Tüm alıştırma soruları

8734 soru

Soru 6181Soru

Türkiye Cumhuriyeti'nde modern, laik ve demokratik bir hukuk düzeninin kurulması sürecinde gerçekleştirilen aşağıdaki inkılap adımlarını kronolojik olarak ilkten sona doğru sıralayınız.

Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Doğru sıralama Şer'iyye ve Evkaf Vekâletinin kaldırılması (1924), Ankara Adliye Hukuk Mektebinin açılması (1925), Türk Medeni Kanunu'nun kabul edilmesi (1926) ve Türk kadınına belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkının tanınması (1930) şeklindedir.
Doğru sıralama Şer'iyye ve Evkaf Vekâletinin kaldırılması (1924) ile başlar, yeni rejimin hukukçu kadrosunu yetiştirmek için kurulan Ankara Adliye Hukuk Mektebinin açılması (1925) ile devam eder. Ardından aile ve toplum yapısını laikleştiren Türk Medeni Kanunu'nun kabulü (1926) gelir. En son ise kadınların ilk siyasi hakkı olan belediye seçimlerine katılma hakkının verilmesi (1930) gerçekleşmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Laik hukuk düzeninin ilk aşamalarından biri olan Şer'iyye ve Evkaf Vekâletinin kaldırıldığı yılı belirleme.
Bu vekâlet 3 Mart 1924'te kaldırılmıştır. Bu durum sıralamada ilk sırayı oluşturur.
Osmanlı'dan kalan dini ve hukuki yetkileri elinde bulunduran vekâletin kaldırılması, hukukta tekliğin ve laikleşmenin başlangıç adımlarındandır.
2
Modern hukukun eğitimi ve kadro ihtiyacı için açılan Ankara Adliye Hukuk Mektebinin kuruluş yılını belirleme.
Mektep 1925 yılında faaliyete başlamıştır. Bu gelişme ikinci sırada yer alır.
Yeni kurulacak hukuk sisteminin nitelikli ve cumhuriyet ilkelerine bağlı uygulayıcılarının yetiştirilmesi hedeflenmiştir.
3
Toplumsal ve aile hukuku alanında devrim niteliğinde olan Türk Medeni Kanunu'nun kabul tarihini saptama.
Türk Medeni Kanunu 17 Şubat 1926'da kabul edilmiştir. Sıralamada üçüncü basamaktadır.
Mecelle'nin yerine çağdaş, laik ve kadın-erkek eşitliğine dayanan bir aile hukukunun getirilmesi amaçlanmıştır.
4
Kadınların siyasi haklarına yönelik adımlardan biri olan belediye seçim hakkının tanınma tarihini belirleme.
Türk kadınına belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı 1930 yılında verilmiştir. Bu gelişme sıralamada en son basamaktır.
Medeni Kanun ile sosyal ve ekonomik haklara kavuşan kadınların, siyasi haklarını elde etme süreci 1930 yılındaki belediye kanunuyla başlamıştır.

Anahtar Kavram

Hukuk alanında yapılan inkılapların kronolojik sıralaması ve gelişim aşamaları
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 6182Soru

I.
*Bir gün mutlaka döneceğiz o topraklara*
*Ve fabrikaların isiyle kararmış ellerimiz*
*Kuracak o aydınlık geleceği sokaklarda*

II.
*Akvaryumda yürüyen bir astronot gibiyim*
*Bu kalabalık ve neon ışıklı caddelerde*
*Herkes birbirine teğet geçiyor sessizce*

Dil, üslup ve tema özellikleri dikkate alındığında, bu şiir parçalar��nın temsil ettiği edebi yönelimler aşağıdakilerin hangisinde sırasıyla doğru olarak verilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: I. 1960 Sonrası Toplumcu Şiir - II. 1980 Sonrası Şiir

Cevap

I. 1960 Sonrası Toplumcu Şiir - II. 1980 Sonrası Şiir
Birinci şiir parçasında geçen 'fabrikaların isiyle kararmış eller' ve 'aydınlık gelecek' ifadeleri, 1960 Sonrası Toplumcu Şiir'in en belirgin özelliklerinden olan ideolojik söylem, sınıfsal mücadele ve umut aşılayan toplumcu-gerçekçi çizgiyi yansıtmaktadır. İkinci şiir parçası ise 'neon ışıklı caddeler', 'astronot' ve 'insanların birbirine teğet geçmesi' gibi ifadelerle modern metropol yaşamının getirdiği yalnızlaşma, yabancılaşma ve bireysel sorgulamaları ele alan 1980 Sonrası Şiir'in estetik ve tematik yapısına işaret eder. Dolayısıyla, doğru eşleştirme 'I. 1960 Sonrası Toplumcu Şiir - II. 1980 Sonrası Şiir' şeklindedir.

Adım Adım Çözüm

1
Birinci şiir parçasının ana temasını, dilini ve üslubunu incelemek.
Parçada geçen 'fabrikaların isiyle kararmış ellerimiz', 'aydınlık gelecek' ve 'kuracak... sokaklarda' gibi ifadelerin toplumsal bir sınıf bilincini, ideolojik bir mücadeleyi ve umut dolu bir söylemi yansıttığı tespit edilmiştir.
Şiirin ait olduğu edebi akımı veya dönemi belirlemek için öncelikle barındırdığı ideolojik/toplumsal ipuçlarını değerlendirmek gerekir.
2
İkinci şiir parçalarının ana temasını, kelime kadrosunu ve imge dünyasını incelemek.
Parçada geçen 'akvaryumda yürüyen astronot', 'neon ışıklı caddeler' ve 'teğet geçiyor' ifadelerinin, modern kent hayatını, teknolojik ve kentsel yabancılaşmayı, bireysel yalnızlığı ve metafizik ironiyi simgelediği belirlenmiştir.
Şiirin bireysel-postmodern duyarlılıkları mı yoksa saf şiir veya toplumcu gerçekçi çizgiyi mi yansıttığını ayırt etmek gerekir.
3
Bulunan özellikleri Cumhuriyet dönemi Türk şiiri eğilimleriyle karşılaştırmak ve eşleştirmek.
Birinci parça ideolojik mücadele söylemiyle 1960 Sonrası Toplumcu Şiir, ikinci parça ise kentli insanın yabancılaşması ve modern temalarıyla 1980 Sonrası Şiir eğilimine uymaktadır. Buna göre doğru sıralama 'I. 1960 Sonrası Toplumcu Şiir - II. 1980 Sonrası Şiir' şeklinde olmalıdır.
Eşleştirmelerin doğruluğunu teyit ederek doğru seçeneği belirlemek.

Anahtar Kavram

Cumhuriyet Dönemi Şiir Eğilimleri
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 6183Soru

Lozan Barış Antlaşması’nda Osmanlı borçlarının imparatorluktan ayrılan devletler arasında paylaştırılarak Türk payına düşen kısmın kâğıt para ve Türk lirası cinsinden ödenmesi kabul edilmiş; ayrıca Duyun-ı Umumiye’nin Türkiye’deki vergi gelirlerine el koyma yetkisine son verilmiştir.

Buna göre, Lozan Antlaşması'nın mali hükümleriyle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Türkiye'nin ekonomik bağımsızlığını ve mali egemenliğini kısıtlayan dış denetim mekanizmaları ortadan kaldırılmıştır.

