Tüm alıştırma soruları
6755 soru
Harita, mekânı zihnimizde sadeleştirip onu kontrol edilebilir bir düzleme indirgeme arzusunun somut bir ürünüdür. Ancak modern kentlerde yürürken haritanın çizdiği o kesin ve pürüzsüz çizgilerin gerçeklikle uyuşmadığını hemen fark ederiz. Harita bize düz bir çizgi sunarken sokak; çürüyen yaprak kokularıyla, eski bir konağın penceresinden sızan ud sesiyle ve aniden karşımıza çıkan çıkmaz sokakların gizemiyle bizi karşılar. Çoğu insan haritayı gerçeğin kendisi sanma yanılgısına düşer; oysa harita, kentin ruhunu dışarıda bırakan kuru bir şemadan ibarettir. Sokakların karmaşasını hissetmeden kenti kavradığını iddia eden kişi, sadece bir resmi izleyip o resimdeki ormanda kaybolduğunu hayal eden bir gezginden farksızdır.
Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Sanatsal yaratım, bireysel bir çabanın ürünü gibi görünse de aslında toplumsal hafızanın estetik bir süzgeçten geçirilerek yeniden üretilmesidir. Ressamın tuvale vurduğu her fırça darbesi ya da romancının kurguladığı her çatışma, içinde bulunulan çağın izlerini taşır. Nitekim Lucien Goldmann, 'Büyük yapıtlar, kolektif bilincin estetik düzeyde yeniden yapılandırılmasıdır.' diyerek bu gerçeğe işaret eder. Bu durum, bir a��acın yaprakları ile kökleri arasındaki ilişkiye benzer; yapraklar göğe yükselse de güçlerini toprağın derinliklerindeki köklerden alır. Sanatçı da bireysel üslubuyla parıldarken aslında toplumsal köklerinden beslenmektedir. Dolayısıyla sanatı yalnızca içsel bir esinlenme olarak gören anlayışlar eksiktir; sanat, doğası gereği kolektif bir dönüşümdür.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisine başvurulmamıştır?
Modern kentin labirentimsi sokaklarında amaçsızca dolaşarak şehri duyumsayan ve gözlemleyen 'flâneur' figürü, Baudelaire’den Benjamin’e uzanan bir felsefi çizgide, modernle��me deneyiminin ve bunun yarattığı bireysel yabancılaşmanın en somut simgesi olmuştur. Flâneur, kalabalıklar içinde bir gölge gibi süzülürken kenti sadece dışarıdan seyreden edilgen bir izleyici değil; onun ritminde, kaotik yapısında kendi özgün iç dünyasını inşa eden etkin bir zihindir. Ancak günümüzün dijitalleşen, her adımı algoritmalarla haritalandırılan ve sürekli izlenen akıllı şehirlerinde, bu figürün ontolojik bir dönüşüme, hatta yok oluşa sürüklendiğini söylemek mümkündür. GPS tabanlı navigasyon sistemleri, kişiselleştirilmiş mekân önerileri ve sürekli çevrim içi olma baskısı, sokaklarda gezinme eyleminin barındırdığı o kurucu 'rastlantısallığı' ve belirsizliği neredeyse tamamen ortadan kaldırmıştır. Artık modern kent sakini, kendi keşif alanını yaratan bağımsız bir özne olmaktan çıkmış; varmak istediği yere en kısa sürede ulaşmasını sağlayan en verimli yolları izlemekle yükümlü bir veri nesnesine dönüşmüştür. Bu dönüşüm, yalnızca fiziksel bir yer değiştirme pratiğini sınırlamakla kalmaz, aynı zamanda zihinsel bir serüvenin de önünü tıkar. Çünkü kaybolmanın, sapmanın ve beklenmedik olanla karşılaşmanın bireye sunduğu estetik ve entelektüel haz, yerini önceden tasarlanmış, denetimli bir hareketliliğe bırakmıştır. Sonuç olarak dijital gözetim çağında yürümek, kenti özgürce keşfetmekten ziyade, önceden çizilmiş sanal rotaları tüketmekten ibaret bir etkinliğe indirgenmiştir.
