilkesini analiz et.
Ülke devrinde genel kural, bölgenin tabi olduğu hukuk düzeninin selefden halefe geçmesidir.
19781978 Viyana Sözleşmesi Madde 1515 bu kuralı açıkça düzenler.
3
Yerelleşmiş (Radicite) antlaşma istisnasını kontrol et.
Sınır düzenlemeleri, transit hakları ve askersizleştirilmiş bölgeler gibi 'toprağa bağlı' haklar halefiyetten etkilenmez.
Uluslararası sistemin istikrarı için bu tür rejimlerin devlet değişimlerinden etkilenmemesi gerekir.
4
Hükümet değişikliği ile halefiyet farkını ayırt et.
Rejim değişikliği devletin kişiliğini değiştirmez, bu nedenle halefiyet değil süreklilik ilkesi uygulanır.
Birçok yanlış seçenek bu kavramsal karışıklığa dayanmaktadır.

Anahtar Kavram

Hareketli Antlaşma Sınırları İlkesi ve Radicite Antlaşmalar

Daha Fazla Pratik

Devletlerin halefiyetinde 'tabula rasa' ilkesinin sadece dekolonizasyon süreçleri için mi yoksa ayrılma (secession) durumları için de mi geçerli olduğunu 1978 Sözleşmesi üzerinden inceleyiniz.
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 215Soru

Uluslararası hukukta devletlerin halefiyeti (state succession) ile devletlerin kimliğinin sürekliliği (identity/continuity) arasındaki ayrım ve 1978 ile 1983 tarihli Viyana Sözleşmeleri hükümleri dikkate alındığında; bir devletin ülkesinin bir kısmının ayrılması (separation), devletin parçalanması (dissolution) veya yeni bağımsız bir devletin (newly independent state) kurulması durumundaki halefiyet kurallarına ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: 1978 tarihli Viyana Sözleşmesi’ne göre; bir devletin ülkesinin bir kısmının ayrılması veya devletin parçalanması durumunda halef devletler selef devletin antlaşmalarıyla süreklilik (continuity) ilkesi gereği kural olarak bağlı kalırken; sömürge yönetiminden kurtularak kurulan "yeni bağımsız devletler" için temiz sayfa (tabula rasa) ilkesi öngörülmüştür.

Cevap

1978 tarihli Viyana Sözleşmesi uyarınca, ayrılma veya parçalanma durumunda süreklilik ilkesi, yeni bağımsız devletler için ise temiz sayfa ilkesi geçerlidir.
1978 tarihli Devletlerin Antlaşmalara Halefiyeti Hakkında Viyana Sözleşmesi, uluslararası hukukta ikili bir rejim öngörmüştür. Buna göre, sömürge yönetiminden kurtulan 'yeni bağımsız devletler' (newly independent states) için temiz sayfa (tabula rasa) ilkesi geçerlidir ve bu devletler kural olarak selef devletin antlaşmalarıyla bağlı değildir. Ancak bir devletin bir kısmının ayrılması (separation) veya bir devletin tamamen dağılarak birden fazla halef devletin ortaya çıkması (dissolution) durumunda, antlaşmaların sürekliliği (continuity) ilkesi esastır ve halef devletler bu antlaşmalarla bağlı kalmaya devam ederler.

