Meme Hastalıkları

255 soru

Soru 101Soru →

Meme dokusunun gelişimi ve fonksiyonel olgunlaşması, puberteden itibaren siklik hormonal değişimlerle şekillenir. Özellikle gebelik sürecinde ve menstrüel siklüsün luteal fazında meme dokusunda belirgin bir hacim artışı, stromada ödem ve asiner yapılarda tomurcuklanma izlenir.

Meme dokusunda duktal yapıların gelişiminden ziyade, lobüloalveoler (asiner) yapıların gelişimini ve farklılaşmasını uyaran temel hormon aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Progesteron

Cevap

Meme dokusunda lobüloalveoler gelişimi uyaran temel hormon progesterondur.
Meme gelişiminde hormonal hiyerarşi mevcuttur. Östrojen, pubertede duktal sistemin uzamasını ve dallanmasını (duktal morfogenez) sağlar. Progesteron ise duktal uçların tomurcuklanarak asiner veya lobüloalveoler yapıları oluşturmasını sağlar. Bu nedenle menstrüel siklüsün progesteronun baskın olduğu luteal fazında meme hacminde artış ve dolgunluk belirgindir.

Adım Adım Çözüm

1
Hormonların meme dokusu üzerindeki spesifik etkilerini ayırt edin.
Östrojenin duktal sistemi, progesteronun ise asiner sistemi etkilediği belirlenir.
Meme fizyolojisinde yapısal farklılaşma bu iki hormonun dengesine dayanır.
2
Siklüsün luteal fazındaki değişiklikleri analiz edin.
Luteal fazda progesteron hakimiyeti nedeniyle lobüllerde büyüme gözlendiği saptanır.
Menstrüel siklüsün ikinci yarısında progesteron seviyeleri tepe yapar.

Anahtar Kavram

Meme fizyolojisinde hormonal kontrol: Östrojen (duktal) vs. Progesteron (lobüloalveoler).
Soru 102Soru →

Meme kanseri genetiği, kalıtsal kanser sendromları ve histopatolojik risk faktörleri ile ilgili klinik bilgiler değerlendirildiğinde, aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Germ hattı CDH1CDH1 mutasyonu ile karakterize olan "Herediter Diffüz Gastrik Kanser" sendromu taşıyıcısı kadınlarda, yaşam boyu lobüler meme kanseri gelişme riski anlamlı düzeyde artmıştır.

Cevap

Herediter diffüz gastrik kanser sendromu taşıyıcılarında CDH1 mutasyonuna bağlı olarak lobüler meme kanseri riski artmıştır.
Herediter Diffüz Gastrik Kanser sendromu, E-kadherin proteinini kodlayan CDH1CDH1 genindeki germ hattı mutasyonları sonucu oluşur. Bu mutasyonu taşıyan kadınlarda yaşam boyu diffüz tip mide kanseri riskinin yanı sıra, lobüler meme kanseri gelişme riski de anlamlı derecede (yaklaşık %40-50) artmıştır. E-kadherin kaybı, lobüler meme kanserinin karakteristik histopatolojik özelliğidir.

Adım Adım Çözüm

1
Kalıtsal sendromlar ve ilişkili genleri analiz et.
CDH1 mutasyonunun Herediter Diffüz Gastrik Kanser sendromuna yol açtığı ve bu sendromun meme kanseriyle (özellikle lobüler tip) ilişkili olduğu belirlendi.
Genetik sendromların fenotipik özelliklerini ayırt etmek doğru cevaba ulaşmak için temel adımdır.
2
Diğer seçeneklerdeki gen-sendrom ve risk düzeyi eşleşmelerini kontrol et.
BRCA2'nin erkeklerde daha riskli olduğu, Cowden sendromunun PTEN ile ilişkili olduğu ve hormonal faktörlerin düşük risk grubunda kaldığı saptandı.
Çeldiricilerin elenmesi, özellikle sayısal ve genetik verilerin karıştırılabildiği zor sorularda hata payını azaltır.

Anahtar Kavram

CDH1 mutasyonu ve Lobüler Meme Kanseri İlişkisi

Daha Fazla Pratik

BRCA1 ve BRCA2 mutasyonlarının over kanseri riskleri ve fenotipik farklarını (Triple negatif vs Luminal) karşılaştırınız.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 103Soru →

4242 yaşında kadın hasta, 66 ay önceki tarama mamografisinde sağ memede 10 mm10\text{ mm} çapında, düzgün sınırlı, non-kalsifiye oval kitle saptanması üzerine BI-RADS 3 (muhtemelen benign) olarak sınıflandırılmış ve takibe alınmıştır. Hastanın bugün yapılan kontrol ultrasonografisinde lezyon boyutunun 14 mm14\text{ mm}'ye ulaştığı ve sınırlarında yer yer düzensizleşmeler başladığı görülmüştür. Bu hasta için en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Lezyonun boyutu ve morfolojisi değiştiği için BI-RADS 4 olarak yeniden sınıflandırılmalı ve kalın iğne (tru-cut) biyopsisi yapılmalıdır.

Cevap

BI-RADS 3 olarak takip edilen bir lezyonda anlamlı boyut artışı ve morfolojik bozulma saptandığında, lezyon BI-RADS 4 olarak sınıflandırılmalı ve kalın iğne (tru-cut) biyopsisi yapılmalıdır.
BI-RADS 3 lezyonlarda %20'den fazla çap artışı veya morfolojik özelliklerde bozulma (düzensiz sınırlar, mikrokalsifikasyon eklenmesi vb.) saptandığında, bu durum malinite olasılığının arttığını gösterir. Bu durumda lezyon BI-RADS 4 olarak güncellenir ve altın standart tanı yöntemi olan kalın iğne biyopsisi ile doku tanısı alınması gerekir.

