Tüm alıştırma soruları

6755 soru

Soru 2341Soru

Ahmet: "Ben çocukluğumdan beri çevremden gördüğüm gibi inanıyorum; ibadetlerimi de ailemin gösterdiği şekilde yapıyorum ve bu inancın doğruluğunu araştırmaya gerek duymuyorum."

Mehmet: "Dinin inanç esaslarını delilleriyle araştırıp kavrayarak, akıl süzgecinden geçirerek benimsemeliyiz. İnancımız taklitten uzak, bilgiye dayalı olmalıdır."

Buna göre, Ahmet’in mevcut durumu ile Mehmet’in ona önerdiği iman düzeyi aşağıdakilerden hangisinde sırasıyla doğru verilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Taklidî iman - Tahkikî iman

Cevap

Ahmet'in çevresinden gördüğü inanç esaslarını delilsiz ve sorgulamasız olarak benimsemesi taklidî imanı; Mehmet'in ise araştırarak, akıl süzgecinden geçirip bilgiye dayalı olarak inanmayı önermesi tahkikî imanı ifade eder. Bu nedenle sırasıyla 'Taklidî iman - Tahkikî iman' kavramları doğrudur.
Ahmet'in inancını herhangi bir araştırmaya ve delile dayandırmadan, sadece çevresinin telkiniyle sürdürmesi taklidî imandır. Mehmet'in inancın delillere, araştırmaya ve bilgiye dayandırılması yönündeki tavsiyesi ise tahkikî imandır. Bu doğrultuda sırasıyla 'Taklidî iman - Tahkikî iman' doğru cevaptır.

Adım Adım Çözüm

1
Ahmet'in inanç yapısını incelemek.
Ahmet'in imanı 'taklidî iman' olarak sınıflandırılır.
Ahmet, dini bilgileri çevresinden gördüğü gibi sorgulamaksızın ve delillendirmeksizin kabul etmektedir.
2
Mehmet'in Ahmet'e verdiği tavsiyeyi incelemek.
Mehmet'in önerdiği iman seviyesi 'tahkikî iman'dır.
Mehmet, inanç konularının delillerle araştırılması ve bilgiye dayalı olarak akıl süzgecinden geçirilmesi gerektiğini savunmaktadır.

Anahtar Kavram

Taklidi ve Tahkiki İman Ayrımı
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 2342Soru

İslam düşüncesinde bilginin inanca dönüşme sürecinde imanın niteliği büyük önem taşır. Kişinin inandığı değerleri sadece çevresinden duyduğu şekliyle kabul etmesi ile akıl, bilgi ve araştırma süzgecinden geçirerek içselleştirmesi arasında hem yöntemsel hem de inancın gücü açısından belirgin farklar bulunur. Kelam alimleri bu iki durumu farklı kavramlarla açıklamışlardır.

Buna göre, aşağıda verilen durumları ilgili oldukları iman türü özellikleri ile doğru bir şekilde eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Kişinin anne babasından ve çevresinden gördüğü dini esasları araştırmadan, doğrudan doğruya kabul etmesi.
Kişinin evrendeki düzeni gözlemleyip aklını kullanarak yaratıcının varlığına dair delillerle inanması.
İnancın, karşılaşılan felsefi itirazlar ve şüpheler karşısında kolayca sarsılabilir bir yapıda olması.

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Çevreden görerek inanma taklidî imanın oluşum biçimiyle, akıl ve delillerle inanma tahkikî imanın yapısıyla, şüphelerle sarsılma ise taklidî imanın zayıflığı ile eşleşir.
Eşleştirmede, çevreden görerek araştırmadan inanma durumu taklidî imanın oluşum biçimiyle; akıl ve delil kullanarak inanma durumu tahkikî imanın yapısıyla; şüphelerle inancın sarsılması riski ise taklidî imanın zayıflığıyla eşleşir.

Adım Adım Çözüm

1
İlk ifadedeki 'çevreden görerek, araştırmadan kabul etme' durumunun hangi kavrama ait olduğunu belirleyin.
Bu durum, sorgulamadan benimsenen taklidî imanın oluşum şeklini açıklar.
Çevrenin etkisiyle delilsiz benimsenen inanç taklidî imandır.
2
İkinci ifadedeki 'evrendeki düzeni gözlemleme ve akıl yürütme' durumunun karşılığını bulun.
Bu durum, delile ve bilgiye dayanan tahkikî imanı temsil eder.
Tahkikî iman, aklî sorgulama ve bilgiyle temellendirilen inançtır.
3
Üçüncü ifadedeki 'şüpheler karşısında sarsılabilme' riskinin hangi inanç türüne ait olduğunu analiz edin.
Bu durum, taklidî imanın zayıflığı ve sarsılma riski taşıması ile ilgilidir.
Bilgi ve delille desteklenmeyen iman, fikrî itirazlar karşısında kolayca sarsılabilir.

Anahtar Kavram

Taklidî ve Tahkikî İman Ayrımı
Soru 2343Soru

Bir eylemin ahlaki değeri, onun arkasındaki niyetten ziyade, doğurduğu somut sonuçların getirdiği toplam faydaya göre ölçülmelidir. İnsanın doğası gereği acıdan kaçıp hazza yönelmesi kaçınılmazdır; ahlak yasası da bu öznel temeli göz ardı edemez. Dolayısıyla ahlaki bir yasa, tek tek bireylerin duyusal deneyimlerinden yola çıkarak 'olabildiğince çok insanın en yüksek mutluluğu' ilkesine dayanmalıdır.

Bu parçada belirtilen ahlaki görüşü savunan bir filozofun, ahlak felsefesinin temel sorularına yönelik aşağıdaki yargılardan hangisini benimsemesi beklenir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Ahlaki eylemin nihai amacı, en çok sayıda insana en büyük faydayı ve mutluluğu sağlamaktır.

