Uluslararası Hukukun Kaynakları

430 soru

Soru 221Soru

Uluslararası hukukta hakkaniyetin (equityequity) bir uyuşmazlığın çözümünde hukuku tamamlayıcı veya yorumlayıcı bir araç olarak kullanılması ile Uluslararası Adalet Divanı (UADUAD) Statüsü'nün 38. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen "hakkaniyet ve nisfet" (exex aequoaequo etet bonobono) uyarınca karar verme yetkisi arasındaki temel hukuki fark aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hakkaniyet ve nisfet (exex aequoaequo etet bonobono) uyarınca karar verilebilmesi için tarafların bu yönde açık rızası zorunlu bir ön şart iken; hakkaniyetin mevcut hukuku yorumlamak veya boşluk doldurmak amacıyla (infrainfra legemlegem) kullanılması için tarafların ayrıca rızasına ihtiyaç duyulmaz.

Cevap

Hakkaniyet ve nisfet (ex aequo et bono) uyarınca karar verilebilmesi için tarafların açık rızası şarttır; ancak hakkaniyetin hukuku yorumlayıcı bir araç olarak kullanılması (infra legem) için rıza gerekmez.
Uluslararası hukukta hakkaniyet iki şekilde karşımıza çıkar. Birincisi, mahkemenin uyuşmazlığı çözerken mevcut hukuk kurallarını yorumlamak veya hukuktaki boşlukları adalete uygun şekilde doldurmak için kullandığı 'hukuk dahilinde hakkaniyet' (infrainfra legemlegem) yöntemidir; bu yöntem yargısal yetkinin bir parçası olup tarafların özel rızasını gerektirmez. İkincisi ise UAD Statüsü 38/2'de düzenlenen 'hakkaniyet ve nisfet' (exex aequoaequo etet bonobono) yetkisidir. Bu yetki mahkemeye, tarafların açıkça istemesi halinde, yürürlükteki hukuk kurallarından bağımsız olarak adalet duygusuna göre karar verme gücü verir ve bu durum tarafların açık mutabakatını zorunlu kılar.

Adım Adım Çözüm

1
Hakkaniyetin uluslararası hukuktaki iki farklı kullanım biçimini tanımla.
Hakkaniyet, ya mevcut hukukun yorumlanmasında bir araçtır (infrainfra legemlegem) ya da hukukun dışında adaletli bir çözüm bulma yetkisidir (exex aequoaequo etet bonobono).
UAD Statüsü Madde 38, bu iki durum arasındaki ayrımın temelini oluşturur.
2
Hakkaniyet ve nisfet (ex aequo et bono) için gereken usuli şartı kontrol et.
UAD Statüsü 38/2 uyarınca mahkemenin bu yetkiyi kullanabilmesi için tarafların bu yönde açıkça anlaşmış olması (rıza beyanı) gerekir.
Mahkemenin yürürlükteki pozitif hukuk kurallarını (lexlex latalata) bir kenara bırakması, tarafların egemenlik hakları gereği rızalarına bağlıdır.
3
Genel hakkaniyet ilkelerinin (infra legem) rıza ile ilişkisini değerlendir.
Hakkaniyetin hukuku yorumlamak veya boşlukları doldurmak için kullanılması, yargısal işlevin bir parçasıdır ve ek bir rıza gerektirmez.
Yargıç, uyuşmazlığı çözerken adaletin gereği olan genel hukuk ilkelerini ve hakkaniyetli yorum yöntemlerini kullanma yetkisine kendiliğinden sahiptir.

Anahtar Kavram

Hakkaniyetin (Equity) Kullanım Türleri ve Rıza Şartı

İpuçları

1
UAD Statüsü'nün 38/2. maddesini ve bu maddede hangi şartın vurgulandığını hatırlayın.
2
Hukukun yorumlanması (infra legem) her hakimin doğal yetkisiyken, hukuku bir kenara bırakmanın (contra legem) neden daha ağır bir şart gerektirdiğini düşünün.
3
Temel fark, mahkemenin yetkisini kullanması için taraflardan ek bir rıza beyanı alıp almaması noktasında toplanmaktadır.

Daha Fazla Pratik

UAD'ın Kuzey Denizi Kıta Sahanlığı Davası'nda hakkaniyet ilkelerini nasıl kullandığını araştırarak, bu durumun 38/2 kapsamındaki rıza şartından neden farklı olduğunu inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 222Soru

Uluslararası hukukta öğretinin (doktrin) niteliği tartışılırken, bu kaynağın "yeni bir kural yaratma" yetkisinden ziyade "var olan bir kuralın kapsamını aydınlatma" işlevi üzerinde durulmaktadır. Buna göre, öğretinin uluslararası hukuk kaynakları arasındaki yeri ve hukuki gücüyle ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Öğreti, bir hukuk kuralının varlığını ve içeriğini belirlemeye yarayan yardımcı bir kanıt aracıdır.

Cevap

Öğretinin uluslararası hukuktaki temel rolü, mevcut hukuk kurallarının varlığını ve içeriğini belirlemeye yardımcı olan ikincil (yardımcı) bir kanıt aracı olmasıdır.
Doğru olan ifade, öğretinin hukuk yaratma gücüne sahip olmadığını ancak mevcut kuralların varlığını ve sınırlarını ispat etmede bir delil (evidence) işlevi gördüğünü belirtir. Uluslararası hukukta devletlerin rızası kuralın meşruiyet kaynağıyken, öğreti bu rızanın ürünü olan kuralların doğru anlaşılmasını sağlar.

Adım Adım Çözüm

1
Hukuk kaynaklarının tasnifini analiz etme
Uluslararası hukukta kaynaklar asli (antlaşmalar, teamül, genel ilkeler) ve yardımcı (yargı kararları, öğreti) olarak ikiye ayrılır.
Öğretinin sistemdeki yerini belirlemek için hiyerarşik konumunun anlaşılması gerekir.
2
Öğretinin işlevini değerlendirme
Öğretinin (doktrin) kural yaratma (law-making) değil, mevcut kuralı tespit etme (law-finding) işlevi gördüğü saptanır.
Yardımcı kaynakların asli kaynaklardan temel farkı, doğrudan bağlayıcı kural oluşturamamalarıdır.
3
Doğru tanımı seçeneklerle eşleştirme
Öğretinin kuralların içeriğini belirleyen bir "kanıt aracı" olduğu sonucuna varılır.
Uluslararası Adalet Divanı Statüsü Madde 38, bu kaynağı hukuk kurallarının belirlenmesinde yardımcı araç olarak tanımlar.

Anahtar Kavram

Doktrin, uluslararası hukukun asli bir kaynağı değil, hukukun kanıtlanması ve yorumlanması sürecinde başvurulan yardımcı bir kaynaktır.

İpuçları

1
Doktrinin 'asli kaynak' mı yoksa 'yardımcı kaynak' mı olduğunu hatırlayın.
2
Uluslararası Adalet Divanı Statüsü'nün 38. maddesinde doktrin hangi başlık altında sayılmaktadır?
3
Doktrin hukuk yaratmaz (law-making), sadece var olan hukuku bulur ve açıklar (law-finding).

