İnşacılık (Konstrüktivizm)

332 soru

Soru 201Soru

1980'lerin sonlarından itibaren küresel siyaset analizlerinde egemen olan rasyonalist (Neorealist ve Neoliberal) yaklaşımların açıklayıcı sınırlarına yönelik eleştiriler, epistemolojik ve ontolojik sorgulamaları beraberinde getirmiştir. Özellikle Alexander Wendt, Nicholas Onuf ve Friedrich Kratochwil gibi teorisyenlerin çalışmalarıyla olgunlaşan İnşacılık (Konstrüktivizm); maddi güç, çıkar ve kimlik kavramlarını sosyal bir bağlamda yeniden ele almıştır.

Bu teorik yaklaşımın doğuşu ve benimsediği temel varsayımlar dikkate alındığında, İnşacılığın rasyonalist teorilerden en belirgin ayrışma noktası aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Maddi kapasitelerin ve yapısal güç dağılımının kendi başlarına nedensel bir etki yaratamayacağını, bu unsurlara anlam kazandıranın öznelerarası (intersubjektif) normlar olduğunu belirterek, otorite yoksunluğunun verili bir maddi durum değil, karşılıklı sosyal pratiklerle üretilen bir kurgu olduğunu savunması.

Cevap

Maddi kapasitelerin kendi başına nedensel etki yaratamayacağını ve otorite yoksunluğunun öznelerarası normlarla şekillenen toplumsal bir kurgu olduğunu savunan seçenektir.
Doğru cevap, İnşacılığın rasyonalist (Neorealist ve Neoliberal) yaklaşımlardan en büyük kopuşunu ifade eden ana argümanını yansıtır. Bu argüman, anarşinin verili ve değiştirilemez bir maddi durum olmadığı, aktörlerin sosyal pratikleriyle ürettiği toplumsal bir kurgu olduğu tezidir. İnşacılara göre maddi unsurlar (güç kapasitesi vs.) ancak öznelerarası paylaşılan anlamlar çerçevesinde kurucu bir etki yaratabilir.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki İnşacılığın rasyonalist (Neorealist ve Neoliberal) teorilere yönelttiği temel epistemolojik ve ontolojik eleştirinin odağını belirle.
Rasyonalist teoriler çıkar, kimlik ve anarşiyi 'verili' (önceden belirlenmiş, exogen) ve dışsal maddi gerçeklikler olarak kabul eder.
Ana akım teoriler ile eleştirel/inşacı teoriler arasındaki temel fay hattını saptamak doğru cevaba ulaşmanın ilk adımıdır.
2
Alexander Wendt ve Nicholas Onuf'un İnşacı yaklaşımlarının temel felsefi varsayımlarını hatırla ve sentezle.
İnşacılığa göre maddi faktörler öznelerarası (intersubjektif) sosyal anlamlar yüklenmeden tek başına belirleyici olamaz. Fail ve yapı birbirini sürekli olarak karşılıklı var eder.
İnşacılığın sadece kimliklerden bahsetmediğini, materyalizme karşı sosyolojik inşayı ontolojik merkeze koyduğunu doğrulamak içindir.
3
Seçenekleri bu teorik çerçevede analiz ederek ana akım yanılgıları ele.
Yapısal determinizmi savunan, kaos kavramına dayanan, İngiliz Okulu'na ait uluslararası toplum modelini kullanan ve inşacılığı anlık bir ütopya zanneden seçenekler elenir.
Doğru seçeneği, sıklıkla İnşacılıkla karıştırılan veya yanlış yorumlanan diğer kuramsal varsayımlardan ayırmak için gereklidir.

Anahtar Kavram

Öznelerarası Anlam ve Karşılıklı İnşa
Soru 202Soru

Ana akım uluslararası ilişkiler teorilerini eleştiren bir araştırmacı, fail ve yapı ilişkisine dair şu argümanı geliştirmiştir: 'Eğer uluslararası sistemi sadece maddi güç kapasitelerinin dağılımı üzerinden kavramsallaştırırsak, devleti bu değişmez çerçevenin pasif bir nesnesi haline getiririz. Diğer yandan, uluslararası politikayı yalnızca devletlerin önceden var olan verili çıkarları doğrultusunda yürüttükleri fayda maksimizasyonuna indirgersek, bu çıkarların ve devlet kimliklerinin hangi sosyal süreçlerden geçerek oluştuğunu açıklayamayız. Oysa anarşi ve devlet, biri diğerini tek yönlü belirleyen bağımsız değişkenler değildir; devletlerin sergilediği pratikler anarşik kültürü sürekli olarak yeniden üretirken, bu sosyal yapı da devletlerin ne tür aktörler olduğunu ve hangi kimliklere sahip olduğunu tanımlar.'

İnşacı (konstrüktivist) teoriye ait bu perspektifin, disiplindeki aktör-sistem sorunsalına getirdiği kavramsal çözüm aşağıdakilerden hangisiyle ifade edilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yapı ve failin birbirlerine ontolojik bir önceliği bulunmadığını ve sosyolojik bir süreçte birbirlerini sürekli olarak yeniden ürettiklerini savunan karşılıklı kuruluş (co-constitution) yaklaşımı.

Cevap

İnşacı teorinin ajan-yapı sorunsalına getirdiği çözüm, yapı ve failin birbirini sosyolojik bir süreçte var ettiği 'karşılıklı kuruluş' (co-constitution) yaklaşımıdır.
Soru metnindeki alıntı, Alexander Wendt'in fail-yapı tartışmasına (agent-structure problem) getirdiği temel teorik katkıyı özetlemektedir. İnşacılığa göre, devletlerin (faillerin) kimlikleri ve çıkarları önceden verili (egzojen) değildir, yapının sosyokültürel bağlamı içinde oluşur. Eş zamanlı olarak yapı (uluslararası anarşi) da ontolojik olarak faillerden bağımsız bir fiziksel veya maddi gerçeklik değildir; tam tersine devletlerin günlük pratikleri ile sosyal olarak var edilen (inşa edilen) bir olgudur. Bu iki kavramın birbirine önceliği yoktur ve birbirlerini var ederler. Bu sosyolojik etkileşim durumuna teoride 'karşılıklı kuruluş' (co-constitution) adı verilir.

Adım Adım Çözüm

1
Soru metnindeki eleştirilen teorik pozisyonları analiz et
Araştırmacı, sistemin maddi ve değişmez olduğunu savunan determinist yaklaşımı (neorealizm) ve çıkarların yapıdan bağımsız verili olduğunu savunan rasyonalist yaklaşımı eleştirmektedir.
Sorudaki metnin neye karşı çıktığını anlamak, inşacılığın özgün teorik alanını tespit etmeyi kolaylaştırır.
2
Metinde sunulan temel kavramsal argümanı tespit et
Metinde 'anarşi ve devlet, biri diğerini tek yönlü belirleyen bağımsız değişkenler değildir' ve 'pratikler anarşiyi yeniden üretirken, sosyal yapı da devletlerin kimliklerini tanımlar' ifadeleri yer almaktadır.
Bu ifadeler, yapının veya failin tek başına belirleyici olamayacağını, aralarında ontolojik bir eşitlik olduğunu gösterir.
3
Bulunan argümanı seçeneklerdeki teorik terimlerle eşleştir
Fail ve yapının ontolojik önceliğinin bulunmadığı ve sosyolojik olarak birbirlerini yeniden ürettikleri durum, literatürde 'karşılıklı kuruluş' (co-constitution) kavramı ile ifade edilir.
Alexander Wendt'in temsil ettiği inşacı teorinin fail-yapı tartışmasına getirdiği teorik sentez tam olarak bu ilkeye dayanır.

Anahtar Kavram

Karşılıklı Kuruluş (Co-constitution) İlkesi
Soru 203Soru

İnşacı (Konstrüktivist) teori, uluslararası ilişkiler disiplinine rasyonalist yaklaşımlara karşıt bir ontolojik temel sunarak dâhil olmuş, ancak zamanla Alexander Wendt gibi düşünürlerin temsil ettiği 'geleneksel (konvansiyonel)' ve daha çok post-yapısalcı felsefeden beslenen 'eleştirel' inşacılık olmak üzere iki ana eksene ayrılmıştır. Bu ayrımın merkezinde; bilginin doğası, kimliğin kavramsallaştırılması ve metodolojik kabuller yer almaktadır.

Uluslararası ilişkiler teorisindeki bu entelektüel ayrım dikkate alındığında, geleneksel ve eleştirel inşacılık arasındaki ontolojik ve epistemolojik farklılık aşağıdakilerden hangisinde en doğru şekilde ifade edilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Geleneksel inşacılık, ontolojik olarak kimlik ve çıkarların sosyal inşasını kabul etmesine rağmen epistemolojik açıdan bilimsel gerçekçi (pozitivist) bir nedensellik arayışını sürdürürken; eleştirel inşacılık bilginin iktidar ilişkilerinden bağımsız olamayacağını savunarak söylem ve dil pratiklerinin kimlikleri nasıl var ettiğine odaklanan post-pozitivist bir duruş sergiler.