Adım Adım Çözüm

1
BI-RADS 3 tanımını ve takip kriterlerini hatırla.
BI-RADS 3, %2'den az malignite riski taşıyan, kısa süreli (6 ay) takibe uygun lezyonlardır.
Başlangıç risk düzeyini belirlemek için.
2
Takipte saptanan değişiklikleri analiz et.
Boyut 10 mm10\text{ mm}'den 14 mm14\text{ mm}'ye çıkmış (%40 artış) ve kenar düzensizliği başlamıştır.
Anlamlı progresyon kriterlerini (boyut artışı >%20) kontrol etmek için.
3
Yeni BI-RADS kategorisini belirle.
Lezyon BI-RADS 4 (şüpheli malinite) kategorisine yükseltilir.
Görüntüleme bulgularındaki kötüleşme risk grubunu değiştirir.
4
En uygun tanısal yöntemi seç.
Kalın iğne (tru-cut) biyopsisi planlanır.
Doku tanısı kesin evreleme ve cerrahi planlama için zorunludur.

Anahtar Kavram

BI-RADS 3 lezyonların takip yönetiminde progresyon saptanması durumunda kategori yükseltilmesi ve biyopsi yapılması.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 104Soru →

3434 yaşında kadın hasta, sol memesinde son 33 ayda hızla büyüyen, ağrısız, sert ve hareketli bir kitle (6 cm6\text{ cm}) şikayetiyle başvuruyor. Fizik muayenede kitle düzgün sınırlı olup aksiller lenfadenopati saptanmıyor. Ultrasonografide hipoekoik, düzgün sınırlı, solid kitle izleniyor. Yapılan kalın iğne biyopsisinde (tru-cut); yoğun kollajenöz stroma içerisinde iğsi (spindle) hücrelerle döşeli, anastomoz yapan damar benzeri (slit-like) yarıklar izleniyor. İmmünohistokimyasal incelemede bu iğsi hücrelerin CD34 ile güçlü pozitif; Faktör VIII, CD31 ve desmin ile negatif boyandığı saptanıyor. Bu hastada en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Psödoanjiyomatöz stromal hiperplazi (PASH)

Cevap

Psödoanjiyomatöz stromal hiperplazi (PASH)
Psödoanjiyomatöz stromal hiperplazi (PASH), memenin benign myofibroblastik bir lezyonudur. Mikroskobik olarak, yoğun stromal kollajen içerisinde gerçek damar yapısı olmayan, anastomoz yapan slit-like (yarık benzeri) boşluklar ile karakterizedir. Bu boşlukları döşeyen iğsi hücreler CD34 ile pozitif boyanırken, endotel belirteçleri olan Faktör VIII ve CD31 ile negatif boyanırlar. Büyük boyutlara ulaştığında (dev PASH) klinik olarak fillodes tümörü veya fibroadenomu taklit edebilir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tabloyu analiz et
Genç hastada hızla büyüyen, büyük boyutlu (6 cm6\text{ cm}), ancak benign özellikler gösteren (hareketli, düzgün sınırlı) kitle saptandı.
Hızlı büyüme hem benign (PASH, dev fibroadenom) hem de malign (fillodes, anjiyosarkom) süreçlerde görülebilir.
2
Histopatolojik bulguları değerlendir
Kollajenöz stroma içinde endotel içermeyen, anastomoz yapan damar benzeri boşluklar izlendi.
Bu yapı 'psödoanjiyomatöz' görünümün temelidir; gerçek damar yapılarını taklit eder.
3
İmmünohistokimyasal belirteçleri yorumla
CD34(+) pozitifliği myofibroblastik kökeni desteklerken, Faktör VIII ve CD31 negatifliği gerçek endotelin olmadığını kanıtladı.
Bu ayrım, lezyonu anjiyosarkom gibi malign vasküler tümörlerden ayıran en kritik adımdır.
4
Tanıyı kesinleştir
Bulgular Psödoanjiyomatöz stromal hiperplazi (PASH) tanısına yönlendirdi.
PASH, hormon duyarlı myofibroblastların proliferasyonu sonucu oluşan benign bir durumdur.

Anahtar Kavram

Psödoanjiyomatöz stromal hiperplazi (PASH), histolojik olarak anjiyosarkomu taklit edebilen ancak CD34 pozitifliği ve Faktör VIII/CD31 negatifliği ile ayırt edilen benign bir meme lezyonudur.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 105Soru →

5252 yaşında kadın hasta, sol meme başından yaklaşık 22 aydır devam eden, kendiliğinden olan ve çamaşırında lekelenme bırakan kanlı akıntı şikayetiyle başvuruyor. Fizik muayenede her iki memede palpabl kitle saptanmıyor ve aksiller lenfadenopati izlenmiyor. Hastaya yapılan bilateral mammografi ve ultrasonografi tetkikleri BI-RADS 22 (benign bulgular) olarak raporlanıyor. Bu hasta için bir sonraki aşamada yapılması gereken en uygun yaklaşım hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Tanısal kanal eksizyonu (mikrodochektomi) uygulanması

Cevap

Patolojik meme başı akıntısı olan ve radyolojik tetkikleri normal saptanan hastada bir sonraki adım kanal eksizyonudur.
Hastanın klinik tablosu (kendiliğinden, tek taraflı, kanlı akıntı) 'patolojik meme başı akıntısı' kriterlerini karşılamaktadır. Bu durumda ilk basamak görüntüleme (MG ve USG) normal olsa bile, altta yatan patolojiyi (en sık intraduktal papillom, ardından duktal ektazi ve malignite) kesinleştirmek için akıntının geldiği kanalın cerrahi olarak çıkarılması (mikrodochektomi) şarttır.

Adım Adım Çözüm

1
Akıntının karakterini belirle
Kendiliğinden, tek taraflı ve kanlı olması akıntının 'patolojik' olduğunu gösterir.
Meme başı akıntılarında en önemli ayrım fizyolojik ve patolojik ayrımıdır.
2
Radyolojik bulguları değerlendir
Mammografi ve USG normal (BI-RADS 2).
Görüntüleme, akıntının kaynağı olabilecek bir kitleyi veya kalsifikasyonu saptamak için yapılır ancak duyarlılığı %100 değildir.
3
Kesin tanı için ileri tetkik seç
Cerrahi kanal eksizyonu (mikrodochektomi).
Klinik olarak patolojik akıntı varlığında, görüntüleme negatif olsa bile intraduktal lezyonları (özellikle papillom veya DCIS) atlamamak için kanalın çıkarılması ve patolojik incelenmesi gerekir.