Daha Fazla Pratik

Uluslararası yargı kararlarının da doktrin gibi yardımcı kaynak statüsünde olmasının nedenlerini araştırabilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 223Soru

AA devletinin Dışişleri Bakanı, yaptığı resmi bir açıklamada komşu bir devletin kara suları sınırlarını tanıdıklarını ve bu konuda gelecekte herhangi bir hak iddia etmeyeceklerini beyan etmiştir. Söz konusu beyan herhangi bir ikili antlaşma kapsamında yapılmamıştır.

Bu durumla ilgili uluslararası hukuk kuralları ve Uluslararası Adalet Divanı (UAD) içtihatları çerçevesinde aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: AA devleti, bu beyanıyla kendini bağlama niyetiyle (animus obligandi) hareket etmişse, beyan herhangi bir rıza veya kabul aranmaksızın AA devleti için bağlayıcıdır.

Cevap

Dışişleri Bakanı tarafından yapılan beyan, devletin kendini bağlama niyeti (animus obligandi) mevcut olduğu sürece, karşı tarafın rızasına veya yazılı bir formata gerek kalmaksızın bağlayıcıdır.
Uluslararası Adalet Divanı'nın (UAD) 1974 tarihli Nükleer Denemeler Davası kararında vurgulandığı üzere, bir devletin yetkili bir temsilcisi tarafından (bu durumda Dışişleri Bakanı), karşı tarafın rızası veya kabulüne gerek olmaksızın yapılan ve 'kendini bağlama niyeti' (animus obligandi) taşıyan tek taraflı beyanlar, uluslararası hukukta o devlet için hukuki yükümlülük doğurur. Bu işlemlerin geçerliliği herhangi bir özel şekil şartına (yazılılık vb.) bağlı değildir.

Adım Adım Çözüm

1
İşlemin niteliğini belirle
Dışişleri Bakanının açıklaması, başka bir süjenin katılımı olmadan yapıldığı için bir 'tek taraflı irade beyanı' (unilateral act) niteliğindedir.
Uluslararası hukukta tek taraflı işlemler, bağımsız irade açıklamalarıyla hukuki sonuç doğurur.
2
Yetki ve bağlayıcılık kriterlerini kontrol et
Dışişleri Bakanı devlet adına asli yetkilidir ve beyanın bağlayıcı olması için 'bağlanma niyeti' (animus obligandi) yeterlidir.
UAD'nin Nükleer Denemeler Davası (1974) içtihadı ve UHK 2006 Rehber İlkeleri bu kriteri esas alır.
3
Seçeneklerdeki kavram karmaşalarını ele
Protesto, feragat, tebliğ ve tanıma gibi kavramların yanlış şartlara (rıza, tescil, yazılılık) bağlandığı seçenekleri dışla.
Tek taraflı işlemlerin otonom yapısı gereği bu şartlar zorunlu değildir.

Anahtar Kavram

Devletlerin tek taraflı işlemlerinin bağlayıcılığı ve animus obligandi (bağlanma niyeti) ilkesi.

Daha Fazla Pratik

Devletlerin tek taraflı işlemlerinin geri alınabilirliği (revocation) ve dar yorumlanması (restrictive interpretation) ilkelerini gözden geçirebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 224Soru

19691969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi’ne göre, bir devlet bir antlaşmayı onaylama (ratifikasyon) şartına bağlı olarak imzalamışsa ancak henüz onay işlemini gerçekleştirmemişse, bu süreçte aşağıdakilerden hangisi ile yükümlüdür?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Antlaşmanın konu ve amacını ortadan kaldıracak (boşa çıkaracak) eylemlerden kaçınmak

Cevap

Antlaşmanın konu ve amacını ortadan kaldıracak (boşa çıkaracak) eylemlerden kaçınmak yükümlülüğü altındadır.
Uluslararası hukukta bir devlet bir antlaşmayı imzaladığında, henüz onaylamamış olsa dahi, o antlaşmanın 'konu ve amacını' (object and purpose) ortadan kaldıracak davranışlardan kaçınmak zorundadır. Bu kural 19691969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 18.18. maddesinde açıkça düzenlenmiş olup, dürüstlük ve iyi niyet ilkesinin bir tezahürüdür.

Adım Adım Çözüm

1
Antlaşma yapma sürecindeki aşamaları ve imza aşamasının hukuki sonucunu belirle.
İmza, metnin kesinleşmesini sağlar ancak 'onay şartı' varsa bağlayıcılığı başlatmaz.
Onaylama (ratifikasyon) devletin rızasını kesin olarak açıkladığı aşamadır.
2
19691969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 18.18. maddesini (Madde 18) analiz et.
Devletin imza ile onay arasındaki 'ara dönemde' iyi niyetle hareket etmesi gerektiği sonucuna varılır.
Uluslararası hukukta dürüstlük ilkesi, devletlerin imzaladıkları bir belgenin amacını daha sonra onaylamadan önce kasten bozmamasını gerektirir.
3
Bu yükümlülüğün kapsamını netleştir.
Bu yükümlülük, antlaşmanın tüm maddelerini uygulamak değil, sadece temel amacını yok edecek eylemlerden kaçınmaktır.
Antlaşma henüz yürürlükte olmadığından tam bir uygulama zorunluluğu yoktur, sadece 'boşa çıkarmama' ödevi vardır.

Anahtar Kavram

İyi Niyet İlkesi ve Antlaşmanın Amacını Boşa Çıkarmama Yükümlülüğü (VCLT Madde 18)
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 225Soru

Uluslararası hukuk sisteminde kurucu bir antlaşmaya dayalı olarak organları aracılığıyla hukuki işlemler tesis eden uluslararası örgütlerin kararlarının hukuki mahiyeti ve bu kararların kaynaklar hiyerarşisindeki yeri ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu'nun devletlere yönelik kararları kural olarak tavsiye niteliğindeyken; Güvenlik Konseyi'nin BM Şartı'nın VII. Bölümü kapsamında aldığı kararlar tüm üyeler için bağlayıcıdır.

Cevap

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kararlarının kural olarak tavsiye niteliğinde olduğunu, ancak Güvenlik Konseyi'nin VII. Bölüm altındaki kararlarının bağlayıcı olduğunu ifade eden seçenek doğrudur.
Uluslararası hukukta BM Genel Kurulu'nun dışa dönük kararları kural olarak tavsiye niteliğinde kabul edilirken; Güvenlik Konseyi'nin barış ve güvenliği tehdit eden durumlarda BM Şartı'nın VII. Bölümü uyarınca aldığı kararlar, Şart'ın 25. maddesi gereği tüm üye devletler üzerinde kesin bir bağlayıcılığa sahiptir.

Adım Adım Çözüm

1
BM organlarının yetkilerini ve kararlarının hukuki etkisini karşılaştırmak.
Genel Kurul'un üye devletlere yönelik kararları genellikle tavsiye niteliğindedir (soft law), ancak Güvenlik Konseyi'nin özel yetki alanındaki kararları bağlayıcıdır.
BM Şartı Madde 25, üye devletlerin Güvenlik Konseyi kararlarına uymayı taahhüt ettiğini belirterek bağlayıcılığı sağlar.
2
Örgüt kararlarının uluslararası hukuk kaynakları arasındaki yerini belirlemek.
Bu kararlar, UAD Statüsü madde 38'de sayılan asli veya yardımcı kaynaklardan biri değildir; kurucu antlaşmadan doğan 'türev' (ikincil) kaynaklardır.
Bu kararların geçerliliği ve yetki sınırı, örgütü kuran temel antlaşmaya dayanmaktadır.

