Tüm alıştırma soruları

8734 soru

Soru 7441Soru

Bir reklam ajansı, tüketicilerin yeni çıkan bir ürünü satın alma kararlarını etkileyen faktörleri araştırmak için üç farklı yöntem uygulamıştır:

I. Yöntem: Tüketicilerin ürünü gördükleri andaki göz hareketlerini, kalp ritimlerini ve beyin dalgalarındaki değişimleri laboratuvar ortamında cihazlarla ölçmek.
II. Yöntem: Tüketicilere ürünle ilgili sorular sorarak, ürünü zihinlerinde nasıl konumlandırdıklarını, reklam mesajını nasıl anlamlandırdıklarını ve karar verme süreçlerindeki bilgi işleme aşamalarını analiz etmek.
III. Yöntem: Tüketicilerin geçmişte benzer reklamlara verdikleri satın alma tepkilerini ve hangi ödüllendirme (indirim, hediye vb.) mekanizmalarının bu davranışı pekiştirdiğini incelemek.

Bu yöntemlerin temel aldığı psikolojik yaklaşımlar aşağıdakilerin hangisinde sırasıyla doğru verilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Biyolojik yaklaşım - Bilişsel yaklaşım - Davranışçı yaklaşım

Cevap

Biyolojik yaklaşım - Bilişsel yaklaşım - Davranışçı yaklaşım
Doğru cevap olan seçenekteki sıralama, verilen araştırma yöntemlerinin odaklandığı süreçlerle tam olarak örtüşmektedir. İlk yöntemde doğrudan biyolojik/fizyolojik ölçümler yapıldığı için biyolojik yaklaşım; ikinci yöntemde bilgi işleme ve anlamlandırma gibi zihinsel süreçler incelendiği için bilişsel yaklaşım; üçüncü yöntemde ise çevreyle etkileşim içindeki gözlenebilir tepkiler ve pekiştirme süreçleri ele alındığı için davranışçı yaklaşım temel alınmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
I. Yöntemdeki araştırma odağını ve kullanılan araçları belirlemek.
Göz hareketleri, kalp ritmi ve beyin dalgası ölçümlerinin fizyolojik temelli olduğu tespit edilir.
Biyolojik yaklaşım, insan davranışlarını ve zihinsel süreçleri sinir sistemi, beyin işlevleri, nörotransmitterler ve genetik gibi fizyolojik yapılarla açıklar.
2
II. Yöntemdeki araştırma odağını ve kavramsal kavramları analiz etmek.
Zihinsel şemalar, anlamlandırma, bilgi işleme ve karar verme süreçlerinin bilişsel süreçler olduğu saptanır.
Bilişsel yaklaşım, insan zihnini bilgi işleyen bir sistem olarak görür; algılama, bellek, düşünme ve problem çözme gibi içsel zihinsel süreçleri inceler.
3
III. Yöntemdeki araştırma odağını ve pekiştirme unsurlarını incelemek.
Geçmiş satın alma tepkileri (davranış) ve ödüllendirme/pekiştirme mekanizmalarının gözlenebilir davranış ve çevre etkileşimiyle ilişkili olduğu belirlenir.
Davranışçı yaklaşım, zihinsel süreçleri reddederek yalnızca dışarıdan gözlenebilen ve ölçülebilen davranışları uyarıcı-tepki ilişkisi ve pekiştirme ilkeleriyle açıklar.

Anahtar Kavram

Psikolojide Ekoller ve Yaklaşımlar (Biyolojik, Bilişsel ve Davranışçı Yaklaşımlar)
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 7442Soru

Aşağıda, sosyolojinin diğer bilim dallarıyla olan ilişkisini ve ortak çalışma alanlarını gösteren araştırma konuları ile bu konuların ilişkili olduğu bilim dalları verilmiştir. Araştırma konularını ilgili oldukları doğru bilim dallarıyla eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Geçmişte yaşanmış toplumsal olayları, kültürleri ve değişimleri yazılı arşiv belgeleri üzerinden inceleyerek günümüz toplumsal yapısının kökenlerini anlamlandırmak.
Sınırlı kaynakların üretim, dağıtım ve tüketim süreçlerinin toplumsal sınıfların yaşam tarzları ve tüketim alışkanlıkları üzerindeki etkilerini araştırmak.
Bireyin toplumsal çevre içindeki tutumlarını, grup içi rollerini ve bu rollerin bireysel davranış ile kimlik gelişimi üzerindeki etkilerini incelemek.
Toplumsal düzeni ve kontrolü sağlamak amacıyla geliştirilen yazılı yasal kuralların ve yasaların toplumsal ilişkiler üzerindeki fiili işleyişini incelemek.

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Doğru eşleşme şu şekildedir: Yazılı belgeler ve geçmiş toplumsal olayların incelenmesi Tarih ile; kaynakların üretimi, dağıtımı ve tüketimi Ekonomi ile; bireyin grup içi davranışları ve tutumları Sosyal Psikoloji ile; yazılı yasal kuralların işleyişi ise Hukuk ile eşleşmektedir.
Verilen araştırma konularında geçen anahtar kelimeler ve kavramsal çerçeveler ilgili bilim dallarıyla doğrudan örtüşmektedir. Geçmiş toplumsal olaylar Tarih, kaynakların üretimi ve tüketimi Ekonomi, bireyin grup içindeki tutumları Sosyal Psikoloji, yazılı yasaların işleyişi ise Hukuk bilimini işaret etmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Birinci ifadedeki 'geçmişte yaşanmış toplumsal olaylar' ve 'yazılı arşiv belgeleri' kavramlarını incelemek.
Bu kavramların geçmiş zamanı ve belgeleri konu edinen Tarih bilimiyle eşleştiği tespit edilir.
Sosyoloji toplumsal değişimi açıklarken tarihsel verilerden ve tarih biliminden doğrudan faydalanır.
2
İkinci ifadedeki 'sınırlı kaynaklar', 'üretim', 'dağıtım' ve 'tüketim' kavramlarını incelemek.
Bu kavramların iktisadi yapıyla doğrudan ilgili olan Ekonomi bilimiyle eşleştiği tespit edilir.
Toplumsal ilişkilerin ve sınıfsal yapının temelinde ekonomik faaliyetler yer aldığından sosyoloji ekonomiyle yakın ilişki kurar.
3
Üçüncü ifadedeki 'bireyin toplumsal çevre içindeki tutumları' ve 'bireysel davranış' kavramlarını incelemek.
Bu kavramların bireyin toplumsal grup içindeki etkileşimini ele alan Sosyal Psikoloji ile eşleştiği tespit edilir.
Sosyoloji, toplumsal yapıların bireysel davranışlara yansımasını anlamak için sosyal psikolojiden yararlanır.
4
Dördüncü ifadedeki 'yazılı yasal kurallar' ve 'yasalar' kavramlarını incelemek.
Bu kavramların toplumsal düzeni sağlayan normatif sistemleri konu edinen Hukuk bilimiyle eşleştiği tespit edilir.
Hukuk kurallarının toplumsal kabulü, etkililiği ve toplumsal yapı üzerindeki sonuçları sosyolojinin hukukla ortak konusudur.

