Tüm alıştırma soruları

8734 soru

Soru 5021Soru

Türkiye'de uygulanan ekonomi politikaları, ülkenin doğal kaynaklarının kullanım şekli, yoğunluğu ve mekansal da��ılışı üzerinde belirleyici bir etkiye sahip olmuştur. Aşağıda verilen Türkiye ekonomi politikası dönemlerini/kararlarını, bu politikaların doğal kaynak kullanımı üzerindeki temel mekansal yansımalarıyla eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

1935 yılında MTA ve Etibank'ın kurulmasıyla başlayan kurumsallaşma süreci
1950-1960 döneminde Marshall Yardımları desteğiyle uygulanan liberal ekonomi ve altyapı politikaları
1960 yılında kurulan Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) öncülüğünde yürütülen beş yıllık kalkınma planları
1980 sonrasında benimsenen dışa açık serbest piyasa modeli ve özelleştirme kararları

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

1935 yılında MTA ve Etibank'ın kurulmasıyla başlayan kurumsallaşma süreci -> Yerli enerji kaynakları ve madenlerin sistemli şekilde aranarak sanayiye girdi sağlanması ve hammaddeye dayalı sanayi tesislerinin kurulması; 1950-1960 döneminde Marshall Yardımları desteğiyle uygulanan liberal ekonomi ve altyapı politikaları -> Tarımda makineleşmenin hız kazanmasıyla çayır ve mera alanlarının hızla tarım arazisine dönüştürülmesi ve toprak kaynakları üzerindeki baskının artması; 1960 yılında kurulan Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) öncülüğünde yürütülen beş yıllık kalkınma planları -> Çok amaçlı bölgesel kalkınma projelerinin (GAP gibi) temellerinin atılmasıyla su kaynaklarının planlı ve entegre kullanımına geçilmesi; 1980 sonrasında benimsenen dışa açık serbest piyasa modeli ve özelleştirme kararları -> Maden ve enerji kaynaklarının işletilmesinde kamu payının azaltılarak özel sektör ve yabancı sermaye yatırımlarının önünün açılması.
Tarihsel ekonomi politikaları dönemleri ile doğal kaynakların mekansal kullanımı arasındaki ilişkiler kronolojik ve amaçsal olarak tam olarak uyuşmaktadır. MTA ve Etibank'ın kurulması madencilik kurumsallaşması ve sanayi hammaddesi teminiyle; Marshall yardımları tarımda makineleşme ve mera tahribatıyla; DPT planlı kalkınma ve bölgesel su projeleriyle; 1980 sonrası serbest piyasa ise madencilikte özelleştirme ve kamu payının azaltılmasıyla eşleşmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Cumhuriyet dönemi madencilik politikalarının analizi
1935 yılında MTA ve Etibank'ın kurulması, yer altı kaynaklarının bilimsel olarak aranmasını ve işletilmesini sağlamıştır. Bu durum madenlerin sanayiye girdi sağlaması ve hammaddeye yakın sanayi kuruluşlarının kurulması yansımasıyla eşleşir.
MTA ve Etibank'ın tarihsel misyonunu ve mekansal etkisini belirlemek.
2
1950-1960 dönemi tarım ve altyapı politikalarının analizi
Bu dönemde Marshall yardımlarıyla traktör sayısında büyük artış yaşanmış, çayır ve meralar hızla tarım alanına dönüştürülmüştür. Bu durum toprak kaynaklarının tahribatına yol açmıştır.
Marshall yardımları ve tarımda makineleşmenin ekolojik/mekansal sonuçlarını tespit etmek.
3
1960 sonrası planlı dönem yatırımlarının analizi
DPT öncülüğünde yapılan beş yıllık kalkınma planları ile bölgesel dengesizliklerin giderilmesi hedeflenmiş, bu amaçla su kaynaklarının entegre yönetimi ve çok amaçlı projeler (GAP gibi) planlanmıştır.
DPT ve planlı kalkınma döneminin su kaynakları kullanımı üzerindeki etkisini kavramak.
4
1980 sonrası serbest piyasa ve özelleştirme döneminin analizi
Bu dönemde maden ve enerji işletmelerinde kamu payının azaltılması ve özelleştirme politikaları uygulanmış, yabancı ve yerli özel sermaye sektöre çekilmiştir.
Özelleştirme politikalarının doğal kaynak işletim hakları üzerindeki mülkiyet ve sermaye yansımalarını belirlemek.

Anahtar Kavram

Ekonomi Politikalarının Doğal Kaynak Kullanımı ve Mekansal Planlama Üzerindeki Etkileri
Soru 5022Soru

Türkiye'nin jeopolitik konumunu oluşturan unsurlar; fiziki coğrafya özellikleri gibi uzun vadede değişmeyen (sabit) unsurlar ile beşerî, ekonomik, siyasi ve askeri değerler gibi zaman içinde güncellenebilen değişen (dinamik) unsurlardan meydana gelmektedir. Türkiye’nin jeopolitik öneminin şekillenmesinde bu unsurların birbirleriyle olan ilişkisi büyük bir paya sahiptir.

Buna göre Türkiye’nin jeopolitik durumuyla ilgili;

I. Hazar Havzası ve Orta Doğu'daki zengin enerji kaynaklarına coğrafi yakınlığı sayesinde, ülkeler arası enerji taşımacılığı projelerinde kilit rol oynayarak yeni bölgesel ve küresel ekonomik ortaklıklara yön vermesi,
II. İstanbul ve Çanakkale boğazlarının coğrafi konumunun ve fiziki varlığının, Karadeniz havzasındaki kıyıdaş devletler ile küresel güçler arasındaki askeri-siyasi dengeleri belirleyen uluslararası güvenlik antlaşmalarını şekillendirmesi,
III. Sahip olduğu dinamik ve genç nüfus yapısının sağladığı iş gücü potansiyeliyle, komşu ülkeler ile yürütülen sınır ticareti hacmini ve karşılıklı ticari anlaşmaları doğrudan etkilemesi

durumlarından hangileri, ülkenin jeopolitiğindeki değişmeyen unsurların, küresel ya da bölgesel ölçekteki değişen unsurları doğrudan yönlendirmesine örnek gösterilebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: I ve II

Cevap

I ve II öncüllerini içeren seçenek doğrudur.
I. öncüldeki enerji kaynaklarına coğrafi yakınlık (değişmeyen fiziksel konum) ve II. öncüldeki İstanbul ve Çanakkale boğazlarının fiziki varlığı (değişmeyen coğrafi konum) jeopolitiğin uzun yıllar boyunca sabit kalan unsurlarıdır. Bu unsurlar sırasıyla uluslararası enerji projeleri (TANAP) ve uluslararası güvenlik antlaşmaları (Montrö Sözleşmesi gibi askeri/siyasi ittifaklar) gibi zaman içinde değişebilen dinamik unsurları doğrudan şekillendirmiştir. Dolayısıyla bu iki öncül değişmeyenin değişeni etkilemesine örnektir. III. öncüldeki nüfus yapısı ve ticari hacim ise her ikisi de beşerî/ekonomik kökenli olup jeopolitiğin zamanla değişen (dinamik) unsurları arasında yer alır. Burada değişmeyen bir unsurun değişen bir unsura etkisi söz konusu değildir.

Adım Adım Çözüm

1
Jeopolitik unsurların sınıflandırılmasını yapın.
Değişmeyen unsurlar fiziki coğrafya özellikleri (coğrafi konum, yer şekilleri, boğazlar vb.) iken değişen unsurlar beşerî, ekonomik ve siyasi değerlerdir (nüfus, askeri güç, boru hatları anlaşmaları vb.).
Öncüllerin değişen ve değişmeyen durumlarını doğru tespit etmek için bu temel ayrım gereklidir.
2
Öncüllerdeki unsurların niteliklerini analiz edin.
I. öncüldeki coğrafi konum (yakınlık) değişmeyen, enerji ortaklığı değişen unsurdur. II. öncüldeki boğazların varlığı değişmeyen, güvenlik sözleşmeleri değişen unsurdur. III. öncüldeki nüfus yapısı ve sınır ticareti ise her ikisi de beşerî/dinamik olup değişen unsurdur.
Değişmeyen unsurun değişen unsura etkisini gösteren durumları ayırt etmek için.
3
Öncüller arasındaki etkileşimin yönünü değerlendirin ve doğru seçeneği belirleyin.
I ve II numaralı durumlarda fiziki (değişmeyen) konum, beşerî/siyasi (değişen) kararları doğrudan yönlendirmiştir. III numaralı durumda ise değişmeyen bir unsur bulunmamaktadır. Dolayısıyla doğru yanıt I ve II öncülleridir.
Soru kökünün talep ettiği doğrudan yönlendirme ilişkisini kesinleştirmek için.

Anahtar Kavram

Türkiye'nin jeopolitiğindeki değişen ve değişmeyen unsurların birbirine etkisi
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 5023Soru

I. TBMM Dönemi’nde, Anzavur Ahmet ve Kuva-yı İnzibatiye gibi doğrudan İstanbul Hükümeti tarafından başlatılan isyanların yanı sıra Çerkez Ethem ve Demirci Mehmet Efe gibi eski Kuva-yı Milliye liderlerinin çıkardığı isyanlar da meclis otoritesini tehdit etmiştir.
II. Meclis, bu isyanlara karşı Hıyanet-i Vataniye Kanunu’nu çıkarmış ve üyeleri arasından seçtiği milletvekilleriyle olağanüstü yargı yetkisine sahip İstiklal Mahkemeleri’ni kurmuştur.
III. Tüm bu iç karışıklıklara rağmen meclis, 24 Nisan Önergesi’nde yer alan "Padişah ve halife, baskı ve zordan kurtulduğu zaman meclisin düzenleyeceği yasal esaslar çerçevesinde durumunu alır." ilkesini kabul etmiştir.