Adım Adım Çözüm

1
Devletin kimliği ile halefiyet arasındaki farkı ayırt etme
Hükümet veya rejim değişikliklerinin devletin kişiliğini değiştirmediğini, bu nedenle halefiyet kurallarına değil süreklilik ilkesine tabi olduğunu tespit etmek.
Halefiyet, bir devletin yerini başka bir devletin alması durumunda ortaya çıkar; oysa rejim değişikliğinde devlet aynı kalmaktadır.
2
1978 Viyana Sözleşmesi'ndeki antlaşma rejimlerini analiz etme
Sözleşmenin 16. maddesinde sömürge sonrası devletler için 'Temiz Sayfa', 34. maddesinde ise ayrılma/parçalanma durumları için 'Süreklilik' ilkesinin kabul edildiğini belirlemek.
Uluslararası hukuk, sömürge geçmişi olan devletlere kendi geleceklerini belirleme hakkı kapsamında antlaşmalardan muafiyet tanırken, diğer devletleşme süreçlerinde istikrarı korumak için sürekliliği esas alır.
3
Radicite (yerelleşmiş) antlaşma istisnasını değerlendirme
Sınır antlaşmaları ve toprak üzerindeki özel rejimlerin (örneğin geçiş hakları) temiz sayfa ilkesi kapsamında bile halef devleti bağladığını doğrulamak.
Sınırların istikrarı ilkesi (uti possidetis), uluslararası barış ve güvenlik açısından halefiyet kurallarının üzerinde tutulur.

Anahtar Kavram

Devletlerin Halefiyeti (Sömürge Sonrası vs. Diğer Durumlar)

Daha Fazla Pratik

1978 ve 1983 Viyana Sözleşmeleri'nin 'yeni bağımsız devlet' tanımı ile 'ayrılma' arasındaki farkı uluslararası teamül hukuku örnekleri (örneğin Sovyetler Birliği'nin dağılması süreci) üzerinden inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 216Soru

Uluslararası Adalet Divanı'nın (UAD) 1949 tarihli 'Birleşmiş Milletler Hizmetinde Uğranılan Zararların Tazmini' (Reparation for Injuries) Danışma Görüşü ile kristalize olan hukuk kuralları uyarınca; uluslararası örgütlerin uluslararası hukuk süjeliğinin mahiyeti, 'işlevsel gereklilik' (functional necessity) ve 'zımni yetkiler' (implied powers) doktrinleri ışığında değerlendirildiğinde aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Uluslararası örgütlerin kişiliği, kurucu antlaşmada açıkça öngörülmese dahi, kendilerine yüklenen görevlerin etkin bir şekilde yerine getirilmesi için 'zorunlu bir gereklilik' teşkil ettiği ölçüde zımnen mevcuttur ve BM gibi evrensel nitelikli örgütler için bu kişilik, üye olmayan devletlere karşı da ileri sürülebilen 'objektif' bir karakter arz eder.

Cevap

Uluslararası örgütlerin hukuki kişiliği türevsel ve işlevsel olup, BM gibi evrensel örgütler için bu kişilik üçüncü devletlere karşı da 'objektif' bir nitelik taşır.
UAD'nin 1949 tarihli kararı, uluslararası örgütlerin (özellikle BM'nin) uluslararası hukukta bağımsız bir hak ve borç ehliyetine sahip olduğunu, bu ehliyetin kapsamının örgütün amaç ve işlevleri tarafından belirlendiğini (zımni yetkiler) ve bu kişiliğin sadece üyeler arasında değil, üye olmayan devletler için de tanınması gereken objektif bir gerçeklik olduğunu ortaya koymuştur.

Adım Adım Çözüm

1
Uluslararası örgütlerin süjelik niteliğini belirle.
Örgütler devletler tarafından kuruldukları için 'türevsel' (secondary) ve amaçlarıyla sınırlı oldukları için 'işlevsel' süjelerdir.
Devletlerin asli süjeliğinden farkını anlamak için gereklidir.
2
1949 Reparation for Injuries davasındaki 'Zımni Yetkiler' doktrinini uygula.
Örgütün kurucu belgesinde açıkça yazmasa bile, kendisine verilen görevleri yapabilmesi için gerekli olan yetkilere sahip olduğu kabul edilir.
Örgütün tazminat talebinde bulunma yetkisinin kaynağını açıklar.
3
Kişiliğin erga omnes (herkese karşı) geçerliliğini analiz et.
BM'nin uluslararası toplumun büyük çoğunluğunu temsil etmesi nedeniyle, üye olmayan devletlere karşı da hak ileri sürebileceği (objektif kişilik) sonucuna varılır.
Sorudaki en zor ayrım noktası olan objektif/sübjektif farkını netleştirir.