Anahtar Kavram

Sosyolojinin diğer sosyal bilimlerle (Tarih, Ekonomi, Sosyal Psikoloji, Hukuk) ilişkisi ve çalışma alanlarının sınırları.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 7443Soru

Karanlıkta kalmaktan korkan bir çocuğun bu durumunu inceleyen iki uzmandan ilki, çocuğun geçmişte karanlık bir ortamda yalnız kaldığı sırada yüksek bir sese maruz kalarak korktuğunu ve bu iki durum arasında bir ilişki kurduğunu; bu korkunun tamamen dışsal uyarıcı-tepki bağıyla açıklanabileceğini ileri sürer. İkinci uzman ise çocuğun karanlık ortamı zihninde nasıl yorumladığına, karanlıkla ilgili geliştirdiği olumsuz şemalara ve bilgiyi işleme sürecine odaklanılması gerektiğini savunur.

Buna göre, uzmanların görüşleri sırasıyla aşağıdaki psikoloji yaklaşımlarından hangilerinin temel varsayımlarını yansıtmaktadır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Davranışçı yaklaşım - Bilişsel yaklaşım

Cevap

Davranışçı yaklaşım - Bilişsel yaklaşım
İlk uzmanın uyarıcı-tepki bağına ve çevre etkisine yaptığı vurgu davranışçı yaklaşımı; ikinci uzmanın ise zihinsel şemalar ve bilgi işleme süreçlerine yaptığı vurgu bilişsel yaklaşımı yansıtmaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
İlk uzmanın açıklamasını analiz etme
Uzman, çocuğun karanlık ile korku tepkisi arasında bir bağ kurduğunu ve bunun dışsal uyarıcı-tepki ilişkisiyle açıklanabileceğini belirtmektedir. Bu açıklama, sadece gözlenebilir davranışlara ve çevre etkisine odaklanan davranışçı yaklaşıma aittir.
Sorudaki ilk uzmanın yaklaşım odağını belirlemek amacıyla yapılmıştır.
2
İkinci uzmanın açıklamasını analiz etme
Uzman; algı, zihinsel şemalar, bilgiyi işleme ve yorumlama süreçlerine odaklanmaktadır. Bu kavramlar zihinsel süreçleri doğrudan ele alan bilişsel yaklaşımın temel çalışma alanlarıdır.
Sorudaki ikinci uzmanın yaklaşım odağını belirlemek amacıyla yapılmıştır.
3
Sonuçları birleştirip doğru seçeneği bulma
İlk uzman davranışçı yaklaşımı, ikinci uzman ise bilişsel yaklaşımı temsil ettiği için sırasıyla 'Davranışçı yaklaşım - Bilişsel yaklaşım' ifadesi doğrudur.
Belirlenen iki yaklaşımı sırasıyla bir araya getirerek cevaba ulaşmak amacıyla yapılmıştır.

Anahtar Kavram

Davranışçı yaklaşım gözlenebilir davranışlar ve uyarıcı-tepki bağını incelerken; bilişsel yaklaşım algı, bellek ve bilgi işleme gibi içsel zihinsel süreçleri inceler.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 7444Soru

İslam hukuk tarihinde hüküm çıkarma (içtihat) metotları zamanla sistemleşerek ameli-fıkhi mezheplerin doğmasına zemin hazırlamıştır. Bu süreçte mezhep kurucuları, dini kaynakları yorumlarken kendilerine özgü delil hiyerarşileri ve yöntemler benimsemişlerdir. Örneğin;

I. Kıyasın sınırlarını aşarak adalete, hakkaniyete ve kamu yararına daha uygun olan hükme yönelmeyi ifade eden 'istihsan' yöntemini sistemli bir şekilde fıkıh usulüne dahil etmiştir.
II. Vahyin ilk muhataplarının ve Hz. Peygamber'in sünnetinin en canlı uygulayıcılarının yaşadığı bölgenin örfünü (amel-i ehl-i Medine) güçlü bir delil kabul etmiştir.
III. Akli çıkarımlara dayalı rey yönteminden ziyade doğrudan nassa ve özellikle zayıf da olsa hadislere dayanmayı öncelikli kural haline getirmiştir.

Yukarıda metodolojik yaklaşımları ve özellikleri verilen bu ameli-fıkhi ekollerin kurucuları sırasıyla aşağıdakilerin hangisinde doğru olarak verilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Ebu Hanife - İmam Malik - Ahmed b. Hanbel

Cevap

Ebu Hanife - İmam Malik - Ahmed b. Hanbel
İstihsan kavramını fıkıhta sistemli olarak kullanan Ebu Hanife; Medine halkının uygulamasını (amel-i ehl-i Medine) delil sayan İmam Malik; rey yöntemine karşı nassa ve hadislere öncelik veren ise Ahmed b. Hanbel'dir. Bu sıralama tamamen ameli-fıkhi alimlerden oluşur ve öncülleri tam olarak karşılar.

Adım Adım Çözüm

1
Birinci öncülde yer alan 'istihsan' kavramını analiz etmek ve bu kavramın sistemli kullanımının hangi mezhep imamına ait olduğunu belirlemek.
İstihsan kavramı, kıyasın dışına çıkarak kamu yararı ve adalete uygun hüküm vermeyi ifade eder ve fıkıh usulünde Ebu Hanife (Hanefi mezhebi) ile özdeşleşmiştir. İlk isim Ebu Hanife olmalıdır.
Sorunun ilk halkasını doğru belirlemek için fıkhi usul terimlerinin sahiplerini bilmek gerekir.
2
İkinci öncülde yer alan 'amel-i ehl-i Medine' (Medine halkının uygulaması) ilkesini analiz etmek.
Medine halkının yaşayan sünnet uygulamalarını delil kabul eden mezhep kurucusu İmam Malik'tir (Maliki mezhebi). İkinci isim İmam Malik olmalıdır.
Mezheplerin coğrafi ve sünnet anlayışına dayalı metodolojilerini ayırt etmek için.
3
Üçüncü öncülde yer alan nassa sıkı bağlılık ve zayıf da olsa hadisleri kıyasa tercih etme ilkesini incelemek.
Akli çıkarımlara ve rey yöntemine mesafeli durup hadis önceliğini esas alan fıkıh anlayışının kurucusu Ahmed b. Hanbel'dir (Hanbeli mezhebi). Üçüncü isim Ahmed b. Hanbel olmalıdır.
Hadis ağırlıklı fıkıh anlayışının en belirgin temsilcisini saptamak için.
4
İsimleri sırasıyla veren seçeneği bulup itikadi-siyasi alimleri elemek.
Ebu Hanife, İmam Malik ve Ahmed b. Hanbel sıralamasının yer aldığı seçeneğin doğru olduğu doğrulanır.
Ameli-fıkhi mezhep kurucularını itikadi ekollerin kurucularından net bir şekilde ayırmak gerekmektedir.

Anahtar Kavram

İslam Düşüncesinde Ameli ve Fıkhi Yorumlar ve Metodolojileri
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 7445Soru

Bir lisede kimya laboratuvarı dersinde kurallara uymayan ve deney araçlarını temizlemeden bırakan Caner, öğretmeni tarafından laboratuvar temizlik nöbetine bırakılmıştır (I). Aynı sınıftaki Ece ise, laboratuvardaki keskin asit kokusundan rahatsız olduğu için maske takmış ve bu sayede kokunun yarattığı rahatsız edici durumdan kurtulmuştur (II).