Bu gelişmeler ve kararlar birlikte değerlendirildiğinde, I. TBMM’nin isyanlar karşısında otoritesini ve meşruiyetini tesis etme sürecine dair aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İstanbul Hükümeti’nin doğrudan veya eski milis liderler aracılığıyla yarattığı otorite krizine karşı meclis, yargı yetkisini doğrudan üstlenerek yürütme gücünü pekiştirmiş ve saltanatın geleceğini kurtuluş sonrasına erteleyerek milli birliği korumayı amaçlamıştır.

Cevap

İstanbul Hükümeti’nin doğrudan veya eski milis liderler aracılığıyla yarattığ�� otorite krizine karşı meclis, yargı yetkisini doğrudan üstlenerek yürütme gücünü pekiştirmiş ve saltanatın geleceğini kurtuluş sonrasına erteleyerek milli birliği korumayı amaçlamıştır.
Meclis, isyanlar karşısında yasama gücünün yanı sıra kendi bünyesinden seçtiği milletvekilleri aracılığıyla yargı yetkisini (İstiklal Mahkemeleri) doğrudan kullanarak yürütme gücünü pekiştirmiştir. Diğer yandan 24 Nisan Önergesi’nde yer alan padişahın geleceğinin kurtuluş sonrasına bırakılması kararı, vatansever saltanat yanlılarının meclise olan bağlılığını sürdürmek ve milli birliği muhafaza etmek amacıyla uygulanmış siyasi bir stratejidir.

Adım Adım Çözüm

1
İsyanların niteliksel farklılıklarını analiz etmek
Hilafet Ordusu gibi doğrudan İstanbul Hükümeti kaynaklı tehditler ile Çerkez Ethem gibi eski milis güçlerin yarattığı tehditlerin çok yönlü bir otorite boşluğu oluşturduğu saptanır.
Meclisin tek tip değil, farklı siyasi ve askeri motivasyonlara sahip isyanlarla aynı anda mücadele ettiğini belirlemek için gereklidir.
2
Meclisin aldığı hukuki ve fiili önlemleri güçler ilişkisi yönünden incelemek
Hıyanet-i Vataniye Kanunu’nun meclis üyelerinden oluşan İstiklal Mahkemeleri eliyle yürütülmesi, meclisin yargı gücünü doğrudan elinde tutarak güçler birliği ilkesini uyguladığını gösterir.
Yargı yetkisinin milletvekillerince kullanılmasının yürütme gücünü nasıl pekiştirdiğini açıklamak için gereklidir.
3
24 Nisan Önergesi’ndeki padişah ve halifeye dair hükmün siyasi amacını yorumlamak
Saltanat makamının durumunun ertelenmesinin, bağımsızlık mücadelesinde saltanat yanlıları ile cumhuriyetçiler arasındaki ayrışmayı önleyip milli birliği korumaya dönük pragmatik bir hamle olduğu belirlenir.
Kurucu meclisin rejim tartışmalarını erteleyerek öncelikli hedef olan kurtuluşa odaklandığını anlamak için gereklidir.
4
Bu üç analizi sentezleyerek en kapsamlı yargıya ulaşmak
Meclisin otorite krizine karşı yargıyı üstlendiği ve ulusal bütünlüğü bozmamak için saltanatın geleceğini ertelediği yargısına ulaşılır.
Tüm öncülleri bütüncül ve çelişkisiz şekilde açıklayan doğru seçeneği doğrulamak için gereklidir.

Anahtar Kavram

I. TBMM'nin İsyanlara Karşı Otorite Tesis Etme Yöntemleri ve Meşruiyet Politikası
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 5024Soru

Geç Tunç Çağı'nın sonlarında (MÖ 1200 civarı) Ege ve Balkanlar üzerinden gelen toplulukların yarattığı Ege Göçleri (Deniz Kavimleri İstilası), Anadolu ve Suriye üzerinden Mısır sınırlarına kadar ulaşmıştır. Bu süreçte Hitit İmparatorluğu tarih sahnesinden çekilmiş, Ugarit gibi zengin ticaret kentleri yakılıp yıkılmış, Mısır ise büyük bir askeri mücadele vererek varlığını koruyabilmiştir.

Buna göre, Ege Göçleri'nin Doğu Akdeniz dünyasındaki siyasi ve askeri etkileriyle ilgili aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Anadolu ve Suriye'deki büyük merkezi imparatorlukların yıkılması veya zayıflaması, Doğu Akdeniz'deki siyasi güç dengesini bozarak bölgesel nitelikte yeni siyasi yapıların ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır.

Cevap

Anadolu ve Suriye'deki büyük merkezi imparatorlukların yıkılması veya zayıflaması, Doğu Akdeniz'deki siyasi güç dengesini bozarak bölgesel nitelikte yeni siyasi yapıların ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır.
Doğu Akdeniz ve Anadolu'daki büyük merkezi devletlerin (Hititler gibi) yıkılması veya güç kaybetmesi (Mısır gibi), bölgedeki güç dengelerini değiştirmiş ve bu otorite boşluğunda Geç Hitit Şehir Devletleri, Frigler ve Fenike kent devletleri gibi bölgesel siyasi yapıların ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Ege Göçleri'nin (Deniz Kavimleri İstilası) etkilediği coğrafi havzayı ve siyasi aktörleri belirlemek.
Göçlerin Anadolu, Suriye ve Mısır kıyılarını etkilediği, Hitit ve Mısır gibi güçlerin bu süreçte doğrudan hedef alındığı tespit edilir.
Sorunun coğrafi ve siyasi sınırlarını doğru çizmek için gereklidir.
2
Göçlerin askeri ve siyasi sonuçlarını nedenlerinden ayırt etmek.
Kuraklık ve kıtlığın göçlerin nedeni; Hititlerin yıkılışının, Mısır'ın zayıflamasının ve Ugarit'in tahribinin ise askeri/siyasi sonuçları olduğu ayırt edilir.
Neden-sonuç ilişkisindeki kavramsal hataları elemek için gereklidir.
3
Seçeneklerdeki kavramsal ve coğrafi bilgilerin doğruluğunu denetlemek.
Friglerin Suriye'ye yayılmadığı, Fenikelilerin merkeziyetçi imparatorluk kurmadığı ve Babillilerin Anadolu'yu işgal etmediği bilgisiyle yanlış seçenekler elenir.
Tarihsel bilgi hatalarını saptamak için bu kontrol yapılmalıdır.
4
Ege Göçleri'nin Doğu Akdeniz'deki genel siyasi denge üzerindeki etkisini sentezlemek.
Büyük imparatorlukların yıkılması/zayıflaması sonucu doğan otorite boşluğunun yeni bölgesel devletlerin kurulmasına yol açtığı yargısına ulaşılır.
En doğru ve kapsamlı analitik sonucu doğrulamak için gereklidir.

Anahtar Kavram

Ege Göçleri'nin Doğu Akdeniz ve Anadolu siyasi yapısındaki köklü değişimlere ve otorite boşluğuna etkisi
Soru 5025Soru

Yeni Türk Devleti'nde gerçekleştirilen siyasi inkılaplar süreciyle ilgili;

I. Saltanatın kaldırılmasıyla ortaya çıkan devlet başkanlığı ve hükümet bunalımının kurumsal bir çözüme kavuşturulmasında Cumhuriyet'in ilanı belirleyici olmuştur.
II. Şer'iye ve Evkaf Vekaletinin kaldırılarak yerine Diyanet İşleri Reisliğinin kurulmasıyla, din işlerinin yürütülmesinden sorumlu bu yeni kurum kabine dışı bırakılarak siyasetten uzak tutulmaya çalışılmıştır.
III. Halifelik makamının kaldırılmasıyla eş zamanlı olarak saltanatın da kaldırılması, ulusal egemenlik ilkesine geçiş sürecinde siyasi çift başlılığı tek bir hamleyle ortadan kaldırmıştır.

yargılarından hangileri doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: I ve II