Cevap

Doğru yanıt, geleneksel inşacılığın bilimsel gerçekçi (pozitivist) kalmasına karşın eleştirel inşacılığın post-pozitivist ve söylem odaklı olduğunu belirten seçenektir.
Geleneksel inşacılık, ontolojik olarak gerçekliğin sosyal inşasını benimsemesine rağmen rasyonalist kuramlarla aynı bilimsel sahada tartışabilmek için epistemolojik olarak pozitivist (bilimsel gerçekçi) bir nedensellik arayışı içinde kalır. Buna karşın eleştirel inşacılık, post-yapısalcı bir temelle bilginin güç ilişkilerinden bağımsız, objektif bir alan olmadığını; dolayısıyla kimlik ve çıkarların dışsal nedensel bağlarla değil, söylemsel pratiklerle nasıl (how possible) inşa edildiğini sorgular. Doğru yanıt bu karmaşık felsefi uçurumu en yetkin ve eksiksiz şekilde ifade etmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Geleneksel ve eleştirel inşacılık arasındaki temel felsefi ayrım noktasını tespit etmek.
Her iki dal ontolojik olarak dünyanın sosyal olarak inşa edildiğinde (fikirlerin, normların, kimliklerin önemi) birleşirken, bilginin nasıl elde edileceği ve gücün kavramsallaştırılması noktasında (epistemolojik ve metodolojik açıdan) ayrışırlar.
Sorunun yönelttiği iki yaklaşım arasındaki en kritik teorik farkı analiz edebilmek için ortak ontolojik temelin ötesine geçmek gerekir.
2
Geleneksel inşacılığın epistemolojik duruşunu tanımlamak.
A. Wendt tarafından formüle edilen geleneksel yaklaşım, neorealizm ve neoliberalizm gibi rasyonalist kuramlarla ortak bir dilde tartışabilmek için epistemolojik olarak pozitivist/bilimsel gerçekçi kalmayı seçer; 'neden' sorusu üzerinden nedensel yasalar bulmaya çalışır.
Seçeneklerde geleneksel inşacılığın bilimsellik ve nedensellik bağlamındaki tutumunu filtrelemek için gereklidir.
3
Eleştirel inşacılığın epistemolojik duruşunu tanımlayıp seçeneklerle eşleştirmek.
Post-yapısalcılıktan beslenen eleştirel inşacılık, mutlak ve tarafsız bir bilginin mümkün olmadığını, bilginin daima iktidar ürettiğini savunur. Kimliklerin nedensellikten ziyade söylemsel ve dilsel pratiklerle 'nasıl mümkün kılındığına' (how possible) odaklanır. Bu bütüncül ayrımı yansıtan ifade tespit edilir.
İki inşacı ana akım arasındaki kırılma noktasının tam bir teorik portresini oluşturarak doğru yanıta ulaşmak hedeflenmiştir.

Anahtar Kavram

Geleneksel ve Eleştirel İnşacılık Arasındaki Epistemolojik Ayrım
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 204Soru

Disiplin tarihinde metodolojik ve ontolojik fay hatlarının yeniden çizildiği bir dönemeçte, rasyonalist teorilerin devletlerin kimlik ve çıkarlarını verili, maddi dışsal faktörler olarak tanımlaması ciddi eleştirilere uğramıştır. Rasyonalizm ile yansımacılık (reflectivism) arasındaki teorik kırılmaların yaşandığı bu evrede Nicholas Onuf ve Friedrich Kratochwil gibi düşünürlerin attığı temeller üzerinden yükselen ve Alexander Wendt ile olgunlaşan alternatif bir analitik çerçeve geliştirilmiştir. Bu yeni çerçeve, aktörlerin maruz kaldığı etkileşim ortamının salt güç dağılımından ibaret nesnel bir veri olmadığını savunur.

Buna göre, bahsedilen inşacı yaklaşımın geleneksel materyalist teorilerden kopuşunu sağlayan temel argümanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Üst bir otoritenin yokluğunun devletlere peşinen bir davranış mantığı dayatmadığı, mevcut durumun ancak aktörlerin karşılıklı pratikleriyle inşa edilen toplumsal bir kurgu olduğu

Cevap

Doğru yanıt, üst bir otoritenin yokluğunun (anarşinin) devletlere yapısal bir mantık dayatmadığını, bunun aktörlerin pratikleriyle oluşan bir kurgu olduğunu belirten seçenektir.
İnşacı yaklaşım (Konstrüktivizm), rasyonalist teorilerin anarşiyi mutlak ve değiştirilemez maddi bir yapı olarak kabul etmesine karşı çıkar. Alexander Wendt'in özetlediği gibi anarşi, devletlere kendiliğinden bir 'self-help' (kendi başının çaresine bakma) politikası dayatmaz; devletlerin tarihsel etkileşimleriyle oluşturdukları sosyal bir inşa sürecinin (sosyolojik kurgunun) ürünüdür.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki kavramsal çerçevenin analiz edilmesi
Sorunun Onuf, Kratochwil ve Wendt'in katkılarıyla gelişen İnşacı (Konstrüktivist) yaklaşımın temel ontolojik eleştirisini aradığı tespit edilmiştir.
Soruda hedeflenen teorik çerçevenin rasyonalizm eleştirisi üzerinden netleştirilmesi gerekir.
2
Geleneksel (Rasyonalist) teorilerin anarşi okumasının belirlenmesi
Neorealizm ve Neoliberalizm'in anarşiyi verili, nesnel ve devletlerin kimliklerinden bağımsız maddi bir veri olarak ele aldığı hatırlanmıştır.
İnşacılığın kopuş noktasını bulabilmek için öncelikle neye karşı çıktığının bilinmesi zorunludur.
3
İnşacı argümanın tanımlanması ve seçeneklerle eşleştirilmesi
İnşacılığın anarşiyi baştan verili bir nesnel gerçeklik değil, 'devletlerin ondan ne anladığı' ekseninde toplumsal bir kurgu (sosyal inşa) olarak kavramsallaştırdığı seçeneği bulunmuştur.
Doğru cevabın disiplin tarihindeki Yansımacı (Reflectivist) ontolojik duruşu yansıtması gerekmektedir.

Anahtar Kavram

İnşacılığın (Konstrüktivizm) Doğuşu ve Anarşinin Sosyal İnşası
Soru 205Soru

Uluslararası ilişkilerde uzun süre birbirlerini askeri bir tehdit olarak algılayan iki sınır komşusu devlet, ortak su kaynaklarının yönetimi için mecburi bir işbirliği süreci başlatmıştır. Zamanla bu etkileşim pratiği, iki devlet arasındaki güvensizliği azaltmış ve bölgesel düzeyde yeni bir işbirliği normunun doğmasını sağlamıştır. Oluşan bu yeni normatif yapı ise söz konusu devletlerin dış politika kimliklerini yeniden tanımlamalarına ve birbirlerini 'düşman' yerine 'ortak' olarak konumlandırmalarına yol açmıştır.

Bu senaryoda özetlenen dönüşüm süreci, İnşacı (Konstrüktivist) teorinin fail-yapı (ajan-yapı) tartışmasındaki hangi temel argümanını somutlaştırmaktadır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Fail ve yapının sürekli bir etkileşim içinde birbirlerini var ettiği karşılıklı kuruluş sürecini

Cevap

Doğru cevap, fail ve yapının birbirlerini eşzamanlı olarak inşa ettiğini savunan karşılıklı kuruluş (co-constitution) ilkesini ifade eden seçenektir.
Verilen senaryoda devletlerin (faillerin) işbirliği eylemleri yeni bir bölgesel kural/norm (yapı) ortaya çıkarmakta, ardından oluşan bu yapı devletlerin temel dış politika kimliklerini yeniden konumlandırmaktadır. İnşacı teoride fail ve yapının birbirini sürekli, eşzamanlı olarak etkileyip dönüştürdüğü bu ontolojik ilişki 'karşılıklı kuruluş' (co-constitution) kavramıyla tanımlanır. Doğru seçenek bu dinamik süreci net ve eksiksiz biçimde ifade etmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Senaryodaki etkileşim yönünü analiz etme
Devletlerin (faillerin) su yönetimi konusundaki pratikleri yeni bir bölgesel kural (yapı) oluşturmuş, bu kural/yapı da zamanla devletlerin kimliklerini (düşmandan ortağa) dönüştürmüştür.
Teorik kavramı belirleyebilmek için eylemin ve etkinin hangi yönde (failden yapıya veya yapıdan faile) gerçekleştiğini tespit etmek gerekir.
2
İnşacı teorinin fail-yapı çözümlemesini hatırlama
İnşacılığa göre ne fail yapıdan bağımsızdır ne de yapı failler olmadan var olabilir. Fail yapıyı eylemleriyle inşa ederken, yapı da failin kimlik ve çıkarlarını yeniden tanımlar. Bu ilişki ontolojik bir 'karşılıklı kuruluş' sürecidir.
Soru kökünde doğrudan teorinin bu etkileşime verdiği isim (argüman) sorulmaktadır.
3
Seçenekleri ilgili uluslararası ilişkiler teorileriyle eşleştirme
Karşılıklı kuruluş dinamiğini betimleyen seçenek belirlenir. Diğer seçenekler yapısal determinizm (Neorealizm), mutlak kazanç (Neoliberalizm) ve güç arzusu (Klasik Realizm) gibi farklı teorik çerçevelere aittir.
Çeldiricileri elemek ve doğru teorik varsayımı yansıtan ifadeyi doğrulamak için gereklidir.