Cevap

Ahlaki eylemin nihai amacı, en ��ok sayıda insana en büyük faydayı ve mutluluğu sağlamaktır.
Parçada sunulan ahlaki yaklaşım, Jeremy Bentham ve John Stuart Mill tarafından savunulan yararcılık (utilitarizm) akımına aittir. Bu akım, evrensel ahlak yasasını bireysel haz ve toplumsal yarar gibi öznel bir temele dayandırır. Bu doğrultuda, eylemin ahlaki değerini belirleyen ölçüt, en fazla sayıda insana en yüksek faydayı ve mutluluğu sağlamaktır. Bu durum, ahlaki eylemin amacının toplumsal yararı artırarak genel bir mutluluğa ulaşmak olduğu görüşüyle örtüşmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Sorudaki metnin ahlak felsefesindeki hangi temel yaklaşıma işaret ettiğini analiz etmek.
Metinde 'somut sonuçlar', 'toplam fayda', 'acıdan kaçıp hazza yönelme' ve 'en yüksek mutluluk' vurgulandığı için bunun yararcılık (utilitarizm) olduğu belirlenmiştir.
Sorunun temel konusunu ve temsil ettiği felsefi akımı doğru tespit edebilmek için.
2
Yararcılık (utilitarizm) akımının ahlak felsefesindeki konumunu ve evrensel ahlak yasasına yaklaşımını değerlendirmek.
Yararcılığın, evrensel ahlak yasasının varl��ğını 'öznel temelde' (bireyin haz ve fayda algısına dayandırarak) kabul ettiği anlaşılmıştır.
Yararcılığın ahlak yasasının kaynağına ve evrenselliğine yönelik tezini seçeneklerle karşılaştırabilmek için.
3
Seçenekleri inceleyerek yararcı ahlak görüşünün temel savıyla örtüşen yargıyı seçmek.
Ahlaki eylemin amacının en çok sayıda insana en büyük mutluluğu sağlamak olduğunu belirten yargının doğru seçenek olduğu saptanmıştır.
Filozofun (Bentham/Mill) temel ahlaki iddiasını doğru seçenekle eşleştirmek için.

Anahtar Kavram

Evrensel Ahlak Yasasını Öznel Temelde Kabul Edenler (Utilitarizm)
Soru 2344Soru

Aşağıda, İslam dinindeki bazı ibadetlerin ortaya çıkardığı bireysel ve toplumsal kazanımlar ile bu kazanımların doğrudan ilişkili olduğu kavramsal alanlar verilmiştir. Sol sütundaki ibadet kazanımlarını, sağ sütundaki en uygun kavramsal alanlarla eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Zekat ve sadaka ibadetleri vesilesiyle toplumda ekonomik dengenin kurulması ve muhtaç kimselerin gözetilmesi
Namazın, kişiyi kötülüklerden alıkoyarak ona gün boyu otokontrol ve ahlaki duyarlılık kazandırması
Hac ibadetinde giyilen ihramın, makam ve mevki farkı gözetmeksizin tüm Müslümanların Allah katında aynı değerde olduğunu göstermesi
Oruç tutan kişinin açlık ve susuzluğun zorluğunu bizzat tecrübe ederek muhtaçlara karşı duyarlılık geliştirmesi

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Zekat ve sadaka ibadetinin ekonomik dengeyi sağlaması 'Toplumsal bütünleşme ve sosyal adalet' ile; namazın kötülüklerden alıkoyması 'Bireysel ahlakın korunması ve öz denetim' ile; hacda giyilen ihramın eşitliği göstermesi 'Sosyal eşitlik ve evrensel kardeşlik bilinci' ile; orucun açlığı tecrübe ettirmesi ise 'Bireysel empati gelişimi ve diğerkamlık' alanı ile eşleşir.
Eşleştirmede her ibadetin temel işlevi ve hedef kitlesi analiz edilmiştir. Zekatın toplumsal yardımlaşmayı artırması sosyal adaleti; namazın otokontrol sağlaması bireysel ahlakı; ihramın statüleri eşitlemesi evrensel kardeşliği; orucun açlığı yaşatarak başkalarını düşündürmesi ise empatiyi geliştirir.

Adım Adım Çözüm

1
Zekat ve sadaka ibadetinin etkisini analiz etmek.
Bu ibadetlerin toplum genelinde zengin ile fakir arasındaki ekonomik uçurumu azaltarak sosyal adaleti sa��ladığı belirlenir ve 'Toplumsal bütünleşme ve sosyal adalet' ile eşleştirilir.
Zekat, toplumsal barış ve adaleti sağlamayı amaçlayan mali bir ibadettir.
2
Namaz ibadetinin bireysel etkisini analiz etmek.
Namazın insana kötülüklerden uzak durma bilinci kazandırmasının ahlaki gelişimle ilgili olduğu görülür ve 'Bireysel ahlakın korunması ve öz denetim' ile eşleştirilir.
Kur'an-ı Kerim'de namazın insanı hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyduğu açıkça belirtilir.
3
Hac ibadetinde ihramın sembolik anlamını çözümlemek.
İhramın statüleri kaldırarak herkesi eşit kılması, 'Sosyal eşitlik ve evrensel kardeşlik bilinci' ile eşleştirilir.
Hac, farklı coğrafyalardan gelen Müslümanların eşitliğini ve ümmet kardeşliğini en somut yansıtan ibadettir.
4
Oruç ibadetinin hissettirdiği açlık tecrübesini değerlendirmek.
Aç kalan insanları anlayarak onlara yardım etme isteğinin duyulması, 'Bireysel empati gelişimi ve diğerkamlık' ile eşleştirilir.
Oruç, nefsi terbiye ederken kişiye toplumsal duyarlılık ve empati kazandırır.

Anahtar Kavram

İbadetlerin Bireysel ve Toplumsal Faydaları
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 2345Soru

Aşağıda Alevîlik-Bektaşîlik yorumuna ait bazı temel kavramlar ve bunlara dair açıklamalar verilmiştir. Bu kavramları doğru açıklamalarıyla eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Cem
Cemevi
Musahiplik
Semah

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Cem kavramı 'Birlik ve beraberlik içinde gerçekleştirilen en önemli toplu ibadet' tanımıyla, Cemevi 'İbadetin gerçekleştirildiği mekân' tanımıyla, Musahiplik 'Yol kardeşliği' tanımıyla ve Semah 'Saz eşliğinde dönülen ritmik hareketler' tanımıyla eşleşmektedir.
Kavramlar ve açıklamaları eşleştirildiğinde; Cem ibadeti birlik beraberliği ve dargınların barıştırılmasını, Cemevi ibadet yerini, Musahiplik ömür boyu süren yol kardeşliğini, Semah ise saz eşliğindeki manevi hareketleri doğru şekilde tanımlamaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Cem kavramının tanımını belirleme
Cem rehberliğinde dargınların barıştırıldığı toplu ibadeti ifade eden tanım seçilir.
Cem, Alevîlik-Bektaşîlikteki temel toplu ibadettir.
2
Cemevi kavramının tanımını belirleme
Cem ibadetinin yapıldığı yerle ilgili tanım seçilir.
Cemevi kelime anlamı olarak da cemin yapıldığı evi veya mekânı temsil eder.
3
Musahiplik kavramının tanımını belirleme
Yol kardeşliği ve hayat boyu yardımlaşma içeren tanım seçilir.
Musahiplik kelimesi Alevîlik-Bektaşîlikte aileler arası manevi kardeşlik sözleşmesini ifade eder.
4
Semah kavramının tanımını belirleme
Saz ve Hak aşkı eşliğinde gerçekleştirilen ritmik hareketlerin tanımı seçilir.
Semah, cem ibadeti esnasında yerine getirilen ve ibadetin parçası olan manevi dönüştür.

