Tüm alıştırma soruları

6755 soru

Soru 2361Soru

Hz. Muhammed, Bedir Savaşı’nda ordunun yerleştirileceği yer hususunda Hubâb b. Münzir’in önerisiyle kendi fikrinden vazgeçmiş; Hendek Savaşı’nda ise Selmân-�� Fârisî’nin önerisi doğrultusunda şehrin etrafına hendek kazılması kararını onaylamıştır. Buna mukabil, Hudeybiye Antlaşması sürecinde sahabenin bazı maddelere yönelik yoğun itirazlarına rağmen, kendisine bildirilen vahiy ve ilahi işaretler doğrultusunda antlaşmayı imzalamıştır. Bu tarihsel uygulamalar birlikte değerlendirildiğinde, İslam’daki istişare prensibi ve Hz. Muhammed’in bu prensibi hayata geçirme biçimiyle ilgili aşağıdaki çıkarımlardan hangisi yapılabilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İstişare, vahyin doğrudan belirlemediği içtihat ve strateji gerektiren beşerî ve toplumsal alanlarda işletilen bir süreç olup vahiyle sabit olan mutlak dinî hükümlerin sınırlarını aşamaz.

Cevap

İstişare, vahyin doğrudan belirlemediği içtihat ve strateji gerektiren beşerî ve toplumsal alanlarda işletilen bir süreç olup vahiyle sabit olan mutlak dinî hükümlerin sınırlarını aşamaz.
Doğru cevap, istişarenin alanını ve sınırlarını doğru bir şekilde açıklamaktadır. Hz. Muhammed, vahiy ile kesin olarak belirlenmiş ibadet ve inanç esasları gibi mutlak dinî hükümlerde istişareye başvurmamış, vahiyle belirlenen sınırlara uymuştur. Buna karşılık, savaş stratejisi (Bedir ve Hendek gibi) ve toplumsal yönetim gibi vahiyle doğrudan belirlenmemiş, içtihat ve strateji gerektiren beşerî/dünyevi konularda sahabenin görüşlerini almış ve onlarla istişare etmiştir. Bu durum, istişarenin vahyin sınırlarını aşamayacağını ama vahiyle düzenlenmemiş alanlarda ortak aklı harekete geçirmek için kullanıldığını gösterir.

Adım Adım Çözüm

1
Öncüldeki tarihsel olayların analiz edilmesi
Bedir ve Hendek savaşlarındaki kararların askeri/stratejik dünyevi konular olduğu, Hudeybiye Antlaşması'ndaki kararın ise vahiy/ilahi işaret kaynaklı dini/ilahi bir sınır içerdiği tespit edilir.
Soruda verilen örneklerin hangi temellere dayandığını ayırt etmek, istişare ile vahiy arasındaki sınır çizgisini bulmak için gereklidir.
2
İstişare kavramının sınırlarının belirlenmesi
Peygamberin, hakkında kesin vahiy bulunmayan konularda arkadaşlarına danıştığı (istişare ettiği), ancak vahiy gelen hususlarda sahabenin itirazlarına rağmen vahye itaat ettiği belirlenir.
İstişarenin hangi alanlarda geçerli olduğunu ve vahye göre konumunu saptamak sorunun çözümünü sağlar.
3
Doğru yargının seçeneklerden seçilmesi
İstişarenin vahyin doğrudan belirlemediği dünyevi ve toplumsal alanlarla sınırlı olduğu ve vahiyle gelen mutlak hükümleri aşamayacağı yargısına ulaşılır.
Tarihsel verilerden çıkarılabilecek en kapsamlı ve doğru ilkeyi bulmak için bu adım gereklidir.

Anahtar Kavram

İstişare ve Vahiy İlişkisi
Soru 2362Soru

Benedetto Croce'ye göre sanat, sanatçının ruhunda gerçekleşen özgün ve biricik bir sezgidir. Sanat eseri, bu içsel sezginin dışsallaşmış halinden ibarettir ve bu süreç tamamen özneldir. Her alımlayıcı (izleyici) bir sanat eserine yöneldiğinde, kendi içsel yaşantısı, sezgileri ve o anki ruh haliyle o eseri kendi zihninde yeniden üretir. Dolayısıyla, bir eserin estetik değeri nesnel bir nitelik taşımadığı gibi, tüm insanlar için geçerli ortak bir beğeni yargısından söz etmek de imkânsızdır.

Bu parçada savunulan görüşe göre, estetik yargılarla ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Estetik beğeni yargıları öznenin anlık ve biricik sezgilerine dayandığı için genelgeçer bir nitelik taşıyamaz.

Cevap

Estetik beğeni yargıları öznenin anlık ve biricik sezgilerine dayandığı için genelgeçer bir nitelik taşıyamaz.
Parçada Benedetto Croce'nin sanat anlayışından yola çıkılarak, sanat eserinin alımlayıcının kendi zihnindeki öznel sezgiler ve yaşantılarla yeniden üretildiği ifade edilmiştir. Dolayısıyla, güzellik yargısı nesnel bir özellik taşımadığından ortak estetik yargıların imkânsız olduğu belirtilmiştir. Bu durum, estetik beğeni yargılarının öznenin biricik sezgilerine dayandığı için genelgeçer (herkes için ortak) olamayacağını doğrudan gösterir.

Adım Adım Çözüm

1
Parçadaki temel felsefi iddiayı analiz etme
Benedetto Croce'nin sanat eserini öznel bir sezgi olarak gördüğü ve her alımlayıcının eseri kendi zihninde yeniden ürettiğini savunduğu tespit edilir.
Sorunun estetik yargıların kaynağına ve geçerliliğine dair temel argümanını kavramak gerekir.
2
Ortak estetik yargıların varlığı konusundaki çıkarımı belirleme
Parçada geçen 'tüm insanlar için geçerli ortak bir beğeni yargısından söz etmek de imkânsızdır' ifadesinden yola çıkılarak ortak estetik yargıların reddedildiği belirlenir.
Parçadaki temel sonucun seçeneklerdeki karşılığını aramak için odak noktasını netleştirmek gerekir.
3
Seçenekleri değerlendirme ve doğru yargıyı seçme
Estetik beğeni yargılarının öznenin biricik sezgilerine bağlı olmasından ötürü genelgeçer (ortak/evrensel) olamayacağını belirten seçeneğin doğru olduğu belirlenir.
Parçadaki öznelci sanat anlayışıyla tam olarak örtüşen çıkarımı saptamak gerekir.