Anahtar Kavram

Patolojik meme başı akıntısı yönetimi

Daha Fazla Pratik

Meme başı akıntısında galaktografi ve duktoskopinin güncel cerrahi yaklaşımdaki yerini inceleyiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 106Soru →

4646 yaşında bir kadın hasta, sol memesinde yaklaşık 22 aydır var olan ağrısız bir kitle yakınmasıyla başvuruyor. Fizik muayenede sol meme üst dış kadranda yaklaşık 22 cmcm çapında, sert ve mobil bir kitle palpe ediliyor. Hastaya çekilen tanısal mamografi "BI−RADSBI-RADS Kategori 11 (NegatifNegatif)" olarak raporlanmıştır. Bu klinik tabloya göre, bir sonraki aşamada yapılması en uygun olan yaklaşım hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Meme ultrasonografisi ile kitlenin karakterize edilmesi

Cevap

Meme ultrasonografisi ile kitlenin karakterize edilmesi en uygun yaklaşımdır.
Doğru yaklaşım kitleyi ultrasonografi ile değerlendirmektir. Meme kanseri tarama ve tanı sürecinde, hastada palpe edilen bir kitle varsa ve mamografi normal (BI−RADSBI-RADS 11) gelmişse, bu durum mamografinin kitleyi göstermede yetersiz kaldığı (özellikle yoğun meme dokusu varlığında) şeklinde yorumlanır. Bu hastalarda kitlenin solid veya kistik yapısını anlamak ve malignite kriterlerini araştırmak için mutlaka ultrasonografi yapılmalıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ve radyolojik bulguların karşılaştırılması
Palpabl kitle (22 cmcm) ile negatif mamografi (BI−RADSBI-RADS 11) arasında uyumsuzluk saptandı.
Klinik muayene ve görüntüleme sonuçları birbiriyle örtüşmediğinde ileri tetkik gerekir.
2
Mamografinin sınırlılıklarının değerlendirilmesi
Mamografinin yoğun meme dokusunda veya bazı kitle türlerinde duyarlılığının düşük olabileceği hatırlandı.
Meme kanserlerinin yaklaşık %1010-1515'i mamografide saptanamayabilir (okült kitle).
3
Tamamlayıcı görüntüleme yöntemi seçimi
Palpabl kitleyi değerlendirmek ve kistik-solid ayrımı yapmak için ultrasonografi (USGUSG) planlandı.
USGUSG, palpabl klinik bulgusu olan ancak mamografisi negatif hastalarda ilk seçilecek ek tetkiktir.

Anahtar Kavram

Palpabl kitle varlığında mamografinin negatif olması (BI−RADSBI-RADS 11) durumunda ileri değerlendirme (USGUSG) zorunluluğu.

Daha Fazla Pratik

Meme koruyucu cerrahi kontrendikasyonlarını ve BI-RADS 3 takibindeki malignite risk oranlarını inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 107Soru →

6262 yaşında bir kadın hasta, sağ memesinde ele gelen sertlik ve meme cildinde hafif çekinti şikayetiyle başvuruyor. Yapılan fizik muayenede sağ meme üst dış kadranda, yaklaşık 2,52,5 cm çapında, düzensiz sınırlı, taş sertliğinde ve çevre dokulara fikse bir kitle saptanıyor. Hastaya yapılan tarama mamografisi ve meme ultrasonografisi incelemeleri "BI-RADS 22: Benign Bulgular" olarak raporlanıyor.

Bu klinik tabloya göre, hastanın yönetiminde atılması gereken en uygun adım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Mevcut bulgular arasındaki uyumsuzluk nedeniyle kalın iğne (tru-cut) biyopsisi ile doku tanısı yapılması

Cevap

Fizik muayenede malignite şüphesi uyandıran (sert, fikse, cilt çekintisi olan) bir kitle saptandığında, görüntüleme yöntemlerinin (mamografi ve ultrasonografi) 'benign' (BI-RADS 2) olarak raporlanması klinik-radyolojik bir uyumsuzluk (diskordans) teşkil eder. Bu durumda klinik şüphe önceliklidir ve hastaya mutlaka biyopsi yapılmalıdır.
Meme kanseri tanısında kullanılan 'Üçlü Değerlendirme' (Triple Assessment); klinik muayene, radyolojik görüntüleme ve patolojik incelemeden oluşur. Bu hastada fizik muayene bulguları (taş sertliğinde kitle, çevre dokulara fiksasyon ve cilt çekintisi) maligniteyi kuvvetle desteklerken, radyolojinin benign (BI-RADS 2) gelmesi ciddi bir uyumsuzluktur. Klinik-radyolojik uyumsuzluk durumunda, görüntüleme sonucu ne olursa olsun biyopsi ile doku tanısı alınması standart yaklaşımdır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulgular ile radyolojik raporu karşılaştır.
Klinik: Yüksek şüpheli (Sert, fikse kitle). Radyoloji: Benign (BI-RADS 2). Sonuç: Diskordans (Uyumsuzluk).
Meme hastalıklarında tanı 'üçlü test' (fizik muayene, görüntüleme, patoloji) üzerine kuruludur.
2
Diskordans durumunda yönetim stratejisini belirle.
Doku tanısı (biyopsi) planlanmalıdır.
Üçlü test bileşenlerinden herhangi biri malignite şüphesi taşıyorsa, diğerlerinin negatif olması maligniteyi dışlamaz.

Anahtar Kavram

Meme Kanserinde Klinik-Radyolojik Diskordans Yönetimi

Alternatif Yöntem

Biyopsi için öncelikle kalın iğne (tru-cut) biyopsisi tercih edilir. İnce iğne aspirasyon biyopsisi (İİAB) de bir seçenek olsa da, tru-cut biyopsi invaziv-insitu ayrımı ve reseptör tayini yapabildiği için daha üstündür.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 108Soru →

Sol meme alt iç kadranda yaklaşık 3 cm3\text{ cm} çapında, ağrısız, mobil ve yumuşak kıvamlı bir kitlesi olan 4242 yaşındaki kadın hastanın mammografisinde; kitlenin ince bir kapsülle çevrili olduğu ve içerisinde radyolüsen yağ alanları ile radyoopak glandüler elementlerin bir arada bulunduğu "meme içinde meme" (breast within a breast) görünümü saptanmıştır.

