Tüm alıştırma soruları

8734 soru

Soru 921Soru

Günümüzde gıda teknolojisi, biyogenetik ve çevre bilimlerindeki gelişmeler, beraberinde fıkhi ve kelami tartışmaları da getirmiştir. Dinî değerler ve temel ilkeler, bu yeni meselelerin çözümünde ve ahlaki sınırlarının çizilmesinde rehberlik etmektedir.

Aşağıda günümüzün güncel meseleleri ile bu meselelerin çözümünde esas alınan temel İslami ilkeler verilmiştir.

Sol sütundaki güncel meseleleri, sağ sütundaki en uygun İslami ilke ve sorumluluklarla eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Canlıların genetik yapısına müdahale edilerek yaratılıştan gelen tabii özelliklerinin ve biyolojik dengelerinin kalıcı olarak değiştirilmesi.
Ormanların tahrip edilmesi, doğal yaşam alanlarının yok edilmesi ve ekolojik dengenin bozularak gelecek nesillerin yaşam hakkının tehlikeye atılması.
Gıda maddelerinde sağlığa zararlı kimyasal katkıların kullanılması ve temizlik şartlarına riayet edilmeden üretilen besinlerin tüketilmesi.
Su ve gıda kaynaklarının ihtiyaç sınırlarının ��tesinde, hesapsızca ve sınırsızca tüketilerek doğadaki dengenin bozulmasına yol açılması.

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Canlıların genetik yapısına müdahale edilmesi 'Fıtratı koruma ve ilahi düzene müdahale etmeme ilkesi' ile; ormanların yok edilmesi ve çevre tahribatı 'Emanet bilinci ve halifelik sorumluluğu' ile; gıdalardaki zararlı katkı maddeleri 'Helal ve tayyib beslenme düsturu' ile; su ve gıdanın aşırı tüketimi ise 'İsraf yasağı ve iktisat bilinci' ile eşleşmektedir.
Genetik müdahale fıtratı koruma ilkesiyle, ekolojik tahribat emanet bilinciyle, katkı maddeli gıdalar helal ve tayyib düsturuyla, aşırı kaynak tüketimi ise israf yasağı ile eşleşmektedir. Bu ilkeler güncel dini meselelerin çözümünde temel fıkhi ve kelami dayanakları oluşturur.

Adım Adım Çözüm

1
Genetik müdahalelerin fıkhi boyutunu çözümleme.
Genetik yapının değiştirilerek yaratılış düzenine müdahale edilmesinin 'Fıtratı koruma' ilkesi çerçevesinde değerlendirildiği tespit edilir.
İslam, Allah'ın yarattığı doğal düzenin korunmasını ve fıtrata aykırı müdahalelerin yapılmamasını emreder.
2
Çevre sorunlarının dini temellerini analiz etme.
Doğanın korunması ve tahrip edilmemesi yükümlülüğünün 'Emanet bilinci' ve 'Halifelik sorumluluğu' ile örtüştüğü belirlenir.
İnsanoğlu yeryüzünün yöneticisi ve koruyucusu (halifesi) kılınmıştır ve doğa ona korumak üzere teslim edilmiş bir emanettir.
3
Gıda güvenliği ve katkı maddelerini fıkhi açıdan değerlendirme.
Zararlı gıdalardan kaçınıp temiz besinleri seçme gayretinin 'Helal ve tayyib' beslenme ilkesine dayandığı görülür.
Tayyib kavramı, gıdanın helal olmasının yanında temiz, sağlıklı, kaliteli ve doğal yapısını kaybetmemiş olmasını da kapsar.
4
Doğal kaynakların aşırı kullanımını dini açıdan değerlendirme.
Gereksiz tüketimin ve sınırsız harcamanın 'İsraf yasağı' kapsamına girdiği sonucuna ulaşılır.
İslam dini, miktarı ne olursa olsun kaynakların saçıp savrulmasını ve verimsiz tüketilmesini yasaklar.

Anahtar Kavram

İslam'ın Güncel Gıda, Genetik ve Çevre Sorunlarına Yaklaşımı ve Temel İlkeleri
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 922Soru

Babil Sürgünü (MÖ 586), Yahudi tarihinin en önemli dönüm noktalarından biridir. Süleyman Mabedi’nin (I. Tapınak) yıkılması ve Yahudi halkının Babil’e sürülmesi, Yahudiliğin hem pratik hem de inanç yapısında köklü değişimleri beraberinde getirmiştir.

Sürgün dönemi ve sonrasında yaşanan bu tarihsel ve teolojik dönüşümlere ilişkin;

I. Kurban ibadetinin merkezinde yer alan mabedin yokluğu, ibadetlerin daha çok dua, tövbe ve kutsal metinlerin okunmasına dayalı sinagog merkezli bir yapıya evrilmesine yol açmıştır.
II. Sözlü ve yazılı geleneklerin kaybolma tehlikesine karşı Kutsal Kitap (Tanah) metinlerinin bir araya getirilip derlenmesi ve sistemleştirilmesi süreci hız kazanmıştır.
III. Tanrı’nın sadece belirli bir coğrafyaya veya mabede bağlı olmadığı, evrensel bir güce sahip olduğu düşüncesi gelişmiş ve tek Tanrı inancı (monoteizm) daha da pekişmiştir.

yargılarından hangileri doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: I, II ve III

Cevap

I, II ve III yargılarını içeren seçenek doğrudur. Babil Sürgünü sonrasında kurban ibadetinin yerini sinagog merkezli ibadetler almış, kutsal metinlerin yazılı olarak derlenmesi hızlanmış ve evrensel tek Tanrı inancı pekişmiştir.
Doğru cevap, her üç öncülün de yer aldığı seçenektir. Babil Sürgünü; kurban ibadetinden sinagog ve kutsal metin odaklı ibadete geçişi sağlamış, kutsal metinlerin (Tanah) derlenmesini hızlandırmış ve Tanrı'nın mekandan münezzeh evrensel bir ilah olduğu fikrini pekiştirmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Babil Sürgünü'nün ibadetler üzerindeki etkisini analiz edin.
Süleyman Mabedi'nin yıkılmasıyla kurban sunma imkanı kalmamış, ibadetler sinagoglarda dua ve kutsal metin okuma biçimine dönüşmüştür. Bu durum birinci öncülü doğrular.
Yahudilikte kurban ritüelinin sadece Kudüs'teki mabet sınırları içinde sunulabileceği inancı nedeniyle, mabetsiz kalan halk ibadet şeklini değiştirmek zorunda kalmıştır.
2
Sürgünün kutsal metinlerin yazılı hale getirilmesi üzerindeki etkisini inceleyin.
Sürgün dönemi, sözlü geleneklerin ve Yahudi kimliğinin yok olmasını önlemek amacıyla Kutsal Kitap (Tanah) metinlerinin sistemli bir şekilde derlenmesini ve yazılı hale getirilmesini zorunlu kılmıştır. Bu durum ikinci öncülü doğrular.
Vatanlarından uzakta, asimilasyon tehlikesiyle karşı karşıya kalan topluluğun inanç ve kültür birliğini koruma ihtiyacı kutsal metin çalışmalarını hızlandırmıştır.
3
Sürgünün teolojik ve Tanrı tasavvuru üzerindeki yansımalarını değerlendirin.
Mabedin yıkılmasıyla Tanrı'nın sadece Kudüs'te veya belirli bir coğrafyada sınırlı olmadığı, evrensel egemenliğe sahip tek Tanrı olduğu inancı pekişmiştir. Bu durum üçüncü öncülü doğrular.
Toprağın ve mabedin kaybı, Yahudilerin Tanrı'yı ulusal ve coğrafi bir sınırın ötesinde, her yerde var olan evrensel bir yaratıcı olarak kavramalarını sağlamıştır.