Cevap

Doğru cevap birinci ve ikinci yargıların birlikte yer aldığı seçenektir.
Birinci ve ikinci öncüller tarihsel gerçeklerle doğrudan uyuşmaktadır. Saltanatın kaldırılması devlet başkanlığı krizine yol açmış, bu kriz Cumhuriyet'in ilanıyla giderilmiştir. Şer'iye ve Evkaf Vekaleti kaldırılarak din işleri kabine dışına çıkarılmış ve Diyanet İşleri Reisliği bünyesinde siyaset üstü konumlandırılmıştır. Üçüncü öncülde belirtilen eş zamanlılık ve tek hamlede çözülme ifadesi kronolojik olarak hatalıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Saltanatın kaldırılmasının siyasi sonuçları ile Cumhuriyet'in ilanı arasındaki kurumsal bağı analiz edin.
1 Kasım 1922'de saltanatın kaldırılmasıyla Osmanlı Devleti hukuken sona ermiş, ancak devletin rejiminin adı konulmamış ve devlet başkanlığı sorunu belirsiz kalmıştır. Bu durum Ekim 1923'te bir hükümet bunalımına (Sonbahar Bunalımı) yol açmış, kriz 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet'in ilanı ve kabine sistemine geçişle kurumsal olarak çözülmüştür. Dolayısıyla birinci yargı doğrudur.
Saltanatın kaldırılmasının yarattığı idari boşluğun Cumhuriyet'in ilanıyla nasıl giderildiğini tespit etmek.
2
3 Mart 1924'te Şer'iye ve Evkaf Vekaletinin kaldırılmasıyla kurulan Diyanet İşleri Reisliğinin teşkilat yapısındaki yerini inceleyin.
Şer'iye ve Evkaf Vekaleti doğrudan kabinede temsil edilen bir icra makamıydı. 3 Mart 1924'te bu vekalet lağvedilmiş, yerine Diyanet İşleri Reisliği kurularak doğrudan Başvekalete bağlanmıştır. Böylece din işleri kabine dışında tutularak günlük siyasetin ve hükümet değişikliklerinin etkisinden uzaklaştırılmaya çalışılmıştır. Dolayısıyla ikinci yargı doğrudur.
Laik devlet yapılanmasında din kurumlarının idari konumunu belirlemek.
3
Saltanat ve halifeliğin kaldırılma süreçlerinin kronolojisini ve stratejisini karşılaştırın.
Saltanat 1 Kasım 1922'de, halifelik ise 3 Mart 1924'te kaldırılmıştır. İki makamın kaldırılması eş zamanlı gerçekleşmemiş; ulusal bağımsızlık savaşı sürecindeki hassasiyetler ve toplumsal hazır bulunuşluk düzeyleri gözetilerek aşamalı bir inkılap stratejisi izlenmiştir. Dolayısıyla üçüncü yargı yanlıştır.
İnkılapların aşamalı gerçekleştirilme gerekçelerini ve kronolojisini doğrulamak.

Anahtar Kavram

Cumhuriyet'in ilanı ile devlet başkanlığı krizinin çözülmesi, Şer'iye ve Evkaf Vekaletinin kaldırılarak Diyanet İşleri Reisliğinin kabine dışında yapılandırılması, saltanat ve halifeliğin aşamalı olarak kaldırılması.
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 5026Soru

Çin yıllığı Shiji'de aktarıldığı üzere Asya Hun Hükümdarı Mete Han, Çin imparatoruna gönderdiği mektupta; yay çeken tüm kavimleri tek bir aile altında topladığını, Yueçileri mağlup ettiğini ve sınırlarda barışın sağlanması durumunda iki devletin halkının da huzur bulacağını belirtmiştir. Hunlar, bu askeri üstünlüğe rağmen Çin'i doğrudan topraklarına katmak yerine vergiye bağlama ve sınır ticaretini güvence altına alma yolunu seçmiş; iç yönetimde ise ikili teşkilat yapısını sürdürmüştür.

Bu bilgilere ve Asya Hun Devleti'nin idari-sosyal yapısına göre, Hunların yönetim ve dış politika stratejileri hakkında aşağıdakilerden hangisi savunulabilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Dış politikada Çin'in yerleşik kültürüne asimile olmaktan kaçınarak ekonomik fayda sağlamayı amaçlarken, iç yönetimdeki egemenlik anlayışının merkezi birliği bozucu taht mücadelelerine zemin hazırladığı

Cevap

Dış politikada Çin'in yerleşik kültürüne asimile olmaktan kaçınarak ekonomik fayda sağlamayı amaçlarken, iç yönetimdeki egemenlik anlayışının merkezi birliği bozucu taht mücadelelerine zemin hazırladığı yönündeki yargı savunulabilir.
Asya Hun Devleti, Çin üzerindeki askeri üstünlüğüne rağmen doğrudan Çin topraklarına yerleşmeyerek kalabalık Çin nüfusu karşısında asimile olmayı engellemek istemiştir. Sınır ticaret pazarları kurdurarak göçebe ekonominin tarımsal ürün ve lüks tüketim ihtiyaçlarını karşılamıştır. Diğer taraftan, kut inancı ve hanedanın ortak malı sayılan ülke toprakları (veraset belirsizliği) iç idari yapıda sürekli taht mücadelelerine neden olmuş ve merkezi birliği zayıflatmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Dış politika amaçlarını değerlendirme
Mete Han'ın Çin'i fethetmek yerine vergiye bağlaması, kalabalık Çin nüfusu içinde asimile olmamak ve bozkır ekonomisinin ihtiyaç duyduğu kaynakları barışçıl ticaret yoluyla elde etmek istemesindendir.
Çin'in demografik üstünlüğü ve yerleşik yapısı, göçebe Hun kültürü için asimilasyon riski taşımaktadır.
2
İç yönetim yapısını analiz etme
Kut inancı ve ikili teşkilat yapısı, yönetme yetkisinin hanedanın ortak malı sayılmasına yol açarak veraset sisteminde belirsizlik yaratmıştır.
Bu belirsizlik, hükümdarın ölümünden sonra taht kavgalarının yaşanmasına ve devletin bölünmesine neden olmuştur.
3
Kaynak kısıtlılığını yorumlama
Asya Hunları yazılı kültüre geçmediklerinden, bu dönemle ilgili en önemli bilgilerin Çin kaynaklarından alındığı gerçeği göz önünde bulundurulur.
Hunların kendilerine ait bu döneme ait anayasal düzeyde yazılı kaynakları yoktur.

Anahtar Kavram

Asya Hun Devleti'nin Kut inancı, ikili teşkilat yapısı, asimilasyon politikası ve Çin ile olan ekonomik ilişkileri
Soru 5027Soru

Aşağıdaki yeni bağımsız Türk cumhuriyetlerinin kurucu liderlerini, bağımsızlık sonrasında ülkelerinde yürüttükleri temel politikalar ve gerçekleştirdikleri tarihi gelişmelerle eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Ebulfez Elçibey
Nursultan Nazarbayev
Saparmurat Niyazov
İslam Kerimov

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Eşleştirme şu şekildedir: Ebulfez Elçibey - Rus askeri birliklerinin ülkeden çekilmesini sağlayan ve Manat'ı tedavüle sokan cumhurbaşkanı; Nursultan Nazarbayev - Nükleer silah cephaneliğini tasfiye eden devlet adamı; Saparmurat Niyazov - Daimi Tarafsızlık ilkesini BM'ye tescil ettiren lider; İslam Kerimov - Aral Gölü çevre felaketiyle mücadele eden ve aşamalı ekonomik kalkınma modelini uygulayan ilk devlet başkanı.
Nursultan Nazarbayev Kazakistan'da nükleer silahsızlanmaya öncülük etmiş, Ebulfez Elçibey Azerbaycan'da Rus askerlerinin çekilmesini sağlayıp Manat'ı tedavüle sokmuş, Saparmurat Niyazov Türkmenistan'ın Daimi Tarafsızlık statüsünü tescil ettirmiş, İslam Kerimov ise Özbekistan'da Aral Gölü felaketinin etkilerini azaltmak ve aşamalı ekonomik kalkınma modelini uygulamak için çalışmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Azerbaycan'ın bağımsızlık sürecini, Halk Cephesi liderliğini ve Rus birliklerinin çekilmesini analiz etme.
Ebulfez Elçibey bu gelişmelere liderlik etmiştir.
Elçibey'in liderliğinde Rus askerleri ülkeden çıkarılmış ve milli para birimi olan Manat tedavüle girmiştir.
2
Kazakistan'ın bağımsızlığından sonra nükleer silahlardan gönüllü olarak vazgeçme politikasını ve Semey Poligonu'nun kapatılmasını inceleme.
Bu politika Nursultan Nazarbayev dönemi Kazakistan'ına aittir.
Kazakistan, bağımsızlık sonrası nükleer cephaneliğini tasfiye ederek küresel barışa katkıda bulunmuştur.
3
Türkmenistan'ın dış politikadaki "Daimi Tarafsızlık" statüsünün uluslararası hukuktaki yerini ve 1995 BM tescilini inceleme.
Bu strateji Saparmurat Niyazov tarafından hayata geçirilmiştir.
Niyazov, Türkmenistan'ın tarafsızlık statüsünü dış politikanın temel taşı haline getirmiştir.
4
Özbekistan'da Sovyet döneminin çevre mirası olan Aral Gölü felaketini ve bağımsızlık sonrası uygulanan aşamalı ekonomik modeli inceleme.
Bu süreç İslam Kerimov'un liderliği ile özdeşleşmiştir.
Kerimov, pamuk tarımının yarattığı Aral Gölü çevre krizini çözmeye çalışmış ve aşamalı bir ekonomik modeli benimsemiştir.

Anahtar Kavram

SSCB'nin dağılması sonrasında bağımsızlığını ilan eden Türk Cumhuriyetleri'nin kurucu liderleri ve bu liderlerin ülkelerinin egemenliğini pekiştirmek için uyguladıkları temel politikalar.
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 5028Soru

Aşağıda iki farklı edebî anlayışı temsil eden metin parçaları verilmiştir:

* I. Metin: "Sanatçının yegâne amacı, tabiatı yani insandaki değişmez ahlaki ve zihni yapıyı taklit etmektir. Deha; kuralların, aklın ve sağduyunun süzgecinden geçerek biçim alır. Antik Çağ’ın trajik kahramanları, evrensel insan tabiatının en mükemmel aynalarıdır. Sanatçı bu aynada kendi şahsi hırslarını, acılarını veya heyecanlarını gizlemelidir."
* II. Metin: "Sanat, kuralların soğuk zindanından kurtulup ruhun fırtınalı denizlerine açılmalıdır. Deha; kuralsızlığın, coşkunluğun ve sınırsız muhayyilenin çocuğudur. Doğanın vahşi güzelliği, millî tarih ve dinî duyarlılıklar, antik dönemin yapay kahramanlarından çok daha gerçektir. Sanatçı, eserinde kendi yüreğini ve şahsiyetini cesurca ortaya koymalıdır."