Cevap

Türkiye'nin ekonomik bağımsızlığını ve mali egemenliğini kısıtlayan dış denetim mekanizmaları ortadan kaldırılmıştır.
Duyun-ı Umumiye İdaresi'nin Osmanlı İmparatorluğu'nun gelir kaynaklarına doğrudan el koyarak yabancı alacaklılar lehine çalışması, egemen devlet anlayışına aykırıydı. Lozan'da bu idarenin yetkilerine son verilmesi ve borçların makul bir planla taksitlendirilmesi, yeni Türk devletinin ekonomik ve mali bağımsızlığını tam anlamıyla tescil etmesini sağlamıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Duyun-ı Umumiye'nin (Genel Borçlar İdaresi) işlevini analiz edin.
Duyun-ı Umumiye, Osmanlı Devleti'nin vergi kaynaklarına el koyarak yabancı devletlerin mali çıkarlarını koruyan egemenliği kısıtlayıcı bir dış denetim organıdır.
Mali bağımsızlığın önündeki en büyük engeli tespit etmek.
2
Lozan Antlaşması'nda borçlar ve Duyun-ı Umumiye ile ilgili alınan kararları inceleyin.
Duyun-ı Umumiye'nin yetkilerine son verilmiş, borçlar ise Osmanlı'dan ayrılan diğer devletlerle paylaştırılarak taksitlendirilmiştir.
Bu kararların doğrudan hangi egemenlik hakkını kurtardığını bulmak.
3
Elde edilen sonuçları seçeneklerle karşılaştırın.
Mali denetimlerin kaldırılması ve borçların egemen bir şekilde yapılandırılması doğrudan mali egemenlik ve tam ekonomik bağımsızlığı sağlamıştır.
Doğru seçeneğe ulaşmak.

Anahtar Kavram

Lozan Barış Antlaşması'nın mali hükümleri ve ekonomik bağımsızlık (mali egemenlik)
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 6184Soru

Atatürk Dönemi'nde gerçekleştirilen eğitim ve kültür inkılapları; çağdaşlaşma, laikleşme ve millî kimlik inşasını hedefleyen çok boyutlu bir yapıya sahiptir. Bu dönemde hayata geçirilen inkılapların hedefleri ve kurumsal işlevleri hakkında doğru çıkarımlar yapmak, inkılap tarihinin doğru anlaşılması açısından önem taşımaktadır.

Buna göre, Atatürk Dönemi'nde eğitim ve kültür alanında yapılan inkılaplar ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Türk Dil Kurumunun kurulmasıyla, dildeki Arapça ve Farsça gibi yabancı kökenli tüm kelimeler dilden tamamen atılmış ve böylece eğitim dilinin sadece Türkçe olması zorunluluğu getirilmiştir.

Cevap

Türk Dil Kurumunun kurulmasıyla dildeki yabancı kelimelerin tamamının tasfiye edildiği ve eğitim dilinin Türkçe olması zorunluluğunun bu yolla getirildiği ifadesi yanlıştır.
Türk Dil Kurumunun kurulmasının amacı Türkçeyi yabancı dillerin etkisinden kurtarmak, dilin öz güzelliğini ortaya çıkarmak ve onu bir bilim dili hâline getirmektir. Ancak kurum dildeki tüm yabancı kökenli kelimeleri tamamen tasfiye etmemiş, tasfiyecilik hareketinin dili kısırlaştıracağı görülerek daha ılımlı bir sadeleşme politikası izlenmiştir. Ayrıca eğitim dilinin Türkçe olması zorunluluğu Türk Dil Kurumu ile değil, Tevhid-i Tedrisat Kanunu ve devletin egemenlik hakları çerçevesinde Maarif Vekaleti tarafından düzenlenmiştir. Bu nedenle bu ifade yanlıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Seçeneklerde yer alan inkılapların ve kurumların kuruluş amaçlarını ve sonuçlarını tek tek analiz edin.
Tevhid-i Tedrisat Kanunu, Millet Mektepleri, Türk Tarih Kurumu ve İstanbul Üniversitesine dair verilen bilgilerin tarihsel olarak doğru olduğunu tespit edin.
Bu kurumların Atatürk Dönemi'ndeki temel işlevlerini doğrulamak yanlış seçeneği bulmayı kolayla��tırır.
2
Türk Dil Kurumunun (Türk Dili Tetkik Cemiyeti) dilde sadeleşme politikasının sınırlarını ve dildeki uygulamalarını değerlendirin.
Kurumun yabancı kelimeleri tamamen tasfiye etmediğini, dilin kısırlaşmasını önlemek için zamanla daha dengeli bir sadeleşme izlediğini ve eğitim dilini belirleme yetkisinin Maarif Vekaletinde olduğunu belirleyin.
Türk Dil Kurumunun yetki sınırları ile eğitim politikasını düzenleyen yasal çerçeve arasındaki farkı kavramak sorunun doğru çözümünü sağlar.

Anahtar Kavram

Atatürk Dönemi Eğitim ve Kültür İnkılaplarının amaç, işlev ve kapsamları
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 6185Soru

Bir edebiyat araştırmacısı, Millî Edebiyat Dönemi'nin bağımsız iki büyük ismi hakkında çalışma odasına ��u notları kaydetmiştir:

* I. şair: Şiiri toplumsal bir mücadele, aydınlanma ve irşat aracı olarak görmüş; günlük konuşma dilini, sokaktaki insanın ıstırab��nı ve sosyal meseleleri aruzu Türkçeleştirerek manzum hikâyeler formunda işlemiştir.
* II. şair: Şiiri bir 'deruni ahenk' ve 'saf estetik' meselesi olarak ele almı��; tarihsel sürekliliği, İstanbul sevgisini ve geçmişin mirasını neo-klasik bir duyarlılıkla, mısra mükemmeliyetçiliğine bağlı kalarak yansıtmıştır.

Bu bilgilere göre, sözü edilen şairler ve şiir anlayışları ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: I. şair, şiirlerinde saf şiir (öz şiir) anlayışını benimseyerek sanatı her türlü toplumsal ve didaktik kaygıdan uzak tutmuş; II. şair ise hece veznini millî edebiyatın tek ölçüsü kabul ederek aruz ölçüsüyle yazılan şiirleri tamamen reddetmiştir.

Cevap

I. şairin saf şiir anlayışını benimsediğini ve II. şairin hece vezni dışındaki aruz ölçüsüyle yazılan şiirleri tamamen reddettiğini savunan seçenektir.
I. şair olarak tanımlanan Mehmet Âkif Ersoy, didaktik ve toplumsal faydayı esas alan bir realizmle yazmış, saf şiir anlayışından uzak durmuştur. II. şair olarak tanımlanan Yahya Kemal Beyatlı ise hece veznini millî ölçü kabul edip aruzu reddetmemiş, aksine neredeyse tüm eserlerinde aruz ölçüsünü mükemmeliyetçi bir şekilde kullanmıştır. Bu nedenle bu iki şaire dair verilen bu iddialar tamamen yanlıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Önc��lde verilen özelliklerden yola çıkarak şairlerin kimliklerini belirleme.
I. şairin manzum hikâyeleri ve toplumsal gerçekçiliğiyle Mehmet Âkif Ersoy; II. şairin ise deruni ahenk, İstanbul sevgisi ve neo-klasik duyarlılığıyla Yahya Kemal Beyatlı olduğu tespit edilir.
Şairlerin sanat anlayışları ve üslup özellikleri onların kimliklerini belirlemek için en karakteristik verilerdir.
2
Şairlerin gerçek edebi kimlikleri ile seçeneklerde sunulan yargıların doğruluğunu karşılaştırma.
I. şairin saf şiiri benimsediği ve didaktik kaygıdan uzak durduğu yargısının yanlış olduğu; aynı şekilde II. şairin aruzu tamamen reddettiği bilgisinin de yanlış olduğu saptanır.
Mehmet Âkif toplumsal didaktik şiir yazar ve saf şiir anlayışına uzaktır. Yahya Kemal ise 'Ok' şiiri hariç tüm şiirlerini aruzla yazmış, aruzu asla reddetmemiştir.