Bu parçadan hareketle 'flâneur' ve modern kent yaşantısıyla ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Aşağıdaki edebiyat eleştirisi yazılarından alınan parçaları, öne çıkardıkları anlatım ilkeleriyle eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
Aşağıdaki numaralanmış metinleri, içerdikleri anlatım biçimleriyle doğru şekilde eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
Aşağıda verilen paragrafları, içlerinde ağır basan anlatım biçimleriyle eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
Aşağıdaki sol sütunda verilen numaralanmış metin parçalarını, sağ sütunda verilen ve bu parçalarda ihlal edilen (aykırı davranılan) anlat��m ilkeleriyle eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
(I) Antik Çağ’dan Orta Çağ’a kadar uzanan süreçte zaman, doğanın döngüsel ritmine göre belirleniyor ve güneşin gökyüzündeki hareketiyle ölçülüyordu. (II) Bu dönemde kullanılan güneş ve su saatleri, toplumsal yaşamı dakikası dakikasına düzenlemekten ziyade tarımsal veya dinsel ritüellerin zamanlamasını ayarlamayı amaçlıyordu. (III) Ancak 13. yüzyılın sonlarında Avrupa’da mekanik saatlerin icat edilmesiyle birlikte zaman algısında radikal bir dönüşüm yaşandı. (IV) Katedral kulelerine yerleştirilen bu yeni saatler, zamanı eşit ve soyut birimlere bölerek şehir hayatını kilisenin kontrolünden çıkarıp sek��ler bir zemine taşıdı. (V) Saat kuleleri, Orta Çağ ve Rönesans Avrupası'nda sadece zamanı göstermekle kalmayıp kentlerin ekonomik güç ve bağımsızlık derecesini simgeleyen mimari anıtlar olarak yükseldi. (VI) Yerel yönetimler, komşu şehirlere üstünlük kurmak ve kendi özerkliklerini ilan etmek amacıyla en görkemli saat kulelerini inşa etmek için adeta bir yarışa girdiler.
Bu parça iki paragrafa bölünmek istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?
Harita, yeryüzünün nesnel ve bilimsel bir temsili olarak kabul edilse de aslında hiçbir zaman tam anlamıyla tarafsız bir araç olmamıştır. Tarihsel olarak harita yapımı, egemen güçlerin mekânı kendi önceliklerine göre sınırlandırma, adlandırma ve kontrol etme çabasıyla doğrudan ilişkilidir. Haritayı çizen kartograf, hangi ayrıntıların öne çıkarılacağına, hangi bölgelerin merkezde yer alacağına ve nelerin tamamen göz ardı edileceğine karar verirken kaçınılmaz olarak mensup olduğu kültürün ve himayesinde çalıştığı otoritenin dünya görüşünü yansıtır. Dolayısıyla haritalar, coğrafyayı yansıtan pasif aynalar değil; mekânı yeniden üreten, sınırları ideolojik olarak kurgulayan ve siyasi meşruiyet devşiren aktif söylem araçlarıdır.
Bu parçanın konusu aşağıdakilerden hangisidir?
