Tüm alıştırma soruları

8734 soru

Soru 5041Soru

Sibirya’nın zengin doğal gaz kaynaklarının çıkarılması, boru hatlarıyla Avrupa pazarlarına taşınması ve buralarda enerji kaynağı olarak kullanılması süreci; üretim, dağıtım ve tüketim aşamalarının karşılıklı etkileşimine dayanmaktadır.

Bu süreçte üretim, dağıtım ve tüketim faaliyetlerini etkileyen faktörler göz önüne alındığında;

I. Dağıtım aşamasında modern teknoloji ürünü boru hatlarının ve buzkıran gemilerin kullanılması, iklim ve yer şekilleri gibi doğal faktörlerin dağıtım üzerindeki sınırlayıcı etkisini tamamen ortadan kaldırmıştır.
II. Üretim aşamasında, coğrafi ortamın sunduğu hammadde potansiyeli tek başına yeterli olmayıp; bu kaynağın işletilebilmesi için teknolojik altyapı ve sermaye gibi beşeri faktörlerin de sürece dahil olması zorunludur.
III. Tüketim aşamasında, Avrupa'daki pazar alanlarının yüksek satın alma gücü ve enerji talebi gibi beşeri özellikleri, Sibirya'daki üretim miktarını ve dağıtım ağlarının yönünü belirleyen temel etkendir.

değerlendirmelerinden hangileri doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: II ve III

Cevap

Üretimin gerçekleşmesinde beşeri faktörlerin (teknoloji/sermaye) zorunluluğunu belirten ikinci ifade ile tüketim talebinin üretim ve dağıtımı yönlendirdiğini belirten üçüncü ifade doğrudur.
Üretimin başlaması için doğal kaynak varlığının yanı sıra teknoloji ve sermaye gibi beşeri unsurların bulunması zorunludur. Tüketim alanlarındaki sanayileşmiş nüfusun yüksek enerji talebi de üretim seviyesini ve dağıtım rotalarını şekillendirir. Dolayısıyla hammadde-beşeri faktör ilişkisini ve tüketim gücünün etkisini doğru açıklayan ifadeler geçerlidir. Ancak teknoloji, doğal çevre engellerini tamamen ortadan kaldıramaz.

Adım Adım Çözüm

1
I. öncülün coğrafi açıdan analiz edilmesi
Doğal faktörlerin (iklim koşulları, permafrost vb.) dağıtım faaliyetleri üzerindeki sınırlayıcı etkisi modern teknolojiyle hafifletilse de tamamen ortadan kalkmamıştır.
Boru hattı döşeme ve deniz yolu taşımacılığı hala dondurucu soğuklar ve yer şekillerinin fiziki engellerine maruz kalmaktadır.
2
II. öncülün coğrafi açıdan analiz edilmesi
Doğal bir faktör olan hammadde varlığı, beşeri faktörler (teknolojik altyapı, sermaye ve iş gücü) sürece dahil edilmeden tek başına üretime dönüşemez. Bu nedenle bu ifade doğrudur.
Sanayi faaliyetlerinde ham maddenin işlenip ekonomik değer kazanması beşeri girdilere bağlıdır.
3
III. öncülün coğrafi açıdan analiz edilmesi
Avrupa pazarlarının enerji ihtiyacı, nüfusu ve sanayi kapasitesi gibi beşeri etkenler tüketim aşamasını oluşturur ve bu talep Sibirya'daki üretim miktarını ve dağıtım hatlarının rotalarını doğrudan belirler. Bu nedenle bu ifade doğrudur.
Tüketim hacmi ve pazar talebi, üretim ve dağıtım süreçlerinin en temel yönlendirici gücüdür.

Anahtar Kavram

Üretim, dağıtım ve tüketim faaliyetlerinin coğrafi unsurlarla etkileşimi ve beşeri teknolojinin doğal sınırlılıklar üzerindeki kısmi etkisi
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 5042Soru

Jeopolitik, bir ülkenin coğrafi özellikleriyle siyaseti arasındaki ilişkiyi inceler. Ülkelerin jeopolitik konumunu belirleyen unsurlar; fiziki coğrafya özelliklerini içeren 'değişmeyen (statik) unsurlar' ile beşerî ve ekonomik coğrafya özelliklerini içeren 'değişen (dinamik) unsurlar' olmak üzere ikiye ayrılır. Değişmeyen unsurlar zamanla değişmezken ya da çok yavaş değişirken, değişen unsurlar hızla değişebilir ve bir ülkenin küresel ya da bölgesel siyasi gücünü doğrudan etkiler.

Buna göre, Türkiye'nin jeopolitik konumu ve bu konumu etkileyen unsurlar ile ilgili yap��lan aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi, bu unsurların jeopolitik etkileri açısından yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Türkiye'nin sahip olduğu bor, krom ve linyit gibi zengin maden rezervleri, jeolojik yapının bir sonucu olarak jeopolitiğin değişmeyen (statik) unsurları arasında yer alırken; bu madenlerin işlenip mamul maddeye dönüştürülerek ihraç edilmesi ve enerji politikalarında stratejik ham madde olarak kullanılması da doğrudan bu rezervlere bağımlı olduğundan değişmeyen (statik) unsurlar kapsamında değerlendirilir.

Cevap

Türkiye'nin sahip olduğu maden rezervlerinin varlığı değişmeyen (statik) bir unsurken, bu kaynakların sanayide işlenerek ihraç edilmesi ve enerji politikalarında stratejik ham madde olarak kullanılması değişen (dinamik) unsurlar kapsamında yer alır.
Maden rezervlerinin varlığı ve jeolojik yapı coğrafi birer gerçeklik olarak değişmeyen (statik) unsurdur. Ancak bu madenlerin sanayide işlenmesi, ihraç edilmesi ve enerji arz güvenliğinde kullanılması beşerî ve ekonomik süreçler olup jeopolitiğin değişen (dinamik) unsurları kapsamındadır. Bu nedenle madenlerin işlenmesi ve politikada kullanılmasının statik unsurlar kapsamında değerlendirildiği seçenek yanlıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Jeopolitiğin değişen ve değişmeyen unsurlarının tanımı analiz edilir.
Değişmeyen unsurlar coğrafi konum, yer şekilleri, iklim ve su kaynakları gibi fiziki özellikleri kapsar. Değişen unsurlar ise ekonomi, askeri güç, beşerî yapı ve politik değerler gibi zamanla değişebilen faktörleri içerir.
Soruda verilen önermelerin hangisinde bu unsurların yanlış sınıflandırıldığını tespit etmek.
2
Seçeneklerdeki coğrafi durumlar ve bunların jeopolitik sınıflandırılmaları tek tek incelenir.
Asya-Avrupa arasındaki konum (statik) - ulaştırma teknolojileri (dinamik); Fırat-Dicle nehirleri (statik) - sınır aşan sular diplomasisi (dinamik); yer şekilleri (statik) - savunma teknolojileri (dinamik); iklim (statik) - tarım politikaları (dinamik) eşleştirmelerinin hepsi doğrudur.
Doğru olan değerlendirmeleri eleyerek yanlış olan seçeneğe ulaşmak.
3
Madenlerin jeolojik varlığı ile işletilmesi ve ekonomik politikalarla ilişkisi değerlendirilir.
Madenlerin jeolojik oluşumu ve varlığı statiktir. Ancak bu madenlerin işlenmesi (sanayi), ihraç edilmesi (ticaret/ekonomi) ve enerji politikalarında kullanılması (siyaset/ekonomi) beşerî faaliyetlerdir ve kesinlikle dinamik unsurlardır.
Madenlerin kullanım biçiminin ve ekonomik politikaların statik olarak sınıflandırılmasının kavramsal bir hata olduğunu ortaya koymak.

Anahtar Kavram

Jeopolitik konumun değişen (dinamik) ve değişmeyen (statik) unsurları ile bunların birbirleriyle olan etkileşimi.
Soru 5043Soru

Sucul biyomlar; suyun tuzluluk oranı, sıcaklığı, derinliği ve ışık geçirgenliği gibi fiziksel ve kimyasal özelliklerine göre farklı ekolojik kuşaklara ve yaşam alanlarına ayrılırlar. Aşağıda verilen sucul biyom alanları ile bu alanların ekolojik özelliklerini doğru şekilde eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Estuar (Nehir Ağzı)
Mercan Resifleri
Litoral Göl Bölgesi
Abisal Deniz Bölgesi

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Eşleştirmede; Estuar (Nehir Ağzı) kavramı gelgit ve akarsu karışımını içeren açıklamayla, Mercan Resifleri denizlerin sıcak ve sığ kesimlerindeki biyolojik zenginlik açıklamasıyla, Litoral Göl Bölgesi göllerin ışıklı kıyı kuşağı açıklamasıyla, Abisal Deniz Bölgesi ise okyanusun güneş ışığı almayan derinlikleri açıklamasıyla eşleşir.
Doğru eşleştirmeler sucul biyomların derinlik, tuzluluk, sıcaklık ve ışık alma durumlarına göre belirlenmiştir. Estuar nehir ağzını, mercan resifi tropikal sığ deniz yapısını, litoral kıyı göl kuşağını, abisal ise karanlık derinlikleri niteler.