Anahtar Kavram

Alevîlik-Bektaşîlik Yorumunda Cem, Cemevi ve Temel Kavramlar
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 2346Soru

Türkiye'de kır yerleşmelerinin ortaya çıkmasında, coğrafi koşullar ile bu yerleşmelerde yürütülen ekonomik faaliyetler belirleyici olmuştur. Bir coğrafya araşt��rmacısının arazi çalışması günlüğünde şu notlar yer almaktadır:

* I. Gözlem: Batı Karadeniz'in engebeli kesimlerinde, birbirine uzak birden fazla mahallenin tek bir muhtarlık altında birleşmesiyle oluşan kalıcı yerleşmeleri inceledim.
* II. Gözlem: Teke Yarımadası'ndaki dağlık alanlarda, hayvancılıkla uğraşan ailelerin çadırlardan oluşturduğu geçici yerleşmeleri gözlemledim.
* III. Gözlem: Doğu Anadolu'da, ailelerin hayvancılık faaliyetleri yürütmek amacıyla kurduğu, taş ve ahşap barınaklardan oluşan geçici yerleşmeleri ziyaret ettim.

Buna göre, araştırmacının günlüğünde sözü edilen kır yerleşmesi tipleri sırasıyla aşağıdakilerin hangisinde doğru verilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Divan - Oba - Kom

Cevap

Divan - Oba - Kom sıralaması doğrudur.
Araştırmacının günlüğündeki gözlemler sırasıyla incelendiğinde; Batı Karadeniz'deki mahalle birleşmelerinden oluşan kalıcı yerleşmenin 'divan', Teke Yarımadası'ndaki göçebe çadır yerleşmesinin 'oba' ve Doğu Anadolu'daki hayvancılık amaçlı barınak yerleşmesinin 'kom' olduğu görülür. Dolayısıyla Divan - Oba - Kom sıralaması doğrudur.

Adım Adım Çözüm

1
Birinci gözlemdeki yerleşme tanımını coğrafi bölge ve özelliklerine göre analiz etmek.
Batı Karadeniz'de dağınık mahallelerin tek bir idari yapı altında birleştiği kalıcı kır yerleşmesinin 'divan' olduğu tespit edilir.
Divan yerleşmeleri Karadeniz bölgesine özgü, tarım ve hayvancılığın bir arada yapıldığı kalıcı yerleşme türlerindendir.
2
İkinci gözlemdeki yerleşme tanımını coğrafi bölge ve barınak özelliklerine göre analiz etmek.
Teke Yarımadası ve Toroslar'da hayvancılık amacıyla kurulan, genellikle çadırlardan oluşan geçici kır yerleşmesinin 'oba' olduğu belirlenir.
Oba yerleşmeleri göçebe hayvancılık faaliyeti yürüten ailelerin kurduğu geçici kır yerleşmelerindendir.
3
Üçüncü gözlemdeki yerleşme tanımını coğrafi bölge ve barınak özelliklerine göre analiz etmek.
Doğu Anadolu'da hayvancılık amaçlı taş ve ahşap barınaklardan oluşan geçici kır yerleşmesinin 'kom' olduğu belirlenir.
Kom yerleşmeleri özellikle Doğu Anadolu Bölgesi'nde ailelerin hayvancılık amacıyla yazın kullandığı geçici yerleşmelerdir.

Anahtar Kavram

Türkiye'de kalıcı ve geçici kır yerleşmelerinin coğrafi dağılışı ve özellikleri
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 2347Soru

İslam dininde salih amel kavramı, sadece ibadetlerin şekli boyutunu değil; inanç, niyet, ahlak ve toplumsal sorumlulukla olan ilişkisini de ifade eden çok boyutlu bir yapıya sahiptir. Aşağıda salih amelle doğrudan ilişkili bazı kavramsal boyutlar ve bu boyutların açıklamaları verilmiştir.

Buna göre, sol sütunda yer alan salih amel boyutları ile sağ sütunda yer alan açıklamaların doğru eşleştirmesi nasıl olmalıdır?

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

İman-Amel Bütünlüğü
Amelde İhlas
Takva Boyutu
Toplumsal Islah

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

İman-Amel Bütünlüğü kavramı kalpteki inancın eyleme dökülerek korunması açıklamasıyla; Amelde İhlas kavramı eylemlerin gösterişten uzak tutulup yalnızca Allah rızası için yapılması açıklamasıyla; Takva Boyutu kavramı amelin kalpteki Allah bilinci ve derin saygıyla bütünleşmesi açıklamasıyla; Toplumsal Islah kavramı ise müminin çevresindeki olumsuzlukları düzeltip insanlığın yararına çalışması açıklamasıyla eşleşmelidir.
Doğru eşleştirme, salih amelin inançla bağını (İman-Amel Bütünlüğü), niyet boyutu olan samimiyeti (Amelde İhlas), kalbi derinliğini (Takva Boyutu) ve toplumsal/ahlaki misyonunu (Toplumsal Islah) kavramsal tanımlarıyla doğru bir şekilde bağdaştırmaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
İman-Amel Bütünlüğü kavramının mahiyetini incelemek.
Bu kavramın, inancın korunması ve hayata yansıtılmasına yönelik eylemleri kapsadığı tespit edilir.
İman ile amelin birbirini destekleyen ve koruyan yapısını doğru eşleştirebilmek için bu analiz gereklidir.
2
Amelde İhlas boyutunun dini kriterlerini değerlendirmek.
İhlasın, amellerin riya ve gösterişten uzak, sadece Allah rızası için yapılması şartı olduğu belirlenir.
Amellerin kabul şartlarından en önemlisi olan ihlasın tanımını doğru açıklama ile eşleştirmek için bu adım izlenir.
3
Takva Boyutu ile amelin içsel ilişkisini çözümlemek.
Takvanın, amele derin bir kalbi bilinç, Allah sevgisi ve saygısı kazandıran içsel boyut olduğu saptanır.
Biçimsel ibadeti ahlaki derinliğe ulaştıran unsuru ayırt etmek ve takva ile ilişkilendirmek için bu analiz yapılır.
4
Toplumsal Islah boyutunun salih ameldeki yerini tayin etmek.
Salih amelin sadece bireysel olmayıp, dünyayı güzelleştirme ve adalet sağlama gibi aktif toplumsal yönü olduğu bulunur.
Müminin toplumsal sorumluluklarını salih amel kapsamında doğru bir şekilde yerleştirmek için son eşleştirme tamamlanır.