Buna göre Caner ve Ece'nin yaşadığı bu durumlar, edimsel koşullanma ilkelerinden sırasıyla aşağıdakilerden hangisine örnek oluşturur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Ceza - Olumsuz pekiştirme

Cevap

Ceza - Olumsuz pekiştirme
Doğru cevap olan 'Ceza - Olumsuz pekiştirme' ifadesi, Caner ve Ece'nin durumlarını doğru tanımlar. Caner, kurallara uymama davranışının ardından temizlik nöbeti gibi istenmeyen bir durumla karşılaşmıştır ve bu durum ceza örneğidir. Ece ise maske takarak kendisini rahatsız eden keskin asit kokusundan kurtulmuştur, bu da davranışı güçlendiren olumsuz pekiştirme örneğidir.

Adım Adım Çözüm

1
Caner'in durumunun analiz edilmesi
Caner kurallara uymadığı için ona temizlik nöbeti verilmiştir. Bu durum istenmeyen davranışı azaltmaya yönelik bir ceza uygulamasıdır.
Davranışı izleyen ve o davranışın tekrarlanma olasılığını azaltan uyarıcılara ceza denir.
2
Ece'nin durumunun analiz edilmesi
Ece maske takarak rahatsız edici asit kokusundan uzaklaşmıştır. Bu durum maske takma davranışının sıklığını artıracak bir olumsuz pekiştirmedir.
Organizma için rahatsız edici olan bir uyarıcının ortamdan çıkarılmasıyla davranışın pekiştirilmesine olumsuz pekiştirme denir.
3
Sonuçların eşleştirilmesi ve doğru seçeneğin bulunması
Birinci durum ceza, ikinci durum olumsuz pekiştirme olarak belirlenir ve sırasıyla bu kavramları içeren seçenek doğru kabul edilir.
Soru kökündeki sıraya uygun olan kavram çifti belirlenmelidir.

Anahtar Kavram

Edimsel koşullanmada ceza ve olumsuz pekiştirme kavramlarının farkı
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 7446Soru

Bir uyku araştırmasında, uyarıcılardan arındırılmış laboratuvar ortamındaki katılımcılara uykunun farklı evrelerinde hafif şiddette ses uyarısı verilmiş ve bu uyarılara verilen fizyolojik tepkiler ile katılımcıların uyandırılma eşikleri ölçülmüştür. Araştırma sonucunda şu bulgulara ulaşılmıştır:

* Katılımcıların dış uyarılara en az duyarlı olduğu, uyandırılmasının en zor olduğu ve EEG kayıtlarında delta dalgalarının (0.54 Hz0.5-4\text{ Hz}) baskın olduğu evre derin uykudur.
* REM (hızlı göz hareketleri) evresindeki katılımcılara verilen hafif ses uyarılarının, onları uyandırmadığı ancak rüyalarında bu sesi 'rüzgar uğultusu' veya 'tren sesi' şeklinde işleyerek rüyaya dahil ettikleri görülmüştür.

Buna göre, bu araştırmaya dair aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: REM evresinde dış uyarının rüyada farklı bir şekilde deneyimlenmesi psikolojik açıdan bir illüzyon (yanılsama) örneğidir ve bu evrede dış dünyaya ait algı tamamen yok olmamıştır.

Cevap

REM evresinde dış uyarının rüyada farklı bir şekilde deneyimlenmesi psikolojik açıdan bir illüzyon (yanılsama) örneğidir ve bu evrede dış dünyaya ait algı tamamen yok olmamıştır.
Gerçekte var olan fiziksel bir uyarıcının (hafif ses uyarısı) uyku esnasında farklı yorumlanması (rüzgar veya tren sesi olarak algılanması) psikolojik açıdan illüzyon (yanılsama) olarak adlandırılır. Katılımcıların dışarıdan gelen bu uyarıyı alıp rüyalarına entegre etmeleri, uykunun bu evresinde dış dünyaya ait algı kapılarının bütünüyle kapanmadığını, sınırlı da olsa algısal sürecin devam ettiğini gösterir.

Adım Adım Çözüm

1
Metinde verilen araştırma bulgularını ve uykunun evrelerine dair özellikleri analiz etmek.
Araştırmada uykunun farklı evrelerinin (derin uyku ve REM) dış uyarılara karşı hassasiyet ve beyin dalgası (delta) özellikleri yönüyle karşılaştırıldığı belirlenmiştir.
Soru kökünün bizden istediği doğru değerlendirmeyi bulabilmek için öncelikle verileri sınıflandırmamız gerekir.
2
REM evresinde ses uyarısının 'rüzgar uğultusu' veya 'tren sesi' olarak algılanmasının psikolojik kavramsal karşılığını belirlemek.
Dışarıda gerçek bir fiziksel ses uyarısı crappy-sound bulunmasına rağmen uyarının yanlış/farklı algılanması bir illüzyondur (yanılsama). Eğer hiçbir uyarıcı yokken bu sesler duyulsaydı halüsinasyon (sanrı) olurdu.
İllüzyon ile halüsinasyon arasındaki temel farkı belirleyerek seçeneklerdeki kavramsal yanılgıları elemeyi sağlar.
3
Seçeneklerdeki bilimsel yöntem (bağımlı/bağımsız değişken) ve psikolojik ekoller (davranışçılık) ile ilgili iddiaları değerlendirmek.
Etkisi incelenen uykunun evresi bağımsız değişken, ölçülen tepkiler bağımlı değişkendir. Davranışçılık ise öznel rüya raporlarını bilimsel yöntem olarak kabul etmez. Bu doğrultuda doğru yargının illüzyon kavramına ve algının yok olmadığına değinen ifade olduğu belirlenir.
Diğer seçeneklerdeki kavramsal ve işlemsel hataları teyit ederek kesin doğru cevaba ulaşmak.

Anahtar Kavram

Uykunun evreleri (REM ve derin uyku), EEG dalgaları ve farklı bilinç durumlarında (uyku, rüya) algısal süreçlerin özellikleri.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 7447Soru

Deniz ve okyanuslarda meydana gelen rüzgâr ve dalga hareketleri sonucunda atmosfere saçılan küçük tuz kristallerine aerosol adı verilir. Aerosoller, su ekosistemleri ile karasal ekosistemler ve atmosfer arasında sürekli bir etkileşim kurarak doğal dengenin korunmasında önemli bir rol oynar.

Buna göre, deniz aerosollerinin doğal sistemlerin işleyişindeki rolüyle ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yağışlarla karasal ekosistemlere taşınarak toprakların mineral ve besin ihtiyacını karşılar, aynı zamanda havada yoğunlaşma çekirdeği görevi üstlenerek bulut oluşumunu desteklerler.

Cevap

Deniz aerosollerinin bulut oluşumunda yoğunlaşma çekirdeği işlevi görmesi ve yağışlarla karaya inerek toprağın mineral ihtiyacını karşılaması doğrudur.
Deniz aerosolleri, okyanus ve deniz dalgalarının köpürmesiyle atmosfere karışan küçük tuz parçacıklarıdır. Havada asılı kalan bu aerosoller, su buharının etrafında toplandığı yoğunlaşma çekirdeklerini oluşturarak bulut ve yağış oluşumunu başlatır. Yağışlarla karasal ekosistemlere indiklerinde ise içerdikleri minerallerle toprağı zenginleştirirler.