Adım Adım Çözüm

1
Estuar kavramının tanımını ve ekolojik özelliklerini analiz etmek.
Estuarların akarsu ve deniz suyunun birleştiği, yüksek besin tuzu girdisi olan üretken haliç ağızları olduğu tespit edilir. Bu durum gelgit olaylarının ve akarsu taşınımının etkisiyle tatlı ve tuzlu suyun dinamik olarak karıştığı açıklamayla eşleşir.
Sucul biyomlarda geçiş bölgelerinin ekolojik üretkenliğini belirleyen faktörleri anlamak için.
2
Mercan resiflerinin fiziksel çevre isteklerini ve ekosistemdeki yerini belirlemek.
Mercanların sığ, sıcak ve ışıklı tropikal denizlerde kalsiyum karbonat yapılarıyla oluştuğu ve yüksek tür çeşitliliğine sahip olduğu saptanır. Bu durum denizlerin sığ, sıcak, berrak ve ışık alan kesimlerinde simbiyotik alglerle birlikte yaşayan canlıların oluşturduğu açıklamayla örtüşür.
Denizel biyomların en yüksek biyoçeşitliliğe sahip olan alanlarını doğru tanımlamak için.
3
Göllerdeki dikey ve yatay kuşakları inceleyerek litoral bölgenin yerini bulmak.
Litoral bölgenin göllerin sığ kıyı kesimlerinde, köklü bitkilerin yetiştiği ve fotosentezin en fazla yapıldığı alan olduğu saptanır. Bu durum tatlı su göllerinin güneş ışınlarının tabana kadar erişebildiği kıyı kuşağı açıklamasıyla eşleşir.
Tatlı su biyomlarındaki derinliğe bağlı ekolojik değişimleri ayırt etmek için.
4
Okyanus derinliklerini temsil eden abisal bölgenin özelliklerini değerlendirmek.
Abisal bölgenin ışığın ulaşmadığı, yüksek basınçlı ve besin zincirinin döküntülere veya kemosenteze dayalı olduğu derin deniz çukurları olduğu belirlenir. Bu durum güneş ışığının tamamen yok olduğu okyanus derinlikleri açıklamasıyla eşleşir.
Okyanusların afotik kuşağındaki ekstrem yaşam koşullarını kavramak için.

Anahtar Kavram

Sucul Biyomların Fiziksel ve Ekolojik Bölümleri
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 5044Soru

Avrasya bozkırlarında yapılan arkeolojik araştırmalar, bölgedeki ilk kültür merkezlerinin gelişim seyri ve bu kültürlerin Türk göçlerindeki rolü hakkında önemli veriler sağlamaktadır. Farklı dönemlere ait iki ayrı kurgan buluntusunu inceleyen bir araştırmacı şu tespitleri yapmıştır:

Kurgan Bulgusu I (Altaylar - MÖ 2500 civarı)Kurgan Bulgusu II (Yenisey - MÖ 1000 civarı)
Bakır bıçak ve ok uçları, basit seramik çanak çömlekler, koyun ve at kemikleriDemir kılıçlar, bronzdan dökülmüş dört tekerlekli araba parçaları, hayvan üsluplu kemer tokaları

Bu buluntular ve temsil ettikleri kültür çevreleri göz önüne alındığında, bozkır kültürüyle ilgili aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılabilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kurgan I'in temsil ettiği Afanasyevo kültüründen Kurgan II'nin yansıttığı Karasuk kültürüne geçiş sürecinde, metalurji alanındaki gelişimle birlikte göçlerin lojistik altyapısını güçlendiren taşıma araçları ortaya çıkmıştır.

Cevap

Afanasyevo kültüründen Karasuk kültürüne geçişte maden işleme teknolojisinin ilerlediği ve tekerlekli araçlarla göç lojistiğinin geliştiği yargısı doğrudur.
Buluntulardaki gelişim süreci, Afanasyevo kültüründeki bakır kullanımından Karasuk kültüründeki demir kullanımına ve tekerlekli araba parçaları ile hareket kabiliyetinin artmasına dayanmaktadır. Bu durum bozkır topluluklarının metalurji teknolojisini ilerlettiğini ve göç hareketleri için gerekli olan lojistik taşıma araçlarını geliştirdiğini gösterir.

Adım Adım Çözüm

1
Kurgan I'deki buluntuların ve tarihlemenin hangi kültüre ait olduğunu belirlemek.
MÖ 2500 yılına tarihlenen ve bakır bıçak/ok ucu barındıran Kurgan I buluntularının bozkırın en eski Türk kültürü olan Afanasyevo kültürünü temsil ettiği saptanır.
Kültür merkezlerinin kronolojik ve teknolojik özelliklerini doğru eşleştirmek analizin ilk adımıdır.
2
Kurgan II'deki buluntuların ve tarihlemenin hangi kültüre ait olduğunu belirlemek.
MÖ 1000 yılına tarihlenen, demir silahlar ve dört tekerlekli araba parçaları barındıran Kurgan II buluntularının Karasuk kültürünü temsil ettiği saptanır.
Demir işleme teknolojisinin ve tekerlekli araçların bozkırda görüldüğü dönemi ve kültür bölgesini tanımlamak gerekir.
3
İki kurgan arasındaki teknolojik ve sosyo-ekonomik gelişim farklarını göç hareketleri bağlamında karşılaştırmak.
Bakır kullanımından demir kullanımına geçildiği ve taşımacılıkta dört tekerlekli araçların devreye girmesiyle göçlerin lojistik altyapısının güçlendiği sonucuna varılır.
Bozkır göçlerinin sadece iklimsel nedenlerle değil, teknolojik imkanların (ulaşım araçları ve maden işleme) artmasıyla da doğrudan ilişkili olduğunu kavramak.
4
Seçeneklerdeki ifadeleri elde edilen bulgular doğrultusunda analiz ederek doğru yargıyı tespit etmek.
Metalurji ve taşıma araçlarındaki ilerlemenin göç lojistiğini kolaylaştırdığını belirten yargının doğruluğu onaylanırken, diğer seçeneklerde yer alan anakronik ve yanlış coğrafi çıkarımlar elenir.
Seçeneklerin çeldirici yönlerini elemek ve doğru kazanım çıkarımını doğrulamak.

Anahtar Kavram

Orta Asya Kültür Merkezlerinin Kronolojik ve Teknolojik Gelişimi ile Bozkır Yaşamına Etkileri
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 5045Soru

Aşağıda üretim, dağıtım ve tüketim faaliyetlerini etkileyen bazı doğal (fiziki) faktörler ile bu faktörlerin ekonomik faaliyetler üzerindeki etkileri verilmiştir.

Buna göre, sol sütunda yer alan doğal faktör özellikleri ile sağ sütunda yer alan ekonomik etki ve sonuçları en doğru şekilde eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Toprakta donma-çözülme (aktif tabaka) süreçlerinin yaşanması ve akarsuların kış aylarında kalın bir buz tabakasıyla kaplanması
Yüksek eğim dereceleri, derin kanyonlar ve heyelana duyarlı yamaç dengesizliklerinin yaygın olması
Akarsu debilerinin mevsimsel dalgalanmalar göstermesi ve yıllık ortalama akış hacminin buharlaşmaya bağlı olarak düşük kalması
Aşırı yıkanma veya düşük sıcaklık nedeniyle humus birikiminin engellenmesi ve toprak minerallerinin yıkanarak alt katmanlara taşınması

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Toprakta donma-çözülme ve buzlanma durumunun boru hattı teknolojisi ve iç su yolları taşımacılığındaki kısıtlamalarla; yüksek eğim ve heyelan riskinin köprü, tünel, viyadük maliyetleri ve enerji hatları güvenliğiyle; akarsu rejimlerinin düzensizliği ve su yetersizliğinin soğutma suyu riski ve sulama/nadas ihtiyacıyla; toprağın humus yönünden fakirleşmesinin ise tarımsal rekolte düşüşü ve gıda sanayisi hammaddesi ile tüketim bütçesiyle eşleşmesi gerekir.
Sol sütundaki doğal çevre koşulları ile sağ sütundaki ekonomik faaliyetlere etkileri eşleştirildiğinde; donma ve çözülme süreçleri boru hatları teknolojisi ve iç su yolu ulaşımı kısıtlamalarıyla (iklim ve hidrolojik etki), yer şekillerinin eğim ve heyelan riski yol sanat yapıları maliyetleri ve hat güvenliğiyle (topografik etki), akarsu rejimlerindeki düzensizlik ve yetersizlik soğutma suyu temini ve sulama/nadas gerekliliğiyle (su kaynakları etkisi), toprak yıkanması ve humus azlığı ise tarımsal rekolte, hammadde temini ve dolaylı tüketici bütçesiyle (toprak etkisi) doğrudan ilişkilidir.

Adım Adım Çözüm

1
Birinci faktörün (donma-çözülme ve buzlanma) analiz edilmesi.
Donmuş toprakların (permafrost) yazın çözülmesi zemini gevşettiği için boru hatlarında termal kazık gibi özel sabitleme teknolojileri gerektirir; akarsuların donması ise nehir taşımacılığını engeller. Bu nedenle birinci faktör, boru hatları ve iç su yolu taşımacılığıyla ilgili olan ifadeyle eşleşir.
İklim şartlarının ve donma olaylarının doğrudan dağıtım altyapısı üzerindeki etkisini belirlemek.
2
İkinci faktörün (eğim, kanyonlar ve heyelan) analiz edilmesi.
Engebeli yer şekilleri ve kanyonlar, karayolu/demiryolu güzergahlarında köprü, tünel ve viyadük yapımını zorunlu kılarak dağıtım maliyetlerini artırır; yamaç dengesizlikleri (heyelan) ise enerji iletim direklerini devirebilir. Bu durum yer şekillerinin ulaştırma yatırımları üzerindeki etkisidir.
Topografik özelliklerin dağıtım ağlarının inşası ve güvenliği üzerindeki doğrudan kısıtlamalarını incelemek.
3
Üçüncü faktörün (akarsu debi dalgalanmaları ve su azlığı) analiz edilmesi.
Sanayi tesislerinin yer seçiminde soğutma suyu temin riskini artırması ve tarımsal üretimde nadas uygulamasını veya sulama yatırımlarını zorunlu kılması.
Hidrolojik kaynakların sanayi yer seçimi (üretim) ve tarımsal yöntemler üzerindeki etkisini değerlendirmek.
4
Dördüncü faktörün (humus azlığı ve yıkanma) analiz edilmesi.
Yıkanmış veya verimsiz topraklar tarımsal verimi (rekolteyi) düşürür. Tarımsal üretimin azalması, bu hammaddeleri işleyen gıda sanayisini zorlar. Gıda fiyatlarının artması ise tüketicilerin gıda dışı ürünlere ayırabildiği bütçeyi azaltarak tüketim kalıplarını etkiler.
Toprak faktörlerinin hammadde üretimi ve bunun gıda sanayisi ile tüketici bütçesi (tüketim) üzerindeki zincirleme etkilerini çözümlemek.