Anahtar Kavram

Uluslararası Örgüt Kararlarının (Türev Kaynaklar) Bağlayıcılığı ve Tasnifi
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 226Soru

Uluslararası Adalet Divanı (UAD) Statüsü’nün 3838. maddesinde düzenlenen kaynaklar hiyerarşisi ve uygulama usulleri dikkate alındığında; "hukukun genel ilkeleri" ile "hakkaniyet ve nisfet" (ex aequo et bono) kavramlarının hukuki niteliğine ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hukukun genel ilkeleri uluslararası hukukun asli (birincil) kaynakları arasında yer alırken; hakkaniyet ve nisfet ilkesinin uygulanabilmesi için tarafların bu yönde açık rızasının bulunması zorunludur.

Cevap

Hukukun genel ilkeleri uluslararası hukukun asli kaynakları arasında yer alırken, hakkaniyet ve nisfet kuralının uygulanabilmesi için uyuşmazlık taraflarının bu yönde açık rızası gereklidir.
Doğru ifade olan yargı, Uluslararası Adalet Divanı Statüsü’nün 3838. maddesindeki ayrımı net bir şekilde ortaya koymaktadır. Hukukun genel ilkeleri (pacta sunt servanda, res judicata gibi), antlaşma ve teamül ile birlikte uluslararası hukukun üç asli kaynağından biridir ve yargıç tarafından uyuşmazlığın esasına doğrudan uygulanabilir. Buna karşın hakkaniyet ve nisfet (exex aequoaequo etet bonobono), yargıcın katı hukuk kurallarına bağlı kalmaksızın, adalet ve hakkaniyet duygusuna göre karar vermesi yetkisidir ve bu yetkinin kullanılabilmesi için tarafların Divan'a bu yönde açıkça izin vermesi (Statu¨Statü mm. 38/238/2) bir ön koşuldur.

Adım Adım Çözüm

1
UAD Statüsü'nün 38/138/1. maddesini analiz et.
Antlaşmalar, teamül ve hukukun genel ilkelerinin "asli kaynak" olarak tanımlandığı tespit edilir.
Yargıcın bir uyuşmazlığı karara bağlarken doğrudan uygulamakla yükümlü olduğu kaynakları belirlemek için.
2
UAD Statüsü'nün 38/238/2. maddesini analiz et.
Hakkaniyet ve nisfet (ex aequo et bono) ilkesinin ancak tarafların kabul etmesi halinde uygulanabileceği belirlenir.
Bu kaynağın asli kaynaklardan farkını ve uygulama şartını anlamak için.
3
İki kavramı uygulama zorunluluğu açısından karşılaştır.
Hukukun genel ilkelerinin re'sen (asli kaynak olarak) uygulanabildiği, hakkaniyetin ise rızaya bağlı olduğu sonucuna ulaşılır.
Doğru seçeneği belirleyen temel hukuki ayrımı yapmak için.

Anahtar Kavram

Asli Kaynaklar vs. Hakkaniyet ve Nisfet Ayrımı
Soru 227Soru

Uluslararası hukukta devletlerin tek taraflı işlemlerinin (unilateral acts) hukukî niteliği ve bağlayıcılığı ile ilgili Uluslararası Adalet Divanı'nın (UAD) yerleşik içtihatları ve genel hukuk ilkeleri dikkate alındığında aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bir devletin yetkili makamları aracılığıyla kamuya açık şekilde yaptığı beyan, hukuken bağlanma niyeti (animus obligandi) taşıyorsa muhatabın rızasına bakılmaksızın bağlayıcıdır.

Cevap

Devletin yetkili makamları aracılığıyla kamuya açık ve bağlanma niyetiyle (animus obligandi) yaptığı beyanların bağlayıcı olduğu yönündeki ifade doğrudur.
Doğru seçenek, uluslararası hukukun yerleşik kuralını ifade etmektedir. Bir devletin yetkili organları (Devlet Başkanı, Hükümet Başkanı veya Dışişleri Bakanı) tarafından kamuya açık bir şekilde ve hukukî bir yükümlülük altına girme amacıyla (animus obligandi) yapılan açıklamalar, karşı tarafın kabulüne veya bir antlaşma metnine gerek kalmaksızın o devleti hukuken bağlar.

Adım Adım Çözüm

1
Tek taraflı işlemlerin tanımını analiz edin.
Bu işlemlerin, başka bir süjenin katılımı veya rızası olmaksızın, sadece beyanda bulunan devletin iradesiyle hukuki sonuç doğurduğunu belirleyin.
Tek taraflı işlemlerin antlaşmalardan farkını anlamak için gereklidir.
2
UAD'nin 1974 Nükleer Denemeler Davası (Nuclear Tests Case) kriterlerini hatırlayın.
Bağlayıcılık için 'kamuya açıklık' ve 'bağlanma niyeti' (animus obligandi) şartlarının zorunlu olduğunu saptayın.
Modern uluslararası hukukta tek taraflı vaatlerin bağlayıcılık temelini oluşturur.
3
Seçeneklerdeki diğer işlem tanımlarını (protesto, feragat, tebliğ) karşılaştırın.
Tanımların birbirinin yerine kullanıldığını (protesto yerine feragat gibi) ve yanlış teorik yaklaşımları (kurucu tanıma gibi) eleyin.
Kavram karmaşasını önlemek ve doğru hukuki nitelemeyi bulmak için gereklidir.

Anahtar Kavram

Devletlerin Tek Taraflı İşlemleri ve Animus Obligandi
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 228Soru

1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi hükümleri çerçevesinde, uluslararası antlaşmalara konulan 'çekinceler' (rezervasyonlar) ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Aksi antlaşmada öngörülmedikçe, bir çekincenin geri çekilebilmesi için o çekinceyi daha önce kabul etmiş olan diğer taraf devletlerin rızası gereklidir.

Cevap

Antlaşmalarda çekincenin geri çekilmesi için, o çekinceyi kabul etmiş olan diğer devletlerin rızasının alınması zorunlu değildir.
Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 22. maddesinin 1. fıkrasına göre, bir antlaşmada aksine hüküm bulunmadıkça, bir çekince her zaman geri çekilebilir ve bu çekinceyi kabul etmiş olan devletin rızası bu işlem için şart değildir. Dolayısıyla 'rıza gereklidir' diyen seçenek yanlıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Çekince kavramının tanımını ve kapsamını hatırlamak
Çekince, devletlerin çok taraflı antlaşmalarda bazı hükümleri kendileri için dışlamak veya değiştirmek üzere yaptıkları tek taraflı bir işlemdir.
Çekincenin niteliğini anlamak, onun üzerindeki tasarruf haklarını belirlemek için gereklidir.
2
1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 22. maddesini (Çekincelerin Geri Çekilmesi) incelemek
Maddede 'aksi antlaşmada öngörülmedikçe, bir çekince her zaman geri çekilebilir ve çekinceyi kabul etmiş olan devletin rızası çekincenin geri çekilmesi için gerekli değildir' hükmü yer almaktadır.
Soruda sorulan 'yanlış' ifadeyi tespit etmek için bu usul kuralının bilinmesi gerekir.
3
Diğer seçeneklerdeki bilgileri (yazılılık, konu ve amaçla bağdaşma, itirazın etkisi) teyit etmek
A, B, D ve E seçeneklerindeki bilgilerin Viyana Sözleşmesi'nin 19, 20, 21 ve 23. maddeleriyle tam uyumlu olduğu doğrulanır.
Yanlış olan seçeneğin tekliğinden emin olmak için diğerlerinin doğruluğu kontrol edilir.

