Nefroloji

568 soru

Soru 401Soru

Sigara içme öyküsü ve koroner arter hastalığı bulunan 6060 yaşındaki bir erkek hastada dirençli hipertansiyon (170/100170/100 mmHg) saptanıyor. Yapılan Doppler USG incelemesinde sağ renal arterde %85\%85 darlık (stenoz) görülürken, sol böbrek boyutu ve sol renal arter akımı normal olarak değerlendiriliyor. Bu hastadaki hipertansiyonun patofizyolojisi ve klinik yönetimi ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Stenotik böbrekten salınan renine bağlı artan anjiyotensin II, sistemik vazokonstriksiyon yaparak hipertansiyonun temel nedenini oluşturur.

Cevap

Stenotik böbrekten salınan renine bağlı artan anjiyotensin II, sistemik vazokonstriksiyon yaparak hipertansiyonun temel nedenini oluşturur.
Darlık olan böbrekte arteriyel perfüzyon basıncının azalması, jukstaglomerüler aparat tarafından algılanır ve yoğun bir renin salınımına yol açar. Renin, anjiyotensin II üretimini tetikler. Anjiyotensin II ise güçlü vazokonstriktör etkisiyle sistemik kan basıncını yükseltir. Bu durum '2-böbrek 1-klips' Goldblatt modeline örnektir.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın klinik tablosunu analiz et.
Tek taraflı (unilateral) renal arter darlığı saptandı (22-böbrek 11-klips modeli).
Bir böbreğin arteri daralmışken diğerinin normal olması, patofizyolojinin 'tek taraflı' olduğunu gösterir.
2
Darlık olan böbrekteki hormonal yanıtı değerlendir.
Perfüzyon basıncı azaldığı için jukstaglomerüler hücrelerden renin salınımı artar.
Böbrek, darlık nedeniyle perfüzyonun azaldığını algılayarak sistemik basıncı artırmak için RAAS'ı aktive eder.
3
Sağlam olan (karşı) böbrekteki yanıtı değerlendir.
Basınç natriürezi ile sodyum atılımı gerçekleşir ve renin salınımı baskılanır.
Sağlam böbrek yüksek sistemik basınca maruz kaldığı için sodyum atarak hacmi dengeler, ancak stenotik böbrekten renin salınımı devam ettiği için hipertansiyon sürer.

Anahtar Kavram

Unilateral Renal Arter Darlığı (2-Böbrek 1-Klips Goldblatt Modeli) Patofizyolojisi

Alternatif Yöntem

Hastalarda plazma renin aktivitesi ve aldosteron düzeylerinin her ikisinin de yüksek olması (Sekonder Hiperaldosteronizm) bu tanıyı Primer Hiperaldosteronizmden (Renin düşük, Aldosteron yüksek) ayırmada anahtar roldedir.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 402Soru

48 yaşında erkek hasta, evre 3b kronik böbrek hastalığı ve hipertansiyon tanılarıyla nefroloji polikliniğinde takip edilmektedir. Hastanın özgeçmişinde diabetes mellitus öyküsü bulunmamaktadır. Mevcut tedavisinde tolere edilebilen maksimum dozda ACE inhibitörü kullanmasına rağmen, yapılan kontrollerde spot idrar albumin/kreatinin oranı 600 mg/g olarak saptanmıştır. Fizik muayenede kan basıncı 135/85 mmHg, pretibial ödem (+/+) olarak değerlendirilmiştir. Laboratuvar tetkiklerinde eGFR 38 mL/dk/1.73m², serum potasyumu 4.6 mEq/L, serum sodyumu 138 mEq/L olarak görülmüştür.