Anahtar Kavram

Babil Sürgünü'nün Yahudi Tarihi ve İnanç Esaslarındaki Dönüştürücü Rolü
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 923Soru

Ege ve Derin, sokak hayvanlarına mama verme sıklığı ve bunun ahlaki boyutu üzerine tartışmaktadır:

Ege: "Sokak hayvanlarını beslemek hem vicdani bir sorumluluktur hem de vicdani bir sorumluluk değildir."
Derin: "Bu söylediğin mantıksal açıdan kabul edilemez. Bir eylem ya vicdani bir sorumluluktur ya da değildir; bu iki durumun dışında üçüncü bir yol yoktur."
Ege: "Benim kastettiğim, bazı insanların bunu bir görev olarak görmesi, bazılarının ise görmemesidir."
Derin: "O halde kavramları netleştirmelisin. Bir akıl yürütme veya tartışma boyunca kullandığın terim hep aynı anlamı taşımalıdır, aksi takdirde sağlıklı iletişim kuramayız."

Buna göre, tartışmada geçen ifadeler ve temsil ettikleri klasik mantık ilkeleriyle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Ege'nin ilk cümlesi çelişmezlik ilkesine aykırılık taşırken, Derin'in yanıtları sırasıyla üçüncü halin imkânsızlığı ve özdeşlik ilkelerine dayanmaktadır.

Cevap

Ege'nin ilk cümlesinin çelişmezlik ilkesine aykırı olduğu, Derin'in yanıtlarının ise sırasıyla üçüncü halin imkânsızlığı ve özdeşlik ilkelerine dayandığı yargı doğrudur.
Ege'nin "hem vicdani bir sorumluluktur hem de değildir" ifadesi çelişmezlik ilkesine aykırıdır. Derin'in "ya vicdani bir sorumluluktur ya da değildir" ifadesi üçüncü halin imkânsızlığı ilkesini temsil eder. Derin'in terimlerin anlamının korunması gerektiğine yönelik vurgusu ise özdeşlik ilkesini temel alır. Bu ilkelerin sırasıyla çelişmezlik, üçüncü halin imkânsızlığı ve özdeşlik olarak eşleştirildiği seçenek doğrudur.

Adım Adım Çözüm

1
Ege'nin ilk cümlesindeki mantıksal yapıyı belirlemek.
"Hem vicdani bir sorumluluktur hem de değildir" ifadesinin çelişik iki durumu aynı anda onayladığı görülür.
Bu durum, bir şeyin aynı anda hem kendisi hem de kendisinden başka bir şey olamayacağını belirten çelişmezlik ilkesine aykırıdır.
2
Derin'in ilk yanıtındaki akıl yürütme biçimini incelemek.
"Ya vicdani bir sorumluluktur ya da değildir; üçüncü bir yol yoktur" ifadesinin iki çelişik durumdan birini zorunlu kıldığı görülür.
Bu yapı, bir şeyin ya kendisi ya da başkası olacağını, ortada üçüncü bir seçeneğin bulunamayacağını belirten üçüncü halin imkânsızlığı ilkesini doğrudan yansıtır.
3
Derin'in ikinci yanıtındaki mantıksal vurguyu analiz etmek.
"Kullandığın terim hep aynı anlamı taşımalıdır" vurgusunun kavramsal tutarlılığı hedeflediği görülür.
Kavramların ve terimlerin düşünme süreci boyunca kendileriyle aynı kalması gerektiğini ifade eden kural özdeşlik ilkesine dayanır.

Anahtar Kavram

Klasik Mantıkta Akıl İlkeleri (Özdeşlik, Çelişmezlik, Üçüncü Halin İmkânsızlığı)
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 924Soru

15. yüzyıl dinî-tasavvufî Türk edebiyatının en önemli temsilcilerindendir. Hacı Bayram-ı Veli’nin hem müridi hem de damadı olup onun etkisiyle tasavvuf yoluna girmiş ve Kadiriyye tarikatının Eşrefiyye kolunu kurmuştur. Şiirlerinde Yunus Emre tarzı yalın, samimi ve didaktik bir söyleyişi benimsemiş; hece ölçüsünün yanı sıra aruz ölçüsünü de kullanmıştır. Şairin en önemli eseri, müridlerine tasavvuf ahlakını ve nefis terbiyesini öğretmek amacıyla sade bir Türkçe ve mensur tarzda kaleme aldığı Müzekki’n-Nüfus adlı eseridir.

Bu parçada söz edilen tasavvuf şairi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Eşrefoğlu Rûmî

Cevap

Eşrefoğlu Rûmî
Parçada söz edilen sanatçı Eşrefoğlu Rûmî'dir. 15. yüzyılda yaşamış olan sanatçı, Kadiriyye tarikatının Eşrefiyye kolunun kurucusudur. Hacı Bayram-ı Veli'nin damadı ve müridi olan şairin tasavvufi ahlakı ve nefis terbiyesini sade bir Türkçe ile nesir biçiminde anlattığı en önemli eseri Müzekki'n-Nüfus'tur. Bu nedenle doğru yanıt Eşrefoğlu Rûmî olmalıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Parçada verilen ipuçlarını analiz etme
Sanatçının 15. yüzyılda yaşadığı, Hacı Bayram-ı Veli'nin damadı olduğu, Kadiriyye'nin Eşrefiyye kolunu kurduğu ve en önemli eserinin Müzekki'n-Nüfus olduğu belirlenir.
Soruda tasvir edilen sanatçının ayırt edici özelliklerini saptamak doğru cevaba ulaşmanın ilk adımıdır.
2
Seçeneklerdeki şairlerin dönem ve eserlerini karşılaştırma
Eşrefoğlu Rûmî dışındaki seçeneklerde yer alan şairlerin yüzyılları veya eserleri parçadaki bilgilerle eşleşmez (örneğin Niyâzî-i Mısrî 17. yüzyıl, Erzurumlu İbrahim Hakkı 18. yüzyıl, Aziz Mahmud Hüdâyî 16-17. yüzyıldır; Pir Sultan Abdal ise aruz ölçüsü kullanmamış ve mensur eser yazmamıştır).
Yanlış seçenekleri eleyerek bilgilerin doğruluğunu teyit etmek gerekir.
3
Eşrefoğlu Rûmî'nin özellikleriyle parçayı eşleştirme
Müzekki'n-Nüfus adlı mensur tasavvuf eserinin yazarı olan ve 15. yüzyılda Eşrefiyye kolunu kuran şairin Eşrefoğlu Rûmî olduğu kesinleştirilir.
Tüm ipuçlarının tek bir sanatçıda birleştiği doğrulanarak doğru seçenek belirlenir.

Anahtar Kavram

Eşrefoğlu Rûmî'nin hayatı, edebi kişiliği ve Müzekki'n-Nüfus adlı eseri
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 925Soru

Mantıksal doğruluk (biçimsel doğruluk), akıl yürütmeyi oluşturan önermelerin dış dünyadaki nesnel gerçeklikle birebir örtüşmesini gerektiren, içeriğe dayalı bir doğruluk türüdür.