Yıllar önce, kentin silüetine yön verecek o büyük projeye başladığımda içimde adeta fırtınalar kopuyordu. ��izdiğim her çizgi, yerleştirdiğim her taş, benim adıma konuşacak, beni geleceğe taşıyacak birer abide olmalıydı. Kusursuzluğu ararken şantiyede sabahladığım, kendimi dış dünyadan tamamen soyutladığım o günlerde, başarının yalnızca kendi standartlarıma ulaşmak olduğunu sanıyordum. Bugün, o devasa yapının önünden geçerken hissettiğim şey ne gurur ne de hayal kırıklığı. Sadece, o dönem kendime ne kadar acımasız davrandığımı, mükemmelin peşinde koşarken hayatın sunduğu o ufak ama canlı renkleri nasıl da ıskaladığımı görüyorum. Şimdi o taş yığınına bakınca, insanın kendi elleriyle ördüğü duvarların arkasında nasıl da yalnızlaşabileceğini çok daha iyi anlıyorum. Keşke o günlerde başarının, bitmiş bir eserden ziyade o eseri üretirken aldığım nefeste saklı olduğunu fısıldayacak biri olsaydı yanımda.
Bu parçanın anlatıcısı ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
Zamanın ruhu, modern insanın avuçlarından kayıp giden bir kum tanesi gibidir; ne kadar sıkı tutmaya çalışırsanız o kadar hızlı akar. Oysa antik dönem bilgeleri için zaman, düz çizgisel bir yarış parkuru değil, mevsimlerin döngüselliğinde kendini bulan dingin bir nehir yatağıydı. Bugünün insanı ise kronometrelerin kıskacında, geleceği inşa etme telaşıyla şimdiyi feda ediyor. Bir müze salonunun loşluğunda, mermer bir heykelin gölgesinde durup saniyeleri unutan o nadir anlar olmasa, hayatı sadece bir takvim yaprağı tüketme eylemi sanacağız. O heykelin kıvrımlarındaki yorgun ışık oyunu, bize zamanın aslında durabildiğini fısıldar. Ancak modern iktisat düzeni bize sürekli devinim halinde olmayı, durmanın bir gerileme olduğunu dayatır. Şimdi kendimize sormalıyız: Koştuğumuz bu yolun sonunda bizi bekleyen bir menzil var mı, yoksa sadece koşuyor olmak için mi nefes tüketiyoruz?
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Yukarıda karışık olarak verilen cümlelerin anlamlı ve kurallı bir bütün oluşturabilmesi için doğru sıralama nasıl olmalıdır?
Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin
Gençlik yıllarımda, tavan arasındaki o loş ışıkta yazdığım ilk şiir defterini geçen gün kütüphanemin kuytu bir köşesinde buldum. Sayfaları çevirdikçe içimi kaplayan o tanıdık ürperti, yerini yavaş yavaş buruk bir tebessüme bıraktı. O dönemki kelimelerimin acemice çırpınışlarında, dünyayı tek bir dizeyle sarsabileceğine inanan o mağrur gencin ayak sesleri duyuluyordu. Şimdilerde ise kelimelerin sınırlarını, o sınırların ardındaki aşılmaz duvarları çok iyi biliyorum. Hayatın törpülediği o keskin köşelerim, beni daha olgun ama bir o kadar da heyecandan arındırılmış bir yazı masasına mahkûm etti. Geçmişin o toy ama coşkulu hevesini artık içimde bulamamaktan doğan o sessiz sızıyı inkâr edecek değilim; ancak bu durumun, sanatın doğasındaki kaçınılmaz bir durulma evresi olduğunu da çoktan kabullendim. Yine de masamdaki beyaz kâğıda her dokunuşumda, o eski coşkulu rüzgârın fısıltısını arıyor, yazma eylemini tüm bu kayıplara rağmen inatla sürdürüyorum.