Anahtar Kavram

Karşılıklı Kuruluş (Co-constitution)
Soru 206Soru

Uluslararası politika analizlerinde, neorealizm ve neoliberalizm gibi rasyonalist teoriler ile inşacılık (konstrüktivizm) arasındaki temel tartışma alanlarından biri eylem mantığıdır. Rasyonalist bakış açısı, aktörlerin eylemlerini fayda-maliyet hesaplarına dayanan 'sonuç odaklı mantık' (logic of consequences) üzerinden açıklar. Bu yaklaşıma göre devletler, verili (dışsal) çıkarlarını maksimize edecek en verimli araçları seçerler.

Öte yandan inşacılık, devletlerin birer toplumsal aktör olduğunu ve eylemlerinin sadece maddi çıkarlarla değil; uluslararası normlar, kimlikler ve paylaşılan değerler tarafından şekillendiğini savunur. Bir devlet, bir eylemi sırf güç veya kazanç getirdiği için değil, uluslararası toplumun meşru bir üyesi olmak adına 'olması gereken doğru davranış budur' diyerek yerine getirebilir.

Bu metne göre inşacı yaklaşım, devletlerin söz konusu kural ve norm temelli davranış modelini ifade etmek için aşağıdaki kavramlardan hangisini kullanır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Uygunluk mantığı

Cevap

Uygunluk mantığı
İnşacı (Konstrüktivist) teoriye göre uluslararası ilişkilerdeki aktörler, eyleme geçmeden önce salt fayda ve maliyeti (sonuç odaklı mantık / logic of consequences) hesaplamazlar. Bunun yerine 'Benim gibi bir aktör bu durumda nasıl davranmalıdır?' sorusunu sorarak uluslararası normlara, yerleşmiş kurallara ve paylaşılan kimliklerine uygun hareket etmeye çalışırlar. Literatürde James March ve Johan Olsen tarafından kavramsallaştırılan ve inşacılık tarafından benimsenen bu kavram 'uygunluk mantığı' (logic of appropriateness) olarak adlandırılır.

Adım Adım Çözüm

1
Metinde verilen teorik karşılaştırmayı analiz et.
Rasyonalist teorilerin 'sonuç odaklı mantık' (maliyet-fayda) ile hareket ettiği, inşacılığın ise eylemleri kimlik, normlar ve meşruiyet üzerinden açıkladığı tespit edilir.
Sorunun kökünde inşacılığın benimsediği eylem mantığının terimsel karşılığı sorulmaktadır.
2
Seçeneklerdeki kavramları ait oldukları teorilerle eşleştir.
Göreli kazanç ve güvenlik maksimizasyonu (Neorealizm), karmaşık karşılıklı bağımlılık (Neoliberalizm), mutlak anarşi koşulları (Realizm) rasyonalist şemsiye altında yer alırken; 'uygunluk mantığı' inşacı yaklaşıma aittir.
Doğru cevaba ulaşmak için kavramların rasyonalist-inşacı ayrımındaki konumlarının belirlenmesi gerekir.

Anahtar Kavram

Uygunluk Mantığı (Logic of Appropriateness)
Soru 207Soru

Uluslararası sistemde "otonom ölümcül silahların yasaklanması" fikri, belirli sivil toplum kuruluşları ve öncü devletlerin çabalarıyla gündeme gelmiş ve uluslararası toplumdaki devletlerin yaklaşık üçte biri tarafından kabul edilerek kritik bir eşik noktasına (tipping point) ulaşmıştır. Bu noktadan sonra, başlarda yasağa karşı çıkan veya ilgisiz kalan pek çok devlet; uluslararası toplumdan dışlanmamak, diplomatik prestij kaybetmemek ve uluslararası alanda meşru bir aktör olarak algılanmak amacıyla peş peşe anlaşmaya taraf olmaya başlamıştır. Bu süreçte aktörlerin davranışlarını belirleyen temel unsur, yasağın ahlaki doğruluğuna duyulan içten inançtan ziyade, uluslararası toplumun yarattığı baskı ve dışlanma korkusudur.

Martha Finnemore ve Kathryn Sikkink'in "Norm Yaşam Döngüsü" modeline göre, bu metinde tasvir edilen aşama ile aktörlerin davranışını şekillendiren temel güdü/mekanizma aşağıdakilerden hangisinde doğru eşleştirilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Normun yaygınlaşması (cascade) aşaması – Meşruiyet arayışı ve uluslararası sosyalleşme

Cevap

Doğru eşleştirme, 'Normun yaygınlaşması (cascade) aşaması – Meşruiyet arayışı ve uluslararası sosyalleşme' seçeneğidir.
Metinde tasvir edilen durum, Finnemore ve Sikkink'in Norm Yaşam Döngüsü modelinin ikinci aşaması olan 'Normun Yaygınlaşması' (Norm Cascade) aşamasına karşılık gelmektedir. Modelde eşik noktası (tipping point) aşıldıktan sonra devreye giren bu aşamada, devletlerin temel güdüsü uluslararası toplumda meşruiyet kazanmak, aidiyet hissetmek ve dışlanmaktan kurtulmaktır. Bu motivasyonu pratiğe döken temel mekanizma ise diplomatik taklit ve uluslararası sosyalleşmedir. Parçada normun ahlaki doğruluğundan ziyade sosyal baskı ve prestij arayışının vurgulanması, sürecin 'uygunluk mantığı' ve alışkanlıkların egemen olduğu içselleştirme aşamasına henüz geçmediğini, yaygınlaşma aşamasında olduğunu kesin olarak göstermektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Metindeki anahtar kavramları ve belirtilen eşik noktasını analiz etmek.
Normun 'eşik noktasını (tipping point)' geçtiği ve devletlerin normu dışlanmamak ile prestij kazanmak amacıyla kabul ettiği tespit edilmiştir.
Finnemore ve Sikkink'in modelinde aşamaları birbirinden ayıran temel unsurlar eşik noktası, aktörlerin güdüleri ve etkileşim mekanizmalarıdır.
2
Tespit edilen bulguları Norm Yaşam Döngüsü aşamalarıyla eşleştirmek.
Eşik noktası sonrası dönem 'Normun Yaygınlaşması' (Cascade) aşamasıdır. Dışlanma korkusu ve prestij arayışı 'meşruiyet' güdüsünü, bu süreçteki baskı ise 'sosyalleşme' mekanizmasını işaret eder.
Modelin birinci aşamasında altruizm/ikna, ikinci aşamasında meşruiyet/sosyalleşme, üçüncü aşamasında ise uygunluk mantığı/alışkanlık etkilidir.
3
Seçenekleri bu teorik çerçeveye göre değerlendirmek.
Doğru aşama ve mekanizmanın sadece yaygınlaşma ve sosyalleşme ikilisiyle verildiği seçenek belirlenmiştir.
Diğer seçenekler aşamaları yanlış sıralamakta veya inşacı modele ait olmayan (rasyonel çıkar, göreli kazanç gibi) kavramları sürece dahil etmektedir.

Anahtar Kavram

Norm Yaşam Döngüsü Modeli (Norm Life Cycle) ve Aşama Dinamikleri
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 208Soru

Neorealizm ile Neoliberalizm arasındaki neo-neo sentezinin, Soğuk Savaş'ın barışçıl bir şekilde sona ermesi gibi büyük sistemik değişimleri öngörememesi, uluslararası ilişkiler disiplininde teorik bir sorgulamaya yol açmıştır. Bu sorgulama sürecinde Alexander Wendt, Nicholas Onuf ve Friedrich Kratochwil gibi düşünürlerin öncülüğünde gelişen İnşacılık (Konstrüktivizm), ana akım teorilerin rasyonalist ve materyalist temellerine karşı güçlü bir alternatif oluşturmuştur.

Buna göre, İnşacılığın benimsediği ontolojik ve epistemolojik varsayımlar dikkate alındığında, aşağıdakilerden hangisi bu yaklaşımın temel argümanlarından biridir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Merkezi bir siyasi otoritenin bulunmaması durumu olan anarşi, kendi başına çatışma üreten nesnel bir veri değil; aktörlerin karşılıklı pratikleri sonucunda inşa edilen sosyal bir olgudur.