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: False

Cevap

İfade yanlıştır. Mantıksal doğruluk (biçimsel doğruluk), önermelerin içeriğinin dış dünya ile uyu��masını değil, akıl yürütmenin biçimsel kurallara uygunluğunu ve geçerliliğini inceler.
Mantıksal doğruluk (biçimsel doğruluk), düşüncenin kendi içindeki tutarlılığı ve biçimsel kurallara uygunluğuyla ilgilenir. Önermelerin dış dünyadaki nesnel gerçeklikle uyuşması şartı mantıksal doğruluğun değil, bilgi doğruluğunun (içeriksel doğruluğun) bir özelliğidir. Bu nedenle ifadedeki tanım yanlıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Doğruluk türleri arasındaki ayrımı belirleme
Doğruluk kavramı; bilgi doğruluğu (içeriksel doğruluk) ve mantıksal doğruluk (biçimsel doğruluk) olmak üzere ikiye ayrılır.
Soruda verilen ifadenin mantıksal doğruluk tanımına uyup uymadığını analiz etmek için bu iki kavramın farkını koymak gerekir.
2
Mantıksal doğruluğun niteliğini analiz etme
Mantıksal doğruluk, bir akıl yürütmede öncüller doğru kabul edildiğinde sonucun bu öncüllerden zorunlu ve tutarlı olarak çıkıp çıkmadığına bakar; biçimseldir.
Mantıksal doğruluğun dış dünyadaki gerçeklikle doğrudan bir bağı olmadığını ortaya koymak için.
3
Verilen ifadeyi değerlendirme
İfadede mantıksal doğruluğun 'dış dünyadaki nesnel gerçeklikle birebir örtüşmesi gerektiği' ve 'içeriğe dayalı olduğu' iddia edilmektedir. Bu tanım mantıksal doğruluğa değil, bilgi doğruluğuna aittir. Bu nedenle ifade yanlıştır.
Ulaşılan çıkarımla sorudaki ifadenin uyuşmazlığını gösterip nihai karara varmak için.

Anahtar Kavram

Mantıksal doğruluk (biçimsel doğruluk) ile bilgi doğruluğu (içeriksel doğruluk) arasındaki farklar
Soru 926Soru

Divan edebiyatında şairler; yaşadıkları yüzyılın edebî ortamına, kültürel birikimine ve kendi mizaçlarına göre rindane, şuhane, hikemî, sofiyane ya da hiciv gibi farklı üslup ve yönelimleri benimsemişlerdir. Şiirlerin üslup özellikleri, dönemin anlayışı ve şairlerin biyografileri birlikte değerlendirildiğinde divan şiirinin zengin dünyası daha net anlaşılmaktadır.

Buna göre, aşağıda verilen beyit-şair-yüzyıl-üslup/eser eşleştirmelerinden hangisinde bir bilgi yanlışı vardır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Beyit: Sanma ey hâce ki senden zer ü sîm isterler / Yevme lâ-yenfeu'da kalb-i selîm isterler
Şair: Ruhî-i Bağdâdî (15. yüzyıl)
Edebî Üslup / Eser: Hikemî-Toplumsal Eleştiri / Terkîb-i Bend

Cevap

Ruhî-i Bağdâdî'ye ait eşleştirmenin yer aldığı seçenek doğrudur. Çünkü Ruhî-i Bağdâdî 15. yüzyıl değil, 16. yüzyıl divan edebiyatı şairidir.
Ruhî-i Bağdâdî, divan edebiyatının 16. yüzyıl temsilcilerindendir. Toplumsal yergi ve ahlaki eleştirileriyle öne çıkan şairin ünlü eseri Terkîb-i Bend'den alınan beyit ve üslup eşleştirmesi doğru olsa da şairin 15. yüzyılda yaşadığının belirtilmesi bir bilgi yanlışıdır. Doğru bilgi 16. yüzyıl olmalıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Verilen beyitlerin üslup, dil ve içerik özelliklerinden yola çıkarak hangi şairlere ait olduğunu ve bu şairlerin edebi yönelimlerini incelemek.
Cânı kim cânânı... (Fuzûlî / Tasavvufi aşk), Fermân-ı aşka... (Bâkî / Rindane), Çıkalı göklere... (Necâtî Bey / Mahallîleşme), Sanma ey hâce... (Ruhî-i Bağdâdî / Hikemî-Toplumsal), Bir eşek var idi... (Şeyhî / Hiciv-Mizah) eşleştirmelerinin edebi üslup ve tür bakımından doğru olduğu belirlenir.
Beyitlerin ait olduğu sanatçıların doğru tespit edilip edilmediğini doğrulamak.
2
Şairlerin yaşadıkları yüzyılları ve eserlerini kronolojik açıdan denetlemek.
Fuzûlî, Bâkî ve Ruhî-i Bağdâdî 16. yüzyıl; Necâtî Bey ve Şeyhî ise 15. yüzyıl sanatçılarıdır. Ruhî-i Bağdâdî'nin yüzyılı seçenekte 15. yüzyıl olarak verilmiştir.
Şairlerin edebi dönemlerini (yüzyıllarını) kontrol ederek bilgi hatasını tespit etmek.

Anahtar Kavram

15. ve 16. Yüzyıl Divan Edebiyatı Şairlerinin Yüzyılları, Eserleri ve Üslup Özellikleri
Soru 927Soru

İslami kaynaklarda aktarıldığına göre, Hz. Ali ve Hz. Fatıma, çocuklarının rahatsızlığı sebebiyle adadıkları üç günlük orucu tutarlarken, iftar vakti kapılarına sırasıyla gelen yoksul, yetim ve esire ellerindeki tek yiyecek olan ekmekleri vermişler ve kendileri sadece su ile yetinerek oruçlarına devam etmişlerdir. Bu fedakarlığın ardından inen İnsân suresinin ilgili ayetinde bu durum takdir edilmiştir.

Bu parçada anlatılan olay, Ehl-i Beyt'in örnek şahsiyetiyle ilgili aşağıdaki ahlaki özelliklerden hangisini doğrudan yansıtmaktadır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kendi ihtiyacı olduğu hâlde başkasını tercih etme (îsâr) bilincini

Cevap

Kendi ihtiyacı olduğu hâlde başkasını tercih etme (îsâr) bilincini
Doğru seçenek olan 'Kendi ihtiyacı olduğu hâlde başkasını tercih etme (îsâr) bilincini' ifadesi, parçada tasvir edilen olayın tam karşılığıdır. Hz. Ali ve ailesi, kendileri aç oldukları ve yiyeceğe ihtiyaç duydukları hâlde, yiyeceklerini yoksul, yetim ve esire vererek yüksek bir ahlaki olgunluk ve îsâr örneği sergilemişlerdir.

Adım Adım Çözüm

1
Parçada verilen olayın ana temasını ve Ehl-i Beyt'in davranışını analiz etmek.
Hz. Ali ve Hz. Fatıma'nın kendileri aç olmalarına rağmen ellerindeki yiyeceği başkalarıyla paylaştıkları tespit edilir.
Ehl-i Beyt'in ahlaki örnekliğini doğru kavramak için olaydaki temel ahlaki davranışı tanımlamak gerekir.
2
Bu davranışı İslam ahlakındaki kavramlarla eşleştirmek.
Kişinin kendisi ihtiyaç içindeyken başkasını kendine tercih etmesi ahlak literatüründe 'îsâr' (diğerkâmlık) olarak adlandırılır.
Soru kökündeki ahlaki özelliğin doğru terimsel karşılığını belirlemek için kavram analizi yapılmalıdır.

