Hematoloji ve Onkoloji

409 soru

Soru 101Soru →

55 yaşında bir kız çocuk, halsizlik ve solukluk yakınması ile polikliniğe getiriliyor. Yapılan laboratuvar tetkiklerinde; Hemoglobin (HbHb): 9.59.5 g/dL, Hematokrit (HctHct): %29\%29, MCVMCV: 6262 fL, Eritrosit (RBCRBC) sayısı: 5.3×106/μL5.3 \times 10^6/\mu L, RDWRDW: %13.5\%13.5, Serum Ferritin: 77 ng/mL (N: 15−15015-150) saptanıyor. Hemoglobin elektroforezinde HbA2HbA_2 düzeyi %3.2\%3.2 (N: <%3.5<\%3.5) ve HbFHbF düzeyi %1.5\%1.5 (N: <%2<\%2) olarak bulunuyor.

Bu hasta için en olası ön tanı ve kesin tanıya ulaşmak için planlanması gereken en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: β\beta-Talasemi taşıyıcılığı ve eşlik eden demir eksikliği; demir tedavisi sonrası HbA2HbA_2 düzeyinin tekrarı

Cevap

En olası tanı β\beta-Talasemi taşıyıcılığı ve eşlik eden demir eksikliğidir; kesin tanı için demir tedavisi sonrası HbA2HbA_2 düzeyi tekrar değerlendirilmelidir.
Hastada saptanan mikrositik anemi tablosunda RBCRBC sayısının 55 milyon/μL\mu L üzerinde olması ve Mentzer indeksinin 1313'ün altında olması (11.711.7) öncelikle talasemi taşıyıcılığını düşündürmektedir. Ancak eşlik eden düşük ferritin düzeyi bir demir eksikliğini de kanıtlamaktadır. Klinik pratikte demir eksikliği, β\beta-talasemi taşıyıcılarında tanıyı koyduran yüksek HbA2HbA_2 (normalde >%3.5>\%3.5) düzeyini yalancı bir şekilde normal sınırlara (<%3.5<\%3.5) çekebilir. Bu fenomene 'maskelenmiş β\beta-talasemi taşıyıcılığı' denir. Bu nedenle, demir eksikliği düzeltildikten sonra HbA2HbA_2 düzeyi tekrar ölçülerek kesin tanı konulmalıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Eritrosit indekslerini analiz et
Mentzer indeksi (MCV/RBCMCV/RBC) =62/5.3=11.7= 62 / 5.3 = 11.7 (<13<13) saptandı.
Mentzer indeksinin 1313'ten küçük olması ve RBCRBC sayısının 55 milyonun üzerinde olması öncelikle talasemi taşıyıcılığını düşündürür.
2
Demir depolarını ve RDWRDW değerini değerlendir
Ferritin 77 ng/mL (düşük) ve RDWRDW %13.5\%13.5 (normal/hafif düşük) bulundu.
Düşük ferritin demir eksikliğini kanıtlar, ancak normal RDWRDW demir eksikliği anemisine karşı talasemi lehine güçlü bir bulgudur.
3
Hemoglobin elektroforezini demir eksikliği bağlamında yorumla
HbA2HbA_2 %3.2\%3.2 (normal aralıkta) bulundu.
Demir eksikliği HbA2HbA_2 sentezini azaltır. β\beta-talasemi taşıyıcısında beklenen HbA2HbA_2 yüksekliği (>%3.5>\%3.5), eşlik eden demir eksikliği nedeniyle normal sınırlara inmiş olabilir (maskelenme).
4
Tanısal süreci belirle
Hastaya demir tedavisi verilmeli ve depolar dolduktan sonra elektroforez tekrarlanmalıdır.
Maskelenmiş bir β\beta-talasemi taşıyıcılığını kesinleştirmek için demir eksikliğinin düzeltilmesi şarttır.

Anahtar Kavram

Demir eksikliği, β\beta-talasemi taşıyıcılarında tipik olarak yüksek saptanan HbA2HbA_2 düzeyini düşürerek tanıyı maskeleyebilir.
Soru 102Soru →

14 yaşında bir erkek çocuk, sol uyluk bölgesinde yaklaşık dört aydır devam eden ağrı şikayetiyle getiriliyor. Ağrının özellikle geceleri şiddetlendiği ve aspirin kullanımı ile tamamen geçtiği belirtiliyor. Çekilen direkt grafide femur proksimalinde, çevresi yoğun sklerotik kemik dokusu ile çevrili, yaklaşık 0,80,8 cm çapında radyolüsen bir odak (nidus) saptanıyor. Bu klinik ve radyolojik bulgular ışığında en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Osteoid osteoma

Cevap

Osteoid osteoma
Doğru seçenek olan osteoid osteoma, çocukluk ve ergenlik çağında sık görülen benign bir kemik tümörüdür. En karakteristik özelliği geceleri artan prostaglandin sentezine bağlı ağrıdır. Bu ağrı, bir prostaglandin inhibitörü olan aspirin (salisilatlar) veya NSAİİ kullanımı ile hızlıca ve tamamen geçer. Radyolojik olarak kortekste yerleşmiş, 2 cm'den küçük, radyolüsen bir nidus ve onu çevreleyen yoğun sklerotik reaktif kemik dokusu ile tanınır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik öykünün değerlendirilmesi
Geceleri artan ve aspirin ile belirgin şekilde azalan ağrı saptandı.
Bu spesifik ağrı karakteri osteoid osteoma tanısı için çok değerlidir.
2
Radyolojik bulguların analizi
0,8 cm (2 cm'den küçük) çapında nidus ve çevresinde skleroz görüldü.
Nidus boyutu ve çevresindeki reaktif kemik oluşumu tanısal kriterdir.
3
Ayırıcı tanı yapılması
Osteoblastom (boyut nedeniyle) ve malign kemik tümörleri (invaziv bulgu yokluğu nedeniyle) dışlandı.
Lezyonun selim doğası ve boyutu kesin tanıyı sağlar.

Anahtar Kavram

Osteoid osteoma tanısında yaş (ergenlik), ağrı karakteri (gece ağrısı, aspirin cevabı) ve radyolojik görünüm (nidus < 2 cm) altın standarttır.
Tahmini Süre:45s
Soru 103Soru →

Boynunda yaklaşık iki aydır bulunan, ağrısız ve lastik kıvamında lenfadenopati nedeniyle tetkik edilen 14 yaşındaki bir çocukta Hodgkin lenfoma tanısı kesinleşmiştir. Ann Arbor evreleme sistemine göre, bu hastanın evresine 'B' son ekinin eklenmesi için aşağıdaki bulgulardan hangisinin varlığı gereklidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Son 6 ayda vücut ağırlığının %10'undan fazla açıklanamayan kilo kaybı

Cevap

Son 6 ayda vücut ağırlığının %10'undan fazla açıklanamayan kilo kaybı
Ann Arbor evreleme sisteminde 'B semptomları' prognozu kötüleştiren sistemik bulgulardır ve bunlar arasında son 6 ayda vücut ağırlığının %10'undan fazlasının açıklanamayan kaybı yer alır. Diğer iki B semptomu ise 38°C'nin üzerindeki açıklanamayan ateş ve gece terlemesidir.