Anahtar Kavram

Millî Edebiyat Dönemi Bağımsız Sanatçılarının (Mehmet Âkif Ersoy ve Yahya Kemal Beyatlı) şiir anlayışları, dil, vezin ve estetik yönünden farkları ve ortak yönleri.
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 6186Soru

Tanzimat Dönemi'nin ardından güç kazanan aydınlar grubu, imparatorluğun çöküşünü önlemek için din ve mezhep ayrımı gözetmeksizin tüm unsurların temsil edildiği anayasal bir düzenin kurulmasını savunmuştur. Bu aydınların şekillendirdiği Osmanlıcılık düşüncesi, tebaanın tamamını 'Osmanlı milleti' üst kimliği altında birleştirmeyi amaçlamıştır. Buna göre, Osmanlıcılık fikir akımının anayasal ve kurumsal düzeyde en somut şekilde hayata geçirildiği gelişme aşağ��dakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kanun-i Esasi'nin kabul edilerek parlamenter sisteme geçilmesi

Cevap

Kanun-i Esasi'nin kabul edilerek parlamenter sisteme geçilmesi
Osmanlıcılık akımı, imparatorluk sınırları içindeki tüm toplulukları din ve ırk farkı gözetmeksizin ortak bir vatandaşlık kimliğinde birleştirmeyi hedefler. Bu akımın en somut anayasal ve kurumsal uygulaması, 1876 yılında Kanun-i Esasi'nin ilan edilmesi ve parlamenter sisteme geçilerek halkın (tüm unsurların) yönetime katılmasıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Soruda verilen Osmanlıcılık akımının hedeflerini analiz etme
Osmanlıcılık düşüncesinin din ve mezhep ayrımı gözetmeksizin tüm unsurların eşit temsil edildiği anayasal bir düzeni amaçladığı belirlenir.
Sorunun kökündeki kavramsal hedefleri tespit etmek için gereklidir.
2
Seçeneklerde verilen hukuki ve siyasi gelişmeleri bu hedeflerle karşılaştırma
1876 yılında ilan edilen Kanun-i Esasi'nin ve açılan meclisin bu hedefleri anayasal düzeyde somutlaştırdığı tespit edilir.
Doğru uygulamayı diğer reformlardan ayırt edebilmek amacıyla yapılır.

Anahtar Kavram

Osmanlıcılık fikir akımının anayasal ve kurumsal alandaki uygulamaları
Soru 6187Soru

Türkiye'de kır yerleşmelerinin dokusal özellikleri üzerinde yer şekillerinin engebelilik durumu ve su kaynaklarının yeterliliği doğrudan etkilidir. Su kaynaklarının bol, arazinin engebeli ve tarım alanlarının parçalı olduğu yerlerde evler birbirinden uzak inşa edilerek dağınık yerleşmeler oluşturulurken; su kaynaklarının yetersiz, arazinin düz veya düze yakın oldu��u yerlerde ise evler su kaynaklarının etrafında toplanarak toplu yerleşmeleri oluşturur.

Buna göre, coğrafi özellikleri dikkate alındığında aşağıdaki alanların hangisinde dağınık yerleşme dokusunun daha yaygın olması beklenir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Doğu Karadeniz Bölümü

Cevap

Doğu Karadeniz Bölümü
Doğu Karadeniz Bölümü'nde hem su kaynaklarının bol olması hem de yer şekillerinin oldukça engebeli ve tarım alanlarının parçalı olması nedeniyle evler birbirinden uzak kurulmuştur ve dağınık yerleşme dokusu hâkimdir.

Adım Adım Çözüm

1
Yerleşme dokusunu etkileyen temel fiziki faktörleri analiz etmek
Dağınık yerleşmelerin yaygın olabilmesi için engebeli yer şekillerine ve bol su kaynaklarına ihtiyaç duyulduğu belirlenmiştir.
Soru kökündeki açıklama doğrultusunda dağınık yerleşme kriterlerinin hangi coğrafi özelliklere bağlı olduğunu tespit etmek gerekir.
2
Seçeneklerdeki alanların coğrafi özelliklerini karşılaştırmak
Doğu Karadeniz Bölümü'nün son derece engebeli olduğu ve su kaynaklarının bol olduğu belirlenirken, Konya Ovası, Güneydoğu Anadolu, Ergene Havzası ve Şanlıurfa Platosu gibi alanların düz/sade yer şekillerine ve daha az su kaynağına sahip olduğu görülmüştür.
Dağınık yerleşme şartlarına en uygun seçeneği belirlemek için Türkiye'nin bölgesel fiziki coğrafya özelliklerini kıyaslamak gerekir.

Anahtar Kavram

Türkiye'de Kır Yerleşmelerinde Doku Tipleri (Toplu ve Dağınık Yerleşmeler)
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 6188Soru

Aşağıda Roma Medeniyeti'nin siyasi, idari ve hukuki yapısına ait kavramlar ve açıklamaları verilmiştir. Bu kavramları doğru açıklamalarıyla e��leştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Konsül
Senato
Tribün
On İki Levha Kanunları

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Konsül kavramı yürütme gücünü elinde bulunduran iki yüksek yönetici açıklamasıyla; Senato kavramı soylulardan oluşan en prestijli danışma organı açıklamasıyla; Tribün kavramı pleblerin haklarını korumak için seçilen ve veto yetkisi bulunan halk temsilcileri açıklamasıyla; On İki Levha Kanunları ise patriciler ve plebler arasındaki çatışmaları sonlandırıp modern Avrupa hukukunun temelini oluşturan kurallar açıklamasıyla eşleşmelidir.
Roma Medeniyeti'nde Konsül yürütmeden sorumlu yüksek yöneticileri, Senato soylulardan oluşan karar organını, Tribün pleblerin haklarını koruyan veto yetkili halk temsilcilerini, On İki Levha Kanunları ise sınıf çatışmalarını önlemek amacıyla yazılan ve Avrupa hukukunun temelini atan yasal düzenlemeleri ifade eder.

Adım Adım Çözüm

1
Konsül kavramının tanımı incelenir.
Konsüllerin Roma Cumhuriyeti'nde yürütme ve askeri komutadan sorumlu iki yüksek memur olduğu tespit edilerek üçüncü açıklama ile eşleştirilir.
Yönetim yapısındaki en üst idari organın belirlenmesi gerekir.
2
Senato meclisinin işlev ve yapısı analiz edilir.
Senato'nun soylulardan (patricilerden) oluşan danışma organı ve dış politika/bütçe denetçisi olduğu belirlenerek dördüncü açıklama ile eşleştirilir.
Roma'daki aristokratik meclisin ayırt edilmesi gerekir.
3
Tribün unvanının ortaya çıkış amacı sorgulanır.
Tribünlerin pleblerin haklarını patricilere karşı korumak ve veto yetkisini kullanmak üzere seçildiği belirlenerek birinci açıklama ile eşleştirilir.
Sınıf mücadeleleri sonucunda pleblerin kazandığı siyasi hakkın tanımlanması gerekir.
4
On İki Levha Kanunları'nın tarihsel önemi değerlendirilir.
Bu kanunların patriciler ile plebler arasındaki mücadeleyle yazılı hale getirildiği ve modern Avrupa hukukuna kaynaklık ettiği saptanarak ikinci açıklama ile eşleştirilir.
Roma hukukunun gelişimindeki temel aşamanın tespiti gerekir.