Anahtar Kavram

Ortak Estetik Yargıların Varlığını Reddeden Görüşler (Öznelci Estetik)
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 2363Soru

Hz. Muhammed'in (s.a.v.) hayatındaki bazı uygulamalar ve bu uygulamaların karar alma süreçleriyle olan ilişkisine dair aşağıdaki durumları, temsil ettikleri ilkelerle veya sınırlar doğrultusunda eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Uhud Savaşı öncesinde savunma savaşı yapmak isteyen Hz. Muhammed'in, çoğunlu��u oluşturan genç sahabelerin görüşüne uyarak meydan savaşına karar vermesi
Hendek Savaşı öncesinde Selman-ı Farisi'nin şehir çevresine hendek kazılması yönündeki tavsiyesini kabul edip uygulaması
Bedir Savaşı'nda ordunun konuşlanacağı yer konusunda Hubab b. Münzir'in 'Bu karar vahiyle mi yoksa askeri taktikle mi belirlendi?' sorusu üzerine yerini değiştirmesi
Hac ibadetinin rükünleri ve yapılış şekli konusunda sahabenin farklı fikirlerini müzakereye açmayıp 'Benden gördüğünüz gibi ibadet edin' buyurması

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Eşleştirmede, Uhud Savaşı örneği çoğunluğun görüşüne saygı duyulması ilkesiyle; Hendek Savaşı örneği uzmanlık gerektiren stratejik konularda yabancı kültürlerden gelen önerilere açık olunmasıyla; Bedir Savaşı örneği vahiy dışı askeri/dünyevi konularda beşerî aklın rehber edinilmesiyle; Hac ibadeti örneği ise dogmatik/ibadi konularda mutlak otoritenin vahiyde olması sebebiyle konunun istişareye kapalı bulunulmasıyla eşleşmelidir.
Doğru eşleştirmeler, olayların mahiyeti ile karar alma mekanizmasının doğrudan uyumuna dayanır. Uhud Savaşı çoğunluk iradesini, Hendek uzmanlık ve tecrübeyi, Bedir vahiy dışı dünyevi konulardaki özgür akıl yürütmeyi, Hac usulleri ise vahyin nihai otoritesini ve ibadi alanın istişare dışı kalmasını yansıtır.

Adım Adım Çözüm

1
Tarihsel olayları ve verilen dini örnekleri teker teker analiz edin.
Dört farklı olay tespit edildi: Uhud Savaşı karar süreci, Hendek Savaşı savunma kararı, Bedir Savaşı ordu yerleşimi ve Hac ibadeti uygulaması.
Her olayın istişare veya vahiy çerçevesindeki niteliğini belirlemek için analiz ilk adımdır.
2
Uhud Savaşı örneğindeki karar alma sürecini değerlendirin.
Hz. Muhammed'in kendi savunma görüşüne rağmen sahabe çoğunluğunun meydan savaşı talebini kabul ettiği görülür.
Bu durum, ortak aklın çoğunluk iradesine saygı gösterme ilkesiyle örtüşür.
3
Hendek Savaşı'ndaki savunma tekniğinin kökenini inceleyin.
Fars kökenli Selman-ı Farisi'nin getirdiği hendek tekniğinin kabul edildiği görülür.
Bu durum, teknik uzmanlığın ve farklı coğrafi tecrübelerin istişarede değer gördüğünü gösterir.
4
Bedir Savaşı'ndaki konuşlanma tartışmasını ele alın.
Hubab b. Münzir'in uyarısıyla askeri strateji gereği ordunun yerinin değiştirildiği belirlenir.
Bu durum, vahiyle sınırlandırılmamış askeri ve dünyevi alanlarda insan aklının ve istişarenin devrede olduğunu kanıtlar.
5
Hac ibadetine dair Peygamber buyruğunu değerlendirin.
İbadet usul ve kurallarının sahabe görüşlerine açılmadığı ve doğrudan tebliğ edildiği görülür.
Dinin dogmatik/ibadi alanı vahyin tekelinde olup, beşerî istişareye kapalıdır.

Anahtar Kavram

Hz. Muhammed'in istişare uygulamalarının kapsamı, çeşitleri ve vahiy-istişare sınırı
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 2364Soru

İslam ahlak sisteminin şekillenmesinde kaynakların hiyerarşisi ve birbiriyle olan ilişkisi büyük önem taşır. Bu sistemin ana çerçevesini çizen Kur'an-ı Kerim, evrensel ahlak ilkelerini ortaya koyarak inananlara rehberlik eder. Sünnet ise Kur'an’ın getirdiği bu genel ilkelerin günlük yaşamdaki pratik uygulamalarını, detaylarını ve ahlaki örnekliğini sergiler. Ancak İslam düş��ncesinde ahlaki değerlerin tek kaynağı vahiy değildir; insanın doğuştan getirdiği selim akıl da iyi ile kötüyü ayırt etme yeteneğine sahiptir. Bununla birlikte akıl, vahyin belirlediği temel ahlak s��nırlarını aşarak tek başına bağımsız ve mutlak ahlak kuralları koyucu bir konuma yerleştirilemez. Toplumsal örf ve adetler de dinin özüne ve ahlak prensiplerine ters düşmediği sürece ahlakın yardımcı bir kaynağı olarak kabul edilir.

Buna göre İslam ahlakının kaynakları ve yapısıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Beşerî akıl ve toplumsal örf, vahyin belirlediği çerçeveden bağımsız olarak tek başlarına mutlak ahlak kuralları inşa edebilir.

Cevap

Beşerî akıl ve toplumsal örfün vahyin belirlediği çerçeveden bağımsız olarak tek başlarına mutlak ahlak kuralları inşa edebileceği iddiası
Beşerî akıl ve toplumsal örfün bağımsız ve mutlak kurallar koyabileceğini savunan ifade doğrudur çünkü parçada aklın tek başına kural koyucu olmadığı, örfün de dinin temel esaslarıyla çelişmemesi gerektiği açıkça ifade edilmiştir. Dolayısıyla bu yargı parçadan çıkarılamaz.

Adım Adım Çözüm

1
Metinde Kur'an, sünnet, akıl ve örf ilişkisini analiz etmek.
Kur'an'ın temel çerçeveyi çizdiği, sünnetin pratik uygulamayı gösterdiği, aklın ve örfün ise vahyin çizdiği sınırlara tabi olduğu belirlenir.
Soruda hangi çıkarımın söylenemeyeceğini bulmak için metindeki kaynak ilişkilerini netleştirmek gerekir.
2
Aklın ve örfün işlevine dair sınırları incelemek.
Metinde aklın bağımsız kural koyucu olmadığı, örfün de ancak dinin özüyle çelişmediği sürece yardımcı kaynak olduğu vurgulanmaktadır.
Beşerî kaynakların (akıl ve örf) vahiy karşısındaki hiyerarşik konumunu tespit etmek için gereklidir.
3
Seçenekleri değerlendirerek parçayla çelişen yargıyı tespit etmek.
Beşerî akıl ve toplumsal örfün bağımsız ve mutlak kurallar koyabileceğini savunan ifadenin metinle tamamen çeliştiği görülür.
Çelişen ifade, söylenemeyecek olan doğru cevabı temsil eder.

