Onkoloji

351 soru

Soru 21Soru

Prostat karsinomu tanısıyla takip edilen 7272 yaşında erkek hasta, yeni gelişen sırt ağrısı ve yürüme güçlüğü nedeniyle acil servise getiriliyor. Fizik muayenesinde torakal 88 (T8T8) seviyesinde spinal hassasiyet, alt ekstremitelerde simetrik 4/54/5 kas gücü ve patella reflekslerinde canlılık saptanıyor. Spinal kord basısı şüphesiyle yapılacak olan radyolojik değerlendirmede en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Tüm spinal aksın magnetik rezonans (MR) görüntülemesi

Cevap

Spinal kord basısı şüphesi olan bir hastada en uygun yaklaşım, tüm spinal aksın magnetik rezonans (MR) görüntülemesidir.
Spinal kord basısı şüphesinde magnetik rezonans (MR) görüntüleme altın standarttır. Metastatik tümörlerde birden fazla omurga seviyesinde tutulum (senkron metastazlar) sık görüldüğünden (%1033\%10-33), sadece semptomatik bölgenin değil, tüm spinal aksın görüntülenmesi diğer potansiyel bası alanlarını atlamamak için kritiktir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguların değerlendirilmesi
Hastada malignite öyküsü, yeni başlayan sırt ağrısı ve nörolojik defisit (kuvvet kaybı, refleks canlılığı) varlığı spinal kord basısını düşündürür.
Onkolojik hastalarda yeni gelişen sırt ağrısı, aksi kanıtlanana kadar spinal kord basısı olarak kabul edilmelidir.
2
Tanısal yöntemin seçilmesi
Altın standart tetkik olarak magnetik rezonans (MR) görüntüleme belirlenir.
MR, hem kemik hem de yumuşak doku (tümör basısı) ayrıntılarını en iyi gösteren, radyasyon içermeyen yöntemdir.
3
Görüntüleme kapsamının belirlenmesi
Sadece ağrılı bölge değil, tüm spinal aksın (servikal, torakal, lomber, sakral) taranmasına karar verilir.
Metastatik spinal kord basısı olan hastaların %10\%10 ile %33\%33'ünde, klinik olarak sessiz olsa bile birden fazla seviyede (senkron) bası mevcuttur.

Anahtar Kavram

Metastatik spinal kord basısında tanısal yaklaşım ve tüm spinal aks görüntülemesinin önemi.

İpuçları

1
Onkolojik acillerde spinal kord basısı şüphesinde hangi görüntüleme yöntemi en yüksek duyarlılığa sahiptir?
2
Metastatik basıların birden fazla omurga seviyesinde aynı anda bulunma olasılığını düşünün.

Daha Fazla Pratik

Spinal kord basısı tanısı kesinleşen bir hastada, tedaviye başlamadan önce verilmesi gereken ilk ilaç olan yüksek doz kortikosteroidleri gözden geçirin.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 22Soru

4242 yaşında erkek hasta, babasına 5252 yaşında kolon kanseri tanısı konulduğunu belirterek kanser tarama yöntemleri hakkında bilgi almak istiyor. Hastanın şu an herhangi bir gastrointestinal şikayeti yoktur ve fizik muayenesi normaldir. Bu hasta için en uygun kolorektal kanser tarama planı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hemen kolonoskopi yapılmalı ve takipler her 55 yılda bir kolonoskopi ile sürdürülmelidir.

Cevap

Hemen kolonoskopi yapılmalı ve takipler her 55 yılda bir kolonoskopi ile sürdürülmelidir.
Hastanın babası 5252 yaşında (<60< 60 yaş) tanı aldığı için hasta yüksek risk grubundadır. Bu durumda tarama 4040 yaşında veya akrabanın tanı yaşından 1010 yıl önce (hangisi daha önceyse) başlamalıdır. Hesaplanan yaş 4040 olup, hasta şu an 4242 yaşında olduğu için hemen kolonoskopi yapılmalı ve yüksek risk nedeniyle 55 yılda bir tekrarlanmalıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın risk grubunu belirle.
Hastanın birinci derece akrabasında (baba) genç yaşta (<60< 60 yaş) kolorektal kanser öyküsü olduğu için 'yüksek risk' grubundadır.
Aile öyküsü, tarama stratejisinin (yaş ve yöntem) belirlenmesinde en kritik faktördür.
2
Tarama başlama yaşını hesapla.
Kılavuzlara göre tarama 4040 yaşında veya indeks vakanın tanı yaşından 1010 yıl önce (5210=4252 - 10 = 42) başlamalıdır. İki değerden erken olan (4040 yaş) seçilir.
Hastanın şu anki yaşı 4242 olduğundan ve taramaya 4040 yaşında başlaması gerektiğinden, en uygun adım 'hemen' taramanın başlatılmasıdır.
3
Yöntem ve sıklığı belirle.
Yüksek riskli bu grupta önerilen yöntem 55 yılda bir kolonoskopidir.
Kolonoskopi, proksimal kolon lezyonlarını da saptayabildiği için yüksek riskli bireylerde altın standarttır.

Anahtar Kavram

Kolorektal kanser taramasında aile öyküsüne göre özelleşmiş strateji belirlenmesi ve tümör belirteçlerinin tarama amacıyla kullanılmaması.

Daha Fazla Pratik

Lynch sendromu veya FAP şüphesi olan hastalarda tarama yaşlarının ve yöntemlerinin nasıl değiştiğini gözden geçirebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 23Soru

5858 yaşında kadın hasta, son 22 aydır artan halsizlik ve karın şişliği şikayetiyle başvuruyor. Fizik muayenesinde asit saptanıyor ve periumbilikal bölgede yaklaşık 2 cm2\text{ cm} boyutunda sert, fikse bir nodül (Sister Mary Joseph nodülü) palpe ediliyor. Yapılan torakoabdominal bilgisayarlı tomografide yaygın asit ve omental kirlenme (omental caking) izlenirken; overler, mide, kolon ve pankreas normal görünümde saptanıyor. Periumbilikal nodülden yapılan biyopsi sonucu papiller seröz adenokarsinom olarak raporlanıyor. İmmünohistokimyasal (İHK) incelemede; CK7(+), CK20(-), WT-1(+) ve PAX-8(+) boyanma saptanıyor. Bu hasta için en uygun yönetim stratejisi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Over kanseri gibi sitoredüktif cerrahi uygulanması ve ardından platin bazlı kemoterapi