Anahtar Kavram

Roma Cumhuriyeti'nin yönetim organları, toplumsal sınıfları ve hukuk sistemi
Soru 6189Soru

Lozan Barış Konferansı’nda delegeler arasında en çetin müzakereler; sınırların çizilmesi, kapitülasyonlar, dış borçlar ve Boğazlar meselesi gibi egemenlik konularında yaşanmıştır. Konferansta Türk heyetinin taviz vermediği konuların yanında, askeri ve diplomatik şartlar gereği bazı meseleler ertelenmiş ya da Misak-ı Milli'den taviz verilerek çözülebilmiştir.

Buna göre, Lozan Barış Antlaşması'nda sınırların belirlenmesi ve toprak paylaşımı ile ilgili aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yunanistan ile sınır Meriç Nehri olarak kabul edilmiş, ayrıca savaş tazminatı karşılığında Karaağaç bölgesi Türkiye'ye bırak��lmıştır.

Cevap

Yunanistan ile sınır Meriç Nehri olarak kabul edilmiş, ayrıca savaş tazminatı karşılığında Karaağaç bölgesi Türkiye'ye bırakılmıştır.
Yunanistan sınırı konusunda Meriç Nehri'nin sınır kabul edilmesi ve Karaağaç bölgesinin savaş tazminatı olarak Türkiye'ye bırakılması kararı, Lozan Antlaşması'nda kesinleşen sınır ve toprak paylaşımı maddesidir. Yunanistan'ın Karaağaç'ı vermesi aynı zamanda savaşın sorumluluğunu üstlendiğinin de hukuki bir kanıtıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Lozan Barış Antlaşması'ndaki sınır maddelerini incelemek.
Yunanistan sınırında Meriç Nehri'nin sınır kabul edildiği ve Karaağaç'ın tazminat olarak kazanıldığı doğrulanır.
Bat�� sınırının yasal zeminini ve savaş tazminatı hakkını tespit etmek.
2
Diğer sınır maddelerinin durumunu değerlendirmek.
Musul'un ertelendiği, Hatay'ın dışarıda kaldığı, doğu sınırında yeni bir değişiklik olmadığı ve On İki Ada'nın İtalya'ya bırakıldığı belirlenir.
Çözüme ulaşmayan veya farklı şekilde çözülen sınır konularını eleyerek doğru seçeneği netleştirmek.

Anahtar Kavram

Lozan Barış Antlaşması'nda Sınırlar ve Egemenlik Hakları
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 6190Soru

Yeni Türk Devleti'nde 17 Şubat 1926 tarihinde kabul edilen Türk Medeni Kanunu ile aile hukukunda din, mezhep ve cemaat farkı gözetilmeksizin tüm vatandaşlar aynı kanun hükümlerine tabi kılınm��ş; patrikhanelerin ve dini cemaatlerin dünyevi yetkilerine son verilmiştir.

Bu düzenlemelerin;
I. toplumsal alanda laik ve eşitlikçi bir yapının tesis edilmesi,
II. kadınların genel ve yerel seçimlerde oy kullanma hakkını elde etmesi,
III. hukuk birliğinin sağlanarak devletin egemenlik haklarının pekiştirilmesi

durumlarından hangilerine doğrudan katkı sağladığı savunulabilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: I ve III

Cevap

Birinci ve üçüncü öncülleri içeren seçenek (I ve III) doğrudur.
Birinci ve üçüncü öncülleri içeren seçenek, Türk Medeni Kanunu'nun getirdiği köklü değişimleri tam olarak yansıtmaktadır. Kanun, şer'i hukuk kurallarını kaldırarak yerine laik kurallar getirmiş ve kadın-erkek eşitliğini sağlayarak laik ve eşitlikçi bir toplumsal düzen kurulmasını sağlamıştır. Ayrıca patrikhanelerin ve konsoloslukların yargı yetkilerine son verilmesi, ülke içindeki hukuk ikiliğini sonlandırarak hukuk birliğini kurmuş ve milli egemenliği pekiştirmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Türk Medeni Kanunu'nun içeriğini ve getirdiği yenilikleri analiz etmek.
1926 yılında kabul edilen kanunla, aile ve miras hukuku gibi medeni hukuk alanlarında dini kurallar yerine modern ve seküler kuralların getirilmesiyle hukukta birlik sağlanmış, kadın-erkek eşitliği (miras, mahkemede şahitlik vb.) güvence altına alınmıştır.
Soruda verilen öncüllerin doğruluğunu Medeni Kanun'un kapsamıyla karşılaştırmak için ilk olarak kanunun getirdiği temel düzenlemeleri belirlemek gerekir.
2
Birinci öncülü (laik ve eşitlikçi yapı) değerlendirmek.
Dini kurallara dayalı Mecelle'nin kaldırılarak yerine seküler bir medeni kanunun getirilmesi laiklikle; kadın ve erkeğin hukuk önünde eşitlenmesi ile gayrimüslimlerin de aynı kanunlara tabi olması ise halkçılık (eşitlik) ilkesiyle doğrudan ilgilidir. Bu nedenle birinci öncül doğrudur.
Medeni Kanun'un toplumsal eşitlik ve din işlerinin hukuktan ayrılması üzerindeki etkisini saptamak.
3
İkinci öncülü (kadınların seçimlerde oy kullanma hakkı) değerlendirmek.
1926 Türk Medeni Kanunu kadınlara sadece sosyal ve ekonomik (medeni) haklar tanımış, siyasi haklar (seçme ve seçilme) vermemiştir. Kadınlar seçme ve seçilme hakkını daha sonra, 1930 (belediye), 1933 (muhtarlık) ve 1934 (milletvekilliği) yıllarında yapılan anayasal değişikliklerle elde etmişlerdir. Dolayısıyla ikinci öncül yanlıştır.
Medeni haklar ile siyasi haklar arasındaki kronolojik ve kavramsal ayrımı netleştirmek.
4
Üçüncü öncülü (hukuk birliği ve egemenlik hakları) değerlendirmek.
Patrikhanelerin ve dini cemaatlerin mahkeme kurma gibi dünyevi yetkilerinin sonlandırılması, ülke sınırları içindeki farklı hukuki yapıları tek çatı altında toplamış (hukuk birliği) ve devletin yargı bağımsızlığı ile egemenlik haklarını güçlendirmiştir. Bu nedenle üçüncü öncül doğrudur.
Cemaat mahkemelerinin kaldırılmasının egemenlik ve hukuki teklik üzerindeki etkisini incelemek.

Anahtar Kavram

Türk Medeni Kanunu'nun Kabulü ve Hukuki Sonuçları
Soru 6191Soru

Türkiye'de şehirlerin büyümesi ve gelişmesinde idari, askeri, ticari, sanayi ve tarımsal gibi çeşitli ekonomik fonksiyonlar belirleyici olmuştur. Aşağıda verilen şehirlerimizi, gelişimlerinde en fazla ön plana çıkan birincil ekonomik fonksiyonlarıyla eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Batman
İskenderun
Rize

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Batman maden ve sanayi fonksiyonuyla, İskenderun demir-çelik sanayisi ve liman fonksiyonuyla, Rize ise çay tarımı ve tarımsal sanayi fonksiyonuyla eşleşir.
Şehirlerin gelişiminde en baskın olan ekonomik faaliyet onların birincil fonksiyonunu oluşturur. Batman petrol madenciliğiyle, İskenderun demir-çelik sanayisi ve limanıyla, Rize ise çay tarımı ve tarımsal sanayisiyle eşleşmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Batman ilinin ekonomik yapısı incelenir.
Batman'da en belirgin faaliyetin petrol çıkarma ve petrol rafinerisi (maden-sanayi) olduğu tespit edilir.
1940'larda Raman Dağı'nda petrolün bulunması şehrin kaderini değiştirmiştir.
2
İskenderun ilçesinin ekonomik yapısı incelenir.
İskenderun'da demir-çelik sanayisi ve deniz ticareti (liman) faaliyetlerinin ön planda olduğu belirlenir.
İskenderun Limanı ve demir-çelik tesisleri şehrin birincil büyüme motorudur.
3
Rize ilinin ekonomik yapısı incelenir.
Rize'de çay tarımı ve çay fabrikalarının (tarım-tarımsal sanayi) en önemli sektör olduğu saptanır.
Doğu Karadeniz iklim koşulları çay tarımı için en elverişli ortamı sunar.