Anahtar Kavram

İslam Ahlakının Kaynakları
Soru 2365Soru

Evrensel ahlak yasasının varlığını nesnel (objektif) bir temele dayandıran filozoflar, ahlaki eylemin ölçütünü insanın öznel arzularından bağımsız bir alanda aramı��lardır. Buna göre, sol sütundaki filozofları sağ sütunda verilen ve evrensel ahlak yasasını nesnel olarak temellendirdikleri temel ilkelerle eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Sokrates
Platon
Spinoza
Kant

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Sokrates erdemi bilgiyle temellendiren ilkeyle (doğru bilginin insanı doğru eyleme götüreceği fikriyle); Platon değişmez 'İyi İdeası'yla; Spinoza doğanın zorunlu ve rasyonel düzeniyle (Tanrı veya doğa özdeşliğiyle); Kant ise ödev bilinci ve koşulsuz buyrukla eşleşir.
Doğru eşleştirme, her filozofun nesnel ahlak yasasını dayandırdığı temel kavramların doğru analiz edilmesine dayanır. Sokrates erdemi bilgiyle, Platon metafiziksel İyi İdeasıyla, Spinoza doğanın panteist zorunlu düzeniyle, Kant ise insan aklının ödev bilinci ve koşulsuz buyruğuyla açıklar.

Adım Adım Çözüm

1
Sokrates'in ahlak felsefesini incelemek.
Sokrates erdem ve bilgiyi özdeş tutar. Bilgi sahibi olan kişinin doğru eylemde bulunacağını, kötülüğün ise bilgisizlikten kaynaklandığını savunur. Bu nedenle Sokrates, ahlakın kaynağını bilgiye dayandıran ilkeyle eşleşir.
Sokrates'in ahlak felsefesindeki temel çıkış noktasını doğru tespit etmek amacıyla.
2
Platon'un ahlak felsefesini incelemek.
Platon'un ahlak anlayışı İdealar Kuramı'na dayanır. En yüksek ahlaki ilke ve evrensel yasa, duyusal dünyanın üstünde yer alan metafiziksel 'İyi İdeası'dır. Bu nedenle Platon, İyi İdeası'nı vurgulayan ilkeyle eşleşir.
Platon'un ahlaki nesnelliği hangi aşkın kavramla temellendirdiğini belirlemek amacıyla.
3
Spinoza'nın ahlak felsefesini incelemek.
Spinoza panteisttir (kamutanrıcı). Doğa ile Tanrı birdir ve evrende mutlak bir nedensellik vardır. Ahlaklılık, doğanın bu zorunlu düzenini akılla kavrayıp ona uyum sağlamaktır. Bu nedenle Spinoza, doğanın zorunlu düzeniyle eşleşir.
Spinoza'nın panteist ahlak anlayışındaki nesnel kaynağı saptamak amacıyla.
4
Kant'ın ahlak felsefesini incelemek.
Kant ödev ahlakının kurucusudur. Ahlaki eylem, çıkar veya duygu gözetmeksizin sadece ödev bilinciyle ve koşulsuz buyruk (kategorik imperatif) uyarınca yapılmalıdır. Bu nedenle Kant, ödev bilinci ve koşulsuz buyruğu temel alan ilkeyle eşleşir.
Kant'ın deontolojik (ödev merkezli) ahlak teorisinin temelini tanımlamak amacıyla.

Anahtar Kavram

Evrensel ahlak yasasını nesnel (objektif) temelde kabul eden filozofların (Sokrates, Platon, Spinoza, Kant) ahlakı temellendirme biçimleri ve anahtar kavramları.
Soru 2366Soru

İslam dininde bilginin inanca dönüşme sürecinde imanın mahiyeti ve bilgiyle olan ilişkisi büyük önem taşır. Aşağıda verilen iman durumlarını ve bunlara ait özellikleri doğru bir şekilde eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Dinin inanç esaslarına, herhangi bir aklî araştırma ve delillendirme olmaksızın sadece taklit, aile/çevre telkini ve otoriteye bağlı olarak inanılması
Dinin inanç esaslarının aklî deliller, evrenin gözlemlenmesi ve tefekkür süreciyle temellendirilerek şüphe barındırmayan kesin bir tasdike ulaştırılması
Aklî melekeleri yerinde olup araştırma imkânına sahip olan bir bireyin, inandığı değerleri delillendirmekten kaçınarak taklit düzeyinde kalmasının kelamî hükmü
Herhangi bir delile dayanmadığı için dışarıdan gelebilecek felsefi itirazlar, şüpheler veya farklı inanç sistemlerinin argümanları karşısında kolayca sarsılabilme durumu

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Dinin delilsiz kabul edilmesi taklidî imanla; delillendirilerek kabul edilmesi tahkikî imanla; delil bulma imkânı varken araştırmayanın dinî durumu sorumluluk ve günahkârlıkla; inancın şüpheler karşısında sarsılabilmesi ise taklidî imanın kırılganlığıyla eşleşmektedir.
Dinin delilsiz kabul edilmesi taklidî imanla; aklî delil ve tefekkürle temellendirilerek şüphelerden arındırılması tahkikî imanla; aklî yetisi olmasına rağmen araştırmayan kişinin durumu mükellefiyet açısından günahkârlıkla; inancın şüpheler karşısında sarsılmaya açık olması ise taklidî imanın kırılganlığıyla eşleşmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Birinci ifadedeki 'aklî araştırma ve delillendirme olmaksızın sadece taklit ve çevre telkiniyle inanma' tanımını analiz etmek
Bu özellik, taklit kelimesinden ve çevre etkisinden anlaşılacağı üzere doğrudan 'Taklidî İman' ile eşleşir.
Taklidî iman, kişinin delillere dayanmaksızın inanç esaslarını kabul etmesidir.
2
İkinci ifadedeki 'aklî deliller, gözlem ve tefekkürle temellendirilerek şüphe barındırmayan kesin tasdik' tanımını analiz etmek
Bu özellik, delillendirme ve sarsılmazlık unsurlarından dolayı 'Tahkikî İman' ile eşleşir.
Tahkikî iman, delillere, bilgiye ve araştırmaya dayanan sarsılmaz inançtır.
3
Üçüncü ifadedeki 'araştırma imkânı olduğu hâlde araştırmayıp taklitte kalan bireyin kelamî hükmü' ifadesini incelemek
Bu durum, kişinin aklî sorumluluklarını yerine getirmemesi sebebiyle 'Mükellefiyet Açısından Sorumluluk ve Günahkârlık' ile eşleşir.
Kelam âlimlerinin çoğunluğu taklidî imanı geçerli saysa da, araştırma gücü varken araştırmamayı günah ve ihmal olarak değerlendirir.
4
Dördüncü ifadedeki 'dışarıdan gelen şüphe ve itirazlar karşısında kolayca sarsılabilme durumu' ifadesini analiz etmek
Bu sarsılabilme riski, bilgi eksikliğinden kaynaklanan 'Taklidî İmanın Kırılganlığı ve Zayıflığı' ile eşleşir.
Taklidî iman zihinsel bir temele ve aklî delillere dayanmadığı için dış etkilere ve şüphelere karşı dayanıksızdır.