Bu metinler ve temsil ettikleri edebî akımların Türk edebiyat��ndaki yansımalarıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: I. metin klasisizmin ilkelerini yansıtmaktadır ve Türk edebiyatında bu akımın etkileri daha çok Şinasi ile Ahmet Vefik Paşa'nın çeviri ve uyarlama tiyatrolarında görülmüştür; II. metin ise romantizmi temsil etmektedir ve bu akımın etkisiyle Tanzimat romancıları eserlerinde kişiliklerini gizlemeyerek okuyucuya doğrudan hitap etmişlerdir.

Cevap

Birinci metnin klasisizmin akıl, sağduyu ve sanatçının kişiliğini gizlemesi ilkelerini yansıttığı ve bu akımın Türk edebiyatında Şinasi ve Ahmet Vefik Paşa'nın tiyatro çeviri/uyarlamalarında görüldüğü; ikinci metnin ise romantizmin coşkunluk ve şahsiyetini yansıtma ilkelerini içerdiği ve bu akımın Tanzimat yazarlarının romanlarında kişiliklerini gizlememelerine yol açtığı yargısı doğrudur.
Klasisizmin en belirgin nitelikleri olan akıl, sağduyu, kuralcılık ve yazarın kişiliğini gizlemesi birinci metinde verilmiştir; bu akımın Türk edebiyatındaki en önemli temsilcileri tiyatro alanındaki çalışmalarıyla Şinasi ve Ahmet Vefik Paşa'dır. Romantizmin kuralsızlık, duygu, hayal ve yazarın şahsiyetini yansıtması ilkeleri ise ikinci metinde verilmiştir; bu akımın etkisi altındaki Tanzimat romancıları eserlerinde kişiliklerini gizlememişlerdir.

Adım Adım Çözüm

1
Metinlerdeki anahtar kavramları belirleyerek hangi edebî akımlara ait olduklarını tespit etme.
I. metindeki 'akıl', 'sağduyu', 'kurallar', 'evrensel insan tabiatı' ve 'kişiliğini gizleme' ifadelerinden bu metnin klasisizme ait olduğu; II. metindeki 'kuralsızlık', 'coşkunluk', 'muhayyile', 'millî tarih' ve 'şahsiyetini cesurca ortaya koyma' ifadelerinden bu metnin romantizme ait olduğu belirlenir.
Soruda verilen metinlerin teorik olarak hangi edebî akımlara karşılık geldiğini netleştirmek için.
2
Klasisizm ve romantizm akımlarının Türk edebiyatındaki (özellikle Tanzimat Dönemi) temsilcilerini ve bu akımların eserler üzerindeki somut etkilerini değerlendirme.
Klasisizmin Türk edebiyatında Şinasi ve Ahmet Vefik Paşa'nın tiyatrodaki Moliere çeviri ve uyarlamalarında etkili olduğu görülür. Romantizmin etkisiyle ise Tanzimat romancılarının (başta Ahmet Mithat Efendi olmak üzere) eserlerinde kendi kişiliklerini gizlemeyip olayların akışını keserek okuyucuya seslendikleri bilinmektedir.
Teorik akım özelliklerinin Türk edebiyatı tarihindeki doğru uygulamaları ve yazar pratikleriyle örtüştürülmesini sağlamak için.

Anahtar Kavram

Klasisizm ve Romantizm akımlarının temel ilkeleri ve bu akımların Tanzimat Dönemi Türk edebiyatındaki temsilcileri ile eser kurgusundaki yansımaları.
Soru 5029Soru

Türkiye'de yürütülen bazı hayvancılık faaliyetleri ile ormancılık ürünlerinin ekolojik ve sosyo-ekonomik özellikleri göz önüne alındığında, solda verilen açıklamalarla sağda verilen coğrafi özellikleri ve faaliyetleri en doğru şekilde eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Kuzeydoğu Anadolu'da yaz yağışlarının geciktiği veya yetersiz kaldığı yıllarda et ve süt veriminde belirgin düşüşler yaşayan ekonomik faaliyet
Ege ve Akdeniz geçiş kuşağındaki kızılçam ormanlarının tahribatı yerine korunmasını teşvik eden, salgı emici böceklerin varl��ğına dayalı hayvansal üretim
İklimsel faktörlerden ziyade dut yaprağı tarımının mevcudiyeti ve kırsal iş gücü maliyetlerinin değişimiyle coğrafi ağırlık merkezi batıdan güneydoğuya kayan faaliyet
Nemli vadi tabanlarında relikt karakter taşıyan endemik bir ağaç türünün salgısından elde edilen, kozmetik ve eczacılık sektöründe ham madde olarak kullanılan ürün

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Eşleştirmeler sırasıyla şu şekildedir: Birinci açıklama büyükbaş mera hayvancılığıyla, ikinci açıklama arıcılıkla (çam balı), üçüncü açıklama ipek böcekçiliğiyle, dördüncü açıklama ise sığla yağıyla eşleşmektedir.
Verilen açıklamaların tamamı Türkiye'nin coğrafi özellikleri, hayvancılık türlerinin dağılış dinamikleri ve ormancılık faaliyetlerinin ekolojik temelleriyle tam olarak örtüşmektedir. Büyükbaş mera hayvancılığında yaz yağışlarına bağımlılık, çam balında kızılçam ve basra böceği ilişkisi, ipek böcekçiliğinde Marmara'dan Güneydoğu'ya kayış ve sığla yağı üretiminde Köyceğiz havzası relikt endemik dağılışı doğru eşleştirmeleri oluşturmaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Kuzeydoğu Anadolu'daki hayvancılık faaliyetinin özelliklerini analiz etmek.
Bu alandaki büyükbaş hayvancılık büyük ölçüde doğal otlaklara (meralara) ve alpin çayırlara dayalıdır. Yaz yağışlarındaki yetersizlik ot verimini düşürür, bu da besi hayvancılığının aksine mera hayvancılığında et ve süt üretiminde dalgalanmaya neden olur.
Mera hayvancılığının iklime bağımlılığını saptamak.
2
Kızılçam ormanları ve salgı böcekleriyle ilişkili faaliyeti belirlemek.
Muğla çevresindeki kızılçam ormanlarında yaşayan basra böceğinin (çam pamuklu biti) salgılarıyla yapılan çam balı üretimi (arıcılık), ormanların kereste dışı kullanımına ve korunmasına katkı sağlar.
Çam balı üretiminin ekolojik ve ekonomik temellerini kurmak.
3
İpek böcekçiliğinin coğrafi dağılışındaki tarihsel ve ekonomik değişimi incelemek.
Bursa-Bilecik çevresi geleneksel merkezler iken, sanayileşme ve iş gücü maliyetlerindeki artış nedeniyle bu faaliyet kırsal iş gücü potansiyeli yüksek olan Diyarbakır gibi illere kaymıştır.
Üretim coğrafyasındaki kaymanın nedenlerini anlamak.
4
Endemik ve relikt ağaç türünden elde edilen orman altı ürünün coğrafi yayılışını değerlendirmek.
Köyceğiz ve Fethiye dolaylarındaki nemli taban arazilerde yetişen endemik sığla ağacından elde edilen sığla yağı, kozmetik ve ilaç sanayisinde kullanılan değerli bir ham maddedir.
Endemik orman kaynaklarının ekonomik değerini analiz etmek.

Anahtar Kavram

Türkiye'de hayvancılık yöntemlerinin doğal koşullarla ilişkisi, hayvancılık türlerinin bölgesel dağılışını etkileyen faktörler ve endemik orman ürünlerinin coğrafi dağılışı.
Soru 5030Soru

Yumuşama (Detente) Dönemi, Soğuk Savaş’ın gergin atmosferini azaltmak amacıyla Doğu ve Batı blokları arasında diyalog yollarının arandığı, ancak bölgesel düzeyde vekalet savaşları ve diplomatik mücadelelerin devam ettiği karmaşık bir süreci ifade eder.

Bu dönemin k��resel dinamikleri ve bölgesel krizleri göz önüne alındığında;

I. SALT-II Antlaşması'nın, SSCB'nin Afganistan'ı işgal etmesi üzerine ABD Senatosu tarafından onaylanmayarak y��rürlüğe girmemesi,
II. Helsinki Nihai Senedi'nin imzalanmasıyla, II. Dünya Savaşı sonrasında oluşan sınırların değişmezliğinin teyit edilmesi ve insan haklarının korunmasına yönelik taahhütlerin verilmesi,
III. Keşmir Sorunu'nun çözümü amacıyla SSCB'nin ara buluculuğunda imzalanan Taşkent Deklarasyonu ile Hindistan ve Pakistan arasındaki toprak anlaşmazlıklarının tamamen sona ermesi

gelişmelerinden hangileri doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: I ve II

Cevap

Doğru cevap I ve II öncüllerini içeren seçenektir.
SALT-II Antlaşması, SSCB'nin Afganistan'ı işgali üzerine ABD tarafından onaylanmayarak yürürlüğe girmemiş; Helsinki Nihai Senedi ise bloklar arasında sınırların değişmezliğini ve insan hakları standartlarını kabul etmiştir. Bu iki gelişme tarihsel olarak tamamen doğrudur. Dolayısıyla doğru cevap I ve II öncüllerini içeren seçenektir.