Anahtar Kavram

İşlevsel Gereklilik ve Objektif Uluslararası Kişilik

Daha Fazla Pratik

Uluslararası örgütlerin sorumluluğu konusundaki 2011 ILC Taslak Maddelerini inceleyerek 'isnadiyet' kurallarına göz atabilirsiniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 217Soru

Uluslararası Adalet Divanı'nın (UAD) 1949 tarihli 'Birleşmiş Milletler Hizmetinde Uğranılan Zararların Tazmini' (Reparation for Injuries) danışma görüşünde ulaşılan sonuçlar ışığında, uluslararası örgütlerin hukuki kişiliğinin niteliğine dair aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Uluslararası örgütlerin hukuki kişiliği, örgütün kurucu amaçlarını gerçekleştirebilmesi için gerekli olan 'işlevsel gereklilik' (functional necessity) esasıyla sınırlıdır.

Cevap

Uluslararası örgütlerin hukuki kişiliği, örgütün kurucu amaçlarını gerçekleştirebilmesi için gerekli olan 'işlevsel gereklilik' esasıyla sınırlı bir nitelik taşır.
Uluslararası hukukta devletler tam ve kısıtlamasız bir kişiliğe sahipken, uluslararası örgütlerin kişiliği 'işlevsel' niteliktedir. Bu durum, örgütün kendisine verilen görevleri yerine getirebilmesi için gereken yetkilerle donatılması anlamına gelir. 1949 Reparation davasında UAD, Birleşmiş Milletler'in bir devlet olmamasına rağmen, görevlerini ifa edebilmesi için uluslararası hak ve borçlara ehil olması gerektiğini (işlevsel gereklilik) ve bu kişiliğin üye olmayan devletlere karşı da ileri sürülebileceğini (nesnel kişilik) teyit etmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Uluslararası süjeliğin niteliğini belirleme
Devletlerin asli, örgütlerin ise devletlerce kurulan 'türev' süjeler olduğu tespit edilir.
Örgütlerin varlığı ve yetkileri devletlerin iradesine (kurucu antlaşmaya) dayanır.
2
UAD 1949 Reparation kararı esaslarını uygulama
Örgütlerin sadece açık yetkilere değil, amaçlarını gerçekleştirmek için zorunlu olan 'zımni yetkilere' de sahip olduğu anlaşılır.
İşlevsel gereklilik (functional necessity) ilkesi, örgütün etkinliği için kişilik kapsamını belirler.
3
Nesnel ve Öznel kişilik ayrımını değerlendirme
Özellikle BM gibi evrensel örgütlerin kişiliğinin 'nesnel' olduğu ve üye olmayanlara karşı da tazminat talebi gibi haklar doğurduğu sonucuna varılır.
UAD, BM'nin uluslararası toplumun büyük çoğunluğunu temsil etmesi nedeniyle bu yetkiyi tanımıştır.

Anahtar Kavram

İşlevsel Gereklilik (Functional Necessity) ve Zımni Yetkiler (Implied Powers) Teorisi

Daha Fazla Pratik

Uluslararası örgütlerin sorumluluğu konusundaki 2011 ILC taslak maddelerini inceleyerek hukuki kişiliğin sonuçlarını pekiştirebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 218Soru

Uluslararası hukukta, bir devlette anayasa dışı yollarla gerçekleşen iktidar değişiklikleri sonrası gündeme gelen "hükümetlerin tanınması" kurumu ve bu sürece ilişkin doktriner yaklaşımlar göz önüne alındığında, aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bir devletin tanınması, o devletteki mevcut hükümetin de otomatik olarak tanındığı anlamına geldiğinden; hükümetin anayasa dışı yollarla değişmesi durumunda ilgili devletin uluslararası toplumca yeniden tanınması zorunludur.