Anahtar Kavram

Taklidî ve tahkikî iman arasındaki epistemolojik, psikolojik ve kelamî farklar
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 2367Soru

Deniz üzerinden gelerek kıyı çizgisine paralel uzanan bir dağ sırasının yamacı boyunca yükselen ve dağın diğer yamacında alçalarak fön rüzgarına dönüşen bir hava kütlesi bulunmaktadır. Bu hava kütlesinin hareketi boyunca nem özellikleri ile ilgili yapılan aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yükselen hava kütlesinde sıcaklığın azalması maksimum nemi düşürür, bu da bağıl nemi artırarak yağış olasılığını yükseltir.

Cevap

Yükselen hava kütlesinde sıcaklığın azalması maksimum nemi düşürür, bu da bağıl nemi artırarak yağış olasılığını yükseltir.
Yükselen hava kütlesinde sıcaklığın azalması havanın hacmini daraltır ve maksimum nem kapasitesini düşürür. Mutlak nem miktarı değişmediği sürece maksimum nemin azalması bağıl nem oranının artmasına ve dolayısıyla yağış olasılığının yükselmesine neden olur.

Adım Adım Çözüm

1
Yamaç boyunca yükselen hava kütlesinin sıcaklık değişimini belirlemek.
Hava kütlesi yükseldikçe her 200 m200\text{ m}'de sıcaklık ortalama 1C1^\circ\text{C} azalır.
Yükselen hava kütlesi adyabatik olarak soğur.
2
Sıcaklık azalışının maksimum nem kapasitesi üzerindeki etkisini analiz etmek.
Sıcaklığın azalmasıyla havanın hacmi daralır ve maksimum nem kapasitesi düşer.
Maksimum nem ile sıcaklık arasında doğru orantı vardır.
3
Maksimum nemdeki azalışın bağıl nem üzerindeki etkisini formülize etmek.
Bag˘ıl Nem=Mutlak NemMaksimum Nem×100\text{Bağıl Nem} = \frac{\text{Mutlak Nem}}{\text{Maksimum Nem}} \times 100 formülüne göre, mutlak nem sabitken maksimum nemin azalması bağıl nemi artırır. Bağıl nem %100\%100'e ulaştığında yağış olasılığı maksimuma ulaşır.
Bağıl nem ile maksimum nem ters orantılıdır.

Anahtar Kavram

Sıcaklık, maksimum nem ve bağıl nem arasındaki ters yönlü ilişki.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 2368Soru

İslam dininin temel amaçlarından biri olan dinin korunması (hıfzu'd-din) ilkesiyle ilgili aşağıdaki tanımları doğru kavramlarla eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Dinin inanç, ibadet ve ahlak esaslarının tahrif edilmeden, özgün haliyle muhafaza edilip gelecek nesillere aktarılması
Dinde kesin bir delile dayanmayan, sonradan uydurulan ve dinin aslındanmış gibi kabul edilen asılsız inanışlar
Dinin ortaya koyduğu emir ve yasakların hayata geçirilerek helal ve haram sınırlarına titizlikle riayet edilmesi

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Dinin tahriften korunması dinin korunmasıyla, dine sonradan giren asılsız inanışlar hurafe ve bidatla, dini sınırlara riayet edilmesi ise hükümlere itaatle eşleşir.
Dinin özgünlüğünün muhafazası dinin korunmasıyla, dine sonradan eklenen asılsız unsurlar hurafe ve bidatla, kurallara riayet ise hükümlere itaatle doğru şekilde eşleşmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Birinci tanımda geçen dinin özgün haliyle korunması vurgusunu inceleyin.
Bu tanım doğrudan dinin korunması amacını gösterir.
Hıfzu'd-din ilkesinin temel hedefi dinin aslına sadık kalınmasıdır.
2
İkinci tanımda yer alan din dışı asılsız inanışlar ifadesini değerlendirin.
Bu durum hurafe ve bidat kavramlarıyla doğrudan ilişkilidir.
Dinin korunması, dini bu tür batıl ve uydurma unsurlardan arındırmayı gerektirir.
3
Üçüncü tanımda belirtilen emir ve yasaklara riayet etme vurgusunu analiz edin.
Bu davranış dinin pratik hayattaki koruyucusu olan hükümlere itaatle ilgilidir.
Dini hükümlerin yaşanması, dinin toplumda canlı tutularak korunmasını sağlar.

Anahtar Kavram

Dinin Korunması
Soru 2369Soru

Bir coğrafyacı, Türkiye fiziki haritasında Van Gölü'n��n yerini inceler. Van Gölü, insan zihninden tamamen bağımsız olarak yeryüzünde yer kaplayan somut bir varoluşa sahiptir. Öte yandan, coğrafyacının hazırladığı raporda geçen 'Van Gölü, Türkiye'nin en büyük sodalı gölüdür.' ibaresi ise bu nesnel durum hakkındaki zihinsel bir yargıyı yansıtır.

Buna göre parçada örneklendirilen durumdan yola çıkılarak bilgi felsefesinin temel kavramlarıyla ilgili aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılabilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Doğruluk zihinsel bir yargının veya önermenin özelliğiyken, gerçeklik nesnel dünyaya ait bir varoluş durumudur.

Cevap

Doğruluk zihinsel bir yargının veya önermenin özelliğiyken, gerçeklik nesnel dünyaya ait bir varoluş durumudur.
Doğruluk zihinsel bir yargının veya önermenin özelliğiyken, gerçeklik nesnel dünyaya ait bir varoluş durumudur önermesi doğrudur. Parçada Van Gölü'nün yeryüzündeki fiziksel varlığı gerçeklik kavramına, göl hakkındaki önerme ise doğruluk kavramına karşılık gelmektedir. Bu durum doğruluk ile gerçeklik arasındaki farkı ortaya koyar.

Adım Adım Çözüm

1
Parçadaki temel öğeleri (Van Gölü ve göl hakkındaki yargı) felsefi açıdan analiz edin.
Van Gölü dış dünyada yer kaplayan somut bir nesne (gerçeklik), göl hakkındaki ifade ise zihinsel bir önermedir (doğruluk).
Özne ile nesne arasındaki ilişkinin epistemolojik karakterini belirlemek.
2
Doğruluk ve gerçeklik kavramlarının tanımlarını karşılaştırın.
Doğruluğun bilgiye veya önermeye, gerçekliğin ise varlığa veya dış dünyaya ait olduğunu ayırt edin.
Kavram kargaşasını önlemek ve doğru ayrımı yapmak.
3
Seçeneklerdeki ifadeleri parçadan çıkarılan bu ayrıma göre değerlendirin.
Doğruluğu önermeye, gerçekliği dış dünyaya ait kılan seçeneği doğru cevap olarak belirleyin.
Soru kökündeki ulaşılabilir yargıyı bulmak.