Adım Adım Çözüm

1
Birinci öncülü analiz etmek
SALT-II Antlaşması, 1979 yılında imzalanmasına rağmen, aynı yılın sonunda SSCB'nin Afganistan'ı işgal etmesi nedeniyle ABD Kongresi (Senatosu) tarafından onaylanmamış ve resmen yürürlüğe girmemiştir. Bu bilgi doğrudur.
Yumuşama Dönemi'ndeki silahsızlanma çabalarının bölgesel krizlerden nasıl etkilendiğini belirlemek.
2
İkinci öncülü analiz etmek
1975 tarihli Helsinki Nihai Senedi ile II. Dünya Savaşı sonrasındaki sınırlar değişmez kabul edilmiş, insan hakları ve temel özgürlükler uluslararası taahhüt altına alınmıştır. Bu bilgi doğrudur.
Yumuşama Dönemi'nin en önemli diplomatik belgesinin içeriğini teyit etmek.
3
Üçüncü öncülü analiz etmek
1966 yılında imzalanan Taşkent Deklarasyonu, Hindistan ve Pakistan arasındaki 1965 savaşını bitiren geçici bir ateşkes sağlamıştır ancak Keşmir Sorunu'nu tamamen sona erdirmemiştir; bu sorun günümüzde de devam etmektedir. Bu bilgi yanlıştır.
Bölgesel çatışmaların çözümlenme derecesini ve günümüzdeki durumunu analiz etmek.

Anahtar Kavram

Yumuşama Dönemi'ndeki silahsızlanma antlaşmaları, bloklar arası iş birliği belgeleri ve bölgesel çatışmaların sınırları.
Soru 5031Soru

Türkiye'nin üye olduğu ya da kurucu ortağı olduğu küresel ve bölgesel örgütlerin kuruluş amaçları, etki alanları ve üyelik statüleri farklılık göstermektedir. Aşağıda verilen uluslararası örgütleri, Türkiye'nin bu örgütlerdeki üyelik statüsü ve örgütün temel işlevsel sınıflandırmasıyla doğru bir şekilde eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO)
Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (KEİ)
İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT)
Gelişen Sekiz Ülke (D-8)

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

NATO ile Türkiye'nin kurucu olmadığı askeri küresel örgüt tanımı; KEİ ile bölgesel ekonomik örgüt tanımı; İİT ile siyasi küresel örgüt tanımı; D-8 ile gelişmekte olan ülkeler arası ekonomik örgüt tanımı eşleşmelidir.
NATO'nun kurucu üyesi olunmayan askeri bir örgüt olması, KEİ'nin bölgesel ekonomik bir örgüt olması, İİT'nin kurucu üyesi olunan siyasi/sosyal küresel örgüt olması ve D-8'in gelişmekte olan ülkeler arasında ekonomik iş birliği amaçlayan bir örgüt olması özellikleri doğru eşleştirmeyi sağlamaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) incelenir.
NATO, askeri amaçlı küresel bir örgüttür. Türkiye kurucu üye olmayıp 1952 yılında üye olmuştur.
Örgütün askeri niteliğini ve Türkiye'nin sonradan üye olduğu gerçeğini saptamak.
2
Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (KEİ) incelenir.
KEİ, Karadeniz havzasında yer alan ülkelerin katılımıyla kurulan bölgesel ve ekonomik odaklı bir örgüttür. Türkiye bu örgütün kurucu üyelerindendir.
Örgütün bölgesel yapısını ve Türkiye'nin kuruculuğunu saptamak.
3
İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) incelenir.
İİT, İslam dünyasının çıkarlarını korumayı amaçlayan siyasi nitelikli küresel bir örgüttür. Türkiye örgütün kurucu üyelerindendir.
İslam dünyasının haklarını korumaya yönelik siyasi/sosyal amaçları analiz etmek.
4
Gelişen Sekiz Ülke (D-8) incelenir.
D-8, 1997'de İstanbul'da kurulan ve gelişmekte olan üye ülkeler arası ekonomik iş birliğini amaçlayan bir örgüttür. Türkiye kurucu üyedir.
Örgütün ekonomik odağını ve üye ülkelerin gelişmişlik durumunu belirlemek.

Anahtar Kavram

Küresel ve Bölgesel Örgütlerin Sınıflandırılması ile Türkiye'nin Üyelik İlişkisi
Soru 5032Soru

Türkiye’nin Cumhuriyet tarihi boyunca uyguladığı nüfus politikaları ve bu politikaların gerekçeleri dönemlere göre farklılık göstermiştir. Bu kapsamda hazırlanan aşağıdaki tablo ve Türkiye'nin demografik süreçleri değerlendirildiğinde, nüfus politikaları ve sonuçları ile ilgili aşağıdaki yargılardan hangisi doğrudur?

DönemYıllık Nüfus Artış Hızıİzlenen Politika TürüTemel Gerekçe
1923-1960Genel olarak yüksek (%o20\%\text{o} 20 - %o28\%\text{o} 28 arası; II. Dünya Savaşı hariç)Nüfus Artış Hızını ArtırıcıTarım sektöründeki iş gücü ihtiyacı ve savunma gücü gereksinimi
1960-1980Düşüş eğilimli (%o25\%\text{o} 25'lerden %o20\%\text{o} 20'lere)Nüfus Artış Hızını AzaltıcıKalkınma hızının nüfus artış hızının gerisinde kalması
1980-2005Hızlı düş��ş eğilimli (%o20\%\text{o} 20'lerden %o12\%\text{o} 12'lere)Nüfusun Niteliğini İyileştiriciKentleşme ve eğitim düzeyinin yükselmesi, değişen aile yapısı
2005 SonrasıBelirgin düşüş (%o12\%\text{o} 12'lerden %o1\%\text{o} 1 - 22'lere)Nüfus Artış Hızını ArtırıcıDoğum oranlarının hızla düşmesi ve nüfusun yaşlanma riskinin ortaya çıkması
Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: 2005 sonrasında Türkiye'nin nüfus artış hızını artırıcı politikalara yönelmesinde, doğum oranlarının hızla düşmesiyle birlikte yaşlı nüfus oranının artması ve gelecekte aktif nüfus oranının azalma eğilimine girecek olması gibi demografik riskler etkili olmuştur.

Cevap

2005 sonrasında Türkiye'nin nüfus artış hızını artırıcı politikalara yönelmesinde, doğum oranlarının hızla düşmesiyle birlikte yaşlı nüfus oranının artması ve gelecekte aktif nüfus oranının azalma eğilimine girecek olması gibi demografik riskler etkili olmuştur.
Doğru seçenekte ifade edildiği üzere, 2005 sonrasındaki politika değişikliğinde demografik yaşlanma riski ve aktif nüfusun azalması endişesi temel rol oynamıştır. Türkiye'de nüfus artış hızının düşmesiyle birlikte ortanca yaş yükselmiş, bu durum gelecekte dinamik nüfus yapısının kaybedilme riskini doğurmuştur.

Adım Adım Çözüm

1
Tablodaki dönemlerin politika hedeflerini ve gerekçelerini inceleyin.
Dönemlerin sosyo-ekonomik arka planı ve nüfus yapısındaki değişimler belirlendi.
Nüfus politikalarındaki tarihsel yönelimlerin nedenlerini anlamak için.
2
2005 sonrası dönemde Türkiye'nin demografik yapısındaki değişimi analiz edin.
Doğum oranlarının düştüğü, nüfusun yaşlanma eğiliminde olduğu ve gelecekte aktif nüfus sıkıntısı yaşanabileceği saptandı.
Son dönemde uygulanan teşvik edici politikaların asıl nedenini bulmak için.
3
Diğer seçeneklerdeki kavram yanılgılarını değerlendirerek yanlış seçenekleri eleyin.
Gelişmişlik ilişkisi, şehir etki alanları ve sakin şehir kriterleri hakkındaki hatalı iddialar elendi.
Demografik ve yerleşme coğrafyası kavramlarının doğru uygulandığından emin olmak için.

Anahtar Kavram

Türkiye'nin nüfus politikalarının tarihsel gerekçeleri ve demografik sonuçları
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 5033Soru

Orta Çağ Avrupa'sında siyasi, sosyal ve iktisadi yapıyı şekillendiren feodalizm (derebeylik) sistemine ait temel kavramlar ile bu kavramların tarihsel tanımlarının doğru eşleştirmesini yapınız.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Süzeren
Vassal
Serf
Fief
Angarya

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Süzeren koruyucu efendiyle, vassal sadakat yemini eden asilzadeyle, serf toprağa bağlı köylüyle, fief devredilen imtiyazlı toprakla ve angarya ise zorunlu karşılıksız emek yükümlülüğüyle eşleşmelidir.
Orta Çağ feodal toplumunda, hiyerarşik yapı ve ekonomik ilişkiler belirli yasal ve geleneksel terimlerle tanımlanmıştır. Süzeren en üstteki koruyucu efendiyi, vassal onunla sadakat sözleşmesi yapan asilzadeyi, serf toprağa bağımlı özgür olmayan köylüyü, fief devredilen ayrıcalıklı toprağı, angarya ise serfin yerine getirdiği zorunlu karşılıksız emeği ifade eder.

Adım Adım Çözüm

1
Feodal hiyerarşinin taraflarını belirleme
Himaye eden koruyucu makamın süzeren, himaye edilen asilzadenin ise vassal olduğu saptanır.
Süzeren ve vassal arasındaki ilişki hür asiller arasındaki sadakat bağına dayanır.
2
Toplumsal sınıfların hukuki statülerini ayırt etme
Özgürlüğü olmayan, toprağa bağımlı ve senyörün iznine tabi köylü sınıfının serf olduğu belirlenir.
Serflik, Orta Çağ feodal toplumunda köleliğe yakın ama tamamen aynı olmayan, toprağın ayrılmaz parçası sayılan statüdür.
3
İktisadi ve askeri temelleri ilişkilendirme
Vassalın geçimini ve askeri gücünü sağlayan toprağın fief, köylünün yerine getirdiği zorunlu ücretsiz çalışmanın ise angarya olduğu tespit edilir.
Fief sistemi askeri organizasyonu, angarya ise malikane iktisadının iş gücü ihtiyacını karşılar.