Adım Adım Çözüm

1
Deniz aerosollerinin tanımını ve kaynağını analiz etme.
Aerosollerin okyanus ve deniz dalgalarının patlamasıyla atmosfere saçılan tuz kristalleri olduğu belirlenir.
Aerosollerin su ekosistemleri kaynaklı olduğunu ve atmosferle etkileşime girdiğini anlamak için gereklidir.
2
Aerosollerin su döngüsü ve bulut oluşumundaki etkisini inceleme.
Bu tuz parçacıklarının havada yoğunlaşma çekirdeği vazifesi görerek bulutların oluşumunu ve yağışın başlamasını sağladığı tespit edilir.
Su ekosistemlerinin su döngüsündeki ve iklim üzerindeki fiziki rolünü belirlemek için gereklidir.
3
Karasal ekosistemlere olan mineral/besin girdisi ilişkisini değerlendirme.
Yağışlarla toprağa düşen aerosollerin, karasal bitkiler ve toprak için gübre etkisi yaratarak mineral desteği sunduğu saptanır.
Deniz aerosollerinin karasal ekosistemlerin verimliliği üzerindeki biyolojik katkısını ortaya koymak için gereklidir.

Anahtar Kavram

Deniz aerosollerinin su döngüsü, bulut oluşumu ve karasal mineral girdisi üzerindeki rolleri
Soru 7448Soru

Muzafer Sherif, sosyal normların oluşumunu incelediği deneyinde, tamamen karanlık bir odada hareketsiz duran küçük bir ışık noktasının katılımcılar tarafından hareket ediyormuş gibi algılanması durumundan (otokinetik etki) yararlanmıştır. Deneyin ilk aşamasında katılımcılar odaya tek tek alınmış ve ışığın ne kadar hareket ettiğini tahmin etmeleri istenmiştir. Her birey kendi içinde kararlı bir tahmin aralığı (bireysel norm) oluşturmuştur. İkinci aşamada ise, daha önce bireysel normları birbirinden farklı olan katılımcılar grup halinde odaya alınmış ve tahminlerini yüksek sesle paylaşmışlardır. Süreç içinde bireysel tahminlerin birbirine yaklaştığı ve ortak bir grup normunun oluştuğu görülmüştür. Üçüncü aşamada katılımcılar tekrar tek başlarına odaya alındıklarında dahi, kendi eski bireysel normlarına değil, grupla birlikte oluşturdukları ortak norma göre tahmin yapmaya devam etmişlerdir.

Buna göre, Sherif’in gerçekleştirdiği bu deney ve sonuçları dikkate alındığında, sosyal etki süreciyle ilgili aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılabilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bireysel kararlar, fiziksel gerçekliğin belirsiz olduğu durumlarda grubun oluşturduğu ortak referans çerçevesine kalıcı olarak uyarlanır.

Cevap

Bireysel kararlar, fiziksel gerçekliğin belirsiz olduğu durumlarda grubun oluşturduğu ortak referans çerçevesine kalıcı olarak uyarlanır.
Doğru seçenek, fiziksel gerçekliğin belirsiz olduğu durumlarda bireylerin doğru bilgiye ulaşmak için grubun oluşturduğu ortak referans çerçevesine yöneldiğini ve bu değişimin kalıcı (içselleştirilmiş) olduğunu açıklar. Paragrafta üçüncü aşamada bireylerin tek başınayken de grup normunu sürdürmesi bu kalıcılığı kanıtlar.

Adım Adım Çözüm

1
Paragraftaki deneyin aşamalarını ve sonuçlarını analiz etme.
Deneyde fiziksel gerçekliğin (ışığın hareket miktarı) belirsiz olduğu bir ortamda bireylerin önce kendi normlarını oluşturduğu, ardından grup ortamında ortak bir norma ulaştığı ve yalnız kaldıklarında da bu ortak normu korudukları belirlenir.
Soruyu çözmek için deney düzeneğinin hangi sosyal psikoloji süreçlerine işaret ettiğini anlamak gerekir.
2
Sosyal etki türlerini (bilgisel ve kuralsal sosyal etki) ve uyum düzeylerini (boyun eğme, özdeşleşme, içselleştirme) karşılaştırma.
Bireyin grup dağıldıktan sonra tek başınayken de grup normuna uymaya devam etmesi, durumun sadece geçici bir boyun eğme (compliance) değil, kalıcı bir benimseme/içselleştirme (internalization) olduğunu gösterir. Fiziksel gerçekliğin belirsizliği ise bilgisel sosyal etkiyi tetikler.
Ulaşılabilecek doğru yargıyı seçeneklerde bulabilmek için kuramsal açıklamaları bilmek gerekir.
3
Doğru seçeneği belirleme ve yanlış seçenekleri çürütme.
Bireysel kararların, belirsizlik ortamında grubun referans çerçevesine kalıcı olarak uyarlanacağı yargısı doğru cevap olarak tespit edilir. Diğer seçeneklerin neden yanlış olduğu elenerek kesinleştirilir.
Doğru cevaba ulaşmak ve çeldiricileri elemek için son doğrulamayı yapmak.

Anahtar Kavram

Sosyal Etki ve Sosyal Davranış (Bilgisel Sosyal Etki ve Benimseme/İçselleştirme)
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 7449Soru

Aristoteles'e göre bir heykelin varlığa gelmesi için hem tuncun (madde) hem de heykele verilen şeklin (form) bir arada bulunması gerekir. Tunç, heykel olma potansiyeline sahiptir; sanatçı ona formu kazandırdığında bu potansiyel aktüel hale gelir. Ona göre formlar, Platon'un savunduğu gibi nesneler dünyasından ayrı, aşkın bir İdealar evreninde değil; duyulur dünyadaki nesnelerin bizzat içinde, onlara özünü veren bir ilke olarak yer alır.

Aristoteles'in bu parçada dile getirdiği madde-form ilişkisine yönelik görüşleri, onun Platon'un varlık anlayışından hangi temel açıdan ayrıldığını gösterir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Formun (özün) duyulur dünyadaki nesnelerden bağımsız ve aşkın bir alanda değil, nesnelerin bizzat yapısında içkin olarak bulunduğunu savunmasıyla

Cevap

Formun (özün) duyulur dünyadaki nesnelerden bağımsız ve aşkın bir alanda değil, nesnelerin bizzat yapısında içkin olarak bulunduğunu savunmasıyla
Aristoteles, Platon'un idealar kuramındaki 'aşkın form' anlayışını eleştirerek formların duyusal nesnelerin bizzat yapısında, onlara içkin (potansiyeli aktüelleştiren ilke) olarak bulunduğunu savunur. Bu bakış açısıyla nesnelerin özü, duyulur dünyadaki somut varlıklardan ayrılamaz.

Adım Adım Çözüm

1
Parçadaki temel argümanı tespit etmek.
Aristoteles'in heykel örneğiyle madde (tunç) ve form (şekil) birlikteliğini vurguladığı ve formun Platon'un iddia ettiği gibi ayrı bir dünyada (aşkın) değil, nesnelerin içinde (içkin) olduğunu savunduğu görülür.
Aristoteles'in varlık anlayışının temelini ve Platon'dan koptuğu noktayı belirlemek için ilk adım parçanın özünü kavramaktır.
2
Platon'un varlık anlayışıyla karşılaştırmak.
Platon varlığı 'idealar dünyası' ve 'duyulur dünya' olarak ikiye ayırır ve asıl gerçekliği nesnelerden bağımsız aşkın idealarda görür. Aristoteles ise formu nesneye içkin kılarak bu dualizmi reddeder.
Soru kökündeki 'Platon'un varlık anlayışından hangi temel açıdan ayrıldığını gösterir' ifadesine cevap üretebilmek için bu karşılaştırma zorunludur.
3
Seçenekleri analiz ederek doğru yargıyı bulmak.
Formun nesnelerin yapısında içkin olduğunu belirten seçeneğin Aristoteles'in Platon'a getirdiği temel eleştiriyi tam olarak karşıladığı ve doğru yanıt olduğu anlaşılır.
Diğer seçeneklerdeki kavramsal yanılgıları eleyip Aristoteles'in hylomorphism (madde-form) kuramının özünü temsil eden seçeneğe ulaşmak için son adımdır.