Anahtar Kavram

Çekincelerin Geri Çekilmesi Usulü

Daha Fazla Pratik

Çekincelerin hukukiliği ile antlaşmaların 'yorum beyanları' (interpretative declarations) arasındaki farkları incelemeniz önerilir.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 229Soru

Uluslararası hukukta devletlerin tek taraflı işlemlerinin (unilateral acts) bağlayıcılığı ve geri alınabilirliği ile ilgili olarak, Birleşmiş Milletler Uluslararası Hukuk Komisyonu'nun (UHK) 2006 tarihli 'Devletlerin Hukuki Yükümlülük Yaratan Tek Taraflı Beyanlarına Uygulanacak Yol Gösterici İlkeler' belgesi ve Uluslararası Adalet Divanı'nın (UAD) yerleşik içtihatları çerçevesinde aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Tek taraflı bir beyanla üstlenilen hukuki yükümlülükler, beyanda bulunan devlet tarafından keyfi olarak geri alınamaz; geri almanın keyfiliği belirlenirken beyanın metninde yer alan özel hükümler, muhatapların bu beyana güvenerek hareket edip etmedikleri ve koşullardaki köklü değişiklikler (rebus sic stantibus) dikkate alınır.

Cevap

Tek taraflı bir beyanla üstlenilen hukuki yükümlülüklerin geri alınması keyfi olamaz; bu süreçte beyanın şartları, muhatabın güveni ve koşullardaki köklü değişiklikler esas alınır.
Doğru seçenek, Uluslararası Hukuk Komisyonu'nun 2006 ilkelerini ve modern uluslararası hukuk içtihatlarını tam olarak yansıtmaktadır. Bir devlet, aleni bir beyanla ve bağlayıcı olma niyetiyle bir vaatte bulunduğunda, bu vaat karşı tarafın rızasına gerek kalmaksızın hukuki sonuç doğurur. Ancak bu yükümlülükten dönmek, karşı devletlerin iyi niyetle bu beyana güvenmiş olmaları (reliance) ve uluslararası ilişkilerin istikrarı nedeniyle 'keyfi' bir şekilde yapılamaz. Geri alma için haklı bir gerekçe (koşulların köklü değişmesi gibi) bulunmalıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Tek taraflı işlemin tanımını ve bağlayıcılık şartlarını belirlemek.
Devletin tek taraflı irade beyanı (animus obligandi) ile hukuki sonuç doğurma niyeti taşıması ve bunu aleni yapması durumunda bağlayıcılık doğar (UAD, Nükleer Denemeler Davası, 1974).
Sorunun temelini oluşturan 'bağlayıcılık' kriterini tespit etmek için gereklidir.
2
Geri alma (revocation) mekanizmasını analiz etmek.
UHK'nın 2006 Yol Gösterici İlkeleri uyarınca, tek taraflı işlemler serbestçe geri alınamaz; geri alma 'keyfi' (arbitrary) olmamalıdır.
Hukuki güvenliğin ve iyi niyet (good faith) ilkesinin korunması için bu kısıtlama mevcuttur.
3
Keyfilik denetiminin unsurlarını değerlendirmek.
Geri almanın meşruiyeti için; beyandaki özel şartlar, muhatap devletlerin bu beyana güvenerek tutumlarını değiştirip değiştirmedikleri (estoppel benzeri durumlar) ve rebus sic stantibus ilkesi incelenir.
En üst düzey akademik bilgi düzeyinde (5/5) doğru cevaba ulaşmak için gereken sentez aşamasıdır.

Anahtar Kavram

Devletlerin tek taraflı işlemlerinin bağlayıcılığı ve geri alınmasının sınırlandırılması (Keyfilik Denetimi).

Daha Fazla Pratik

Uluslararası Adalet Divanı'nın 1974 tarihli Nükleer Denemeler Davası (Fransa vs. Avustralya/Yeni Zelanda) kararını, 'animus obligandi' (bağlayıcılık niyeti) kavramı özelinde tekrar inceleyiniz.
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 230Soru

Çok taraflı bir antlaşmanın yürürlüğü sırasında taraflardan birinin antlaşma hükümlerini esaslı bir şekilde (material breach) ihlal ettiği tespit edilmiştir. 19691969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 60.60. maddesi uyarınca; bu ihlalden özel olarak etkilenen (specially affected) bir tarafın, diğer tarafların oybirliği ile rızasını aramaksızın başvurabileceği hukuki imkân aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Antlaşmanın yürürlüğünü sadece kendisi ile ihlalde bulunan devlet arasındaki ilişkilerde tamamen veya kısmen askıya alma.

Cevap

İhlalden özel olarak etkilenen taraf, antlaşmanın yürürlüğünü sadece kendisi ile ihlalde bulunan devlet arasındaki ilişkilerde askıya alabilir.
1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 60/2b60/2-b maddesi, çok taraflı bir antlaşmanın ihlali durumunda, bu ihlalden 'özel olarak etkilenen' tarafa, diğer tarafların rızasını beklemeksizin antlaşmayı sadece ihlal eden devlet ile olan ikili ilişkisinde askıya alma (suspending) hakkı tanımaktadır. Bu, kolektif bir karar gerektiren 'tüm taraflar arasında sona erdirme' yetkisinden farklı olarak, doğrudan zarar gören devlete tanınmış bireysel bir haktır.

Adım Adım Çözüm

1
Uyuşmazlığın niteliğini ve antlaşma türünü belirle.
Çok taraflı bir antlaşmada 'esaslı ihlal' (material breach) durumu mevcuttur.
Viyana Sözleşmesi'nin 60.60. maddesi uyarınca, ihlalin sonuçları antlaşmanın iki taraflı veya çok taraflı olmasına göre farklılık gösterir.
2
İlgili tarafın statüsünü analiz et.
Devlet, ihlalden 'özel olarak etkilenen' (specially affected) statüsündedir.
Çok taraflı antlaşmalarda ihlalden etkilenme düzeyi, başvurulabilecek hukuki yolları belirler (60/260/2 fıkrasının bentleri arasındaki ayrım).
3
Viyana Sözleşmesi 60/2b60/2-b maddesini uygula.
İhlalden özel olarak etkilenen devletin, antlaşmayı sadece ihlalci devlet ile arasındaki ikili ilişkide askıya alma yetkisi olduğu görülür.
Bu hak, diğer tarafların oybirliği ile hareket etme zorunluluğundan bağımsız olarak tanınmış bireysel bir savunma imkânıdır.
4
Sona erdirme ile askıya alma farkını değerlendir.
Özel etkilenen devletin yetkisi sadece askıya alma ile sınırlıdır, tek taraflı sona erdirme yetkisi yoktur.
Antlaşmanın bütünlüğünü korumak adına, sona erdirme yetkisi genellikle diğer tarafların kolektif rızasına (60/2a60/2-a) bırakılmıştır.