Adım Adım Çözüm

1
Hodgkin lenfomada Ann Arbor evreleme sistemini hatırla.
Evreleme, lenf nodu bölgelerinin sayısına ve diyaframla ilişkisine göre yapılır.
Anatomik yayılımı belirlemek için gereklidir.
2
Evreye eklenen 'A' ve 'B' harflerinin anlamını belirle.
'A' semptomsuz hastaları, 'B' ise sistemik semptomları olan hastaları ifade eder.
Sistemik bulguların varlığı prognozu ve tedavi yaklaşımını değiştirir.
3
Tanımlanmış 'B semptomları'nı listele.
1. Ateş (> 38°C), 2. Gece terlemesi (yatak çarşafı değiştirecek kadar), 3. Kilo kaybı (son 6 ayda > %10).
Bu üç bulgu dışında kalan semptomlar evreleme amaçlı 'B' olarak kabul edilmez.

Anahtar Kavram

Ann Arbor evrelemesindeki 'B semptomları' (Ateş, Gece Terlemesi, Kilo Kaybı) prognostik öneme sahiptir.

Daha Fazla Pratik

Ann Arbor evrelemesinde diyaframın alt ve üstündeki lenf nodu tutulumunun hangi evreye karşılık geldiğini çalışınız.
Tahmini Süre:45s
Soru 104Soru →

77 yaşında bir kız çocuk, sol gözde yaklaşık bir haftadır giderek artan dışa doğru büyüme (proptozis) ve halsizlik şikayetiyle getiriliyor. Fizik muayenesinde orbital bölgede sert, hareketsiz kitle saptanıyor. Tam kan sayımında lökosit sayısı 48.000/mm348.000/mm^3, hemoglobin 7.9g/dL7.9 g/dL ve trombosit sayısı 55.000/mm355.000/mm^3 olarak bulunuyor. Periferik yayma incelemesinde sitoplazmasında tekil Auer cisimcikleri içeren miyeloblastlar görülüyor. Bu hastada görülmesi en olası sitogenetik anomali aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: t(8;21)t(8;21)

Cevap

AML olgularında orbital klorom (granülositik sarkom) ile en sık ilişkilendirilen sitogenetik anomali t(8;21)t(8;21)'dir.
Vakada tanımlanan proptozis ve orbital bölgedeki kitle, akut miyeloid lösemide (AML) görülen granülositik sarkomun (klorom) tipik sunumudur. AML-M2 (matürasyon gösteren miyeloblastik lösemi) alt tipinde saptanan t(8;21)t(8;21) anomalisi, özellikle çocuklarda orbital klorom ile en sık ilişkilendirilen sitogenetik bulgudur ve genellikle iyi prognostik bir faktör olarak kabul edilir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ve laboratuvar bulgularını sentezle.
Hastada sitopeniler, lökositoz ve Auer cisimcikli blastlar (AML tanısı) ile birlikte orbital kitle (klorom) mevcuttur.
Tanısal ipuçlarını birleştirerek spesifik lösemi alt tipine yönelmek gerekir.
2
Klorom (granülositik sarkom) varlığında spesifik sitogenetik ilişkileri hatırla.
Çocukluk çağında proptozis ile prezente olan kloromların en sık t(8;21)t(8;21) pozitif AML-M2 olgularında görüldüğü belirlenir.
TUS sınavında AML sitogenetik-klinik eşleşmeleri sıkça sorgulanan yüksek verimli (high-yield) konulardır.

Anahtar Kavram

AML'de orbital klorom varlığı ve t(8;21)t(8;21) birlikteliği.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 105Soru →

Sekiz yaşında bir çocuk, kafa kemiklerinde ağrılı şişlikler ve kronik kulak akıntısı şikayetleriyle getirilmiştir. Çekilen grafilerde kafatasında 'zımba deliği' görünümünde litik lezyonlar saptanmıştır. Yapılan kemik biyopsisinde Langerhans hücreli histiyositoz (LHH) ön tanısı konulan bu hastada, tanıyı kesinleştirmek için bakılması gereken en spesifik immünohistokimyasal belirteç aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: CD1a

Cevap

CD1a belirteci, Langerhans hücreli histiyositoz tanısında en spesifik immünohistokimyasal işaretleyicidir.
LHH tanısında patolojik incelemede Langerhans hücrelerinin gösterilmesi gerekir. Bu hücrelerin en spesifik immünohistokimyasal belirteçleri CD1a ve Langerin (CD207) olarak kabul edilir. S100 proteini de pozitiftir ancak CD1a kadar spesifik değildir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tabloyu değerlendir.
Litik kemik lezyonları ve kronik kulak akıntısı, Langerhans hücreli histiyositoz (LHH) için tipik bulgulardır.
LHH sıklıkla kemik tutulumu (kafatası) ve dış kulak yolu tutulumu ile prezante olur.
2
Patolojik tanı yöntemlerini hatırla.
Tanı, biyopsi örneğinde Langerhans hücrelerinin görülmesi ve immünohistokimyasal boyanma ile konur.
Histiyositozların alt tiplerini ayırmak için spesifik yüzey belirteçleri gereklidir.
3
Spesifik belirteçleri belirle.
CD1a, S100 ve Langerin (CD207) pozitifliği LHH tanısını kesinleştirir.
CD1a, Langerhans hücrelerine oldukça spesifik bir glikoproteindir.

Anahtar Kavram

Langerhans hücreli histiyositoz tanısında CD1a ve Langerin (CD207) pozitifliği altın standarttır.
Tahmini Süre:45s
Soru 106Soru →

On dört aylık kız çocuk, solukluk ve huzursuzluk şikayetleriyle polikliniğe getiriliyor. Kapsamlı öyküsünden; ailenin Akdeniz bölgesinde yaşadığı, babasında 'Akdeniz anemisi taşıyıcılığı' bulunduğu ve hastanın son dört ay içinde iki kez alt solunum yolu enfeksiyonu geçirdiği öğreniliyor. Beslenme öyküsünde tamamlayıcı besinleri reddettiği ve günde ortalama 900900 mL inek sütü tükettiği saptanıyor.

Fizik muayenesinde konjonktival ve palmar solukluk dışında ek patoloji izlenmeyen hastanın laboratuvar bulguları şöyledir:
- HbHb: 8.48.4 g/dL
- MCVMCV: 5858 fL
- RBCRBC: 3.6×10123.6 \times 10^{12}/L
- RDWRDW: %19.2\%19.2 (Normal: %11.5−14.5\%11.5-14.5)
- Serum demiri: 1818 μ\mu g/dL (Normal: 50−12050-120)
- Total demir bağlama kapasitesi (TDBK): 430430 μ\mu g/dL (Normal: 250−400250-400)
- Ferritin: 77 ng/mL (Normal: 12−15012-150)

Bu hastadaki klinik ve laboratuvar bulguları göz önüne alındığında, anemi etyolojisi ile ilgili en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Demir eksikliği anemisi

Cevap

Demir eksikliği anemisi
Hastada saptanan düşük MCVMCV, mikrositik bir anemiye işaret etmektedir. Ayırıcı tanıda hastanın yoğun inek sütü tüketimi öyküsü demir eksikliğini düşündürür. Laboratuvar parametrelerinde artmış RDWRDW, düşük ferritin, yüksek TDBK ve hesaplanan Mentzer indeksinin (58/3.6≈16.158 / 3.6 \approx 16.1) 1313'ten büyük olması tanının kesin olarak demir eksikliği anemisi olduğunu kanıtlar.

