Onkoloji

351 soru

Soru 301Soru

Hücresel enerji sensorü olarak görev yapan ve enerji kısıtlılığında AMPKAMPK’yı (AMPAMP-activated protein kinase) fosforile ederek aktive eden STK11STK11 (LKB1LKB1) geninde meydana gelen fonksiyon kaybı mutasyonları; Peutz-Jeghers sendromunun yanı sıra sporadik bazı kanserlerin (özellikle akciğer adenokarsinomu) patogenezinde kritik rol oynar. Bu mutasyonun karsinogenez sürecindeki temel moleküler mekanizması aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: AMPKAMPK aktivasyonunun azalması ve buna bağlı olarak mTORC1mTORC1 kompleksi üzerindeki inhibitör kontrolün kaybolması

Cevap

STK11STK11 (LKB1LKB1) kaybı, AMPKAMPK aktivasyonunu engelleyerek mTORC1mTORC1 kompleksinin baskılanamamasına ve kontrolsüz hücre büyümesine neden olur.
Doğru yanıt olan seçenek, STK11STK11 (LKB1) proteininin temel biyokimyasal görevini açıklar. LKB1LKB1, bir master kinaz olarak AMPKAMPK'yı aktive eder. AMPKAMPK ise enerji yokluğunda hücre büyümesini durdurmak için mTORC1mTORC1 kompleksini inhibe eder. LKB1LKB1 mutasyonu bu inhibitör sinyali ortadan kaldırarak anabolik süreçlerin ve hücre büyümesinin kontrolsüz devam etmesine (karsinogenez) yol açar.

Adım Adım Çözüm

1
STK11STK11 (LKB1LKB1) geninin normal fonksiyonunu tanımla.
STK11STK11, hücrede düşük enerji durumunda (yüksek AMPAMP/ATPATP oranı) AMPKAMPK proteinini fosforile ederek aktive eden bir kinazdır.
Karsinogenezdeki rolünü anlamak için proteinin normal fizyolojik yolunu bilmek gerekir.
2
AMPKAMPK’nın aşağı akış (downstreamdownstream) etkilerini analiz et.
Aktif AMPKAMPK, TSC2TSC2’yi aktive eder ve RaptorRaptor’u inhibe eder; bu iki etki de mTORC1mTORC1 (mammalian target of rapamycin complex 1) aktivitesini baskılar.
mTORC1mTORC1, protein sentezi ve hücre büyümesinin temel düzenleyicisidir.
3
Mutasyonun (fonksiyon kaybı) sonucunu değerlendir.
STK11STK11 kaybı \rightarrow AMPKAMPK aktive edilemez \rightarrow mTORC1mTORC1 üzerindeki fren mekanizması kalkar \rightarrow Hücre enerji kısıtlılığında dahi büyümeye devam eder.
Bu metabolik reproglamlama, karsinogenezin temel basamaklarından biridir.

Anahtar Kavram

STK11/LKB1STK11/LKB1-AMPKAMPK-mTORC1mTORC1 Metabolik Tümör Baskılayıcı Yolu

Alternatif Yöntem

STK11STK11 genini bir 'enerji kontrol kulesi' olarak düşünün. Kule (STK11) yıkılırsa, enerji bitse bile fabrikadaki makineler (mTORC1) durdurulamaz ve hücre aşırı büyümeye devam eder.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 302Soru

5252 yaşında kadın hasta, son 33 aydır her iki üst göz kapağında morumsu döküntü, ellerinin sırtında kızarıklık ve özellikle sandalyeden kalkarken zorlanma şikayetleriyle polikliniğe başvuruyor. Fizik muayenede periorbital ödem eşliğinde heliotrop döküntü ve el eklemleri üzerinde viyole renkli papüller (Gottron papülleri) gözleniyor. Proksimal kas gücü 3/53/5 olarak değerlendirilen hastanın laboratuvar testlerinde serum kreatin kinaz (CKCK) düzeyi belirgin yüksek saptanıyor. Bu klinik tabloya eşlik eden paraneoplastik bir süreç varlığında, bu hasta grubu için taranması gereken en olası malignite aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Over kanseri

Cevap

Dermatomiyozit tablosuna sahip bir kadın hastada paraneoplastik süreç araştırılırken en sık beklenen malignite over kanseridir.
Dermatomiyozit (DM), deri bulguları (heliotrop döküntü, Gottron papülleri) ve proksimal kas güçsüzlüğü ile seyreden enflamatuar bir miyopatidir. Erişkinlerde DM tanısı konduğunda, altta yatan gizli bir malignite (paraneoplastik DM) olma olasılığı yüksektir. Kadın hastalarda bu tabloya en sık eşlik eden malignite over (yumurtalık) kanseridir. Bu nedenle tanı anında kapsamlı malignite taraması yapılmalıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguları değerlendir.
Heliotrop döküntü, Gottron papülleri ve proksimal kas güçsüzlüğü dermatomiyozit (DM) tanısını düşündürür.
Bu bulgular DM için patognomonik ve tipik deri/kas bulgularıdır.
2
Laboratuvar verilerini yorumla.
Yüksek kreatin kinaz (CKCK) düzeyi aktif miyozit varlığını destekler.
DM tanısında kas enzimlerinin yükselmesi tanısal kriterlerden biridir.
3
Malignite ilişkisini kur.
Erişkin yaşta ortaya çıkan dermatomiyozit vakalarının yaklaşık %2025\%20-25'i paraneoplastik kökenlidir.
DM, solid organ maligniteleri ile güçlü bir paraneoplastik ilişkiye sahiptir.
4
Cinsiyet ve yaşa özgü en sık maligniteyi belirle.
DM'li kadınlarda over kanseri en sık eşlik eden malignitedir (erkeklerde akciğer ve mide kanseri daha ön plandadır).
Epidemiyolojik veriler kadın DM hastalarında over kanseri taramasının önceliğini vurgular.

Anahtar Kavram

Dermatomiyozit-Malignite İlişkisi
Soru 303Soru

Osteosarkom tanısıyla 1212 g/m2g/m^2 dozunda metotreksat infüzyonu alan 1919 yaşında bir erkek hastada, tedavinin 2424. saatinde bakılan serum kreatinin düzeyinin bazale göre 33 kat arttığı ve plazma metotreksat konsantrasyonunun 450450 μmol/L\mu mol/L (toksik sınırın çok üzerinde) olduğu saptanıyor. Hastaya standart hidrasyon ve idrar alkalizasyonu uygulanmaktadır. Bu durumda, plazma metotreksat konsantrasyonunu hızla düşürmek amacıyla tedaviye eklenmesi gereken en uygun ajan aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Glukarpidaz (Karboksipeptidaz G2)

Cevap

Plazma metotreksat konsantrasyonunu hızla düşürmek için kullanılması gereken en uygun ajan Glukarpidaz (Karboksipeptidaz G2)'dır.
Doğru seçenek olan Glukarpidaz (Karboksipeptidaz G2), plazmadaki metotreksatı doğrudan DAMPA ve glutamat gibi inaktif metabolitlerine parçalayan rekombinant bir enzimdir. Özellikle metotreksat düzeyi çok yüksek olan ve eşlik eden akut böbrek hasarı nedeniyle ilacı elimine edemeyen hastalarda, plazma düzeyini hızla düşürmek için endikedir.