Anahtar Kavram

Doğal faktörlerin (iklim, yer şekilleri, su kaynakları ve toprak özellikleri) üretim, dağıtım ve tüketim süreçlerindeki farklı aşamaları kısıtlama mekanizmaları ve sektörel yansımaları.
Soru 5046Soru

Aşağıdaki parçada boş bırakılan yerleri sırasıyla uygun edebi ve felsefi terimler ile yazar ismiyle doldurunuz.

Aşağıdaki boşlukları doldurun

Edebiyat akımları içinde gerçeği yansıtma biçimleri bakımından birbirine yakın duran ancak dayandıkları felsefi temellerle ayrışan yönelimler vardır. Örneğin realizm, XIX. yüzyılın ortalarında gözlem ve deneye dayalı bilimsel yaklaşımın etkisiyle şekillenen felsefesiyle doğrudan ilişkilidir. Buna karşılık, insan davranışlarını soyaçekim yasaları ve fiziki çevrenin kaçınılmaz bir sonucu olarak değerlendiren natüralizm, fen bilimlerinin kurallarını sanata uygulayarak anlayışını edebiyata taşır. Emile Zola'nın teorisini kurduğu bu akımın ilkelerini Türk romanında en belirgin şekilde uygulayan, sokağın dilini ve toplumsal hayatın kenar mahallelerini eserlerine taşıyan bağımsız yazar , edebiyatımızda bu yönelimin öncülerindendir.
Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

İlk boşluğa 'pozitivizm', ikinci boşluğa 'determinizm' (veya gerekircilik), üçüncü boşluğa ise 'Hüseyin Rahmi Gürpınar' gelmelidir.
Parçada boş bırakılan yerlere sırasıyla pozitivizm, determinizm ve Hüseyin Rahmi Gürpınar getirilmelidir. Realizm akımı pozitivizme dayanır. Natüralizm ise determinizm ilkesini temel alarak insanı çevre ve soyaçekimin ürünü sayar. Türk edebiyatında bu ilkeleri bağımsız olarak sokağın diliyle harmanlayan yazar Hüseyin Rahmi Gürpınar'dır.

Adım Adım Çözüm

1
İlk boşlukta realizmin dayandığı felsefi akımı tespit etmek.
Auguste Comte'un pozitivizm (olguculuk) felsefesi.
Realizm akımı, metafizik düşünceyi reddederek nesnel gerçeğe gözlem ve belgeler aracılığıyla ulaşmayı hedefler; bu doğrultuda pozitivist felsefeden beslenir.
2
İkinci boşlukta natüralizmin edebiyata taşıdığı bilimsel ilkeyi belirlemek.
Determinizm (gerekircilik) ilkesi.
Natüralizm, doğa olaylarında aynı nedenlerin aynı sonuçları doğuracağını savunan determinizm ilkesini insan davranışlarına ve toplumsal hayata uyarlayarak edebiyata taşımıştır.
3
Üçüncü boşlukta natüralist ilkeleri Türk edebiyatında bağımsız olarak uygulayan yazarı belirlemek.
Hüseyin Rahmi Gürpınar.
Servetifünun döneminde yaşamasına rağmen hiçbir topluluğa katılmayan, sokak Türkçesini ve kenar mahalle yaşamını natüralist bir tutumla işleyen bağımsız yazar Hüseyin Rahmi Gürpınar'dır.

Anahtar Kavram

Realizm ve Natüralizmin felsefi temelleri (Pozitivizm, Determinizm) ve Türk edebiyatındaki yansımaları.
Soru 5047Soru

Fransız İhtilali'nin yaydığı fikir akımları ile Sanayi İnkılabı'nın getirdiği ekonomik değişimlerin Osmanlı Devleti üzerindeki etkilerini yansıtan aşağıdaki gelişmeleri, en erken tarihliden en geç tarihliye doğru kronolojik olarak sıralayınız.

Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Doğru kronolojik sıralama sırasıyla; Sırp İsyanı'nın başlaması (1804), Yunanistan'ın bağımsızlığını kazanması (1829), Baltalimanı Ticaret Antlaşması'nın imzalanması (1838), Tanzimat Fermanı'nın ilan edilmesi (1839) ve Düyûn-ı Umûmiye İdaresi'nin kurulması (1881) şeklindedir.
Gelişmelerin kronolojik akışı Sırp İsyanı (1804) -> Yunanistan'ın bağımsızlığı (1829) -> Baltalimanı Ticaret Antlaşması (1838) -> Tanzimat Fermanı (1839) -> Düyûn-ı Umûmiye İdaresi (1881) şeklindedir. Bu sıralama, Fransız İhtilali'nin getirdiği milliyetçi isyanlar ve buna karşı alınan siyasi önlemler ile Sanayi İnkılabı'nın yarattığı hammadde-pazar arayışı sonucunda yaşanan ekonomik çöküşün tarihsel gelişimini doğru bir biçimde ortaya koymaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Fransız İhtilali'nin yaydığı milliyetçilik fikrinin etkisiyle Osmanlı topraklarında başlayan ilk azınlık isyanını belirleme
Sırp İsyanı (1804)
Milliyetçilik akımının Osmanlı Devleti'ndeki ilk somut siyasi yansımasıdır.
2
İsyanların devamında bağımsızlığını kazanan ilk Balkan devletinin kuruluş tarihini saptama
Yunanistan'ın Bağımsızlığı (1829)
Edirne Antlaşması ile milliyetçilik akımı ilk kez başarıya ulaşmış ve imparatorluktan ilk kopuş gerçekleşmiştir.
3
Sanayi İnkılabı'nın hammadde ve pazar ihtiyacının Osmanlı ekonomisi üzerindeki yıkıcı etkisini gösteren antlaşmayı bulma
Baltalimanı Ticaret Antlaşması (1838)
Osmanlı Devleti gümrük duvarlarını kaldırarak Avrupa sanayisi karşısında açık pazar haline gelmiştir.
4
Milliyetçilik akımının getirdiği ayrılıkçı fikirleri ve dağılmayı engellemek amacıyla yayımlanan ilk anayasal belgeyi saptama
Tanzimat Fermanı (1839)
Tüm tebaayı kanun önünde eşit kabul eden Osmanlıcılık fikri doğrultusunda ilan edilmiştir.
5
Sanayi sermayesinden alınan dış borçların vadesinde ödenememesi üzerine kurulan mali denetim kurumunu belirleme
Düyûn-ı Umûmiye İdaresi (1881)
Osmanlı Devleti'nin ekonomik bağımsızlığını fiilen kaybettiği ve maliyesinin iflas ettiği dönüm noktasıdır.

Anahtar Kavram

Fransız İhtilali ve Sanayi İnkılabı'nın Osmanlı Devleti'ne Siyasi ve Ekonomik Etkileri
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 5048Soru

Amasya Genelgesi’nin "Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır." maddesi ile Erzurum Kongresi’nin "Kuvâ-yı Millîye’yi tek kuvvet olarak tanımak ve millî iradeyi egemen kılmak esastır." kararı birlikte değerlendirildiğinde; Amasya’da ulusal bağımsızlığa ulaşmada ihtilalci bir yöntem olarak işaret edilen millî karar/irade kavramının, Erzurum’da temel bir yönetim esası haline geldiği görülmektedir.

Buna göre, Kurtuluş Savaşı Hazırlık Dönemi’nde atılan bu adımlar dikkate alındığında, ulusal mücadele hareketinin meşruiyet zemini ve hedefleriyle ilgili aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılabilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Amasya Genelgesi'nde ihtilalci bir yöntem olarak işaret edilen millî irade unsurunun, Erzurum Kongresi'nde temel bir siyasi ilke düzeyinde somutlaştırıldığına

Cevap

Amasya Genelgesi'nde ihtilalci bir yöntem olarak işaret edilen millî irade unsurunun, Erzurum Kongresi'nde temel bir siyasi ilke düzeyinde somutlaştırıldığına dair yargı doğrudur.
Amasya Genelgesi'nde bağımsızlığa ulaşmak için ihtilalci bir metot veya yöntem olarak öngörülen millî karar ve azim unsuru, Erzurum Kongresi'nde 'millî iradeyi egemen kılmak esastır' denilerek daha üst düzey, kurumsal ve kalıcı bir siyasi ilke düzeyine taşınmıştır. Bu durum, hareketin meşruiyet tabanının halk iradesine dayalı olarak şekillendiğini gösterir.