Anahtar Kavram

Türkiye'deki Şehirlerin Fonksiyonel Sınıflandırılması
Soru 6192Soru

Deniz ve okyanus ekosistemlerinde biyoçeşitliliğin ve canlı yoğunluğunun büyük bir kısmı, güneş ışınlarının erişebildiği ilk 200 metrelik derinlikte (fotik bölge) toplanmıştır.

Bu durumun ortaya çıkmasında aşağıdakilerden hangisi temel etkendir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Güneş ışığının etkisiyle fotosentez yapan üretici canlıların bu derinlikte yaşayabilmesi

Cevap

Güneş ışığının etkisiyle fotosentez yapan üretici canlıların bu derinlikte yaşayabilmesi
Doğru yanıt, güneş ışığının etkisiyle fotosentez yapan üretici canlıların bu derinlikte yaşayabilmesidir. Denizel ekosistemlerde besin zincirinin en alt basamağında yer alan fitoplanktonlar, fotosentez yapabilmek için güneş ışığına gereksinim duyarlar. Güneş ışınları denizlerde ilk 200 metreye kadar ulaşabildiğinden, üretici canlılar ve dolayısıyla onlarla beslenen tüketiciler bu ışıklı (fotik) bölgede yoğunlaşmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Sucul ekosistemlerdeki birincil üretimin kaynağını belirleme
Sucul biyomlarda yaşamın temeli, karasal biyomlarda olduğu gibi fotosentez yoluyla organik madde üreten üretici canlılardır (fitoplanktonlar).
Biyoçeşitliliğin yoğunlaştığı alanları belirlemek için öncelikle besin zincirinin başlangıç noktasına bakılması gerekir.
2
Işık geçirgenliğinin dikey sınırını analiz etme
Güneş ışınları denizlerde ortalama ilk 200 metreye kadar ulaşabilir (fotik/ışıklı bölge). Bu sınırın altında fotosentez durur.
Üretici canlıların fotosentez yapabilmek için güneş ışığına ihtiyaç duyması, onları ışıklı olan ilk 200 metrelik katmana bağımlı kılar.
3
Canlı yoğunluğu ile besin kaynağı ilişkisini kurma
Üreticilerin ilk 200 metrede yaşaması, onlarla beslenen otçul ve etçil tüketicilerin de bu derinlikte toplanmasına neden olur. Bu durum derinlikle birlikte biyoçeşitliliğin azalmasının temel nedenidir.
Fotosentez ve ışık ilişkisini kurarak denizel biyoçeşitliliğin dikey dağılışındaki temel etken tespit edilmiş olur.

Anahtar Kavram

Deniz ekosistemlerinde biyoçeşitliliğin dikey dağılışında güneş ışığı ve fotosentezin rolü
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 6193Soru

16. yüzyıla ait bir Bursa kadı sicilinde; Hristiyan bir tüccar ile Müslüman bir tımarlı sipahi arasındaki ticari anlaşmazlığın kadı mahkemesinde görüşülüp şer'i kurallara göre karara bağlandığı ve mahkeme hükmünün tımarlı sipahi tarafından da aynen uygulandığı kaydedilmiştir.

Buna göre, Klasik Dönem Osmanlı toplumsal yapısı ve yönetici sınıfları arasındaki ilişkiyle ilgili aşağıdakilerden hangisine ulaşılabilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hukuki denetim yetkisine sahip ilmiye sınıfının kararlarının, askeri ve idari gücü temsil eden seyfiye sınıfı üyeleri için de bağlayıcı olduğuna

Cevap

Hukuki denetim yetkisine sahip ilmiye sınıfının kararlarının, askeri ve idari gücü temsil eden seyfiye sınıfı üyeleri için de bağlayıcı olduğu
Hukuki karar verme ve denetleme yetkisini elinde bulunduran kadı, yönetici sınıflardan ilmiye sınıfına mensuptur. Tımarlı sipahi ise yürütme ve askeri sınıftan olan seyfiye sınıfına dahildir. Bir tımarlı sipahinin, kadı mahkemesinde verilen karara uymak zorunda olması, idari ve askeri gücü elinde bulunduran seyfiye sınıfının da hukukun üstünlüğü ilkesine tabi olduğunu ve ilmiye sınıfının yargı kararlarının seyfiye üzerinde bağlayıcı güce sahip olduğunu gösterir.

Adım Adım Çözüm

1
Metinde verilen tarihi verileri ve tarafların idari/toplumsal sınıflarını analiz etmek.
Davacı olan gayrimüslim tüccar reaya sınıfına, davalı olan tımarlı sipahi yönetici sınıfın seyfiye (askerlik-yürütme) koluna, davaya bakan kadı ise ilmiye (adalet-hukuk) koluna mensuptur.
Soruda verilen olayın taraflarının Klasik Dönem Osmanlı toplumsal yapısındaki yerini doğru tespit etmek analizin ilk basamağıdır.
2
Mahkeme kararının ve bunun sipahi üzerindeki etkisinin hukuki ve idari anlamını değerlendirmek.
Kadının verdiği şer'i hükmün, askeri güce sahip olan tımarlı sipahi tarafından aynen uygulanması, adalet gücünün (ilmiye) askeri güç (seyfiye) üzerinde üstün ve bağlayıcı olduğunu gösterir.
Seyfiye ve ilmiye sınıflarının birbirine karşı olan yetki ve hiyerarşik dengesini anlamak doğru sonuca ulaşmayı sağlar.
3
Seçenekleri analiz ederek yanlış iddiaları (çeldiricileri) elemek ve doğru yargıyı belirlemek.
Toprak mülkiyeti, iskân/istimalet, gedik hakkı ve Tanzimat Fermanı ile ilgili anachronistik veya hatalı bilgiler elenerek ilmiye ve seyfiye arasındaki hukuki bağlayıcılığı açıklayan doğru ifade belirlenir.
Çeldiricilerdeki kavramsal yanılgıları ve tarihsel hataları ayırt ederek en doğru genel yargıyı seçmek gerekir.

Anahtar Kavram

Klasik Dönem Osmanlı Devleti'nde yönetici sınıflar (Seyfiye, İlmiye, Kalemiye) ve bunların toplum (reaya) ile ilişkileri, hukukun üstünlüğü ve adalet mekanizması.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 6194Soru

Bir edebiyat dergisinde yayımlanan inceleme yazısında, 1940'lı yılların Türk şiirindeki yönelimleri örneklendirmek amacıyla aşağıdaki iki şiir alıntısına yer verilmiştir:

I. Şiir:
*Dikilirim köprü üzerine,*
*Keyifle seyrederim hepinizi.*
*Kimi karides satar, denizden yeni çıkmış;*
*Kimi marul satar, Yedikule'den.*

II. Şiir:
*Benim doğduğum köylerde*
*Kuzey rüzgârları eserdi.*
*Ve bu yüzden dudaklarım çatlaktır*
*Öp biraz!*

Bu şiirlerin biçim, içerik ve üslup özellikleri dikkate alındığında, temsil ettikleri şiir anlayışları aşağıdakilerin hangisinde sırasıyla doğru olarak verilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Garip Akımı (I. Yeni) - Garip Dışında Yeniliği Sürdüren Şiir

Cevap

Garip Akımı (I. Yeni) - Garip Dışında Yeniliği Sürdüren Şiir
Birinci şiirde sıradan insanların gündelik yaşamı ve sokak manzaraları, herhangi bir edebi sanata ve ölçü/kafiye kuralına başvurulmadan, son derece yalın bir dille aktarılmıştır. Bu, Garip Akımı'nın (I. Yeni) şiiri sıradanlaştırma ve geleneksel kuralları yıkma anlayışının yansımasıdır. İkinci şiirde ise şair, serbest ölçüyü kullanmasına rağmen Anadolu coğrafyasını ve insanını lirik, içten ve duygu yüklü bir anlatımla ele almıştır. Bu yaklaşım, Garip Akımı'nın kuru üslubuna mesafeli durarak estetik değeri ve lirik söyleyişi devam ettiren Garip Dışında Yeniliği Sürdüren Şiir anlayışının tipik bir örneğidir.