Anahtar Kavram

Çok Taraflı Antlaşmalarda İhlalin Sonuçları ve Özel Olarak Etkilenen Devletin Statüsü
Soru 231Soru

Uluslararası hukuk uyuşmazlıklarında; tarafları, konusu ve dayandığı hukuki sebepleri aynı olan bir uyuşmazlığın, yetkili bir yargı organı tarafından karara bağlanıp kesinleşmesinden sonra aynı taraflar arasında yeniden dava konusu yapılamayacağını ifade eden temel hukuk ilkesi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kesin hüküm (Res judicata)

Cevap

Kesin hüküm (Res judicata) ilkesi, bir davanın karara bağlanıp kesinleşmesiyle uyuşmazlığın sona erdiğini ve aynı konuda tekrar dava açılamayacağını ifade eder.
Kesin hüküm ilkesi, yargısal bir karar verildikten sonra uyuşmazlığın nihai olarak çözüldüğünü varsayar. Bu ilke, hukuki güvenliği sağlamak ve aynı uyuşmazlığın sonsuza dek tekrar edilmesini önlemek amacıyla uluslararası hukukta bir genel hukuk ilkesi olarak kabul edilir.

Adım Adım Çözüm

1
Soruda tanımlanan hukuki durumu analiz et.
"Kesinleşmiş yargı kararı", "aynı taraflar" ve "yeniden dava açma yasağı" unsurları tespit edildi.
Bu unsurlar, yargısal sürecin nihai etkisini tanımlayan kavramın ayırt edici özellikleridir.
2
Tespit edilen unsurları hukukun genel ilkeleri ile eşleştir.
Bu tanımın uluslararası hukukta "Kesin hüküm" (ResRes judicatajudicata) kavramına karşılık geldiği belirlendi.
Hukukun genel ilkeleri, ulusal hukuklardaki ortak prensiplerin uluslararası alana taşınmasıyla oluşur ve bu ilke tüm gelişmiş hukuk sistemlerinde mevcuttur.

Anahtar Kavram

Kesin hüküm (ResRes judicatajudicata), uluslararası hukukun asli kaynaklarından biri olan hukukun genel ilkeleri kapsamında yer alan bir usul kuralıdır.

İpuçları

1
Bu ilke, hukuk sistemlerinde istikrarı sağlamak amacıyla karara bağlanmış bir konunun tekrar açılmasını yasaklar.
2
İsmi Latince 'karara bağlanmış mesele' anlamına gelen bir terimden türetilmiştir.
3
UAD Statüsü 38/1c38/1-c maddesinde belirtilen 'hukukun genel ilkeleri' arasında en sık örneklendirilen yargısal usul kurallarından biridir.

Daha Fazla Pratik

Uluslararası hukukta benzer diğer bir ilke olan 'İtirazın Engellenmesi' (Estoppel) kavramını inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 232Soru

Uluslararası hukukta çeşitli ülkelerin en yetkin hukukçularının görüşlerinden ve bilimsel çalışmalarından oluşan 'öğreti' (doktrin) kaynağının hukuki niteliği ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Mevcut hukuk kurallarının içeriğinin ve sınırlarının tespit edilmesinde başvurulan yardımcı bir araçtır.

Cevap

Öğreti, mevcut hukuk kurallarının içeriğinin ve sınırlarının tespit edilmesinde başvurulan yardımcı bir araçtır.
Doğru ifadeye göre öğreti, uluslararası hukukta bir kuralın varlığını veya kapsamını kanıtlamak için başvurulan yardımcı bir araçtır. UAD Statüsü'nün 38. maddesinin 1/d bendi uyarınca öğretinin işlevi, hukuk kurallarının belirlenmesine (tespit edilmesine) yardımcı olmaktır.

Adım Adım Çözüm

1
Uluslararası hukuk kaynaklarının temel sınıflandırmasını belirlemek.
Kaynaklar asli (antlaşmalar, teamül, hukukun genel ilkeleri) ve yardımcı (yargı kararları, öğreti) olarak ikiye ayrılır.
Uluslararası Adalet Divanı Statüsü madde 3838'e göre öğretinin statüsünü doğru konumlandırmak gerekir.
2
Öğretinin (doktrin) işlevini ve bağlayıcılığını analiz etmek.
Öğreti, 'yardımcı tespit aracı' olarak tanımlanır; kural yaratmaz, sadece mevcut olanı yorumlar.
Hukukçuların görüşleri devletlerin iradesi yerine geçemeyeceği için doğrudan bağlayıcı bir norm oluşturamaz.

Anahtar Kavram

Öğretinin (Doktrin) Yardımcı Kaynak Niteliği

İpuçları

1
UAD Statüsü Madde 38'de yapılan asli ve yardımcı kaynak ayrımını hatırlayınız.

Daha Fazla Pratik

Diğer yardımcı kaynak olan 'yargı kararları' (içtihatlar) ile öğretinin benzerliklerini inceleyiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 233Soru

Uluslararası Adalet Divanı (UADUAD) Statüsü'nün 38. maddesinin 2. fıkrasına göre; Divan'ın bir uyuşmazlığı yürürlükteki pozitif hukuk kurallarını bir kenara bırakarak sadece "hakkaniyet ve nisfet" (exex aequoaequo etet bonobono) ilkesine dayanarak çözebilmesi için gereken temel şart aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Tarafların uyuşmazlığın bu yolla çözülmesi konusunda açık rızasının bulunması

Cevap

Tarafların uyuşmazlığın bu yolla çözülmesi konusunda açık rızasının bulunması
Uluslararası Adalet Divanı Statüsü'nün 38. maddesinin 2. fıkrası, tarafların uyuşmazlığın bu yolla çözülmesini kabul etmeleri (consent) durumunda Divan'ın hakkaniyet ve nisfet temelinde karar verebileceğini açıkça belirtir. Bu durum, Divan'ın yürürlükteki hukuk kurallarını (lexlex latalata) bir kenara bırakarak tamamen adalet ve hakkaniyet duygusuyla karar vermesi anlamına gelir ve egemen devletlerin rızası olmadan mahkemenin böyle bir takdir yetkisi yoktur.

Adım Adım Çözüm

1
UAD Statüsü'nün 38. maddesi incelenmelidir.
Maddenin birinci fıkrasında asli hukuk kaynakları (antlaşma, teamül, genel ilkeler) sayılmıştır.
Divan'ın normal şartlarda uyuşmazlıkları çözmek için kullanacağı araçları belirlemek.
2
Maddenin 2. fıkrasındaki (38/238/2) istisnai duruma odaklanılmalıdır.
Fıkra, tarafların kabul etmesi halinde Divan'ın "ex aequo et bono" (hakkaniyet ve nisfet) uyarınca karar verme yetkisini saklı tutar.
Hukuk kuralları dışına çıkılabilmesi için gereken özel koşulu tespit etmek.

Anahtar Kavram

Hakkaniyet ve Nisfet ilkesinin (Ex Aequo et Bono) uygulanabilmesi için uyuşmazlık taraflarının Divan'a bu yönde açık yetki vermesi/rıza göstermesi şarttır.

İpuçları

1
UAD Statüsü Madde 38, uyuşmazlıkların çözümünde hangi kaynakların kullanılacağını belirler.
2
Maddenin ikinci fıkrası (38/238/2), birinci fıkradaki hukuk kuralları dışına çıkılabilmesi için 'tarafların kabulü' şartını vurgular.