Anahtar Kavram

Doğruluk ve Gerçeklik Ayrımı
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 2370Soru

Hz. Muhammed'in hayatında karşılaştığı zorluklar karşısındaki cesaret ve kararlılığını gösteren olaylar ile bu olayların yansıttığı temel tutumları eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Taif'te taşlanıp eziyet görmesine rağmen tebliğ görevini kararlılıkla sürdürmesi
Sevr Mağarası'nda müşriklerin yaklaşması üzerine endişelenen Hz. Ebû Bekir'e 'Tasalanma, Allah bizimle beraberdir' diyerek güven vermesi
Uhud Savaşı'nda İslam ordusunun kargaşa yaşadığı ve geri çekildiği anda yerinden ayrılmayarak mücadeleye devam etmesi

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Taif'teki tebliğ faaliyeti fiziksel zorluklara karşı kararlılığı; Sevr Mağarası'ndaki duruş tehlike anında Allah'a teslimiyetten doğan güveni; Uhud Savaşı'ndaki metanet ise kaos ortamında mücadeleyi sürdürme cesaretini temsil etmektedir. Bu doğrultuda olaylar ve tutumlar sırasıyla birebir eşleşmektedir.
Taif'teki taşlanmaya rağmen tebliğe devam edilmesi fiziksel eziyetler karşısındaki kararlılığı; Sevr Mağarası'ndaki söz tehlike anındaki Allah'a olan sarsılmaz teslimiyet ve güveni; Uhud Savaşı'ndaki duruş ise askeri kaos anındaki cesaret ve mücadeleyi sürdürme iradesini gösterir. Bu nedenle olaylar ve kavramsal eşleşmeler birbirini tam olarak tamamlamaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
İlk olayın analiz edilmesi
Taif'te halkın taşlı saldırılarına rağmen tebliğe devam etmesi incelenir. Bu durum, fiziksel eziyetlere rağmen davasından vazgeçmeme kararlılığını gösterdiğinden ilk ifadeyle eşleşir.
Olaydaki fiziksel zorluk ve tebliğ kararlılığı arasındaki bağı kurmak amacıyla.
2
İkinci olayın analiz edilmesi
Sevr Mağarası'nda müşriklerin çok yaklaşması üzerine yaşanan endişe anında söylenen söz değerlendirilir. Bu söz, hayati tehlike anında dahi Allah'a duyulan sarsılmaz güveni ve cesareti ifade eder.
Ölüm tehlikesi karşısındaki manevi duruş ile teslimiyet ilişkisini belirlemek amacıyla.
3
Üçüncü olayın analiz edilmesi
Uhud Savaşı'nda yaşanan kargaşa ve bozgun havasına rağmen Hz. Muhammed'in yerini koruması incelenir. Bu tutum, savaş meydanındaki zor şartlarda geri adım atmayıp mücadeleyi sürdürme cesaretine işaret eder.
Askerî kaos ortamındaki kararlılık ve cesareti tespit etmek amacıyla.

Anahtar Kavram

Hz. Muhammed'in zorluklar, tehlikeler ve kriz anlarında davasından taviz vermeyerek gösterdiği cesaret, kararlılık ve Allah'a olan sarsılmaz güveni.
Soru 2371Soru

İslam dünyasında geniş bir yayılma alanı bulan bir tasavvufi yorumda; manevi gelişim sürecinde bilincin uyanık tutulması amacıyla bazı temel ilkeler belirlenmiştir. Bu ilkelerden bazıları şunlardır:

* Hûş der dem: Alınan her nefeste uyanık olmak, Allah'ı unutmamak.
* Nazar ber kadem: Yürürken bakışların ayak ucunda olması, harama bakmaktan ve zihni bulandıracak dış etkenlerden kaçınmak.
* Halvet der encümen: Toplum içinde, halkla beraberken bile kalben Allah ile baş başa olmak, O'ndan gafil olmamak.

Gizli (hafi) zikri ve bu ahlaki prensipleri manevi terbiyenin merkezine koyan tasavvufî yorum aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Nakşibendîlik

Cevap

Nakşibendîlik
Gizli (hafi) zikri esas alan ve 'halvet der encümen' (halk içinde Hak ile olmak) gibi kavramları temel ilkeleri haline getiren tasavvufi yorum Nakşibendîlik'tür. Bu ekol, kişinin günlük sorumluluklarını yerine getirirken bile kalbini sürekli Allah ile meşgul tutmasını hedefler.

Adım Adım Çözüm

1
Öncülde verilen kavramları (Hûş der dem, Nazar ber kadem, Halvet der encümen) analiz etmek.
Bu kavramların, manevi gelişimde uyanık olma, haramdan kaçınma ve toplum içindeyken kalben Allah ile beraber olma prensiplerini ifade ettiği belirlenir.
Soruda verilen ahlaki ve tasavvufi ilkelerin hangi kavrama karşılık geldiğini anlamak için.
2
Gizli zikir (hafi zikir) metodunu ve bu manevi ilkeleri uygulayan ekolü tespit etmek.
Belirtilen bu ilkelerin ve gizli zikir esasına dayanan terbiyenin Nakşibendîlik ekolüne ait olduğu belirlenir.
Tasavvufi yorumlar arasındaki temel pratik ve kuramsal farkları ayırt edebilmek için.
3
Seçeneklerdeki diğer tasavvufi yorumları eleyerek doğru cevaba ulaşmak.
Mevlevîlik, Kadirîlik, Yesevîlik ve Alevîlik-Bektaşîlik gibi ekollerin kendilerine has farklı özellikleri ve pratikleri (örneğin sema, cehri zikir, Türkçe hikmetler, cem törenleri) olduğu için bu seçenekler elenir. Nakşibendîlik seçeneği doğru cevap olarak işaretlenir.
Yanlış seçeneklerin elenmesiyle cevabın kesinleştirilmesi için.

Anahtar Kavram

Tasavvufî Yorumlar ve İlkesel Farklılıkları
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 2372Soru

İslam ahlakında yer alan bazı temel erdemler ile bu erdemlerin tanımları aşağıda karışık olarak verilmiştir.

Aşağıdaki ahlaki erdemleri, bu erdemlerin doğru tanımlarıyla eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Adalet
İffet
Tevazu

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Adalet kavramı üçüncü tanım ile, iffet kavramı birinci tanım ile, tevazu kavramı ise ikinci tanım ile eşleşmektedir.
Doğru eşleştirmede; hak sahibine hakkını teslim etmeyi ifade eden adalet üçüncü tanım ile, nefsin isteklerini kontrol etmeyi ifade eden iffet birinci tanım ile ve alçakgönüllülüğü ifade eden tevazu ise ikinci tanım ile eşleşmelidir.

Adım Adım Çözüm

1
Tanımlardaki temel kavramsal anahtarları tespit etmek.
Birinci tanımda 'nefsin arzu ve isteklerini kontrol etme', ikinci tanımda 'alçakgönüllü davranma', üçüncü tanımda ise 'hak sahibine hakkını teslim etme' ifadeleri anahtar niteliklerdir.
Kavram eşleştirmesini doğru yapabilmek için tanımların en ayırt edici unsurlarını belirlemek gerekir.
2
Tespit edilen anahtar nitelikleri sol taraftaki erdemlerle ilişkilendirmek.
Hak gözetmek adaletle, nefsi kontrol etmek iffetle, alçakgönüllülük ise tevazuyla eşleşir.
Kavramsal tanımların İslam ahlakındaki yerleşik karşılıklarıyla doğru biçimde bağdaştırılması hedeflenmektedir.