Bu klinik ve radyolojik bulgular eşliğinde en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hamartom (Fibroadenolipom)

Cevap

Hamartom (Fibroadenolipom)
Hamartom (fibroadenolipom), normal meme dokusu elementlerinin (glandüler doku, yağ dokusu ve fibröz doku) bir kapsül içerisinde düzensiz birleşimiyle oluşan benign bir lezyondur. Mammografide kitlenin etrafında ince bir kapsülün görülmesi ve içerisindeki karışık yoğunluktaki dokuların oluşturduğu "meme içinde meme" görünümü bu tanı için patognomoniktir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik muayene bulgularını değerlendir.
Yumuşak kıvamlı, mobil ve ağrısız kitle, benign bir süreci (lipom, hamartom, kist gibi) öncelikle düşündürür.
Malign kitleler genellikle daha sert ve düzensiz sınırlıdır.
2
Radyolojik bulguları analiz et.
Mammografide ince kapsüllü, hem yağ (radyolüsen) hem de glandüler (radyoopak) doku içeren yapı izlenmektedir.
Bu karışık yapı, lezyonun normal meme dokusu elementlerinden oluştuğunu gösterir.
3
Patognomonik bulgu ile tanıya git.
"Meme içinde meme" (breast within a breast) veya "dilimlenmiş sosis" görünümü saptanmıştır.
Bu görünüm hamartom (fibroadenolipom) için tanı koydurucudur.

Anahtar Kavram

Hamartom (Fibroadenolipom) radyolojik özellikleri
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 109Soru →

5252 yaşında kadın hasta, sol memesinde yaklaşık 33 haftadır devam eden kızarıklık, şişlik ve ciltte kalınlaşma şikâyetiyle başvuruyor. Hastanın dış merkezde başlanan 1010 günlük ampirik antibiyotik tedavisine rağmen klinik tablosunda düzelme izlenmediği öğreniliyor. Fizik muayenede sol meme cildinde yaygın ödem (portakalportakal kabug˘ukabuğu görünümü) ve eritem saptanıyor; ancak palpasyonla belirgin bir kitle veya fluktuasyon veren koleksiyon saptanmıyor. Aksiller muayenede bir adet palpabl lenf nodu fark ediliyor.

Bu hastada tanıyı kesinleştirmek için yapılması gereken en uygun bir sonraki adım hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Deri ve dermal lenfatikleri içeren punch biyopsi yapılması

Cevap

Enflamatuar meme kanseri şüphesi olan hastada tanıyı kesinleştirmek için deri ve dermal lenfatikleri içeren punch biyopsi yapılmalıdır.
Enflamatuar meme kanseri, memede kitle olmaksızın yaygın eritem ve ödemle (peau d'orange) seyreden agresif bir kanser türüdür. Antibiyotik tedavisine yanıt vermeyen mastit tablolarında mutlaka akla gelmelidir. Kesin tanı için cilt ve cilt altı lenfatikleri içeren punch biyopsi yapılarak dermal lenfatiklerde tümör embolilerinin gösterilmesi gerekmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tabloyu değerlendir
Emzirmeyen bir hastada antibiyotiğe yanıtsız mastit tablosu ve portakal kabuğu görünümü saptandı.
Bu bulgular enflamatuar meme kanseri (EMK) için yüksek klinik şüphe oluşturur.
2
Ayırıcı tanı yap
Akut mastit ve meme absesi dışlandı (antibiyotiğe yanıtsızlık ve fluktuasyon yokluğu).
EMK sıklıkla mastit ile karışır; 'portakal kabuğu' görünümü dermal lenfatiklerin tümör embolileri ile tıkanması sonucudur.
3
Tanı yöntemini seç
Dermal lenfatik invazyonu gösterebilecek en uygun yöntem punch biyopsidir.
Kesin tanı için ciltteki ödemin nedeni olan mikroskopik tümör embolilerinin gösterilmesi gereklidir.

Anahtar Kavram

Enflamatuar meme kanseri, klinik olarak mastiti taklit eder; tanısı cilt punch biyopsisinde dermal lenfatik invazyonun gösterilmesi ile konur.

Daha Fazla Pratik

Enflamatuar meme kanseri tanısı konulan hastada neoadjuvan kemoterapi, cerrahi ve radyoterapiyi içeren multimodalite tedavi planı uygulanmalıdır.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 110Soru →

4242 yaşında kadın hasta, sol meme başından yaklaşık 11 aydır kendiliğinden gelen serosanguinöz (pembe-kanlı) akıntı nedeniyle genel cerrahi polikliniğine başvuruyor. Fizik muayenede her iki memede kitle saptanmıyor, ancak sol areola üst-dış kadrana bası yapıldığında tek kanaldan akıntı geldiği gözleniyor. Hastanın çekilen mamografisi ve yapılan meme ultrasonografisi normal olarak raporlanıyor.

Bu aşamada bu hasta için en uygun yönetim aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Mikrodochektomi uygulanması

Cevap

Patolojik meme başı akıntısı olan ve görüntüleme tetkikleri normal saptanan bu hastada en uygun yaklaşım mikrodochektomi uygulanmasıdır.
Doğru yanıt olan seçenek, patolojik (tek taraflı, kendiliğinden, kanlı/seröz) meme başı akıntısı varlığında mamografi ve ultrasonografi sonuçları normal gelse dahi, altta yatan olası bir intraduktal lezyonu atlamamak için etkilenen kanalın cerrahi olarak çıkarılmasını (mikrodochektomi) ifade etmektedir. Bu işlem hem tanısal (patolojik inceleme sağlar) hem de tedavi edicidir.

Adım Adım Çözüm

1
Akıntının karakterini sınıflandır
Tek taraflı, kendiliğinden gelen, tek kanaldan ve serosanguinöz (patolojik akıntı).
Yönetim algoritmasını belirlemek için akıntının fizyolojik mi yoksa patolojik mi olduğunu anlamak gerekir.
2
Radyolojik bulguları değerlendir
Mamografi ve ultrasonografi normal.
Görüntülemede kitle saptansaydı doğrudan biyopsi gerekirdi; normal olması patolojik akıntının cerrahi eksplorasyon ihtiyacını ortadan kaldırmaz.
3
En uygun cerrahi müdahaleyi seç
Tek kanal eksizyonu (Mikrodochektomi).
Patolojik akıntılarda altta yatan en sık neden intraduktal papillom olsa da, görüntülemenin negatif olduğu durumlarda bile %10-15 oranında malignite riski mevcuttur; cerrahi eksizyon hem kesin tanı hem de tedavidir.