Anahtar Kavram

Salih Amel Kavramının Boyutları ve Şartları
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 2348Soru

Hudeybiye Antlaşması’nın imzalanmasının ardından Hz. Muhammed, antlaşmanın şartlarından dolayı hayal kırıklığı yaşayıp kurbanlarını kesmekte ve ihramdan çıkmakta tereddüt eden sahabilerin bu tutumu karşısında çadırına çekilmiş ve durumu eşi Ümmü Seleme ile görüşmüştür. Ümmü Seleme, kendisinin dışarı çıkıp hiç kimseyle konuşmadan kurbanını kesmesini ve tıraş olmasını tavsiye etmiştir. Hz. Muhammed bu tavsiyeyi uyguladığında, sahabiler de onu takip ederek kurbanlarını kesmiş ve ihramdan çıkmışlardır.

Bu olaydan hareketle Hz. Muhammed'in istişare uygulamasıyla ilgili aşağıdakilerden hangisine ulaşılabilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İstişare; dinî hükümlerin özünü değiştirmek için değil, bunların uygulanmasındaki beşerî yöntemleri belirlemek amacıyla yapılmıştır.

Cevap

İstişare; dinî hükümlerin özünü değiştirmek için değil, bunların uygulanmasındaki beşerî yöntemleri belirlemek amacıyla yapılmıştır.
Doğru cevap, istişarenin dinî hükümlerin özünü değiştirmek amacıyla değil, bu hükümlerin hayata geçirilmesindeki pratik ve beşerî yöntemleri belirlemek amacıyla yapıldığını ifade eden yargıdır. Olayda ibadetin kendisi (kurban kesmek ve ihramdan çıkmak) vahiyle sabit olan kesin bir hükümdür; ancak sahabilerin bu hükmü uygulamadaki tereddütlerini giderecek psikolojik ve yöntemsel çözüm Hz. Ümmü Seleme ile yapılan istişare neticesinde belirlenmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Paragraftaki tarihî olayı ve tarafları analiz etmek.
Hz. Muhammed'in Hudeybiye Antlaşması sonrasında sahabilerin ibadetleri yerine getirme konusundaki tereddütlerini gidermek için eşi Ümmü Seleme'ye danıştığı ve onun tavsiyesini uyguladığı tespit edilir.
İstişarenin hangi bağlamda ve kiminle yapıldığını belirlemek amacıyla.
2
Olaydaki dinî hüküm ile istişare konusu arasındaki sınırları belirlemek.
Kurban kesmenin ve ihramdan çıkmanın kesin bir dinî emir (vahiy) olduğu, ancak sahabilerin nasıl harekete geçirileceğinin (yöntemin) istişare konusu yapıldığı anlaşılır.
İstişarenin sınırlarını ve kapsamını ayırt edebilmek amacıyla.
3
Seçenekleri analiz ederek doğru yargıyı tespit etmek.
İstişarenin vahyin özünü değiştirmek için değil, onun uygulanmasındaki beşerî ve pratik yöntemleri çözmek için kullanıldığı sonucuna varılır.
Soruda istenen doğru çıkarımı belirlemek amacıyla.

Anahtar Kavram

Hz. Muhammed'in İstişareye Verdiği Önem ve İstişare-Vahiy Sınırı
Soru 2349Soru

Hz. Muhammed, hayatı boyunca insanlara karşı son derece şefkatli davranmış, kendisine ve Müslümanlara eziyet edenleri bile bağışlamıştır. Örneğin Mekke’nin fethi günü, yıllarca Müslümanlara zulmeden Mekkelileri cezalandırma imkânı varken onları serbest bırakmış ve "Bugün size kınama yoktur, hepiniz serbestsiniz." demiştir.

Bu olay, Hz. Muhammed’in aşağıdaki ahlaki özelliklerinden hangisiyle doğrudan ilişkilidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Merhameti ve müsamahası

Cevap

Merhameti ve müsamahası
Metinde geçen olayda Hz. Muhammed'in kendisine kötülük eden kişilere karşı kin gütmeyip onları serbest bırakması, onun insanlığa olan merhametini ve engin müsamahasını (hoşgörüsünü) yansıtmaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Metinde anlatılan olayda Peygamberimizin sergilediği tutumu tespit etmek.
Hz. Muhammed'in Mekke'nin fethi esnasında kendisini yurdundan çıkaran ve Müslümanlara zarar veren Mekkelileri cezalandırmayıp affettiği görülmektedir.
Tarihsel örnekten hareketle hangi ahlaki davranışın sergilendiğini anlamak için eylemin özü belirlenmelidir.
2
Tespit edilen bu affetme ve hoşgörü tutumunu seçeneklerdeki ahlaki kavramlarla eşleştirmek.
Bağışlama, şefkat ve hoşgörü kavramları doğrudan merhamet ve müsamaha (tolerans/hoşgörü) başlığı altında yer alır.
Metindeki eylemin ahlaki literatürdeki karşılığına ulaşarak doğru cevabı belirlemek amaçlanır.

Anahtar Kavram

Hz. Muhammed'in Merhameti ve Müsamahası
Tahmini Süre:45s
Soru 2350Soru

Siyaset felsefesinde ideal bir düzenin varlığını reddeden yaklaşımlardan Sofizm, genelgeçer bilginin imkânsızlığından yola çıkarak herkes için geçerli mutlak bir düzenin kurulamayacağını savunurken; Anarşizm, devletin insan doğasının kaçınılmaz bir sonucu olarak organik bir şekilde ortaya çıktığını fakat bireysel özgürlüğü engellediği için zamanla kendiliğinden sönümlenmesi gerektiğini ileri sürer.

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: False

Cevap

İfade yanlıştır. Anarşizm, devletin doğal bir süreçle ortaya çıktığını kabul etmez ve onun aşamalı olarak sönümlenmesini değil, doğrudan ortadan kaldırılmasını savunur.
Verilen ifade yanlıştır çünkü Anarşizm devletin doğal kökenli olduğunu savunmaz ve devletin aşamalı sönümlenmesini öngörmez.

Adım Adım Çözüm

1
Sofist felsefenin ideal düzenin varlığını reddetme gerekçesini incelemek.
Sofistlerin rölativist bilgi anlayışının siyaset felsefesindeki uzantısı olan 'herkes için geçerli ortak bir ideal düzenin olamayacağı' iddiası doğrudur.
Sofistlere göre bilgi ve ahlaki değerler kişiden kişiye değiştiği için toplumsal düzeyde herkes için objektif olarak en iyi olan bir düzen kurulamaz.
2
Anarşizm'in devletin kökenine dair sunduğu tezi değerlendirmek.
Anarşizm'in devletin organik veya doğal yollarla ortaya çıktığını savunduğu iddiası yanlıştır.
Anarşist düşünürler devleti insan doğasının doğal bir sonucu değil, bireysel özgürlükleri kısıtlayan yapay, gereksiz ve zararlı bir kurum olarak görürler.
3
Anarşizm ile Marksizm'in devletin geleceğine dair görüşlerini karşılaştırmak.
Devletin kendiliğinden sönümleneceği tezi Anarşizm'e değil, Marksist devlet kuramına aittir.
Marksizm proletarya diktatörlüğü sonrası devletin sönümleneceğini savunurken, Anarşizm devrimin hemen ardından devletin ve tüm otoriter kurumların doğrudan kaldırılmasını hedefler.