Cevap

İnşacılığa göre anarşi, kendi başına çatışma üreten nesnel bir veri değil; aktörlerin karşılıklı pratikleri sonucunda inşa edilen sosyal bir olgudur.
İnşacılığın (Konstrüktivizmin) en temel ontolojik varsayımı, Alexander Wendt'in meşhur yaklaşımıyla da özetlendiği üzere, anarşinin peşinen verilmiş dışsal ve maddi bir zorunluluk olmamasıdır. Bu yaklaşıma göre anarşi ve uluslararası sistemin yapısı; devletlerin birbirleriyle olan tarihsel, söylemsel ve sosyal pratikleri sonucunda şekillenen toplumsal bir kurgudur.

Adım Adım Çözüm

1
Soru metnindeki teorik bağlamı ve İnşacılık (Konstrüktivizm) yaklaşımının hangi akımlara karşı konumlandığını belirlemek.
İnşacılığın, ana akım teoriler olan Neorealizm ve Neoliberalizmin rasyonalist ve materyalist kabullerini eleştirdiği tespit edilmiştir.
Doğru seçeneği bulmak için yaklaşımın ana akım teorilerden ayrıştığı ontolojik temeli ve temel eleştirisini anlamak gerekir.
2
Seçeneklerdeki argümanların hangi uluslararası ilişkiler teorilerine ait olduğunu analiz etmek.
Maddi güç vurgusu yapan seçenek Neorealizme, mutlak kazanç ve kurumlar vurgusu yapan Neoliberalizme aittir.
İnşacılığın kendine özgü argümanını, diğer rasyonalist varsayımlardan ayıklamak için.
3
Alexander Wendt ve Nicholas Onuf'un fikirleriyle örtüşen, anarşinin ve gerçekliğin 'sosyal inşasına' vurgu yapan ifadeyi tespit etmek.
Anarşinin nesnel bir veri değil, aktörlerin pratikleriyle oluşan sosyal bir olgu olduğunu belirten ifadenin İnşacılığın temel argümanı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
İnşacılık, yapıların sosyal olarak kurulduğunu ve devlet davranışlarının kimlikler ile normlar etrafında şekillendiğini savunur.

Anahtar Kavram

İnşacılıkta (Konstrüktivizm) Sosyal İnşa ve Anarşi Kavramı
Soru 209Soru

Dil felsefesinden, özellikle J. L. Austin ve J. Searle'ün çalışmalarından yoğun biçimde beslenen bir uluslararası ilişkiler teorisyeni, rasyonalist teorilerin 'verili' kabul ettiği anarşik yapının aslında aktörlerin dilsel pratikleriyle inşa edildiğini savunur. Bu yaklaşıma göre sosyal gerçeklik, eylemleri kurallara dönüştüren 'söz edimleri' (speech acts) aracılığıyla kurulur. Sosyal düzeni ve anarşinin doğasını şekillendiren bu kurallar; aktörlerin inanç ve ilkelerini yansıtan öğretici kurallar (instruction-rules), statü ve yetki hiyerarşisi üreten yönlendirici kurallar (directive-rules) ve antlaşmalar gibi geleceğe yönelik eylem vaatlerini içeren taahhüt kuralları (commitment-rules) olmak üzere üç kategoride incelenir. Disiplinde inşacılık kavramını bu kural temelli ontolojiyle ilk kez sistematik bir biçimde kullanan teorisyen, fail ve yapının birbirini dil üzerinden nasıl karşılıklı var ettiğini açıklamıştır.

Bu parçada teorik çerçevesi özetlenen düşünür ve onun uluslararası ilişkiler analizinde merkeze aldığı temel kavram/eser eşleştirmesi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Nicholas Onuf – Kuralların Dünyası ve Söz Edimleri Tipolojisi

Cevap

Parçada bahsedilen söz edimleri (speech acts) ve üçlü kural tipolojisi (öğretici, yönlendirici, taahhüt) yaklaşımını geliştirerek disiplinde inşacılığı sistematik hale getiren düşünür Nicholas Onuf ve onun temel eseri 'Kuralların Dünyası'dır.
Doğru eşleştirme Nicholas Onuf'tur çünkü uluslararası ilişkilerde 'inşacılık' kavramını 1989 tarihli 'World of Our Making' (Kuralların Dünyası) adlı eserinde ilk kullanan kişidir. Austin ve Searle'ün dil felsefesinden yararlanarak, sosyal gerçekliğin 'söz edimleri' (speech acts) üzerinden nasıl kurulduğunu açıklamıştır. Onuf'un teorisinin kalbinde, eylemleri anlamlandıran üç temel kural yatar: öğretici kurallar (instruction-rules), yönlendirici kurallar (directive-rules) ve taahhüt kuralları (commitment-rules). Bu tipoloji yalnızca Onuf'un kuramsal çerçevesine aittir.

Adım Adım Çözüm

1
Parçadaki temel teorik kavramları tespit et.
Dil felsefesi, J.L. Austin, J. Searle, 'söz edimleri' (speech acts), 'öğretici kurallar', 'yönlendirici kurallar' ve 'taahhüt kuralları'.
Sorunun hangi teorisyeni işaret ettiğini belirlemek için özgün anahtar kelimelerin ayıklanması gerekir.
2
İnşacı (Konstrüktivist) teorisyenlerin yaklaşımlarını karşılaştır.
Wendt anarşi kültürlerine (Hobbesçu, vs.) odaklanırken; Onuf, kuralların dünyasını ve dilin performatif gücünü (söz edimleri) merkeze alır.
Aynı teorik şemsiye altındaki farklı düşünürleri argümanlarına göre birbirinden ayırt etmek için.
3
Öncüldeki özel kural tipolojisini eşleştir.
Instruction-rules, directive-rules ve commitment-rules üçlemesi doğrudan Nicholas Onuf'un 'World of Our Making' (Kuralların Dünyası) eserindeki temel teorik çerçevedir.
Spesifik kavramsallaştırmanın kime ait olduğunun bilinmesi doğrudan doğru cevaba ulaştırır.

Anahtar Kavram

Nicholas Onuf'un inşacılığa dil felsefesi üzerinden getirdiği katkı ve söz edimlerine dayanan üçlü kural tipolojisi.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 210Soru

Rasyonel seçim teorilerini eleştiren bir uluslararası ilişkiler araştırmacısı, çalışmalarında şu argümana yer vermiştir:

"Devletlerin kimlikleri ve çıkarları, salt maddi kapasitelerine bağlı olarak baştan belirlenmiş veriler değildir. Aksine, uluslararası normlar ve kurallar devletlerin kim olduklarını ve ne istediklerini şekillendirir. Eş zamanlı olarak, bu normlar ve uluslararası anarşik yapı da devletlerin tarihsel süreçteki pratikleri, etkileşimleri ve birbirlerini algılayış biçimleri dışında var olamaz. İkisi de birbirinin hem ürünü hem de varlık koşuludur."

Buna göre, araştırmacının vurguladığı ve İnşacı (Konstrüktivist) teorinin ontolojik temelini oluşturan bu kavramsal çerçeve aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Fail ve yapının karşılıklı kuruluşu

Cevap

Araştırmacının vurguladığı kavramsal çerçeve, fail ve yapının karşılıklı kuruluşudur.
Doğru cevap, fail ve yapının birbirini var etme ve şekillendirme durumunu anlatan ifadedir. Parçada geçen 'İkisi de birbirinin hem ürünü hem de varlık koşuludur' cümlesi, uluslararası ilişkiler teorisinde tam olarak 'karşılıklı kuruluş' (co-constitution) kavramını tanımlamaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Parçadaki temel argümanı analiz etmek.
Araştırmacı, yapının (normlar ve anarşi) devletleri (kimlik ve çıkarlar) şekillendirdiğini, aynı zamanda devletlerin pratiklerinin de yapıyı var ettiğini belirtmektedir.
Soruda sorulan teorik çerçevenin hangi ilişki biçimini tanımladığını tespit etmek için parçanın merkezindeki vurguyu bulmak gerekir.
2
Tespit edilen ilişki biçimini İnşacılık (Konstrüktivizm) teorisindeki kavramlarla eşleştirmek.
Bu çift yönlü, birbirini var etme süreci Alexander Wendt'in öne çıkardığı şekliyle ajan-yapı (fail-yapı) tartışmasındaki 'karşılıklı kuruluş' (co-constitution) ilkesine karşılık gelmektedir.
İnşacılığın ontolojik varsayımları gereği, fail ve yapı birbirine indirgenemez ve biri diğeri olmadan anlaşılamaz.

Anahtar Kavram

Fail ve Yapının Karşılıklı Kuruluşu (Co-constitution)
Soru 211Soru

Geçmişte uluslararası sistemde yoğun siyasi tartışmalara ve devletlerin egemenlik reflekslerinden kaynaklanan güçlü dirençlere sahne olan belirli bir çevre koruma standardı, günümüzde diplomatik platformlarda veya ulusal meclislerde tartışılmaya dahi gerek duyulmadan, ilgili bürokratik kurumlar tarafından sıradan bir prosedür olarak otomatik şekilde uygulanmaktadır. Karar alıcılar için bu standardı ihlal etmek artık uygun bir politika seçeneği olarak bile algılanmamaktadır.