Anahtar Kavram

Patolojik meme başı akıntılarında görüntüleme yöntemleri normal olsa dahi cerrahi eksplorasyon (mikrodochektomi) gereklidir.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 111Soru →

6363 yaşında kadın hasta, sol meme başından son 22 aydır kendiliğinden gelen ve çamaşırını ıslatan berrak, "su gibi" (watery) karakterdeki akıntı şikayetiyle polikliniğe başvuruyor. Fizik muayenesinde her iki memede kitle saptanmıyor ve aksiller lenfadenopati eşlik etmiyor. Mamografisinde retroareolar bölgede duktal dilatasyon ve bu bölgeye sınırlı, kalın, "ring-like" (halka benzeri) kalsifikasyonlar izleniyor. Ultrasonografide ise duktal ektazi dışında ek bir lezyon saptanmıyor. Bu hasta için en uygun bir sonraki adım hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Mikrodokektomi (tek kanal eksizyonu)

Cevap

En uygun yaklaşım, patolojik akıntının kaynağı olan kanalın cerrahi olarak çıkarılması olan mikrodokektomidir.
Hastada saptanan akıntı karakteri (tek taraflı, tek kanaldan, kendiliğinden ve berrak/su gibi) patolojik akıntı tanımına uymaktadır. Postmenopozal kadınlarda 'su gibi' akıntı, intraduktal lezyonlar (özellikle DCIS ve intraduktal papillom) açısından yüksek risk faktörüdür. Mamografide izlenen kalsifiye duktal ektazi bulguları benign bir süreci işaret etse de, patolojik akıntı varlığında radyolojik bulguların benign olması maligniteyi dışlamaz. Bu nedenle, hem kesin tanı hem de semptomun ortadan kaldırılması için altın standart yaklaşım ilgili kanalın eksizyonu olan mikrodokektomidir.

Adım Adım Çözüm

1
Akıntının patolojik olup olmadığını değerlendir.
Akıntı tek taraflı, kendiliğinden ve berrak (su gibi) olduğu için 'patolojik akıntı' olarak sınıflandırılır.
Patolojik akıntılar cerrahi araştırma gerektirir çünkü altta yatan bir intraduktal papillom veya duktal karsinoma in situ (DCIS) riski taşırlar.
2
Görüntüleme bulgularını klinik tablo ile korele et.
Mamografideki 'ring-like' kalsifikasyonlar duktal ektazi (benign) lehinedir; ancak akıntının 'su gibi' olması ektazi için tipik değildir.
Duktal ektazi genellikle çok renkli, kıvamlı akıntıya yol açar. Berrak/su gibi akıntı, özellikle postmenopozal dönemde malignite açısından kanlı akıntıdan daha yüksek risk taşıyabilir.
3
Tanısal altın standardı belirle.
Görüntüleme negatif veya benign olsa bile, patolojik akıntıda sitoloji veya takip yerine doku tanısı gereklidir.
Radyolojik yöntemlerin intraduktal mikroskobik lezyonları saptama duyarlılığı sınırlıdır; mikrodokektomi hem tanı koydurucu hem de tedavi edicidir.

Anahtar Kavram

Patolojik meme başı akıntılarında (seröz, kanlı, su gibi), görüntüleme bulguları benign olsa dahi (duktal ektazi vb.) doku tanısı için cerrahi eksizyon (mikrodokektomi) zorunludur.
Soru 112Soru →

Meme cerrahisi ve rekonstrüksiyonu uygulamalarında vasküler anatominin bilinmesi, doku canlılığının korunması açısından kritik öneme sahiptir. Memenin arteriyel kanlanmasının yaklaşık %60'ından sorumlu olan ve esas olarak sternumun her iki yanında seyreden ana damarın perforan dallarından köken alan arter aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Arteria thoracica interna

Cevap

Memenin ana arteriyel beslenmesi Arteria thoracica interna (İnternal mamarian arter) tarafından sağlanır.
Doğru seçenek olan Arteria thoracica interna (İnternal mamarian arter), memenin en önemli vasküler kaynağıdır. Sternumun lateralinde seyrederek 2-4. interkostal aralıklardan verdiği perforan dallar ile meme dokusunun kanlanmasının yaklaşık %60'ını sağlar. Bu bilgi özellikle meme rekonstrüksiyonunda (örneğin TRAM flep veya serbest fleplerde) hayati öneme sahiptir.

Adım Adım Çözüm

1
Memenin arteriyel kaynaklarını ve bunların anatomik kökenlerini analiz et.
Meme dokusu; Arteria thoracica interna, Arteria thoracica lateralis, Arteria thoracoacromialis ve interkostal arterler tarafından beslenir.
Vasküler anatominin hiyerarşisini anlamak için tüm kaynakların bilinmesi gerekir.
2
Her bir arterin toplam meme kanlanmasındaki yüzdesel payını karşılaştır.
Arteria thoracica interna yaklaşık %60, Arteria thoracica lateralis yaklaşık %30 oranında katkı sağlar.
Dominant vasküler yapıyı belirlemek için kantitatif veriler kullanılır.
3
Soruda verilen spesifik kriterlere (sternum komşuluğu ve %60 pay) uyan arteri seç.
Arteria thoracica interna (İnternal torasik arter) doğru seçenektir.
Anatomik lokalizasyon ve fizyolojik baskınlık bu arterle örtüşmektedir.