Anahtar Kavram

İdeal Düzenin Varlığını Reddeden Yaklaşımlar (Sofizm ve Anarşizm)
Soru 2351Soru

Bir İslam düşünürü eserinde şöyle demektedir:

"Yaratıcı'nın varlığına ve birliğine dair delilleri gözlemlemek için sağlam bir zihne ihtiyaç duyduğumuz gibi, O'nun bizden isteklerini öğrenmek için de güvenilir bir elçinin getirdiği haberlere muhtacız. Ancak ne bu akıl yürütme ne de haberlerin doğrulanması, dış dünyayı algılayan sağlıklı duyu organlarımız olmadan gerçekleşebilir."

Buna göre, yazarın bu ifadelerinden hareketle İslam'da bilginin kaynakları ile ilgili;

I. Bilgi kaynakları işlevsel açıdan birbirini destekler ve tamamlar.
II. Sadık haber, selim aklın ve salim duyuların görev alanını sınırlandırır.
III. Sağlıklı işleyen duyu organları, diğer bilgi kaynaklarının kullanımı için ön şarttır.

yargılarından hangilerine ulaşılabilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: I ve III

Cevap

Bilgi kaynaklarının işlevsel açıdan birbirini destekleyip tamamladığı ve sağlıklı işleyen duyu organlarının diğer bilgi kaynaklarının kullanımı için ön şart olduğu yargılarına ulaşılabilir.
Paragrafta akıl yürütme ve haberlerin doğrulanması süreçlerinin sağlıklı duyu organları olmadan gerçekleşemeyeceği açıkça ifade edilmiştir. Bu durum, bilgi kaynaklarının birbirini destekleyip tamamladığını ve duyu organlarının diğer kaynakların kullanımı için bir ön şart olduğunu doğrulamaktadır. Dolayısıyla doğru olan yargılar birinci ve üçüncü öncüllerdir.

Adım Adım Çözüm

1
Metinde geçen bilgi kaynaklarını ve bunlara karşılık gelen kavramları eşleştirme.
"Sağlam bir zihin" selim aklı, "güvenilir bir elçinin getirdiği haber" sadık haberi (vahiy/sünnet), "sağlıklı duyu organları" ise salim duyuları temsil eder.
Yazarın hangi kavramlara değindiğini doğru tespit etmek analizin ilk adımıdır.
2
Öncüllerin metindeki ifadelerle tutarlılığını test etme.
Metinde ne akıl yürütmenin ne de haberlerin doğrulanmasının duyular olmadan gerçekleşemeyeceği belirtilerek kaynakların birbirini tamamladığı (I) ve duyuların ön şart olduğu (III) gösterilmiştir. Sınırlandırma ilişkisinden (II) ise bahsedilmemiştir.
Doğru yargıların hangileri olduğunu belirlemek için öncülleri metinle karşılaştırmak gerekir.

Anahtar Kavram

İslam epistemolojisinde doğru bilgiye ulaştıran selim akıl, sadık haber ve salim duyular kaynaklarının tanımı ve birbiriyle olan ilişkisi.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 2352Soru

İslam ahlakının şekillenmesinde Kur'an-ı Kerim ve sünnet iki temel kaynak olarak kabul edilir. Kur'an-ı Kerim ahlaki ilkeleri ortaya koyarken, Hz. Peygamber de sünnetiyle bu ilkelerin hayata nasıl geçirileceğini insanlığa göstermiştir. Örneğin, Hz. Aişe'ye Hz. Peygamber'in ahlakı sorulduğunda o, 'Onun ahlakı Kur'an'dı.' demiştir.

Buna göre, İslam ahlakının kaynakları ile ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kur'an ve sünnet, teorik ilkeler ile bunların pratik uygulaması olarak birbirini tamamlayan bir bütün oluşturur.

Cevap

Kur'an ve sünnetin, teorik ilkeler ile bunların pratik uygulaması olarak birbirini tamamlayan bir bütün oluşturması
Kur'an ve sünnetin, teorik ilkeler ile bunların pratik uygulaması olarak birbirini tamamlayan bir bütün oluşturduğunu belirten yargı doğrudur. Çünkü metinde Kur'an'ın ilkeleri belirlediği, sünnetin ise bu ilkelerin pratik hayata yansıması olduğu ve aralarında tam bir bütünlük bulunduğu (Peygamber ahlakının Kur'an olması üzerinden) ifade edilmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Metinde verilen bilgileri ve Hz. Aişe'nin hadisini analiz etmek
Metinde Kur'an'ın ilkeleri ortaya koyduğu, Hz. Peygamber'in ise bu ilkeleri hayatıyla somutlaştırdığı belirtilmektedir. Hz. Aişe'nin 'Onun ahlakı Kur'an'dı' ifadesi de bu iki kaynak arasındaki ayrılmaz bütünlüğü vurgular.
Soruda verilen öncüllerin İslam ahlakının temel kaynakları olan Kur'an ve Sünnet arasındaki ilişkiyi nasıl tanımladığını anlamak için bu analiz gereklidir.
2
Seçenekleri değerlendirerek doğru yargıya ulaşmak
İslam ahlakının vahiy (Kur'an) ve bunun pratik uygulaması (sünnet) ile bir bütün oluşturduğu sonucuna ulaşılır.
Çıkarımın doğruluğunu seçeneklerle karşılaştırarak teyit etmek için bu değerlendirme yapılır.

Anahtar Kavram

İslam ahlakının temel kaynakları Kur'an-ı Kerim ve sünnettir. Kur'an teorik ilkeleri sunarken sünnet bu ilkelerin pratik hayattaki uygulanış biçimidir.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 2353Soru

Ahlak ve değer kavramlarının mahiyeti; bu kavramların kaynağı, geçerliliği ve toplumsal hayattaki işlevleri bakımından farklı kuramsal boyutlarla ele alınmaktadır. Aşağıda verilen değer boyutlarını, bu boyutların mahiyetini açıklayan en uygun tanımlarla eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Değerlerin Nesnel (Objektif) Boyutu
Değerlerin Öznel (Subjektif) Boyutu
Değerlerin Dinî Kaynaklı Boyutu
Değerlerin Örfî Kaynaklı Boyutu