Adım Adım Çözüm

1
Amasya Genelgesi ve Erzurum Kongresi'nde yer alan kararların temel kavramlarını (millî bağımsızlık ve millî irade/egemenlik) belirlemek.
Amasya Genelgesi'nde 'milletin azim ve kararı' ifadesiyle millî bağımsızlığın kazanılmasında 'karar' unsuruna yani yönteme değinildiği, Erzurum Kongresi'nde ise 'millî iradeyi egemen kılmak esastır' denilerek bunun siyasi bir yönetim esası haline getirildiği tespit edilir.
Soruda verilen iki tarihî belgenin maddelerini karşılaştırarak ulusal egemenlik kavramının gelişim çizgisini anlamak.
2
Seçenekleri bu gelişim çizgisine göre analiz etmek.
Amasya Genelgesi'ndeki yöntemin Erzurum Kongresi'nde siyasi ve kurumsal bir ilkeye dönüştüğü görülür. Diğer seçeneklerde yer alan iddiaların (saltanatın kaldırılacağı ilanı, bağımsızlıktan vazgeçilmesi, bölgesel sınırlama, İstanbul Hükümeti'ne destek gibi) tarihî gerçeklerle uyuşmadığı saptanır.
Doğru yargıya ulaşmak ve çeldiricileri elemek.
3
Millî irade ve millî egemenlik kavramlarının Kurtuluş Savaşı Hazırlık Dönemi'ndeki aşamalı gelişimini doğrulamak.
Amasya Genelgesi'nde ihtilalci bir yöntem olarak sunulan millî iradenin, Erzurum Kongresi'nde temel bir ilke düzeyine yükseldiği yargısı doğrulanır.
Analizin tarihsel süreçle tutarlılığını kesinleştirmek.

Anahtar Kavram

Hazırlık Dönemi Genelge ve Kongrelerinde Ulusal Egemenlik ve Ulusal Bağımsızlık İlişkisi
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 5049Soru

Türkiye'nin komşuları Suriye ve Irak ile yaşadığı sınır aşan sular sorunu, Orta Doğu'nun en karmaşık bölgesel problemlerinden biridir. Fırat ve Dicle nehirlerinin sularının paylaşımı ve bu nehirler üzerinde inşa edilen barajlar (GAP), kıyıdaş devletler arasında ciddi diplomatik ihtilaflara yol açmıştır. Bu ihtilafların temelinde tarafların nehirlerin hukuki statüsüne dair ileri sürdükleri farklı tezler yer almaktadır.

Buna göre, su sorununun hukuki ve siyasi boyutlarıyla ilgili;

I. Türkiye'nin, Fırat ve Dicle nehirlerini 'uluslararas�� nehirler' yerine, tek bir havzaya ait 'sınır aşan sular' olarak tanımlaması ve hakkaniyetli paylaşımı savunması,
II. Suriye ve Irak'ın, bu nehirlerin 'uluslararası akarsu' statüsünde olduğunu savunarak nehir sularının kıyıdaş devletler arasında önceden belirlenmiş kotalarla paylaşılmasını talep etmesi,
III. Türkiye'nin, su kaynaklarının doğduğu ülke olarak sular üzerinde mutlak egemenlik hakkı bulunduğunu ve komşu ülkelere giden su akışını tamamen durdurabileceğini resmi bir dış politika tezi olarak kabul etmesi

ifadelerinden hangileri tarafların su sorunundaki resmi tezlerini ve diplomatik yaklaşımlarını doğru yansıtmaktadır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: I ve II

Cevap

Türkiye'nin Fırat ve Dicle nehirlerini 'sınır aşan sular' olarak görmesi ile Suriye ve Irak'ın bu nehirleri 'uluslararası akarsu' statüsünde kabul edip paylaşım talep etmesi tarafların resmi tezleridir.
Fırat ve Dicle nehirlerinin statüsü konusundaki ihtilafta Türkiye bu nehirleri 'sınır aşan sular' olarak nitelendirip hakkaniyetli kullanımı savunurken; Suriye ve Irak ise nehirlerin 'uluslararası akarsu' statüsünde kabul edilerek ortak kotalarla paylaştırılmasını talep etmektedir. Türkiye komşularına giden suyu tamamen kesme gibi mutlak bir hak iddiasında bulunmadığından üçüncü ifade yanlıştır. Dolayısıyla sadece birinci ve ikinci ifadelerin yer aldığı seçenek doğrudur.

Adım Adım Çözüm

1
Öncüllerde verilen tezlerin ve tarafların su sorunundaki yaklaşımlarının analiz edilmesi
Fırat ve Dicle nehirlerinin statüsüne dair tarafların savunduğu temel tezlerin belirlenmesi
Soruda istenen resmi dış politika tezlerini ayırt edebilmek için tarafların argümanlarının incelenmesi gerekir.
2
Türkiye'nin sınır aşan sular tezinin değerlendirilmesi
Türkiye'nin bu suları 'sınır aşan sular' olarak tanımladığı ve hakkaniyetli, makul paylaşımı savunduğu bilgisinin doğrulanması
Birinci öncülün Türkiye'nin resmi tezini doğru yansıtıp yansıtmadığını belirlemek için bu değerlendirme yapılır.
3
Suriye ve Irak'ın uluslararası akarsu tezinin değerlendirilmesi
Bu ülkelerin nehirleri 'uluslararası akarsu' olarak kabul edip ortak kota paylaşımı talep ettikleri bilgisinin doğrulanması
İkinci öncülün kıyıdaş komşuların resmi politikasını doğru yansıtıp yansıtmadığını belirlemek için bu değerlendirme yapılır.
4
Türkiye'nin mutlak egemenlik iddiasıyla su akışını tamamen durdurma hakkını savunup savunmadığının incelenmesi
Türkiye'nin Harmon Doktrini olarak bilinen mutlak egemenlik tezini savunmadığı, aksine 1987 Protokolü gibi anlaşmalarla komşularına su bırakmayı taahhüt ettiği bilgisiyle bu iddianın yanlışlığının saptanması
Üçüncü öncülün Türkiye'nin barışçıl ve iş birliğine dayalı dış politika ilkeleriyle çeliştiğini ortaya koymak için bu inceleme yapılır.

Anahtar Kavram

Sınır Aşan Sular ve Bölgesel Su Sorunu
Soru 5050Soru

Tarihsel süreçte şehirleşme dalgaları, şehirlerin ortaya çıkışı, gelişimi ve etki alanları ile ilgili araştırma yapan bir coğrafyacı şu tespitlerde bulunmuştur:

I. Tarım devrimiyle birlikte Mezopotamya ve Mısır gibi verimli nehir havzalarında ortaya çıkan ilk şehirler, üretim fazlasının (art�� ürün) takasına bağlı olarak hızla küresel çapta birer ticaret ve finans merkezine dönüşmüştür.

II. Sanayi Devrimi ile birlikte Avrupa'da (özellikle Manchester ve Essen gibi kentlerde) kömür yataklarına yakınlığa bağlı olarak gelişen şehirlerin ortaya çıkışında fiziki faktörler belirleyici olurken, bu şehirlerin büyüyüp gelişmesinde beşerî faaliyetler baskın hale gelmiştir.

III. Modern dönemde Tokyo, New York ve Londra gibi şehirlerin küresel etki alanlarının geniş olmasında nüfus miktarlarının fazlalığından ziyade, bu kentlerin küresel finans, borsa ve uluslararası kuruluşların yönetim merkezleri (idari-finansal fonksiyon) olması belirleyicidir.

IV. Günümüzde bazı şehirler, sahip oldukları tek bir baskın fonksiyon (örneğin Şam ve Kahire gibi liman şehirleri) nedeniyle hinterlandının dışına çıkarak küresel düzeyde bir etki alanına sahip olabilmektedir.

Bu coğrafyacının yaptığı tespitlerden hangileri coğrafi açıdan doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: II ve III

Cevap

Sanayi şehirlerinin kuruluşunda kömür yatakları gibi fiziki etmenlerin, gelişiminde ise beşerî unsurların etkili olduğunu belirten ikinci öncül ile küresel şehirlerin etki alanlarının nüfus hacminden çok fonksiyonel niteliklerine (finans, yönetim) bağlı olduğunu açıklayan üçüncü öncül doğrudur.
Sanayi şehirlerinin kuruluşunda kömür yatakları gibi fiziki etmenlerin, gelişiminde ise beşerî unsurların etkili olduğunu belirten ikinci öncül ile küresel şehirlerin etki alanlarının nüfus hacminden çok fonksiyonel niteliklerine (finans, yönetim) bağlı olduğunu açıklayan üçüncü öncül coğrafi prensiplerle tamamen uyuşmaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Birinci öncülün tarihsel coğrafya ve etki alanı açısından analizi
Mezopotamya ve Mısır nehir havzalarındaki ilk şehirlerin küresel çapta ticaret ve finans merkezleri olduğu tespiti yanlıştır. Erken dönem şehirleşmesinde etki alanı yerel düzeyde kalmıştır.
Şehirlerin küreselleşmesi ve küresel etki alanı kazanması modern dönem ve Sanayi Devrimi sonrası süreçlere aittir.
2
İkinci öncüldeki fiziki ve beşerî faktörlerin Essen ve Manchester örnekleri üzerinden incelenmesi
Bu şehirlerin kömür yataklarına (fiziki çevre) bağlı kurulup sanayi ve göçle (beşerî faaliyetler) büyümesi tespiti doğrudur.
Şehirlerin kuruluş yerinin belirlenmesinde doğal çevre, büyümesinde ise beşerî faaliyetler etkilidir.
3
Üçüncü öncüldeki nüfus miktarı ile etki alanı arasındaki ilişkinin sorgulanması
New York, Londra ve Tokyo gibi şehirlerin küresel etki derecelerinin yüksek olmasının ana nedeni nüfuslarının fazlalığı değil, küresel karar alma ve finans merkezleri olmalarıdır. Bu tespit doğrudur.
Şehirlerin küresel etki derecesi nüfus miktarlarından ziyade sahip oldukları fonksiyonel niteliklerle belirlenir.
4
Dördüncü öncüldeki şehir-fonksiyon eşleştirmesinin coğrafi açıdan kontrolü
Şam ve Kahire liman şehirleri değildir (Şam iç kesimdedir, Kahire ise Nil kıyısında bir nehir şehridir ancak deniz limanı değildir) ve küresel etki dereceleri bu şekilde tanımlanamaz. Bu tespit yanlıştır.
Şehirlerin coğrafi konumları ve fonksiyonel özellikleri doğru analiz edilmelidir.