Daha Fazla Pratik

Uluslararası hukukta 'hukukun içindeki hakkaniyet' (infrainfra legemlegem) ile 'hukuk dışı hakkaniyet' (exex aequoaequo etet bonobono) arasındaki rıza farkını çalışabilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 234Soru

Uluslararası hukukta teâmül kuralları genellikle genel nitelikte olup tüm devletleri bağlasa da, belirli bir coğrafi bölgedeki devletler arasında veya sadece iki devlet arasında geçerli olan "bölgesel" veya "yerel" teâmül kurallarının varlığı da kabul edilmektedir. Uluslararası Adalet Divanı'nın (UAD) yerleşik içtihatları uyarınca, bölgesel bir teâmül kuralının varlığını ileri süren bir devletin ispat yükümlülüğü ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İddia edilen kuralın, uyuşmazlığın tarafı olan diğer devlet bakımından da bağlayıcı bir uygulama olduğunu ve o devlet tarafından kabul edildiğini ispatlamalıdır.

Cevap

Bölgesel bir teâmül kuralının varlığını ileri süren devlet, söz konusu kuralın uyuşmazlığın diğer tarafı olan devletçe de kabul edildiğini ve o devlet bakımından bağlayıcı bir uygulama haline geldiğini ispat etmek zorundadır.
Uluslararası hukukta genel teâmül kuralları, aksine 'sürekli itirazcı' (persistent objector) olunmadıkça tüm devletleri bağlar. Ancak bölgesel veya yerel teâmüllerde UAD, kuralın varlığını iddia eden tarafın, bu kuralın karşı tarafça da kabul edildiğini ispat etmesi gerektiğini vurgulamıştır (Örneğin: Kolombiya - Peru arasındaki Sığınma Davası). Bu durum, bölgesel teâmülün oluşumu için rızanın daha somut bir şekilde kanıtlanması gerektiği anlamına gelir.

Adım Adım Çözüm

1
Teâmül türlerinin (genel vs. bölgesel) ayrımı yapılır.
Genel teâmül tüm devletler için varsayılırken, bölgesel teâmül sadece belirli devletler arasında sınırlı bir etkiye sahiptir.
İspat yükünün kime ait olduğunu belirlemek için kuralın coğrafi/hukuki kapsamı netleştirilmelidir.
2
Uluslararası Adalet Divanı'nın (UAD) ilgili içtihatları (Sığınma Davası - Asylum Case, 1950) analiz edilir.
Divan, bölgesel bir teâmülü iddia eden tarafın, bu uygulamanın karşı tarafın rızasıyla bir hukuk kuralına dönüştüğünü kanıtlaması gerektiğine hükmetmiştir.
Genel teâmülde 'sessiz kalma' (acquiescence) rıza sayılabilirken, bölgesel teâmülde aktif bir kabul aranmaktadır.
3
İspat yükünün dağılımı kontrol edilir.
Bölgesel teâmül iddiasında ispat yükü, genel teâmülün aksine iddia sahibi devlete yüklenir.
Devletlerin egemenlik hakları uyarınca, rızalarının bulunmadığı özel bir kural ile bağlanmayacakları ilkesi korunur.

Anahtar Kavram

Bölgesel Teâmül ve İspat Yükü

İpuçları

1
Genel teâmül ile bölgesel teâmül arasındaki 'kapsam' farkını düşünün.
2
UAD'nin 1950 tarihli Sığınma Davası (Asylum Case) kararında Kolombiya'nın Peru'ya karşı iddia ettiği yerel adetlerle ilgili ispat kuralını hatırlayın.
3
Bölgesel uyuşmazlıklarda sessiz kalmanın otomatik rıza sayılmadığını, kuralın karşı tarafça da 'bir hak olarak' uygulandığının kanıtlanması gerektiğini unutmayın.

Daha Fazla Pratik

Uluslararası Adalet Divanı'nın Portekiz ve Hindistan arasındaki 'Hindistan Ülkesinden Geçiş Hakkı Davası' (Right of Passage Case) kararındaki yerel teâmül analizini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 235Soru

Uluslararası hukukta kural olarak asli kaynaklar (antlaşmalar, teamül ve hukukun genel ilkeleri) arasında hiyerarşik bir sıralama bulunmamakla birlikte, emredici kuralların (jusjus cogenscogens) varlığı bu durumun en temel istisnasını teşkil eder. Buna göre, emredici kuralların uluslararası hukuktaki hiyerarşik konumu ve diğer normlarla ilişkisi bakımından aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Emredici kurallar, uluslararası hukukun diğer tüm normlarının üzerinde yer alır ve bu kurallara aykırı olan hiçbir antlaşma veya teamül kuralı hukuki geçerlilik kazanamaz.

Cevap

Emredici kurallar, uluslararası hukukun diğer tüm normlarının üzerinde yer alır ve bu kurallara aykırı olan hiçbir antlaşma veya teamül kuralı hukuki geçerlilik kazanamaz.
Uluslararası hukukta emredici kurallar (jusjus cogenscogens), nitelikleri gereği normlar hiyerarşisinin en üstünde yer alır. Bu kuralların temel özelliği, devletlerin kendi aralarında yapacakları antlaşmalarla veya teamül uygulamalarıyla bu kuralların dışına çıkamamalarıdır. Bir antlaşma, yapıldığı sırada mevcut bir emredici kurala aykırıysa, uluslararası hukuk bakımından başlangıçtan itibaren geçersiz (batıl) kabul edilir.

Adım Adım Çözüm

1
Jus Cogens kavramını tanımla.
1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi madde 53'e göre, uluslararası toplumun bütünü tarafından kabul edilen ve aksine hareket edilmesi mümkün olmayan normlardır.
Sorunun temel dayanağı olan emredici kuralların hukuki statüsünü belirlemek için gereklidir.
2
Normlar hiyerarşisindeki yerini analiz et.
Bu kurallar hiyerarşinin en tepesinde yer alır. Diğer tüm kaynaklar (antlaşma, teamül, genel ilkeler) bu kurallara uygun olmak zorundadır.
Emredici kuralların diğer normlar üzerindeki önceliğini anlamak için hiyerarşik konum tespiti şarttır.
3
Çatışma durumundaki hukuki yaptırımı belirle.
Emredici bir kurala aykırı olan herhangi bir antlaşma hükmü geçersizdir ve hiçbir hukuki sonuç doğurmaz.
Hiyerarşinin pratik sonucunu (hükümsüzlük) doğrulamak için gereklidir.

Anahtar Kavram

Jus Cogens ve Normlar Hiyerarşisi

İpuçları

1
Uluslararası hukukta hangi kural türünün aksine hiçbir şekilde düzenleme yapılamayacağını hatırlayın.
2
Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 53. maddesinde belirtilen 'derogation' (sapma/aykırı düzenleme) yasağını düşünün.
3
Emredici kurallar, uluslararası kamu düzenini koruyan ve tüm devletleri bağlayan, hiyerarşinin zirvesindeki kurallardır.

Daha Fazla Pratik

Yeni bir emredici kuralın ortaya çıkması durumunda (jus cogens superveniens), mevcut antlaşmaların durumunu VCLT Madde 64 çerçevesinde inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 236Soru

Bir uluslararası örgütün organı tarafından tesis edilen hukuki işlemin, örgütün kurucu belgesiyle çizilen yetki sınırlarının dışına çıkması (ultra vires) durumunda bu işlemin hukuki geçerliliği uluslararası hukuk doktrininde tartışılan bir konudur. Uluslararası hukukta kararların iptali için merkezi ve zorunlu bir yargısal denetim mekanizmasının bulunmayışı, bu tür işlemlerin akıbetine dair belirli ilkelerin oluşmasına yol açmıştır.