Güncel KDIGO kılavuzlarına göre, bu hastada böbrek hastalığı progresyonunu yavaşlatmak ve kardiyovasküler mortalite riskini azaltmak amacıyla tedaviye eklenmesi en uygun ajan hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Dapagliflozin

Cevap

Dapagliflozin
Soruda tanımlanan hasta, diyabeti olmayan ancak belirgin proteinürisi ve evre 3b kronik böbrek hastalığı olan bir profildedir. Güncel KDIGO kılavuzları, maksimum tolere edilen RAS blokajına (ACEi/ARB) rağmen albuminürisi devam eden KBH hastalarında, diyabet varlığından bağımsız olarak SGLT2 inhibitörlerinin (Dapagliflozin veya Empagliflozin) başlanmasını 'A Sınıfı' kanıt düzeyi ile önermektedir. Bu ilaçlar intraglomerüler basıncı düşürerek hiperfiltrasyonu azaltır ve renal progresyonu yavaşlatır.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın klinik profilini analiz et
Diyabetik olmayan, proteinürik (albuminüri > 200 mg/g) ve ACE inhibitörü tedavisine rağmen progresyon riski taşıyan kronik böbrek hastası.
Tedavi seçimini yönlendiren ana faktörler diyabet durumu, proteinüri miktarı ve mevcut bazal tedavidir.
2
Güncel kılavuz önerilerini hatırla
SGLT2 inhibitörleri (Dapagliflozin veya Empagliflozin), diyabet varlığından bağımsız olarak, eGFR > 20 mL/dk ve belirgin albuminürisi olan hastalarda standart bakımın (RAS blokajı) üzerine eklenmelidir.
DAPA-CKD ve EMPA-KIDNEY çalışmaları, bu ilaçların non-diyabetik hastalarda da renal sonlanımları iyileştirdiğini kanıtlamıştır.
3
Diğer seçenekleri dışla
Finerenon sadece diyabetik KBH için onaylıdır; immünsüpresyon endikasyonu yoktur; diüretikler sadece semptomatiktir.
En güçlü kanıt düzeyi ve endikasyon uygunluğu SGLT2 inhibitörlerindedir.

Anahtar Kavram

Proteinürik kronik böbrek hastalığında, diyabet varlığından bağımsız olarak SGLT2 inhibitörlerinin renoprotektif ve kardiyoprotektif kullanımı.

İpuçları

1
Hastanın diyabetik olmaması, bazı böbrek koruyucu ilaçların kullanılamayacağı anlamına gelmez.
2
Son yıllarda yapılan büyük çalışmalar (DAPA-CKD, EMPA-KIDNEY), glikozüri yaptıran ilaçların böbrek yetmezliğinde 'statinlerin kardiyolojideki yeri' gibi bir konuma gelmesini sağlamıştır.

Daha Fazla Pratik

SGLT2 inhibitörlerinin eGFR başlangıç kriterlerini ve 'dip' etkisini (başlangıçta GFR düşüşü) gözden geçirin.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 403Soru

58 yaşında erkek hasta, karın ağrısı ve bilinç bulanıklığı nedeniyle acil servise getiriliyor. Uzun süredir alkol bağımlılığı olan hastanın son 3 gündür hiç yemek yemediği ve bugün sabah saatlerinden itibaren yaklaşık 10 kez kustuğu öğreniliyor. Fizik muayenesinde dehidratasyon bulguları saptanıyor. Hastanın laboratuvar sonuçları aşağıda verilmiştir:

ParametreDeğer
pHpH7,427,42
pCO2pCO_230mmHg30 mmHg
HCO3HCO_3^-19mEq/L19 mEq/L
Na+Na^+140mEq/L140 mEq/L
ClCl^-82mEq/L82 mEq/L
K+K^+3,2mEq/L3,2 mEq/L

Bu hastadaki asit-baz bozukluğu tanısı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yüksek anyon açıklıklı metabolik asidoz + Metabolik alkaloz + Respiratuar alkaloz

Cevap

Hastada yüksek anyon açıklıklı metabolik asidoz, metabolik alkaloz ve respiratuar alkalozdan oluşan üçlü (triple) asit-baz bozukluğu mevcuttur.
Hastanın anyon açığı 39mEq/L39 mEq/L olup normalden (12mEq/L12 mEq/L) oldukça yüksektir, bu da yüksek anyon açıklıklı metabolik asidozu tanımlar. Metabolik asidoz varlığında beklenen pCO2pCO_2 değeri Winter formülü ile hesaplandığında 34,538,5mmHg34,5-38,5 mmHg aralığında olmalıdır; ancak hastanın pCO2pCO_2 değeri 30mmHg30 mmHg olup bu değerden düşüktür, bu da ek bir respiratuar alkaloz varlığına işaret eder. Son olarak, ΔAG/ΔHCO3\Delta AG / \Delta HCO_3 oranı 5,45,4 (2'den büyük) saptanmıştır, bu da asidozu dengelemeye çalışan bir kompanzasyondan daha fazlası olan primer bir metabolik alkalozun varlığını kanıtlar.