Adım Adım Çözüm

1
Hastadaki klinik tablonun ve metotreksat düzeyinin değerlendirilmesi
Hastada metotreksata bağlı akut böbrek hasarı gelişmiş ve plazma metotreksat düzeyi toksik sınırların (450450 μmol/L\mu mol/L) çok üzerine çıkmıştır.
Yüksek doz metotreksat tedavisi sırasında gelişen renal yetmezlik, ilacın eliminasyonunu durdurarak sistemik toksisite riskini ölümcül düzeylere çıkarır.
2
Plazma konsantrasyonunu düşürmeye yönelik spesifik tedavinin belirlenmesi
Böbrek dışı yolla metotreksat yıkımı sağlayan Glukarpidaz'ın seçilmesi.
Glukarpidaz, metotreksatı saniyeler içinde inaktif olan DAMPA ve glutamata parçalayarak plazma düzeyini %95\%95 oranında azaltabilir.

Anahtar Kavram

Metotreksat Nefrotoksisitesi ve Glukarpidaz Kullanımı
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 304Soru

Kanser tedavisinde kullanılan hedefe yönelik ajanlar ve immün kontrol noktası inhibitörleri ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Anti-PD-1 antikorları (nivolumab, pembrolizumab), aktif T-hücreleri üzerindeki reseptörlere bağlanarak tümör mikroçevresindeki (efektör faz) immün baskılanmayı ortadan kaldırır.

Cevap

Anti-PD-1 antikorlarının T-hücreleri üzerindeki reseptörlere bağlanarak efektör fazda (tümör mikroçevresinde) immün baskılanmayı kaldırdığı ifadesi doğrudur.
Anti-PD-1 ajanlar (nivolumab ve pembrolizumab), T-hücrelerinin yüzeyindeki PD-1 reseptörüne bağlanarak tümör hücreleri üzerindeki PD-L1/L2 ligandlarıyla etkileşimi engeller. Bu etkileşim normalde T-hücresini inhibe eden bir 'fren' görevi görür; blokaj sayesinde T-hücresi yeniden aktive olur ve bu olay esas olarak tümör dokusunda (efektör faz) gerçekleşir.

Adım Adım Çözüm

1
İmmün kontrol noktası inhibitörlerinin etki mekanizmalarını ve etki bölgelerini karşılaştır.
Anti-CTLA-4 (ipilimumab) esas olarak lenf nodlarında (priming fazı), anti-PD-1/PD-L1 ise tümör mikroçevresinde (efektör fazı) etki gösterir.
T-hücre aktivasyonunun farklı evrelerini anlamak, ilaçların etki ve yan etki profilini ayırt etmeyi sağlar.
2
Hedefe yönelik tedavilerde monoklonal antikorlar (MAb) ile küçük molekül inhibitörlerinin (TKI) yapısal farklarını değerlendir.
MAb'lar büyük moleküllüdür ve hücre dışı hedeflere bağlanır. TKI'lar küçüktür, hücre içine girer ve ATP bağlama bölgesini/kinaz domainini bloke eder.
İlaçların etki yeri (hücre içi vs. hücre dışı) ve uygulama yollarını (IV vs. oral) ayırt etmek farmakolojik bir temeldir.
3
İmmün ilişkili yan etkilerin (irAE) doğasını ve yönetimini paraneoplastik sendromlardan ayırt et.
irAE'ler immün kontrol noktalarının blokajı sonucu gelişen 'otoreaktivite' (otoimmünite) tablolarıdır.
TUS'ta sıkça karıştırılan bu iki klinik tablonun patofizyolojik ayrımı tanı ve tedavi yönetimi için kritiktir.

Anahtar Kavram

İmmün kontrol noktası inhibitörlerinin (PD-1/PD-L1) efektör fazda etki göstermesi ve irAE'lerin patofizyolojik mekanizması.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 305Soru

5252 yaşında kadın hasta, göbek çevresinde yaklaşık 22 aydır bulunan, giderek büyüyen ve ağrısız sert bir kitle şikayetiyle başvuruyor. Yapılan fizik muayenede periumbilikal bölgede 2 cm2 \text{ cm} çapında, fikse ve sert bir nodül (Sister Mary Joseph nodülü) saptanıyor. Bu lezyondan yapılan biyopsinin immünohistokimyasal incelemesinde; sitokeratin 77 (CK7CK7) pozitif, sitokeratin 2020 (CK20CK20) negatif, PAX8PAX8 pozitif ve östrojen reseptörü (ERER) pozitif saptanıyor. Bu hastada primer odağın tespiti için en uygun yaklaşım hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Pelvik muayene ve transvajinal ultrasonografi ile overlerin değerlendirilmesi

Cevap

İmmünohistokimyasal bulguların (PAX8 ve ER pozitifliği) ve klinik tablo (Sister Mary Joseph nodülü) varlığında pelvik muayene ve transvajinal ultrasonografi ile overlerin değerlendirilmesi en uygun yaklaşımdır.
Sister Mary Joseph nodülü (periumbilikal metastaz) gastrointestinal ve jinekolojik malignitelerin sık bir bulgusudur. İHK incelemede CK7(+)/CK20()CK7(+) / CK20(-) olması; over, meme, akciğer ve endometriyum tümörlerini düşündürür. Ancak PAX8(+)PAX8(+) olması primer odağı Müllerian kökenli (over veya endometriyum) veya renal kaynaklı tümörlere kısıtlar. ER(+)ER(+) pozitifliği ile birlikte değerlendirildiğinde over seröz karsinomu en olası primer odak haline gelir. Bu nedenle ilk yapılması gereken pelvik organların değerlendirilmesidir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulgunun tanımlanması
Periumbilikal metastatik nodül 'Sister Mary Joseph nodülü' olarak tanımlanır; bu genellikle intraabdominal bir maligniteye işaret eder.
Metastaz yollarını anlamak için nodal bölgenin klinik önemi belirlenmelidir.
2
İmmünohistokimyasal (İHK) profilin analizi
Sitokeratin 77 (+), sitokeratin 2020 (-) ve PAX8PAX8 (+), ERER (+) saptanması.
Primer odağı daraltmak için organ spesifik belirteçler değerlendirilmelidir.
3
PAX8 ve ER pozitifliğinin yorumlanması
PAX8PAX8, Müllerian kanal kökenli (over, endometriyum) veya renal kökenli tümörler için spesifiktir. ERER pozitifliği ile birleşince Müllerian köken (over) ön plana çıkar.
Gastrointestinal sistem tümörleri genellikle PAX8 negatiftir.
4
Tanısal önceliğin belirlenmesi
Kadın hastalarda Sister Mary Joseph nodülüne en sık neden olan ikinci odak overdir (birinci mide olsa da İHK profili overi destekler).
IHC bulguları ile en uyumlu organ taranmalıdır.