Anahtar Kavram

Feodalizmin kurumsal, toplumsal ve ekonomik yapısını tanımlayan terimler ve aralarındaki hukuki ilişkiler.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 5034Soru

Sevr Antlaşması'nın hazırlanma ve imzalanma sürecinde yaşanan diplomatik gelişmeler incelendiğinde; Osmanlı yönetiminin antlaşma şartlarını hafifletmek amacıyla yürüttüğü girişimlerin sonuçsuz kalması üzerine, İtilaf Devletleri'nin askeri harekatı genişleterek Osmanlı Hükûmeti'ni imzaya zorladığı görülmektedir. Bu doğrultuda imzalanan antlaşma, gerek imzalanış usulü gerekse içeriği yön��yle hem Osmanlı hem de yeni kurulan Ankara Hükûmeti nezdinde ciddi tartışmalara yol açmıştır.

Bu bilgiler ve dönemin şartları dikkate alındığında, Sevr Antlaşması'na ilişkin aşağ��daki değerlendirmelerden hangisi söylenemez?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Saltanat Şûrası'nın padişahın katılımıyla antlaşmayı onaylamış olması, meclisin kapalı olduğu bu dönemde antlaşmaya anayasal açıdan tam bir hukuki geçerlilik kazandırmıştır.

Cevap

Saltanat Şûrası'nın onayının antlaşmaya anayasal açıdan tam bir hukuki geçerlilik kazandırdığı yönündeki değerlendirme söylenemez.
Sevr Antlaşması'nın hukuken geçerli olabilmesi için Kanun-i Esasi'nin ilgili maddesi gereği Mebusan Meclisi'nin onayından geçmesi zorunludur. Ancak meclis kapalı olduğundan antlaşma Saltanat Şûrası tarafından onaylanmıştır. Bu durum antlaşmaya yasal bir geçerlilik kazandırmamış, aksine hukuken geçersiz (ölü doğmuş) kalmasına yol açmıştır. Dolayısıyla Saltanat Şûrası onayının antlaşmaya hukuki geçerlilik kazandırdığı yönündeki değerlendirme söylenemez.

Adım Adım Çözüm

1
Kanun-i Esasi hükümlerinin incelenmesi
Anayasa'ya göre barış antlaşmalarının yürürlüğe girebilmesi için Mebusan Meclisi onayından geçmesi zorunludur.
Antlaşmanın anayasal geçerliliğini test etmek için mevcut hukuki çerçevenin sınırlarını belirlemek.
2
Saltanat Şûrası'nın yetkisinin analiz edilmesi
Saltanat Şûrası anayasal bir yasama organı olmayıp padişah başkanlığında toplanan olağanüstü bir danışma kuruludur.
Kurulun kararlarının yasama gücü taşıyıp taşımadığını ve meclis onayının yerini olup olamayacağını saptamak.
3
Antlaşmanın hukuki geçerliliğinin tespiti
Mebusan Meclisi kapalı olduğundan ve onay vermediğinden Sevr Antlaşması anayasal olarak geçersiz kalmış ve yürürlüğe girememiştir.
Padişahın katılımıyla Saltanat Şûrası'nın onay vermesinin antlaşmaya hukuki ve anayasal geçerlilik kazandırmayacağını belirlemek.

Anahtar Kavram

Sevr Antlaşması'nın hukuki geçersizliği ve Kanun-i Esasi ilişkisi
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 5035Soru

Karasal biyomların yeryüzündeki coğrafi dağılışı; sıcaklık, yağış ve nem gibi iklim elemanlarının enlemsel ve karasal değişimleriyle doğrudan ilişkilidir. Biyomlarda yaşayan canlı toplulukları, hayatta kalabilmek ve nesillerini sürdürebilmek amacıyla yaşadıkları ortamın çevre koşullarına yönelik çeşitli fizyolojik ve morfolojik uyumlar (adaptasyonlar) geliştirmişlerdir.

Aşağıdaki dünya haritasında üç farklı alan renklendirilerek gösterilmiştir:
* I. Alan: Kuzey Amerika'nın güneybatı kıyıları (Kaliforniya çevresi - Çalı Biyomu)
* II. Alan: Afrika Kıtası'nda ekvatoral kuşağın kuzey ve güneyindeki geçiş bölgeleri (Savan Biyomu)
* III. Alan: Asya Kıtası'nın kuzey kesimleri (Sibirya - İğne Yapraklı Orman / Tayga Biyomu)

Bu alanlarda hâkim olan karasal biyomlar ve buralardaki ekolojik süreçler ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: III. alanda yaygın olan iğne yapraklı ağaçların yaprak yüzeylerini kaplayan kalın kutikula tabakası, kış mevsiminde topraktaki suyin donmasıyla ortaya çıkan fizyolojik kuraklığa karşı su kaybını en aza indiren bir adaptasyondur.

Cevap

III. alanda yaygın olan iğne yapraklı ağaçların yaprak yüzeylerini kaplayan kalın kutikula tabakası, kış mevsiminde topraktaki suyun donmasıyla ortaya çıkan fizyolojik kuraklığa karşı su kaybını en aza indiren bir adaptasyondur.
İğne yapraklı orman (Tayga) biyomunun yaygın olduğu Sibirya gibi soğuk bölgelerde, kış aylarında sıcaklık sıfırın altına düşer ve topraktaki su donar. Bitkiler kökleriyle bu suyu alamadıkları için bu duruma 'fizyolojik kuraklık' denir. İğne yapraklı ağaçlar, yaprak yüzeylerindeki kalın mumsu kutikula tabakası sayesinde terleme ile su kaybını en aza indirerek bu zorlu dönemi atlatırlar. Bu nedenle iğne yapraklı ağaçların kalın kutikula tabakasının fizyolojik kuraklığa karşı su kaybını önlemesi ifadesi doğrudur.

Adım Adım Çözüm

1
III. alanda hâkim olan Tayga biyomunun kış koşullarını analiz etmek.
Sibirya gibi sert karasal iklim bölgelerinde kışın su donar ve bitkiler topraktan su ememez. Bu durum 'fizyolojik kuraklık' olarak tanımlanır.
İğne yapraklı ağaçların iğne yaprak yapısı ve kalın kutikula tabakasının bu kuraklığa karşı koruma sağladığını doğrulamak.
2
I. alandaki çalı biyomunun dağılış nedenini değerlendirmek.
Benzer biyomların farklı kıtalarda bulunması, kıtaların jeolojik olarak sabit kalmasıyla değil, günümüzdeki benzer Akdeniz iklim şartlarının (yaz kuraklığı, kış yağışları) varlığıyla açıklanır.
Paleocoğrafya etkisini modern fiziksel faktörlerle karıştırmamak.
3
II. alandaki azot döngüsü süreçlerini kontrol etmek.
Bitki ve hayvanlar havada serbest halde bulunan azot gazını (N2N_2) doğrudan solunumla bünyelerine katamazlar. Azotun bağlanması (fiksasyon) ancak bakteriler ve yıldırım gibi fiziksel-kimyasal süreçlerle olur.
Azot fiksasyonuna dair biyolojik yanılgıları düzeltmek.
4
III. alandaki enerji piramidini ve enerji akış kuralını incelemek.
Besin zincirinde üst basamaklara aktarılan enerji oranı her zaman yaklaşık %10\%10 civarındadır, kalan %90\%90 çevreye ısı ve atık olarak yayılır. İklimin soğuk olması bu aktarım oranını tersine çeviremez.
Enerji piramidindeki yüzde 10 kuralının evrenselliğini ortaya koymak.
5
II. alandaki tektonik hareketliliği ve biyom sınırlarını sorgulamak.
Afrika savan kuşağı yıkıcı depremlerin ve aktif volkanların biyom sınırlarını çizdiği bir levha sınır bölgesi değildir. Kararsız biyoçeşitlilik mevsimsel yağış rejiminden kaynaklanır.
Haritada işaretli bölgelerin tektonik özellikleri ile biyom dinamikleri arasındaki hatalı ilişkiyi belirlemek.

Anahtar Kavram

Karasal Biyomların Özellikleri ve Canlı Adaptasyonları
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 5036Soru

Türkiye’nin gelecekteki demografik yapısına yönelik yapılan nüfus projeksiyonları, devletin eğitimden sağlığa, istihdamdan sosyal güvenliğe kadar birçok alanda uzun vadeli planlamalar yapmasını sağlar. TÜİK tarafından hazırlanan farklı senaryolar ve nüfus projeksiyonlarının temel hedefleri, ülkenin sosyo-ekonomik geleceğini doğrudan şekillendirir.

Buna göre, solda verilen nüfus projeksiyonu durum/senaryolarını, sağda verilen bu projeksiyonların ortaya çıkaracağı sosyo-ekonomik sonuçlar ve politika gereksinimleriyle en uygun şekilde eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Toplam doğurganlık hızının yenilenme düzeyinin altına (1431{}43 seviyesine) gerileyeceği ve net göçün duracağı varsayılan düşük doğurganlık senaryosu.
Doğurganlığı teşvik edici politikaların başarıya ulaşarak toplam doğurganlık hızının kademeli olarak yenilenme düzeyinin (2102{}10 seviyesinin) üzerine çıkacağı varsayılan yüksek doğurganlık senaryosu.
Nüfus projeksiyonlarında çalışma çağındaki aktif nüfus oranının (15-6415\text{-}64 yaş grubu) zirve yapacağı ve bağımlı n��fus oranının en düşük seviyede kalacağı dönemin (demografik fırsat penceresi) belirlenmesi.
Nüfus projeksiyonlarının belirli periyotlarla güncellenerek gelecekteki yaş grupları dağılımının ve toplam nüfus miktarının önceden tahmin edilmesi.