Anahtar Kavram

Memenin vasküler beslenmesi ve dominant arteriyel kaynaklar.
Tahmini Süre:50s
Soru 113Soru →

4444 yaşında kadın hasta, sol memesinde son 55 gündür belirginleşen, özellikle kolunu yukarı kaldırdığında artan ağrı ve gerilme şikayetiyle başvuruyor. Fizik muayenede sol meme lateralinden başlayıp sol üst kadrana, oradan da karın üst duvarına doğru uzanan, palpe edildiğinde "sicim" (cord-like) hissi veren, yaklaşık 1212 cm uzunluğunda, hassas ve sert bir hat saptanıyor. Kolun abdüksiyonu ile bu hattın üzerindeki ciltte oluk benzeri bir çekilme (groove sign) gözleniyor. Hastanın özgeçmişinde 11 ay önce aynı memeden bir fibroadenom nedeniyle eksizyonel biyopsi yapıldığı öğreniliyor. Sistemik ateş ve aksiller lenfadenopati saptanmayan hastanın mammografisi BI−RADSBI-RADS 22 (benign) olarak raporlanmıştır. Bu hasta için en uygun yönetim aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Non-steroid anti-enflamatuar ilaçlar ve semptomatik izlem

Cevap

Mondor hastalığı tanısı konulan bu hastada en uygun yaklaşım non-steroid anti-enflamatuar ilaçlar (NSAİİ), sıcak kompres ve semptomatik izlemdir.
Mondor hastalığı, memenin yüzeyel venlerinin (özellikle v. thoracoepigastrica) tromboflebitidir. Tanı tipik olarak fizik muayenede saptanan ağrılı, sicim tarzındaki hat ve kolun abdüksiyonu ile belirginleşen cilt çekilmesi (oluk belirtisi) ile konur. Bu durum benign ve self-limiting (kendini sınırlayan) bir süreç olduğu için tedavi konservatiftir; NSAİİ'ler ağrıyı azaltmak ve enflamasyonu kontrol altına almak için kullanılır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguları analiz et
Sicim tarzında (cord-like) ağrılı sertlik ve kol abdüksiyonu ile belirginleşen cilt çekilmesi (oluk belirtisi/groove sign) saptandı.
Bu bulgular memenin yüzeyel venlerinin tromboflebiti için karakteristiktir.
2
Etiyolojik faktörü belirle
Hastanın bir ay önce geçirdiği meme cerrahisi (eksizyonel biyopsi) travmatik bir tetikleyicidir.
Mondor hastalığı sıklıkla travma, cerrahi girişim veya aşırı egzersiz sonrası gelişir.
3
Tanıyı netleştir
Klinik tablo Mondor hastalığı (yüzeyel tromboflebit) ile tam uyumludur.
V. thoracoepigastrica, v. thoracica lateralis veya v. epigastrica superior tutulumu bu tabloyu açıklar.
4
Tedavi stratejisini seç
Süreç benign ve genellikle 2−62-6 hafta içinde kendiliğinden gerileyen niteliktedir.
Cerrahi müdahale veya antikoagülasyon gerektirmez; NSAİİ ve sıcak uygulama yeterlidir.

Anahtar Kavram

Mondor Hastalığı (Memenin Yüzeyel Tromboflebiti)

Alternatif Yöntem

Ağrının şiddetli olduğu durumlarda lokal sıcak pansuman uygulaması NSAİİ tedavisine eklenebilir. Ayrıca çok nadir durumlarda altta yatan gizli bir maligniteyi ekarte etmek için mammografi normalse bile ultrasonografi ile detaylı değerlendirme önerilir.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 114Soru →

Lobüler karsinoma in situ (LCISLCIS) tanısı alan bir hastada, bu lezyonun biyolojik davranışı ve klinik önemi ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Her iki memede invazif karsinom gelişimi için bir risk belirteci olarak kabul edilir.

Cevap

Lobüler karsinoma in situ (LCISLCIS), her iki memede invazif karsinom gelişimi için bir risk belirtecidir.
Klasik lobüler karsinoma in situ (LCISLCIS), saptandığı odak dışında hem aynı memede hem de karşı memede invazif kanser gelişme riskini artıran (yaklaşık 88-1010 kat risk artışı) bir risk belirtecidir. Bu nedenle tedavi sıklıkla yakın takip veya risk azaltıcı yaklaşımları içerir, geniş cerrahi sınır negatifliği aranmaz.

Adım Adım Çözüm

1
LCISLCIS ve DCISDCIS arasındaki temel klinik farkı belirle.
DCISDCIS bir prekürsör (öncü) lezyonken, klasik LCISLCIS bir risk göstergesidir.
Bu ayrım, tedavi ve takip stratejilerini doğrudan etkiler.
2
LCISLCIS'in mamografik ve patolojik özelliklerini değerlendir.
LCISLCIS genellikle kitle veya kalsifikasyon yapmaz, başka bir nedenle yapılan biyopsilerde rastlantısal bulunur.
Tanı yöntemini anlamak, yanlış seçenekleri elemek için gereklidir.
3
LCISLCIS'in yayılım özelliklerini hatırla.
LCISLCIS yüksek oranda bilateral ve multisentrik bir lezyondur.
Bu özellik, lezyonun neden bir 'risk belirteci' olarak kabul edildiğini açıklar.

Anahtar Kavram

Lobüler karsinoma in situ (LCISLCIS), her iki memede invazif kanser riskini artıran sistemik bir risk belirtecidir.

Daha Fazla Pratik

DCISDCIS ve LCISLCIS arasındaki cerrahi sınır gerekliliklerini karşılaştıran bir tabloya göz atın.
Tahmini Süre:45s
Soru 115Soru →

Meme anatomisi, cerrahi sınırlar, lenfatik drenaj ve gelişimsel anomaliler ile ilgili klinik-anatomik korelasyonlar değerlendirildiğinde, aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Meme cerrahisi ve aksiller diseksiyon sırasında korunması hedeflenen interkostobrakial sinir, brakiyal pleksusun medial kordundan köken alan ve kolun medial-üst kısmının duyusunu sağlayan saf duyusal bir sinirdir.

Cevap

İnterkostobrakial sinirin brakiyal pleksusun medial kordundan köken aldığını belirten ifade yanlıştır; çünkü bu sinir ikinci interkostal sinirin (T2) lateral kutanöz dalıdır.
İnterkostobrakial sinir, ikinci interkostal sinirin (T2T2) lateral kutanöz dalıdır. Aksiller diseksiyon sırasında aksillayı yatay olarak geçerek üst kolun medial-üst kısmının duyusunu sağlar. Brakiyal pleksusun medial kordundan köken alan sinirler medial pektoral sinir, medial kutanöz ön kol siniri ve medial kutanöz kol siniridir; interkostobrakial sinir bu pleksusa dahil değildir.