Anahtar Kavram

Şehirlerin ortaya çıkışında ve fonksiyonel gelişiminde rol oynayan fiziki ve beşerî faktörler ile etki alanlarının küresel, bölgesel ve yerel ölçekteki sınırları.
Soru 5051Soru

Aşağıda verilen Haçlı Seferleri dönemindeki siyasi, askeri ve ekonomik gelişmeleri, bu gelişmelerin Anadolu ve yakın çevresi üzerindeki etkileriyle doğru şekilde eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

I. Haçlı Seferi'nin Türkiye Selçuklu Devleti üzerindeki jeopolitik ve idari etkisi
IV. Haçlı Seferi'nin Bizans İmparatorluğu'nun egemenlik yapısını sarsması
Haçlı Seferleri'nin yarattığı güvensizlik ortamına karşı Türkiye Selçuklu Devleti'nin iktisadi politikaları
Haçlı işgalleriyle Yakın Doğu'da feodal sınır egemenliklerinin ortaya çıkması

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

I. Haçlı Seferi'nin jeopolitik etkisi, Selçuklu başkentinin Konya'ya taşınmasıyla; IV. Haçlı Seferi'nin etkisi, İznik ve Trabzon'da Bizans halef devletlerinin kurulmasıyla; iktisadi politikalar, kervansaray ve devlet sigortacılığı sistemiyle; feodal sınır egemenlikleri ise Urfa Kontluğu ve Antakya Prensliği'nin kurulmasıyla eşleşmelidir.
Doğru eşleştirmede; I. Haçlı Seferi'nin Selçuklu'nun başkentini Konya'ya taşıtması; IV. Haçlı Seferi'nin Bizans hanedanını Anadolu'da İznik ve Trabzon'da örgütlenmeye zorlaması; ekonomik kayıplara karşı kervansaray ve sigortacılığın uygulanması; feodal yapının ise Urfa ve Antakya'daki prensliklerle bölgeye yerleşmesi tarihsel olgulara tam olarak uygundur.

Adım Adım Çözüm

1
I. Haçlı Seferi'nin siyasi ve askeri sonuçlarını analiz etmek
I. Kılıç Arslan döneminde Haçlı ordularının ilerleyişi karşısında İznik'in kaybedildiği ve merkez üssünün Konya'ya taşınarak savunma derinliği kazanıldığı belirlenir.
I. Haçlı Seferi'nin Selçuklu devlet yapısındaki en kalıcı coğrafi ve idari etkisini tespit etmek.
2
IV. Haçlı Seferi'nin hedef ve sonuç ilişkisini değerlendirmek
Bu seferin aslında Müslümanlar üzerine planlanmışken Bizans taht kavgaları nedeniyle İstanbul'un işgaline (Latin İmparatorluğu) ve Bizans hanedanının Anadolu'da İznik ile Trabzon imparatorluklarını kurmasına yol açtığı tespit edilir.
Bizans'ın Anadolu'daki egemenlik yapısının nasıl parçalandığını ve yeni siyasi odakların nasıl oluştuğunu anlamak.
3
Selçukluların ticari canlılığı koruma çabalarını incelemek
Savaş ve güvensizlik ortamında ticareti canlandırmak için kervansaray yapımına hız verildiği ve tüccarların mallarını güvence altına alan devlet sigortası sisteminin geliştirildiği saptanır.
Seferlerin ekonomik zararlarına karşı geliştirilen kurumsal savunma mekanizmalarını ortaya koymak.
4
Haçlıların Yakın Doğu'daki feodal siyasi yapılanmalarını saptamak
Urfa Kontluğu ve Antakya Prensliği gibi Katolik-Latin devletlerin kurulmasının, Avrupa feodalizminin bölgedeki yansıması olduğu sonucuna varılır.
Bölgede oluşan feodal sınır egemenliklerinin siyasi kimliğini doğru tanımlamak.

Anahtar Kavram

Haçlı Seferleri'nin Anadolu'da yarattığı jeopolitik, kurumsal, feodal ve ekonomik dönüşümler.
Soru 5052Soru

Atatürk Dönemi Türk dış politikasında 1930'lu yıllarda revizyonist (yayılmacı) devletlerin oluşturduğu tehditlere karşı hem batı hem de doğu sınırlarının güvenliğini sağlamaya yönelik bölgesel ittifaklar kurulmuştur.

Bu ittifaklarla ilgili olarak;

I. Balkan Antantı'na üye devletlerin tamamı Türkiye ile sınır komşusu olan ülkelerden oluşmuştur.
II. Sadabad Paktı'nın imzalanmasında İtalya'nın Doğu Akdeniz ve Doğu Afrika'daki yayılmacı politikası ortak güvenlik kaygısı oluşturmuştur.
III. Suriye, Türkiye ile yaşadığı Hatay sorunu ve sınır anlaşmazlıkları nedeniyle Sadabad Paktı'na katılmamıştır.

yargılarından hangileri doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: II ve III

Cevap

İkinci ve üçüncü öncüllerin doğru olduğunu belirten seçenek doğru yanıttır. Sadabad Paktı'nın kurulmasında İtalya'nın Habeşistan'ı işgaliyle başlayan yayılmacı politikasının tehdit oluşturması ve Suriye'nin Türkiye ile yaşadığı Hatay sorunu ile sınır anlaşmazlıkları sebebiyle paktın dışında kalması bilgileri doğrudur. Balkan Antantı üyelerinden Yugoslavya ve Romanya ise Türkiye ile sınır komşusu değildir.
Sadabad Paktı'nın imzalanmasında İtalya'nın Doğu Afrika ve Akdeniz'deki yayılmacı siyasetinin yarattığı ortak tehdit etkili olmuştur. Suriye ise Türkiye ile yaşadığı Hatay meselesi ve sınır anlaşmazlıkları sebebiyle bu ittifaka katılmamıştır. Balkan Antantı üyelerinden Yugoslavya ve Romanya ise Türkiye ile kara sınırı bulunmayan devletlerdir. Dolayısıyla ikinci ve üçüncü öncüller doğrudur.

Adım Adım Çözüm

1
Balkan Antantı'na üye olan devletlerin sınır komşuluğu durumunu analiz etmek.
Adım 1 Sonucu: Balkan Antantı üyeleri Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya'dır. Bu ülkelerden yalnızca Yunanistan Türkiye ile kara sınırına sahiptir; Yugoslavya ve Romanya'nın Türkiye ile kara sınırı bulunmamaktadır. Dolayısıyla birinci öncül yanlıştır.
Neden: İttifakın üye yapısını ve coğrafi konumlarını doğrulamak için.
2
Sadabad Paktı'nın kurulmasındaki dış tehdit unsurunu değerlendirmek.
Adım 2 Sonucu: 1930'ların ikinci yarısında İtalya'nın Doğu Afrika'da (Habeşistan) yayılması ve Doğu Akdeniz'e yönelik tehditkar politikaları Orta Doğu ülkelerinde ortak güvenlik endişesi yaratarak paktın kurulmasını hızlandırmıştır. İkinci öncül doğrudur.
Neden: Paktın kurulmasına yol açan bölgesel ve küresel gelişmeleri belirlemek için.
3
Suriye'nin Sadabad Paktı'na katılım durumunu ve nedenlerini incelemek.
Adım 3 Sonucu: Suriye; Hatay meselesi nedeniyle Türkiye ile yaşadığı egemenlik uyuşmazlığı ve sınır/su sorunları sebebiyle pakta katılmayı reddetmiştir. Üçüncü öncül doğrudur.
Neden: Ortadoğu'daki sınır ve egemenlik sorunlarının bölgesel ittifaklara yansımasını doğrulamak için.

Anahtar Kavram

Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası kapsamında bölgesel güvenlik iş birlikleri ve sınır komşuluk ilişkileri
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 5053Soru

Sucul ekosistemlerde yaşayan biyolojik topluluklar; fiziksel adaptasyonları, hareket yetenekleri ve habitat tercihlerine göre çeşitli ekolojik gruplara ayrılmaktadır. Aşağıda bu ekolojik gruplardan bazıları ve sucul ekosistemdeki yaşam alanları ile ekolojik özellikleri verilmiştir.