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Düşük doğurganlık senaryosu, sosyal güvenlik sisteminde aktif/pasif oranının bozulması ve yaşlı bakım harcamalarının artmasıyla; yüksek doğurganlık senaryosu, çocuk odaklı kamu yatırımlarının artması ve genç iş gücü potansiyelinin korunmasıyla; demografik fırsat penceresinin belirlenmesi, istihdam ve mesleki eğitim yatırımlarının yoğunlaştırılmasıyla; nüfus projeksiyonlarının güncellenmesi ise eğitim derslik ihtiyacı, yatak kapasitesi ve bütçe planlamasının rasyonel yapılmasıyla eşleşmektedir.
Düşük doğurganlık senaryosu yaşlanan nüfusun getireceği sosyal güvenlik sorunlarıyla; yüksek doğurganlık senaryosu çocuk nüfusu odaklı demografik yatırımlarla; demografik fırsat penceresi üretken yaştaki nüfusun en yüksek düzeyde olmasının getirdiği ekonomik fırsatlarla; nüfus projeksiyonlarının temel yapılış amacı ise kamu bütçesi, derslik ve yatak kapasitesinin rasyonel planlanmasıyla doğrudan ilişkilidir.

Adım Adım Çözüm

1
Düşük doğurganlık senaryosunun (1431{}43 seviyesi) demografik etkilerini analiz etmek.
Bu senaryoda doğumların azalmasıyla genç nüfus gerilerken yaşlı nüfus oranı hızla artar, bu da sosyal güvenlik sistemi üzerindeki mali yükü artırır.
Genç nüfus girdisinin azalması aktif sigortalı çalışan sayısını düşürürken, yaşlı nüfusun artması emekli maaşları ve sağlık harcamalarını yükseltir.
2
Yüksek doğurganlık senaryosunun (2102{}10 üzeri seviye) kısa ve uzun vadeli sonuçlarını değerlendirmek.
Kısa vadede kreş ve eğitim harcamaları gibi demografik yatırımlar artarken, uzun vadede genç iş gücü havuzu korunur.
Doğum oranlarındaki artış ilk yıllarda bağımlı çocuk nüfusunu büyütür, ancak bu nüfus ilerleyen yıllarda iş gücüne katılarak dinamizmi sürdürür.
3
Demografik fırsat penceresi kavramının (15-6415\text{-}64 yaş grubunun en yüksek olması) karşılığını belirlemek.
Üretken nüfus oranının yüksek olmasından dolayı ekonomik büyüme yatırımları ve istihdam odaklı politikalara ağırlık verilmelidir.
Bağımlı nüfus oranının minimumda olduğu bu dönem, iş gücü potansiyelinin en yüksek verimle kullanılabileceği demografik bir avantaj sunar.
4
Nüfus projeksiyonlarının genel yapılış amacını kamu planlamalarıyla eşleştirmek.
Eğitim yatırımları, sağlık altyapısı ve kamu bütçesinin rasyonel ve verimli kullanılması sağlanır.
Projeksiyonlar, gelecekteki nüfusun ihtiyaçlarını önceden görerek devletin kaynaklarını doğru alanlara tahsis etmesini kolaylaştırır.

Anahtar Kavram

Nüfus Projeksiyonlarının Çeşitli Senaryoları ve Sosyo-Ekonomik Planlamadaki Rolü
Soru 5037Soru

Türkiye'de hayvancılık faaliyetlerinin yapılış şekli, verim özellikleri ve coğrafi dağılışı üzerinde fiziki ve beşerî faktörler birlikte etkili olmaktadır. Haritada numaralandırılarak gösterilen alanlarda farklı hayvancılık ve ormancılık faaliyetleri ön plana çıkmaktadır.

Buna göre, haritada gösterilen alanlar ve bu alanlardaki ekonomik faaliyetlerin özellikleri ile ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: III numaralı alanda besi ve ahır hayvancılığından elde edilen et ve süt veriminin II numaralı alana göre çok daha yüksek olması, temel olarak III numaralı alandaki doğal otlak ve mera alanlarının vejetasyon süresinin daha uzun ve besin değerinin yüksek olmasından kaynaklanmaktadır.

Cevap

Besi ve ahır hayvancılığında elde edilen yüksek verimin doğal otlakların vejetasyon süresi ve kalitesiyle ilişkilendirildiği seçenek yanlıştır.
Besi ve ahır hayvancılığında verimliliğin yüksek olmasının temel sebebi doğal meraların kalitesi değil, kapalı barınaklarda uygulanan modern yöntemler, kaliteli yem kullanımı ve hayvan soylarının ıslah edilmesidir. Mera hayvancılığında ise üretim doğrudan doğal otlaklara ve iklime bağlıdır. Bu nedenle, batı bölgelerindeki yüksek verimi meraların kalitesiyle açıklayan ifade yanlıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Soruda verilen haritadaki numaralandırılmış alanların coğrafi özelliklerini ve bu alanlarda öne çıkan ekonomik faaliyetleri belirlemek.
I numaralı alan Batı Karadeniz (ormancılık), II numaralı alan Erzurum-Kars (büyükbaş mera hayvancılığı), III numaralı alan ise Güney Marmara/Kıyı Ege (besi, ahır ve kümes hayvancılığı) olarak tanımlanır.
Doğru analizin yapılabilmesi için her bir numaranın coğrafi konumunun ve oradaki temel ekonomik faaliyetlerin tespit edilmesi gerekir.
2
Seçeneklerdeki ifadeleri bu alanların özellikleri ve uygulanan hayvancılık/ormancılık metotları çerçevesinde değerlendirmek.
I, II, III ve V. (E seçeneği) öncüllerdeki ifadelerin coğrafi gerçeklerle uyuştuğu görülür.
Hangi ifadenin yanlış olduğunu bulmak için her bir seçeneğin doğruluğu bilimsel coğrafya ilkeleriyle sınanır.
3
Besi-ahır hayvancılığı (III numaralı alan) ile mera hayvancılığı (II numaralı alan) arasındaki verimlilik farkının nedenlerini analiz etmek.
III numaralı alandaki besi ve ahır hayvancılığında verimin yüksek olmasının nedeni doğal meralar değil; kapalı tesislerde yapılan modern ıslah çalışmaları, dengeli yem rasyonları ve kontrollü bakım koşullarıdır.
Öğrencilerin besi-ahır hayvancılığının iklimden ve yerel otlaklardan bağımsız olarak yürütüldüğünü kavraması sağlanır.
4
Yanlış olan seçeneği belirleyerek doğru cevaba ulaşmak.
III numaralı alandaki yüksek verimin doğal otlakların vejetasyon süresi ve kalitesiyle ilişkilendirildiği seçeneğin yanlış olduğu tespit edilir.
Besi-ahır hayvancılığının temel özelliğine aykırı olan bu ifade soruda aranan yanlış değerlendirmedir.

Anahtar Kavram

Türkiye'de besi-ahır ve mera hayvancılığı ile ormancılık faaliyetlerinin coğrafi özellikleri ve verim faktörleri
Soru 5038Soru

Antik Çağ'dan bu yana felsefe ve hikmet (sophia) arasındaki ilişki, bilginin doğası ve insan aklının sınırları bağlamında ele alınmıştır. Pythagoras'ın kendisini bir 'sophos' (bilge) değil, yalnızca 'philosophos' (bilgeliği arayan/seven) olarak tanımlaması, insan aklının mutlak bilgi karşısındaki konumunu belirleyen kurucu bir tavırdır. Hikmet; varlığın ilk ilkelerine ve nihai hakikatine dair eksiksiz, kuşatıcı ve sarsılmaz bir kavrayışı, yani bir 'sahip oluşu' temsil ederken; felsefe bu bütüne yönelen, onu anlamaya çalışan ama hiçbir zaman onunla bütünüyle özdeşleştiğini iddia edemeyen dinamik bir arayış sürecidir. Felsefe, hikmete ulaşma iddiasında bulunmak yerine, hikmetin ışığında yola devam etme çabasıdır.

Bu parçadaki düşüncelerden yola çıkıldığında, felsefe ve hikmet arasındaki ilişkiyle ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Felsefe, hikmeti nihai bir hedef olarak belirleyen dinamik bir yönelim iken; hikmet, felsefenin asla tam anlamıyla temellük edemeyeceği kuşatıcı bir bilgelik durumudur.

Cevap

Felsefe, hikmeti nihai bir hedef olarak belirleyen dinamik bir yönelim iken; hikmet, felsefenin asla tam anlamıyla temellük edemeyeceği kuşatıcı bir bilgelik durumudur.
Felsefe, kelime anlamı itibarıyla bilgeliği sevmek ve aramak anlamına gelen dinamik bir süreçtir. Hikmet (sophia) ise hakikatin tamamına sahip olma durumunu, yani mutlak bilgiyi temsil eder. Parçada belirtildiği üzere, insan aklının mutlak bilgiye tam olarak sahip olması mümkün olmasa da, felsefe bu nihai hedefe yönelen sürekli bir arayıştır. Bu nedenle, felsefenin hikmeti bir hedef olarak belirleyen bir yönelim olduğu, hikmetin ise felsefenin tamamen ele geçiremeyeceği kuşatıcı bir durum olduğu yargısı doğrudur.