Cevap

Over kanseri gibi sitoredüktif (debulking) cerrahi uygulanması ve ardından platin bazlı kemoterapi planlanmalıdır.
Kadınlarda görülen papiller seröz histolojideki peritoneal karsinozis (omental kirlenme ve asit ile karakterize), bilinmeyen primerli tümörlerin tanımlanmış 'iyi prognostik' alt gruplarından biridir. Bu vakalarda primer odak saptanamasa dahi hastalık 'Evre III/IV Over Kanseri' gibi kabul edilir. Agresif sitoredüktif cerrahi (debulking) ve ardından uygulanan platin bazlı kemoterapi (örn. Paklitaksel + Karboplatin) ile alınan yanıtlar oldukça yüz güldürücüdür. İHK'da saptanan PAX-8 ve WT-1 pozitifliği, müllerian kanal kökenini (over, fallop tüpü veya primer periton) güçlü bir şekilde desteklemektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ve histolojik verilerin sentezlenmesi
Kadın hasta + Peritoneal yayılım (Asit/Omental kaking/SMJ nodülü) + Papiller seröz histoloji.
Vakanın Bilinmeyen Primerli Tümörler (BPT) içerisindeki yerini belirlemek için.
2
İmmünohistokimyasal belirteçlerin yorumlanması
CK7(+), WT-1(+) ve PAX-8(+) sonucu jinekolojik/müllerian (over/periton) kökeni doğrular.
Primer odak saptanamayan vakalarda İHK ile olası organ kökenini daraltmak için.
3
Prognoz ve tedavi grubunun belirlenmesi
Bu tablo, BPT'nin 'iyi prognostik' alt gruplarından olan 'Peritoneal papiller seröz karsinozis'dir.
İyi prognostik gruplarda spesifik ve agresif tedavilerin sağkalımı artırdığı bilindiği için.
4
Tedavi protokolünün seçilmesi
Evre III-IV over kanseri gibi agresif sitoredüksiyon ve ardından Paklitaksel + Karboplatin kombinasyonu.
Bu alt grubun standart tedavi yaklaşımı bu yönde olduğu için.

Anahtar Kavram

Bilinmeyen primerli tümörlerde (CUP) 'iyi prognostik gruplar' ve kadınlarda peritoneal papiller seröz karsinozis yönetimi.

Daha Fazla Pratik

Bilinmeyen primerli tümörlerde germ hücreli sendromu (midline granuloma) ve izole aksiller lenfadenopati (kadınlarda) gibi diğer iyi prognostik grupları gözden geçirin.
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 24Soru

Onkolojik tarama protokolleri ve tümör belirteçlerinin klinik kullanımı ile ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: CA 19-9 belirteci; pankreas kanseri açısından risk taşıyan (kronik pankreatit, aile öyküsü) asemptomatik bireylerde erken evre tümörleri yakalamak amacıyla önerilen standart tarama testidir.

Cevap

CA 19-9'un pankreas kanseri için yüksek riskli bireylerde dahi standart bir tarama testi olarak kullanılması yanlıştır.
CA 19-9, pankreas kanseri ve kolanjiyokarsinom tanısı olan hastalarda tedavi yanıtını ve nüksü izlemek için kullanılır. Ancak, ne genel popülasyonda ne de yüksek riskli gruplarda (ailesel yatkınlık, kronik pankreatit vb.) standart bir tarama testi olarak kullanımı mortaliteyi azaltmamaktadır ve tarama amaçlı önerilmemektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Akciğer kanseri tarama kriterlerinin değerlendirilmesi
Güncel kılavuzlar (USPSTF 2021) tarama yaşını 50-80'e, paket-yıl öyküsünü ise 20'ye düşürmüştür.
Tarama endikasyonlarının güncelliğini test etmek.
2
Tümör belirteçlerinin tarama vs. takipteki rollerinin ayrıştırılması
Çoğu belirteç (CEA, CA 125, CA 19-9) tarama için değil, takip ve tedavi yanıtı için uygundur.
Belirteçlerin klinik kullanım amacını belirlemek.
3
Pankreas kanseri tarama protokollerinin incelenmesi
CA 19-9 tarama testi değildir; yüksek riskli bireylerde tarama endoskopik USG veya MR/MRCP ile yapılır.
Hatalı olan uygulamayı saptamak.

Anahtar Kavram

Tümör belirteçlerinin (özellikle CA 19-9) tarama amaçlı kullanımı yoktur; akciğer kanseri taramasında paket-yıl sınırı 20'dir.

Daha Fazla Pratik

Medüller tiroid kanseri taramasında kalsitonin kullanımı ile genetik tarama (RET mutasyonu) arasındaki farkı inceleyiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 25Soru

Güncel onkoloji pratiğinde yaygın olarak kullanılan immün kontrol noktası inhibitörleri (I˙KNI˙İKNİ) ve tirozin kinaz inhibitörlerinin (TKITKI) farmakolojik özellikleri ile klinik kullanım prensipleri dikkate alındığında, bu ajanlarla ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: CTLA4CTLA-4 blokajı sağlayan ipilimumabipilimumab, esas olarak lenf nodu düzeyinde saf (naifnaif) T-hücrelerinin aktivasyonunu (primingpriming) artırarak immün yanıtı başlatır.

Cevap

Ipilimumab'ın lenf nodlarında priming aşamasında T-hücre aktivasyonunu artırması doğru bir bilgidir.
Ipilimumab, bir CTLA4CTLA-4 inhibitörü olarak immün yanıtın erken evresi olan 'priming' (hazırlama) aşamasında, lenf nodlarında saf T-hücrelerinin aktivasyonunu engelleyen fren mekanizmasını ortadan kaldırarak çalışır. Bu, TUS onkoloji farmakolojisinde temel bir bilgidir.

Adım Adım Çözüm

1
İlaç yapılarını karşılaştır
Monoklonal antikorlar (mAbmAb) büyük proteinlerdir; Tirozin kinaz inhibitörleri (TKITKI) küçük moleküllerdir.
İlaçların uygulama yolu ve hücre içi/dışı etki potansiyelini belirlemek için.
2
İmmün kontrol noktası inhibitörlerinin etki mekanizmalarını analiz et
CTLA4CTLA-4 lenf nodlarında (primingpriming), PD1/PDL1PD-1/PD-L1 ise tümör mikroçevresinde (efekto¨refektör aşama) etki eder.
İmmün yanıtın hangi aşamada aktive edildiğini anlamak için.
3
Farmakokinetik farkları değerlendir
mAbmAb'lar parenteral kullanılır ve uzun yarı ömürlüdür; TKITKI'lar oral kullanılır ve kısa yarı ömürlüdür.
Klinik uygulama ve dozlama prensiplerini doğrulamak için.
4
Yan etki yönetimini kontrol et
İmmün ilişkili yan etkilerde (irAEirAE) immünsupresyon (steroid vb.) esastır.
Toksisite yönetimi kurallarını doğrulamak için.