Adım Adım Çözüm

1
Eritrosit indekslerinin (MCVMCV) ve HbHb değerinin değerlendirilmesi
HbHb (8.48.4 g/dL) ve MCVMCV (5858 fL) değerlerinin düşük olması mikrositik anemi tablosunu gösterir.
Anemi ayırıcı tanısında ilk adım morfolojik sınıflandırmadır.
2
Mentzer indeksinin hesaplanması ve RDWRDW'nin değerlendirilmesi
Mentzer İndeksi = MCV/RBC=58/3.6≈16.1MCV / RBC = 58 / 3.6 \approx 16.1. Mentzer indeksinin 1313'ten büyük olması ve RDWRDW'nin artmış ( %14.5\>\%14.5) olması demir eksikliğini destekler.
Mikrositik anemilerde talasemi taşıyıcılığı ile demir eksikliği anemisinin ayrımında bu parametreler kritik öneme sahiptir.
3
Demir profilinin analizi
Düşük serum demiri, düşük ferritin (77 ng/mL) ve yüksek TDBK (430430 μ\mu g/dL) saptanmıştır.
Ferritin düşüklüğü ve TDBK yüksekliği vücut demir depolarının tükendiğini kesin olarak kanıtlar.
4
Klinik öykü ile laboratuvar bulgularının sentezi
Babanın talasemi taşıyıcısı olması ve enfeksiyon öyküsü güçlü çeldiricilerdir ancak laboratuvar bulguları ve yoğun inek sütü tüketimi kesin olarak demir eksikliği anemisi tanısını koydurur.
Klinik pratikte hastanın risk faktörleri ile objektif laboratuvar verileri birleştirilerek nihai tanıya ulaşılır.

Anahtar Kavram

Mikrositik anemilerde; demir eksikliği, talasemi taşıyıcılığı ve kronik hastalık anemisinin laboratuvar ve klinik bulgularla ayırıcı tanısı.
Soru 107Soru →

Vücutta pıhtılaşma mekanizmasını dengeleyen **Protein C, Protein S veya Antitrombin IIIIII** gibi doğal antikoagülanların eksikliğinde, hastada aşağıdaki klinik durumlardan hangisinin gelişme riski en yüksektir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Venöz veya arteriyel trombozlar

Cevap

Doğal antikoagülanların eksikliği pıhtılaşma eğilimini artırarak venöz veya arteriyel trombozlara yol açar.
Protein C, Protein S ve Antitrombin IIIIII, koagülasyon kaskadını denetleyen ve pıhtı oluşumunu sınırlayan doğal antikoagülan sistem elemanlarıdır. Bu proteinlerin kalıtsal veya edinsel eksiklikleri, vücudun pıhtılaşmaya eğilimli hale gelmesine (trombofili) neden olur. Bu durumun en temel klinik yansıması, özellikle derin ven trombozu veya pulmoner emboli gibi tromboembolik olaylardır.

Adım Adım Çözüm

1
Protein C, S ve Antitrombin IIIIII moleküllerinin fizyolojik görevini belirle.
Bu moleküller pıhtılaşma kaskadını belirli noktalarda durduran doğal 'fren' mekanizmalarıdır.
Eksikliğin ne tür bir dengesizliğe yol açacağını anlamak için normal fonksiyonun bilinmesi gerekir.
2
Antikoagülan eksikliğinin pıhtılaşma dengesi üzerindeki etkisini analiz et.
Doğal inhibitörlerin yokluğunda pıhtılaşma süreci kontrolsüz bir şekilde ilerler.
Vücuttaki hemostatik dengenin prokoagülan yöne kayması tromboza zemin hazırlar.
3
Klinik sonuçla seçenekleri eşleştir.
Pıhtılaşma artışı (trombofili) durumunda beklenen temel klinik olay trombozdur.
Kanama bozuklukları ile pıhtılaşma bozuklukları (tromboz) arasındaki temel farkın ayırt edilmesi amaçlanır.

Anahtar Kavram

Doğal antikoagülan eksiklikleri (trombofili) kanamaya değil, tromboza yol açar.
Tahmini Süre:45s
Soru 108Soru →

33 yaşında bir erkek çocuk, karın ağrısı ve iştahsızlık şikayetiyle polikliniğe getiriliyor. Yapılan fizik muayenede batın sol kadranda, orta hattı geçen, sert ve düzensiz yüzeyli bir kitle palpe ediliyor. Laboratuvar incelemelerinde hafif anemi saptanırken; batın bilgisayarlı tomografisinde retroperitoneal alanda kalsifikasyonlar içeren, aorta ve çölyak arteri çevreleyen (encasement) bir kitle izleniyor. Bu hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Nöroblastom

Cevap

Nöroblastom (Orta hattı geçen, kalsifikasyon içeren ve damarları çevreleyen kitle özellikleri nedeniyle)
Vignette'de tarif edilen orta hattı geçen, düzensiz yüzeyli, kalsifikasyon içeren ve büyük damarları sarmalayan (encasement) kitle görünümü nöroblastom için karakteristiktir. Nöroblastom adrenal medulla veya sempatik zincirden köken alan, çocukluk çağının en sık ekstrakraniyal solid tümörüdür.

Adım Adım Çözüm

1
Kitle özelliklerini analiz et
Kitle orta hattı geçiyor, sert ve düzensiz yüzeyli.
Nöroblastom ve Wilms tümörü ayrımında orta hattı geçme özelliği en önemli fizik muayene bulgularından biridir.
2
Radyolojik bulguları değerlendir
BT'de kalsifikasyon ve damar çevreleme (encasement) mevcut.
Nöroblastom olgularının yaklaşık %85\%85'inde kalsifikasyon görülürken, Wilms tümöründe bu oran çok düşüktür (%10\%10). Nöroblastom damarları sarar, Wilms ise iteler.
3
Tanıyı netleştir
Bulgular nöroblastomu işaret ediyor.
Orta hattı geçen, kalsifiye ve damarları sarmalayan retroperitoneal kitle nöroblastom için klasiktir.