Adım Adım Çözüm

1
Parçadaki temel kavramları (felsefe ve hikmet) tanımlayınız.
Hikmet, nihai hakikate ve varlığın ilk ilkelerine dair sarsılmaz bir kavrayışı (sahip oluşu) temsil eder. Felsefe ise bu hakikate yönelen ama ona tamamen sahip olduğunu iddia edemeyen dinamik bir arayış (philosophia) sürecidir.
Kavramsal ayrımın yapılabilmesi ve parçadaki argümanın doğru çözümlenebilmesi için ilk adımdır.
2
Pythagoras'ın 'philosophos' kavramını kullanma gerekçesini analiz ediniz.
Pythagoras, insanın mutlak hakikatin sahibi ('sophos') olamayacağını, ancak onu arayabileceğini ve sevebileceğini ('philosophos') savunmuştur. Bu da insanın bilgi sınırlarını çizer.
İnsanın mutlak hakikat (hikmet) karşısındaki sınırlılığını ve felsefenin bu sınırlılık içindeki konumunu anlamak için gereklidir.
3
Parçada geçen 'felsefenin hikmetin ışığında yola devam etme çabası' ifadesini değerlendiriniz.
Felsefe, hikmete bütünüyle ulaşamasa da, hikmeti kendine nihai bir yönelim/hedef olarak belirler ve bu doğrultuda sürekli bir arayış içinde olur.
Felsefe ile hikmet arasındaki dinamik yönelim ilişkisini kurmak için önemlidir.
4
Seçenekleri analiz ederek doğru yargıyı saptayınız.
Felsefenin hikmete yönelen dinamik bir arayış olduğunu, hikmetin ise insanın tamamen kendi tekeline alamayacağı (temellük edemeyeceği) kuşatıcı bir bilgelik durumu olduğunu belirten seçenek doğrudur.
Parçadaki analizi seçenekler üzerinden test edip doğru cevaba ulaşmak için son adımdır.

Anahtar Kavram

Felsefe ve Hikmet İlişkisi (Arayış ve Sahip Olma Ayrımı)
Soru 5039Soru

İstanbul'un fethine giden süreçte Osmanlı Devleti'nin yaptığı hazırlıklar ile Bizans İmparatorluğu'nun bu hazırlıklara karşı aldığı önlemler ve yaşanan gelişmeler dikkate alındığında, aşağıdakilerin kronolojik olarak eskiden yeniye doğru sıralanışı nasıl olmalıdır?

Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Kronolojik sıralama; Venedik ve Macar Krallığı ile antlaşmaların yenilenmesi (1451), Boğazkesen (Rumeli) Hisarı'nın inşas�� (1452), Ayasofya'da Kiliselerin Birleşmesi ayini (Aralık 1452) ve Osmanlı donanmasının Marmara Denizi'nde konuşlanması (Mart 1453) şeklinde olmalıdır.
İstanbul'un fethine hazırlık sürecinde öncelikle II. Mehmed'in Batı sınır güvenliğini diplomatik yollarla garanti altına alması (1451), ardından Boğaz geçişlerini kontrol etmek için Boğazkesen (Rumeli) Hisarı'nı inşa ettirmesi (1452), buna karşılık Bizans'ın Batı desteğini almak için kilise birliğini ilan etmesi (Aralık 1452) ve nihayetinde kuşatmanın hemen öncesinde donanmanın sevk edilmesi (Mart 1453) gerçekleşmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Kuşatma öncesi ilk diplomatik adımı belirlemek.
Venedik ve Macar Krallığı ile yapılan antlaşmaların yenilenmesi (1451) ilk sıraya yerleştirilir.
II. Mehmed, tahta geçtikten hemen sonra Bizans'a yönelebilmek için Batı'dan gelebilecek olası bir haçlı ittifakını engellemek amacıyla barış antlaşmalarını tazelemiştir.
2
Boğaz güvenliğini ve lojistiği kontrol altına almaya yönelik stratejik askeri inşayı tespit etmek.
Boğazkesen (Rumeli) Hisarı'nın inşası (Ağustos 1452) ikinci sıraya yerleştirilir.
Kuşatmanın lojistik altyapısını kurmak amacıyla Karadeniz ticaret ve askeri yolunu kapatmak için bu hisar inşa edilmiştir.
3
Kuşatma tehdidi karşısında Bizans'ın attığı en büyük diplomatik-dini adımı belirlemek.
Ayasofya'da kiliselerin birleştiğini ilan eden ayinin düzenlenmesi (Aralık 1452) üçüncü sıraya yerleştirilir.
Osmanlı hazırlıklarının ciddiyetini gören Bizans İmparatoru, halkın karşı çıkmasına rağmen Katolik dünyasının desteğini çekebilmek için kilise birliğini ilan etmiştir.
4
Kuşatmanın başlamasından hemen önceki son askeri yığınağı belirlemek.
Gelibolu donanmasının Marmara'da konuşlanması (Mart 1453) son sıraya yerleştirilir.
Şahi toplarının İstanbul önlerine getirilmesi ve kuşatmanın başlamasından hemen önce, deniz yoluyla gelebilecek Bizans yardımlarını önlemek adına donanma konuşlandırılmıştır.

Anahtar Kavram

İstanbul'un Fethi öncesinde Osmanlı Devleti ve Bizans İmparatorluğu'nun diplomatik, askeri ve dini stratejilerinin kronolojik gelişimi
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 5040Soru

Milli Mücadele Dönemi'nde işgalci güçlere ve azınlıklara karşı Doğu ve Güney Cephelerinde hem askeri hem de diplomatik alanlarda son derece kritik mücadeleler yürütülmüştür. Bu süreçte yerel direniş örgütlenmiş, düzenli ordu ve milis güçler vasıtasıyla önemli başarılar kazanılmış, bu başarılar çeşitli antlaşmalar ve kongreler ile hukuki zemin kazanmıştır.

Buna göre, sol sütunda verilen tarihi gelişmeleri, sağ sütunda verilen açıklamalarıyla doğru olacak şekilde eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Gümrü Antlaşması (3 Aralık 1920)
Ankara Antlaşması (20 Ekim 1921)
Kars Antlaşması (13 Ekim 1921)
Pozantı Kongresi (5 Ağustos 1920)

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Gümrü Antlaşması ilk siyasi başarıyı sağlayan belgeyle, Ankara Antlaşması İtilaf bloğundaki çatlağı oluşturan ve Hatay tavizini içeren antlaşmayla, Kars Antlaşması doğu sınırına son hukuki şeklini veren belgeyle ve Pozantı Kongresi Güney Cephesi'ndeki yerel mücadelenin kurumsallaşmasını sağlayan kongreyle eşleşmelidir.
Gümrü Antlaşması'nın ilk başarı olması, Kars Antlaşması'nın doğu sınırına son halini vermesi, Ankara Antlaşması'nın İtilaf bloğundaki çatlağı tescillemesi ve Pozantı Kongresi'nin güneydeki yerel direnişin kurumsal merkezi olması temeline dayalı eşleştirme doğrudur.

Adım Adım Çözüm

1
Doğu Cephesi'ndeki ilk diplomatik gelişmeyi belirlemek
Gümrü Antlaşması (3 Aralık 1920), Ermenistan ile imzalanmış ve TBMM'nin ilk askeri zaferi sonrasındaki ilk diplomatik başarısı olup Ermenistan'ın Sevr'i reddetmesini sağlamıştır. Bu durum birinci açıklama ile eşleşir.
Doğu sınırının ilk aşamasını ve ilk askeri-siyasi zaferi belirlemek için.
2
Doğu sınırına kesin şeklini veren antlaşmayı incelemek
Kars Antlaşması (13 Ekim 1921), Sakarya Zaferi sonrasında Kafkas Cumhuriyetleri (Azerbaycan, Gürcistan, Ermenistan) ile imzalanmış ve doğu sınırını kesinleştirmiştir. Bu durum üçüncü açıklama ile eşleşir.
Doğu Cephesi'ndeki nihai diplomatik sınırı tespit etmek için.
3
Güney Cephesi'ndeki diplomatik antlaşmayı değerlendirmek
Ankara Antlaşması (20 Ekim 1921), Sakarya Zaferi sonrasında Fransa ile imzalanmış, Hatay'ın dışarıda kalmasıyla Misak-ı Milli'den taviz verilmiştir. Fransa, TBMM'yi tanıyan ilk İtilaf devleti olmuştur. Bu durum dördüncü açıklama ile eşleşir.
Güney sınırının ve Fransa ile ilişkilerin seyrini belirlemek için.
4
Güney Cephesi'ndeki yerel örgütlenme toplantısını analiz etmek
Pozantı Kongresi (5 Ağustos 1920), Güney Cephesi'ndeki direnişi örgütlemek ve Kilikya bölgesini idari olarak yapılandırmak amacıyla toplanmıştır. Adana valiliği geçici olarak Pozantı'ya taşınmıştır. Bu durum ikinci açıklama ile eşleşir.
Güney Cephesi'ndeki milis kuvvetlerin ve yerel idarenin kurumsallaşma çabasını tespit etmek için.

Anahtar Kavram

Milli Mücadele Dönemi'nde Doğu ve Güney Cepheleri'ndeki askeri başarıların diplomatik ve idari sonuçları
ÖncekiSayfa 252 / 437Sonraki
Tüm alıştırma soruları — YKS AYT (Alan Yeterlilik Testi) | Examkin