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Değerlerin Nesnel Boyutu genelgeçer ve evrensel tanımı içeren birinci ifadeyle; Değerlerin Öznel Boyutu kişisel ve zamana bağlı değişkenliği savunan ikinci ifadeyle; Değerlerin Dinî Kaynaklı Boyutu ilahi iradeyi temel alan üçüncü ifadeyle; Değerlerin Örfî Kaynaklı Boyutu ise gelenek ve görenekleri temel alan dördüncü ifadeyle eşleşmelidir.
Verilen kavramların mahiyetleri ile tanımları incelendiğinde; evrensellik ve insan zihninden bağımsızlık vurgusu nesnel boyuta; görecelik ve kişisellik vurgusu öznel boyuta; ilahi irade ve vahiy vurgusu dinî kaynaklı boyuta; gelenek, görenek ve yazısız kurallar vurgusu ise örfî kaynaklı boyuta karşılık gelmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Nesnel (objektif) kavramının ahlak ve değer felsefesindeki tanımı tespit edilir.
Nesnel boyutun insanın kişisel eğilimlerinden bağımsız, evrensel ve mutlak bir gerçekliği ifade ettiği bulunur ve birinci tanım ile eşleştirilir.
Değerin kaynağının özneden bağımsızlığını anlamak amacıyla bu adım atılır.
2
Öznel (subjektif) kavramının ahlak ve değer felsefesindeki tanımı analiz edilir.
Öznel boyutun kişiden kişiye, zamandan zamana ve kültürden kültüre değişen göreli yapıyı temsil ettiği bulunur ve ikinci tanım ile eşleştirilir.
Değerlerin rölatif ve özneye bağlı yapısını belirlemek amacıyla bu adım uygulanır.
3
Dinî kaynaklı değerlerin varoluşsal temeli incelenir.
Dinî değerlerin aşkın bir kaynağa, yani ilahi iradeye ve vahiye dayandığı saptanır ve üçüncü tanım ile eşleştirilir.
Kutsal kaynaklı ahlak anlayışını ayırt etmek amacıyla bu adım gerçekleştirilir.
4
Örfî kaynaklı değerlerin sosyolojik temeli incelenir.
Örfî değerlerin gelenekler, görenekler ve toplumsal birikimden doğan yazısız kurallar olduğu saptanır ve dördüncü tanım ile eşleştirilir.
Toplumsal ve tarihsel kaynaklı normatif yapıyı tespit etmek amacıyla bu adım tamamlanır.

Anahtar Kavram

Değerlerin nesnel, öznel, dinî ve örfî mahiyetleri ile kaynakları.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 2354Soru

Hinduizm inancına göre insan, yaptığı iyi ve kötü davranışların karşılığını hem bu hayatında hem de sonraki bedenlenmelerinde alır. Bu inanç sisteminde, her ahlaki eylemin kaçınılmaz bir sonucu olduğunu ve ruhun sonraki hayatındaki konumunu belirlediğini savunan ahlaki nedensellik yasası aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Karma

Cevap

Karma yasası
Karma kavramı, Hinduizm'de kişinin yaptığı iyi ya da kötü tüm eylemlerin sonucunun sonraki hayatlarında karşılık bulacağını belirten ahlaki sebep-sonuç yasasını ifade eder. Soru kökünde bahsedilen 'ahlaki nedensellik yasası' tanımı doğrudan bu kavramla örtüşmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki tanımı analiz etmek.
Soruda 'ahlaki nedensellik yasası' ve 'yapılan eylemlerin sonucunun sonraki hayattaki konumu belirlemesi' özellikleri vurgulanmaktadır.
İstenen kavramın ayırt edici özelliklerini belirlemek için.
2
Seçeneklerdeki kavramları eşleştirmek.
Nirvana Budizm'e ait nihai kurtuluştur; Samsara doğum-ölüm döngüsüdür; Dharma ahlaki ve dini görevlerdir; Mokşa nihai kurtuluştur. Karma ise bu döngüdeki sebep-sonuç ve nedensellik yasasını ifade eder.
Yanlış kavramları eleyip doğru kavramı tespit etmek için.

Anahtar Kavram

Hinduizm'deki Karma inancı ve sebep-sonuç ilişkisi
Soru 2355Soru

Gazâlî, *el-Munkızu mine'd-Dalâl* adlı eserinde, herhangi bir delile dayanmaksızın sadece otoriteye ve çevreye bağlı olarak kabul edilen inancın zayıflığından bahseder. Ona göre, taklit yoluyla elde edilen inanç, dışarıdan gelebilecek en ufak bir şüphe rüzgârıyla yıkılabilecek dayanıksız bir duvara benzer. İnsanın asıl hedefi, taklit bağını kopararak, aklın ve naklin verilerini derinlemesine inceleyip sarsılmaz bir teslimiyete ulaşmaktır.

Bu parçada vurgulanan düşünceden hareketle, taklidî ve tahkikî imanla ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Tahkik�� iman; dinin inanç esaslarını körü körüne benimsemek yerine akıl ve nakil süzgecinden geçirerek sarsılmaz bir kesinliğe (yakîne) ulaştırdığı için taklidî imana göre daha üstün ve dirençlidir.

Cevap

Tahkikî iman; dinin inanç esaslarını körü körüne benimsemek yerine akıl ve nakil süzgecinden geçirerek sarsılmaz bir kesinliğe (yakîne) ulaştırdığı için taklidî imana göre daha üstün ve dirençlidir.
Tahkikî iman, inanç konularının akli ve nakli delillerle araştırılması, sorgulanması ve bilgiye dayalı olarak benimsenmesidir. Gazâlî'nin de vurguladığı üzere, delile dayanmayan bir inanç (taklit) şüpheler karşısında dayanıksızken, delillere ve araştırmaya dayalı inanç (tahkik) sarsılmaz bir yakîne (kesin bilgiye) ulaşır. Bu yönüyle tahkikî iman, taklidî imana göre bilişsel olarak daha üstün, bilinçli ve dış etkilere karşı dirençlidir.

Adım Adım Çözüm

1
Paragrafta verilen metni analiz ederek ana fikri belirlemek.
Metinde Gazâlî'nin taklidi inancın şüphelerle kolayca sarsılabileceği, asıl hedefin ise akıl ve nakil verileriyle sarsılmaz bir teslimiyete (tahkikî imana) ulaşmak olduğu görüşü tespit edilir.
Soruyu doğru çözebilmek için paragraftaki 'şüphe rüzgârıyla yıkılabilecek dayanıksız duvar' benzetmesinin taklidî imanın zayıflığını, 'sarsılmaz teslimiyetin' ise tahkikî imanın gücünü simgelediğini anlamak gerekir.
2
Seçenekleri paragraftaki ana fikir ve taklidî-tahkikî iman kavramları açısından değerlendirmek.
Dinin inanç esaslarını akıl ve nakil süzgecinden geçirerek kesinliğe ulaştıran tahkikî imanın, taklidî imana göre daha üstün ve sarsılmaz olduğunu belirten seçeneğin doğru olduğu görülür.
Çünkü diğer seçenekler ya İslam'daki bilgi kaynaklarını, ya imanın geçerlilik şartlarını ya da taklidi imanın fıkhi değerini yanlış yorumlayan kavramsal yanılgılar barındırmaktadır.