Anahtar Kavram

Nöroblastom ve Wilms tümörü ayırıcı tanısında kitlenin orta hattı geçmesi ve vasküler yapıları çevrelemesi (encasement) nöroblastom lehine en güçlü bulgulardır.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 109Soru →

66 yaşında bir çocuk, yaklaşık üç haftadır devam eden ve özellikle geceleri artan bacak ağrısı ile aralıklı ateş şikayetiyle getirilmiştir. Fizik muayenesinde eklemlerde şişlik veya kızarıklık saptanmamış, ancak her iki tibiada dokunmakla hassasiyet olduğu görülmüştür. Karaciğer ve dalak büyüklüğü saptanmayan hastanın laboratuvar incelemesinde hemoglobin 7.87.8 g/dL, lökosit 2.8002.800/mm³, trombosit 62.00062.000/mm³, eritrosit sedimentasyon hızı 8585 mm/saat ve LDH düzeyi 1.2001.200 U/L (N: <450) bulunmuştur. Bu klinik tabloya göre, en olası ön tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Akut lenfoblastik lösemi

Cevap

Akut lenfoblastik lösemi, pansitopeni, yüksek LDH ve gece artan kemik ağrısı ile karakterize en olası tanıdır.
Çocukluk çağında akut lenfoblastik lösemi (ALL), kemik iliğinin infiltrasyonuna bağlı olarak pansitopeni ve kemik ağrısı ile prezante olur. Özellikle gece uykudan uyandıran ağrı ve LDH düzeyinin normalin çok üzerinde olması, lösemi gibi malign süreçlerin tipik göstergesidir. Fizik muayenede hepatosplenomegali olmaması lösemi tanısından uzaklaştırmaz.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguların analizi
Hastada ateş, bacak ağrısı (gece artan) ve tibia hassasiyeti mevcuttur.
Kemik ağrısının gece artması ve kemik hassasiyeti, kemik iliğinin blastlarla infiltrasyonunu düşündürür.
2
Laboratuvar bulgularının yorumlanması
Hastada pansitopeni (Hb, lökosit ve trombosit düşüklüğü) ve yüksek LDH mevcuttur.
Pansitopeni kemik iliği yetmezliğini, yüksek LDH ise maligniteye bağlı hızlı hücre döngüsünü gösterir.
3
Ayırıcı tanı yapılması
Organomegali olmaması lösemiyi dışlamaz; romatolojik hastalıklar ve aplastik anemi pansitopeni/LDH yüksekliği nedeniyle dışlanır.
Lösemili çocukların yaklaşık %25'inde tanı anında organomegali saptanmayabilir.

Anahtar Kavram

Çocukluk çağı lösemilerinde (özellikle ALL) klinik maskeleme (artrit benzeri tablo) ve laboratuvar ipuçları (LDH, pansitopeni).
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 110Soru →

On altı aylık bir kız çocuk, son bir haftadır başlayan desteksiz yürüyememe, gövdede titreme, huzursuzluk ve gözlerde düzensiz, şimşek çakar tarzda kaotik hareketler şikayetleriyle polikliniğe getiriliyor. Fizik muayenede batında ele gelen kitle saptanmıyor ancak derin tendon refleksleri canlı bulunuyor. İdrar tetkikinde vanilmandelik asit (VMA) ve homovanilik asit (HVA) düzeylerinin yaşa göre yüksek olduğu belirleniyor. Torakoabdominal MR görüntülemesinde posterior mediastende kalsifikasyon içeren 3 cm çaplı bir kitle tespit ediliyor. Bu hastadaki klinik tablo ve prognoz ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi en doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Tanımlanan paraneoplastik sendromun varlığı, onkolojik sağkalım açısından iyi prognoz göstergesidir.

Cevap

Tanımlanan paraneoplastik sendromun varlığı, onkolojik sağkalım açısından iyi prognoz göstergesidir.
Vaka, Nöroblastom ile ilişkili Opsoklonus-Myoklonus-Ataksi Sendromu'dur (OMAS). Bu hastalar genellikle 1-3 yaş arasında başvurur. OMAS ile başvuran nöroblastomların karakteristik özellikleri şunlardır: Genellikle lokalize hastalık (Evre 1-2) vardır, MYCN amplifikasyonu nadirdir ve histopatolojik olarak iyi diferansiyedirler. Bu nedenle 'onkolojik sağkalım' (hayatta kalma) oranı %90'ın üzerindedir ve iyi prognoz kriteri kabul edilir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tabloyu tanıla
Hasta ataksi (yürüyememe), myoklonus (titreme) ve opsoklonus (kaotik göz hareketleri) sergilemektedir. Bu üçlü 'Opsoklonus-Myoklonus-Ataksi Sendromu' (Dans eden gözler, dans eden ayaklar sendromu) ile uyumludur.
Semptomların kombinasyonu spesifik bir sendromu işaret eder.
2
Etiyolojiyi belirle
Çocukluk çağında bu sendromun en sık nedeni (%50) Nöroblastomdur. İdrar katekolamin yüksekliği (VMA/HVA) ve kalsifikasyon içeren posterior mediasten kitlesi tanıyı doğrular.
Nöral krest tümörleri katekolamin salgılar ve paraneoplastik sendrom yapabilir.
3
Prognozu değerlendir
OMAS ile seyreden nöroblastomlar genellikle MYCN amplifikasyonu göstermez, düşük evrelidir ve onkolojik sağkalımları mükemmeldir (%90+). Ancak nörolojik sekel riski yüksektir.
Bu spesifik alt grubun biyolojik davranışı literatürde iyi tanımlanmıştır; sağkalım iyidir.

Anahtar Kavram

Nöroblastomun paraneoplastik bir sunumu olan Opsoklonus-Myoklonus Sendromu (OMAS), iyi onkolojik prognozla (sağkalım) ancak potansiyel kötü nörolojik prognozla (kalıcı sekel) ilişkilidir.
Soru 111Soru →

On yaşında bir erkek çocuk, diş çekimi sonrası durdurulamayan sızıntı şeklinde kanama şikayetiyle acil servise başvuruyor. Özgeçmişinde küçüklüğünden beri sık tekrarlayan burun kanaması ve kolay morarma öyküsü olduğu öğreniliyor. Fizik muayenede gövdede ve ekstremitelerde yaygın peteşi ve ekimozlar saptanıyor; karaciğer ve dalak palpabl değil. Laboratuvar incelemesinde elde edilen bulgular aşağıdadır:

TetkikSonuç
Hemoglobin11,8g/dL11,8 g/dL
Lökosit6.500/mm36.500/mm^3
Trombosit sayısı285.000/mm3285.000/mm^3
MPV8,4fl8,4 fl
Kanama zamanı>15>15 dakika
PT12,612,6 saniye
aPTT3030 saniye

Bu hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Glanzmann Trombastenisi

Cevap

Glanzmann Trombastenisi
Hastada saptanan normal trombosit sayısı ve normal MPV değerine rağmen, kanama zamanının >15>15 dakika olması ve klinik olarak mukoza kanamalarının (epistaksis, diş eti kanaması) baskın olması, bir trombosit fonksiyon bozukluğunu işaret eder. Glanzmann trombastenisi, trombositlerdeki GP IIb/IIIa reseptör kompleksinin eksikliği veya kusuru sonucu ortaya çıkan, ristosetin dışındaki tüm agonistlerle (ADP, epinefrin, kollajen) agregasyonun bozuk olduğu klasik bir primer hemostaz hastalığıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguların (peteşi, ekimoz, mukoza kanaması) ve kanama zamanının değerlendirilmesi.
Bulgular bir 'primer hemostaz' bozukluğuna işaret etmektedir.
Peteşi ve mukoza kanamaları trombosit veya damar duvarı bozukluklarının (primer hemostaz) temel özelliğidir.
2
Trombosit sayısı ve morfolojisinin (MPV) incelenmesi.
Trombosit sayısı (285.000/mm3285.000/mm^3) ve büyüklüğü (8,4fl8,4 fl) normaldir.
Bu durum trombositopenik durumları (İTP) ve dev trombositli hastalıkları (Bernard-Soulier) dışlar.
3
Koagülasyon testlerinin (PT, aPTT) analizi.
PT ve aPTT değerleri normal sınırlardadır.
Sekonder hemostaz bozuklukları (Hemofili gibi) ve Faktör VIII eksikliğinin eşlik ettiği ağır vWH dışlanmış olur.