Anahtar Kavram

Ehl-i Beyt'in örnek ahlakı ve îsâr (diğerkâmlık) kavramı
Soru 928Soru

Klasik iki değerli mantık sisteminde bir önerme ya "doğru" (11) ya da "yanlış" (00) değerini alır; üçüncü bir halin varlığı imkânsızdır. Örneğin bir çorba için yapılan değerlendirme sadece "sıcak" ya da "soğuk" olabilir. Oysa günlük dilde kullandığımız pek çok kavram bu denli keskin sınırlara sahip değildir. Bir çorba "ılık", "biraz sıcak" veya "içilebilir sıcaklıkta" olabilir. Bu durumların modellenmesinde, önermelerin 00 ile 11 arasındaki sonsuz sayıda değerden birini alabildiği bulanık mantık sistemleri devreye girer. Buna göre, bulanık mantığın klasik mantıktan ayrılan temel yönünü aşağıdakilerden hangisi en iyi açıklar?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sınırları net çizilmemiş, derecelendirilebilir kavramları 00 ve 11 aralığındaki üyelik dereceleriyle ifade etmesi

Cevap

Sınırları net çizilmemiş, derecelendirilebilir kavramları sıfır ve bir aralığındaki üyelik dereceleriyle ifade etmesi
Doğru yanıt, bulanık mantığın temeli olan derecelendirilebilir kavramların sıfır ile bir aralığındaki üyelik dereceleriyle ifade edilmesidir. Klasik mantık sadece doğru ve yanlış değerlerini kabul ederken bulanık mantık bu aralıktaki tüm ara değerlerin varlığına izin verir.

Adım Adım Çözüm

1
Parçadaki temel karşılaştırmayı analiz etme
Klasik mantığın iki değerli (doğru/yanlış ya da bir/sıfır) yapısı ile günlük hayattaki dereceli durumlar arasındaki fark tespit edilir.
Soru kökünde bulanık mantığın klasik mantıktan ayrılan temel yönü sorgulanmaktadır.
2
Bulanık mantığın tanımını ve işleyişini hatırlama
Bulanık mantıkta önermelerin sıfır ile bir arasındaki sonsuz sayıda değerden (üyelik derecesinden) birini alabileceği belirlenir.
Derecelendirilebilir kavramların mantıksal olarak nasıl modellendiği bu adımda açıklığa kavuşur.
3
Seçenekleri karşılaştırarak doğru cevaba ulaşma
Sınırları net çizilmemiş kavramların üyelik dereceleriyle ifade edildiği seçenek doğru olarak saptanır.
Bulanık mantığı klasik mantıktan ayıran temel özellik keskin olmayan sınırlara sahip üyelik değerleridir.

Anahtar Kavram

Bulanık mantıkta üyelik dereceleri ve klasik iki değerli mantıktan farkı
Soru 929Soru

Klasik mantıkta çelişmezlik ilkesi, çelişik iki önermeden en az birinin yanlış olmasını zorunlu kılarken; üçüncü halin imkansızlığı ilkesi, bu iki önermeden en az birinin doğru olmasını zorunlu kılar.

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: True

Cevap

Verilen ifade doğrudur. Klasik mantıkta çelişmezlik ilkesi çelişik iki önermeden en az birinin yanlış olmasını; üçüncü halin imkansızlığı ilkesi ise en az birinin doğru olmasını zorunlu kılar.
Çelişmezlik ilkesi çelişik iki önermenin birlikte doğru olmasını yasaklayarak en az birinin yanlış olmasını zorunlu kılarken, üçüncü halin imkansızlığı ilkesi birlikte yanlış olmalarını yasaklayarak en az birinin doğru olmasını zorunlu kılar. Bu nedenle ifade mantıksal olarak doğrudur.

Adım Adım Çözüm

1
Çelişmezlik ilkesinin mantıksal yapısını çözümlemek.
Çelişmezlik ilkesi (pp)\sim(p \land \sim p) biçiminde ifade edilir. Bu ilkeye göre bir önerme aynı anda hem doğru hem yanlış olamaz. Çelişik iki önerme (pp ve p\sim p) ele alındığında, ikisi birden doğru olamayacağı için bu önermelerden en az birinin yanlış olması gerekir.
Çelişmezlik ilkesinin çelişik önermelerin doğruluk değerlerine getirdiği k��sıtlamayı belirlemek amacıyla.
2
Üçüncü halin imkansızlığı ilkesinin mantıksal yapısını çözümlemek.
Üçüncü halin imkansızlığı ilkesi ppp \lor \sim p biçiminde ifade edilir. Bu ilkeye göre bir önerme ya doğrudur ya da yanlıştır, üçüncü bir olasılık yoktur. Çelişik iki önerme (pp ve p\sim p) ele alındığında, ikisi birden yanlış olamayacağı için bu önermelerden en az birinin doğru olması gerekir.
Üçüncü halin imkansızlığı ilkesinin çelişik önermelerin doğruluk değerlerine getirdiği kısıtlamayı belirlemek amacıyla.
3
Verilen önermeyi bu iki analizin sonuçlarıyla karşılaştırmak.
İfadedeki 'çelişmezlik ilkesinin en az birinin yanlış olmasını' ve 'üçüncü halin imkansızlığı ilkesinin en az birinin doğru olmasını' zorunlu kıldığı yönündeki belirleme, her iki ilkenin klasik mantıktaki tanımıyla tam olarak uyuşmaktadır.
İfadenin doğruluk değerini kesinleştirmek amacıyla.

Anahtar Kavram

Klasik mantıkta akıl ilkelerinin (çelişmezlik ve üçüncü halin imkansızlığı) çelişik önermelerin doğruluk değerleri üzerindeki mantıksal sınırlandırmaları.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 930Soru

I. Metin:
*Bizim tabiî olan şiirimiz ve inşâmız taşra halkı ile İstanbul esnafı arasında ve şuarâ-yı halkiyemiz beyninde hâlâ durmaktadır... Bizim şarkılarımız, mânilerimiz vardır.*

II. Metin:
*Nâ-pâk u kerîh ü bî-nihâyet*
*Eş'âr-ı avâm-ı p��r-kabâhat*
*Şi'r-i şuarâ-yı rebâbî*
*Olmaz ulemâ katında yâbî*
*(Kaba ve kusurlarla dolu avam/halk şiiri temiz ve güzel değildir; rebap çalan halk şairlerinin şiirleri alimler katında değer bulmaz.)*

Yukarıda Tanzimat I. Dönem sanatçılarından Ziya Paşa’ya ait iki farklı metin kesiti verilmiştir. Bu metinlerden hareketle Ziya Paşa ve Tanzimat I. Dönem şiir anlayışı ile ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: II. Metin'de sergilenen sanat anlayışı, Tanzimat I. Dönem edebiyatının genelini yönlendiren 'sanat toplum içindir' ilkesinin şiir alanındaki en tutarlı ve sistemli savunusu niteliğindedir.

Cevap

Ziya Paşa'nın halk şiirini eleştirdiği ve klasik şiir estetiğine geri döndüğü Harabat Mukaddimesi'ndeki görüşleri, Tanzimat I. Dönem edebiyatının temel ilkesi olan toplumsal fayda (sanat toplum içindir) anlayışıyla çelişir ve bu ilkenin savunusu olamaz.
Ziya Paşa'nın halk şiirini dışlayıp Divan edebiyatını yücelttiği Harabat Mukaddimesi'ndeki (ikinci metin) görüşleri, topluma yönelen ve sadeleşmeyi savunan Tanzimat I. Dönem edebiyatının genel felsefesi olan 'sanat toplum içindir' ilkesiyle çelişmektedir. Bu sebeple ikinci metnin bu ilkenin tutarlı bir savunusu olduğunu öne süren seçenek yanlıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Verilen iki metnin üslup, dil ve içerik özelliklerini çözümlemek.
Birinci metinde halk şiirinin ve sade dilin milli kaynak olarak savunulduğu; ikinci metinde ise halk şiirinin küçümsenerek klasik Divan şiiri estetiğine yönelindiği saptanır.
Ziya Paşa'nın sanat anlayışındaki köklü değişimi ve edebiyat tarihindeki meşhur çelişkisini netleştirmek.
2
Metinlerin ait olduğu eserleri ve bu eserlerin Tanzimat dönemindeki yansımalarını değerlendirmek.
Birinci metnin Şiir ve İnşa makalesinden, ikinci metnin ise Harabat antolojisinin mukaddimesinden alındığı tespit edilir. Ziya Paşa'nın bu dönüşümünün Namık Kemal tarafından Tahrib-i Harabat ile eleştirildiği doğrulanır.
Seçeneklerdeki tarihi ve edebi olguların doğruluğunu denetlemek.
3
Tanzimat I. Dönem'in genel sanat felsefesi ile Ziya Paşa'nın Harabat'taki görüşlerini karşılaştırmak.
Harabat'taki elitist, klasik şiir odaklı anlayışın Tanzimat I. Dönem'in 'sanat toplum içindir' ilkesiyle uyuşmadığı, aksine bireysel ve gelenekçi bir çizgiye işaret ettiği görülür.
Doğru seçeneğe ulaşmak amacıyla edebi dönem ilkeleriyle metin tutarlılığını test etmek.