Anahtar Kavram

Taklidi ve Tahkiki İman Ayrımı
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 2356Soru

İslam dini, doğru bilgiye ulaşmada ve toplumsal ilişkileri sağlıklı bir zeminde yürütmede bilgi ahlakına büyük önem verir. Bu bağlamda, bireylerin özel hayatlarının gizliliğini ihlal edecek şekilde başkalarının gizli hallerini, kusurlarını ve özel yaşamlarını araştırması kesin bir dille yasaklanmıştır.

Hucurât Suresi 12. ayetinde geçen 'Birbirinizin kusurlarını araştırmayın...' uyarısıyla da dikkat çekilen bu olumsuz davranış, aşağıdakilerden hangisiyle tanımlanmaktadır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Tecessüs

Cevap

Tecessüs
Soruda tanımlanan ve Hucurât Suresi 12. ayetinde yasaklanan, insanların gizli hallerini ve kusurlarını araştırma eylemi İslam ahlak literatüründe tecessüs olarak adlandırılır.

Adım Adım Çözüm

1
Hucurât Suresi 12. ayetinde yer alan 'Birbirinizin kusurlarını araştırmayın' ifadesinin ahlaki terimlerdeki karşılığını belirleme.
İnsanların gizli hallerini ve kusurlarını araştırmayı ifade eden temel kavramın tecessüs olduğu tespit edilir.
Soruda sorulan tanım ile tecessüs kavramının anlamı örtüşmektedir.
2
Diğer olumsuz davranış seçeneklerinin tanımlarını inceleme.
Gıybet, haset, suizan ve iftira kavramlarının özel hayatı araştırmaktan farklı olumsuz tutumları ifade ettiği anlaşılır.
Yanlış seçenekleri eleyerek doğru sonuca ulaşmak.

Anahtar Kavram

Tecessüs kavramı ve İslam'da bilgi ahlakı
Tahmini Süre:45s
Soru 2357Soru

Rüzgarlar, yeryüzündeki basınç farklarına bağlı olarak yatay yönlü meydana gelen hava hareketleridir. Karaların ve denizlerin gün içinde ya da yıl boyunca farklı ısınma özelliklerine sahip olması, dönemsel olarak yön değiştiren rüzgar sistemlerinin oluşmasına neden olur.

Meltem ve muson rüzgarlarının özellikleri göz ön��nde bulundurulduğunda;

I. Her iki rüzgar grubu da gün içinde yön değiştirerek esiş doğrultularını tersine çevirir.
II. Muson rüzgarları geniş alanları etkileyip belirgin bir iklim tipi oluştururken, meltem rüzgarlarının iklim üzerindeki etkisi oldukça yerel ve sınırlıdır.
III. Meltem rüzgarlarının temel nedeni Dünya'nın kendi ekseni etrafındaki günlük hareketi iken, muson rüzgarlarının temel nedeni eksen eğikliği ve yıllık harekettir.

yargılarından hangileri doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: II ve III

Cevap

İkinci ve üçüncü ifadelerin doğru, birinci ifadenin ise yanlış olduğunu belirten seçenek doğrudur.
Meltem ve muson rüzgarlarının karşılaştırılmasında; meltem rüzgarları günlük (gündüz-gece), muson rüzgarları ise mevsimlik (yaz-kış) yön değiştiren rüzgarlardır. Bu nedenle birinci öncüldeki her iki rüzgarın da gün içinde yön değiştirdiği ifadesi yanlıştır. Muson rüzgarları geniş bölgelerde etkili olarak Muson iklimini oluştururken, meltem rüzgarları yerel etkilidir ve genel iklim üzerinde belirleyici bir rol oynamaz. Meltemler günlük sıcaklık/basınç farklarından (günlük hareket), musonlar ise yıllık sıcaklık/basınç farklarından (yıllık hareket ve eksen eğikliği) kaynaklanır. Bu nedenlerle ikinci ve üçüncü ifadeler doğrudur.

Adım Adım Çözüm

1
Meltem ve muson rüzgarlarının yön değiştirme periyotlarını analiz etmek.
Meltem rüzgarlarının gün içinde (gündüz-gece), muson rüzgarlarının ise yıl içinde (yaz-kı��) yön değiştirdiği belirlenir. Bu doğrultuda birinci öncüldeki 'her iki rüzgarın da gün içinde yön değiştirdiği' ifadesinin yanlış olduğu görülür.
Rüzgarların esiş periyotlarındaki temel farkı ayırt etmek için.
2
İki rüzgar sisteminin etki alanlarını ve iklim üzerindeki etkilerini karşılaştırmak.
Muson rüzgarlarının Asya kıtası ile Hint Okyanusu gibi devasa coğrafi alanlarda etkili olduğu ve Muson iklimini oluşturduğu, meltemlerin ise kıyı veya dağlık alanlarda dar bir alanda esip genel iklim üzerinde belirleyici bir etkisi olmadığı tespit edilir. Dolayısıyla ikinci öncülün doğru olduğu anlaşılır.
Yerel ve mevsimlik rüzgarların coğrafi ölçekteki etkilerini belirlemek için.
3
Rüzgarların oluşumundaki temel hareket faktörlerini değerlendirmek.
Meltem rüzgarlarının günlük sıcaklık farklarından (Dünya'nın günlük hareketi) kaynaklandığı, muson rüzgarlarının ise mevsimlik sıcaklık farklarından (Dünya'nın yıllık hareketi ve eksen eğikliği) oluştuğu doğrulanır. Bu durum üçüncü öncülün doğru olduğunu gösterir.
Astronomik hareketlerin rüzgar oluşum mekanizmalarıyla olan ilişkisini kurmak için.

Anahtar Kavram

Meltem ve Muson rüzgarlarının karşılaştırılması, oluşum nedenleri ve periyotları.
Tahmini Süre:1m 35s
Soru 2358Soru

Ahzâb Suresi 21. ayetinde şöyle buyrulmaktadır:

*"Andolsun, Allah’ın Resûlünde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için güzel bir örnek vardır."*

İslam ahlak felsefecileri, ayette geçen "güzel bir örnek" (üsve-i hasene) ifadesinin inananlar üzerindeki yansımaların�� incelerken şu tespitlerde bulunmuşlardır:

I. Hz. Peygamber'in örnekliği, tarihsel koşullardan bağımsız olarak o dönem Arap toplumunun kültürel alışkanlıklarının ve örfi uygulamalarının günümüze aynen aktarılmasını gerektirir.
II. Üsve-i hasene; peygamberin örnekliğini sadece ibadet hayatına yönelik ritüellerin taklidiyle sınırlandırmayıp, hayatın tüm alanlarını kuşatan ahlaki ve hukuki ilkelerin hayat tarzı haline getirilmesini amaçlar.
III. Ayette geçen "Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umma ve Allah'ı zikretme" nitelikleri, Hz. Peygamber'i örnek almanın körü körüne bir taklit değil, inançsal ve bilinçli bir motivasyon zeminine dayanması gerektiğini gösterir.