Anahtar Kavram

Aristoteles'in Madde-Form (Hylomorphism) Kuramı ve Platon'un İdealar Kuramı ile Karşılaştırılması
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 7450Soru

Türkiye'de dağların uzanış doğrultusu ve yer şekillerinin engebeli yapısı, limanların iç kesimlerle olan ulaşım ağlarını ve ticari kapasitelerini doğrudan etkilemiştir. Aşağıda verilen Türkiye'deki limanları, coğrafi konumları ve hinterlant özelliklerine göre doğru coğrafi/ekonomik açıklamalarıyla eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Samsun Limanı
Trabzon Limanı
İskenderun Limanı
Antalya Limanı

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Samsun Limanı demiryolu bağlantısı ve geniş Karadeniz hinterlandı özelliğiyle; Trabzon Limanı demiryolu olmadan Zigana ve Kop geçitleriyle sağlanan transit ticaret özelliğiyle; İskenderun Limanı sanayi ve demiryolu bağlantısıyla; Antalya Limanı ise demiryolu bağlantısı olmayan turizm ve tarım işleviyle eşleşir.
Doğru eşleştirmede her liman coğrafi özelliklerine ve ulaşım altyapısına tam olarak uymaktadır: Samsun geniş hinterlandı ve demiryoluyla, Trabzon demiryolu olmadan geçitlerle sağlanan transit ticaretiyle, İskenderun ağır sanayi ve demiryolu bağlantısıyla, Antalya ise demiryolu olmadan turizm ve tarım işleviyle eşleşmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Karadeniz limanlarının fiziki coğrafya şartlarını incelemek.
Samsun'da Canik Dağları kıyının gerisinde olduğundan demiryolu bağlantısı vardır ve hinterlandı geniştir. Bu durum birinci limanı ilgili Karadeniz hinterland özelliğiyle eşleştirir.
Dağların kıyıya yakınlığı ve yükseltisinin ulaşım ağlarına olan etkisini belirlemek.
2
Doğu Karadeniz'deki Trabzon Limanı'nın ulaşım ve ticaret yapısını analiz etmek.
Trabzon Limanı'na demiryolu bağlantısı yoktur fakat dağlar geçitlerle aşılmaktadır. Bu da onu İran transit ticaret yoluna bağlar. Dolayısıyla ikinci liman transit ticaret limanı özelliğiyle eşleşir.
Geçitlerin transit ticaretteki rolünü ve demiryolu olmayan limanları ayırt etmek.
3
Akdeniz'in doğusunda yer alan İskenderun Limanı'nın fonksiyonunu belirlemek.
İskenderun Limanı demir-çelik fabrikası ve maden taşımacılığı nedeniyle sanayi karakterlidir ve demiryolu bağlantısına sahiptir. Bu durum üçüncü limanı sanayi limanı özelliğiyle eşleştirir.
Sanayi faaliyetlerinin liman gelişimine ve demiryolu entegrasyonuna etkisini saptamak.
4
Teke Yarımadası doğusundaki Antalya Limanı'nın ulaşım kısıtlarını incelemek.
Antalya Limanı'na dağlık yapıdan dolayı demiryolu ulaşamaz ve liman daha çok tarımsal ihracat ile yat turizmi için kullanılır. Bu durum dördüncü limanı bu güney limanı özelliğiyle eşleştirir.
Yer şekillerinin demiryolu yapım maliyetine ve ulaşım ağı dağılışına etkisini doğrulamak.

Anahtar Kavram

Türkiye'de dağların uzanışı, yer şekilleri ve hinterland özelliklerinin limanların demiryolu bağlantısı ve ticaret fonksiyonları üzerindeki belirleyici etkisi.
Soru 7451Soru

Bireyin tüm kararlarının ve eylemlerinin doğa yasaları, psikolojik etkenler veya toplumsal koşullar gibi neden-sonuç ilişkileriyle zorunlu olarak belirlendiğini savunan ahlaki yaklaşım 'fatalizm' (kadercilik) olarak adlandırılır.

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: False

Cevap

İfade yanlıştır.
İfade yanlıştır çünkü doğa yasaları ve toplumsal koşullar gibi neden-sonuç ilişkilerini temel alan irade karşıtı görüş fatalizm değil, gerekirciliktir.

Adım Adım Çözüm

1
İfadede verilen tanımın ahlaki eylemin belirlenmişliği bağlamındaki temel dayanağını analiz etmek
İfadede kararların ve eylemlerin 'doğa yasaları, psikolojik etkenler veya toplumsal koşullar' gibi dünyevi, doğal neden-sonuç ilişkileriyle belirlendiği belirtilmektedir.
Görüşlerin hangi temele (doğal/nedensel vs. doğaüstü/yazgısal) dayandığını ayırt etmek doğru sonuca ulaşmanın ilk adımıdır.
2
Tanımlanan görüşün felsefi terminolojideki karşılığını bulmak
Neden-sonuç zincirine dayalı belirlenimcilik görüşü gerekirciliktir (determinizm).
Görüşün tanımı ile kavramın uyumluluğunu kontrol etmek gerekir.
3
Kavramları karşılaştırarak ifadenin doğruluğunu değerlendirmek
Gerekircilik ve fatalizm farklı temellere dayanır; bu nedenle ifade yanlıştır.
Elde edilen veriler doğrultusunda ifadenin yanlış olduğuna karar verilir.

Anahtar Kavram

Gerekircilik ve Fatalizm arasındaki farklar
Soru 7452Soru

Küresel ve bölgesel ölçekteki örgütler; kuruluş amaçları, coğrafi etki alanları ve üye ülkelerin nitelikleri bakımından farklılık göstermektedir. Aşağıda verilen uluslararası örgütleri, Türkiye'nin üyelik durumu, örgütün etki alanı ve temel kurulu amacı kriterlerini dikkate alarak uygun açıklamalarıyla eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO)
Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (KEİ)
Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC)
Gelişen Sekiz Ülke (D-8)

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

NATO ile Türkiye'nin 1952'de üye olduğu küresel askeri örgüt açıklaması; KE�� ile Türkiye'nin öncülüğünde kurulan bölgesel ekonomik örgüt açıklaması; OPEC ile Türkiye'nin üye olmadığı petrol örgütü açıklaması; D-8 ile Türkiye'nin kurucu olduğu küresel ekonomik iş birliği örgütü açıklaması eşleşmelidir.
Doğru eşleştirmeler yapıldığında; NATO güvenlik ve ortak savunma amaçlı askeri küresel örgüte, KEİ ekonomik amaçlı bölgesel örgüte, OPEC petrol ihraç eden ve Türkiye'nin üye olmadığı ekonomik örgüte, D-8 ise gelişmekte olan ülkelerin küresel ekonomik iş birliği örgütüne karşılık gelir.