Adım Adım Çözüm

1
Anyon Açığını (AG) hesapla
AG=Na(Cl+HCO3)=140(82+19)=39mEq/LAG = Na - (Cl + HCO_3) = 140 - (82 + 19) = 39 mEq/L
Normal AG 10-12 arasıdır. 39 değeri belirgin bir Yüksek Anyon Açıklıklı Metabolik Asidoz (HAGMA) varlığını gösterir.
2
Winter Formülü ile beklenen pCO2pCO_2 değerini hesapla
BeklenenpCO2=1,5×19+8±2=36,5±2Beklenen pCO_2 = 1,5 \times 19 + 8 \pm 2 = 36,5 \pm 2 (34,538,5mmHg34,5 - 38,5 mmHg)
Ölçülen pCO2pCO_2 (30mmHg30 mmHg), beklenen aralığın altındadır. Bu, metabolik asidoza ek olarak bir Respiratuar Alkaloz olduğunu kanıtlar.
3
Delta-Delta (ΔAG/ΔHCO3\Delta AG / \Delta HCO_3) oranını hesapla
ΔAG=3912=27\Delta AG = 39 - 12 = 27; ΔHCO3=2419=5\Delta HCO_3 = 24 - 19 = 5. Oran: 27/5=5,427 / 5 = 5,4
Oranın 2'den büyük olması, HAGMA'ya ek olarak bir Metabolik Alkaloz varlığını gösterir. (Kusmaya bağlı beklenen bir durumdur).
4
Tüm bulguları klinik tablo ile birleştir
HAGMA (Alkolik ketoasidoz) + Metabolik Alkaloz (Kusma) + Respiratuar Alkaloz (Ağrı/Sepsis/Erken alkol yoksunluğu)
Üçlü bozukluklarda pH genellikle normale yakın veya normal izlenir.

Anahtar Kavram

Normal pH varlığında bile anyon açığı ve beklenen kompansasyon hesaplamaları ile gizli mikst veya üçlü asit-baz bozuklukları tanınabilir.

Daha Fazla Pratik

Salisilat zehirlenmelerinde görülen erken dönem respiratuar alkaloz ve geç dönem HAGMA birlikteliği ile bu vakadaki farkları inceleyiniz.
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 404Soru

72 yaşında erkek hasta, halsizlik, yaygın kas ağrıları ve ayak parmaklarında morarma şikayetleriyle polikliniğe başvuruyor. Öyküsünden, 4 hafta önce akut koroner sendrom nedeniyle koroner anjiyografi yapıldığı ve ilaç kaplı stent takıldığı öğreniliyor. Fizik muayenede kan basıncı 160/95 mmHg, her iki alt ekstremitede ağsı mor görünümler (livedo retikülaris) ve ayak başparmağında nekrotik alanlar izleniyor ancak dorsalis pedis nabızları palpe edilebiliyor. Laboratuvar tetkiklerinde serum kreatinin düzeyi 3.5 mg/dL (işlem öncesi 1.1 mg/dL), C-reaktif protein yüksek, hemogramda %10 eozinofili saptanıyor. Tam idrar analizinde eser proteinüri mevcut olup eritrosit silendiri görülmüyor. Renal doppler ultrasonografide renal arterlerde darlık saptanmıyor.