Buna göre, "üsve-i hasene" kavramının özüne uygun bir din anlayışı geliştirmek isteyen bir araştırmacının, yukarıdaki tespitlerden hangilerini benimsemesi beklenir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: II ve III

Cevap

II ve III öncüllerini içeren seçenektir.
Doğru seçenek, üsve-i hasene kavramının peygamberin hayatındaki evrensel ilke ve değerleri kapsadığını ve bu örnekliğin rastgele bir taklit değil, inançsal bir temel ve motivasyonla gerçekleşmesi gerektiğini belirten seçenektir. Hz. Peygamber’in sünneti ve örnekliği, tarihsel/kültürel alışkanlıkların körü körüne taklit edilmesi değil, getirdiği evrensel ahlak ve hukuk ilkelerinin hayatın tüm alanlarında içselleştirilmesidir.

Adım Adım Çözüm

1
Ayet mealindeki anahtar kavramları ve üsve-i hasene terimini analiz etmek.
Üsve-i hasene kavramının inananlar için her alanda sergilenen "en güzel örnek" olduğu ve bu örneklik ilişkisinin inançsal bir motivasyonla kurulduğu belirlenir.
Sorunun kavramsal çerçevesini ayet meali üzerinden doğru kurmak için gereklidir.
2
Birinci öncülün doğruluğunu değerlendirmek.
Peygamberin örnekliğinin tarihsel örflerin aynen aktarılması olmadığı, aksine evrensel ahlak ilkelerinin zamana göre yeniden üretilmesi gerektiği saptanır. Bu nedenle birinci öncül elenir.
Örnekliğin kültürel taklitçilikle karıştırılması yanılgısını ayırt etmek için.
3
İkinci öncülün doğruluğunu değerlendirmek.
Peygamberin örnekliğinin sadece şekilsel ibadetlerle sınırlı kalmayıp hayatın ahlaki, hukuki ve sosyal tüm alanlarını kapsadığı tespit edilir. İkinci öncül doğru kabul edilir.
Kavramın dar yorumlanması (sadece ibadet ritüellerine indirgenmesi) hatasını aşmak için.
4
Üçüncü öncülün doğruluğunu değerlendirmek.
Ayetin sonunda yer alan "Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umma" ifadesinin, peygamberi örnek edinme davranışının arkasındaki temel inançsal ve bilişsel motivasyonu gösterdiği doğrulanır. Üçüncü öncül doğru kabul edilir.
Ayetin metinsel unsurları ile inanç-amel ilişkisi arasındaki bağı kurabilmek için.
5
Doğru öncülleri bir araya getirerek nihai sonuca ulaşmak.
Yalnızca ikinci ve üçüncü öncüllerin araştırmacının benimseyeceği doğru yaklaşımlar olduğu belirlenir.
Seçenekler arasından doğru kombinasyonu saptamak için.

Anahtar Kavram

Üsve-i Hasene Kavramı ve Ahzâb Suresi 21. Ayeti'nin anlam alanı
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 2359Soru

Doğa, kendi üzerine kapanmış, değişmeyen durağan nesnelerin bir toplamı değildir. Aksine evren, her an yeni biçimlere bürünen, sürekli bir çatışma ve uzlaşı içinde kendini yeniden üreten canlı bir süreçtir. Varlık, durağan tözlerin ardında aranmamalıdır; çünkü var olmak, durmaksızın gerçekleşen bir eylem ve sürekli bir oluş içinde başkasına dönüşmektir. Bu dinamik yapıyı kavramak, evreni durağan bir yapı olarak değil, sürekli akan bir enerji olarak görmeyi gerektirir.

Buna göre, aşağıdakilerden hangisi parçada savunulan varlık anlayışıyla çelişmektedir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Varlık, özünde değişmeyen ve kendi başına var olan durağan bir tözdür.

Cevap

Varlığın özünde değişmeyen ve kendi başına var olan durağan bir töz olduğunu iddia eden yargı.
Varlığın değişmeyen ve durağan bir töz olduğunu belirten ifade, parçada savunulan sürekli değişim, akış ve oluş halindeki dinamik varlık anlayışıyla doğrudan çelişmektedir. Parça, varlığın durağan tözler ardında aranmaması gerektiğini açıkça ifade etmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Parçadaki temel savı belirlemek.
Parçada doğanın durağan olmadığı, sürekli bir oluş, değişim, eylem ve dönüşüm içinde olduğu vurgulanmaktadır. Varlığın durağan tözler ardında aranmaması gerektiği belirtilmektedir.
Soru kökünde parçadaki varlık anlayışıyla çelişen yargı sorulduğu için önce paragrafın ana fikri doğru anlaşılmalıdır.
2
Seçenekleri parçadaki temel savla karşılaştırmak.
Değişimi, dönüşümü, süreci ve dinamik yapıyı savunan seçenekler parçadaki oluş olarak varlık anlayışıyla uyumludur. Buna karşın, varlığı değişmeyen ve durağan bir töz olarak ele alan seçenek parçadaki düşünceyle doğrudan çelişir.
Parçadaki dinamik varlık görüşüne karşıt olan statik varlık görüşünü tespit etmek gerekir.

Anahtar Kavram

Varlığın oluş olarak ele alınması, sürekli değişim ve süreç felsefesi.
Soru 2360Soru

Hinduizm'de bireyin toplumsal ve dini konumunu belirleyen, babadan oğula geçen, sınıflar arası geçişe imkan tanımayan ve toplumun katı tabakalara ayrılmasına dayanan sistem aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kast sistemi

Cevap

Kast sistemi
Hinduizm'de bireylerin dini ve sosyal yaşam sınırlarını belirleyen, kastlar arası geçişi kesinlikle yasaklayan ve doğumla kazanılan katı toplumsal sınıflar bütününe kast sistemi denir.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökünde tanımı verilen Hinduizm'e özgü katı toplumsal tabakalaşma yapısı analiz edilir.
Doğumla gelen, dikey hareketliliğe izin vermeyen ve sosyal konumları belirleyen yapının Kast sistemi olduğu saptanır.
Tanımda geçen sınıflar arası geçişin olmaması ve babadan oğula geçme özellikleri Kast sistemini işaret eder.

Anahtar Kavram

Kast Sistemi
Tahmini Süre:40s
ÖncekiSayfa 118 / 338Sonraki
Tüm alıştırma soruları — YKS TYT (Temel Yeterlilik Testi) | Examkin