Anahtar Kavram

İslam ahlakında adalet, iffet ve tevazu erdemlerinin kavramsal tanımları
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 2373Soru

İslam sanatının gelişim sürecine bakıldığında, heykel gibi üç boyutlu ve figüratif tasvirlerden ziyade; hat, tezhip, ebru ve mimarideki geometrik bezemeler (arabesk) gibi soyut ifade biçimlerinin ön plana çıktığı görülür. Bu durum, İslam'ın özünü oluşturan tevhid inancının, yani Allah'ın hiçbir şeye benzemediği (muhalefetün lil-havadis) ilkesinin ve putperestliğe karşı tavrının sanat estetiğine yansımasıdır. Dolayısıyla İslam toplumlarındaki sanat eserleri, sadece estetik bir kaygının ürün�� olmayıp inancın somutlaşmış ve kültürel formlar kazanmış tezahürleridir.

Buna göre, din, kültür ve sanat ilişkisiyle ilgili aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılabilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Dini inançların temel ilkeleri, sanat vasıtasıyla kültürel dünyada somutlaşarak kendine özgü bir estetik dil inşa eder.

Cevap

Dini inançların temel ilkelerinin, sanat vasıtasıyla kültürel dünyada somutlaşarak kendine özgü bir estetik dil inşa etmesi yargısına ulaşılabilir.
Dini inançların temel ilkelerinin sanat vasıtasıyla kültürel dünyada somutlaşarak kendine özgü bir estetik dil inşa ettiğini belirten seçenek doğrudur. Parçada tevhid inancının hat, tezhip ve mimari süslemelerde soyut tasarımlarla nasıl hayat bulduğu anlatılmış, dinin kültürel ve sanatsal alandaki yansıması doğrudan bu yargıyla açıklanmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Paragrafı dikkatlice okuyarak İslam sanatındaki soyutlama eğiliminin nedenlerini belirlemek.
İslam sanatında hat, tezhip ve geometrik bezemelerin öne çıkmasının temel nedeninin tevhid inancı ve putperestliğe karşı duruş olduğu anlaşılır.
Metindeki ana fikri kavramak ve dinin sanatsal formlar üzerindeki belirleyici rolünü anlamak için bu adım gereklidir.
2
Din, sanat ve kültür arasındaki ilişkiyi analiz etmek.
Dini inancın (tevhid) kültür ve sanat aracılığıyla somut eserlere dönüştüğü ve yeni bir estetik dil oluşturduğu sonucuna varılır.
Soyut dini ilkelerin kültürel ögelerle harmanlanarak sanatta nasıl hayat bulduğunu tespit etmek için bu analiz yapılmalıdır.
3
Seçenekleri analiz ederek parçanın ana düşüncesiyle örtüşen yargıyı seçmek.
Dini inançların sanat vasıtasıyla kültürel dünyada somutlaşarak estetik bir dil inşa ettiğini belirten seçeneğin doğru olduğu görülür.
Diğer seçeneklerdeki yanılgıları eleyip parçaya en uygun olan doğru yargıyı belirlemek için bu karşılaştırma şarttır.

Anahtar Kavram

Din, Kültür ve Sanat İlişkisi
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 2374Soru

İslam inanç esaslarına göre, iman ile amel arasında çok güçlü bir bağ bulunmakla birlikte, amel imanın özünden bir parça (rüknü) kabul edilmediği için ibadetlerini yerine getirmeyen bir kimse dinden çıkmış sayılmaz.

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: True

Cevap

Verilen ifade doğrudur. İslam'da amel imanın olmazsa olmaz bir parçası (rüknü) değildir; dolayısıyla ibadetlerini yapmayan kişi dinden çıkmaz.

Adım Adım Çözüm

1
İman kavramının tanımını ve kurucu unsurlarını analiz etmek.
İmanın temelinin kalbin tasdiki olduğu, dilin ikrarının ise bunun dışa vurumu olduğu belirlenir.
İman ve amel ilişkisinin temelini anlamak için imanın ne ile gerçekleştiğini bilmek gerekir.
2
Amel ile iman arasındaki teorik bağı incelemek.
Amelin imanın sıhhat (geçerlilik) şartı olmadığı, kemal (olgunluk) şartı olduğu anlaşılır.
Amelin eksikliğinin kişiyi dinden çıkarıp çıkarmayacağını belirlemek için bu kavramsal ayrım şarttır.

Anahtar Kavram

İman-amel ilişkisinde amelin imanın bir parçası (rüknü) olmadığı hususu.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 2375Soru

İslam inancına göre insan, vahyin hitabına muhatap olan ve bilgi üretebilen bir varlıktır. Bilgi edinme sürecinde kullanılan vasıtalar ise birbirini tamamlayan unsurlardır. Aşağıda verilen İslam'daki bilgi kaynaklarını, onların temel niteliklerini açıklayan doğru tanımlarla eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Selim Akıl
Sadık Haber
Salim Duyular

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Selim akıl, yaratılış saflığını koruyan ve doğru karar vermeyi sağlayan düşünme gücüyle; sadık haber, vahiy ve mütevatir haberlerle gelen kesin bildirimlerle; salim duyular ise sağlıklı işleyen beş duyu organı aracılığıyla elde edilen verilerle eşleşir.
İslam epistemolojisinde bilgi kaynakları selim akıl, sadık haber ve salim duyular olarak üçe ayrılır. Selim akıl insanın yaratılışındaki saflığı koruyan akıl yürütme gücüyle eşleşirken; sadık haber vahiy ve mütevatir haberleri içeren kesin bildirimlerle eşleşir. Salim duyular ise sağlıklı çalışanamp beş duyu organı vasıtasıyla dış dünyadan elde edilen verilerle eşleşir. Bu eşleştirme her kaynağın tanımı ve işleviyle tam uyum göstermektedir.

Adım Adım Çözüm

1
İlk kavram olan selim aklın tanımı aranır.
Selim akıl, yaratılışındaki temizliği ve saflığı koruyan, ön yargı ve nefsî arzulardan etkilenmeyen akıldır. Bu tanım, insanın iyi ile kötüyü ayırt etme ve vahyi anlama yetisini açıklayan ifade ile örtüşmektedir.
Kavramın terimsel ve işlevsel özelliklerini eşleştirmek.
2
İkinci kavram olan sadık haberin tanımı aranır.
Sadık haber, vahiyler ile mütevatir haberleri (yalan üzerinde birleşmesi imkansız toplulukların aktardığı haberler) kapsar. Bu durum gayb alanına yönelik kesin bilgileri açıklayan ifade ile örtüşmektedir.
Sadık haberin vahiy ve mütevatir haber niteliğini doğru belirlemek.
3
Üçüncü kavram olan salim duyuların tanımı aranır.
Salim duyular, kendisinde herhangi bir kusur bulunmayan beş duyu organıdır. Bu tanım, dış dünyayı kavramada ilk basamağı oluşturan ve duyular vasıtasıyla somut veriler sağlayan ifade ile eşleşmektedir.
Duyuların fiziksel gözlem ve veri sağlama fonksiyonunu tespit etmek.