Anahtar Kavram

Normal trombosit sayısı ve normal trombosit büyüklüğü (MPV) ile seyreden, mukoza kanamaları ve ileri derecede uzamış kanama zamanı olan çocuklarda en olası tanı Glanzmann Trombastenisi'dir.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 112Soru →

33 yaşında erkek çocuk, emeklemeye başladıktan sonra dizlerinde morarmalar ve sonrasında sağ diz ekleminde ani gelişen şişlik, sıcaklık ve ağrı şikayeti ile getirilmiştir. Laboratuvar incelemelerinde protrombin zamanı (PTPT) 1313 saniye (N: 11−1511-15), aktive parsiyel tromboplastin zamanı (aPTTaPTT) 7878 saniye (N: 25−3525-35), trombosit sayısı 280.000/mm3280.000/mm^3 ve kanama zamanı normal saptanmıştır. Hastanın dayısında da benzer şikayetler olduğu öğrenilmiştir. Bu klinik ve laboratuvar bulgularına göre, hastada en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hemofili A

Cevap

Klinik bulgular (hemartroz), izole aPTTaPTT uzaması ve X'e bağlı geçiş gösteren aile öyküsü nedeniyle en olası tanı Hemofili A'dır.
Hemofili A, Faktör VIIIVIII eksikliği sonucu gelişen, X'e bağlı çekinik kalıtılan bir hastalıktır. Tipik olarak erkek çocuklarda sünnet sonrası veya travma ile derin doku/eklem içi kanamalarla (hemartroz) kendini gösterir. Laboratuvar testlerinde intrensek yolağı temsil eden aPTTaPTT uzarken, ekstrensek yolak (PTPT), trombosit sayısı ve kanama zamanı normal kalır.

Adım Adım Çözüm

1
Kanama tipini değerlendir.
Eklem içi kanama (hemartroz) saptandı.
Eklem içi ve derin doku kanamaları sekonder hemostaz (pıhtılaşma faktörü) bozukluklarına özgüdür.
2
Laboratuvar testlerini analiz et.
İzole aPTTaPTT uzaması saptandı (PTPT ve trombosit sayısı normal).
İzole aPTTaPTT uzaması, intrensek yolak faktörlerinde (Faktör VIII,IX,XI,XIIVIII, IX, XI, XII) bir eksiklik olduğunu gösterir.
3
Epidemiyolojik ve genetik verileri birleştir.
Erkek çocuk ve dayıda benzer öykü (X'e bağlı geçiş).
Hemofili A (FVIIIFVIII) ve Hemofili B (FIXFIX) X'e bağlı çekinik geçer ve bu tabloya en uygun hastalıklardır.
4
En olası tanıyı belirle.
Hemofili A.
Hemofili A, Hemofili B'ye göre çok daha sık görülür ve klinik/laboratuvar tabloyu tam olarak açıklar.

Anahtar Kavram

İzole aPTTaPTT uzaması ve hemartroz ile seyreden X'e bağlı geçişli hastalıklar (Hemofili A ve B).

Daha Fazla Pratik

Hemofili A ve Hemofili B'nin laboratuvar bulguları aynıdır; ayrım spesifik faktör düzeyleri ölçülerek yapılır.
Tahmini Süre:45s
Soru 113Soru →

22 yaşında Down sendromlu bir çocuk; son 11 haftadır devam eden halsizlik, iştahsızlık ve bacaklarında morluklar şikayetiyle getirilmiştir. Fizik muayenesinde hepatosplenomegali ve yaygın peteşileri saptanan hastanın tam kan sayımında hemoglobin 77 g/dL, lökosit 35.000/mm335.000/mm^3 ve trombosit 20.000/mm320.000/mm^3 bulunuyor. Periferik yaymasında %40\%40 oranında blast saptanıyor. Bu hastanın durumu ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bu hastada en olası tanı Akut Megakaryoblastik Lösemi (AML-M7)'dir ve bu tip Down sendromlu çocuklarda, Down sendromu olmayanlara göre çok daha iyi bir prognoza sahiptir.

Cevap

En olası tanı Akut Megakaryoblastik Lösemi (AML-M7)'dir ve Down sendromlu hastalarda bu tipin prognozu Down sendromu olmayanlara göre daha iyidir.
Down sendromlu çocuklarda ilk 33 yaş içerisinde görülen lösemilerin çoğu Akut Miyeloid Lösemi (AML), özellikle de Megakaryoblastik (M7) tiptedir. Bu çocukların lösemi hücreleri sitozin arabinozid (Ara-C) isimli kemoterapi ilacına karşı oldukça duyarlı olduklarından, Down sendromlu bu hastaların prognozu oldukça yüz güldürücüdür.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın demografik ve klinik verilerini analiz et.
Hasta 22 yaşında ve Down sendromludur; pansitopeni, hepatosplenomegali ve periferde %40\%40 blast saptanmıştır.
Bu bulgular pediatrik yaş grubunda akut lösemiyi (ALL veya AML) işaret eder.
2
Down sendromu ile lösemi tipi arasındaki yaşa bağlı ilişkiyi değerlendir.
33 yaş altındaki Down sendromlu çocuklarda AML-M7 tipi, ALL'den daha sık görülür.
Down sendromunda hematopoetik kök hücrelerdeki GATA1 mutasyonu AML-M7 gelişimine yatkınlık sağlar.
3
Prognoz ve tedavi yanıtını belirle.
Down sendromlu AML-M7 hastaları kemoterapiye (Ara-C) çok iyi yanıt verir.
Paradoksal olarak bu hastalar, Down sendromu olmayan yaşıtlarına göre çok daha yüksek sağkalım oranlarına sahiptir.

Anahtar Kavram

Down sendromlu çocuklarda yaşa göre değişen lösemi insidansı ve AML-M7'nin prognozu.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 114Soru →

55 yaşındaki erkek çocuk, son 33 haftadır giderek artan sabah kusmaları ve dengesizlik şikayetleriyle getirilmiştir. Fizik muayenesinde bilateral papil ödemi ve trunkal ataksi saptanmıştır. Kraniyal MRG incelemesinde dördüncü ventrikül tavanından kaynaklanan, dördüncü ventrikülü belirgin şekilde daraltan ve homojen kontrast tutulumu gösteren solid bir kitle izlenmiştir. Bu hasta için en olası tanıda, tümörün biyolojik yayılım özelliği ve metastaz potansiyeli düşünüldüğünde, evreleme amacıyla yapılması gereken en uygun tetkik aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Tüm spinal aksın manyetik rezonans görüntülemesi (MRG) ve beyin omurilik sıvısı (BOS) sitolojik incelemesi