Bu parçada kendisinden söz eden yazarın ruh hâli ve sanatsal duruşuyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
Aşağıda sol sütunda tanımları verilen anlatım ilkelerini, sağ sütundaki kavramlarla doğru şekilde eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
Aşağıdaki paragrafta numaralanmış cümleler yer almaktadır:
(I) Akdeniz uygarlıklarının can damarı olan zeytinyağı, antik çağlarda taş silindirler yardımıyla ezilen zeytinlerin torbalara konulup ağırlıklarla sıkılması yöntemiyle üretilirdi. (II) Bu geleneksel üretim tarzı, zamanla yerini kaldıraçlı ve vidalı pres sistemlerine bırakarak yağın daha verimli bir şekilde elde edilmesini sağladı. (III) Günümüzde ise el değmeden çalışan kontinü sistemler sayesinde zeytinler, besin değerini kaybetmeden çok daha kısa sürede yağa dönüştürülebilmektedir. (IV) Zeytin ağacı, bu değerli meyveyi verebilmek için Akdeniz ikliminin sunduğu sıcak yaz günlerine ve ılıman kış koşullarına ihtiyaç duyar. (V) Kumlu, çakıllı ve geçirgenliği yüksek topraklarda en verimli gelişimini gösteren bu bitki, köklerinin aşırı nemden zarar görmemesi için iyi drenajlı alanları tercih eder. (VI) Ayrıca yıllık yağış miktarının yetersiz olduğu dönemlerde yapılan kontrollü sulama, zeytin meyvesinin etli k��smının kalitesini ve dolayısıyla yağ verimini doğrudan artırır.
Bu paragraf iki paragrafa bölünmek istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?
Gazeteci:
(I) ----
Yazar:
Yazma eylemi, zihindeki uçucu imgeleri kâğıdın somut sınırlarına hapsetme çabasıdır ve bu süreçte ister istemez bir kayıp yaşanır. Kurguladığınız dünya ile kelimelerin izin verdiği dünya hiçbir zaman tam olarak örtüşmez. Ancak bu örtüşmezlik bir başarısızlık değil; aksine, esere yeni katmanlar kazandıran yaratıcı bir boşluktur. Okur, yazarın yitirdiği o ilk imgeyi ararken kendi anlam dünyasını inşa eder. Dolayısıyla, niyetimin eksik kalması, metnin kendi kaderini çizmesi için gerekli bir koşuldur.
Gazeteci:
(II) ----
Yazar:
Bu, metnin kendi ayakları üzerinde durmaya başladığı anla ilgilidir. Eser bittiği anda yazarından bağımsızlaşır, hatta ona karşı bir direniş geliştirir. Eğer bir yazar, kendi yarattığı karakterlerin ya da kurgunun kaderine mutlak bir tahakküm kurmaya çalışırsa metin cansız bir kuklaya dönüşür. Karakterlerin kendi mantığı içinde yazarın iradesine başkaldırması, eserin organik bir gerçekliğe ulaştığının en somut kanıtıdır. Ben sadece bu başkaldırıya zemin hazırlayan bir aracıyım.
Bu diyalogda boş bırakılan yerlere sırasıyla aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
II. Eser bittikten sonra yazarın karakterleri üzerindeki otoritesi nasıl devam eder?
II. Eserlerinizde yazar ile karakterler arasındaki iktidar mücadelesinin kurgusal tutarlılığa katkısı nedir?
II. Kurguladığınız karakterlerin süreç içinde sizin iradenize başkaldırıp özgürleşmesini yaratım sürecinin hangi evresine bağlıyorsunuz?
II. Karakterlerin yaratıcısına karşı direnç geliştirmesi durumunda kurgunun sürükleyiciliğini korumak için yazar nasıl bir rol üstlenmelidir?
II. Karakterlerinizin yazarın iradesine başkaldırmasının metnin inandırıcılığı üzerindeki olumsuz etkilerini nasıl dengeliyorsunuz?
Aşağıda verilen açıklamaları, öne çıkan anlatım ilkeleriyle doğru şekilde eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
35-36. soruları aşağıdaki parçaya göre cevaplayınız.