Buna göre, sol sütunda verilen ekolojik grupları, sağ sütundaki en uygun habitat ve ekolojik özellik açıklamalarıyla eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Fitoplanktonlar
Zooplanktonlar
Nektonlar
Bentoslar

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Fitoplanktonlar -> Güneş ışığının ulaştığı üst su tabakalarında (fotik zon) yaşayan ve fotosentez yapabilen mikroskobik birincil üreticilerdir; Zooplanktonlar -> Işıklı ve yarı ışıklı açık su ortamlarında (pelajik zon) sürüklenen, aktif hareket yeteneği zayıf mikroskobik veya küçük tüketici organizmalardır; Nektonlar -> Akıntı yönüne bağlı kalmaksızın su kütlesi (pelajik zon) içinde aktif olarak yüzebilen ve yer değiştirebilen tüketici organizmalardır; Bentoslar -> Su derinliğinden bağımsız olarak, deniz ve göl tabanlarındaki (bentik zon) katı yüzeylerde veya tortuların içinde/üzerinde yaşayan organizmalardır.
Fitoplanktonlar ışıklı bölgedeki üreticileri, zooplanktonlar açık sudaki mikroskobik tüketicileri, nektonlar aktif yüzücüleri, bentoslar ise taban canlılarını temsil eder. Doğru eşleştirme bu ekolojik özelliklere göre yapılmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Fitoplanktonlar��n ekolojik işlevini ve habitatını belirlemek.
Fitoplanktonlar klorofil içeren üreticilerdir ve su yüzeyine yakın ışıklı katmanda bulunurlar. Bu durum 'Güneş ışığının ulaştığı üst su tabakalarında (fotik zon) yaşayan ve fotosentez yapabilen mikroskobik birincil üreticilerdir' tanımıyla eşleşir.
Üretim faaliyetlerinin temelini oluşturmaları ve ışık gereksinimleri onları doğrudan ışıklı bölge ve fotosentez özellikleri ile ilişkilendirir.
2
Zooplanktonların ekolojik rolünü ve hareket tarzını incelemek.
Zooplanktonlar bitkisel planktonları tüketen pasif sürüklenen hayvansal organizmalardır. Bu durum 'Işıklı ve yarı ışıklı açık su ortamlarında (pelajik zon) sürüklenen, aktif hareket yeteneği zayıf mikroskobik veya küçük tüketici organizmalardır' açıklamasıyla eşleşir.
Planktonik yapıları gereği kendi güçleriyle akıntıya karşı yüzemezler ve pasif olarak taşınırlar.
3
Nektonların fiziksel kapasitesini ve ortamını analiz etmek.
Nektonlar aktif yüzücülerdir ve akıntılardan bağımsız hareket edebilirler. Bu durum 'Akıntı yönüne bağlı kalmaksızın su kütlesi (pelajik zon) içinde aktif olarak yüzebilen ve yer değiştirebilen tüketici organizmalardır' ifadesiyle eşleşir.
Balıklar ve deniz memelileri gibi gelişmiş lokomotor organlara sahip organizmalar bu gruptadır.
4
Bentosların yerleştiği ekolojik nişi belirlemek.
Bentoslar su tabanında yaşayan canlıları ifade eder. Bu durum 'Su derinliğinden bağımsız olarak, deniz ve göl tabanlarındaki (bentik zon) katı yüzeylerde veya tortuların içinde/üzerinde yaşayan organizmalardır' tanımıyla eşleşir.
Bentik terimi doğrudan dip veya taban bölgesini ifade ettiğinden tabana bağımlı yaşayan canlılar bentos olarak adlandırılır.

Anahtar Kavram

Sucul ekosistemlerde yaşayan organizmaların (fitoplankton, zooplankton, nekton, bentos) habitat ve hareket adaptasyonlarına göre sınıflandırılması
Soru 5054Soru

Dört Halife Dönemi'nde sınırların hızla genişlemesi; idari, adli, askeri ve dini alanlarda birtakım kurumsal düzenlemelerin yapılmasını zorunlu kılmıştır. Bu dönemde yaşanan gelişmelerin neden-sonuç ilişkilerini inceleyen bir tarih araştırmacısının hazırladığı aşağıdaki eşleştirmelerden hangisi, Dört Halife Dönemi sınırları içerisinde gerçekleşen kurumsallaşma faaliyetlerinden biri olarak gösterilemez?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Farklı dilleri konuşan toplumların İslamiyet'i benimsemesiyle okuma hatalarını önlemek amacıyla Kur'an-ı Kerim'in harekelenip noktalanması

Cevap

Farklı dilleri konuşan toplumların İslamiyet'i benimsemesiyle okuma hatalarını önlemek amacıyla Kur'an-ı Kerim'in harekelenip noktalanması
Kur'an-ı Kerim'in harekelenmesi ve noktalanması çalışması Dört Halife Dönemi'nde değil, Emeviler Dönemi'nde (Halife Abdülmelik bin Mervan ve Irak Valisi Haccac bin Yusuf zamanında) Arap olmayan Müslümanların Kur'an'ı doğru okumasını sağlamak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Dört Halife Dönemi'nde ise Hz. Ebubekir zamanında Kur'an kitap haline getirilmiş, Hz. Osman zamanında ise çoğaltılmıştır. Bu nedenle Kur'an'ın harekelenmesi bu dönemdeki kurumsal faaliyetlerden biri olamaz.

Adım Adım Çözüm

1
Dört Halife Dönemi kurumsal gelişmeleri ile sonraki İslam devletlerinin (Emeviler, Abbasiler) gelişmeleri arasındaki kronolojik farkların analiz edilmesi
Kur'an-ı Kerim'in kitap haline getirilmesinin Hz. Ebubekir, çoğaltılmasının Hz. Osman dönemi olduğunun; fakat yazı sisteminin geliştirilmesinin (harekeleme ve noktalama) Emeviler döneminde yapıldığının belirlenmesi
Dört Halife Dönemi'ne ait olan kurumsal gelişmeler ile Emevi dönemine ait olan dilsel/yazısal reformların karıştırılmaması için bu kronolojik sınırın çizilmesi gerekir.
2
Hz. Ömer Dönemi'ndeki idari, mali, askeri ve adli teşkilatlanma çalışmalarının sınır genişlemesiyle olan doğrudan ilişkisinin kurulması
Eyalet sistemi, Beytülmal, Ordugah şehirleri (emsar) ve Kadılık makamının sınırların genişlemesiyle ortaya çıkan doğrudan ihtiyaçlar sonucu oluşturulduğunun teyit edilmesi
Yanlış seçeneklerin elenmesi ve soruda belirtilen 'sınırların genişlemesine bağlı kurumsal gereksinimlerin doğrudan bir sonucu' ifadesinin doğrulanması.
3
Emeviler Dönemi'ne ait gelişmenin elenerek doğru cevaba ulaşılması
Arap olmayanların Kur'an'ı yanlış okumasını engellemek amacıyla yapılan harekeleme çalışmasının Emevi Dönemi yöneticileri (Abdülmelik bin Mervan / Haccac bin Yusuf) dönemine ait olduğunun saptanarak doğru seçeneğin bulunması
Kurumsallaşma faaliyetlerinin hangi dönemde ve hangi amaçla yapıldığının kesin olarak tespit edilmesi.

Anahtar Kavram

Dört Halife Dönemi'ndeki teşkilatlanma faaliyetleri ile sonraki dönemlerin kurumsal ve kültürel gelişmelerinin kronolojik ve neden-sonuç ilişkisi bakımından ayırt edilmesi
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 5055Soru

Aşağıdaki sol sütunda verilen küresel ve bölgesel etkiye sahip şehirler ile sağ sütunda karışık olarak verilen coğrafi gelişim ve baskın fonksiyonel özellikleri eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Essen (Almanya)
Rotterdam (Hollanda)
Oxford (İngiltere)
Lhasa (Çin - Tibet)

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Essen - Ruhr Havzası Taş Kömürü ve Sanayi; Rotterdam - Ren Nehri Deltası ve Liman; Oxford - Köklü Üniversite ve Eğitim; Lhasa - Tibet Platosu ve Budizm Dini Merkezi.
Doğru eşleştirmede; sanayi devriminin ve madenciliğin simgesi Essen sanayi/maden fonksiyonuyla, Avrupa'nın en işlek su yolu ağının çıkışındaki Rotterdam liman fonksiyonuyla, tarihi eğitim kurumu Oxford kültür/eğitim fonksiyonuyla, yüksek platodaki Budist merkez Lhasa ise dini fonksiyonla eşleşmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Eşleştirilecek şehirlerin ve coğrafi özelliklerin analiz edilmesi.
Şehirlerin coğrafi konumları ve tarihsel gelişim özellikleri belirlendi.
Doğru eşleştirmeyi yapabilmek için şehirlerin baskın fonksiyonlarının arka planını anlamak gerekir.
2
Essen kentinin coğrafi gelişim süreci incelenir.
Ruhr Havzası'nda bulunması ve kömür yataklarıyla sanayi devrimi sonrasında hızla gelişmesi nedeniyle maden/sanayi açıklamasıyla eşleştirilir.
Essen kömür yatakları ile demir-çelik sanayisinin doğuş noktalarındandır.
3
Rotterdam kentinin coğrafi konumu analiz edilir.
Ren Nehri ağzında yer alması ve Avrupa'nın en büyük limanına sahip olması nedeniyle nehir taşımacılığı ve liman açıklamasıyla eşleştirilir.
Avrupa kıtasının iç kesimlerine açılan hinterlandı en geniş liman Rotterdam'dır.
4
Oxford kentinin tarihsel gelişimi değerlendirilir.
Nüfusunun görece az olmasına karşın 11. yüzyıla dayanan köklü üniversite yapısıyla küresel çapta akademik ve kültürel çekim alanı oluşturduğu tespit edilerek eğitim şehri açıklamasıyla eşleştirilir.
Nüfus büyüklüğü az olmasına rağmen etki alanı küresel olan tipik bir eğitim şehridir.
5
Lhasa kentinin konumu ve önemi ele alınır.
3650 metre yükseklikteki Tibet Platosu'nda bulunması ve Budizm'in manevi merkezi olması sebebiyle inanç turizmi ve dini şehir açıklamasıyla eşleştirilir.
Zorlu iklim ve engebe koşullarına rağmen inanç turizmiyle küresel çekim gücü oluşturan merkez Lhasa'dır.