Bu hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Ateroembolik renal hastalık

Cevap

Ateroembolik renal hastalık (Kolesterol kristal embolizasyonu)
Bu hasta, klasik ateroembolik renal hastalık (kolesterol kristal embolizasyonu) tablosunu sergilemektedir. Tanı için anahtar özellikler şunlardır: 1) Tetikleyici faktör: 4 hafta önce yapılan arteriyel girişim (anjiyografi), aterosklerotik plakların rüptürüne yol açmıştır. 2) Zamanlama: Kontrast nefropatisinin aksine, böbrek fonksiyon bozukluğu işlemden haftalar sonra ortaya çıkmıştır. 3) Deri bulguları: Livedo retikülaris ve 'mavi parmak' sendromu (palpe edilebilir nabızlara rağmen distal iskemi) tipiktir. 4) Laboratuvar: Eozinofili (%10) ve hipokomplementemi (soruda verilmemiş olsa da sık görülür) tanıyı destekler. İdrar bulgularının benign olması (aktif sediment yokluğu) glomerüler hastalıkları dışlar.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın klinik tablosunu ve risk faktörlerini analiz et
İleri yaş, ateroskleroz öyküsü ve yakın zamanda (4 hafta önce) yapılan arteriyel girişim (anjiyografi) varlığı.
Bu faktörler vasküler patolojiler açısından yüksek risk oluşturur.
2
Böbrek yetmezliğinin zamanlamasını değerlendir
Girişimden 4 hafta sonra ortaya çıkan subakut bir seyir var.
Kontrast nefropatisi genellikle ilk 24-48 saatte başlar ve 1 haftada düzelme eğilimindedir; bu durum ateroemboliyi destekler.
3
Ekstrarenal bulguları ve laboratuvarı yorumla
Livedo retikülaris (deri tutulumu), 'mavi parmak' sendromu (iskemi) ve eozinofili (immün aktivasyon).
Kolesterol kristallerinin küçük damarları tıkaması ve buna karşı gelişen inflamatuar yanıt bu tabloyu oluşturur.

Anahtar Kavram

Vasküler girişim sonrası gelişen gecikmiş böbrek yetmezliği, livedo retikülaris ve eozinofili triadı Ateroembolik Renal Hastalığı (Kolesterol Kristal Embolizasyonu) işaret eder.

İpuçları

1
Böbrek yetmezliğinin işlemden ne kadar süre sonra başladığına dikkat edin (hemen mi, haftalar sonra mı?).
2
Eozinofili genellikle alerjik durumlarda görülse de, renal damar hastalıklarında spesifik bir emboli türüne de işaret edebilir.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 405Soru

5858 yaşında erkek hasta, 1515 yıldır tip 22 diabetes mellitus ve hipertansiyon tanılarıyla takip edilmektedir. Mevcut tedavisi metformin 20002000 mg/gu¨nmg/gün ve ramipril 1010 mg/gu¨nmg/gün şeklindedir. Son kontrollerinde kronik böbrek hastalığı (evre G3a,A2G3a, A2) saptanması üzerine tedaviye dapagliflozin 1010 mg/gu¨nmg/gün eklenmiştir. Tedavi değişiminden 33 hafta sonra yapılan kontroldeki laboratuvar değerleri ve klinik bulguları aşağıda verilmiştir:

ParametreBaşlangıç Değerleri33. Hafta Kontrolü
Serum Kreatinin (mg/dLmg/dL)1.41.41.71.7
eGFReGFR (mL/dk/1.73mL/dk/1.73 m2m^2)58584646
Serum Potasyumu (mEq/LmEq/L)4.54.54.84.8
Kan Basıncı (mmHgmmHg)135/85135/85125/80125/80

Hastanın fizik muayenesi doğal olup yeni bir semptomu saptanmamıştır. Buna göre, bu aşamada yapılması gereken en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Tedaviye mevcut dozlarla devam etmek ve 4-8 hafta sonra böbrek fonksiyonlarını tekrar değerlendirmek