Anahtar Kavram

Sister Mary Joseph nodülü varlığında immünohistokimyasal belirteçlerin (PAX8, ER) primer odağı (Over/Endometriyum) belirlemedeki önemi.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 306Soru

Metastatik kolorektal kanser tanısıyla FOLFOX (55-fluorourasil, lökovorin, oksaliplatin) rejimi uygulanan 5555 yaşında erkek hasta, infüzyon sırasında soğuk içecek içtikten sonra ellerinde ve ağız çevresinde uyuşma, boğazında düğümlenme hissi tanımlamaktadır. Fizik muayenede laringospazm saptanmayan hastada, bu tabloya neden olan en olası ilaç aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Oksaliplatin

Cevap

Oksaliplatin, soğuk maruziyeti ile tetiklenen akut nörosensöriyel toksisiteden sorumludur.
Doğru seçenek olan ilaç, platin türevi olan oksaliplatindir. Oksaliplatin infüzyonu sırasında veya hemen sonrasında gelişen, soğuk maruziyeti (soğuk su içme, soğuk havaya çıkma) ile şiddetlenen parestezi, dizestezi ve boğazda spazm hissi bu ilacın en spesifik akut yan etkisidir.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın klinik bulgularını analiz et.
İnfüzyon sırasında soğukla tetiklenen distale ve perioral bölgeye sınırlı parestezi/dizestezi saptandı.
Bu bulgular, platin türevi ilaçların spesifik bir toksisite paternini işaret eder.
2
Kullanılan ilaçlar ile semptomları eşleştir.
FOLFOX rejimindeki oksaliplatin, soğuk maruziyeti ile aktive olan akut nörotoksisitenin patognomonik nedenidir.
Oksaliplatin, voltaj kapılı sodyum kanalları üzerindeki etkisiyle akut dönemde bu tabloya yol açar.

Anahtar Kavram

Oksaliplatin'in soğukla tetiklenen akut nörotoksisitesi
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 307Soru

Akut Myeloid Lösemi (AML) tanısıyla 7+3 indüksiyon kemoterapisi alan 35 yaşındaki kadın hastanın, tedavinin 14. gününde ateşi 38.8°C olarak ölçülüyor. Laboratuvar tetkiklerinde mutlak nötrofil sayısı 80/mm³ saptanıyor. Fizik muayenede genel durumu orta, kan basıncı 110/70 mmHg, nabız 98/dakika olarak ölçülüyor. Hastanın Hickman kateteri giriş yerinde 2 cm çapında eritem, hassasiyet ve pürülan akıntı izleniyor; diğer sistem muayeneleri doğal bulunuyor. Bu hasta için en uygun başlangıç ampirik antibiyotik tedavisi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Piperasilin-tazobaktam ve Vankomisin kombinasyonu

Cevap

Piperasilin-tazobaktam ve Vankomisin kombinasyonu
Bu hasta 'Yüksek Riskli Febril Nötropeni' grubundadır ve kateter giriş yerinde enfeksiyon bulguları (eritem, pürülan akıntı) mevcuttur. Febril nötropeni kılavuzlarına (IDSA, ESMO) göre, standart antipsödomonal beta-laktam tedavisine (Piperasilin-tazobaktam, Sefepim veya Karbapenem) başlangıçta Vankomisin eklenmesi gereken durumlar şunlardır: Kateter ilişkili enfeksiyon şüphesi, hemodinamik instabilite, kanıtlanmış bakteriyemi (özellikle Gram pozitif), şiddetli mukozit veya bilinen MRSA kolonizasyonu. Bu vakada kateter enfeksiyonu bulguları olduğu için en uygun yaklaşım antipsödomonal beta-laktam + Vankomisin kombinasyonudur.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın risk grubunu ve klinik tablosunu belirle
Hasta AML indüksiyonu alıyor ve nötrofil sayısı <100/mm³ (derin nötropeni); bu durum 'Yüksek Riskli Febril Nötropeni' olarak kabul edilir. Hastaneye yatış ve IV tedavi şarttır.
Yüksek riskli hastalarda oral tedavi (Siprofloksasin + Amoksisilin-klavulanat) kontrendikedir.
2
Spesifik enfeksiyon odaklarına göre ek tedavi gerekliliğini değerlendir
Hickman kateteri giriş yerinde eritem ve pürülan akıntı var. Bu bulgular kateter ilişkili enfeksiyonu, dolayısıyla Gram pozitif bakterileri (Koagülaz negatif stafilokoklar, S. aureus) ve özellikle MRSA ihtimalini düşündürür.
Standart antipsödomonal monoterapi (Piperasilin-tazobaktam veya Karbapenemler) MRSA'yı kapsamaz.
3
Kılavuzlara göre uygun ampirik rejimi seç
IDSA ve ESMO kılavuzlarına göre, febril nötropenik hastalarda kateter enfeksiyonu, deri-yumuşak doku enfeksiyonu, pnömoni veya hemodinamik instabilite varlığında başlangıç tedavisine glikopeptid (Vankomisin) eklenmelidir.
Bu nedenle antipsödomonal beta-laktam omurgasına Vankomisin eklenmesi en doğru yaklaşımdır.

Anahtar Kavram

Febril nötropenide başlangıç tedavisine Vankomisin (veya gram pozitif etkili diğer ajanlar) eklenme endikasyonları: Kateter enfeksiyonu şüphesi, hemodinamik instabilite, pnömoni, MRSA kolonizasyonu veya ciddi mukozit.
Soru 308Soru

Metastatik renal hücreli karsinom tanısıyla ipilimumab ve nivolumab kombinasyon tedavisi alan 58 yaşındaki erkek hasta, tedavinin 9. haftasında şiddetli baş ağrısı, halsizlik ve görme bulanıklığı şikayetleri ile başvuruyor. Fizik muayenede hipotansiyon ve bitemporal hemianopsi saptanıyor. Laboratuvar tetkiklerinde sodyum 128 mEq/L, sabah kortizolü ve ACTH düzeyleri düşük, TSH ve sT4 düzeyleri düşük olarak bulunuyor. Hipofiz MRG'de bezde diffüz genişleme izleniyor.