Anahtar Kavram

Şehirlerin sınıflandırılmasında idari, sanayi, liman, maden, tarım, turizm, eğitim ve dini gibi fonksiyonel özellikler ile bu fonksiyonların küresel, bölgesel ve yerel düzeydeki etki alanları belirleyicidir.
Soru 5056Soru

İki savaş arası dönemde (1919-1939) dünya genelinde totaliter rejimlerin kurulması ve yayılmacı politikaların hız kazanması, küresel güvenlik mimarisini temelden sarsmıştır.

Aşağıda verilen iki savaş arası dönem gelişmelerini kronolojik olarak en eskiden en yeniye doğru sıralayınız.

Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Roma Yürüyüşü (1922), Büyük Buhran'ın patlak vermesi (1929), Japonya'nın Mançurya'yı işgal etmesi (1931), Adolf Hitler'in şansölye olması (1933) ve İspanya İç Savaşı'nın başlaması (1936) şeklinde sıralanmalıdır.
Olayların doğru kronolojik sıralaması sırasıyla Roma Yürüyüşü (1922), Dünya Ekonomik Buhranı (1929), Mançurya'nın İşgali (1931), Adolf Hitler'in şansölye tayin edilmesi (1933) ve İspanya İç Savaşı'nın başlaması (1936) şeklindedir.

Adım Adım Çözüm

1
İki savaş arası dönemin başlangıcında İtalya'daki gelişmeler incelenir.
1922 yılındaki Roma Yürüyüşü ile Mussolini iktidarı ele geçirmiştir. Bu olay sıralamadaki ilk gelişmedir.
Faşizmin İtalya'da iktidara gelmesi, diğer totaliter rejimlerin yükselişinden ve krizlerden öncedir.
2
1929 yılında ABD'de başlayan krizin küresel etkileri değerlendirilir.
Büyük Buhran (Dünya Ekonomik Krizi) küresel siyasi dengeleri sarsmış ve totaliter rejimlerin yayılmasını hızlandırmıştır. Bu gelişme kronolojide ikinci sırada yer alır.
1929 ekonomik buhranı, Almanya ve Japonya'daki militarist/totaliter hareketlerin kitlesel destek bulmasında itici güç olmuştur.
3
Uzak Doğu'da militarizmin yayılmacı politikalarının başlangıcı tespit edilir.
Krizin etkisi altındaki Japonya'nın yayılmacı emellerle 1931'de Mançurya'yı işgal etmesi ve Milletler Cemiyeti'nden çekilme sürecini başlatması üçüncü sıradadır.
Japonya'nın bu saldırgan adımı, Hitler'in iktidara gelmesinden ve Avrupa'daki revizyonist hareketlerin hız kazanmasından hemen öncedir.
4
Weimar Almanya'sının çöküşü ve Nazi iktidarının başlangıcı saptanır.
Büyük Buhran'ın en ağır darbe vurduğu Weimar Almanya'sında Hitler, 1933 yılında şansölye tayin edilerek iktidara gelmiştir. Bu durum dördüncü gelişmedir.
Almanya'da totaliter Nazi diktatörlüğünün kurulması, İspanya İç Savaşı'ndan önceki döneme denk gelir.
5
Avrupa'daki bloklaşmanın sıcak çatışmaya dönüştüğü ilk büyük gelişme belirlenir.
Totaliter ve demokratik blokların güç mücadelesinin İspanya zemininde savaşa dönüştüğü İspanya İç Savaşı 1936 yılında başlamıştır. Bu olay kronolojideki son gelişmedir.
İspanya İç Savaşı, İkinci Dünya Savaşı öncesinde faşist ve Nazi rejimlerinin askeri güçlerini ve stratejilerini test ettiği son büyük interaktif krizdir.

Anahtar Kavram

İki Savaş Arası Dönem Siyasi ve Askeri Kronolojisi, Totaliter Rejimlerin Yükselişi
Soru 5057Soru

Küresel ölçekte faaliyet gösteren bir hazır giyim firmasının yürüttüğü bazı uygulamalar şunlardır:

* I. Uygulama: Üretim tesislerinde geleneksel üretim bantlarından dijital kontrollü robotik sistemlere geçilmesi
* II. Uygulama: Ürünlerin hedef kitleye tanıtımı amacıyla dijital platformlarda pazarlama ve marka imajı çalışmalarının yürüt��lmesi
* III. Uygulama: Üretilen kıyafetlerin mağazalara ve bölgesel antrepolara hızlı sevk edilmesi için akıllı takip sistemli lojistik ağlarının kurulması
* IV. Uygulama: Tüketici gruplarının değişen moda algısı ve harcama eğilimleri analiz edilerek ürün tasarımlarının şekillendirilmesi

Bu uygulamaların etkilediği ekonomik süreçler (üretim, dağıtım ve tüketim) göz ��nüne alındığında, uygulamaların sırasıyla hangi süreçleri etkileyen beşerî faktörlere örnek oluşturduğu söylenebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Üretim - Dağıtım - Dağıtım - Tüketim

Cevap

Üretim - Dağıtım - Dağıtım - Tüketim
Doğru sıralama 'Üretim - Dağıtım - Dağıtım - Tüketim' şeklindedir. Robotik üretim teknolojisi üretim aşamasına (teknoloji); tanıtım, marka ve pazarlama çalışmaları dağıtım aşamasına (modern pazarlama teknikleri); lojistik ve taşımacılık faaliyetleri dağıtım aşamasına (ulaşım); tüketicilerin moda algısı ve harcama alışkanlıkları ise tüketim aşamasına (moda ve ihtiyaçlar) etki eden beşerî faktörlerdir.

Adım Adım Çözüm

1
Birinci uygulamanın ekonomik süreçlerle ilişkisini belirlemek.
Birinci uygulama üretim sürecini etkileyen beşerî faktörlere örnektir.
Fabrikalarda geleneksel bantlardan robotik otomasyon sistemlerine geçiş, doğrudan mal üretimi aşamasındaki teknolojiyi ifade eder.
2
İkinci uygulamanın ekonomik süreçlerle ilişkisini belirlemek.
İkinci uygulama dağıtım sürecini etkileyen beşerî faktörlere örnektir.
Dijital platformlarda yürütülen pazarlama ve marka imajı çalışmaları, MEB müfredatında yer alan 'modern pazarlama teknikleri' kapsamında dağıtım unsurları arasında sınıfland��rılır.
3
Üçüncü uygulamanın ekonomik süreçlerle ilişkisini belirlemek.
Üçüncü uygulama dağıtım sürecini etkileyen beşerî faktörlere örnektir.
Ürünlerin mağaza ve antrepolara sevk edilmesi için kurulan lojistik ağları, dağıtımı doğrudan etkileyen ulaşım faktörüne dayanır.
4
Dördüncü uygulamanın ekonomik süreçlerle ilişkisini belirlemek.
Dördüncü uygulama tüketim sürecini etkileyen beşerî faktörlere örnektir.
Tüketicilerin moda algısı ve harcama eğilimleri, tüketim sürecini belirleyen ihtiyaçlar ve moda gibi beşerî faktörlerle ilişkilidir.

Anahtar Kavram

Ekonomik faaliyetlerin (üretim, dağıtım, tüketim) beşerî faktörlere göre sınıflandırılması ve pazarlama/ulaşım gibi dağıtım unsurlarının diğer süreçlerden ayırt edilmesi.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 5058Soru

Batı kültür bölgesi, tarihsel süreç boyunca farklı coğrafi alanlara yayılarak günümüzdeki sınırlarına ulaşmıştır. Kültür bölgelerinin oluşumu ve dağılışı dikkate alındığında, Batı kültürünün küresel ölçekteki yayılma aşamalarının geçmişten günümüze doğru kronolojik sıralaması nasıl olmalıdır?

Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Doğru sıralama sırasıyla; Akdeniz havzasındaki çekirdek oluşum, Avrupa içlerine yayılım, Coğrafi Keşifler ile Amerika kıtasına geçiş ve en son Sanayi Devrimi sonrası Okyanusya'da hakimiyet kurulması şeklindedir.
Batı kültür bölgesinin yayılım süreci tarihsel coğrafya açısından incelendiğinde; ilk olarak kültürün çekirdek alanı olan Ege ve Akdeniz havzasındaki Antik Yunan ve Roma medeniyetleri temel oluşturmuştur. İkinci aşamada bu kültür, Hristiyanlığın da etkisiyle Avrupa kıtasının iç ve kuzey kesimlerine yayılmıştır. Üçüncü aşamada 15. ve 16. yüzyıl Coğrafi Keşifleri ile Amerika kıtalarına taşınmıştır. Dördüncü ve son aşamada ise 18. yüzyıldan itibaren Okyanusya (Avustralya ve Yeni Zelanda) bölgesine ulaşarak küresel ölçekte en geniş sınırlarına kavuşmuştur. Bu nedenle kronolojik sıralama bu gelişim sırasını takip etmelidir.