Cevap

Uluslararası hukukta hükümet değişikliği durumunda devletin yeniden tanınması zorunluluğu bulunduğu ifadesi yanlıştır; devlet bir kez tanınır ve hükümetten bağımsız olarak kişiliği devam eder.
Doğru cevap, devletin tanınması ile hükümetin tanınması arasındaki temel farkı yansıtmaktadır. Uluslararası hukukta devlet bir kez tanındığında, hükümet darbe veya ihtilal gibi anayasa dışı yollarla değişse bile devletin uluslararası kişiliği sona ermez. Bu nedenle devletin yeniden tanınması gibi bir usul yoktur; sadece yeni gelen otoritenin o devleti temsil edip edemeyeceği (hükümetin tanınması) söz konusu olur.

Adım Adım Çözüm

1
Devlet ve hükümet ayrımını analiz etme
Devletin uluslararası hukuk kişiliği süreklidir; hükümet ise devletin iradesini temsil eden bir organdır.
Hükümet değişikliklerinin devletin tanınmışlık statüsünü etkileyip etkilemediğini belirlemek için bu ayrım kritiktir.
2
Hükümet tanıma doktrinlerini (Tobar, Estrada, Jefferson) değerlendirme
Tobar meşruiyet, Jefferson etkinlik, Estrada ise müdahale karşıtlığı üzerinden hükümet tanımayı ele alır.
Seçeneklerdeki doktrinel tanımların doğruluğunu teyit etmek gerekir.
3
Tanımanın hukuki sonuçlarını kontrol etme
Tanıma işlemi; yargı bağışıklığı, aktif/pasif temsil ve malvarlığı üzerindeki yetkileri belirler.
Hükümet tanımanın sadece siyasi değil, ciddi hukuki sonuçları olduğunu doğrulamak için gereklidir.
4
Yanlış olan önermeyi tespit etme
Hükümet değişince devletin de yeniden tanınması gerektiği iddiası 'devletin devamlılığı' ilkesine aykırıdır.
Hükümet tanımanın devlet tanımadan farkını ortaya koyan seçenek aranmaktadır.

Anahtar Kavram

Devletin Devamlılığı ve Hükümet Tanımanın Devlet Tanımadan Farkı

Daha Fazla Pratik

Devletlerin halefiyeti ile hükümetlerin tanınması arasındaki farkları inceleyerek devletin borçlarının devamlılığını analiz edebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 219Soru

Uluslararası hukukta devletlerin bir araya gelerek oluşturduğu birleşik yapılar; egemenliğin paylaşımı, dış temsil yetkisi ve üye birimlerin uluslararası hukuk kişiliğini koruyup korumaması bakımından farklı kategorilere ayrılır.

Buna göre; federasyon, konfederasyon, şahsi birlik ve hakkı birlik yapıları karşılaştırıldığında, aşağıdaki ifadelerden hangisi uluslararası hukuk ilkelerine göre doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Federasyonlarda kural olarak tek bir uluslararası hukuk kişiliği mevcutken; konfederasyonlarda her üye devlet kendi uluslararası hukuk kişiliğini ve egemenliğini muhafaza eder.

Cevap

Federasyonlarda kural olarak tek bir uluslararası hukuk kişiliği mevcutken; konfederasyonlarda her üye devlet kendi uluslararası hukuk kişiliğini ve egemenliğini muhafaza eder.
Uluslararası hukukta en temel ayrım süjelik (kişilik) üzerindedir. Federasyonlar, iç işlerinde özerk birimlerden oluşsa da dış ilişkilerde tek bir devlet olarak kabul edilirler (Örn: ABD, Almanya). Konfederasyonlar ise bağımsız devletlerin egemenliklerini koruyarak belirli amaçlar için kurdukları yapılardır ve her bir üye ayrı birer uluslararası hukuk süjesidir.