Bu klinik tablodan sorumlu olma olasılığı en yüksek olan ilacın, etki mekanizması ve birincil etki yeri aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sitotoksik T-Lenfosit Antijen-4 (CTLA-4) blokajı - Lenf nodu

Cevap

İlaç ipilimumabdır; mekanizması CTLA-4 blokajı olup, birincil etki yeri lenf nodlarıdır.
Hastada tarif edilen tablo (baş ağrısı, görme alanı defekti, sekonder adrenal yetmezlik ve hipotiroidi) immün ilişkili hipofizit ile uyumludur. Bu yan etki, immün kontrol noktası inhibitörleri arasında en belirgin şekilde anti-CTLA-4 (İpilimumab) kullanımı ile ilişkilidir. CTLA-4 molekülü, T-hücre aktivasyonunun erken aşamasında (priming fazı) lenf nodlarında dendritik hücreler üzerindeki B7 (CD80/86) molekülleri ile etkileşerek inhibitör sinyal oluşturur. İpilimumab bu inhibisyonu kaldırır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tabloyu tanımla
Baş ağrısı, görme bozukluğu (kiazma basısı), panhipopitüitarizm (düşük ACTH, düşük TSH) ve MR bulgusu 'İmmün İlişkili Hipofizit' tanısını koydurur.
Hastanın semptomları ve laboratuvar bulguları spesifik bir yan etkiye işaret etmektedir.
2
İlacı belirle
İmmün ilişkili hipofizit, anti-CTLA-4 ajanların (İpilimumab) en karakteristik endokrin yan etkisidir (%10-15). Anti-PD-1 ajanlarda bu oran çok daha düşüktür (<%1).
Yan etki profili üzerinden sorumlu ajanı ayırt etmek gerekir.
3
Mekanizma ve etki yerini eşleştir
İpilimumab bir CTLA-4 inhibitörüdür. CTLA-4, antijen sunumu sırasında lenf nodlarında T-hücre 'priming' (hazırlık) aşamasında etki gösterir.
Soru ajanın mekanizmasını ve etki yerini sormaktadır.

Anahtar Kavram

İmmün Kontrol Noktası İnhibitörlerinin (İKNİ) yan etki profilleri ve etki mekanizması farkları (CTLA-4 vs PD-1).
Soru 309Soru

5050 yaşında, bilinen herhangi bir sağlık sorunu olmayan kadın hasta rutin sağlık kontrolü için polikliniğe başvuruyor. Kanserden çok korktuğunu ve erken teşhis için kanda bakılan tüm 'kanser belirteçlerinin' (CEA, CA 125125, CA 15315-3, CA 19919-9) tetkik edilmesini istediğini belirtiyor. Yapılan fizik muayenesi ve özgeçmiş sorgulaması normal olan hastada ailede erken yaşta kanser öyküsü saptanmıyor. Bu hasta için güncel kanser tarama kılavuzları ve tümör belirteçlerinin klinik kullanımı ile ilgili aşağıdaki bilgilendirmelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Meme kanseri taraması için 4040 yaşından itibaren mamografi önerilirken; CA 15315-3 gibi belirteçlerin tarama amaçlı kullanımı önerilmez.

Cevap

Meme kanseri taraması için 4040 yaşından itibaren mamografi önerilirken; CA 15315-3 gibi belirteçlerin tarama amaçlı kullanımı önerilmez.
Güncel kılavuzlara göre meme kanseri taraması 4040 yaşından itibaren (bazı kılavuzlarda 4545 veya 5050) mamografi ile yapılmalıdır. CA 15315-3 meme kanseri için bir tümör belirteci olsa da, tarama amacıyla kullanılması önerilmez; çünkü erken evre hastalıkta duyarlılığı çok düşüktür ve meme kanseri olmayan birçok durumda (benign meme hastalıkları, siroz, gebelik vb.) yükselebilir.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın risk profilini ve talebini değerlendir.
5050 yaşında, düşük riskli (aile öyküsü yok, sigara yok) kadın hasta için standart tarama programları belirlenmelidir.
Tarama stratejileri yaşa, cinsiyete ve risk faktörlerine göre belirlenir.
2
Tümör belirteçlerinin taramadaki yerini analiz et.
CEA, CA 125125, CA 15315-3 ve CA 19919-9 gibi belirteçlerin genel popülasyonda tarama amacıyla kullanımı önerilmemektedir.
Bu belirteçlerin erken evre kanserleri saptamadaki duyarlılıkları (sensitivite) düşük, benign durumlardaki yalancı pozitiflikleri (spesifite düşüklüğü) yüksektir.
3
Standart tarama yöntemlerini hatırla.
Meme kanseri için mamografi (4040+ yaş), kolorektal kanser için GGK/Kolonoskopi (4545-5050+ yaş), servikal kanser için HPV/Smear (3030-6565 yaş) gereklidir.
Kanıtlanmış mortalite avantajı olan yöntemler bunlardır.

Anahtar Kavram

Tümör belirteçleri (CEA, CA 125125 vb.) genellikle tarama amaçlı değil, tanı almış hastalarda takip ve tedavi yanıtını izlemek için kullanılır.

Daha Fazla Pratik

AFP'nin hangi özel hasta grubunda (riskli popülasyon) tarama amaçlı kullanıldığını gözden geçirin (HSK taraması).
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 310Soru

6161 yaşında, 4545 paket-yıl sigara öyküsü olan erkek hasta; son iki aydır bacaklarının üst kısmında giderek artan güçsüzlük ve merdiven çıkarken zorlanma şikayetiyle başvuruyor. Hasta, sabahları hareket etmekte zorlandığını ancak yürüdükçe ve gün içinde hareket ettikçe şikayetlerinin bir miktar hafiflediğini ifade ediyor. Fizik muayenesinde ağız kuruluğu saptanıyor; patella refleksleri başlangıçta alınamıyor, ancak hastadan bacak kaslarını 1010 saniye boyunca maksimal seviyede kasması istendikten sonra reflekslerin geri döndüğü gözleniyor. Akciğer grafisinde sol hiler bölgede 33 cm çapında kitle izleniyor.

Bu klinik tabloya neden olan paraneoplastik sendrom ve en olası eşlik eden akciğer kanseri tipi aşağıdakilerin hangisinde birlikte verilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Lambert-Eaton Miyastenik Sendromu - Küçük hücreli akciğer karsinomu

Cevap

Lambert-Eaton Miyastenik Sendromu - Küçük hücreli akciğer karsinomu
Lambert-Eaton Miyastenik Sendromu'nda (LEMS), presinaptik kalsiyum kanallarına karşı antikorlar mevcuttur. Egzersiz veya ardışık uyarılar sinir ucunda kalsiyum birikimine neden olarak geçici olarak asetilkolin salınımını artırır ve güçsüzlükte düzelme ile reflekslerin geri dönmesini sağlar. Bu tablo en sık küçük hücreli akciğer kanseri olan hastalarda görülür.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik semptomların analizi
Proksimal kas güçsüzlüğü, ağız kuruluğu (otonomik bulgu) ve egzersizle düzelme (fasilitasyon).
Hastanın yürüdükçe şikayetlerinin azalması ve reflekslerin kasılma sonrası geri dönmesi Lambert-Eaton sendromuna işaret eder.
2
Tanısal bulgunun belirlenmesi
Derin tendon reflekslerinin (DTR) post-tetanik fasilitasyonu.
DTR'lerin başlangıçta alınamaması ancak egzersizle dönmesi LEMS için patognomoniktir; Miyastenia Gravis'te refleksler normaldir.
3
Malignite ilişkisinin kurulması
Küçük hücreli akciğer kanseri (KHAK).
LEMS vakalarının yaklaşık %506050-60'ı bir malignite (en sık KHAK) ile ilişkilidir.