Anahtar Kavram

Tanzimat I. Dönem sanatçılarından Ziya Paşa'nın eski-yeni ikilemi, Şiir ve İnşa ile Harabat Mukaddimesi arasındaki görüş ayrılıkları ve Namık Kemal'in bu duruma yönelik eleştirileri.
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 931Soru

Anadolu sahasında 13. yüzyıl Türk edebiyatı; Moğol istilasının yarattığı siyasi ve toplumsal kargaşanın etkisiyle dinî-tasavvufi yönü ağır basan, öğretici eserlerle şekillenmiştir. Ahmet Fakih, Şeyyad Hamza ve Sultan Veled gibi isimler bu dönemde İslamiyet'in temel ilkelerini ve tasavvufu yaymayı amaçlayan eserler kaleme almışlardır. Ancak aynı yüzyılda, bu genel tasavvufi eğilimden sıyrılarak din dışı (ladinî) konularda şiirler yazan, tasavvufa yönelmeksizin aşk, şarap ve tabiat temalarını işleyen bir sanatçı öne çıkmıştır. Selçuklu sarayında himaye gören ve sultanın isteğiyle yirmi bin beyitlik Farsça bir şehname yazdığı bilinen bu şair, Anadolu'da klasik Türk şiirinin kurucusu kabul edilir.

Bu parçada söz edilen Divan şairi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hoca Dehhani

Cevap

Hoca Dehhani
Parçada hakkında bilgi verilen şair Hoca Dehhani'dir. Kendisi 13. yüzyılda yaşamış, dönemin genel tasavvufi eğiliminin aksine aşk, şarap, eğlence ve tabiat gibi din dışı temaları işlemiştir. Selçuklu sarayında Alaeddin Keykubad'ın isteğiyle Farsça şehname yazmış ve Anadolu sahasında klasik Türk şiirinin kurucusu kabul edilmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Par��adaki tarihsel ve tematik ipuçlarını analiz etme
Sanatçının 13. yüzyılda yaşadığı, din dışı konuları işlediği ve Selçuklu sarayında Farsça bir şehname kaleme aldığı tespit edilir.
Soruda hedeflenen şairin ayırt edici özelliklerini diğer şairlerden ayırmak.
2
Seçeneklerdeki şairleri yüzyıl ve edebi yönelimlerine göre değerlendirme
Gülşehrî, Kadı Burhaneddin ve Ahmedî'nin 14. yüzyıl; Şeyhî'nin ise 15. yüzyıl sanatçısı olduğu belirlenir. Hoca Dehhani ise 13. yüzyılda yaşamış olup din dışı klasik şiirin ilk temsilcisidir.
Kronolojik ve edebi yönelim hatalarını eleyerek doğru sonuca ulaşmak.

Anahtar Kavram

13. yüzyıl Divan şairi Hoca Dehhani'nin hayatı, edebi yönelimi ve eserleri
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 932Soru

İslam ahlakında 'ma'ruf' aklın ve dinin iyi, güzel ve meşru kabul ettiği davranışları; 'münker' ise dinin ve akl-ı selimin çirkin, kötü ve gayrimeşru bulduğu işleri ifade eder. Müminlerin toplumsal sorumluluklarından biri de bu ilkeleri hayata geçirmektir.

Buna göre, aşağıdakilerden hangisi doğrudan 'nehy-i ani'l-münker' (kötülükten sakındırma) görevinin toplumsal hayattaki yansımalarından biridir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Toplumda yaygınlaşan haksızlık, hile ve dedikodu gibi olumsuzluklara karşı yapıcı bir dille uyarıda bulunup bunları önlemeye çalışmak

Cevap

Toplumda yaygınlaşan haksızlık, hile ve dedikodu gibi olumsuzluklara karşı yapıcı bir dille uyarıda bulunup bunları önlemeye çalışmak
Doğru cevap, toplumsal hayatta yaygınlaşan haksızlık, hile ve dedikodu gibi dinen ve aklen kötü (münker) olan davranışlara karşı yapıcı bir dille uyarıda bulunup bunları önlemeye çalışmayı ifade eder. Bu eylem tam anlamıyla 'nehy-i ani'l-münker' (kötülükten sakındırma) tanımına ve amacına uymaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Soruda verilen kavramların tanımlarını analiz edin.
Ma'ruf dinin ve aklın iyi gördüğü şeyler, münker ise kötü gördüğü şeylerdir. 'Nehy-i ani'l-münker' ise kötülüğü engellemek demektir.
Soruda istenen durumun nehy-i ani'l-münker'in toplumsal yansıması olduğunu belirlemek için kavramsal çerçeve çizilir.
2
Toplumsal kötülükleri engellemeye yönelik seçeneği arayın.
Toplumda görülen haksızlık, hile ve dedikodu gibi kötülüklere karşı uyarıda bulunmanın doğrudan nehy-i ani'l-münker kapsamında olduğu görülür.
Hedeflenen toplumsal müdahale ve uyarı davranışının karşılığı bulunur.
3
Çeldirici kavramların elenmesini sağlayın.
İhlas, ihsan, salih amel ve fıtrat gibi diğer ahlaki kavramlarla ilişkili seçeneklerin elendiği teyit edilir.
Diğer kavramların münkeri engellemekle doğrudan değil, bireysel ahlak ve ibadet bilinciyle ilgili olduğunu belirlemek için.

Anahtar Kavram

Ma'ruf ve Münker
Soru 933Soru

Aşağıda İslam ahlakının kaynakları ve bu kaynakların ahlaki değerlerin oluşumundaki işlevlerine/örneklerine dair açıklamalar verilmiştir. Sol sütunda yer alan temel kaynakları, sağ sütundaki uygun açıklamalarla eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Vahiy (Kur'an-ı Kerim)
Sünnet
Selim Akıl
Örf ve Âdet