Cevap

Tedaviye mevcut dozlarla devam edilmeli ve böbrek fonksiyonları 4-8 hafta içinde tekrar değerlendirilmelidir.
SGLT2 inhibitörleri başlandığında, tübüloglomerüler geri bildirim mekanizması aracılığıyla afferent arteriolde vazokonstriksiyon meydana gelir. Bu durum intraglomerüler basıncı düşürerek eGFR'de başlangıçta hafif bir azalmaya (genellikle ilk 242-4 haftada) neden olur. Klinik çalışmalarda kreatinin düzeyindeki bu artışın %30\%30'a kadar olan kısmı güvenli kabul edilmiş ve bu 'dip' fenomenini yaşayan hastalarda uzun dönemli renal progresyonun daha yavaş olduğu gösterilmiştir. Hastada kreatinin artışı yaklaşık %21\%21 düzeyindedir ve potasyum değerleri stabildir; bu durumda tedaviye devam edilmesi ve takibi en uygun yaklaşımdır.

Adım Adım Çözüm

1
Kreatinin artış oranını hesaplayın
Kreatinin 1.41.4'ten 1.71.7'ye çıkması yaklaşık %21.4\%21.4'lük bir artışa tekabül eder.
SGLT2 inhibitörleri veya RAAS blokerleri başlandığında beklenen 'akut düşüşün' güvenli sınırlar içerisinde olup olmadığını belirlemek.
2
İlacın etki mekanizmasını ve beklenen fizyolojik yanıtı değerlendirin
SGLT2 inhibitörleri makula densaya sodyum iletimini artırarak tübüloglomerüler geri bildirim yoluyla afferent arteriolde vazokonstriksiyona neden olur.
Bu durum intraglomerüler basıncı düşürerek eGFR'de geçici bir azalmaya ('dip') yol açar ancak uzun dönemde glomerüler hiperfiltrasyonu önleyerek böbreği korur.
3
Klinik kılavuzlardaki (KDIGO) eşik değerleri kontrol edin
KDIGO kılavuzlarına göre, SGLT2 inhibitörü başlandıktan sonraki ilk 242-4 haftada kreatininde %30\%30'a kadar olan artışlar klinik olarak kabul edilebilir.
Hastada artış %21.4\%21.4 seviyesindedir, potasyum normaldir ve hipovolemi bulgusu yoktur; bu nedenle tedavi değişikliği gerekmez.

Anahtar Kavram

SGLT2 İnhibitörü Başlangıcında eGFR 'Dip' Fenomeni ve Yönetimi
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 406Soru

4040 yaşında bir erkek hasta, idrar renginde koyulaşma ve bacaklarda hafif şişlik şikayetiyle başvuruyor. Fizik muayenesinde kan basıncı 150/95150/95 mmHg ölçülüyor. Yapılan idrar analizinde 2+2+ proteinüri ve makroskobik hematüri saptanıyor. İdrar sedimentinin mikroskobik incelemesinde aşağıdaki bulgulardan hangisinin görülmesi, hastadaki patolojinin glomerüler kaynaklı olduğunu en güçlü şekilde destekler?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Eritrosit silindirleri ve akantositler

Cevap

Eritrosit silindirleri ve akantositler
Eritrosit silindirleri ve akantositler (G1 hücreleri), hematürinin glomerüler bir patolojiden (örneğin glomerulonefrit) kaynaklandığını gösteren en spesifik bulgulardır. Eritrosit silindirleri, eritrositlerin nefron içinden geçtiğini ve Tamm-Horsfall mukoproteini ile birleşerek kalıplaştığını kanıtlar.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tablonun analiz edilmesi
Hastada hipertansiyon (150/95150/95 mmHg), ödem ve hematüri-proteinüri birlikteliği 'nefritik sendrom' tablosuna işaret etmektedir.
Bu semptom kompleksi genellikle akut glomerülonefritleri düşündürür.
2
Hematürinin kaynağının belirlenmesi
Glomerüler kaynaklı hematüriyi ürolojik (alt üriner sistem) kanamalardan ayıran en önemli laboratuvar bulguları dismorfik eritrositler ve silindirlerdir.
Eritrositlerin glomerüler bazal membrandan geçerken hasarlanması ve tübüler lümende proteinlerle birleşerek silindir oluşturması glomerüler hasarı kanıtlar.
3
Spesifik bulguların eşleştirilmesi
Akantositler (halka şeklinde çıkıntıları olan eritrositler) ve eritrosit silindirleri glomerüler hematüri için yüksek spesifiteye sahiptir.
Diğer seçeneklerdeki bulgular ya tübülointerstisyel hastalıkları (lökosit silindirleri) ya da urologik süreçleri (izomorfik eritrositler) temsil eder.