Anahtar Kavram

Lambert-Eaton Miyastenik Sendromu'nda (LEMS) temel mekanizma, nöromüsküler kavşaktaki presinaptik voltaj bağımlı kalsiyum kanallarına karşı oluşan antikorlardır. Bu durum asetilkolin salınımını engeller.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 311Soru

Onkoloji pratiğinde yaygın olarak kullanılan hedefe yönelik tedaviler ve immün kontrol noktası inhibitörlerinin farmakolojik özellikleri ve klinik yönetimleri ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İmmün kontrol noktası inhibitörlerine bağlı gelişen immün ilişkili yan etkilerin (irAEirAE) yönetiminde temel basamak, immün sistemi baskılamak amacıyla sistemik kortikosteroid kullanımıdır.

Cevap

İmmün kontrol noktası inhibitörlerine bağlı gelişen immün ilişkili yan etkilerin (irAEirAE) yönetiminde temel yaklaşım, aşırı immün yanıtı baskılamak için sistemik kortikosteroid kullanımıdır.
Doğru yanıt olan seçenek, immün kontrol noktası inhibitörlerinin (I˙KNI˙İKNİ) klinik yönetimindeki en temel prensibi vurgular. I˙KNI˙İKNİ tedavisi sırasında gelişen kolit, pnömonit veya hepatit gibi yan etkiler immün sistemin aşırı aktivasyonundan kaynaklandığı için tedavi standart olarak sistemik kortikosteroidlerle immünsupresyon sağlamayı içerir.

Adım Adım Çözüm

1
İmmün kontrol noktası inhibitörlerinin etki mekanizmasını değerlendir.
İmmünoterapi ajanları (CTLA4CTLA-4, PD1/PDL1PD-1/PD-L1), T-hücrelerini baskılayan 'fren' mekanizmalarını devre dışı bırakarak çalışır.
Bu mekanizma antitümör yanıtı artırırken aynı zamanda 'immün ilişkili yan etkiler' (irAEirAE) denilen inflamatuar tabloların oluşmasına yol açar.
2
Yan etki yönetim prensiplerini analiz et.
irAEirAE geliştiğinde immün sistemin aşırı aktivasyonunu durdurmak için ilk basamak tedavide sistemik kortikosteroidler (örneğin prednizolon) kullanılır.
Otoimmün benzeri bu yan etkilerde inflamasyonu baskılamak kritik öneme sahiptir.
3
Hedefe yönelik ajanların (mAbmAb ve TKITKI) yapısal farklarını karşılaştır.
mAbmAb'lar büyük, protein yapıda, uzun yarı ömürlü ve ekstraselüler hedefli; TKITKI'lar küçük molekül, intraselüler hedefli ve kısa yarı ömürlüdür.
Bu farmakolojik farklar uygulama yollarını (IV vs Oral) ve isimlendirme kurallarını belirler.

Anahtar Kavram

İmmünoterapi ajanları immün sistemi aktive ederek çalışır ve bu süreçte gelişen yan etkiler (irAE) temel olarak sistemik kortikosteroidlerle yönetilir.

Daha Fazla Pratik

I˙KNI˙İKNİ yan etkileri arasında hipofizit (hypophysitishypophysitis) tablosunun en sık hangi ajan grubuyla (CTLA4CTLA-4 vs PD1PD-1) görüldüğünü incelemek kalıcılığı artıracaktır.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 312Soru

56 yaşında bir kadın hasta, son üç haftadır giderek artan dengesizlik, konuşmada peltekleşme ve el becerilerinde azalma şikayetleriyle nöroloji polikliniğine başvuruyor. Özgeçmişinde bilinen bir kronik hastalık öyküsü bulunmuyor. Nörolojik muayenesinde bilateral dismetri, dizartri, gövde ataksisi ve aşağı vuran nistagmus saptanıyor. Kraniyal MR görüntülemesinde serebellar hemisferlerde difüz sinyal artışı dışında yer kaplayan lezyon izlenmiyor. BOS incelemesinde lenfositik pleositoz ve oligoklonal bant pozitifliği görülüyor.

Bu klinik tabloya neden olan paraneoplastik sendrom düşünüldüğünde, saptanması en muhtemel antikor ve ilişkili tümör eşleştirmesi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Anti-Yo (PCA-1) – Over kanseri

Cevap

Anti-Yo (PCA-1) – Over kanseri seçeneği doğrudur.
Hastada tarif edilen klinik tablo Paraneoplastik Serebellar Dejenerasyon (PCD) ile uyumludur. PCD, tümörün tanısından aylar hatta yıllar önce ortaya çıkabilen subakut bir tablodur. Kadın hastalarda bu sendroma en sık eşlik eden nöronal antikor Anti-Yo (PCA-1) antikorudur. Anti-Yo pozitifliği saptanan hastalarda altta yatan malignite %90'ın üzerinde olasılıkla Over Kanseri veya Meme Kanseridir. Bu nedenle klinik tablo ve demografik özellikler en çok bu eşleşmeyi işaret etmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tabloyu tanımla
Hasta; ataksi, dizartri, dismetri ve nistagmus gibi bulgularla 'Paraneoplastik Serebellar Dejenerasyon' (PCD) tablosu sergilemektedir.
Subakut gelişen serebellar semptomlar ve MR'da metastaz olmaması paraneoplastik süreci işaret eder.
2
Hasta demografisini ve risk profilini değerlendir
56 yaşında kadın hasta.
PCD tanısı alan kadın hastalarda en sık altta yatan maligniteler jinekolojik tümörlerdir.
3
Sendrom-Antikor-Tümör eşleştirmesini yap
Paraneoplastik Serebellar Dejenerasyon + Kadın Hasta = Anti-Yo (PCA-1) ve Over/Meme Kanseri.
Anti-Yo, saf serebellar dejenerasyonun en sık nedenidir ve neredeyse sadece kadınlarda (Over/Meme CA) görülür.

Anahtar Kavram

Paraneoplastik Serebellar Dejenerasyon (PCD), kadınlarda en sık Anti-Yo antikoru pozitifliği ile birlikte over veya meme kanseri zemininde gelişir.

İpuçları

1
Hastanın semptomları (ataksi, dizartri, nistagmus) saf bir serebellar tutuluma işaret etmektedir.
2
Bu sendromun (Paraneoplastik Serebellar Dejenerasyon) kadınlarda en sık görülen nedeni jinekolojik malignitelerdir.