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Vahiy (Kur'an-ı Kerim) ilahi bildirim ve nihai meşruiyet zeminini sunan açıklamayla; Sünnet peygamberin ahlakı tamamlamasına dair hadisle; Selim Akıl yaratılıştan gelen iyi ve kötüyü ayırt etme yetkinliğiyle; Örf ve Âdet ise dinin ilkelerine aykırı olmayan toplumsal alışkanlıkları ifade eden ayetteki iyilik (örf) kavramıyla eşleşir.
Vahiy (Kur'an-ı Kerim), evrensel ahlaki buyrukları sunan ilahi bildirim açıklamasıyla; Sünnet, Hz. Peygamber'in ahlaki örnekliğini yansıtan hadis mealiyle; Selim Akıl, fıtraten iyi ve kötüyü ayırt etme yetisiyle; Örf ve Âdet ise dine aykırı olmayan toplumsal gelenekleri ifade eden iyilik (örf) ayetiyle doğru olarak eşleşmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Vahiy kavramının ahlaki boyutunu analiz etmek.
Vahyin ahlakın nihai kaynağı ve evrensel emirlerin (adalet, iyilik) bildiricisi olduğu belirlenir. Bu tanım, Nahl Suresi 90. ayeti içeren açıklamayla eşleşir.
İslam ahlakında iyi ve kötünün nihai belirleyicisinin vahiy olduğunu anlamak için.
2
Sünnet kavramının ahlaki işlevini değerlendirmek.
Sünnetin, peygamberin ahlaki davranışlarının pratik örneklik oluşturmasını ifade ettiği anlaşılır. Bu ise ahlakı tamamlamak için gönderilen elçinin hadisini barındıran açıklamayla eşleşir.
Hz. Peygamber'in yaşayan Kur'an ahlakı rolünü tanımlamak için.
3
Selim akıl kavramının rolünü belirlemek.
Selim aklın, fıtratı koruyarak vahyin mesajlarını anlama ve iyi-kötü ayrımı yapma yetisi olduğu tespit edilir. Bu, zihinsel yetkinliği vurgulayan açıklamayla eşleşir.
Aklın ahlaki sorumluluk ve idrak üzerindeki rolünü ortaya koymak için.
4
Örf ve adet kaynağını çözümlemek.
Toplumda kabul gören, dinin özüne aykırı olmayan alışkanlıkların ahlakı desteklediği görülür. Bu da A'râf Suresi 199. ayetteki örf/iyilik vurgusuyla eşleşir.
Kültürel unsurların ahlak kaynakları arasındaki yerini doğrulamak için.

Anahtar Kavram

İslam Ahlakının Kaynakları
Soru 934Soru

Klasik mantıkta önermelerin doğruluk değerleri ve nitelikleri korunarak gerçekleştirilen döndürme (düz döndürme ve ters döndürme) işlemleriyle ilgili sol sütundaki ifadeleri, sağ sütunda verilen doğru karşılıklarıyla eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

"Her avukat hukukçudur." önermesinin düz döndürmesi
"Hiçbir metal sıvı değildir." önermesinin düz döndürmesi
"Bazı kuşlar yırtıcıdır." önermesinin ters döndürmesi
"Bazı meyveler tatlı değildir." önermesinin ters döndürmesi

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Sol sütundaki önermelerin döndürme karşılıklarıyla doğru eşleşmesi şu şekildedir: Birinci önermenin düz döndürmesi "Bazı hukukçular avukattır."; ikinci önermenin düz döndürmesi "Hiçbir sıvı metal değildir."; üçüncü önermenin ters döndürmesi yapılamaz; dördüncü önermenin ters döndürmesi ise "Bazı tatlı olmayanlar meyve olmayan değildir." ifadesidir.
Klasik mantık kuralları uyarınca düz döndürmede E-C-İ-B kuralı (E -> E, A -> I, I -> I, O -> Yok) ve ters döndürmede A-B-O-G kuralı (A -> A, E -> O, O -> O, I -> Yok) uygulanır. Bu kurallara göre yapılan tüm eşleştirmeler mantıksal açıdan geçerlidir.

Adım Adım Çözüm

1
"Her avukat hukukçudur." önermesinin düz döndürme kuralını belirleme
"Bazı hukukçular avukattır." önermesi elde edilir.
Tümel olumlu (A) önermenin düz döndürmesi tikel olumlu (I) olur. Nitelik değişmez, özne ile yüklem yer değiştirir.
2
"Hiçbir metal sıvı değildir." önermesinin düz döndürme kuralını belirleme
"Hiçbir sıvı metal değildir." önermesi elde edilir.
Tümel olumsuz (E) önermenin düz döndürmesi tümel olumsuz (E) olur. Nitelik ve nicelik değişmeden özne ile yüklem yer değiştirir.
3
"Bazı kuşlar yırtıcıdır." önermesinin ters döndürme kuralını belirleme
Ters döndürmesinin yapılamayacağı sonucuna varılır.
Klasik mantıkta tikel olumlu (I) önermelerin kurallara uygun geçerli bir ters döndürmesi yoktur.
4
"Bazı meyveler tatlı değildir." önermesinin ters döndürme kuralını belirleme
"Bazı tatlı olmayanlar meyve olmayan değildir." önermesi elde edilir.
Tikel olumsuz (O) önermenin ters döndürmesi yine tikel olumsuz (O) olur. Özne ve yüklemin karşıt halleri (olumsuzları) alınarak yerleri değiştirilir.

Anahtar Kavram

Önermelerde Döndürme Kuralları
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 935Soru

İnsanın dış dünyayla kurduğu ilişki, hayvanların çevreleriyle kurduğu biyolojik ve içgüdüsel ilişkiden köklü bir şekilde ayrılır. İnsan, karşılaştığı doğal nesneleri sadece fiziksel nitelikleriyle algılamaz; onlara toplumsal anlamlar, değerler ve simgeler yükler. Örneğin, bir nehir sadece su akıntısı değil; sınırları belirleyen, mitolojik öykülere konu olan veya temizlik ritüellerinin merkezinde yer alan kültürel bir ögedir. Doğanın bu şekilde dönüştürülmesi ve yorumlanması, insanın kültürel bir varlık olarak varoluşunun temelini oluşturur.

Bu parçadan hareketle kültürün tanımı ve işlevine dair aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılabilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kültür, insanın doğal çevreyi kendi anlam dünyası doğrultusunda dönüştürerek yapılandırmasının bir ürünüdür.

Cevap

Kültür, insanın doğal çevreyi kendi anlam dünyası doğrultusunda dönüştürerek yapılandırmasının bir ürünüdür.
Doğru seçenek olan ifadedeki gibi, parçada insanın doğaya sembolik anlamlar yüklediği, nehri sadece fiziksel bir nesne olmaktan çıkarıp kültürel bir ögeye dönüştürdüğü açıklanmaktadır. Bu durum kültürün, doğanın insan zihni ve toplumsal değerler aracılığıyla yeniden biçimlendirilmesi olduğunu gösterir.

Adım Adım Çözüm

1
Paragrafın ana düşüncesini belirleme
Parçada insanın hayvanlardan farklı olarak doğayı doğrudan tüketmediği, nehir örneğinde olduğu gibi doğaya toplumsal anlamlar, ritüeller ve simgeler yüklediği belirlenmiştir.
Soruda istenen ana fikri ve kültürün temel işlevini tespit etmek amacıyla paragrafın merkezindeki 'doğayı dönüştürme ve anlamlandırma' teması analiz edilir.
2
Seçeneklerin analiz edilmesi ve yanlış kavramların elenmesi
Toplumsal rol, kültürleme, kültürleşme ve aile yapısı gibi kavramları öne çıkaran seçenekler, parçadaki doğayı insanileştirme ve anlamlandırma odağıyla uyuşmadığı için elenir.
Çeldiricilerde yer alan sosyolojik kavramların parçanın bağlamına uygun olup olmadığı kontrol edilir.
3
Doğru yargıya ulaşma
Kültürün insanın doğaya eklediği anlamlar ve doğayı dönüştürme gücü olduğu sonucuna varılarak doğru seçenek belirlenir.
Paragrafta ifade edilen 'doğanın dönüştürülmesi ve yorumlanması' fikri ile doğrudan örtüşen seçeneği bulmak hedeflenir.