Anahtar Kavram

Hedefe yönelik ajanlar ve immünoterapilerin farmakolojik ve klinik ayrımı

Daha Fazla Pratik

İmmün kontrol noktası inhibitörlerinin en sık görülen endokrin yan etkilerini (tiroidit, hipofizit) ve bunların yönetimindeki steroid kullanım farklarını inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 26Soru

Metastatik renal hücreli karsinom tanısıyla nivolumab (antiPD1anti-PD-1) ve ipilimumab (antiCTLA4anti-CTLA-4) kombinasyon tedavisi başlanan 58 yaşındaki erkek hasta, tedavinin 2. küründen 10 gün sonra ilerleyici halsizlik, pitozis ve çift görme şikayetleri ile başvuruyor. Fizik muayenede proksimal kas güçsüzlüğü saptanıyor. Laboratuvar tetkiklerinde Kreatin Kinaz (CK) düzeyi 4500 U/L4500 \ U/L (N: <170) ve Troponin T düzeyi 0.85 ng/mL0.85 \ ng/mL (N: <0.01) olarak saptanıyor. Elektrokardiyografide (EKG) yeni gelişen tam sol dal bloğu izleniyor. Bu klinik tablo ve onkolojik ilaç mekanizmaları ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İmmün kontrol noktası inhibitörlerine bağlı gelişen miyokardit olgularına sıklıkla miyozit ve myasthenia gravis benzeri tablolar eşlik edebilir; bu 'overlap' sendromu yüksek mortalite riskine sahiptir ve ejeksiyon fraksiyonunun korunmuş olması tanıyı dışlamaz.

Cevap

İmmün kontrol noktası inhibitörlerine bağlı gelişen miyokardit olgularına sıklıkla miyozit ve myasthenia gravis benzeri tablolar eşlik edebilir; bu 'overlap' sendromu yüksek mortalite riskine sahiptir ve ejeksiyon fraksiyonunun korunmuş olması tanıyı dışlamaz.
İmmün kontrol noktası inhibitörlerine bağlı gelişen miyokardit-miyozit-myasthenia gravis overlap sendromu, bu tedavilerin en ciddi ve fatal komplikasyonlarından biridir. Troponin ve CK yüksekliği, EKG değişiklikleri (bloklar, aritmiler) ve pitozis gibi nöromüsküler bulgularla karakterizedir. Ejeksiyon fraksiyonunun normal olması tanıyı dışlamaz, aksine erken evrelerde sık görülen bir durumdur.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik belirtilerin (pitozis, çift görme, güçsüzlük) ve laboratuvar bulgularının (CK, Troponin) analiz edilmesi.
Hastada immün kontrol noktası inhibitörü (İKNİ) tedavisi sırasında miyokardit, miyozit ve myasthenia gravis (MG) birlikteliği saptanmıştır.
Bu 'triad', İKNİ tedavisi altında nadir fakat %40-50 mortalite ile seyreden spesifik bir 'overlap' sendromudur.
2
Ekokardiyografik bulguların yorumlanması.
Normal ejeksiyon fraksiyonunun (EF) tanıyı dışlamadığı belirlenmiştir.
Miyokarditte sistolik disfonksiyon gelişene kadar EF normal kalabilir, ancak troponin ve EKG değişiklikleri tanıyı destekler.
3
İKNİ'lerin etki mekanizmalarının karşılaştırılması.
CTLA4CTLA-4 priming (lenf nodu), PD1PD-1 ise efektör (perifer) fazdadır.
İlaç mekanizmaları ve etki alanları arasındaki temel fark, T hücresi aktivasyonunun evrelerini (erken vs geç) belirler.
4
Stetoide dirençli vakaların yönetimindeki kısıtlamaların (İnfliksimab) değerlendirilmesi.
Miyokardit olgularında İnfliksimab kullanımının sakıncalı olduğu doğrulanmıştır.
TNFαTNF-\alpha blokerleri kalp yetmezliğini ve miyokardiyal inflamasyonu agreve edebilir.

Anahtar Kavram

İmmün İlişkili 'Overlap' Sendromu (Miyokardit/Miyozit/MG) ve İKNİ Mekanizmaları

Daha Fazla Pratik

İmmün ilişkili kolit ve hipofizit yönetiminde steroid dışı immünsüpresif ajanların kullanım farklarını inceleyin.
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 27Soru

64 yaşında erkek hasta, son 3 ayda 8 kg kilo kaybı ve sağ üst kadran ağrısı şikayetleriyle başvuruyor. Çekilen torakoabdominal bilgisayarlı tomografide karaciğerde çok sayıda hipodens metastatik lezyon ve retroperitoneal lenfadenopatiler saptanıyor. Karaciğerdeki lezyondan yapılan iğne biyopsisinin patolojik incelemesi 'metastatik adenokarsinom' ile uyumlu geliyor. Uygulanan immünohistokimyasal panelde tümör hücrelerinin Sitokeratin 7 (CK7) ve Sitokeratin 20 (CK20) ile diffüz pozitif boyandığı görülüyor.

Bu hastada ayırıcı tanıda ön planda düşünülen ürotelyal karsinom tanısını doğrulamak için, aşağıdaki immünohistokimyasal belirteçlerden hangisinin pozitif olması en güçlü kanıttır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: GATA-3

Cevap

Ürotelyal karsinom tanısını destekleyen en güçlü belirteç GATA-3'tür.
Verilen vakada CK7 ve CK20'nin her ikisinin de pozitif olması (ko-ekspresyon), 'bilinmeyen primer tümör' vakalarında spesifik bir grubu işaret eder. Bu profilin en sık görüldüğü maligniteler ürotelyal karsinom, pankreas adenokarsinomu, kolanjiokarsinom ve müsinoz over karsinomlarıdır. Bu ayırıcı tanıda ürotelyal karsinomu diğerlerinden ayırmak için kullanılan en duyarlı ve özgül belirteçlerden biri GATA-3'tür (diğerleri Uroplakin ve p63 olabilir). GATA-3 aynı zamanda meme kanserinde de pozitiftir ancak meme kanseri neredeyse her zaman CK20 negatiftir, bu nedenle bu vakada dışlanır.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın immünohistokimyasal profilini analiz et
Tümör CK7 (+) ve CK20 (+) olarak kodlanmıştır (çift pozitif).
Bu profil ayırıcı tanıyı daraltmak için ilk ve en önemli basamaktır.
2
CK7+/CK20+ boyanan tümörlerin ayırıcı tanısını oluştur
Bu profil en sık Ürotelyal Karsinom, Pankreas Adenokarsinomu, Kolanjiokarsinom ve bazı Mide/Over (müsinoz) kanserlerinde görülür.
Primer odağın belirlenmesi için bu listedeki organlara özgü ek belirteçlere ihtiyaç vardır.
3
Seçeneklerdeki belirteçleri olası tanılarla eşleştir
GATA-3 ürotelyal karsinomlarda yüksek oranda pozitiftir. TTF-1 akciğer, CDX-2 bağırsak, PSA prostat, HepPar-1 karaciğer kökenini gösterir.
CK7+/CK20+ profiline uyan ve ürotelyal kökeni doğrulayan tek spesifik belirteç GATA-3'tür.