Buna göre, uluslararası örgütlerin "yetki aşımı" (ultra vires) teşkil eden kararlarıyla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bir örgüt kararının, örgütün genel amaçlarına hizmet etmesi ve zahiren (prima facie) yetki dahilinde görünmesi durumunda, o işlemin hukuken geçerli olduğu yönünde bir karine kabul edilir.

Cevap

Bir örgüt kararının, örgütün genel amaçlarına hizmet etmesi ve zahiren (prima facie) yetki dahilinde görünmesi durumunda, o işlemin hukuken geçerli olduğu yönünde bir karine (presumption of legality) kabul edilir.
Uluslararası Adalet Divanı'nın 1962 tarihli 'Belirli Giderler' (Certain Expenses) tavsiye görüşünde vurgulandığı üzere, uluslararası sistemde kararları iptal edecek merkezi bir otoritenin yokluğu nedeniyle, bir örgüt kararı örgütün amaçlarına uygunsa ve zahiren yetki dahilinde görünüyorsa, o kararın hukuken geçerli olduğu yönünde bir karine (presumption of legality) kabul edilir. Bu, örgütün kurumsal sürekliliğini korumayı hedefler.

Adım Adım Çözüm

1
Uluslararası örgütlerin yetki sınırlarının hukuki temelini belirleme
Örgütlerin yetkileri, devletlerin rızasıyla oluşturulan kurucu antlaşmalarla sınırlıdır (Yetki Devri İlkesi).
Örgütler, devletlerden farklı olarak sınırlı ve türetilmiş bir yetkiye sahiptir.
2
Yetki aşımı (ultra vires) durumunda denetim mekanizmalarını analiz etme
Uluslararası sistemde örgüt kararlarını iptal edecek genel, merkezi ve zorunlu bir yargı mekanizması mevcut değildir.
Bu eksiklik, kararların hukuki geçerliliğinin tespiti için 'geçerlilik karinesi' gibi teorik yaklaşımların doğmasına neden olmuştur.
3
Uluslararası Adalet Divanı'nın (UAD) 'Certain Expenses' içtihadını uygulama
Örgütün amaçlarına uygun ve zahiren yetki dahilindeki işlemlerin aksi ispatlanana kadar geçerli sayıldığı sonucuna ulaşılır.
UAD, örgütün işleyişinin sürekliliğini sağlamak adına bu karineyi kabul etmiştir.

Anahtar Kavram

Uluslararası Örgütlerin Yetki Sınırları ve Geçerlilik Karinesi

İpuçları

1
Uluslararası hukukta örgüt kararlarını iptal edecek merkezi bir 'idari mahkeme' olup olmadığını göz önünde bulundurun.
2
Uluslararası Adalet Divanı'nın 'Belirli Giderler' davasında, örgütün işleyişini korumak için hangi hukuki varsayımı (karineyi) kullandığını hatırlayın.

Daha Fazla Pratik

Uluslararası örgütlerin 'tazammun eden yetkileri' (implied powers) doktrini ile ultra vires kavramı arasındaki ilişkiyi inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 237Soru

Uluslararası hukukta bir uluslararası örgütün kendi iç işleyişine yönelik olarak aldığı (bütçenin kabulü, personel atamaları veya usul kurallarının belirlenmesi gibi) kararların hukuki niteliği ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bu kararlar, örgütün işleyişini sağlamak adına hem örgüt organları hem de üye devletler için hukuken bağlayıcıdır.

Cevap

Uluslararası örgütlerin iç işleyişine yönelik kararları, hem örgüt organları hem de üye devletler için hukuken bağlayıcı niteliktedir.
Uluslararası hukuk doktrininde uluslararası örgüt kararları 'türev kaynaklar' olarak adlandırılır. Bu kararlar arasında yer alan ve örgütün kendi yapısını, bütçesini, personel rejimini veya üyelik statüsünü düzenleyen 'iç kararlar', örgütün kurumsal sürekliliği için şart olduğundan üye devletler üzerinde bağlayıcı etki doğurur.

Adım Adım Çözüm

1
Kararın kapsamını belirle.
Soru kökünde bütçe, personel ve usul kuralları gibi 'iç işleyişe' yönelik kararlar belirtilmektedir.
Uluslararası örgüt kararları 'dışa yönelik' (tavsiye/politika) ve 'içe yönelik' (idari/operasyonel) olarak ikiye ayrılır.
2
İç işleyiş kararlarının hukuki gücünü değerlendir.
Bu kararlar örgütün işleyebilmesi için zorunlu olduğundan kural olarak bağlayıcıdır.
Üye devletler, örgütün kurucu antlaşmasına taraf olarak bu tür idari kararlara uyma yükümlülüğünü önceden kabul etmiş sayılırlar.
3
Seçenekleri karşılaştır.
İç kararların bağlayıcı olduğunu belirten ifade doğru kabul edilir.
Örgüt kararlarının genellikle tavsiye olduğu yönündeki genel kuralın en temel istisnası bu iç/idari kararlardır.

Anahtar Kavram

Uluslararası Örgüt Kararlarının Tasnifi (İç/Dış Kararlar)

İpuçları

1
Uluslararası örgüt kararlarını 'dışa yönelik politik kararlar' ve 'örgütsel işleyiş kararları' olarak ikiye ayırarak düşünün.
2
Bir örgütün bütçesi onaylanmazsa o örgüt varlığını sürdürebilir mi? Bu durum kararın bağlayıcılığı hakkında ne söyler?

Daha Fazla Pratik

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 7. Bölüm kapsamındaki kararlarının hukuki niteliğini bu genel kuralla karşılaştırın.
Tahmini Süre:45s
Soru 238Soru

Uluslararası hukuk düzeninde, emredici bir kural (jusjus cogenscogens) ile bu kuralın içeriğine aykırı hükümler barındıran bir uluslararası antlaşma arasındaki hiyerarşik ilişki bakımından aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Antlaşma, emredici kurala aykırı olması nedeniyle yapıldığı andan itibaren batıl (geçersiz) sayılır.

Cevap

Antlaşmanın emredici kurala aykırı olması nedeniyle başlangıcından itibaren batıl (geçersiz) sayılması gerekir.
Uluslararası hukukta emredici kurallar (jus cogens), hiyerarşik olarak diğer tüm normların üzerindedir. 1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 53.53. maddesine göre, bir antlaşma yapıldığı sırada mevcut bir emredici kurala aykırı ise batıldır (geçersizdir). Bu durum, antlaşmanın başlangıcından itibaren hukuki sonuç doğurmayacağı anlamına gelir.

Adım Adım Çözüm

1
Jus cogens (emredici kural) kavramının niteliğini belirle.
Jus cogens, uluslararası toplumun bütünü tarafından kabul edilen ve kendisinden sapılmasına izin verilmeyen üstün hukuk kuralıdır.
Normlar hiyerarşisinde hangi kuralın üstte olduğunu anlamak için tanımı bilmek gerekir.
2
Emredici kural ile antlaşma arasındaki çatışmanın sonucunu incele.
1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi Madde 5353 uyarınca, yapıldığı sırada mevcut bir emredici kurala aykırı olan antlaşmalar batıldır.
Pozitif uluslararası hukuk kurallarının (VCLT) bu konudaki kesin yaptırımını uygulamak gerekir.
3
Seçenekler arasında mutlak geçersizlik (butlan) durumunu ifade edeni bul.
Antlaşmanın başlangıçtan itibaren geçersiz sayıldığını belirten ifadeye ulaşılır.
Hiyerarşik üstünlüğün hukuki sonucunu tespit etmek soruyu çözer.