Adım Adım Çözüm

1
NATO'nun işlevini ve Türkiye'nin konumunu belirleme
NATO, Türkiye'nin 1952'de dahil olduğu küresel ölçekli bir askeri savunma örgütüdür.
NATO üye ülkelerin ortak savunmasını üstlenen askeri bir pakt olup, Türkiye sonradan üye olmuştur.
2
KEİ'nin coğrafi sınırlarını ve amacını analiz etme
KEİ, Karadeniz havzasındaki ülkeleri kapsayan bölgesel ve ekonomik bir örgüttür.
Örgütün temel kuruluş amacı bölge ülkeleri arasındaki ticareti geliştirmektir ve coğrafi olarak Karadeniz havzası ile sınırlıdır.
3
OPEC'in amacını ve Türkiye ile ilişkisini sorgulama
OPEC, petrol ihraç eden ülkelerin kurduğu, Türkiye'nin üye olmadığı küresel ekonomik bir örgüttür.
Türkiye petrol ihraç eden bir ülke değildir ve bu örgüte dahil değildir.
4
D-8'in yapısını ve Türkiye'nin konumunu değerlendirme
D-8, Türkiye'nin kurucu üyesi olduğu, üye ülkeleri farklı kıtalarda (Asya ve Afrika) bulunan küresel ölçekli ekonomik bir örgüttür.
Üye ülkelerin coğrafi olarak tek bir havzada toplanmaması örgütü küresel ölçekli yapmaktadır.

Anahtar Kavram

Küresel ve Bölgesel Ölçekteki Örgütler
Soru 7453Soru

Kelam ilminde bilgi teorisi üzerine çalışan bir araştırmacı, evrendeki düzeni gözlemleyerek ve akıl yürüterek bir yarat��cının varlığı ve birliği sonucuna ulaşmıştır. Ancak bu araştırmacı, yaratıcının razı olacağı ibadet şekillerini, ahiret hayatının evrelerini ve meleklerin niteliklerini de sadece doğa gözlemlerine ve mantıksal kıyaslara dayanarak temellendirmeye çalışmıştır.

Buna göre araştırmacının, aklın ve duyuların sınırlarını aşan metafizik (gayb) konuları anlamlandırmada düşt��ğü hata, İslam epistemolojisindeki aşağıdaki kaynaklardan hangisinin yetki ve işlev alanının göz ardı edilmesinin bir sonucudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sadık haber (Vahiy ve peygamberden gelen güvenilir haberlerin, aklın ve duyuların tek başına ulaşamayacağı gayb alanına dair kesin bilgi sunması)

Cevap

Sadık haber (Vahiy ve peygamberden gelen güvenilir haberlerin, aklın ve duyuların tek başına ulaşamayacağı gayb alanına dair kesin bilgi sunması)
Araştırmacının akıl ve duyularla çözmeye çalıştığı ibadet detayları, ahiret hayatının evreleri ve melekler gibi konular gayb alanına girer. İslam bilgi teorisinde gayb alanındaki yegane kesin bilgi kaynağı Allah'tan gelen vahiy ve peygamberlerin bildirdiği haberleri kapsayan sadık haberdir. Dolayısıyla araştırmacı sadık haberin işlev alanını göz ardı etmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Paragraftaki araştırmacının bilgi edinme sürecini analiz etmek.
Araştırmacının evrendeki düzeni gözlemlemesi salim duyulara, buradan yaratıcının varlığına ulaşması ise selim akla dayanmaktadır.
İslam bilgi felsefesinde akıl ve duyular fiziksel dünyayı kavramada ve temel inanç ilkelerini rasyonelleştirmede aktif olarak kullanılır.
2
Araştırmacının hata yaptığı alanı belirlemek.
Araştırmacı; ibadet şekilleri, ahiret hayatı ve meleklerin özellikleri gibi insan aklının ve duyularının gözlem sahası dışında kalan (gayb) alanları da akıl ve duyularla temellendirmeye çalışmıştır.
Bu konular duyularla algılanamaz ve akıl yürütmeyle mantıksal sınırları çizilemez.
3
Gayb alanındaki temel bilgi kaynağını tespit etmek.
Gaybî konular ve ibadetlerin detayları ancak vahiy ve peygamberlerin bildirmesiyle, yani sadık haber yoluyla bilinebilir.
İnsanın sınırlı akıl ve duyu kapasitesi, fizik ötesi alan hakkında kendi başına kesin bilgi üretemez.
4
Doğru seçeneğe karar vermek.
Araştırmacının düştüğü hata, gayb alanında tek yetkili bilgi kaynağı olan sadık haberin işlevini göz ardı etmesinden kaynaklanır.
Bu durum doğrudan sadık haberin kapsam ve yetki sınırlarının ihlalidir.

Anahtar Kavram

Sadık haberin bilgi değeri ve yetki alanı (özellikle gayb ve ibadet konularındaki rolü)
Soru 7454Soru

Bir bireyin yürürken dengesini kaybetmeden düz bir çizgide ilerleyebilmesi, bisiklete binerken dengede kalabilmesi ve kas hareketlerinin birbiriyle uyumlu çalışması doğrudan aşağıdaki merkezi sinir sistemi bölümlerinden hangisi tarafından kontrol edilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Beyincik

Cevap

Beyincik
Beyincik, vücudun dengesini koruma ve kas hareketleri arasında uyum (koordinasyon) sağlama işlevini yürütür. Bu nedenle yürüme, koşma ve dengede kalma gibi faaliyetler doğrudan beyincik tarafından kontrol edilir.

Adım Adım Çözüm

1
Soruda verilen denge ve kas koordinasyonu işlevlerini kontrol eden merkezi sinir sistemi bölümünü belirleme.
Denge, hareket ve kas uyumu işlevlerinin beyincik (cerebellum) tarafından gerçekleştirildiği tespit edilir.
Beyincik, kas tonusunu ayarlar ve hareketlerin pürüzsüz, dengeli olmasını sağlar.

Anahtar Kavram

Beyincik ve işlevleri (Denge ve Kas Koordinasyonu)
Soru 7455Soru

Felsefe tarihinde varlığın ne olduğu ve tözünün hangi ilkeye dayandığı sorusu filozoflar tarafından farklı şekillerde açıklanmıştır. Aşağ��daki filozofları, savundukları temel varlık (ontoloji) görüşleriyle doğru şekilde eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Herakleitos
Descartes
Thomas Hobbes
Platon

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Herakleitos ile sürekli akış ve oluş süreci; Descartes ile düşünme ve yer kaplama niteliğindeki iki ayrı tözün birliği; Thomas Hobbes ile cisimsel parçacıkların mekanik hareketi; Platon ile akılla kavranabilen değişmez idealar dünyası eşleşir.
Doğru eşleştirmede: Herakleitos sürekli akış ve oluş süreciyle; Descartes düşünme ve yer kaplama niteliğine sahip iki ayrı tözle (düalizm); Thomas Hobbes mekanik hareket halindeki cisimsel/maddi gerçeklikle; Platon ise akılla kavranabilen değişmez idealar dünyasıyla ilişkilendirilir.