Adım Adım Çözüm

1
Kültür bölgesinin çekirdek alanını (doğuş yerini) belirlemek.
Batı kültürünün temellerinin Ege ve Akdeniz havzasında (Antik Yunan ve Roma) atıldığı tespit edilir.
Bir kültürün yayılma aşamalarını sıralamak için öncelikle doğduğu kaynak alanın (kültür ocağının) belirlenmesi gerekir.
2
Kültürün kaynak alandan kendi kıtası içindeki ilk yayılışını analiz etmek.
Hristiyanlığın kabulü ve yayılmasıyla kültürün Avrupa'nın iç ve kuzey kesimlerine yayıldığı belirlenir.
Coğrafi keşiflerden önce kültürün kendi coğrafyasında olgunlaşması ve kıta içinde yayılması kronolojik olarak önceliklidir.
3
Deniz aşırı ilk büyük yayılma dalgasını tespit etmek.
15. ve 16. yüzyıllardaki Coğrafi Keşifler ile kültürün Amerika kıtasına taşındığı belirlenir.
Amerika kıtası, Avrupalıların keşifler çağında sömürgeleştirdiği ve kültürel olarak dönüştürdüğü ilk dış coğrafyadır.
4
En son gerçekleşen küresel göç ve kolonileşme alanını belirlemek.
Sanayi Devrimi sonrasında Avustralya ve Yeni Zelanda (Okyanusya) gibi uzak bölgelerde baskın kültürün kurulduğu belirlenir.
Okyanusya, Avrupalı göçmenlerin kitlesel olarak en geç yerleştiği ve kültürel egemenlik kurduğu en son bölgedir.

Anahtar Kavram

Kültür bölgelerinin tarihsel süreçteki mekansal yayılımı ve coğrafi faktörleri

Alternatif Yöntem

Batı kültürünün coğrafi olarak Avrupa dışına taşınma süreçlerinde kullanılan ulaşım ve keşif teknolojilerinin tarihsel gelişimi takip edilerek de doğru sıralamaya ulaşılabilir. Deniz aşırı ilk büyük yelkenli keşifleri (Amerika) buharlı gemi ve sanayi çağı göçlerinden (Okyanusya) daha öncedir.
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 5059Soru

IV. Haçlı Seferi, başlangıçta Kudüs'ü Müslümanlardan geri almak amacıyla düzenlenmiş olsa da amacından saparak Bizans İmparatorluğu'nun başkenti İstanbul'un Latinler tarafından işgal edilmesi ve yağmalanmasıyla sonuçlanmıştır. Bu gelişme, Anadolu ve çevresindeki siyasi, ekonomik ve dinsel dengelerde köklü değişimlere yol açmıştır.

Buna göre, IV. Haçlı Seferi'nin doğrudan veya dolaylı sonuçları arasında aşağıdakilerden hangisi gösterilemez?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Anadolu'da bağımsız feodal atabeyliklerin kurulmasıyla Türkiye Selçuklu Devleti'nin merkeziyetçi idari yapısının tamamen ortadan kalkması

Cevap

Anadolu'da bağımsız feodal atabeyliklerin kurulmasıyla Türkiye Selçuklu Devleti'nin merkeziyetçi idari yapısın��n tamamen ortadan kalkması
Anadolu'da bağımsız feodal atabeyliklerin kurulmasıyla Türkiye Selçuklu Devleti'nin merkeziyetçi idari yapısının tamamen ortadan kalkması ifadesi IV. Haçlı Seferi'nin sonuçları arasında gösterilemez. Türkiye Selçuklu Devleti, Büyük Selçuklu Devleti'nin aksine, merkezi otoritesini korumak için şehzadeleri ve atabeyleri çok sıkı denetim altında tutmuş ve bağımsız atabeyliklerin ortaya çıkmasına izin vermemiştir. Ayrıca atabeylik kurumu geleneksel bir Türk-İslam kurumudur ve Haçlı Seferleri ile doğrudan veya dolaylı bir ilişkisi yoktur.

Adım Adım Çözüm

1
IV. Haçlı Seferi'nin amacını, gerçekleşme şeklini ve Bizans İmparatorluğu üzerindeki doğrudan siyasi etkilerini analiz etmek.
Seferin amacından saparak İstanbul'un işgaline ve Bizans'ın parçalanarak İznik ve Trabzon'da yeni Rum devletlerinin kurulmasına yol açtı��ı belirlenir.
Sorunun tarihsel arka planını ve Bizans ile ilgili seçeneklerin doğruluğunu teyit etmek için.
2
Seferin dinsel boyutunu ve Hristiyan dünyası üzerindeki mezhepsel etkilerini değerlendirmek.
İstanbul'un Latinler tarafından ya��malanmasının Katolik ve Ortodoks kiliseleri arasındaki ayrışmayı kalıcı bir düşmanlığa dönüştürdüğü anlaşılır.
Dinsel ve siyasi ayrışmayla ilgili seçeneğin tarihsel doğruluğunu kontrol etmek için.
3
Türkiye Selçuklu Devleti'nin Bizans'ın parçalanmasıyla ortaya çıkan jeopolitik tabloya verdiği tepkiyi ve dış politika hamlelerini incelemek.
Bizans'ın zayıflamasıyla oluşan boşlukta Selçukluların Karadeniz ve Akdeniz liman fetihlerine (Antalya, Sinop) ağırlık verdiği tespit edilir.
Selçuklu Devleti'nin dış politikasına yönelik çıkarımların doğruluğunu doğrulamak için.
4
Türkiye Selçuklu Devleti'nin idari yapısını ve atabeylik kurumunun Anadolu'daki işleyişini inceleyerek doğru cevabı belirlemek.
Türkiye Selçuklu Devleti'nin merkeziyetçi yapısını titizlikle koruduğu, atabeylerin bağımsızlık ilan etmesine izin vermediği ve atabeyliklerin Haçlı Seferleri'nin bir sonucu olmadığı saptanır.
IV. Haçlı Seferi'nin doğrudan veya dolaylı sonuçları arasında gösterilemeyecek olan yanlış idari/siyasi yargıyı saptamak için.

Anahtar Kavram

IV. Haçlı Seferi'nin Anadolu jeopolitiği üzerindeki etkileri, Bizans'ın bölünmesi, Türkiye Selçuklu Devleti'nin liman fetihleri ve Selçuklu devlet teşkilatındaki merkeziyetçi yapı ile atabeylik sisteminin kontrolü.
Soru 5060Soru

Türkiye, zengin petrol ve doğal gaz rezervlerine sahip Hazar Havzası, Orta Doğu ve Rusya ile bu kaynakların en büyük tüketicisi konumundaki Avrupa arasında jeopolitik ve jeostratejik bir köprü görevi görmektedir. Bu kapsamda inşa edilen uluslararası boru hatları, Türkiye'nin 'enerji koridoru' rolünü ve küresel jeopolitik önemini pekiştirmiştir.

Buna göre, Türkiye sınırlarına giriş yaptıkları ya da kara sularına/kıt sahanlığına ulaştıkları coğrafi mevkiler dikkate alındığında, aşağ��da verilen boru hatlarının coğrafi boylam derecelerine göre en doğudan en batıya doğru sıralanışı nasıl olmalıdır?

Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Boru hatlarının Türkiye sınırlarına giriş mevkilerinin boylam derecelerine göre en doğudan en batıya doğru sıralaması sırasıyla; İran-Türkiye Doğal Gaz Boru Hattı, Bakü-Tiflis-Erzurum (BTE) Doğal Gaz Boru Hattı, Mavi Akım Doğal Gaz Boru Hattı ve TürkAkım Doğal Gaz Boru Hattı şeklindedir.
Boru hatlarının Türkiye sınırlarına giriş noktalarının coğrafi boylam dereceleri doğudan batıya doğru şu şekildedir: İran-Türkiye hattı en doğuda Ağrı-Gürbulak sınır kapısından (4444^\circ D), Bakü-Tiflis-Erzurum hattı Ardahan-Türkgözü sınır kapısından (4242^\circ D), Mavi Akım Samsun kıyılarından (3636^\circ D) ve en batıda TürkAkım Kırklareli-Kıyıköy kıyılarından (2828^\circ D) giriş yapar. Bu durum, Türkiye'nin coğrafi olarak doğu-batı eksenindeki enerji taşımacılığında üstlendiği merkezi jeopolitik köprü rolünü yansıtır.

Adım Adım Çözüm

1
Projelerin Türkiye topraklarına ilk dahil oldukları coğrafi giriş noktalarını ve illerini belirlemek.
İran-Türkiye hattı Gürbulak (Ağrı), Bakü-Tiflis-Erzurum hattı Türkgözü (Ardahan), Mavi Akım Samsun kıyıları, TürkAkım ise Kıyıköy (Kırklareli) üzerinden giriş yapar.
Boylam sıralaması yapabilmek için sınır geçiş noktalarının yerel coğrafyalarını bilmek gerekir.
2
Giriş noktalarının boylam derecelerini doğudan batıya (büyük boylamdan küçük boylama) doğru kıyaslamak.
Gürbulak yaklaşık 4444^\circ D, Türkgözü yaklaşık 4242^\circ D, Samsun yaklaşık 3636^\circ D, Kırklareli ise yaklaşık 2828^\circ D boylamlarındadır.
Türkiye'de doğuya gidildikçe boylam dereceleri büyür. En doğudaki yer en büyük boylam derecesine sahiptir.
3
Elde edilen coğrafi sıralamayı boru hatlarıyla eşleştirerek son sırayı oluşturmak.
Sıralama İran-Türkiye, Bakü-Tiflis-Erzurum, Mavi Akım ve TürkAkım şeklinde gerçekleşir.
Coğrafi boylam değerlerinin azalan sırası, hatların doğudan batıya doğru sıralanışını verir.

Anahtar Kavram

Türkiye'nin Jeopolitik Konumu ve Enerji Koridoru Rolü
ÖncekiSayfa 253 / 437Sonraki
Tüm alıştırma soruları — YKS AYT (Alan Yeterlilik Testi) | Examkin