Adım Adım Çözüm

1
İlk şiir alıntısının biçim ve içerik özelliklerini incelemek.
Dizelerde köprü üzerinde karides ve marul satan sıradan insanların g��ndelik yaşamı, hiçbir süslü anlatıma ve ölçü/uyak kuralına bağlı kalmaksızın, sokağın konuşma diliyle verilmiştir. Bu durum Garip Akımı'nın (I. Yeni) temel ilkeleriyle eşleşir.
Şiirin ait olduğu edebi topluluğu belirlemek için üslup ve içerik özelliklerini çözümlemek gerekir.
2
İkinci şiir alıntısının biçim ve içerik özelliklerini incelemek.
Dizelerde serbest nazım kullanılmış olmasına karşın, Anadolu köylerine dair sıcak, samimi ve lirik bir duyarlılık göze çarpar. Şiir, Garipçiler gibi geleneksel ögeleri tamamen reddetmek yerine yeniliği estetik bir hassasiyetle sürdüren 'Garip Dışında Yeniliği Sürdüren Şiir' anlayışının temsilcisi Cahit Külebi'ye aittir.
İkinci şiirin hangi edebî yönelime dahil olduğunu saptamak için dil ve estetik anlayışını analiz etmek gerekir.
3
Elde edilen sonuçları sırasıyla birleştirerek doğru seçeneği belirlemek.
Birinci şiir Garip Akımı (I. Yeni), ikinci şiir ise Garip Dışında Yeniliği Sürdüren Şiir olarak belirlenmiş ve bu sıralamanın doğru seçenekte verildiği doğrulanmıştır.
Sıralamalı sorularda her iki tespitin de seçenekteki sıraya uygunluğunu teyit etmek gerekir.

Anahtar Kavram

Cumhuriyet Dönemi Türk şiirinde Garip Akımı ile Garip Dışında Yeniliği Sürdürenler arasındaki üslup, içerik ve şiirsel hassasiyet farkları
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 6195Soru

Orta kuşağın nemli bir dağ yamacında yükseltiye bağlı olarak sıcaklık ve yağış koşullarının değişmesi, karasal biyomların ve bitki örtüsünün dikey doğrultuda kuşaklar oluşturmasına neden olur.

Buna göre, aşağıda özellikleri belirtilen dikey bitki kuşaklarını deniz seviyesinden (en alçaktan) dağ zirvesine (en yükseğe) doğru sıralayınız.

Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Doğru sıralama deniz seviyesinden zirveye doğru şu şekildedir: Kışın yaprağını döken geniş yapraklı ormanlar, geçiş bölgesinde yer alan karışık yapraklı ormanlar, soğuğa dayanıklı iğne yapraklı ormanlar ve en üst sınırda yer alan dağ çayırları.
Sıcaklığın her 200 metrede yaklaşık 1 °C azalmasına bağlı olarak bitki toplulukları nemli dağ yamaçlarında tabandan zirveye doğru geniş yapraklı, karışık yapraklı, iğne yapraklı ormanlar ve alpin çayırlar şeklinde kuşak oluşturur.

Adım Adım Çözüm

1
Sıcaklığın yükseltiye bağlı olarak nasıl değiştiğini analiz edin.
Yükseldikçe sıcaklık düşer; dolayısıyla en sıcak kuşağın en altta, en soğuk kuşağın ise en üstte yer alması gerekir.
Dikey doğrultudaki bitki kuşaklarının temel belirleyicisi yükseltiye bağlı sıcaklık azalışıdır.
2
Verilen bitki kuşağı özelliklerini sıcaklık toleranslarına göre sınıflandırın.
Geniş yapraklı ağaçlar ılıman/sıcak koşulları sever; karışık yapraklılar geçiş bölgesidir; iğne yapraklılar soğuğa dayanıklıdır; alpin çayırlar ise ağaç sınırının üstündeki aşırı soğuk koşullara uyum sağlamıştır.
Farklı bitki formasyonlarının sıcaklık istekleri dikey sıralamadaki yerlerini belirler.
3
Biyomları en alçaktan (deniz seviyesinden) en yükseğe (zirveye) doğru sıralayarak nihai sırayı belirleyin.
Sıralama: Geniş yapraklı ormanlar -> Karışık yapraklı ormanlar -> İğne yapraklı ormanlar -> Dağ çayırları şeklindedir.
Soruda deniz seviyesinden zirveye doğru sıralama yapılması istenmiştir.

Anahtar Kavram

Yükseltiye bağlı sıcaklık değişimi ve biyomların dikey zonation (kuşaklar) oluşturması
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 6196Soru

Emevi Devleti’nin mevali politikası nedeniyle İslamiyet’e karşı mesafeli olan Türk boyları, Abbasilerin iktidara gelmesiyle uygulanan hoşgörü ve adalet politikası sayesinde İslam dünyasıyla yakınlaşmıştır. Bu yakınlaşma, 751 yılındaki Talas Savaşı’nda Karluk, Yağma ve Çiğil gibi Türk boylarının Çin’e karşı Abbasilerin yanında yer almasıyla askeri ve siyasi bir ittifaka dönüşmüştür.

Buna göre, Talas Savaşı’n��n sonuçları ve Türklerin İslamiyet’i kabul süreciyle ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Savaşın ardından kağıt üretiminin Çin sınırları dışına taşınması, dünya kültür tarihini etkileyen bir gelişme olmuştur.

Cevap

Savaşın ardından kağıt üretiminin Çin sınırları dışına taşınması, dünya kültür tarihini etkileyen bir gelişme olmuştur.
Talas Savaşı'nın dünya kültür tarihi üzerindeki en kalıcı etkisi, Çin dışında ilk kez Semerkant'ta kağıt imal edilmeye başlanmasıdır. Bu gelişme bilginin yazılması, korunması ve yayılmasını kolaylaştırarak küresel düzeyde kültürel gelişime zemin hazırlamıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Talas Savaşı'nın tarafları ve savaşa katılan aktörlerin rollerini analiz edin.
Karlukların Çin yayılmacılığına karşı Abbasilerin yanında yer alarak savaşın kazanılmasında belirleyici oldukları tespit edilir.
Savaşın gelişimini ve Türklerin bu savaştaki konumunu belirlemek için bu adım gereklidir.
2
Savaşın ardından gerçekleşen kültürel etkileşimi ve teknik aktarımı değerlendirin.
Çinli esirler vasıtasıyla kağıt üretim tekniğinin Semerkant'a taşındığı ve bunun dünya kültür tarihi açısından dönüm noktası olduğu belirlenir.
Söz konusu seçeneğin tarihsel doğruluğunu doğrudan kanıtlamak amacıyla bu adım uygulanır.
3
Diğer çeldiricilerdeki kavramsal yanılgıları çözümleyin.
Mevali politikasının sürmesi, kut inancının tamamen terk edilmesi, anayasal meclisin açılması ve ikta sisteminin hemen Bizans sınırında Türklerce başlatılması iddialarının tarihsel gerçeklerle çeliştiği saptanır.
Yanlış seçenekleri eleyerek doğru yanıta kesin bir şekilde ulaşmak için bu analiz tamamlanır.