Adım Adım Çözüm

1
Herakleitos'un ontolojik yaklaşımını analiz edin.
Herakleitos'un varlığın temelini sürekli bir değişim ve 'oluş' süreci olarak gördüğü belirlenir. Bu durum, varlığın durağan olmadığını savunan ifadeyle eşleşir.
Herakleitos, 'Aynı nehirde iki kez yıkanılmaz' sözüyle değişimi ve oluşu felsefesinin merkezine koymuştur.
2
Descartes'ın töz anlayışını değerlendirin.
Descartes'ın varlığı ruh ve beden (madde) olarak iki ayrı töze ayıran düalist (ikici) görüşe sahip olduğu saptanır. Bu, düşünme ve yer kaplama niteliğindeki iki töz ifadesiyle eşleşir.
Descartes, zihinsel olan ile maddesel olanı birbirine indirgenemez iki ayrı töz (res cogitans ve res extensa) olarak tanımlar.
3
Thomas Hobbes'un varlık görüşünü inceleyin.
Hobbes'un mekanist materyalizm doğrultusunda varlığı cisimsel hareketlerle açıkladığı belirlenir. Bu, maddi parçacıkların mekanik hareketi ifadesiyle eşleşir.
Hobbes'a göre ruh da dahil olmak üzere her şey maddedir ve hareket yasalarına tabidir.
4
Platon'un idealar kuramını eşleştirin.
Platon'un gerçek varlığı değişmez soyut idealar olarak gördüğü saptanır. Bu, duyusal dünyanın ötesindeki idealar dünyası ifadesiyle eşleşir.
Platon, duyular dünyasındaki varlıkları gelip geçici gölgeler olarak görürken, gerçek varlığı akılla bilinen idealarla özdeşleştirir.

Anahtar Kavram

Filozofların varlık (ontoloji) hakkındaki temel görüşlerinin ve töz anlayışlarının ayırt edilmesi.
Soru 7456Soru

Türkiye'de Cumhuriyet'in ilanından günümüze kadar geçen tarihsel süreçte, farklı dönemlerde çeşitli ekonomi politikaları uygulanmış ve bu politikaların coğrafi mekân ile sosyoekonomik yapı üzerinde belirgin yansımaları olmuştur.

Buna göre, Türkiye'nin ekonomi tarihi ve uygulanan politikaların sonuçları ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: 1950-1960 döneminde tarımda makineleşmenin artmasıyla nadas alanları genişlemiş; bu uygulama İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu gibi kurak bölgelerde toprağın mineral dengesini korumak amacıyla devlet eliyle alternatif bir gübreleme yöntemi olarak yaygınlaştırılmıştır.

Cevap

1950-1960 döneminde tarımda makineleşmenin artmasıyla nadas alanlarının genişlediğini ve nadas uygulamasının devlet eliyle alternatif bir gübreleme yöntemi olarak yaygınlaştırıldığını savunan ifade yanlıştır.
Doğru cevap, 1950-1960 döneminde tarımda makineleşmenin nadas alanlarını genişlettiğini ve nadasın alternatif bir gübreleme yöntemi olarak devlet eliyle teşvik edildiğini öne süren ifadedir. Çünkü nadas, toprağın mineral dengesini korumak için yapılan aktif bir gübreleme yöntemi olmayıp, kurak ve yarı kurak bölgelerde sulama yetersizliği sebebiyle toprağın boş bırakılarak nem biriktirmesini amaçlayan zorunlu bir uygulamadır. Tarımda makineleşme ise meraların tarım alanına dönüştürülmesine yol açmış, sulama imkânlarının gelişimiyle de nadas alanları zamanla daralmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Türkiye ekonomi tarihindeki dönemlerin özelliklerini ve bu dönemlerde uygulanan politikaların coğrafi sonuçlarını inceleyin.
Cumhuriyet tarihi boyunca 1923-1929 (İzmir İktisat Kongresi ve liberal arayışlar), 1930-1950 (Büyük Buhran etkisiyle devletçilik ve I. Beş Yıllık Sanayi Planı), 1950-1960 (Tarımda makineleşme ve altyapı hamleleri), 1960-1980 (Planlı kalkınma dönemi ve DPT'nin kurulması) ve 1980 sonrası (Dışa açık, ihracata dayalı serbest piyasa ekonomisi) gibi temel dönemlerin yaşandığı görülür.
Soruda verilen seçeneklerdeki dönem özelliklerinin ve mekânsal sonuçların doğruluğunu test edebilmek için tarihsel ve coğrafi bilgi birikimini devreye sokmak gerekir.
2
Seçeneklerde yer alan nadas kavramının coğrafi tanımını ve tarımda makineleşmenin mekânsal etkilerini analiz edin.
Nadas, toprağın mineral dengesini korumak veya artırmak amacıyla uygulanan bir 'aktif gübreleme yöntemi' değildir. Aksine, kurak ve yarı kurak bölgelerde sulama yetersizliğinden ötürü toprağın bir yıl ekilmeyip dinlendirilmesi ve bünyesinde nem biriktirmesi amacıyla yapılan zorunlu ve verimsiz bir uygulamadır. Tarımda makineleşmenin hız kazanması ise nadas alanlarını genişletmemiş; meraların ve boş arazilerin tarıma kazandırılmasına ve tarımsal üretimin artmasına neden olmuştur.
Coğrafya biliminde nadasın nedenleri ve makineleşmenin tarımsal alanlar üzerindeki etkisi arasındaki çelişkiyi belirlemek sorunun çözümündeki anahtardır.
3
Diğer seçeneklerdeki bilgilerin tarihsel süreç ve coğrafi yansımalarla uyumunu kontrol edin.
1923-1929 döneminde sermaye yetersizliği nedeniyle özel sektörün sanayileşmede geri kaldığı, 1930-1950 devletçilik döneminde demiryollarının ham maddeyi fabrikalara bağlayan temel bir dağıtım aracı olduğu, 1960-1980 planlı döneminde verimi artırmak amacıyla besi hayvancılığının teşvik edilerek iklime bağımlılığın azaltıldığı ve 1980 sonrası dönemde ihracata dayalı politikalarla transit taşımacılık gelirlerinin arttığı bilgileri tamamen doğrudur.
Seçeneklerin tarihsel kronolojiye ve coğrafya literatürüne tam uyum gösterdiğini doğrulayarak yanlış seçeneği kesinleştirmek gerekir.

Anahtar Kavram

Türkiye Ekonomisinin Tarihsel Gelişimi ve Ekonomi Politikalarının Mekânsal Sonuçları
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 7457Soru

İslam düşüncesinde ortaya çıkan fikri ekoller; inanç esaslarını konu edinen 'itikadi-siyasi yorumlar' ve ibadetler ile günlük hayatın pratik kurallarını ele alan 'ameli-fıkhi yorumlar' olmak üzere iki temel kategoriye ayrılır.

Buna göre, aşağıdakilerden hangisi ��slam düşüncesindeki ameli-fıkhi yorumlardan biridir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Şafiilik

Cevap

Şafiilik
Şafiilik, İmam Şafii'nin içtihatlarına dayanan, ibadetler ve günlük yaşamın pratik kurallarını (fıkıh) konu edinen ameli-fıkhi bir yorumdur.