Anahtar Kavram

Bilinmeyen primer tümörlerde immünohistokimyasal profil analizi (özellikle CK7+/CK20+ ayrımı)
Soru 28Soru

Metastatik kolorektal kanser nedeniyle 5Fluorourasil5-Fluorourasil (5FU5-FU), lökovorin ve oksaliplatin (FOLFOXFOLFOX) rejimi alan 5858 yaşında erkek hasta, 5FU5-FU infüzyonunun 24.24. saatinde ani gelişen, istirahatle azalan ancak tekrarlayan substernal göğüs ağrısı şikayeti ile başvuruyor. Çekilen elektrokardiyografide (EKGEKG) göğüs ağrısı sırasında geçici STST segment yükselmeleri izleniyor. Kardiyak enzim takibi normal sınırlarda saptanan hastada, bu klinik tabloya yol açma olasılığı en yüksek olan kemoterapötik ajan aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: 5Fluorourasil5-Fluorourasil

Cevap

Hastadaki koroner vazospazm tablosunun en muhtemel nedeni 5Fluorourasil5-Fluorourasil (5-FU) kullanımıdır.
5Fluorourasil5-Fluorourasil (5-FU) ve ön-ilacı olan kapesitabin, antrasiklinlerden sonra kemoterapötik ilaçlar arasında en sık kardiyotoksisite yapan ikinci gruptur. Özellikle sürekli infüzyon sırasında koroner arterlerde vazospazm yaparak Prinzmetal anjinaya benzer bir tablo oluşturur. Bu durum göğüs ağrısı ve geçici STST segment değişiklikleri ile karakterizedir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik senaryonun analizi
İnfüzyon sırasında gelişen göğüs ağrısı ve geçici ST değişiklikleri saptandı.
Kemoterapi alan hastalarda yeni gelişen kardiyak semptomların ilaca bağlı olma ihtimali yüksektir.
2
EKG ve enzim bulgularının yorumlanması
Normal enzimler ve geçici ST değişiklikleri koroner vazospazmı (Prinzmetal anjina benzeri tablo) işaret etmektedir.
Miyokard enfarktüsünde enzim yüksekliği ve kalıcı EKG değişiklikleri beklenirdi.
3
Kemoterapötik ajan ile yan etki eşleştirmesi
5-FU koroner vazospazm yapan en karakteristik ajandır.
Floropirimidin grubu ilaçların miyokardiyal iskemi ve vazospazm yapma riski %1-18 arasındadır.

Anahtar Kavram

Floropirimidinlere (5-FU, Kapesitabin) bağlı kardiyotoksisite (Koroner Vazospazm)

Alternatif Yöntem

Tedavi yaklaşımı üzerinden gidilebilir: 5-FU'ya bağlı vazospazmda infüzyon kesilir ve nitratlar/kalsiyum kanal blokerleri kullanılır. Bu bilgi ilacın vazospastik doğasını doğrular.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 29Soru

Kanser tedavisinde kullanılan hedefe yönelik ajanlardan monoklonal antikorlar (mAb) ve küçük molekül inhibitörleri (tirozin kinaz inhibitörleri - TKI) karşılaştırıldığında, aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Monoklonal antikorlar genellikle hücre yüzeyindeki reseptörlerin hücre dışı domainlerine veya dolaşımdaki ligandlara bağlanırken; küçük molekül inhibitörleri hücre zarından geçerek hücre içindeki sinyal yolaklarını veya ATP bağlama bölgelerini hedefler.

Cevap

Monoklonal antikorlar hücre dışı veya yüzeyindeki hedeflere bağlanırken, küçük molekül inhibitörleri hücre içine girerek tirozin kinazların ATP bağlama bölgeleri gibi hücre içi yapıları hedefler.
Doğru olan seçenek, monoklonal antikorların büyük moleküler yapıları nedeniyle hücre dışı hedeflere (reseptörlerin ekstraselüler kısmı veya ligandlar) bağlandığını, küçük molekül inhibitörlerinin ise hücre içine girerek tirozin kinaz domainlerini hedeflediğini doğru şekilde tanımlar.

Adım Adım Çözüm

1
Moleküler yapı farkını değerlendir
Monoklonal antikorlar büyük proteinler (immunglobulinler), TKI'lar ise küçük kimyasal moleküllerdir.
Molekül büyüklüğü, ilacın hücre içine girip giremeyeceğini ve uygulama yolunu belirler.
2
Etki yeri ve mekanizmasını belirle
Büyük moleküller (mAbs) hücre dışı domainlere/ligandlara (örneğin EGFR dış domaini veya VEGF ligandı) bağlanır. Küçük moleküller (TKIs) hücre zarını geçerek hücre içi sinyal domainlerini inhibe eder.
Proteinler hücre zarındaki lipid tabakasını geçemezler.
3
Farmakokinetik ve uygulama farklarını karşılaştır
mAbs: IV/SC uygulama, uzun yarı ömür. TKIs: Oral uygulama, kısa yarı ömür.
Proteinlerin sindirilmesi oral kullanımı imkansız kılar, FcRn reseptörleri ise antikorların ömrünü uzatır.

Anahtar Kavram

Hedefe yönelik ajanlarda monoklonal antikorlar (mAb) ile küçük molekül inhibitörlerinin (TKI) farmakolojik ve yapısal temel farkları.
Soru 30Soru

İmmün kontrol noktası inhibitörleri, tümör hücresine karşı bağışıklık yanıtını güçlendirmek amacıyla onkolojide yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu ajanlardan biri, lenf nodlarında antijen sunumu sırasında (priming fazı) T lenfositlerin yüzeyindeki 'sitotoksik T-lenfosit antijeni-4' (CTLA-4) molekülünü bloke ederek etki gösterir.

Aşağıdaki ilaçlardan hangisi bu mekanizmayla çalışan ve diğer immün kontrol noktası inhibitörlerine kıyasla hipofizit (hipofiz bezi enflamasyonu) yan etkisi daha sık görülen monoklonal antikordur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İpilimumab

Cevap

İpilimumab
İpilimumab, T-hücre yüzeyindeki CTLA-4 molekülünü hedef alan bir monoklonal antikordur. CTLA-4, antijen sunumu sırasında (priming fazı) lenf nodlarında T-hücre aktivasyonunu baskılayan bir 'fren' mekanizmasıdır. İpilimumab bu freni kaldırarak T-hücre aktivasyonunu artırır. Klinik olarak, CTLA-4 inhibitörlerinin kullanımıyla hipofizit (hipofiz bezi enflamasyonu) görülme sıklığı (%10-15), PD-1/PD-L1 inhibitörlerine (<%1) göre çok daha yüksektir.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki anahtar mekanizmayı belirle
Priming fazı (lenf nodu) ve CTLA-4 blokajı.
Soruda spesifik olarak priming fazında ve CTLA-4 üzerinden etki gösteren ajan sorulmaktadır.
2
Klinik ipucunu değerlendir
Hipofizit yan etkisi.
Hipofizit, CTLA-4 inhibitörlerinde (İpilimumab), PD-1/PD-L1 inhibitörlerine göre belirgin şekilde daha sık görülür.
3
Seçenekleri mekanizmalarına göre eşleştir
İpilimumab bir anti-CTLA-4 antikorudur. Diğerleri (Nivolumab, Pembrolizumab) anti-PD-1 veya anti-PD-L1 (Atezolizumab) ajanlarıdır.
İlaç sınıflandırması doğru cevabı teyit eder.