Anahtar Kavram

İslam epistemolojisinde aklın (selim akıl), haberin (sadık haber) ve duyuların (salim duyular) tanımları ve bilgi edinmedeki rolleri.
Soru 2376Soru

Sahabeden Beşir b. Sa’d, oğlu Numan’a bir köle bağışlamış ve bu duruma şahitlik etmesi için Hz. Muhammed’e gelmiştir. Hz. Muhammed ona, "Bütün çocuklarına buna benzer bir bağışta bulundun mu?" diye sormuş, "Hayır" cevabını alınca, "Beni bir adaletsizliğe şahit kılma! Allah’tan korkun ve çocuklarınız arasında adil davranın." buyurarak şahitlik yapmayı reddetmiştir.

Buna göre, Hz. Muhammed’in bu tavrıyla vurguladığı temel husus aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Aile içi ilişkilerde adalet ve hakkaniyetin her bir birey için eşit şekilde gözetilmesi gerektiği

Cevap

Aile içi ilişkilerde adalet ve hakkaniyetin her bir birey için eşit şekilde gözetilmesi gerektiği
Hz. Muhammed'in aile içi bağışlarda çocuklar arasında eşit davranılmasını istemesi, adaletin aile ortamında da hassasiyetle uygulanması gerektiğini göstermektedir. Bu nedenle aile içi ilişkilerde adalet ve hakkaniyetin her bir birey için eşit şekilde gözetilmesi gerektiği seçeneği doğrudur.

Adım Adım Çözüm

1
Metinde geçen hadis ve olayın bağlamını analiz etmek.
Hz. Muhammed'in bir babanın çocuklarından sadece birine bağış yapıp diğerlerini mahrum bırakmasına karşı çıktığı ve bunu 'adaletsizlik' olarak nitelendirdiği belirlenir.
Sorunun çözümünde olayın hangi alandaki adaletsizlikle ilgili olduğunu belirlemek temel adımdır.
2
Seçenekleri olayın bağlamıyla karşılaştırmak.
Çocuklar arasındaki bağış adaletsizliğinin doğrudan aile içi ilişkilerde hakların gözetilmesi ilkesine dayandığı sonucuna ulaşılır.
Doğru şıkkın hedeflenen kazanımla olan doğrudan ilişkisini doğrulamak gerekir.

Anahtar Kavram

Hz. Muhammed'in aile içi adalet ve çocuklar arasında hak gözetme ilkesi
Soru 2377Soru

Felsefe tarihinde varlığın temelinde 'düşünce', 'idea' veya 'ruh' olduğunu savunan idealist filozoflar, bu temel ilkeyi farklı kavramsal çerçevelerle açıklamışlardır. Aşağıda sol sütunda verilen idealist filozofları, sağ sütunda verilen ve onların varlık anlayışını temsil eden temel açıklamalarla doğru şekilde eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Platon
Aristoteles
Fârâbî
Hegel

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Platon ile 'idealar' kuramı; Aristoteles ile 'madde-form' ilişkisi; Fârâbî ile 'Zorunlu ve Mümkün Varlık' ayrımı; Hegel ile 'Geist' ve 'diyalektik süreç' kavramları eşleşmelidir.
Doğru eşleştirmede Platon, ezeli ve ebedi soyut özler olan 'idealar' ile; Aristoteles, varlığın oluşumunu açıklayan 'madde ve form' ilişkisi ile; Fârâbî, varoluşu 'Zorunlu ve Mümkün Varlık' ayrımı ile; Hegel ise 'Geist' kavramının diyalektik gelişimi ile ilişkilendirilir. Bu eşleştirmeler filozofların ontolojik sistemlerinin en ayırt edici nitelikleridir.

Adım Adım Çözüm

1
Sol sütundaki filozofların ana kavramlarını belirleme.
Platon için idea, Aristoteles için form-madde, Fârâbî için Zorunlu Varlık, Hegel için Geist kavramları öne çıkmaktadır.
Filozofların felsefi sistemlerindeki anahtar kavramlar doğru eşleştirmenin temel adımıdır.
2
Sağ sütundaki tanımlarda yer alan kavramsal ipuçlarını arama.
İlk tanım 'madde ve form' ilişkisini, ikinci tanım 'Geist ve diyalektik' sürecini, üçüncü tanım 'idealar' kavramını, dördüncü tanım ise 'Zorunlu ve Mümkün Varlık' ayrımını içermektedir.
Tanımlarda geçen anahtar ifadeler filozofların felsefi öğretileriyle örtüşmektedir.
3
Filozoflar ile tanımları birebir eşleştirme.
Platon -> idea tanımı, Aristoteles -> madde-form tanımı, Fârâbî -> Zorunlu-Mümkün Varlık tanımı, Hegel -> Geist ve diyalektik tanımı şeklinde eşleşir.
Kavramsal uyum eşleştirmenin tamamlanmasını sağlar.

Anahtar Kavram

Varlığın temelinin idea, akıl ya da ruh olduğunu savunan idealist felsefi sistemlerin (Platon, Aristoteles, Fârâbî, Hegel) temel kavramları ve bu kavramların açıklamaları.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 2378Soru

İslam dininde ibadetlerin geçerliliği yalnızca içten bir yöneliş ve samimiyetle sınırlı tutulmamış, aynı zamanda bireyin maddi ve hükmi kirlerden arınmış olmasını da zorunlu kılmıştır. Fıkıh literatüründe 'hadesten taharet' olarak adlandırılan hükmi temizlik, abdest veya gusül gibi ritüel temizlikleri ifade ederken; 'necasetten taharet' ise beden, elbise ve ibadet edilecek yerin somut kirlerden arındırılmasını şart koşar. Bu iki temizlik boyutu sağlanmadan kılınan bir namaz, kişi ne kadar samimi olursa olsun geçerli kabul edilmez. Bu durum, İslam'ın ibadet anlayışında dış temizlik ile iç temizliğin birbirini tamamlayan unsurlar olduğunu gösterir.

Buna göre, ibadet ve temizlik ilişkisiyle ilgili aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılabilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Maddi ve hükmi temizlik, ibadetin geçerliliği için fıkhî birer ön şarttır ve kişinin samimiyetinden bağımsız olarak zorunludur.