Finnemore ve Sikkink'in geliştirdiği Norm Yaşam Döngüsü Modeli'ne göre, bahsedilen çevre koruma standardı döngünün hangi aşamasına ulaşmıştır ve bu aşamaya hâkim olan temel dinamik aşağıdakilerden hangisinde doğru verilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İçselleştirme (Internalization) aşamasındadır; norm artık sorgulanmadan "veri kabul edilmekte" (taken-for-granted) ve uygunluk mantığıyla hareket edilmektedir.

Cevap

İçselleştirme (Internalization) aşamasındadır; norm artık sorgulanmadan "veri kabul edilmekte" (taken-for-granted) ve uygunluk mantığıyla hareket edilmektedir.
Soruda verilen paragrafta çevre koruma standardının diplomatik ve siyasi tartışmalardan çıkarak 'otomatik bir bürokratik prosedür' halini aldığı vurgulanmaktadır. Finnemore ve Sikkink'in Norm Yaşam Döngüsü Modeli'nde, bir normun sorgulanmaktan çıkıp zihinlerde 'veri kabul edildiği' (taken-for-granted) ve tamamen rutinleştiği son aşama İçselleştirme (Internalization) aşamasıdır. Bu aşamada aktörler eylemlerini uygunluk mantığı (logic of appropriateness) çerçevesinde, düşünmeden gerçekleştirirler.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki temel aktör davranışını analiz etmek.
Devletlerin bir uluslararası kuralı artık tartışmadan, standart bir bürokratik prosedür olarak 'otomatik şekilde' uyguladığı ve alternatifleri değerlendirmediği tespit edilir.
Uluslararası ilişkilerde aktörlerin bir kurala uyma motivasyonunu ve davranış biçimini belirlemek, kavramsal analizin ilk adımıdır.
2
Finnemore ve Sikkink'in Norm Yaşam Döngüsü Modelini (Norm Life Cycle) hatırlamak.
Modelin aşamaları şunlardır: 1. Doğuş (Emergence - ikna mekanizması), 2. Yaygınlaşma (Cascade - prestij ve sosyalleşme baskısı), 3. İçselleştirme (Internalization - rutinleşme ve veri kabul etme).
Paragraftaki davranışı açıklayacak doğru kuramsal çerçeveyi kurmak gereklidir.
3
Paragraftaki durumu modelin kuramsal aşamalarıyla eşleştirmek.
Normun 'tartışılmaya gerek duyulmadan' uygulanması ve uygunluk mantığının bir refleks haline gelmesi, modelin son aşaması olan İçselleştirme (Internalization) aşamasının kesin tanımıdır.
Kavram ile senaryo arasındaki doğrudan bağlantı kurularak doğru seçeneğe ulaşılır.

Anahtar Kavram

Normun İçselleştirilmesi ve Veri Kabul Edilmesi (Taken-for-granted)
Soru 212Soru

K ve L devletleri, aralarındaki uzun soluklu diplomatik pratikler, ortak söylemler ve sembolik jestler sonucunda birbirlerini 'güvenilir müttefik' olarak görmeye başlamışlardır. Bu tanımlamanın ardından, her iki devlet de güvenlik politikalarını salt maddi kapasite artırımı yerine, aralarındaki kurumsal iş birliğini derinleştirmek üzerine kurgulamıştır. İnşacı (Konstrüktivist) yaklaşıma göre, bu durum aktörlerin ne istediklerini ve nasıl davranacaklarını belirleyen temel bir mekanizmanın sonucudur.

Alexander Wendt'in, anarşinin devletlerin etkileşimine göre anlam kazandığını savunan temel tezi dikkate alındığında, K ve L devletlerinin güvenlik politikalarının bu şekilde evrilmesini sağlayan asıl dinamik aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Devletlerin kimlik ve çıkarlarının, birbirleriyle olan öznelerarası (intersubjektif) etkileşimleri sonucunda sosyal olarak inşa edilmesi

Cevap

Devletlerin kimlik ve çıkarlarının, birbirleriyle olan öznelerarası (intersubjektif) etkileşimleri sonucunda sosyal olarak inşa edilmesi
Doğru cevap, Sosyal İnşacılık (Konstrüktivizm) teorisinin ontolojik temeli olan 'öznelerarasılık' kavramını ifade etmektedir. İnşacılara (özellikle Alexander Wendt'in tezine) göre anarşi, devletlerin etkileşimlerinden bağımsız, verili bir maddi yapı değildir. Devletlerin kimlikleri ve bu kimliklere bağlı olan ulusal çıkarları, aktörlerin birbirleriyle olan tarihsel ve sosyal etkileşimleri (öznelerarası süreçler) sonucunda şekillenir. Soruda K ve L devletlerinin birbirlerini 'müttefik' olarak tanımlaması ve güvenlik politikalarını bu sosyal kimlik üzerinden kurmaları, çıkarların sosyal etkileşim yoluyla inşa edildiğini doğrudan göstermektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Metinde yer alan K ve L devletleri arasındaki ilişkisel değişimin temel nedenini analiz etmek.
Değişimin maddi kapasite farkından veya dışsal bir zorlamadan değil, diplomatik pratikler ve ortak söylemler gibi sosyal etkileşimlerden kaynaklandığı belirlenmiştir.
Sorunun hangi kuramsal çerçeveyi işaret ettiğini bulmak için temel değişkenlerin tespit edilmesi gerekir.
2
İnşacı (Konstrüktivist) teorinin anarşi ve çıkar kavramlarına yaklaşımını değerlendirmek.
İnşacılığa göre anarşinin verili bir kaos olmadığı, çıkarların ise eksojen (dışsal) değil, öznelerarası sosyal etkileşim süreciyle endojen (içsel) olarak kurulduğu sonucuna varılmıştır.
Doğru seçeneği, maddi yapıya veya dışsal çıkarlara odaklanan rasyonalist yaklaşımlardan ayırmak için teorik ontolojinin netleştirilmesi şarttır.

Anahtar Kavram

İnşacılıkta Öznelerarasılık ve Kimlik İnşası
Soru 213Soru

Uluslararası sistemde X ve Y devletleri, uzun yıllar boyunca birbirlerini varoluşsal bir tehdit olarak algılamış ve ilişkilerini sürekli bir silahlanma yarışı üzerinden yürütmüştür. Ancak zamanla bu iki devlet, diplomatik etkileşimler aracılığıyla birbirlerinin egemenlik haklarını ve yaşama hakkını tanımış; rekabet etmeye devam etseler de anlaşmazlıklarını şiddet dışı yollarla çözme pratiğini benimsemişlerdir. İlerleyen on yıllarda ise ilişkileri, birbirlerinin güvenliğini kendi güvenliklerinin ayrılmaz bir parçası olarak gördükleri ve olası dış tehditlere karşı ortak hareket ettikleri kalıcı bir dostluk ve ittifak aşamasına evrilmiştir. Dikkat çekici olan husus, tüm bu zihniyet ve ilişki dönüşümü yaşanırken, her iki devletin de askeri kapasitelerinde veya uluslararası sistemin genel maddi güç dağılımında belirgin bir değişiklik olmamasıdır.

Alexander Wendt’in sosyal inşacı (konstrüktivist) teorisi temel alındığında, X ve Y devletleri arasındaki bu tarihsel dönüşümü aşağıdakilerden hangisi en doğru şekilde açıklar?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Anarşi verili ve tek tip bir yapı değildir; devletler arasındaki paylaşılan fikirler ve sosyal etkileşimler değiştikçe, maddi kapasiteler sabit kalsa bile sistem sırasıyla Hobbesçu, Lockeçu ve Kantçı anarşi kültürleri temelinde yeniden inşa edilmiştir.

Cevap

Anarşinin tek tip olmadığı ve sosyal etkileşimlerle Hobbesçu, Lockeçu ve Kantçı kültürler temelinde yeniden inşa edildiğini belirten seçenektir.
Alexander Wendt'e göre anarşi, devletlerin davranışlarını mutlak surette dikte eden (örneğin herkesi kaçınılmaz olarak güvenlik ikilemine iten) verili ve maddi bir yapı değildir. Devletler arası etkileşim ve sosyal pratikler, sistemdeki anarşinin kültürünü belirler. Soru kökündeki devletler, etkileşim süreçleri boyunca kimlik ve çıkarlarını yeniden tanımlamış; böylece maddi kapasiteler (askeri ve ekonomik güç) sabit kalsa dahi aralarındaki uluslararası anarşi sırasıyla Hobbesçu (düşmanlık), Lockeçu (şiddet dışı rekabet ve tanınma) ve Kantçı (dostluk ve ortak güvenlik) kültürler ekseninde evrilmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki senaryoyu Wendt'in teorisindeki kavramlarla eşleştirme
Varoluşsal tehdit ve silahlanma yarışı 'Hobbesçu', egemenliğin tanınması ve şiddet dışı rekabet 'Lockeçu', ortak güvenlik ve dostluk ise 'Kantçı' anarşi kültürüne karşılık gelir.
Olayın tarihsel akışındaki her bir evre, Wendt'in sınıflandırdığı farklı bir anarşi kültürünün özelliklerini barındırmaktadır.
2
Maddi kapasite değişiminin olmamasının teorik karşılığını belirleme
Devletlerin maddi güçlerinde değişim olmaması, dönüşümün tamamen 'ideasyonel' (düşünsel) yapıdaki ve paylaşılan fikirlerdeki bir değişime dayandığını kanıtlar.
İnşacılık, realizmin aksine uluslararası sistemin yapısını salt maddi kapasitelerle değil, karşılıklı sosyal etkileşim ve kurulan kimlik/fikirlerle açıklar.
3
Seçenekleri bu iki temel bulgu ışığında değerlendirme
Anarşinin verili olmadığı ve etkileşimle söz konusu üç kültürel aşamadan geçerek yeniden inşa edildiğini ifade eden seçenek doğru yanıttır.
Bu ifade, Wendt'in 'anarşi devletlerin ondan ne anladığıdır' ana tezini ve üçlü kültür modelini en kapsayıcı ve hatasız şekilde özetler.