Cevap

Medulloblastom ön tanısıyla tüm spinal aks MRG ve BOS sitolojik incelemesi yapılmalıdır.
Klinik bulgular (trunkal ataksi, KİBAS) ve radyolojik özellikler (dördüncü ventrikül tavanı, solid kontrast tutan kitle) Medulloblastom tanısını koydurur. Medulloblastom, beyin omurilik sıvısı (BOS) yoluyla kraniyospinal aks boyunca yayılım gösteren yüksek dereceli bir tümördür. Bu nedenle kesin tanı sonrası evreleme için mutlaka tüm spinal MRG çekilmeli ve BOS sitolojisi ile ekilme (drop) metastazları araştırılmalıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ve radyolojik bulguları analiz etme
Papil ödemi (KİBAS), trunkal ataksi ve dördüncü ventrikül tavanı yerleşimli solid kitle Medulloblastom lehinedir.
Medulloblastom çocukluk çağının en sık malign beyin tümörüdür ve tipik olarak vermis/dördüncü ventrikül tavanı yerleşimlidir.
2
Tümörün biyolojik davranışını değerlendirme
Medulloblastom 'small blue round cell' yapısındadır ve beyin omurilik sıvısı yoluyla tüm nöral aksa yayılma eğilimi gösterir.
Tanı anındaki hastaların yaklaşık üçte birinde subaraknoid yayılım mevcuttur.
3
Evreleme tetkikini belirleme
Spinal MRG ve BOS sitolojisi ile 'drop' metastazlar araştırılmalıdır.
Tedavi protokolünün (radyoterapi dozu ve kemoterapi) belirlenmesi için nöral aks yayılımının varlığı kritiktir.

Anahtar Kavram

Medulloblastomun nöroaksiyal yayılım (seed/drop metastaz) potansiyeli

Daha Fazla Pratik

Medulloblastom ve ependimomun dördüncü ventrikül içindeki köken farklarını (tavan vs taban) ve radyolojik görünümlerini karşılaştırınız.
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 115Soru →

6 yaşında bir kız çocuk, bebeklikten itibaren tekrarlayan şiddetli burun kanamaları ve vücudunda kolay morarma şikayetleriyle getirilmiştir. Fizik muayenesinde ekstremitelerde yaygın peteşi ve ekimozlar saptanmış; hepatosplenomegali veya lenfadenopati saptanmamıştır. Laboratuvar incelemelerinde şu sonuçlar elde edilmiştir:

ParametreSonuç
Hemoglobin10.8 g/dL10.8\text{ g/dL}
Beyaz Küre6.800/mm36.800/\text{mm}^3
Trombosit Sayısı220.000/mm3220.000/\text{mm}^3
Kanama Zamanı>15 dakika>15\text{ dakika} (N: 2−7 dk2-7\text{ dk})
PT12.5 saniye12.5\text{ saniye}
aPTT30 saniye30\text{ saniye}

Periferik yaymada trombosit morfolojisinin normal olduğu ve trombositlerin kümeleşme yapmadan tek tek dağıldığı görülmüştür. Trombosit agregasyon testlerinde; ADP, kolajen ve epinefrin ile agregasyon saptanmazken, ristosetin ile agregasyonun normal olduğu izlenmiştir.

Bu hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Glanzmann trombastenisi

Cevap

Glanzmann trombastenisi
Hastada normal trombosit sayısı ve normal morfolojiye eşlik eden primer hemostaz kanama bulguları kalitatif bir trombosit fonksiyon bozukluğunu düşündürür. Trombosit agregasyon testlerinde ADP, kolajen ve epinefrine yanıt alınamaması, ancak ristosetine yanıtın normal olması GP IIb/IIIa kompleksi eksikliği ile karakterize Glanzmann Trombastenisi tanısını koydurur. Ayrıca dalak büyüklüğünün olmaması da ITP veya malignite gibi durumları dışlayan yardımcı bir negatif bulgudur.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ve laboratuvar bulgularını analiz et.
Mukozal kanamalar (burun kanaması, peteşi) ve uzamış kanama zamanı primer hemostaz kusurunu gösterir.
Primer hemostaz bozuklukları tipik olarak yüzeyel kanamalar ve kanama zamanı uzaması ile karakterizedir.
2
Koagülasyon testlerini değerlendir.
Normal PT ve aPTT değerleri, sekonder hemostazın (pıhtılaşma faktörlerinin) sağlam olduğunu kanıtlar.
Faktör eksikliklerini ve hemofili gibi durumları dışlamak için gereklidir.
3
Trombosit sayısı ve morfolojisini incele.
Normal trombosit sayısı (220.000/mm3220.000/\text{mm}^3) ve normal morfoloji; ITP, Bernard-Soulier ve Wiskott-Aldrich gibi durumları dışlar.
Trombositopenik durumlar ile kalitatif fonksiyon bozukluklarını ayırmak kritik ilk adımdır.
4
Agregasyon test sonuçlarını yorumla.
ADP, epinefrin ve kolajen ile agregasyon yok; ristosetin ile normal. Bu patern GP IIb/IIIa eksikliği olan Glanzmann Trombastenisi için patognomoniktir.
Ristosetin agregasyonu vWF üzerinden gerçekleşir; diğer ajanlar GP IIb/IIIa üzerinden fibrinojen bağlanmasını gerektirir.

Anahtar Kavram

Glanzmann Trombastenisi: Trombosit sayısı ve morfolojisi normaldir; ancak GP IIb/IIIa reseptör eksikliği nedeniyle ristosetin dışındaki tüm agonistlerle agregasyon bozuktur.
Soru 116Soru →

Halsizlik, yaygın vücut ağrısı ve diş eti kanaması şikayetleriyle getirilen 1414 yaşındaki bir erkek hastanın yapılan fizik muayenesinde; solukluk, çok sayıda peteşi ve ekimoz saptanıyor. Laboratuvar incelemelerinde hemoglobin: 8g/dL8 g/dL, lökosit: 3.500/mm33.500/mm^3, trombosit: 18.000/mm318.000/mm^3 olarak bulunuyor. Koagülasyon testlerinde PTPT ve aPTTaPTT sürelerinde uzama, fibrinojen düzeyinde belirgin düşüklük ve D−dimerD-dimer yüksekliği izleniyor. Kemik iliği aspirasyonunda sitoplazmasında çok sayıda Auer cisimciği içeren promiyelositlerin hakimiyeti saptanıyor. Bu hastada en olası tanı ve bu tanı ile en güçlü ilişkili genetik anomali aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Akut promiyelositik lösemi (AML-M3) – t(15;17)t(15;17)

Cevap

Akut promiyelositik lösemi (AML-M3) – t(15;17)t(15;17) seçeneği, klinik ve laboratuvar bulguları ile tam uyumludur.
Akut promiyelositik lösemi (AML-M3), promiyelositik granüllerin salınımı nedeniyle gelişen yaygın damar içi pıhtılaşma (DIC) ve blastlarda görülen çok sayıda Auer cisimciği ile karakterizedir. Bu alt tipte temel genetik anomali t(15;17)t(15;17) translokasyonudur; bu da PMLPML ve RARARARA genlerinin birleşmesine yol açarak hücrelerin olgunlaşmasını engeller.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tabloyu analiz et.
Pansitopeni (anemi, lökopeni, trombositopeni) ve kanama bulguları mevcuttur.
Hastanın temel şikayetleri ve laboratuvar değerleri kemik iliği yetmezliğini işaret eder.
2
Koagülasyon parametrelerini değerlendir.
Düşük fibrinojen ve yüksek D−dimerD-dimer ile birlikte PT/aPTTPT/aPTT uzaması, yaygın damar içi pıhtılaşma (DIC) tablosunu doğrular.
Lösemiler arasında DIC en sık AML-M3 alt tipinde görülür.
3
Morfolojik bulguları yorumla.
Auer cisimcikleri içeren promiyelositlerin varlığı AML-M3 tanısını kesinleştirir.
Bu morfoloji AML-M3 (Akut Promiyelositik Lösemi) için patognomoniktir.
4
Genetik ilişkiyi belirle.
AML-M3 ile ilişkili karakteristik anomali t(15;17)t(15;17) translokasyonudur.
Bu translokasyon PML−RARAPML-RARA füzyon genini oluşturur ve ATRA tedavisine yanıtı belirler.