Daha Fazla Pratik

Anti-NMDA reseptör ensefaliti ve over teratomu ilişkisini de gözden geçiriniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 313Soru

5252 yaşında erkek hasta, akut miyeloid lösemi (AMLAML) tanısıyla yatırılarak indüksiyon kemoterapisi başlanmıştır. Kemoterapinin 1212. gününde ateşi 38,8C38,8^\circ C ölçülen hastanın yapılan tetkiklerinde mutlak nötrofil sayısı (ANSANS) 200/mm3200/mm^3 olarak saptanıyor. Özgeçmişinde penisilin GG kullanımından sonra anafilaksi öyküsü olduğu bilinen hastanın fizik muayenesinde hemodinamisi stabil olup, sadece sağ subklavyen port kateter giriş yerinde eritem ve hassasiyet saptanıyor. Bu hasta için en uygun başlangıç ampirik antibiyotik tedavisi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Aztreonam ve Vankomisin

Cevap

Penisilin anafilaksisi öyküsü olan yüksek riskli febril nötropeni hastasında, kateter enfeksiyonu bulguları eşliğinde Aztreonam ve Vankomisin kombinasyonu en uygun yaklaşımdır.
Doğru yaklaşım, penisilin anafilaksisi olan hastalarda beta-laktam halkasına sahip olmayan ancak Gram-negatif spektrumu (özellikle Pseudomonas aeruginosa) kapsayan Aztreonam ile kateter enfeksiyonu bulguları nedeniyle Gram-pozitif etkinliği sağlayan Vankomisin kombinasyonudur. Aztreonam bir monobaktamdır ve penisilinlerle çapraz reaksiyon göstermez.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın risk profilini belirle.
Hasta AML indüksiyonu almaktadır ve ANS<500/mm3ANS < 500/mm^3 (200/mm3200/mm^3) düzeyindedir; bu durum hastayı 'Yüksek Riskli' kategorisine sokar ve yatarak intravenöz tedavi gerektirir.
Risk sınıflandırması ampirik tedavinin nerede ve hangi yolla verileceğini belirler.
2
Alerji durumunu değerlendir.
Penisilin anafilaksisi (Tip 1 hipersensitivite) öyküsü mevcuttur. Bu durum penisilinleri, sefalosporinleri ve karbapenemleri riskli kılar.
Anafilaksi varlığında çapraz reaksiyon riski olan tüm beta-laktam gruplarından kaçınılmalıdır.
3
Fizik muayene bulgularına göre ek kapsama kararını ver.
Port kateter giriş yerinde eritem ve hassasiyet olması, Gram-pozitif (özellikle MRSA ve koagülaz negatif stafilokoklar) enfeksiyon şüphesini artırır.
Febril nötropenide kateter enfeksiyonu, hipotansiyon veya yumuşak doku enfeksiyonu gibi spesifik durumlar başlangıç tedavisine Vankomisin eklenmesini gerektirir.
4
Uygun antibiyotik kombinasyonunu seç.
Gram-negatif (Pseudomonas) etkinliği için Aztreonam (monobaktam, çapraz reaksiyon yok) ve kateter odaklı Gram-pozitif etkinliği için Vankomisin seçilir.
Kılavuzlar anafilaksi öyküsü olan yüksek riskli nötropenik hastalarda Aztreonam + Vankomisin önerir.

Anahtar Kavram

Yüksek riskli febril nötropenide beta-laktam anafilaksisi varlığında ampirik antibiyotik yönetimi.

Alternatif Yöntem

Eğer hastada kateter enfeksiyonu bulgusu olmasaydı bile, penisilin anafilaksisi nedeniyle Gram-negatif kapsamı için Aztreonam kullanımı yine zorunlu olurdu; ancak Vankomisin eklenmesi klinik bulgulara (hipotansiyon, kateter yeri bulgusu vb.) göre opsiyonel hale gelebilirdi.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 314Soru

2828 yaşında erkek hasta, evre IIBIIB testis tümörü nedeniyle BEPBEP (bleomisinbleomisin, etoposidetoposid, sisplatinsisplatin) kemoterapisi almaktadır. Tedavinin 3.3. küründen sonra hastada progresif seyreden kuru öksürük ve efor dispnesi gelişiyor. Fizik muayenede her iki akciğer bazalinde inspiratuar ince raller duyuluyor. Akciğer grafisinde bilateral bazal retiküler infiltrasyon saptanıyor. Bu hastanın cerrahi bir operasyon geçirmesi planlandığında, akciğer toksisitesini alevlendirmemek için anestezi yönetiminde aşağıdakilerden hangisine en çok dikkat edilmelidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İntraoperatif dönemde solutulan oksijen konsantrasyonunun (FiO2FiO_2) kısıtlanması

Cevap

Anestezi sırasında solutulan oksijen konsantrasyonunun (FiO2FiO_2) kısıtlanması (genellikle %30\%30 altında tutulması) en kritik önlemdir.
Bleomisin, akciğerlerde oksijen bağımlı serbest radikal hasarı oluşturarak pulmoner fibrozise yol açan bir ajandır. Bu ilaca maruz kalmış hastalarda cerrahi sırasında kullanılan yüksek yoğunluklu oksijen (FiO2FiO_2), serbest radikal üretimini dramatik şekilde artırarak fatal olabilen akut solunum yetmezliği tablolarını tetikleyebilir. Bu nedenle anestezi yönetiminde FiO2FiO_2 düzeyinin mümkün olan en düşük seviyede (genellikle %28%30\%28-\%30) tutulması önerilir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguların değerlendirilmesi
BEP şeması alan hastada gelişen kuru öksürük, raller ve retiküler infiltrasyon Bleomisin'e bağlı pulmoner fibrozisi işaret eder.
Bleomisin en önemli ve kısıtlayıcı yan etkisi interstisyel pnömoni ve akciğer fibrozisidir.
2
Toksisite mekanizmasının hatırlanması
Bleomisin akciğerlerde demir ile kompleks oluşturup süperoksit ve hidroksil radikalleri üreterek DNA hasarı yapar.
Akciğerlerde bu radikalleri inaktive eden bleomisin hidrolaz enziminin düşük olması akciğerleri hedef haline getirir.
3
Risk faktörlerinin ve cerrahi yönetimin belirlenmesi
Yüksek oksijen konsantrasyonu (FiO2FiO_2) radikal üretimini artırarak akciğer hasarını şiddetli şekilde alevlendirir.
Bleomisin almış hastalarda perioperatif dönemde oksijenin kısıtlanması ve aşırı hidrasyondan (pulmoner ödem riski) kaçınılması hayati önem taşır.

Anahtar Kavram

Bleomisin akciğer toksisitesi ve oksijen duyarlılığı
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 315Soru

Bilinmeyen primerli tümörler (BPT) grubunda, metastatik bir odaktan alınan biyopside en sık saptanan histopatolojik tip aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Adenokarsinom

Cevap

Bilinmeyen primerli tümörlerde en sık saptanan histopatolojik tip adenokarsinomdur.
Adenokarsinomlar, iyi veya orta diferansiye adenokarsinom (%60) ve az diferansiye adenokarsinom/karsinom (%20-30) olarak iki ana grupta değerlendirildiğinde, toplamda bilinmeyen primerli tümör vakalarının büyük çoğunluğunu oluştururlar.