Adım Adım Çözüm

1
Birleşik devlet modellerini temelleri bakımından analiz et.
Federasyon anayasaya dayalı bir bütünken, konfederasyon bağımsız devletlerin bir antlaşma ile kurduğu gevşek bir iş birliğidir.
Kurucu belgenin niteliği, yapının uluslararası hukuktaki gücünü belirler.
2
Uluslararası hukuk kişiliği (süjelik) durumunu kontrol et.
Federasyonda tek kişilik (federal devlet), konfederasyonda ise üye sayısı kadar kişilik vardır.
Dış dünyada kimin muhatap alınacağı bu ayrım ile belirlenir.
3
Şahsi ve hakkı birlik ayrımını yap.
Şahsi birlikte sadece hükümdar ortaktır (kişilikler ayrıdır), hakkı birlikte ise dış politika ve kişilik ortaktır.
Monarşilerin birleşme biçimleri KPSS'de sıkça sorulan teknik bir ayrımdır.

Anahtar Kavram

Uluslararası Hukuk Kişiliği ve Devlet Birleşmeleri

İpuçları

1
Bir yapının 'federal' mi yoksa 'konfederatif' mi olduğunu anlamak için kurucu belgesine (Anayasa vs. Antlaşma) bakın.
2
Şahsi birlik (Personal Union) ve Hakkı birlik (Real Union) arasındaki farkı, devletlerin dışarıya karşı 'tek bir ses' olup olmadıklarına göre ayırt edin.

Daha Fazla Pratik

Vatikan'ın (Holy See) uluslararası hukuk kişiliği ve tarafsız devletlerin antlaşma yapma ehliyeti konusuna çalışabilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 220Soru

Uluslararası hukukta bir devletin siyasi varlığı, diğer devletlerin tanımasından bağımsızdır. Tanıma işlemi, yalnızca yeni devletin var olan kapasitesini teyit eden ve tanıyan devletin uluslararası hukuk kurallarını bu yeni birime karşı uygulama niyetini gösteren tek taraflı bir irade beyanıdır.

Bu tespitten hareketle, devletlerin tanınmasına ilişkin 'açıklayıcı (beyan edici) teori' uyarınca ulaşılabilecek en isabetli hukuki sonuç aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Devletin varlığı tanılamadan önce de hukuken mevcut olduğundan, tanıma işlemi sadece mevcut bir durumun saptanması ve kabulüdür.

Cevap

Devletin varlığının tanılamadan önce de mevcut olduğunu, tanımanın ise sadece bu durumun hukuken saptanması ve kabulü olduğunu belirten seçenek doğrudur.
Açıklayıcı (Beyan Edici) Teori uyarınca, bir devlet Montevideo Sözleşmesi'nde belirtilen halk, ülke ve otorite unsurlarına sahip olduğu andan itibaren uluslararası hukukun bir süjesidir. Diğer devletlerin tanıması bu kişiliği 'yaratmaz', sadece 'tescil' eder ve tanıyan devletin o birimle resmi ilişkiler yürütme niyetini ortaya koyar.

Adım Adım Çözüm

1
Devletin kurucu unsurlarını analiz et.
Bir devletin varlığı için halk, ülke ve siyasi otorite (egemenlik) unsurlarının birleşmesi yeterlidir.
Uluslararası hukukta devletlik sıfatı bu objektif kriterlerin gerçekleşmesiyle başlar.
2
Açıklayıcı (Beyan Edici) Teori ile Kurucu Teori arasındaki farkı belirle.
Açıklayıcı teoriye göre tanıma bir 'tespit' (declarative), kurucu teoriye göre ise 'yaratıcı' (constitutive) işlemdir.
Modern uluslararası hukuk uygulamaları ve 1933 Montevideo Sözleşmesi açıklayıcı teoriyi esas alır.
3
Tanımanın sonuçlarını değerlendir.
Tanınmayan bir devletin de hakları (ülkesel bütünlük, meşru müdafaa vb.) mevcuttur; ancak tanıma diplomatik ilişkilerin kurulmasını kolaylaştırır.
Devletlik sıfatı diğer devletlerin iradesine değil, fiili duruma bağlıdır.

Anahtar Kavram

Açıklayıcı (Beyan Edici) Tanıma Teorisi
ÖncekiSayfa 11 / 16Sonraki