Anahtar Kavram

Jus Cogens ve Mutlak Butlan

İpuçları

1
Uluslararası hukukta her kural aynı ağırlıkta değildir; bazı kurallar 'emredici' niteliktedir.
2
Bir kural 'emredici' (jus cogens) ise, devletler kendi aralarında bunun aksini kararlaştıran bir antlaşma yapamazlar.
3
1969 Viyana Sözleşmesi'nin 53. maddesine göre, bu tür çatışmalarda antlaşma 'batıl' kabul edilir.

Daha Fazla Pratik

Jus cogens niteliğindeki kuralların (soykırım yasağı, kuvvet kullanma yasağı vb.) örneklerini ve bunların sonradan ortaya çıkması durumundaki (jus cogens superveniens) etkilerini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 239Soru

Uluslararası hukukta devletlerin birbirlerine yönelik gerçekleştirdiği bazı uygulamalar (örneğin yabancı devlet başkanlarını törenle karşılamak veya diplomatik temsilcilere vergi muafiyeti tanınmadığı dönemlerdeki bazı jestler) uzun süredir devam eden birer gelenek olmasına rağmen, bu kurallara uyulmaması doğrudan bir hukuka aykırılık teşkil etmez. Bir uygulamanın uluslararası teâmül (yapılageliş) kuralı sayılabilmesi için 'maddi unsur' (devlet uygulaması) ile birlikte devletlerin bu uygulamayı 'hukuki bir yükümlülük' bilinciyle yerine getirmesi gerekir.

Buna göre, bir devlet uygulamasını basit bir nezaket veya alışkanlık kuralından ayırarak asli bir hukuk kaynağı olan 'teâmül kuralı' haline getiren bu manevi unsur aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Opinio juris

Cevap

Bir uygulamayı nezaket kuralından ayırıp hukuk kuralı haline getiren manevi unsur 'Opinio juris' kavramıdır.
Doğru seçenek olan terim, devletlerin bir uygulamayı yerine getirirken bunun uluslararası hukuk tarafından emredildiğine veya izin verildiğine dair besledikleri inançtır. Bu inanç yoksa, uygulama sadece bir alışkanlık (usage) veya nezaket (comity) kuralı olarak kalır ve ihlali durumunda hukuki sorumluluk doğmaz.

Adım Adım Çözüm

1
Uluslararası teâmül hukukunun kurucu unsurlarını belirleme
Teâmül için maddi unsur (süreklilik arz eden devlet uygulaması) ve manevi unsur (Opinio juris) gerekir.
Teâmülün bir hukuk kuralı olarak doğması için bu iki unsurun bir arada bulunması şarttır.
2
Nezaket kuralları ile hukuk kuralları arasındaki farkı analiz etme
Nezaket kurallarında (comity) sadece uygulama vardır, ancak 'hukuki zorunluluk' inancı yoktur.
Devlet başkanını kırmızı halıyla karşılamak gibi uygulamalar birer nezaket kuralıdır çünkü devletler bunu yaparken hukuken zorunlu olduklarına inanmazlar.
3
Kavramsal eşleştirme yapma
Hukuki zorunluluk inancı 'Opinio juris sive necessitatis' terimi ile ifade edilir.
Soru kökünde belirtilen 'hukuki yükümlülük bilinci' ifadesi doğrudan bu terimin tanımıdır.

Anahtar Kavram

Uluslararası Teâmül Hukukunun Kurucu Unsurları (Opinio Juris)

İpuçları

1
Teâmülün oluşması için hem 'yapma' (maddi) hem de 'inanma' (manevi) boyutu gereklidir.
2
Soru kökündeki 'zorunluluk inancı' ifadesinin Latince karşılığını arayın.
3
Bir uygulamayı sadece gelenek olmaktan çıkarıp hukuk kuralına dönüştüren şey, devletlerin o kurala uymamanın yaptırım doğuracağına inanmasıdır (Opinio...).

Daha Fazla Pratik

Teâmül kurallarına başından itibaren karşı çıkan devletlerin durumunu (Sürekli İtirazcı - Persistent Objector) inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 240Soru

Uluslararası hukukta bir devletin; başka bir uluslararası hukuk süjesinin gerçekleştirdiği bir işlemi, bir iddiayı veya ortaya çıkan yeni bir durumu hukukî olarak geçerli kabul etmediğini ve bu durumun kendisine karşı hukukî sonuç doğurmasına rıza göstermediğini resmen bildirmesi aşağıdaki tek taraflı işlem türlerinden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Protesto

Cevap

Protesto, bir devletin bir durumu veya işlemi kabul etmediğini resmen bildirdiği tek taraflı işlemdir.
Protesto, uluslararası hukukta bir devletin, başka bir süjenin işlemine veya ortaya çıkan bir duruma hukukî olarak rıza göstermediğini ve bu durumun kendisine karşı hukukî sonuç doğurmasını (oppose edilmesini) kabul etmediğini belirten tek taraflı bir irade beyanıdır. Bu işlem, sessiz kalarak zımnen kabul (acquiescence) sayılacak durumların önüne geçmek için kullanılır.

Adım Adım Çözüm

1
Devletlerin tek taraflı işlemlerinin (unilateral acts) tanımlarını gözden geçir.
Tanıma, Protesto, Feragat, Tebliğ ve Vaat gibi farklı türler mevcuttur.
Soruda verilen tanımın hangi kategoriye girdiğini belirlemek için temel kavram bilgisi gereklidir.
2
Soru kökündeki 'geçerli kabul etmeme' ve 'rıza göstermeme' ifadelerini analiz et.
Bu ifadeler, bir hukukî işleme karşı itiraz niteliği taşımaktadır.
İtiraz ve rıza göstermeme beyanı, uluslararası hukukta hakların korunması ve zımni kabulün önlenmesi için kritiktir.
3
Bu tanımın 'Protesto' kavramı ile tam olarak örtüştüğünü teyit et.
Protesto, bir devletin aleyhine olabilecek durumların 'yapılageliş' (teamül) kuralı haline gelmesini engellemek için başvurduğu yoldur.
Tanım doğrudan protesto işleminin hukukî mahiyetini yansıtmaktadır.

Anahtar Kavram

Uluslararası hukukta protesto, bir devletin kendisine karşı ileri sürülebilecek bir durumu kabul etmediğini gösteren tek taraflı işlemdir.

İpuçları

1
Bir devletin, kendisine karşı yapılan bir iddiaya 'Hayır, bunu kabul etmiyorum' demesi hangi işlemdir?
2
Bu işlem, sessiz kalarak o durumun kabul edilmiş sayılmasını (zımni rıza) engellemek amacıyla yapılır.
3
Günlük dilde bir şeye itiraz etmek için kullanılan kelime ile hukukî terim aynı köke sahiptir.

Daha Fazla Pratik

Sürekli itiraz eden devlet (persistent objector) kavramını inceleyerek teamül hukukunun oluşumundaki etkisini öğrenebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
ÖncekiSayfa 12 / 22Sonraki