Adım Adım Çözüm

1
Bilinmeyen primerli tümörlerin (BPT) tanımı ve klinik önemi hatırlanır.
BPT, primer odağı standart tanısal yöntemlerle saptanamayan metastatik tümörlerdir.
Tanısal yaklaşım öncelikle biyopsi ile saptanan histopatolojik tipe göre belirlenir.
2
BPT grubundaki histopatolojik alt tiplerin görülme sıklıkları karşılaştırılır.
Adenokarsinomların bu grupta açık ara en baskın tip olduğu saptanır.
Klinik ve otopsi serileri, vakaların %70-80'inin adenokarsinom olduğunu göstermektedir.

Anahtar Kavram

Bilinmeyen primerli tümörlerde (CUP) en yaygın histopatolojik tanı adenokarsinomdur.
Tahmini Süre:45s
Soru 316Soru

Kanser tarama yöntemleri ve hedef popülasyonlar ile ilgili klinik uygulamalar değerlendirildiğinde, aşağıdaki yaklaşımlardan hangisi güncel onkoloji kılavuz önerilerine göre yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: 5555 yaşında, aile öyküsü olmayan postmenopozal bir kadında erken tanı amacıyla rutin CA125CA-125 düzeyi ile over kanseri taraması yapılması

Cevap

Ortalama riskli, asemptomatik kadınlarda over kanseri taraması amacıyla rutin CA-125 bakılması güncel kılavuzlarca önerilmemektedir.
Doğru cevap olan yaklaşım yanlıştır çünkü CA125CA-125 ölçümü, genel popülasyondaki asemptomatik kadınlarda over kanseri taraması için yeterli duyarlılık ve özgünlüğe sahip değildir. Kılavuzlar, rutin tarama yapılmasının cerrahi komplikasyonlar gibi gereksiz müdahalelere yol açabileceğini belirterek buna karşı çıkmaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Kolorektal kanser tarama yaşını kontrol et
Güncel kılavuzlarda başlangıç yaşı 4545'e çekilmiştir.
Erken yaşta görülen kolorektal kanser insidansındaki artış nedeniyle tarama yaşı güncellenmiştir.
2
Akciğer kanseri tarama kriterlerini değerlendir
508050-80 yaş, 20\geq 20 paket-yıl öyküsü kriterleri karşılanmaktadır.
Yüksek riskli popülasyonda düşük doz BT ile tarama mortaliteyi azaltmaktadır.
3
Tümör belirteçlerinin taramadaki yerini analiz et
CA125CA-125 tarama testi olarak etkin değildir.
CA125CA-125 daha çok tedavi takibi ve nüks izleminde kullanılır; tarama amaçlı kullanımı yanlış pozitiflik oranını artırır ve mortalite faydası sağlamaz.

Anahtar Kavram

Tümör belirteçlerinin çoğu (CEA, CA-125 vb.) tarama testi olarak değil, tedavi yanıtı ve nüks takibinde kullanılır.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 317Soru

6363 yaşında, 5050 paket-yıl sigara öyküsü olan erkek hasta; son üç haftadır giderek artan dengesizlik, konuşma bozukluğu ve baş dönmesi şikayetleriyle başvuruyor. Fizik muayenesinde belirgin gövde ve ekstremite ataksisi, dizartri ve nistagmus saptanıyor. Kraniyal MR incelemesinde parankimal metastaz saptanmıyor ve serebellar atrofi izlenmiyor. Akciğer grafisinde sağ hiler bölgede 33 cm çapında kitle izleniyor. Beyin omurilik sıvısı (BOS) incelemesinde protein 8585 mg/dL (hafif yüksek), glukoz normal ve hafif lenfositik pleositoz saptanıyor. Bu hastadaki klinik tablo ve olası akciğer malignitesi göz önüne alındığında, aşağıdaki paraneoplastik antikorlardan hangisinin pozitif saptanması en olasıdır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Anti-Hu (ANNA-1)

Cevap

Küçük hücreli akciğer kanseri (KHAK) ve paraneoplastik serebellar dejenerasyon tablosu olan bir erkek hastada Anti-Hu (ANNA-1) antikorunun saptanması en olasıdır.
Anti-Hu (ANNA-1) antikoru, küçük hücreli akciğer kanseri (KHAK) ile en güçlü ilişkiye sahip paraneoplastik antikordur. Bu antikor, paraneoplastik ensefalomiyelit (PEM) sendromunun bir parçası olarak serebellar dejenerasyon, limbik ensefalit veya duyusal nöronopati tablolarında pozitif saptanır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik sendromun tanımlanması
Hastada subakut başlangıçlı ataksi, dizartri ve nistagmus gibi serebellar bulgular mevcuttur; MR'da kitle olmaması 'Paraneoplastik Serebellar Dejenerasyon' (PSD) düşündürür.
Paraneoplastik sendromlar, tümörün direkt metastatik veya kompresif etkilerinden bağımsız gelişen immunolojik süreçlerdir.
2
Hasta profili ve olası primer tümörün belirlenmesi
6363 yaşında, ağır sigara içicisi erkek hastada hiler kitle varlığı öncelikle Küçük Hücreli Akciğer Kanseri (KHAK) düşündürür.
KHAK, nöroendokrin özellik gösteren ve paraneoplastik sendromların (SIADH, Cushing, LEMS, PSD) en sık görüldüğü akciğer kanseri türüdür.
3
Antikor-Tümör eşleştirmesi
KHAK zemininde gelişen nörolojik paraneoplastik tablolarda (özellikle ensefalomiyelit spektrumu içinde serebellar tutulumda) Anti-Hu (ANNA-1) antikoru spesifiktir.
Anti-Yo kadınlarda jinekolojik tümörlerle, Anti-Tr Hodgkin lenfoma ile, Anti-Ma2 ise testis kanseri ile ilişkilidir.

Anahtar Kavram

Paraneoplastik Serebellar Dejenerasyon ve Antikor İlişkileri
Soru 318Soru

Moleküler karsinogenez süreçlerinde en sık mutasyona uğrayan onkogenlerden biri olan RASRAS ailesi genleri (KRASK-RAS, HRASH-RAS, NRASN-RAS), hücre içi sinyal iletiminde bir 'moleküler şalter' gibi işlev görür. RASRAS proteininin sürekli aktif kalarak onkojenik bir özellik kazanmasına yol açan temel biyokimyasal değişiklik aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: GTPGTP hidrolizini sağlayan intrinsik GTPGTP az aktivitesinin kaybı

Cevap

RAS proteininin onkojenik aktivasyonuna yol açan temel biyokimyasal değişiklik, GTP hidrolizini sağlayan intrinsik GTPaz aktivitesinin kaybıdır.
Doğru yanıt olan 'intrinsik GTPaz aktivitesinin kaybı', RAS proteininin onkojenik dönüşümünün temelidir. Normalde RAS, üzerindeki GTP'yi parçalayarak (hidroliz) kendisini kapatabilir. Ancak mutasyona uğramış RAS bu hidrolizi gerçekleştiremez ve sürekli aktif (GTP-bağlı) formda kalarak hücre büyüme sinyallerini sürekli iletir.