Adım Adım Çözüm

1
Batson venöz pleksusunun anatomik özelliklerini ve klinik önemini değerlendir.
Bu pleksusun kapakçık içermediği ve meme kanserinin akciğerleri (sistemik dolaşımı) bypass ederek vertebralara yayılımına olanak sağladığı doğrulandı.
Vasküler yayılım yollarının doğruluğunu kontrol etmek için.
2
Berg lenfatik seviyelemesinin anatomik sınırlarını pektoralis minör kasına göre analiz et.
Seviye I (lateral), Seviye II (posterior) ve Seviye III (medial/apikal) sınırlarının doğru olduğu teyit edildi.
Lenfatik drenaj seviyelerinin cerrahi terminolojiye uygunluğunu saptamak için.
3
Aksillada karşılaşılan sinirlerin (interkostobrakial, uzun torasik, torakodorsal) kökenlerini incele.
İnterkostobrakial sinirin T2 interkostal sinirden ayrıldığı, brakiyal pleksus ile ilişkili olmadığı belirlendi.
En sık karıştırılan anatomik köken hatasını tespit etmek için.
4
Meme gelişim anomalilerini (Poland sendromu, amazia vb.) ve arteriyel beslenme yüzdelerini karşılaştır.
Internal mamarian arterin %60 baskınlığı ve Poland sendromunun komponentleri doğrulandı.
Gelişimsel ve vasküler varyasyonların doğruluğunu onaylamak için.

Anahtar Kavram

Meme Cerrahi Anatomisi ve İnterkostobrakial Sinir Kökeni
Soru 116Soru →

Otuz dört yaşında bir kadın hasta, rutin kontrol amacıyla polikliniğe başvuruyor. Hastanın tıbbi öyküsünde, yirmi sekiz yaşındayken tiroidin foliküler karsinomu nedeniyle opere olduğu öğreniliyor. Yapılan fizik muayenede hastada makrosefali saptanırken, yüz bölgesinde çok sayıda ten rengi papüler lezyonlar (trişilemmoma) ve oral mukozada papillomatöz yapılar dikkat çekiyor.

Bu klinik tabloya sahip bir hastada meme kanseri risk artışından sorumlu olan germ hattı mutasyonu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: PTENPTEN

Cevap

PTENPTEN gen mutasyonu (Cowden Sendromu)
Vakada tanımlanan makrosefali, trişilemmoma (yüzdeki papüller) ve tiroidin foliküler karsinomu üçlüsü Cowden sendromu için karakteristiktir. Cowden sendromu, PTENPTEN genindeki mutasyonlar nedeniyle gelişen, hamartomatöz lezyonlar ve artmış meme kanseri (%25-50 yaşam boyu risk) riski ile seyreden otozomal dominant bir hastalıktır.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın klinik bulgularını sentezleyin.
Trişilemmoma, makrosefali ve tiroid foliküler karsinomu birleşimi Cowden sendromunu işaret eder.
Meme kanseri riskini artıran kalıtsal sendromların ayırıcı tanısını yapmak için ekstramammary bulgular kritiktir.
2
Tanımlanan sendromun genetik temelini belirleyin.
Cowden sendromu, PTENPTEN (Phosphatase and tensin homolog) tümör baskılayıcı genindeki germ hattı mutasyonları sonucu gelişir.
Herediter meme kanseri sendromlarının her biri spesifik gen mutasyonları ile ilişkilidir.

Anahtar Kavram

Cowden Sendromu ve PTEN Mutasyonu
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 117Soru →

Meme anatomisi ve vasküler beslenmesi dikkate alındığında; meme dokusunun yaklaşık %30'unu besleyen, özellikle dış (lateral) kadranların kanlanmasından primer olarak sorumlu olan ve aksiller arterden köken alan damar aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: ArteriaArteria thoracicathoracica lateralislateralis

Cevap

Memenin lateral kadranlarını besleyen ve aksiller arter kökenli olan damar ArteriaArteria thoracicathoracica lateralislateralis'tir.
Memenin arteriyel kan akımı temel olarak iki kaynaktan sağlanır. ArteriaArteria thoracicathoracica internainterna (internal mamarian arter), memenin medial kadranlarını besleyen ve toplam akımın %60'ını sağlayan dominant arterdir. Soruda sorulan ArteriaArteria thoracicathoracica lateralislateralis ise memenin lateral (dış) kadranlarının beslenmesinden sorumludur, toplam akımın yaklaşık %30'unu sağlar ve aksiller arterin (genellikle ikinci kısmından) dalıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Meme vasküler anatomisini ana kaynaklarına göre sınıflandır.
Meme temel olarak a.a. thoracicathoracica internainterna (%60) ve a.a. thoracicathoracica lateralislateralis (%30) tarafından beslenir.
Vasküler beslenmenin hangi kadranlara odaklandığını belirlemek için.
2
Lateral kadranların beslenmesinden sorumlu olan spesifik damarı tanımla.
ArteriaArteria thoracicathoracica lateralislateralis memenin dış kısmına kan sağlar.
Soruda istenen 'lateral kadran' ve 'aksiller arter kökeni' kriterlerini karşılamak için.
3
Damarın köken aldığı anatomik yapıyı doğrula.
ArteriaArteria thoracicathoracica lateralislateralis, aksiller arterin ikinci kısmının dalıdır.
Anatomik doğruluğu kesinleştirmek için.