Anahtar Kavram

AML-M3 (Akut Promiyelositik Lösemi), şiddetli DIC tablosu ve t(15;17)t(15;17) translokasyonu ile karakterize bir pediatrik onkoloji acilidir.

İpuçları

1
Koagülasyon testlerindeki DIC bulguları (düşük fibrinojen) löseminin hangi alt tipinde en sıktır?
2
Blastlarda görülen 'Auer cisimcikleri' hangi hücre serisinin (lenfoid mi, miyeloid mi) göstergesidir?

Daha Fazla Pratik

AML-M3 tedavisinde kullanılan ve diferansiyasyon sendromuna yol açabilen ilacı gözden geçirin.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 117Soru →

On beş yaşında bir kız hasta, menarş sonrası gelişen ve yedi gündür durdurulamayan vajinal kanama ile tekrarlayan burun kanaması şikayetiyle acil servise başvuruyor. Fizik muayenesinde alt ekstremitelerde yaygın peteşi ve ekimozlar saptanırken; splenomegali veya diğer organomegali bulgularına rastlanmıyor. Hastanın laboratuvar sonuçları aşağıdadır:

TetkikSonuçReferans
Hemoglobin7,8 g/dL7,8\ g/dL12−15 g/dL12-15\ g/dL
Trombosit sayısı235.000/μL235.000/\mu L150.000−450.000/μL150.000-450.000/\mu L
MPV8,2 fL8,2\ fL7−11 fL7-11\ fL
Kanama zamanı>15 dk>15\ dk2−7 dk2-7\ dk
PT12,8 sn12,8\ sn11−14 sn11-14\ sn
aPTT32 sn32\ sn25−35 sn25-35\ sn

Trombosit agregasyon testinde; ADP, kollajen ve epinefrin ile agregasyon saptanmazken, ristosetin ile agregasyonun normal olduğu görülüyor.

Bu hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Glanzmann Trombastenisi

Cevap

Glanzmann Trombastenisi
Glanzmann Trombastenisi tanısı; hastanın normal trombosit sayısı (235.000/μL235.000/\mu L), normal trombosit büyüklüğü (MPV:8,2 fLMPV: 8,2\ fL) ve normal koagülasyon testlerine (PT/aPTT) rağmen uzamış kanama zamanı ve spesifik agregasyon testi bulguları (ADP, kollajen, epinefrin negatif; ristosetin pozitif) ile konur. Bu hastalıkta fibrinojen bağlayan GPIIb/IIIa kompleksi eksiktir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguları değerlendir
Mukozal kanamalar (menoraji, epistaksis) ve peteşiler primer hemostaz bozukluğunu (trombosit veya vWF ilgili) düşündürür.
Primer hemostaz defektleri tipik olarak yüzeysel kanamalarla prezente olur.
2
Laboratuvar verilerini analiz et
Trombosit sayısı ve MPV normal, PT ve aPTT normal, ancak kanama zamanı uzamış.
Normal PT/aPTT koagülasyon faktör eksikliklerini dışlar; normal trombosit sayısı ise trombositopenik durumları dışlar.
3
Agregasyon testini yorumla
ADP, kollajen ve epinefrine yanıt yok; ristosetine yanıt normal.
Bu patern, GPIIb-IIIa reseptör eksikliği olan Glanzmann trombastenisi için patognomoniktir.

Anahtar Kavram

Glanzmann Trombastenisi, trombosit yüzeyindeki GPIIb/IIIa (integrin αIIbβ3) reseptör kompleksinin eksikliği veya fonksiyon bozukluğu nedeniyle trombositlerin birbirine bağlanamadığı (agregasyon kusuru) kalıtsal bir hastalıktır.
Soru 118Soru →

1515 yaşında erkek hasta, apendektomi operasyonu sonrası 55. günde sol bacakta ani gelişen şişlik ve ağrı şikayetiyle başvuruyor. Fizik muayenede sol bacakta ödem, ısı artışı ve hassasiyet saptanıyor; Homans belirtisi pozitif bulunuyor. Yapılan Doppler ultrasonografide sol femoral vende trombüs izleniyor. Hastanın laboratuvar sonuçları aşağıdadır:

TestSonuçReferans Aralığı
PTPT1212 sn11−1411-14 sn
aPTTaPTT3030 sn25−3525-35 sn
APCAPC direnci (aPTTaPTT oranı)1.41.4>2.1> 2.1

Bu hastada en olası genetik defekt aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Faktör VV Leiden mutasyonu

Cevap

Faktör VV Leiden mutasyonu
Faktör VV Leiden mutasyonu, Faktör VV genindeki tek bir nokta mutasyonu (Arg506GlnArg506Gln) sonucu oluşur. Bu mutasyon, aktive protein CC'nin (APCAPC) Faktör VaVa'yı parçaladığı bölgeyi değiştirerek proteini inaktivasyona karşı dirençli hale getirir. Laboratuvarda APCAPC eklendiğinde aPTTaPTT süresinin yeterince uzamaması (APCAPC direnci) ile karakterizedir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tabloyu değerlendir.
Post-operatif dönemde gelişen derin ven trombozu (DVTDVT) ve genç yaş, kalıtsal bir trombofiliyi düşündürür.
Genç hastalarda tetikleyici bir faktörle (cerrahi) gelişen tromboz altta yatan genetik riskleri akla getirmelidir.
2
Laboratuvar verilerini analiz et.
PTPT ve aPTTaPTT normaldir, ancak APCAPC direnci testi pozitiftir (oran düşüktür).
APCAPC eklendiğinde aPTTaPTT süresinin beklenen oranda uzamaması, faktör VV'in APCAPC tarafından inaktive edilemediğini gösterir.
3
Tanıyı koy.
Faktör VV Leiden mutasyonu.
Bu mutasyon, aktive protein CC direncinin en sık görülen kalıtsal nedenidir.

Anahtar Kavram

Faktör VV Leiden mutasyonu, aktive protein CC (APCAPC) direncine yol açarak kalıtsal trombofili riskini artıran en yaygın genetik defekttir.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 119Soru →

44 yaşındaki bir erkek çocuk, sol kulak kepçesinin hemen üzerinde fark edilen ağrılı bir şişlik şikayetiyle getiriliyor. Fizik muayenede sol temporal bölgede yaklaşık 33 cm çapında, hassas kitle saptanıyor. Kraniyal grafide temporal kemikte 2.52.5 cm çaplı, keskin sınırlı "zımba deliği" görünümünde litik bir lezyon izleniyor. Yapılan tüm vücut kemik taramasında (bone survey) sağ parietal kemikte de 1.51.5 cm'lik benzer bir litik lezyon saptanırken; diğer sistem muayeneleri, tam kan sayımı ve karaciğer fonksiyon testleri normal bulunuyor. Temporal kemikteki lezyondan yapılan biyopside CD1a, S100 ve langerin (CD207) pozitifliği saptanarak Langerhans hücreli histiyositoz (LCH) tanısı konuluyor. Bu hastanın klinik sınıflandırması ve yönetim stratejisiyle ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hastada "CNS-risk" (merkezi sinir sistemi riskli) kemik lezyonu mevcuttur; bu durum diabetes insipidus gelişme riskini artırdığı için sistemik kemoterapi endikasyonu oluşturur.