Anahtar Kavram

İmmün kontrol noktası inhibitörlerinin etki yerleri farklıdır: CTLA-4 inhibitörleri (İpilimumab) lenf nodunda 'priming' fazında, PD-1/PD-L1 inhibitörleri ise periferik dokuda 'efektör' fazda etki gösterir. Hipofizit, CTLA-4 inhibitörlerinin karakteristik bir yan etkisidir.

İpuçları

1
Bu ilaç lenf nodlarında, bağışıklık yanıtının en başında (priming) etki gösterir.
2
İlacın hedefi PD-1 veya PD-L1 değildir; daha eski bir kuşak olan CTLA-4 molekülüdür.
3
Hipofizit yan etkisi en sık İpilimumab ile ilişkilidir.

Daha Fazla Pratik

İmmün ilişkili yan etkilerin (irAE) yönetimi ve steroid kullanım basamakları çalışılmalıdır.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 31Soru

Osteosarkom tanısıyla yüksek doz metotreksat (12g/m212 g/m^2) tedavisi alan 1818 yaşındaki erkek hastada, tedavinin 48.48. saatinde serum kreatinin düzeyinin bazal değerin 2.52.5 katına çıktığı ve plazma metotreksat konsantrasyonunun 100μmol/L100 \mu mol/L olduğu saptanıyor. Uygun hidrasyon ve üriner alkalizasyona rağmen gelişen bu tablo sonrası, metotreksat toksisitesini hızla azaltmak için en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Glukarpidaz uygulaması

Cevap

Metotreksata bağlı gelişen ciddi böbrek hasarı ve toksik plazma düzeylerinin yönetiminde en uygun yaklaşım glukarpidaz uygulamasıdır.
Glukarpidaz, rekombinant bir karboksipeptidaz G2 enzimidir. Metotreksatı hızla inaktif metabolitlerine yıkarak plazma düzeylerini %95'ten fazla oranda dakikalar içinde düşürür. Böbrek yetmezliği olan ve metotreksat eliminasyonu durma noktasına gelen hastalarda yaşam kurtarıcıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik durumun ve laboratuvar bulgularının değerlendirilmesi
Yüksek doz metotreksat tedavisi sonrası 48.48. saatte kreatinin artışı ve aşırı yüksek (100μmol/L100 \mu mol/L) metotreksat düzeyi saptanması.
Bu bulgular, ilacın renal klirensinin bozulduğunu ve hayati tehlike arz eden sistemik toksisite riskini gösterir.
2
Spesifik antidot veya eliminasyon yönteminin seçilmesi
Glukarpidaz (karboksipeptidaz G2) tedavisine başlanması.
Glukarpidaz, metotreksatı hızla DAM (2,4-diamino-N10-metilpteroik asit) ve glutamata parçalayarak böbrek dışı yoldan eliminasyon sağlar.

Anahtar Kavram

Yüksek doz metotreksat toksisitesinde glukarpidaz kullanımı

Daha Fazla Pratik

Sitarabin kullanımına bağlı gelişen serebellar toksisite ve konjonktivit profilaksisini gözden geçirin.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 32Soru

Kanser tedavisinde kullanılan immün kontrol noktası inhibitörlerinin etki mekanizmaları ve klinik uygulama prensipleri dikkate alındığında, aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: CTLA4CTLA-4 inhibitörleri (örn. ipilimumab), esas olarak lenf nodlarında T-hücre aktivasyonunun erken (priming) evresini etkilerler.

Cevap

CTLA4CTLA-4 inhibitörleri, T-hücre aktivasyonunun lenf nodlarındaki 'priming' fazında görev yaparak antitümör immün yanıtı başlatırlar.
İmmün sistemin tümöre karşı uyarılması iki ana aşamada gerçekleşir. Priming (hazırlık) fazı lenf nodlarında meydana gelir ve burada CTLA4CTLA-4, T-hücresinin aşırı aktivasyonunu önleyen bir fren görevi görür. İpilimumab gibi CTLA4CTLA-4 inhibitörleri bu aşamada etki ederek T-hücrelerinin daha güçlü bir şekilde aktive olmasını sağlarlar. Buna karşılık PD1/PDL1PD-1/PD-L1 etkileşimi, efektör fazda yani tümör mikroçevresinde gerçekleşir.

Adım Adım Çözüm

1
CTLA4CTLA-4 ve PD1/PDL1PD-1/PD-L1 yolaklarının anatomik ve fizyolojik farklarını belirle.
CTLA4CTLA-4 lenf nodlarında (priming), PD1PD-1 ise periferik dokularda/tümör yatağında (efektör faz) baskındır.
İmmün kontrol noktalarının hangi evrede fren görevi gördüğünü anlamak, ilaçların etki mekanizmasını ayırt etmeyi sağlar.
2
Küçük moleküllü inhibitörler (TKITKI) ile monoklonal antikorların (mAbmAb) yapısal farklarını karşılaştır.
TKITKI'lar hücre içi sinyal yollarını etkileyen küçük moleküllerdir; mAbmAb'lar ise hücre dışı hedeflere yönelik büyük proteinlerdir.
Farmakolojik terminoloji ve uygulama yolu farklarını netleştirmek içindir.
3
Doğru ifadeyi seçenekler arasından seç.
CTLA4CTLA-4 inhibitörlerinin lenf nodundaki priming fazı etkisi doğru mekanizmadır.
Diğer seçeneklerdeki mekanizma, terminoloji ve klinik yönetim hataları elenmiştir.

Anahtar Kavram

İmmün Kontrol Noktası İnhibitörlerinin Anatomik Etki Bölgeleri

Daha Fazla Pratik

İmmün kontrol noktası inhibitörlerinin neden olduğu spesifik endokrinopatilerin (hipofizit vs. tiroidit) hangi ajanlarla daha sık görüldüğünü inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 33Soru

4242 yaşında erkek hasta, 1212 yıldır kronik Hepatit B taşıyıcısıdır. Karaciğer sirozu saptanmayan hastanın aile öyküsünde, birinci derece akrabasına 4545 yaşında hepatosellüler karsinom (HSK) tanısı konulduğu öğrenilmiştir. Güncel kılavuzlara göre, bu hastada HSK taraması için izlenmesi gereken en uygun strateji aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: 66 ayda bir abdominal ultrasonografi (USG) ve serum alfa-fetoprotein (AFP) ölçümü yapılması

Cevap

En uygun tarama stratejisi 66 ayda bir abdominal ultrasonografi (USG) ve serum alfa-fetoprotein (AFP) ölçümü yapılmasıdır.
Kronik Hepatit B hastalarında hepatosellüler karsinom (HSK) riski siroz gelişmese bile mevcuttur. Özellikle birinci derece akrabasında erken yaşta HSK öyküsü olan bireyler yüksek riskli kabul edilir ve bu hastalarda her 66 ayda bir abdominal ultrasonografi (USG) ile tarama yapılması önerilir. AFP düzeyi taramaya eklendiğinde testin duyarlılığı (sensitivitesi) artmaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın risk profilini belirle.
Hasta kronik Hepatit B taşıyıcısı ve birinci derece akrabasında erken yaşta HSK öyküsü var.
Bu faktörler siroz olmasa dahi hastayı HSK taraması gereken yüksek riskli gruba sokar.
2
Kılavuzlara göre uygun modaliteyi seç.
Görüntüleme yöntemi olarak USG, biyokimyasal destek olarak AFP seçilmeli.
Ultrasonografi, invaziv olmayan ve radyasyon içermeyen en etkili tarama aracıdır.
3
Tarama sıklığını belirle.
İzlem aralığı 66 ay olarak belirlenmeli.
HSK'nın tümör ikiye katlanma süresi göz önüne alındığında 66 aylık periyotlar erken tanı için idealdir.