Anahtar Kavram

Kültürün tanımı ve doğayı anlamlandırma/dönüştürme işlevi
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 936Soru

Servet-i Fünun Dönemi romanı üzerine çalışan bir araştırmacı, Halit Ziya Uşaklıgil ile Mehmet Rauf'un başyapıtlarını incelerken şu satırları not etmiştir:

"Yazar, bu eserinde hayalleri ile gerçekler arasında sıkışıp kalmış, dönemin aydın tipini temsil eden Ahmet Cemil'in trajedisini anlatır. Sanatlı ve ağır bir dille kaleme alınan bu romanın aksine, diğer yazarın başyapıtında ise olay örgüsü arka plana itilmiş; Suat, Süreyya ve Necip arasındaki hüzünlü bir aşk üçgeni ilk kez bu denli derin psikolojik tahlillerle işlenmiştir."

Bu araştırmacının notlarında bahsettiği eserler ve yazarlarıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Notlarda kastedilen ilk eser Halit Ziya Uşaklıgil'in *Mai ve Siyah*, ikinci eser ise Mehmet Rauf'un *Eylül* adlı romanıdır; bu eserler Tanzimat Dönemi romanlarındaki teknik kusurlardan uzak, Batılı tarzda kurgulanmıştır.

Cevap

Notlarda kastedilen ilk eser Halit Ziya Uşaklıgil'in Mai ve Siyah, ikinci eser ise Mehmet Rauf'un Eylül adlı romanıdır; bu eserler Tanzimat Dönemi romanlarındaki teknik kusurlardan uzak, Batılı tarzda kurgulanmıştır.
Araştırmacının notlarında bahsettiği ilk eser, edebiyat dünyasındaki hayal ve hakikat çatışmasını Ahmet Cemil karakteri üzerinden anlatan Halit Ziya Uşaklıgil'in Mai ve Siyah adlı romanıdır. İkinci eser ise edebiyatımızın ilk psikolojik romanı kabul edilen ve Suat, Süreyya, Necip arasındaki aşkı işleyen Mehmet Rauf'un Eylül adlı romanıdır. Her iki yapıt da Tanzimat dönemi romanlarındaki yazarın araya girmesi, tesadüflere sıkça yer verilmesi gibi teknik kusurlardan arınmış, Batılı anlamda modern Türk romanının ilk olgun örnekleridir.

Adım Adım Çözüm

1
Metinde verilen ilk roman tanımını ve kahramanını incelemek.
Ahmet Cemil karakteri ve hayal-gerçek çatışması teması bizi Halit Ziya Uşaklıgil'in *Mai ve Siyah* romanına ulaştırır.
Eserde Servet-i Fünun neslinin hayalleri ve hayal kırıklıkları Ahmet Cemil şahsında sembolize edilir.
2
Metinde verilen ikinci roman tanımını ve kahraman kadrosunu incelemek.
Suat, Süreyya ve Necip arasındaki aşk üçgeni ve derin psikolojik tahliller bizi Mehmet Rauf'un *Eylül* romanına ulaştırır.
Eylül edebiyatımızın ilk psikolojik romanı olup olay örgüsünden ziyade ruhsal durumlara odaklanır.
3
Doğru eser ve yazar eşleştirmesini içeren seçeneği belirleyip dönem özellikleriyle karşılaştırmak.
*Mai ve Siyah* (Halit Ziya Uşaklıgil) ve *Eylül* (Mehmet Rauf) eşleştirmesinin doğru yapıldığı ve bu eserlerin Tanzimat'taki teknik kusurlardan uzak, Batılı tarzda yazıldığını belirten seçeneği bulmak.
Servet-i Fünun romanı, teknik açıdan kusurlu olan Tanzimat romanına kıyasla kurgu ve anlatım yönünden oldukça gelişmiştir.

Anahtar Kavram

Servet-i Fünun Romanı, Hikayesi ve Temsilcileri
Soru 937Soru

Cemal’in mütareke dönemi İstanbul’unda yaşadığı içsel huzursuzluklar, çocukluk aşkı Sabiha’ya duyduğu karmaşık bağlılık ve etrafındaki aydınların ruhsal durumu etrafında şekillenen romanda; Anadolu’da sürmekte olan Millî Mücadele ana sahne, İstanbul ise bu sahnenin dışı olarak konumlandırılmıştır. Eserde olay örgüsünden ziyade bireyin zaman algısı, geçmişe duyduğu özlem ve psikolojik tahliller ön plana çıkar.

Bu parçada sözü edilen ve bireyin iç dünyasını esas alan yönelime ait roman aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sahnenin Dışındakiler

Cevap

Sahnenin Dışındakiler
Sahnenin Dışındakiler romanında Ahmet Hamdi Tanpınar, Millî Mücadele'yi doğrudan yaşayan Anadolu'yu ana sahne, işgal altındaki İstanbul'u ve buradaki aydınların psikolojik durumunu ise sahnenin dışı olarak kurgulamıştır. Başkahraman Cemal'in iç dünyası, aşkı Sabiha ile ilişkisi ve zaman kavramı çerçevesinde şekillenen bu eser, bireyin iç dünyasını esas alan roman anlayışının en önemli örneklerindendir.

Adım Adım Çözüm

1
Parçada geçen ana karakterleri (Cemal, Sabiha) ve kurgusal arka planı ('sahne' ve 'sahnenin dışı' metaforunu) belirlemek.
Bu unsurların Ahmet Hamdi Tanpınar'ın mütareke d��nemi İstanbul'unu anlattığı esere ait olduğu saptanır.
Soruda tasvir edilen kurgunun hangi romanla eşleştiğini bulmak çözümün ilk adımıdır.
2
Eserin edebi yönelimini analiz etmek ve diğer seçeneklerdeki eserlerin edebi anlayışlarıyla karşılaştırmak.
Ahmet Hamdi Tanpınar'ın bu eserinin 'bireyin iç dünyasını esas alan' anlayışa uygun psikolojik derinliğe, zaman ve geçmiş temalarına sahip olduğu görülür; diğer seçeneklerin ise farklı yönelimlere (toplumcu gerçekçi veya modernist) ait olduğu belirlenir.
Doğru eserin edebiyat tarihindeki yerini ve yönelimini belirleyerek çeldiricileri elemek gerekir.
3
Edebi yönelim ve eser eşleşmesi doğrultusunda doğru seçeneğe karar vermek.
Sahnenin Dışındakiler romanının doğru seçenek olduğu kesinleştirilir.
Hem içerik (karakterler ve metaforlar) hem de yönelim (bireyin iç dünyasını esas alan) açısından tam bir eşleşme sağlanmıştır.

Anahtar Kavram

Cumhuriyet Dönemi romanında bireyin iç dünyasını esas alan eserlerin karakteristik özellikleri ve Ahmet Hamdi Tanpınar'ın romancılığı.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 938Soru

Tanzimat Dönemi Türk tiyatrosu, gerek yapısal gerekse tematik özellikleriyle edebiyatımızda batılı anlamda bir dönüm noktasıdır. Aşağıda verilen Tanzimat Dönemi tiyatro eserlerini, karşılarında yer alan açıklamalarla doğru biçimde eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Şair Evlenmesi
Vatan yahut Silistre
Celalettin Harzemşah
Finten