Anahtar Kavram

Talas Savaşı'nın Sonuçları ve Türk-İslam Siyasi/Kültürel Etkileşimi
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 6197Soru

Milli Edebiyat Dönemi bağımsız sanatçıları Mehmet Âkif Ersoy ile Yahya Kemal Beyatlı'nın edebî kişiliklerini, estetik anlayışlarını ve eserlerini yansıtan aşağıdaki yapıt/şiir adları ile bu yapıtların/şiirlerin karakteristik özelliklerini uygun şekilde eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Süleymaniye'de Bayram Sabahı
Âsım
Ok
Gölgeler

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Süleymaniye'de Bayram Sabahı şiiri Osmanlı tarihini ve kolektif hafızayı neo-klasik estetikle işleyen tanıma; Âsım eseri sosyal gerçekçi çizgide gençlik idealizmini ve manzum diyalogları içeren tanıma; Ok şiiri hece ölçüsüyle yazılmış olan tanıma; Gölgeler eseri ise mistik ve içe dönük duyarlılıkları yansıtan tanıma karşılık gelmektedir.
Süleymaniye'de Bayram Sabahı, Yahya Kemal'in mimari ve tarihi neo-klasik bir estetikle birleştirdiği en önemli şiiridir. Âsım, Mehmet Âkif'in toplumsal sorunları ve gençlik idealini manzum diyaloglarla işlediği başyapıtıdır. Ok şiiri, Yahya Kemal'in heceyle yazdığı tek şiirdir. Gölgeler ise Mehmet Âkif'in Mısır yıllarında kaleme aldığı, sosyal realizmden uzak mistik şiirlerini barındıran Safahat cildidir. Bu doğrultuda yapılan eşleştirme tamamen doğrudur.

Adım Adım Çözüm

1
Eserlerin yazarlarını ve ait oldukları dönem özelliklerini belirleme.
Süleymaniye'de Bayram Sabahı ve Ok şiirleri Yahya Kemal Beyatlı'ya; Âsım ve Gölgeler ise Mehmet Âkif Ersoy'a aittir. Her iki sanatçı da Millî Edebiyat Dönemi'nde bağımsız çizgide yer alır.
Eşleştirmenin temelini oluşturan sanatçı-eser ilişkisini doğru kurmak gerekir.
2
Yahya Kemal Beyatlı'nın şiirlerinin yapısal ve tematik özelliklerini analiz etme.
Yahya Kemal, neo-klasik bir anlayışla tarihi ve mimariyi şiirleştirmiştir (Süleymaniye'de Bayram Sabahı). Aruz ölçüsünü Türkçeye kusursuz uygulamış, sadece Ok şiirinde hece ölçüsünü kullanmıştır.
Şairin aruz ve hece kullanımındaki tek istisnayı (Ok) ve tarih-mimari estetiğini doğru tanımlarla eşleştirmek gerekir.
3
Mehmet Âkif Ersoy'un Safahat bölümlerinin içerik ve üslup farklarını değerlendirme.
Âkif'in Âsım bölümü sosyal realist, didaktik ve karşılıklı konuşma diline dayanırken; son bölümü olan Gölgeler, Mısır yıllarında yazılmış mistik ve bireysel bir hüzün barındırır.
Yazarın sosyal realist didaktik çizgisi ile mistik içe dönük çizgisini temsil eden bölümleri doğru tespit etmek gerekir.

Anahtar Kavram

Milli Edebiyat Dönemi Bağımsız Sanatçılarının (Mehmet Akif ve Yahya Kemal) sanat anlayışları, şiir estetikleri ve eserlerinin özellikleri
Soru 6198Soru

Milli Mücadele Dönemi'nde gerçekleşen diplomatik ve siyasi gelişmeler ile bu gelişmelerin ortaya çıkardığı hukuki veya siyasi sonuçlar düşünüldüğünde, sol sütunda verilen olayların sağ sütundaki hangi sonuçlarla eşleşmesi gerekir?

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Mudanya Ateşkes Antlaşması ile İstanbul ve Boğazlar'ın idaresinin TBMM Hükümeti'ne bırakılması
İtilaf Devletleri'nin Lozan Konferansı'na hem İstanbul Hükümeti'ni hem de TBMM Hükümeti'ni birlikte davet etmesi
TBMM Hükümeti'nin Doğu Trakya'yı İtilaf Devletleri'nden devralması amacıyla Refet Bele'yi görevlendirmesi

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Mudanya Ateşkesi'nde İstanbul'un TBMM'ye devri Osmanlı'nın hukuken yok sayılmasıyla; Lozan'a çift davet yapılması saltanatın kaldırılması kararıyla; Refet Bele'nin görevlendirilmesi ise Doğu Trakya Yüksek Komiserliği vasıtasıyla fiili egemenliğin kurulmasıyla eşleşmektedir.
Mudanya Ateşkesi ile başkent İstanbul'un idaresinin TBMM'ye verilmesi Osmanlı Devleti'nin hukuken sona erdiğini kanıtlar. Lozan'a İstanbul ve TBMM hükümetlerinin birlikte çağrılması, temsil krizini aşmak adına saltanatın kaldırılmasını doğrudan tetikleyen dış etkendir. Refet Bele'nin bölgeyi devralmakla görevlendirilmesi ise Doğu Trakya Yüksek Komiserliği unvanıyla fiili egemenliğin kurulmasıyla doğrudan ilişkilidir.

Adım Adım Çözüm

1
Mudanya Ateşkes Antlaşması'nın İstanbul ve Boğazlar ile ilgili hükmünün hukuki niteliğini analiz etmek.
İstanbul'un yönetiminin TBMM'ye geçmesi, Osmanlı Devleti'nin hukuken sona erdiğini tesciller.
Başkentin egemenliğinin başka bir siyasi güce verilmesi, mevcut devlet otoritesinin hukuken yok sayıldığının en açık kanıtıdır.
2
Lozan davetinin ortaya çıkardığı siyasi krizi ve TBMM'nin buna karşı attığı adımı değerlendirmek.
Lozan'daki çift temsil durumunun engellenmesi için saltanatın kaldırılması kararı hız kazanmıştır.
İtilaf Devletleri'nin Türk tarafı arasındaki görüş ayrılıklarından faydalanmasını engellemek ve milli egemenliği pekiştirmek hedeflenmiştir.
3
Doğu Trakya'nın savaşsız teslim alınması sürecinde Refet Bele'nin rolünü belirlemek.
Refet Bele, Doğu Trakya Yüksek Komiseri olarak bölgeyi devralmış ve TBMM adına fiili idareyi kurmuştur.
Mudanya'da kararlaştırılan diplomatik tahliyenin sahada resmiyet kazanması ve sivil idarenin kurulması amaçlanmıştır.

Anahtar Kavram

Mudanya Ateşkes Antlaşması ve Saltanatın Kaldırılması'nın hukuki ve diplomatik sonuçları.
Soru 6199Soru

Her iki şair de hece vezninin Türk şiirinde egemenlik kurmaya başladığı bir evrede, aruz veznini Türkçenin doğal ses akışına uydurarak bu vezinle başarılı eserler vermişlerdir. Ancak veznin estetik işlevi bakımından farklı kutuplarda yer alırlar. Birinci şair; aruzu sokağın diline, günlük hayatın sıradan konuşmalarına ve toplumsal dertlere açarak manzum hikâyeler kaleme almış; adeta manzumeyi toplumsal bir ayna haline getirmiştir. İkinci şair ise aruzu adeta bir iç musiki, kelimelerin birbiriyle uyumundan doğan bir mimari olarak görmüş; tarihî sürekliliği, Osmanlı medeniyetinin ihtişamını, ölüm ve aşk gibi temaları estetik bir mükemmeliyetçilikle işlemiştir.