Anahtar Kavram

Karaciğer sirozu olan tüm hastalar ile siroz olmasa bile belirli risk kriterlerini (aile öyküsü, ileri yaş, aktif replikasyon) karşılayan Hepatit B taşıyıcılarında her 66 ayda bir abdominal ultrasonografi ile HSK taraması yapılmalıdır.
Soru 34Soru

Halsizlik ve bacaklarda güçsüzlük şikayetiyle başvuran 5959 yaşındaki erkek hastanın öyküsünden 4545 paket-yıl sigara içtiği öğreniliyor. Fizik muayenesinde kan basıncı 165/95165/95 mmHgmmHg ölçülüyor; ciltte yaygın hiperpigmentasyon ve proksimal kaslarda belirgin atrofi eşlik etmeyen güçsüzlük saptanıyor. Laboratuvar incelemesinde serum potasyum düzeyi 2.62.6 mEq/LmEq/L, açlık kan şekeri 220220 mg/dLmg/dL ve venöz kan gazında pH:7.52pH: 7.52, HCO3:34HCO_3^-: 34 mEq/LmEq/L bulunuyor. Çekilen toraks tomografisinde sol hilusta mediastinal lenfadenopatilerin eşlik ettiği santral yerleşimli kitle saptanıyor. Bu hastada izlenen klinik ve laboratuvar bulgularına neden olan en olası tümör tipi ve paraneoplastik sendrom eşleşmesi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Küçük hücreli akciğer kanseri - Ektopik ACTH salınımı

Cevap

En olası klinik tablo küçük hücreli akciğer kanserine bağlı gelişen ektopik ACTH salınımıdır.
Küçük hücreli akciğer kanseri ve ektopik ACTH salınımı eşleşmesi, hastadaki hızlı gelişen Cushing sendromu tablosunu (hipertansiyon, hipokalemi, alkaloz ve hiperpigmentasyon) mükemmel şekilde açıklar. Ektopik üretimde, pituiter Cushing'e kıyasla metabolik bozukluklar (hipokalemi) klasik cushingoid görünümden (sentral obezite vb.) daha ön plandadır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguların analizi
Hipertansiyon, hiperpigmentasyon ve proksimal güçsüzlük saptandı.
Ektopik ACTH salınımında ACTH'nın melanosit stimüle edici etkisi (hiperpigmentasyon) ve kortizol fazlalığının mineralokortikoid etkisi (hipertansiyon) görülür.
2
Laboratuvar verilerinin yorumlanması
Hipokalemi (2.62.6 mEq/LmEq/L), metabolik alkaloz ve hiperglisemi saptandı.
Yüksek düzeydeki kortizol, böbrekteki 11β11\beta-HSD2 enzimini doyurarak mineralokortikoid reseptörlerini uyarır, bu da potasyum kaybına ve alkaloz gelişimine neden olur.
3
Tümör tipi ile eşleştirme
Santral yerleşimli kitle ve ektopik ACTH birlikteliği kuruldu.
Küçük hücreli akciğer kanseri (KHAK), ektopik hormon üretimi (ACTH, ADH) açısından en yüksek riskli tümördür.

Anahtar Kavram

Ektopik ACTH sendromu, KHAK hastalarında hızlı gelişen hipokalemik metabolik alkaloz ve hipertansiyon ile karakterizedir.

Daha Fazla Pratik

Ektopik ACTH ile pituiter Cushing arasındaki ayırıcı tanıda kullanılan yüksek doz deksametazon baskılama testi ve CRH testi sonuçlarını gözden geçirebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 35Soru

Bilinmeyen primer tümör ön tanısı ile tetkik edilen bir hastanın karaciğer biyopsisinde adenokarsinom metastazı saptanmıştır. İmmünohistokimyasal incelemede tümör hücrelerinin CK20 ve CDX-2 pozitif; CK7 ve TTF-1 negatif olduğu izlenmiştir. Bu bulgular eşliğinde en olası primer tümör lokalizasyonu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kolon

Cevap

En olası primer tümör lokalizasyonu Kolon'dur.
Bilinmeyen primerli adenokarsinomlarda CK7 negatif / CK20 pozitif profili oldukça spesifiktir ve vakaların büyük çoğunluğunda kolorektal karsinomu işaret eder. Ayrıca CDX-2 pozitifliği, intestinal epitel diferansiyasyonunu gösteren nükleer bir belirteçtir ve kolorektal kökeni güçlü şekilde destekler. Bu kombinasyon (CK7-/CK20+/CDX-2+) kolon adenokarsinomu için tanı koydurucudur.

Adım Adım Çözüm

1
İmmünohistokimyasal belirteç profilini analiz et
CK7 (-), CK20 (+), CDX-2 (+), TTF-1 (-)
Primer odağı bilinmeyen tümörlerde doku kökenini belirlemek için sitokeratin profili temel ayrımı sağlar.
2
CK7 ve CK20 kombinasyonunu olası organlarla eşleştir
CK7 negatif / CK20 pozitif paterni en sık kolorektal kökeni işaret eder.
Akciğer, meme ve over (non-müsinoz) CK7 (+)/CK20 (-) iken; kolon CK7 (-)/CK20 (+) paternine sahiptir.
3
Ek belirteçlerle (CDX-2 ve TTF-1) tanıyı doğrula
CDX-2 pozitifliği intestinal kökeni (kolon) destekler; TTF-1 negatifliği akciğeri ekarte eder.
CDX-2 gastrointestinal (özellikle alt GİS) diferansiyasyonu gösteren spesifik bir transkripsiyon faktörüdür.