Anahtar Kavram

Alexander Wendt'in Anarşi Kültürleri (Hobbesçu, Lockeçu, Kantçı) ve Sosyal İnşacılık
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 214Soru

Soğuk Savaş sonrası dönemde devletlerin askeri güç kapasitelerinde radikal bir değişim olmamasına rağmen, bazı bölgelerde güvenlik algısının tamamen dönüştüğünü gözlemleyen bir uluslararası ilişkiler araştırmacısı, sistemde merkezi otoritenin yokluğunun (anarşi) devletlere otomatik olarak güç maksimizasyonunu dayatmadığını ileri sürmektedir. Araştırmacı, devletlerin birbirlerini düşman, rakip veya dost olarak konumlandırmasının maddi yapılardan ziyade aralarındaki sosyal etkileşim geçmişine dayandığını vurgulamaktadır.

Buna göre, Alexander Wendt'in 'Anarşi, devletlerin ondan ne anladığıdır' tezini temel alan bu araştırmacının, anarşinin doğasına ilişkin yapacağı en doğru çıkarım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Anarşinin dışsal ve a priori (önsel) bir rekabet mantığı yoktur; maddi yapılar ancak devletlerin sosyal etkileşimleri sonucunda inşa ettikleri Hobbesçu, Lockeçu veya Kantçı anarşi kültürleri üzerinden anlam kazanır.

Cevap

Anarşinin dışsal ve a priori (önsel) bir rekabet mantığı yoktur; maddi yapılar ancak devletlerin sosyal etkileşimleri sonucunda inşa ettikleri Hobbesçu, Lockeçu veya Kantçı anarşi kültürleri üzerinden anlam kazanır.
Alexander Wendt'in inşacı yaklaşımına göre anarşi, neorealistlerin iddia ettiği gibi tüm devletlere güç maksimizasyonunu dayatan değişmez, tekdüze ve önsel (a priori) bir maddi yapı değildir. Anarşi, 'devletlerin ondan ne anladığıdır'. Bu anlam, devletlerin tarihsel etkileşim pratikleri sonucunda sosyal olarak inşa edilir. Bu etkileşimler neticesinde uluslararası sistemde üç farklı anarşi kültürü doğabilir: Devletlerin birbirlerini varoluşsal tehdit gördüğü Hobbesçu kültür, birbirlerinin egemenliğini tanıdıkları ancak şiddeti araçsallaştırabildikleri Lockeçu kültür ve şiddet kullanımını reddedip ortak hareket ettikleri Kantçı kültür. Doğru ifade bu kavramsal çerçeveyi eksiksiz ve hatasız biçimde yansıtmaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Araştırmacının vurguladığı 'anarşinin otomatik olarak güç maksimizasyonu dayatmadığı' tezini Alexander Wendt'in inşacı yaklaşımıyla eşleştir.
Bu durum Wendt'in, anarşinin tek bir mantığı (verili bir rekabet/çatışma zorunluluğu) olmadığı yönündeki temel teziyle uyuşur.
Neorealizmin aksine inşacılıkta, anarşinin devlet davranışını doğrudan belirleyen tek tip bir doğası yoktur.
2
Devletlerin birbirlerini nasıl algıladıkları konusunu anarşi kültürleri ekseninde değerlendir.
Wendt'e göre devletlerin etkileşimleri üç farklı anarşi kültüründen birini yaratır: Hobbesçu (düşmanlık), Lockeçu (rekabet) ve Kantçı (dostluk/müttefiklik).
Maddi askeri güç kendi başına tehdit oluşturmaz; tehdit algısı, taraflar arasındaki geçmiş sosyal pratiklerle ve paylaşılan fikirlerle (ideational structures) şekillenir.
3
Verilen seçenekleri konstrüktivizmin temel varsayımlarıyla karşılaştır.
Doğru ifade, anarşinin önsel (a priori) bir mantığının olmadığını ve maddi yapıların ancak inşa edilen bu üç kültür (Hobbesçu, Lockeçu, Kantçı) üzerinden anlam kazandığını belirten cümledir.
Diğer ifadeler ya realizm ekollerini birbirine karıştırmakta, ya anarşiyi kaos sanmakta, ya inşacılığı determinist okumakta ya da Wendt'in argümanını aşırı ütopik yorumlamaktadır.

Anahtar Kavram

Alexander Wendt'in İnşacı (Konstrüktivist) Teorisi ve Anarşi Kültürleri
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 215Soru

Uluslararası ilişkiler disiplininde Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle birlikte, ABD ve Sovyetler Birliği (ardılı Rusya) arasındaki etkileşimin doğası köklü bir biçimde değişmiştir. İnşacı (Konstrüktivist) yaklaşıma göre bu dönüşüm, yalnızca maddi güç dağılımındaki değişimle açıklanamaz. Aynı zamanda aktörlerin birbirlerine yönelik algılarının, geliştirdikleri diplomatik söylemlerin ve pratiklerin değişmesi, uluslararası sosyal ortamı (yapıyı) dönüştürmüştür. Dönüşen bu yeni yapı ise zamanla aktörlerin (faillerin) kimlik ve çıkarlarını yeniden tanımlamalarına yol açmıştır.

İnşacılığın maddi determinizmi reddederek öne sürdüğü bu teorik argüman, aşağıdaki ilkelerden hangisiyle kavramsallaştırılmaktadır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Fail ve yapının birbirlerini sürekli bir etkileşimle karşılıklı olarak kurması

Cevap

Fail ve yapının birbirlerini sürekli bir etkileşimle karşılıklı olarak kurması
İnşacı (Konstrüktivist) teoriye göre fail (devlet) ve yapı (uluslararası sistem) arasında tek yönlü bir nedensellik ilişkisi yoktur. Parçada verilen Soğuk Savaş sonrası ABD-Rusya örneğinde olduğu gibi, aktörlerin diplomatik pratikleri ve söylemleri uluslararası yapıyı sosyal olarak inşa ederken; ortaya çıkan bu yeni sosyal yapı da aktörlerin kimliklerini ve çıkarlarını yeniden tanımlar. Literatürde bu ontolojik duruş 'fail ve yapının karşılıklı kuruluşu' (co-constitution) olarak adlandırılmaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Soru metnindeki teorik vurgunun analiz edilmesi.
Metnin, aktör pratiklerinin sistemi (yapıyı), değişen sistemin de aktör kimliklerini (failleri) dönüştürdüğü çift yönlü bir nedenselliğe işaret ettiği belirlenir.
Sorunun doğru yanıtlanabilmesi için paragrafta anlatılan olgunun soyut teorik mekanizmasının tespit edilmesi gerekir.
2
Tespit edilen mekanizmanın İnşacı literatürdeki kavramsal karşılığının bulunması.
Tek yönlü belirleyiciliği reddeden ve aktör ile sistemin birbirini var ettiği bu durumun 'karşılıklı kuruluş' (co-constitution) ilkesiyle açıklandığı sonucuna varılır.
İnşacılığın neorealizm ve neoliberalizmden ayrıldığı en temel ontolojik duruş, fail ve yapı arasındaki bu karşılıklı ontolojik bağımlılıktır.

Anahtar Kavram

Ajan-Yapı (Fail-Yapı) Sorunu ve Karşılıklı Kuruluş
Soru 216Soru

Rasyonalist uluslararası ilişkiler teorileri, devletlerin ne istediğini ve kim olduğunu analizlerinin değişmez bir başlangıç noktası (verili) olarak kabul eder. İnşacı (Konstrüktivist) yaklaşımın önde gelen düşünürlerinden Alexander Wendt ise, 'anarşi, devletlerin ondan ne anladığıdır' tespitiyle bu maddeci varsayıma karşı çıkmıştır. Wendt'e göre sistemdeki güvenlik ikilemleri veya işbirliği eğilimleri, anarşik yapının kaçınılmaz ve doğal bir sonucu değildir.