Modern kentleşme dalgası, mekânı yalnızca fiziksel bir düzenleme alanı olarak görmeyip onu toplumsal belleğin taşıyıcısı olmaktan da uzaklaştırmaktadır. Geleneksel mimarinin sunduğu süreklilik hissi, yerini her an yıkılıp yeniden inşa edilebilen geçici yapılara bıraktıkça bireylerin geçmişle kurdukları bağlar da zayıflamaktadır. Oysa insan belleği, mekânsal kerteriz noktalarına tutunarak yaşar; bir caddenin kıvrımı, eski bir binanın cephesi ya da mahalle meydanındaki tarihi bir çeşme, toplumsal yaşantının ortak anılarını canlı tutan birer simgedir. Ancak 'yaratıcı yıkım' olarak adlandırılan kentsel dönüşüm süreçleri, bu fiziksel işaretleri ortadan kaldırarak kenti homojen, kimliksiz ve hafızasız bir mekânlar toplamına dön��ştürür. Bu durum, bireyde kentsel aidiyeti zedeleyen bir tür 'mekânsal yabancılaşma' yaratırken toplumsal belleğin de parçalanmasına yol açar. Tarihsel dokunun korunması adı altında yapılan uygulamaların pek çoğunda ise geçmişin turistik birer dekora indirgenerek sergilenmesi, onun canlı bir deneyim olmaktan çıkıp tüketim nesnesi hâline gelmesine neden olur. Sonuçta, mekânın ruhunu yitirmesi ve mekânla kurulan duygusal bağların kopmasıyla birlikte, toplumsal kimliğin inşasındaki en önemli tarihsel dayanaklardan biri de geri dönülemez biçimde sarsılmış olur.
Bu parçada asıl vurgulanmak istenen düşünce aşağıdakilerden hangisidir?
Dijital müzik platformlarının hayatımızın merkezine yerleşmesiyle birlikte, dinleme pratiklerimiz algoritmik kürasyonların denetimine girdi. Bu sistemler, kullanıcının geçmiş tercihlerinden yola çıkarak ona 'benzer' olanı sunma mantığıyla çalışır. İlk bakışta kişiselleştirilmiş, konforlu bir keşif alanı sunuyor gibi görünse de bu yapay zekâ yönlendirmeleri, dinleyiciyi aşina olduğu tınıların dışına çıkmaktan alıkoyan görünmez bir 'yankı odası' inşa eder. Zamanla bireyin estetik algısı, sistemin ona sunduğu dar bir yelpazeyle sınırlandırılır. Sonuçta, küresel ölçekte müzikal çeşitlilik aşınırken benzer akor dizilimlerine ve üretim şablonlarına sıkışmış, tek tipleşmiş bir müzik kültürü egemenlik kazanır. Dinleyici, kendi özgür iradesiyle yeni ufuklar keşfettiğini sanırken aslında kendisine çizilen algoritmik sınırların içinde devinip durur.
Bu parçada yakınılan durum aşağıdakilerden hangisidir?
(I) Kütüphaneler, insanlığın ortak bilgi birikimini koruma ve gelecek nesillere aktarma ihtiyacından doğmuş köklü kurumlardır. (II) Tarih boyunca çivi yazılı kil tabletlerden parşömen rulolarına kadar pek çok farklı yazılı materyal bu mekânlarda bir araya getirilmiştir. (III) İlk Çağ'da kurulan İskenderiye Kütüphanesi de antik dünyanın en zengin bilgi depolarından biri olarak tarihe geçmiştir. (IV) Günümüzde ise kütüphaneler, sadece basılı eserlerin saklandığı sessiz depolar olmaktan çıkıp çok yönlü birer sosyal etkileşim alanına dönüşmüştür. (V) Teknolojik altyapının güçlenmesiyle birlikte bu çağdaş mekânlarda dijital veri tabanlarına kolayca erişim sağlanmakta ve sanal sergiler düzenlenmektedir. (VI) Dolayısıyla yeni nesil kütüphanecilik anlayışı, bilgiye erişimi mekândan bağımsız hâle getirerek toplumsal paylaşımı art��rmaktadır.
Bu paragraf iki paragrafa bölünmek istense ikinci paragraf hangi cümleyle başlar?