Cevap

Hastada 'CNS-risk' lezyonu bulunduğu için diabetes insipidus riskini azaltmak amacıyla sistemik kemoterapi başlanmalıdır.
Langerhans hücreli histiyositozda (LCH), temporal kemik gibi kafa tabanı veya yüz kemiklerinin tutulumu 'CNS-risk' (merkezi sinir sistemi riski taşıyan) lezyon olarak sınıflandırılır. Bu lezyonlar, hastada merkezi diabetes insipidus ve LCH ile ilişkili nörodejenerasyon gelişme riskini yaklaşık 3-4 kat artırır. Güncel tedavi protokolleri (LCH-IV gibi), tek sistem - çok odaklı (SS-m) hastalıkta ve özellikle CNS-risk taşıyan lezyonların varlığında, bu komplikasyonları önlemek için Vinblastin ve Prednizolon içeren sistemik kemoterapiyi önermektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Hastalığın yaygınlığını (staging) belirle.
İki farklı kemik odağı (temporal ve parietal) tutulmuş ancak diğer organlar korunmuştur.
Tedavi protokolünü seçmek için tek sistem (SS) mi yoksa çoklu sistem (MS) mi olduğunu anlamak gerekir.
2
Tutulan bölgelerin anatomik önemini analiz et.
Temporal kemik tutulumu 'CNS-risk' (merkezi sinir sistemi riskli) bir bölgedir.
Bazı kemik lokasyonları (mastoid, orbital, sfenoid, temporal, etmoid) doğrudan hayati risk taşımasa da yüksek morbidite (Diabetes Insipidus) riski taşır.
3
Risk sınıflandırmasına göre tedavi planını seç.
Tek sistem - çok odaklı (SS-m) ve CNS-risk pozitif olduğu için sistemik tedavi (Vinblastin + Prednizolon) endikedir.
Sadece küretaj veya gözlem, bu özel anatomik bölgelerde yüksek nüks ve kalıcı nörolojik sekel riski nedeniyle yetersizdir.

Anahtar Kavram

Langerhans Hücreli Histiyositozda CNS-Risk Lezyonları ve Tedavi Stratejisi

Daha Fazla Pratik

Histiyositozlar ile karışabilen HLH (Hemofagositik Lenfohistiyositoz) tanı kriterlerini ve ferritin düzeyinin önemini inceleyiniz.
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 120Soru →

12 yaşında bir kız çocuk, ilk menstrüasyonunun beklenenden çok daha ağır geçmesi (menoraji) ve çocukluğundan beri tekrarlayan burun kanamaları şikayetiyle başvuruyor. Fizik muayenesinde gövde ve alt ekstremitelerde yaygın peteşi ve ekimozlar saptanıyor; karaciğer ve dalak palpasyonu normal sınırlarda saptanıyor. Laboratuvar bulguları şu şekildedir:

ParametreDeğerReferans Aralığı
Hemoglobin10,8g/dL10,8 g/dL12−16g/dL12 - 16 g/dL
Trombosit Sayısı72.000/mm372.000/mm^3150.000−450.000/mm3150.000 - 450.000/mm^3
MPV (Ort. Trombosit Hacmi)15,2fL15,2 fL7−11fL7 - 11 fL
Kanama Zamanı>15>15 dakika2−92 - 9 dakika
PT12,412,4 saniye11−1411 - 14 saniye
aPTT30,230,2 saniye25−3525 - 35 saniye

Periferik yaymada trombositlerin belirgin şekilde büyük olduğu ve bazılarının eritrosit boyutuna ulaştığı gözleniyor. Bu klinik ve laboratuvar bulgularına göre en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bernard-Soulier Sendromu

Cevap

Hafif trombositopeni, artmış trombosit hacmi (MPV) ve periferik yaymada 'dev trombosit' bulguları ile karakterize olan Bernard-Soulier Sendromu'dur.
Vakada sunulan çocukta mukozal kanamalar (menoraji, epistaksis), trombositopeni, çok yüksek MPV değeri ve periferik yaymada eritrosit boyutundaki dev trombositler, glikoprotein Ib-IX-V eksikliği ile karakterize Bernard-Soulier Sendromu'nu işaret eder. Bu hastalıkta trombositlerin von Willebrand faktöre yapışması (adezyon) bozulmuştur ve kanama zamanı uzundur.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tabloyu değerlendir.
Menoraji ve burun kanaması gibi mukozal kanamalar primer hemostaz kusurunu düşündürür.
Primer hemostaz bozuklukları (trombosit veya damar duvarı sorunları) tipik olarak mukozal kanamalarla prezante olur.
2
Laboratuvar verilerini analiz et.
Trombosit sayısı düşük (72.000/mm372.000/mm^3), MPV yüksek (15,2fL15,2 fL), kanama zamanı uzamış, ancak PT ve aPTT normaldir.
Normal PT ve aPTT, sekonder hemostaz (koagülasyon faktörleri) yollarının sağlam olduğunu gösterir.
3
Periferik yayma bulgularını yorumla.
Eritrosit boyutuna ulaşan 'dev trombositler' saptanmıştır.
Büyük trombositler ITP'de de görülebilir ancak 'dev trombosit' (eritrosit büyüklüğünde) ifadesi spesifik olarak Bernard-Soulier veya May-Hegglin gibi genetik sendromlara yönlendirir.
4
Ayırıcı tanı yap.
Trombositopeni + Dev Trombosit + Primer Hemostaz Kusuru kombinasyonu Bernard-Soulier tanısını koydurur.
Glikoprotein Ib-IX-V kompleksinin eksikliği sonucu trombosit adezyonu bozulur ve morfolojik olarak dev yapılar oluşur.

Anahtar Kavram

Bernard-Soulier Sendromu, GpIb-IX-V kompleks eksikliğine bağlı gelişen, dev trombositler ve hafif trombositopeni ile karakterize bir primer hemostaz bozukluğudur.

Daha Fazla Pratik

Bernard-Soulier sendromunda ristosetin ile agregasyonun düzelmediği, ancak normal plazma eklenmesiyle de bu durumun (vWH'dan farklı olarak) geri dönmediği bilgisini gözden geçirin.

Alternatif Yöntem

Trombosit büyüklüğü (MPV) üzerinden eleme yapmak: Bernard-Soulier (Yüksek MPV), Glanzmann (Normal MPV), Wiskott-Aldrich (Düşük MPV).
Tahmini Süre:1m 30s
ÖncekiSayfa 6 / 21Sonraki
Hematoloji ve Onkoloji Alıştırma Soruları — TUS - Tıpta Uzmanlık Sınavı — Sayfa 6 | Examkin