Adım Adım Çözüm

1
Seçeneklerdeki mezheplerin niteliklerini (itikadi/siyasi veya ameli/fıkhi) belirleme
Maturidilik, Eş'arilik, Mu'tezile ve Haricilik inanç (itikat) konularıyla ilgilenirken; Şafiilik ibadet ve hukuk (fıkıh) konularıyla ilgilenir.
Soruda bizden ameli-fıkhi nitelikteki yorumu ayırt etmemiz istenmektedir.
2
Doğru mezhebi tespit etme
Şafiilik seçeneği ameli-fıkhi bir mezheptir.
Şafiilik mezhebinin pratik hayatın dini uygulamalarını (fıkıh) düzenleyen bir ekol olması nedeniyle doğru cevap olarak belirlenmesi gerekir.

Anahtar Kavram

Ameli-fıkhi yorumların itikadi-siyasi yorumlardan ayırt edilmesi
Tahmini Süre:45s
Soru 7458Soru

Ahmet, bahçedeki bir gülün kırmızı rengini görmüş, kokusunu koklamış ve yapraklarına dokunarak pürüzsüz yapısını hissetmiştir. Ahmet'in bu yolla elde ettiği doğrudan gözleme dayalı bilgiler, İslam bilgi felsefesinde (epistemolojisinde) güvenilir bir bilgi kaynağı olarak kabul edilir.

Buna göre, Ahmet'in gül hakkında bilgi edinirken kullandığı bilgi kaynağı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Salim duyular

Cevap

Salim duyular
Ahmet'in gülün rengini görmesi, kokusunu koklaması ve dokunması beş duyu organı ile gerçekleşen eylemlerdir. İslam epistemolojisinde herhangi bir etkiyle yapısı bozulmamış, sağlıklı işleyen duyu organlarına 'salim duyular' denir ve bu organlar doğrudan bilginin güvenilir kaynaklarındandır. Bu nedenle doğru cevap salim duyulardır.

Adım Adım Çözüm

1
Soru metnindeki bilgi edinme yöntemini analiz etmek.
Ahmet'in görme, koklama ve dokunma gibi duyusal eylemlerle bilgi edindiği belirlenir.
Soruda verilen eylemlerin hangi duyu organlarına ve bilgi edinme yöntemine karşılık geldiğini tespit etmek gerekir.
2
Duyusal yolla elde edilen bu bilginin İslam epistemolojisindeki karşılığını bulmak.
İslam dinine göre sağlıklı işleyen duyu organlarıyla elde edilen bu tür bilgilere 'salim duyular' denildiği belirlenir.
Seçenekler arasından duyu organlarına dayalı güvenilir bilgi kaynağını doğru kavramla eşleştirmek gerekir.

Anahtar Kavram

İslam'da bilgi kaynaklarından salim duyular
Tahmini Süre:45s
Soru 7459Soru

İslam düşüncesinde ortaya çıkan yorum biçimleri ele aldıkları konulara göre itikadi-siyasi yorumlar ve ameli-fıkhi yorumlar olmak üzere iki ana gruba ayrılır. İtikadi-siyasi yorumlar dinin inanç esaslarıyla ilgilenirken, ameli-fıkhi yorumlar ibadetler ve günlük hayatın pratik kuralları (hukuk) üzerinde yoğunlaşır.

Buna göre, aşağıda verilen mezhep ve öncü eşleştirmelerinden hangisi tamamen ameli-fıkhi yorumlar alanında yer almaktadır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Şafiilik – Muhammed bin İdris eş-Şafii

Cevap

Şafiilik – Muhammed bin İdris eş-Şafii
Şafiilik, fıkhi ve ameli konuları ele alan ve kurucusu Muhammed bin İdris eş-Şafii olan ameli-fıkhi bir mezheptir.

Adım Adım Çözüm

1
Ameli-fıkhi ve itikadi-siyasi yorumların temel farkını belirleme
Ameli-fıkhi mezheplerin (Hanefilik, Şafiilik, Malikilik, Hanbelilik, Caferilik) ibadet ve pratik yaşam kurallarını ele aldığını, itikadi-siyasi mezheplerin ise inanç esaslarını konu edindiğini tespit ettik.
Soru kökündeki açıklamaya göre ameli-fıkhi sınıflandırmasına giren mezhebi belirlemek gerekmektedir.
2
Seçeneklerdeki mezhepleri ve öncülerini sınıflandırma
Maturidilik, Eş'arilik, Mu'tezile ve Haricilik inanç alanıyla ilgili itikadi-siyasi yorumlardır. Şafiilik ise pratik hayat ve ibadetlerle ilgilenen ameli-fıkhi bir yorumdur.
Doğru seçeneğe ulaşmak için mezheplerin konularına göre sınıflandırmasını yapmak gerekir.

Anahtar Kavram

Ameli ve fıkhi mezhepler ile itikadi mezheplerin farkı
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 7460Soru

Geleneksel toplumlarda bireyler benzer işleri yapar, benzer yaşam tarzlarına sahiptir ve aralarındaki bağ büyük ölçüde ortak inanç ve değerler üzerine kuruludur. Ancak sanayileşme süreciyle birlikte üretim mekanizmaları karmaşıklaşmış, her birey belirli bir alanda veya mesleki kolda derinlemesine uzmanlaşmıştır. Bu durum, bireylerin kendi ihtiyaçlarını tek başlarına karşılayamaz hale gelmelerine ve dolayısıyla yaşamlarını devam ettirebilmek için diğer uzmanlaşmış gruplara ya da kişilere bağımlı olmalarına yol açmıştır. Sosyoloji literatüründe ekonomik yapıdaki bu dönüşüm, toplumun bütünleşmesini sağlayan yeni bir dayanışma biçimini de beraberinde getirmiştir.

Buna göre parçada bahsedilen, modern ekonomik yapının bir sonucu olarak ortaya çıkan ve bireylerin üretim sürecinde uzmanlaşarak karşılıklı bağımlılık geliştirmelerini ifade eden kavram aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Toplumsal iş bölümü

Cevap

Toplumsal iş bölümü
Parçada sanayileşmeyle birlikte üretim süreçlerinin parçalara ayrılması, bireylerin kendi alanlarında uzmanlaşması ve bu uzmanlaşmanın toplumu oluşturan ögeler arasında yarattığı karşılıklı bağımlılık anlatılmaktadır. Bu durum sosyolojide doğrudan toplumsal iş bölümü kavramı ile tanımlanır ve Emile Durkheim'a göre organik dayanışmanın temel kaynağıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Parçadaki temel ipuçlarını ve sosyolojik vurguları tespit etme
Geleneksel üretimden sanayi üretimine geçişle birlikte 'uzmanlaşma' ve 'karşılıklı bağımlılık' kavramlarının öne çıktığı görülmüştür.
Sorunun ekonomik kurumlar ve toplumsal hayat ilişkisi bağlamında hangi temel sürece odaklandığını bulmak.
2
Tespit edilen özelliklerin sosyolojideki karşılığını belirleme
Ekonomik faaliyetlerin uzmanlık alanlarına ayrılması ve bu durumun toplumsal dayanışmayı (organik dayanışma) şekillendirmesi 'toplumsal iş bölümü' kavramıyla tanımlanmaktadır.
Kavramsal tanım üzerinden doğru seçeneğe ulaşmak.

Anahtar Kavram

Toplumsal İş Bölümü
Tahmini Süre:2m 0s
ÖncekiSayfa 373 / 437Sonraki
Tüm alıştırma soruları — YKS AYT (Alan Yeterlilik Testi) | Examkin