Bu teorik çerçeve dikkate alındığında, İnşacılığın uluslararası sistemdeki "kimlik ve çıkarlar" olgusuna yönelik temel varsayımı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Devletlerin çıkarları sistem tarafından dışsal (verili) olarak belirlenmemiştir; bu çıkarlar aktörlerin etkileşimleri sonucunda oluşan sosyal kimlikler tarafından şekillendirilir.

Cevap

İnşacılığın temel varsayımı, devletlerin çıkarlarının rasyonalist teorilerdeki gibi verili (dışsal) olmadığı, aktörlerin sosyal etkileşimleri sonucunda oluşan kimlikler tarafından inşa edildiğidir.
Konstrüktivizm (İnşacılık), Neorealizm ve Neoliberalizm gibi rasyonalist teorilerin aksine devletlerin kimlik ve çıkarlarını 'verili' (önceden belirlenmiş ve değişmez) kabul etmez. Teorinin temel varsayımına göre çıkarlar, aktörlerin birbirleriyle olan pratikleri ve etkileşimleri sonucunda ortaya çıkan sosyal kimlikler tarafından inşa edilir. Güç politikası veya işbirliği, maddi yapının zorunluluğu değil, bu etkileşim süreçlerinin bir yansımasıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki rasyonalist teoriler eleştirisini ve Alexander Wendt'in 'anarşi, devletlerin ondan ne anladığıdır' argümanını analiz et.
İnşacılığın anarşiyi veya çıkarları maddi, nesnel ve değişmez bir yapı olarak görmediği sonucuna varılır.
Teorinin ontolojik temellerini doğru anlamak için ana akım teorilerle olan ayrımını belirlemek gerekir.
2
Seçenekler arasında İnşacılığın (Konstrüktivizm) temel kavramları olan 'sosyal inşa', 'kimlik', 'etkileşim' ve 'öznelerarasılık' vurgularını ara.
Doğru seçenekte çıkarların verili olmadığı ve sosyal kimlikler tarafından inşa edildiği ifadesi tespit edilir.
İnşacılığın diğer teorilerden en net ayrıştığı nokta, kimlik ve çıkarların dışsal değil içsel (endojen) olarak inşa edildiği varsayımıdır.
3
Diğer seçeneklerdeki ifadeleri ait oldukları uluslararası ilişkiler teorileriyle eşleştirerek ele.
Neoliberalizm, Neorealizm ve İngiliz Okulu'na ait varsayımları içeren seçenekler elenir.
Yanlış seçenekler diğer güçlü uluslararası ilişkiler teorilerinin temel tezlerini içerdiğinden dikkatle ayrıştırılmalıdır.

Anahtar Kavram

İnşacılıkta Kimlik ve Çıkarların Sosyal İnşası
Soru 217Soru

İnşacı (Konstrüktivist) yaklaşım, uluslararası ilişkiler disiplininde devlet kimliklerinin ve anarşinin verili olmadığını, sosyal etkileşimler sonucunda inşa edildiğini savunarak ana akım teorilere güçlü bir alternatif oluşturmuştur. Ancak zamanla bu teori kendi içinde 'geleneksel' (Alexander Wendt, Peter Katzenstein vb.) ve 'eleştirel' (David Campbell, Richard Ashley vb.) inşacılık olmak üzere iki ana kola ayrılmıştır.

Buna göre, geleneksel inşacılık ile eleştirel inşacılık arasındaki en temel epistemolojik ve yöntemsel ayrım aşağıdakilerin hangisinde doğru olarak verilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Geleneksel inşacılığın pozitivist epistemolojiyi benimseyerek nedensellik ilişkileri kurmaya çalışması; eleştirel inşacılığın ise pozitivizmi reddederek söylem, dil ve iktidar pratiklerine odaklanması.

Cevap

Geleneksel inşacılığın pozitivist epistemolojiyi benimseyerek nedensellik ilişkileri kurmaya çalışması; eleştirel inşacılığın ise pozitivizmi reddederek söylem, dil ve iktidar pratiklerine odaklanması.
İnşacılığın geleneksel ve eleştirel kolları arasındaki en büyük çatlak epistemoloji (bilgi felsefesi) üzerinden ortaya çıkar. Geleneksel inşacılar (Wendt, Katzenstein), ontolojik olarak devlet kimlikleri ve normlar gibi sosyal unsurları merkeze alsalar da bu unsurların etkilerini ölçmek için nedensel hipotezler kurarak pozitivist bilimselliğe sadık kalırlar. Eleştirel inşacılar ise post-yapısalcı düşünceden etkilenerek, nesnel/pozitivist bir bilginin asla iktidar ilişkilerinden bağımsız kurulamayacağını iddia ederler. Onlar için asıl mesele kimliklerin hangi nedensel süreçlerle oluştuğu değil, söylemlerin, dildeki 'ötekileştirme' pratiklerinin ve kimlik inşasının hangi iktidar yapılarına meşruiyet sağladığıdır.

Adım Adım Çözüm

1
İki inşacı kolun ortak ontolojik zeminini belirle.
Hem geleneksel hem de eleştirel inşacılar, kimliklerin ve çıkarların verili olmadığını, sosyal etkileşimler sonucunda (fail-yapı karşılıklı etkileşimiyle) oluştuğunu savunur.
Yanlış seçeneklerdeki ontolojik farklılık iddialarını eleyebilmek için ortak noktaların bilinmesi gerekir.
2
Geleneksel ve eleştirel kolların metodolojik/epistemolojik farklılıklarını analiz et.
Geleneksel inşacılar (Wendt gibi) ana akım teorilerle diyalog kurmak için nedensel hipotezler ve pozitivist/bilimsel gerçekçi yöntemler kullanır. Eleştirel inşacılar ise post-pozitivisttir; söylem, dil ve iktidar ilişkilerinin analizi üzerine yoğunlaşırlar.
Disiplin içerisindeki temel ayrım noktasının ontoloji değil, epistemoloji (bilginin nasıl elde edileceği) üzerinden şekillendiğini doğrulamak.
3
Seçenekleri bilgi hataları açısından değerlendir.
Anarşi kültürleri ayrımının Wendt'e ait olması, güvenlikleştirmenin Kopenhag Okulu'na ait olması gibi bariz bilgi hataları içeren çeldiriciler elenir.
Doğru yanıtın kesinliğini diğer teorilere ait kavramların yanlış eşleştirildiği seçenekleri tespit ederek teyit etmek.

Anahtar Kavram

Geleneksel ve Eleştirel İnşacılık Ayrımı
Soru 218Soru

Bir uluslararası ilişkiler sempozyumunda iki akademisyen arasında şu diyalog geçmektedir:

1. Akademisyen: "Devletlerin üzerinde bir üst otoritenin bulunmaması, onları varoluşsal bir korku içine iter ve kendi başının çaresine bakma (self-help) ilkesi gereği güvenlik ikilemini kaçınılmaz kılar. Bu nedenle aktörler, birbirlerini her an saldırabilecek birer tehdit olarak algılamaya mahkûmdur."

2. Akademisyen: "Üst otoritenin yokluğu tek başına böyle bir davranışsal zorunluluk yaratmaz. Eğer devletler tarihsel etkileşimleri sonucunda birbirlerinin egemenlik ve yaşama hakkını karşılıklı olarak tanır, uyuşmazlıklarda birbirlerini ortadan kaldırmaya çalışmaz ancak çıkarları bağlamında rekabet etmeyi sürdürürlerse, ortada yine merkezi bir otorite yoktur fakat tamamen farklı bir yapısal mantık işler. Bu durum, anarşinin dışsal bir veri olmasından ziyade, aktörlerin birbirlerine yönelik pratiklerinin bir sonucudur."

Alexander Wendt'in inşacı (konstrüktivist) teorisi bağlamında, 2. Akademisyen'in argümanının dayandığı temel önerme ve betimlediği anarşi kültürü aşağıdakilerden hangisinde doğru verilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Anarşinin maddi bir veri olmaktan ziyade devletlerin etkileşimleriyle inşa edilen sosyal bir olgu olduğu önermesi ve Lockeçu (rakip) anarşi kültürü

Cevap

Doğru seçenek, anarşinin etkileşimlerle kurulan sosyal bir olgu olduğunu ve tanımlanan tablonun Lockeçu (rakip) anarşi kültürüyle eşleştiğini belirten ifadedir.
Doğru seçenek, Alexander Wendt'in inşacı teorisinin kilit önermesi olan 'anarşinin verili değil, sosyal pratiklerle kurulan bir yapı olduğu' argümanını eksiksiz ifade etmektedir. Aynı zamanda, diyalogda tarif edilen aktörlerin birbirinin egemenliğini tanıdığı fakat çıkar rekabetini sürdürdüğü durumu teorik olarak tam karşılığı olan Lockeçu (rakip) anarşi kültürüyle doğru bir biçimde eşleştirmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
2. Akademisyenin temel eleştirisini Alexander Wendt'in inşacı yaklaşımıyla eşleştirmek.
Akademisyen, anarşinin dışsal/maddi bir zorunluluk olmadığını, aktör pratiklerinin bir sonucu olduğunu savunmaktadır. Bu, Wendt'in 'Anarşi devletlerin ondan ne anladığıdır' teziyle birebir örtüşmektedir.
Soruda öncelikli olarak inşacı teorinin anarşiye bakış açısının tespit edilmesi istenmektedir.
2
Akademisyenin betimlediği senaryodaki anarşi kültürünü teşhis etmek.
Senaryoda devletlerin 'egemenlik ve yaşama hakkını karşılıklı tanıması' ve 'birbirlerini ortadan kaldırmaya çalışmaması', buna karşılık 'rekabet etmeyi sürdürmesi' vurgulanmıştır.
Wendt'in üçlü anarşi kültürü sınıflandırmasında doğru kategoriyi bulmak için devlet davranışlarının sınırları belirlenmelidir.
3
Bulguları kavramlarla eşleştirmek.
Tanımlanan durum Hobbesçu (düşman) kültür değildir çünkü varoluşsal tehdit reddedilmiştir. Kantçı (dost) kültür de değildir çünkü çıkarlar bazında rekabet sürmektedir. Bu durum açıkça Lockeçu (rakip) kültürü tanımlamaktadır.
Teorik argüman ile somut kavram eşleştirmesinin hatasız yapıldığından emin olmak.