Anahtar Kavram

Memenin Arteriyel Beslenmesi (Medial vs Lateral)
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 118Soru →

3838 yaşında, 2020 paket-yıl sigara öyküsü olan kadın hasta; sağ meme başında çekilme ve son 22 yıldır meme başı çevresinde tekrarlayan abseler nedeniyle başvuruyor. Daha önce 33 kez farklı merkezlerde insizyon-drenaj uygulanan hastanın fizik muayenesinde; areola kenarında pürülan akıntılı fistül ağzı ve subareolar bölgede palpasyonla saptanan sertlik mevcuttur. Bu hastada nüksü önlemek için en uygun cerrahi yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Fistül traktı, ilgili laktiferöz kanal ve kronik inflamatuar dokunun total blok eksizyonu

Cevap

Fistül traktı, ilgili laktiferöz kanal ve kronik inflamatuar dokunun total blok eksizyonu
Doğru seçenek olan fistül traktı ve ilgili kanalın total eksizyonu, Zuska hastalığının cerrahi tedavisindeki altın standarttır. Bu prosedürde, areola kenarındaki fistül ağzından meme başına kadar uzanan tüm inflamatuar doku ve tıkanmış kanal çıkarılarak nüksün önüne geçilir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguların analizi
Sigara kullanımı, subareolar yerleşim, meme başı çekilmesi ve tekrarlayan abse/fistül öyküsü ile Zuska hastalığı (periduktal mastit) tanısı konur.
Zuska hastalığı tipik olarak sigara içen genç/orta yaş kadınlarda laktiferöz kanalların skuamöz metaplazisi ile karakterizedir.
2
Patofizyolojinin değerlendirilmesi
Kanal içindeki keratin tıkaçlarının kanalı yırtması ve periduktal alana sızan içeriğin kronik granülomatöz inflamasyon ve abse oluşturduğu anlaşılır.
Hastalığın kaynağı laktiferöz kanalın kendisidir; sadece fistül veya abse odağına yönelik müdahaleler yetersiz kalır.
3
Definitif tedavi planının belirlenmesi
Enfekte kanalın ve ilişkili fistül traktının blok halinde çıkarılması (Hadfield veya benzeri prosedürler) kararlaştırılır.
Nüksü önlemenin tek yolu, skuamöz metaplazinin gerçekleştiği kanalın anatomik olarak çıkarılmasıdır.

Anahtar Kavram

Zuska hastalığında (periduktal mastit) patolojinin kaynağı laktiferöz kanalların skuamöz metaplazisidir ve definitif tedavi bu kanalların eksizyonunu gerektirir.

Daha Fazla Pratik

İdiopatik granülomatöz mastit ile periduktal mastit arasındaki radyolojik ve klinik farkları içeren bir vaka sorusu çözebilirsiniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 119Soru →

3434 yaşında kadın hasta, sol memesinde aniden başlayan ağrı ve gerilme hissi ile polikliniğe başvuruyor. Yapılan fizik muayenede sol meme dış kadranda, cildin hemen altında kordon şeklinde, hassas ve sert bir yapı palpe ediliyor. Lezyonun üzerindeki ciltte kolun yukarı kaldırılmasıyla belirginleşen hafif bir oluklaşma izleniyor. Meme başında akıntı, palpabl kitle veya aksiller lenfadenopati saptanmayan bu hasta için en uygun yönetim aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Semptomatik tedavi ve gözlem

Cevap

Semptomatik tedavi ve gözlem en uygun yaklaşımdır.
Doğru yaklaşım semptomatik tedavi ve gözlemdir. Mondor hastalığı, meme duvarındaki yüzeyel venlerin (özellikle torakoepigastrik ven) tromboflebitidir. Tanı klinik olarak konur ve tedavi genellikle ağrıyı azaltmaya yönelik non-steroid anti-inflamatuar ilaçlar (NSAİİ) ve sıcak kompres ile sınırlıdır. Hastalık benign seyirlidir ve cerrahi veya agresif tıbbi tedavi gerektirmez.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik muayene bulgularının analizi
Kordon şeklinde sertlik ve ciltte çekinti (oluklaşma) saptanması
Bu bulgular Mondor hastalığı için patognomoniktir.
2
Ayırıcı tanı ve kesin tanı koyma
Mondor hastalığı (memenin yüzeyel tromboflebiti) tanısı
Meme duvarındaki yüzeyel venlerin (lateral torasik, torakoepigastrik) inflamatuar trombozudur.
3
Tedavi planının oluşturulması
NSAİİ ve sıcak kompres ile konservatif yönetim
Hastalık genellikle 2−62-6 hafta içinde sekel bırakmadan kendiliğinden düzelir.

Anahtar Kavram

Mondor Hastalığı (Memenin Yüzeyel Tromboflebiti)
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 120Soru →

3636 yaşında kadın hasta, sağ meme başında yaklaşık 22 haftadır fark ettiği, kendiliğinden gelen ve çamaşırını lekeleyen kanlı akıntı şikayetiyle polikliniğe başvuruyor. Yapılan fizik muayenede her iki memede palpabl kitle saptanmıyor; ancak sağ meme areolası üzerine bası yapıldığında saat 22 hizasından, tek kanaldan serosanjinöz karakterde akıntı geldiği gözleniyor. Aksiller lenfadenopati saptanmayan bu hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İntraduktal papillom

Cevap

Meme başından gelen kendiliğinden, tek taraflı ve kanlı/serosanjinöz akıntının en olası nedeni olan intraduktal papillom doğru tanıdır.
Vakada tanımlanan kendiliğinden gelen, tek taraflı, tek kanaldan kaynaklanan serosanjinöz (kanlı) akıntı 'patolojik meme başı akıntısı' kriterlerini karşılamaktadır. Palpabl kitle saptanmayan bu tür vakalarda en sık saptanan benign lezyon intraduktal papillomdur. Bu lezyonlar genellikle areola altında yerleşen ana laktiferöz duktuslar içinde gelişen polipoid yapılardır.

Adım Adım Çözüm

1
Akıntı karakterini analiz etme
Akıntı patolojiktir (kendiliğinden, tek taraflı, kanlı/serosanjinöz ve tek duktustan).
Fizyolojik akıntılar genellikle iki taraflı, süt benzeri veya sarımtıraktır.
2
Fizik muayene bulgularını değerlendirme
Kitle saptanmaması, lezyonun duktus içinde küçük bir papillom olduğunu destekler.
Meme kanserine bağlı akıntılara sıklıkla eşlik eden bir kitle bulunur.
3
Ayırıcı tanı yapma
Patolojik meme başı akıntılarının %75-80'i benign nedenlere (başta intraduktal papillom) bağlıdır.
En sık nedenin belirlenmesi tanısal önceliği sağlar.

Anahtar Kavram

Patolojik meme başı akıntısı ve en sık nedeni
Tahmini Süre:1m 15s
ÖncekiSayfa 6 / 13Sonraki
Meme Hastalıkları Alıştırma Soruları — TUS - Tıpta Uzmanlık Sınavı — Sayfa 6 | Examkin