Cevap

Maddi ve hükmi temizlik, ibadetin geçerliliği için fıkhî birer ön şarttır ve kişinin samimiyetinden bağımsız olarak zorunludur.
İslam fıkhında namaz gibi ibadetlerin geçerli olabilmesi için hem maddi temizliğin (necasetten taharet) hem de hükmi temizliğin (hadesten taharet) yapılması farzdır. Paragrafta da açıklandığı üzere, bu temizlik şartları yerine getirilmediği sürece bireyin niyetindeki samimiyet tek başına ibadeti fıkhî açıdan geçerli kılmaz. Dolayısıyla maddi ve hükmi temizlik, ibadetin geçerliliği için kişinin samimiyetinden bağımsız olarak zorunlu olan fıkhî ön şartlardır.

Adım Adım Çözüm

1
Paragraftaki temel kavramları (hadesten taharet, necasetten taharet, maddi-hükmi temizlik) ve ibadetlerin fıkhî geçerlilik şartlarını analiz etme.
İbadetin geçerliliği için hem hadesten taharet (hükmi temizlik) hem de necasetten taharet (maddi temizlik) gerektiği, bunların sadece samimiyetle ikame edilemeyeceği anlaşılır.
Soruda istenen yargıya ulaşmak için metindeki fıkhî şartlar ile niyet/samimiyet ilişkisini kavramak gerekir.
2
Seçenekleri analiz ederek paragraftaki ifadelerle çelişmeyen ve ibadet-temizlik ilişkisini doğru yansıtan yargıyı belirleme.
Maddi ve hükmi temizliğin ibadetin geçerliliği için zorunlu birer ön şart olduğunu belirten ifadenin doğru olduğu sonucuna ulaşılır.
Parçada geçen 'Bu iki temizlik boyutu sağlanmadan kılınan bir namaz geçerli kabul edilmez' ifadesi bu yargıyı doğrudan destekler.

Anahtar Kavram

İbadetlerin geçerlilik şartı olarak maddi ve hükmi temizliğin (hadesten ve necasetten taharet) zorunluluğu
Soru 2379Soru

Felsefenin doğuşu ve gelişimi incelendiğinde, onun yalnızca bireysel bir zihinsel egzersiz olmadığı görülür. Bir toplumda felsefi düşünüşün yaygınlaşması; insanların peşin hükümlerden uzaklaşmasını, birbirlerinin haklarına saygı duymasını ve dogmatik kalıpları kırarak ortak bir akıl zemininde buluşmasını kolaylaştırır. Demokratik kültürün yerleştiği toplumlarda, farklı seslerin bir arada yaşayabilmesi ve sorunların şiddet yerine rasyonel tartışmalarla çözülebilmesi, felsefenin sorgulayıcı yaklaşımının topluma nüfuz etmesiyle yakından ilişkilidir.

Bu parçadan yola çıkılarak felsefenin aşağıdaki toplumsal işlevlerinden hangisine ulaşılabilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Farklı görüşlerin bir arada yaşamasına imkân tanıyarak hoşgörü ve demokrasi kültürünü beslemesi

Cevap

Farklı görüşlerin bir arada yaşamasına imkân tanıyarak hoşgörü ve demokrasi kültürünü beslemesi
Doğru yanıt olan farklı görüşlerin bir arada yaşamasına imkân tanıyarak hoşgörü ve demokrasi kültürünü beslemesi ifadesi, paragraftaki 'ortak bir akıl zemininde buluşma', 'farklı seslerin bir arada yaşayabilmesi' ve 'demokratik kültürün yerleşmesi' vurgularıyla doğrudan uyuşmaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Paragraftaki ana fikir ve anahtar kelimeler belirlenir.
Paragrafta felsefenin ortak akıl zemini kurduğu, demokratik kültürün yerleşmesine katkıda bulunduğu ve farklı seslerin bir arada yaşamasına yardımcı olduğu vurgulanmaktadır.
Sorunun bizden felsefenin toplumsal işlevini bulmamızı istediği tespit edilmiştir.
2
Seçeneklerdeki ifadeler parçada verilen bilgilerle karşılaştırılır.
Farklılıkların bir arada yaşaması ve demokratik kültürün beslenmesi ifadesinin parçayla doğrudan örtüştüğü görülür. Diğer seçeneklerin ise ya bireysel işlevlerle ilgili olduğu ya da felsefenin yapısıyla çeliştiği (dogmatiklik, pratik fayda vb.) anlaşılır.
Doğru sonuca ulaşmak için yanlış seçeneklerin elenmesi gerekir.

Anahtar Kavram

Felsefenin Toplumsal İşlevleri
Soru 2380Soru

Aşağıda verilen Türkiye'deki şehirleri, ekinoks tarihlerinde öğle vakti Güneş ışınlar��nı alma açılarının büyüklüğüne göre en geniş olandan en dar olana doğru sıralayınız.

Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Ekinoks tarihlerinde öğle vakti Güneş ışınlarını alma açılarının en geniş olandan en dar olana doğru sıralanışı sırasıyla Mersin, Muğla, Kars ve Samsun şeklindedir.
Ekinoks tarihlerinde Güneş ışınlarının düşme açısı enleme göre değiştiğinden, Ekvator'a en yakın olan (en güneydeki) Mersin Güneş ışınlarını en büyük açıyla alır. Mersin'i sırasıyla enlem derecelerine göre Muğla, Kars ve Samsun takip eder.

Adım Adım Çözüm

1
Verilen şehirlerin mutlak konum özelliklerine göre enlem derecelerini belirlemek.
Mersin yaklaşık 36.836.8^\circ K, Muğla yaklaşık 37.237.2^\circ K, Kars yaklaşık 40.640.6^\circ K ve Samsun yaklaşık 41.341.3^\circ K enlemlerindedir.
Ekinoks tarihlerinde Güneş ışınlarının öğle vakti düşme açısı doğrudan enlem derecesine bağlıdır ve formülü 90enlem90^\circ - \text{enlem} şeklindedir.
2
Kuzey Yarım Küre'de yer alan Türkiye'de enlemin Güneş ışınlarının düşme açısı üzerindeki etkisini analiz etmek.
Güneyden kuzeye doğru gidildikçe enlem dereceleri büyür, bu durum Güneş ışınlarının düşme açısının küçülmesine (daralmasına) neden olur.
Dünya'nın şekli nedeniyle Ekvator'dan kutuplara doğru gidildikçe Güneş ışınlarının düşme açısı daralır.
3
Şehirleri enlem derecesi en küçük olandan (en güneydekinden) en büyük olana (en kuzeydekine) doğru sıralayarak nihai sırayı oluşturmak.
Mersin > Muğla > Kars > Samsun sıralaması elde edilir.
Enlem derecesi en küçük olan şehir Güneş ışınlarını en büyük açıyla alırken, enlem derecesi en büyük olan en kuzeydeki şehir en dar açıyla alır.

Anahtar Kavram

Türkiye Kuzey Yarım Küre'de yer aldığı için enlem etkisine bağlı olarak güneyden kuzeye doğru gidildikçe Güneş ışınlarının düşme açısı daralmaktadır.
Tahmini Süre:1m 30s
ÖncekiSayfa 119 / 338Sonraki
Tüm alıştırma soruları — YKS TYT (Temel Yeterlilik Testi) | Examkin