Anahtar Kavram

Bilinmeyen primer tümörlerde immünohistokimyasal profil (özellikle CK7/CK20 ve CDX-2), metastazın kökenini saptamada en önemli tanısal araçtır.
Soru 36Soru

6262 yaşında kadın hasta, yassı hücreli akciğer kanseri ve yaygın kemik metastazları nedeniyle izleniyor. Şiddetli halsizlik ve kabızlık şikayetleriyle başvuran hastanın laboratuvar incelemesinde düzeltilmiş serum kalsiyum düzeyi 12.8mg/dL12.8 \, mg/dL olarak bulunuyor. Hastanın tıbbi öyküsünde esansiyel hipertansiyon ve konjestif kalp yetersizliği mevcuttur. Aşağıdaki ilaçlardan hangisinin bu hastada kullanımı, renal kalsiyum geri emilimini artırarak mevcut hiperkalsemi tablosunun kötüleşmesine neden olabilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hidroklortiyazid

Cevap

Maligniteye bağlı hiperkalsemisi olan hastalarda tiyazid grubu diüretiklerin (örneğin hidroklortiyazid) kullanımı, renal kalsiyum geri emilimini artırdığı için kontrendikedir.
Hidroklortiyazid, distal kıvrımlı tübülde sodyum-klorür simporterını inhibe ederek sodyum atılımını artırırken, eş zamanlı olarak kalsiyumun pasif geri emilimini artırır. Bu durum, maligniteye bağlı hiperkalsemisi olan hastalarda serum kalsiyum düzeylerinin daha da yükselmesine ve klinik tablonun ağırlaşmasına neden olduğu için bu ilaçların kullanımı kontrendikedir.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın klinik ve laboratuvar bulgularını değerlendiriniz.
Yassı hücreli akciğer kanseri ve kemik metastazları olan hastada 12.8mg/dL12.8 \, mg/dL kalsiyum düzeyi ile onkolojik bir acil olan hiperkalsemi mevcuttur.
Hiperkalsemi, özellikle yassı hücreli kanserlerde PTHrP üretimi veya kemik metastazları yoluyla sık görülür.
2
Mevcut ilaçların kalsiyum metabolizması üzerindeki etkilerini analiz ediniz.
Tiyazid grubu diüretiklerin distal tübülde kalsiyum reabsorpsiyonunu artırdığı sonucuna ulaşılır.
Bu etki mekanizması, hiperkalsemik hastalarda kalsiyum düzeylerinin daha da yükselmesine neden olur.
3
Kötüleşmeye neden olacak ilacı belirleyiniz.
Hidroklortiyazid kullanımı bu hasta için uygun değildir.
Hiperkalsemiyi agreve edebilecek ilaçların kesilmesi, onkolojik acil yönetiminin temel bir parçasıdır.

Anahtar Kavram

Maligniteye bağlı hiperkalsemi yönetiminde tiyazid kullanımı kontrendikedir; çünkü bu ilaçlar renal kalsiyum atılımını azaltarak serum kalsiyumunu yükseltir.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 37Soru

34 yaşında erkek hasta, nefes darlığı ve göğüs ağrısı şikayetleri ile başvuruyor. Toraks BT incelemesinde ön mediastende yerleşimli 8 cm çapında kitle ve her iki akciğer parankiminde çok sayıda metastatik nodül izleniyor. Biyopsi sonucu 'az diferansiye karsinom' olarak raporlanıyor ve immünohistokimyasal boyamada Pan-Keratin pozitif; S-100, CD45 (LCA) ve TTF-1 negatif saptanıyor. Bilinmeyen primer tümör yaklaşımında bu hasta, potansiyel olarak küratif tedavi şansı olan özel bir alt grupta yer almaktadır.

Buna göre, bu hastada kesin tanıya ulaşmak için öncelikle istenmesi gereken belirteçler aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Serum β\beta-hCG ve AFP düzeyleri

Cevap

Serum β\beta-hCG ve AFP düzeyleri
Bilinmeyen primerli tümörler (CUP) grubunda, prognozu iyi olan ve küratif tedavi şansı bulunan spesifik alt grupların tanınması hayati önem taşır. Genç erkek hastalarda (genellikle <50 yaş) orta hat yerleşimi (mediasten veya retroperiton) gösteren az diferansiye karsinomlar, aksi kanıtlanana kadar Ekstragonadal Germ Hücreli Tümör olarak kabul edilmelidir. Bu tümörler sisplatin bazlı kemoterapilere yüksek oranda yanıt verir ve kür sağlanabilir. Bu nedenle, biyopsi materyalinde immünohistokimyasal çalışmalar (PLAP, OCT4 vb.) yapılsa bile, eş zamanlı olarak serumda **β\beta-hCG ve AFP** düzeylerinin görülmesi tanı ve takip için en kritik adımdır.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın klinik profilini ve tümör yerleşimini analiz et.
34 yaşında erkek (genç), ön mediasten (orta hat) kitlesi ve az diferansiye karsinom tanısı var.
Bilinmeyen primer tümörlerde hasta profili, tanısal algoritmayı belirleyen en önemli faktördür.
2
İmmünohistokimyasal verileri değerlendir.
Pan-Keratin pozitif (karsinom), ancak S-100 (melanom), LCA (lenfoma) ve TTF-1 (akciğer) negatif.
Lenfoma ve melanom dışlanmış, akciğer kökeni düşük ihtimal. Geriye epitelyal görünümlü diğer tümörler kalıyor.
3
Bilinmeyen primer tümörlerin 'küratif potansiyeli olan' alt gruplarını hatırla.
Genç erkeklerde orta hat (mediasten/retroperiton) yerleşimli az diferansiye tümörler, ekstragonadal germ hücreli tümör olarak kabul edilip tedavi edilebilir.
Bu alt grup (Extragonadal Germ Cell Tumor Syndrome), kemoterapiye (BEP protokolü vb.) yanıtı çok iyi olduğu için atlanmaması gereken en kritik tanıdır.

Anahtar Kavram

Genç erkeklerde orta hat yerleşimli az diferansiye karsinomlarda, küratif tedavi şansı nedeniyle Ekstragonadal Germ Hücreli Tümör olasılığı serum belirteçleri (AFP, β\beta-hCG) ile mutlaka araştırılmalıdır.

İpuçları

1
Hastanın yaşına (genç erkek) ve kitlenin konumuna (orta hat/mediasten) dikkat edin.
2
Bilinmeyen primer tümörlerde bazı alt gruplar 'küratif' (tam şifa) tedavi şansına sahiptir; bu grup genellikle kemoterapiye çok duyarlı tümörlerdir.
3
Testis dışı yerleşimli embriyonel karsinom veya seminom benzeri tabloları ekarte etmek için testis tümörü belirteçlerine bakılmalıdır.

Daha Fazla Pratik

İzokromozom 12p pozitifliğinin hangi tümör grubu için patognomonik olduğunu araştırın.

Alternatif Yöntem

Biyopside izokromozom 12p [i(12p)] analizi yapılması da germ hücreli tümör tanısını kesinleştirebilir.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 38Soru

5050 yaşında erkek hasta, sağ kasık bölgesinde yaklaşık 11 aydır mevcut olan, ağrısız ve giderek büyüyen sert bir kitle şikayetiyle başvuruyor. Fizik muayenesinde sağ inguinal bölgede 33 cm çapında, sert ve fikse lenfadenopati saptanıyor. Lenf nodundan yapılan biyopsi sonucu 'yassı hücreli karsinom (skuamöz hücreli karsinom) metastazı' olarak raporlanıyor.