Adım Adım Çözüm

1
RAS proteininin normal döngüsünü tanımla
RAS, GTP'ye bağlıyken aktif, GDP'ye bağlıyken inaktif olan bir moleküler şalterdir.
Onkojenik mutasyonun hangi aşamayı etkilediğini anlamak için normal fizyolojinin bilinmesi gerekir.
2
Aktivasyon ve inaktivasyon mekanizmalarını incele
GEF'ler GDP'yi GTP ile değiştirerek aktive eder, GAP'ler ise GTP'nin hidrolizini (GTPaz aktivitesi) uyararak inaktive eder.
Karsinogenezde bu dengenin 'aktif' yöne kayması beklenir.
3
Onkojenik mutasyonun etkisini belirle
Mutasyon (genellikle 12, 13 veya 61. kodonlarda), RAS'ın kendi içindeki GTP'yi parçalama yeteneğini (GTPaz) yok eder.
GTP parçalanamadığı için RAS sürekli 'açık' kalır ve hücreye sürekli büyüme sinyali gönderir.

Anahtar Kavram

RAS onkogeni, GTPaz aktivitesinin kaybı sonucu (point mutasyonlarla) sürekli GTP-bağlı formda kalarak hücresel proliferasyonu kontrolsüz şekilde uyarır.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 319Soru

2424 yaşında erkek hasta, son iki haftadır giderek artan nefes darlığı, öksürük ve yüzde şişlik şikayetleriyle başvuruyor. Fizik muayenesinde bilateral servikal lenfadenopati ve göğüs duvarında kollateral venöz genişlemeler izleniyor. Toraks BT'de 12×1012 \times 10 cm boyutlarında ön mediastinal kitle saptanıyor. Biyokimyasal incelemede; Ürik asit: 11.411.4 mg/dL, Fosfor: 7.27.2 mg/dL, Potasyum: 5.65.6 mEq/L, Kalsiyum: 7.17.1 mg/dL ve LDH: 32003200 U/L (N: <250<250 U/L) olarak bulunuyor. Hastanın EKG'si ve nörolojik muayenesi normaldir. Bu hastada laboratuvar bulgularının başlangıç yönetimi için en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Agresif hidrasyon ve intravenöz rasburikaz başlanması

Cevap

Agresif hidrasyon ve intravenöz rasburikaz tedavisi, yüksek riskli tümör lizis sendromu vakalarında en uygun başlangıç yönetimidir.
Hastanın klinik tablosu (hızlı büyüyen mediastinal kitle, SVKS bulguları) ve laboratuvar değerleri (LDHLDH ve ürik asit yüksekliği) yüksek riskli Tümör Lizis Sendromu (TLS) ile uyumludur. Bu durumda temel hedef böbrek fonksiyonlarını korumaktır. Rasburikaz, mevcut ürik asidi parçalayarak böbrek yükünü hızla azaltır. Ayrıca hastada nörolojik veya EKG bulgusu (QT uzaması vb.) olmadığı için kalsiyum replasmanından kaçınılmalıdır, çünkü hiperfosfatemi zemininde kalsiyum verilmesi fatal presipitasyonlara neden olabilir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik risk değerlendirmesi yapılması
Hastada dev mediastinal kitle ve LDH > 2x ULN olması nedeniyle 'yüksek riskli TLS' kategorisi belirlendi.
Yüksek tümör yükü ve hızlı turnover olan malignitelerde TLS gelişme riski çok yüksektir.
2
Biyokimyasal verilerin analizi
Ürik asit, fosfor ve potasyum yüksekliği ile birlikte asemptomatik hipokalsemi saptandı.
Malign hücrelerin yıkımıyla hücre içi elektrolitler ve nükleik asit metabolitleri kana salınır.
3
Tedavi stratejisinin belirlenmesi
Agresif IV hidrasyon (3000 ml/m²/gün) ve rasburikaz (rekombinant urat oksidaz) kararı verildi.
Rasburikaz, allopurinolün aksine mevcut ürik asidi hızlıca daha çözünür olan allantoine dönüştürür.
4
Kontrendike veya riskli yaklaşımlardan kaçınma
Kalsiyum replasmanından ve idrar alkalinizasyonundan kaçınıldı.
Asemptomatik hipokalsemide kalsiyum verilmesi kalsiyum-fosfat çökelmesini (metastatik kalsifikasyon) tetikleyerek böbrek hasarını artırır.

Anahtar Kavram

Yüksek riskli Tümör Lizis Sendromu'nda (TLS) rasburikaz endikasyonu ve asemptomatik hipokalsemi yönetimi.
Soru 320Soru

Akut lenfoblastik lösemi (ALLALL) tanısıyla remisyon indüksiyon tedavisi alan 2020 yaşında bir erkek hastada, tedavinin 1010. gününde yapılan kontrollerde serum fibrinojen düzeyi 8585 mg/dLmg/dL (Normal: 200400200-400 mg/dLmg/dL) olarak saptanıyor. Hastanın fizik muayenesinde aktif kanama bulgusuna rastlanmıyor. Bu laboratuvar değişikliğine en olası neden olan kemoterapötik ilaç ve bu ilacın en karakteristik diğer toksisitesi aşağıdakilerin hangisinde birlikte verilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: L-Asparjinaz — Akut pankreatit

Cevap

Hipofibrinojenemiye en olası neden olan ilaç L-Asparjinazdır ve diğer karakteristik toksisitesi akut pankreatittir.
Doğru seçenek L-Asparjinaz ve Akut Pankreatit eşleşmesidir. L-Asparjinaz, asparajini aspartik asit ve amonyağa yıkarak protein sentezini inhibe eder. Bu durum karaciğer kaynaklı pıhtılaşma faktörlerinin (özellikle fibrinojen, protein C ve S, antitrombin III) sentezinin azalmasına yol açarak hipofibrinojenemiye neden olur. İlacın diğer önemli yan etkileri arasında akut pankreatit, insülin sentezinin azalmasına bağlı hiperglisemi ve tromboembolik olaylar yer alır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik verilerin ve laboratuvarın analizi
Hastada remisyon indüksiyonu sırasında izole hipofibrinojenemi saptanması.
ALL tedavisi sırasında pıhtılaşma faktörlerini etkileyen ajanı belirlemek.
2
İlaç mekanizması ile toksisite eşleştirmesi
L-Asparjinazın asparajini hidrolize ederek protein sentezini (fibrinojen dahil) inhibe ettiğinin belirlenmesi.
Tabloya neden olan temel kemoterapötik ajanı tanımlamak.
3
İlacın diğer sistemik yan etkilerinin sorgulanması
L-Asparjinazın pankreatit, hiperglisemi ve tromboz riskini artırdığının hatırlanması.
Soruda istenen ek toksisite bilgisini doğrulamak.

Anahtar Kavram

L-Asparjinaz Toksisite Profili
Tahmini Süre:1m 0s
ÖncekiSayfa 16 / 18Sonraki
Onkoloji — TUS - Tıpta Uzmanlık Sınavı — Sayfa 16 | Examkin