Anahtar Kavram

Alexander Wendt'in Sosyal İnşa Teoremi ve Anarşi Kültürleri (Hobbesçu, Lockeçu, Kantçı)
Soru 219Soru

Küresel iklim değişikliği ile mücadele kapsamında geliştirilen yeni bir emisyon standardı, ilk etapta sadece birkaç sivil toplum örgütü ve bu alanda duyarlı az sayıda devletin çabasıyla uluslararası gündeme taşınmıştır. Bu öncü aktörler, ahlaki sorumluluk ve fikirsel bağlılık motivasyonuyla hareket ederek diğer devletleri ikna etmeye çalışmıştır. Söz konusu standart, uluslararası sistemdeki devletlerin belirli bir oranına (yaklaşık üçte birine) ulaşıp kritik bir eşik noktası aşıldığında ise ani bir kırılma yaşanmıştır. Bu kırılmanın ardından, başlangıçta standartlara mesafeli duran pek çok devlet; kuralın içeriğini veya ahlaki üstünlüğünü sorgulamaksızın sırf 'uluslararası toplumdan dışlanmamak', 'diplomatik itibar kaybetmemek' ve 'modern/sorumlu devlet' kimliklerini meşrulaştırmak amacıyla hızla bu yeni kuralı benimsemeye başlamıştır.

Martha Finnemore ve Kathryn Sikkink'in 'Norm Yaşam Döngüsü' modeline göre, bahsi geçen eşik noktası aşıldıktan sonra sisteme hızla entegre olan devletlerin davranışını yönlendiren temel dinamik ve bulundukları evre aşağıdakilerin hangisinde doğru eşleştirilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Norm şelalesi evresinde deneyimlenen sosyalleşme süreci ve saygınlık arayışı

Cevap

Doğru cevap, norm şelalesi evresinde deneyimlenen sosyalleşme süreci ve saygınlık arayışını ifade eden seçenektir.
Martha Finnemore ve Kathryn Sikkink'in 'Norm Yaşam Döngüsü' modeline göre normlar üç aşamadan geçer: Norm İnşası (Emergence), Norm Şelalesi (Cascade) ve İçselleşme (Internalization). Birinci aşamada norm girişimcileri ahlaki sorumlulukla ikna sürecini yürütür. Norm, devletlerin kritik bir çoğunluğu (genellikle üçte biri) tarafından kabul edildiğinde 'eşik noktası' (tipping point) aşılır. Bu noktadan sonra başlayan Norm Şelalesi evresinde, geriye kalan devletler normu ahlaki üstünlüğünden dolayı değil; uluslararası toplum tarafından dışlanmamak, saygınlıklarını korumak ve modern devlet statülerini meşrulaştırmak için benimserler. Bu süreç 'sosyalleşme' mekanizmasıyla işler. Soru kökündeki senaryo tam olarak eşik noktası sonrasındaki bu durumu betimlediği için doğru yanıt norm şelalesi ve sosyalleşme sürecidir.

Adım Adım Çözüm

1
Soru metnindeki kavramsal ipuçlarını analiz etme
Senaryoda 'eşik noktasının aşılması', 'dışlanmamak', 'diplomatik itibar' ve 'meşrulaştırmak' kavramları tespit edilir.
Finnemore ve Sikkink'in modelinde her bir aşamanın kendine özgü farklı aktör motivasyonları ve mekanizmaları vardır.
2
Eşik noktası sonrası evreyi belirleme
Eşik noktası aşıldıktan sonra başlayan evre 'Norm Şelalesi' (Cascade) aşamasıdır.
Modelde norm girişimcilerinin çabasıyla belirli bir kabul oranına ulaşıldığında (eşik noktası), normun hızla yayıldığı ikinci evreye geçilir.
3
Bu evredeki aktör davranışının temel dinamiğini tespit etme
Devletlerin normu benimseme nedeni 'sosyalleşme' mekanizması ve 'itibar/meşruiyet' arayışıdır.
İkinci aşamada sisteme katılan devletler, normun ahlaki içeriğinden ziyade uluslararası toplumun bir parçası olarak kalabilmek ve statülerini korumak için hareket ederler.

Anahtar Kavram

Norm Yaşam Döngüsü Aşamaları ve Motivasyonları
Soru 220Soru

Bir araştırmacı nükleer silahların küresel siyasetteki etkisini incelerken şu örneği vermektedir:

'Amerika Birleşik Devletleri için İngiltere'nin sahip olduğu nükleer silahlar ile Kuzey Kore'nin sahip olduğu nükleer silahlar nesnel ve maddi olarak aynı yıkıcı kapasiteye sahiptir. Ancak ABD, İngiliz nükleer füzelerini kendi güvenliğinin bir parçası olarak görürken, Kuzey Kore füzelerini varoluşsal bir tehdit olarak algılamaktadır.'

Alexander Wendt'in 'Anarşi, devletlerin ona atfettiği anlamdan ibarettir' tezi ve inşacı (konstrüktivist) yaklaşımı dikkate alındığında, bu örnek üzerinden uluslararası sisteme dair ulaşılacak temel sonuç aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Uluslararası sistemin işleyişini ve tehdit algısını belirleyen temel unsur maddi güç kapasitelerinin kendisi değil, aktörlerin tarihsel etkileşimlerle inşa ettiği ortak fikirler ve kimliklerdir.

Cevap

Doğru yanıt, uluslararası sistemin işleyişini belirleyen temel unsurun maddi güç kapasitelerinin kendisi değil, aktörlerin tarihsel etkileşimlerle inşa ettiği ortak fikirler ve kimlikler olduğunu ifade eden seçenektir.
Alexander Wendt'in inşacı (konstrüktivist) teorisine göre, devletlerin davranışlarını belirleyen birincil faktör salt maddi güç (örneğin nükleer füzeler) değil, bu maddi güce atfedilen anlamdır. Bu anlam, devletlerin birbirleriyle olan tarihsel etkileşimleri sonucunda şekillenen kimlikler (dost, rakip, düşman) ve paylaşılan fikirler üzerinden sosyal olarak inşa edilir. Bu nedenle aynı silaha sahip iki farklı devlet, aradaki kimlik ilişkisine bağlı olarak tamamen farklı tehdit algıları yaratır.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki örnek olayı analiz et.
Örnekte, ABD'nin aynı yıkıcı kapasiteye (maddi yapı) sahip iki farklı devletin silahlarını farklı şekillerde algıladığı görülmektedir.
Maddi kapasitenin tek başına tehdit algısını açıklamaya yetmediğini belirlemek için.
2
Alexander Wendt'in temel tezini bu durumla ilişkilendir.
Wendt'e göre anarşi ve güç, onlara atfedilen anlamlar üzerinden işlev kazanır. ABD ve İngiltere arasındaki tarihsel 'dostluk' kimliği füzeleri güvence yaparken, Kuzey Kore ile olan 'düşmanlık' kimliği füzeleri tehdit yapar.
İnşacı yaklaşımın maddi yapı ile ideasyonel (fikri) yapı arasındaki ayrımını tespit etmek için.
3
Seçenekleri konstrüktivist perspektifle değerlendir.
Maddi kapasitelerin değil, tarihsel etkileşimlerle inşa edilen fikir ve kimliklerin belirleyici olduğunu vurgulayan seçenek doğru cevaptır.
Wendt'in 'anarşinin üç kültürü' ve 'Anarşi, devletlerin ona atfettiği anlamdan ibarettir' önermesine en uygun yargıyı bulmak için.

Anahtar Kavram

İnşacılıkta (Konstrüktivizm) ideasyonel yapının maddi yapı üzerindeki belirleyiciliği ve kimlik inşası
ÖncekiSayfa 11 / 17Sonraki
İnşacılık (Konstrüktivizm) Alıştırma Soruları — KPSS Uluslararası İlişkiler — Sayfa 11 | Examkin