Bu hastada primer odağı saptamak amacıyla yapılacak ilk değerlendirmede, aşağıdaki fizik muayene adımlarından hangisinin katkı sağlaması beklenmez?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İndirekt laringoskopi ile vokal kord muayenesi

Cevap

İndirekt laringoskopi ile vokal kord muayenesi, inguinal bölge metastazlarında primer odak araştırmasında yer almaz.
İndirekt laringoskopi ile vokal kord muayenesi baş-boyun bölgesi malignitelerinin tespiti için kullanılır. Bu bölge tümörleri servikal lenf nodlarına metastaz yaparlar. İnguinal lenf nodu metastazları ise diyafram altı bölgelerden (özellikle alt ekstremite, dış genitalya ve anal kanal) kaynaklanır.

Adım Adım Çözüm

1
Metastaz bölgesinin lenfatik drenaj alanlarını belirle.
İnguinal lenf nodları; alt ekstremite, perine, dış genital organlar, anal kanal ve alt gövde duvarından drenaj alır.
Primer odağı bulmak için ilgili bölgenin lenfatik akış yönünü bilmek gerekir.
2
Patolojik tipi drenaj alanlarıyla eşleştir.
Yassı hücreli karsinom (SCC), bu drenaj alanlarında en çok cilt, penis ve anal kanalda görülür.
Histopatolojik sonuç, olası primer odak listesini daraltır.
3
Baş-boyun bölgesi drenajını değerlendir.
Larenks ve vokal kordlar boyundaki servikal lenf nodlarına (Seviye II-IV) drene olur.
Vokal kord muayenesi, servikal lenfadenopatili bir hastada primer odak araştırmasının bir parçasıdır.

Anahtar Kavram

İnguinal lenf nodu drenaj alanları ve skuamöz hücreli karsinom metastazlarının primer odak ilişkisi.
Soru 39Soru

Kanser epidemiyolojisi ve karsinogenez süreçleri değerlendirildiğinde; diyetle alınan aflatoksin B1 maruziyeti ile ilişkili hepatosellüler karsinom gelişiminde en sık saptanan karakteristik moleküler değişiklik aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: p53p53 geninde kodon 249'da GTG \rightarrow T transversiyonu

Cevap

Diyetle alınan aflatoksin B1 maruziyeti, karaciğerde p53p53 geninin 249. kodonunda guanin yerine timin gelmesine (GTG \rightarrow T transversiyonu) neden olan spesifik bir mutasyon imzası bırakır.
Doğru yanıt olan p53p53 geninde kodon 249'daki GTG \rightarrow T transversiyonu, aflatoksin B1'in karaciğerdeki mutajenik etkisinin en tipik göstergesidir. Aspergillus flavus tarafından üretilen bu toksin, özellikle sıcak ve nemli bölgelerde depolanan gıdalarla alınır ve kronik Hepatit B enfeksiyonu ile sinerjik etki göstererek hepatosellüler karsinom riskini artırır.

Adım Adım Çözüm

1
Karsinojenin metabolizmasını tanımla.
Aflatoksin B1, karaciğerde sitokrom P450P450 (CYP3A4CYP3A4) enzimleri ile reaktif epoksit formuna dönüştürülür.
Kimyasal karsinogenezde çoğu karsinojenin aktif formuna dönüşmesi için metabolik aktivasyon gerekir.
2
DNA hasarının hedefini belirle.
Aktif metabolit, p53p53 tümör baskılayıcı geninin 249. kodonundaki guanin bazına bağlanır.
p53p53, hücre döngüsü kontrolünde kritik bir 'genom bekçisi'dir.
3
Spesifik mutasyon tipini doğrula.
Guanin yerine timin gelmesi (GTG \rightarrow T) sonucu Arjinin amino asidi Serin'e dönüşür (Arg249Ser).
Bu değişim, aflatoksin maruziyeti ile gelişen hepatosellüler karsinomlar için karakteristik bir moleküler imzadır.

Anahtar Kavram

Kimyasal karsinogenezde karsinojen-spesifik mutasyon imzaları (Aflatoksin B1 ve p53p53 kodon 249)
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 40Soru

6262 yaşında erkek hasta, sol boyun bölgesinde son iki aydır giderek büyüyen ağrısız bir kitle şikayetiyle polikliniğe başvuruyor. Fizik muayenede sol supraklaviküler fossada yaklaşık 4×34 \times 3 cm boyutlarında, sert ve fikse lenfadenopati (Virchow nodülü) palpe ediliyor. Lenf nodundan yapılan biyopsinin histopatolojik incelemesinde berrak hücreli (clear cell) adenokarsinom metastazı saptanıyor. İmmünohistokimyasal (İHK) boyamalarda; CK7 (-), CK20 (-), PAX-8 (+), CD10 (+) ve Vimentin (+) olduğu görülüyor. Bu hastada primer odak için en olası organ aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Böbrek

Cevap

Berrak hücreli morfoloji ve spesifik immünohistokimyasal belirteçler (PAX-8, CD10, Vimentin) nedeniyle en olası primer odak böbrektir.
Sol supraklaviküler bölgedeki Virchow nodülü, karın içi ve pelvis içi organların lenfatik yayılımını gösteren bir bulgudur. Histolojik olarak 'berrak hücreli' yapı gösteren tümörlerde ayırıcı tanıda böbrek (RCC), over ve akciğer düşünülmelidir. İmmünohistokimyasal olarak PAX-8 (renal, tiroid, müllerian kanalı), CD10 (proksimal tübül epiteli, RCC) ve Vimentin (RCC'de karakteristik) pozitifliği ile CK7 ve CK20 negatifliği, renal hücreli karsinomun 'berrak hücreli' tipi için tanı koydurucudur.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulgunun analizi
Sol supraklaviküler lenfadenopati (Virchow nodülü), ductus thoracicus yoluyla yayılan abdominal ve pelvik maligniteleri düşündürür.
Vasküler ve lenfatik drenaj yollarını anlamak primer odak arayışını daraltır.
2
Histopatolojik morfolojinin değerlendirilmesi
Berrak hücreli (clear cell) adenokarsinom saptanması.
Berrak hücreli morfoloji; böbrek, over, endometrium ve bazen akciğer/tükürük bezi tümörlerinde görülür.
3
İmmünohistokimyasal (İHK) profilin yorumlanması
PAX-8 (+), CD10 (+), Vimentin (+) ve CK7/20 (-) saptanması.
PAX-8 (böbrek, tiroid, over), CD10 (böbrek) ve Vimentin (mezenşimal kökenli hücreler ve böbrek epiteli) kombinasyonu Renal Hücreli Karsinom (RCC) için spesifiktir.
4
Sentez ve tanı
Renal hücreli karsinomun sol supraklaviküler lenf nodu metastazı.
Klinik signet (Virchow) ve spesifik İHK verileri birleştirildiğinde tek tutarlı tanı böbrek kaynaklı tümördür.

Anahtar Kavram

Bilinmeyen primerli tümörlerde (CUP) morfoloji ve İHK belirteçlerinin (PAX-8, CD10, CK7/20) tanısal algoritmadaki yeri.
Tahmini Süre:2m 0s
ÖncekiSayfa 2 / 18Sonraki