Bu parçada söz edilen şairlerle ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Her iki şair de hece ölçüsünü millî kimliğin inşasında temel bir unsur kabul ederek heceyle yazılan şiirlerinde sade Türkçe hareketinin ilkelerini kuramsal düzeyde savunmuşlardır.

Cevap

Her iki şairin de hece ölçüsünü millî kimliğin inşasında temel bir unsur kabul ederek heceyle yazılan şiirlerinde sade Türkçe hareketinin ilkelerini kuramsal düzeyde savunduklarını belirten yargı söylenemez.
Her iki şairin de hece ölçüsünü millî kimliğin inşasında temel unsur olarak benimsediğini ve bu ölçüyle sade Türkçe hareketini kuramsal olarak savunduğunu ileri süren yargı yanlıştır. Mehmet Akif Ersoy, tüm şiirlerini aruz ölçüsüyle yazmış, hece ölçüsünü hiç kullanmamıştır. Yahya Kemal Beyatlı ise hece ölçüsünü yalnızca 'Ok' şiirinde kullanmış, diğer tüm yapıtlarında aruz ölçüsünü tercih etmiştir. Bu nedenle hece ölçüsünü temel bir unsur olarak benimsememişlerdir.

Adım Adım Çözüm

1
Parçada özellikleri anlatılan birinci ve ikinci şairlerin kimlikleri belirlenir.
Birinci şairin Mehmet Akif Ersoy, ikinci şairin ise Yahya Kemal Beyatlı olduğu tespit edilir.
Parçadaki ipuçlarından (aruzun Türkçeye uygulanması, günlük konuşma dili, manzum hikaye yazımı, musiki ve Osmanlı ihtişamı vurgusu) bu sonuca ulaşılır.
2
Şairlerin eserleri ve sanat anlayışları seçeneklerdeki bilgilerle karşılaştırılır.
Mehmet Akif'in didaktik çizgisi, 'Süleymaniye Kürsüsünde' ve 'Asım' eserlerindeki nazmı nesre yaklaştırma tutumu; Yahya Kemal'in 'Eski Şiirin Rüzgârıyla' yapıtı ve 'Ok' dışındaki tüm şiirlerini aruzla yazması bilgileri doğrulanır.
Seçeneklerdeki doğru edebi bilgilerin elenmesi gerekir.
3
Şairlerin ölçü tercihi ve edebi akımlarla ilişkisi yönünden ortak özellik iddiası değerlendirilir.
Her iki şairin de şiirlerinde hece ölçüsünü temel bir unsur olarak kabul etmediği, aruz veznini esas aldığı ve heceyle ortak bir kuramsal sadeleşme hareketi yürütmediği saptanır.
Mehmet Akif tüm eserlerini aruzla yazarken Yahya Kemal sadece 'Ok' şiirinde heceyi denemiştir.

Anahtar Kavram

Milli Edebiyat Dönemi Bağımsız Sanatçılarının (Mehmet Akif ve Yahya Kemal) ölçü, dil ve estetik anlayışları
Soru 6200Soru

20. yüzyılın başlarında Osmanlı entelektüel hayatı, devletin kurtuluşu için sadece kültürel ve siyasi değil, sosyo-ekonomik yapıya yönelik de farklı çözüm önerileri üretmiştir. Prens Sabahattin, Anglo-Sakson modelinden esinlenerek devletin merkeziyetçi yapısının gevşetilmesini, yerinden yönetimin (adem-i merkeziyetçilik) uygulanmasını ve bireysel girişimciliğin (teşebbüs-i şahsi) desteklenmesini savunmuştur. Buna karşılık İttihat ve Terakki Cemiyeti, Fransız Jakoben modeline daha yakın durarak merkeziyetçi bir devlet yapısını ve özellikle Balkan Savaşları'ndan sonra ise 'milli iktisat' politikasını benimsemiştir.

Bu iki farklı yaklaşım dikkate alındığında, 20. yüzyıl başlarındaki Osmanlı kurtuluş arayışları hakkında aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılamaz?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Her iki yaklaşım da Osmanl�� Devleti'nin kurtuluşunun ancak geleneksel millet sisteminin aynen korunmasıyla mümkün olabileceğini savunmuştur.

Cevap

Her iki yaklaşımın da Osmanlı Devleti'nin kurtuluşunun ancak geleneksel millet sisteminin aynen korunmasıyla mümkün olabileceğini savunduğu yargısı.
Geleneksel millet sisteminin korunmasını savunan yargı yanlıştır ve bu nedenle ulaşılamaz olan doğru cevaptır. Çünkü hem Prens Sabahattin'in adem-i merkeziyetçi/bireysel girişimci modeli hem de İttihat ve Terakki'nin merkeziyetçi/milli iktisat modeli, Osmanlı İmparatorluğu'nun geleneksel tebaaya dayalı dini cemaat yapısını (millet sistemi) modern idari, siyasi ve ekonomik yaklaşımlarla dönüştürmeyi hedeflemiştir. Bu fikir akımları geleneksel yapıyı aynen korumak yerine, modern dünyadaki gelişmeler doğrultusunda yeniden yapılandırmayı amaçlamışlardır.

Adım Adım Çözüm

1
Metinde yer alan fikir akımlarının ve siyasi grupların (Prens Sabahattin ve İttihat ve Terakki Cemiyeti) temel görüşlerini ve esinlendikleri modelleri belirlemek.
Prens Sabahattin'in Anglo-Sakson modeline dayanarak adem-i merkeziyetçilik ve bireysel girişimciliği; İttihat ve Terakki'nin ise Fransız modeline dayanarak merkeziyetçiliği ve milli iktisat politikasını savunduğu tespit edilir.
Seçeneklerdeki idari, siyasi ve ekonomik yargıların metinle tutarlılığını test edebilmek için temel verileri ortaya koymak gerekir.
2
Seçeneklerde sunulan iddiaları metindeki bilgilerle karşılaştırmak.
Batılılaşmada farklı modellerin kullanıldığı, iktisadi bağımsızlığın hedeflendiği, Prens Sabahattin'in yerel yönetimleri ve özgürlükleri öne çıkardığı, siyasi çözümlerin yanı sıra ekonomik modellerin de önerildiği yargılarının metinle örtüştüğü görülür.
Doğru yargıları eleyerek metinden çıkarılamayacak olan hatalı seçeneğe ulaşmak hedeflenir.
3
Geleneksel 'millet sistemi' kavramı ile metinde geçen modern reform arayışlarını ilişkilendirerek mantıksal uyumu analiz etmek.
Geleneksel millet sistemi dini cemaat yapısına dayanırken, metindeki akımların yerinden yönetim veya merkeziyetçi modern vatandaşlık ve milli iktisat politikalarıyla bu yapıyı dönüştürmeyi amaçladığı, dolayısıyla millet sistemini 'aynen korumayı' savunmadıkları belirlenir.
Ulaşılamaz olan yargının neden ulaşılamaz olduğunu tarihsel kavramsal temelde netleştirmek ve doğru seçeneği işaretlemek.

Anahtar Kavram

20. Yüzyıl Başlarında Osmanlı Devleti'ndeki Fikir Akımları ve Modernleşme Tartışmaları
Tahmini Süre:2m 0s
ÖncekiSayfa 310 / 437Sonraki
Tüm alıştırma soruları — YKS AYT (Alan Yeterlilik Testi) | Examkin