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Şair Evlenmesi eseri görücü usulü evliliği eleştiren töre komedisi açıklamasıyla, Vatan yahut Silistre eseri sahnelenen ilk oyun ve vatan sevgisi açıklamasıyla, Celalettin Harzemşah eseri tiyatro kuramını açıklayan ünlü ön söze sahip tarihi dram açıklamasıyla, Finten eseri ise Tanzimat ikinci döneminde Shakespeare etkisiyle yazılmış dram açıklamasıyla eşleşir.
Şair Evlenmesi yazılan ilk batılı töre komedisidir; Vatan yahut Silistre sahnelenen ilk tiyatrodur; Celalettin Harzemşah edebiyat kuramını açıklayan ünlü ön söze sahip tarihi dramdır; Finten ise Tanzimat ikinci döneminde İngiliz tiyatrosu etkisiyle yazılan sahne tekniğinden uzak bir dramdır. Bu eşleşmeler eserlerin edebi kimlikleriyle tam olarak örtüşmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Şair Evlenmesi oyununun ayırt edici özelliklerini tespit etme.
Bu oyun batılı anlamda yazılan ilk tiyatrodur ve görücü usulü evliliği eleştirir. Bu özellikler bizi ilk komedi tanımına götürür.
Yazılan ilk tiyatro yapıtının edebiyat tarihindeki yerini ve konusunu belirlemek için.
2
Vatan yahut Silistre oyununun önemini belirleme.
Gedikpaşa Tiyatrosu'nda sahnelenen ilk oyun olan bu eser, Kırım Savaşı'nı ve vatan sevgisini konu alır.
Sahnelenen ilk tiyatro eserinin ayırt edici konusunu ve edebiyat tarihindeki öncülüğünü eşleştirmek için.
3
Celalettin Harzemşah ve Finten eserlerini dönemlerine ve yapılarına göre ayırma.
Celalettin Harzemşah ünlü ön sözüyle bilinen okunmak amaçlı tarihi bir dramdır. Finten ise Tanzimat II. Dönem'de sahne tekniğinden uzak, Shakespeare esintileriyle yazılmış bir dramdır.
Tanzimat tiyatrosundaki okunmak için yazılan eserlerin teorik ve edebi niteliklerini ayırt etmek için.

Anahtar Kavram

Tanzimat Dönemi Türk tiyatrosunun öncü eserleri, türleri, temaları ve yapısal özellikleri.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 939Soru

Bir antikacı dükkanında iki arkadaş arasında geçen şu diyalogda, antikacının sattığı eşyaların antika olup olmadığı tartışılmaktadır:

Ahmet: "Bu vazonun üzerindeki motifler 18. yüzyıl Osmanlı saray üslubunu yansıtmaktadır; çünkü o döneme ait saray kayıtlarındaki çizimlerle birebir uyuşmaktadır. 18. yüzyıl Osmanlı saray üslubunu yansıtan her vazo ise nadide bir antikadır; çünkü bu üslup sadece saray için sınırlı sayıda üretilen eserlerde görülür. O hâlde, bu vazo nadide bir antikadır."

Buna göre, Ahmet'in yaptığı akıl yürütme klasik mantıktaki aşağıdaki kıyas çeşitlerinden hangisine örnektir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Epikerem

Cevap

Ahmet'in yaptığı akıl yürütme, öncüllerinin gerekçeleriyle birlikte sunulmasından dolayı epikerem (delilli kıyas) örneğidir.
Doğru seçenek epikerem (delilli kıyas) ifadesidir. Klasik mantık kurallarına göre, öncüllerinin gerekçesi veya delili kendisiyle birlikte verilen kıyaslara epikerem (delilli kıyas) adı verilir. Ahmet'in akıl yürütmesinde hem birinci öncülün ("Bu vazonun üzerindeki motifler...") hem de ikinci öncülün ("18. yüzyıl Osmanlı saray üslubunu yansıtan her vazo...") gerekçeleri "çünkü" bağlacıyla açıklanarak delillendirilmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Akıl yürütmedeki öncülleri ve sonucu tespit etmek.
Birinci öncül: 'Bu vazonun üzerindeki motifler 18. yüzyıl Osmanlı saray üslubunu yansıtmaktadır.', ikinci öncül: '18. yüzyıl Osmanlı saray üslubunu yansıtan her vazo ise nadide bir antikadır.' ve sonuç önermesi: 'O hâlde, bu vazo nadide bir antikadır.' olarak belirlenir.
Kıyasın temel kategorik yapısını ve kaç öncülden oluştuğunu anlamak için bu adım gereklidir.
2
Öncüllerle birlikte sunulan ek açıklamaları analiz etmek.
Diyalogda birinci öncülden sonra 'çünkü o döneme ait saray kayıtlarındaki çizimlerle birebir uyuşmaktadır' delili, ikinci öncülden sonra ise 'çünkü bu üslup sadece saray için sınırlı sayıda üretilen eserlerde görülür' delili getirilmiştir.
Önermelerin kendi içlerinde ispat barındırıp barındırmadığını kontrol etmek için bu adım gereklidir.
3
Bulunan yapıyı kıyas kuralları ve çeşitleri ile eşleştirmek.
Klasik mantıkta, öncüllerinden en az biri 'çünkü' veya 'zira' gibi gerekçelendirici ifadelerle kanıtı (delili) belirtilerek sunulan kıyas türüne epikerem (delilli kıyas) denir.
Doğru tanımlamayı yaparak kıyas türünün adını koymak için bu adım gereklidir.

Anahtar Kavram

Epikerem (Delilli Kıyas) Yapısı ve Özellikleri
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 940Soru

İlk ve Orta Çağlarda Avrupa ve Orta Asya coğrafyalarında faaliyet gösteren Türk devlet ve topluluklarına ait aşağıda verilen gelişmelerin kronolojik olarak geçmişten günümüze doğru sıralanışını belirleyiniz.

Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Kronolojik sıralama sırasıyla Avarların İstanbul'u ku��atması (626), Karlukların Talas Savaşı'nda Abbasileri desteklemesi (751), İtil Bulgar Devleti'nin İslamiyet'i kabul etmesi (922) ve Peçeneklerin Malazgirt Savaşı'nda saf değiştirmesi (1071) şeklinde olmalıdır.
Verilen gelişmelerin kronolojik sıralaması gerçekleşme yıllarına dayanmaktadır. Avarların İstanbul kuşatması 626'da, Karlukların Talas Savaşı'na katılımı 751'de, İtil Bulgarlarının İslamiyet'i resmi din yapması 922'de ve Peçeneklerin Malazgirt Savaşı'nda saf değiştirmesi 1071'de gerçekleştiğinden doğru sıralama sırasıyla Avar kuşatması, Karluk desteği, İtil Bulgar İslamlaşması ve Peçenek saf değişimi şeklinde olmalıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Olayların gerçekleştiği dönemlerin tespit edilmesi
Avarların İstanbul kuşatması 626 yılına (VII. yüzyıl), Karlukların Talas Savaşı desteği 751 yılına (VIII. yüzyıl), İtil Bulgarlarının İslamiyet'i kabulü 922 yılına (X. yüzyıl) ve Peçeneklerin Malazgirt Savaş��'ndaki saf değişimi 1071 yılına (XI. yüzyıl) aittir.
Kronolojik sıralama yapabilmek için olayların tarihsel yüzyıl veya yıllarının belirlenmesi gereklidir.
2
Tarihsel verilerin geçmişten günümüze doğru sıralanması
Tarihsel sıralama sırasıyla 626, 751, 922 ve 1071 yılları olarak gerçekleşir.
Kronoloji sorularında olaylar en eski tarihten en yakın tarihe doğru dizilmelidir.
3
Doğru sıralamanın oluşturulması
Sıralama Avar kuşatması, Karluk desteği, İtil Bulgar İslamlaşması ve Peçenek saf değişimi şeklinde tamamlanır.
Belirlenen tarihsel akışa göre doğru sıralama şeması elde edilir.

Anahtar Kavram

Avrupa ve Orta Asya'daki Türk Devlet ve Topluluklarının Kronolojisi
Tahmini Süre:2m 0s
ÖncekiSayfa 47 / 437Sonraki