Anahtar Kavram

Glomerüler hematüri tanısında idrar sedimentinin rolü

İpuçları

1
Hastadaki hipertansiyon ve ödem varlığı, bir böbrek parankim hastalığına, özellikle de glomerüllere işaret eder.
2
Hematürinin glomerül kaynaklı olduğunu anlamak için eritrositlerin şekline ve tübüler 'kalıpların' (silindirlerin) içeriğine bakılır.

Daha Fazla Pratik

Nefrotik sendromda idrar sedimentinde görülen 'Maltese Cross' (Malta Haçı) görünümünün ve yağ silindirlerinin önemini tekrar ediniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 407Soru

4242 yaşında erkek hastaya 1010 ay önce canlı vericiden başarılı bir böbrek nakli yapılmıştır. Postoperatif takibinde hiç rejeksiyon atağı geçirmeyen ve greft fonksiyonları mükemmel seyreden (Kreatinin:0,9mg/dLKreatinin: 0,9 mg/dL) hastanın rutin kontrollerinde Hemoglobin:18,8g/dLHemoglobin: 18,8 g/dL ve Hematokrit:%56Hematokrit: \%56 saptanıyor. Fizik muayenede pletorik yüz görünümü dışında patoloji saptanmayan ve sigara içmeyen bu hastada, gelişen post-transplant eritrositoz (PTE) tablosunun tedavisinde ilk basamakta tercih edilmesi gereken ilaç grubu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: ACE inhibitörleri

Cevap

Post-transplant eritrositoz tedavisinde ilk basamak seçenek ACE inhibitörleri veya ARB'lerdir.
Post-transplant eritrositoz (PTE), böbrek nakli sonrası %10-15 oranında görülen bir komplikasyondur. Tedavisinde anjiyotensin dönüştürücü enzim (ACE) inhibitörleri veya anjiyotensin reseptör blokerleri (ARB), eritropoietin üretimini ve kemik iliğindeki öncü hücrelerin duyarlılığını azaltarak hematokrit seviyelerini etkili bir şekilde düşürür. Bu nedenle KDIGO rehberlerinde de ilk basamak tedavi olarak önerilir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tablonun tanımlanması
Post-transplant eritrositoz (PTE)
Böbrek nakli sonrası ilk 6-12 ayda, iyi greft fonksiyonu olan hastalarda (özellikle erkek ve sigara içenlerde) hematokritin %51'in üzerine çıkması PTE olarak tanımlanır.
2
Patofizyolojinin belirlenmesi
Eritropoietin (EPO) aşırı üretimi veya duyarlılığı
Nakledilen böbrek veya nativ böbreklerden kaynaklanan kontrolsüz EPO salınımı ve anjiyotensin II'nin EPO üzerindeki uyarıcı etkisi temel mekanizmadır.
3
Tedavi seçiminin yapılması
ACE inhibitörü veya ARB kullanımı
Bu ilaçlar anjiyotensin II üzerinden EPO üretimini baskılayarak hematokrit düzeyini güvenle düşürürler.

Anahtar Kavram

Post-transplant eritrositoz (PTE) ve ACE inhibitörlerinin tedavi edici rolü.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 408Soru

34 yaşında erkek hasta, polikliniğe aralıklı yan ağrısı ve hematüri şikayetleri ile başvuruyor. Özgeçmişinde 5 yıldır hipertansiyon nedeniyle tedavi aldığı ve babasının 50'li yaşlarda diyalize girmeye başladığı öğreniliyor. Fizik muayenede kan basıncı 150/95 mmHg ölçülüyor ve batında her iki yanda palpabl kitleler saptanıyor. Yapılan batın ultrasonografisinde her iki böbrek parankimini dolduran çok sayıda kist izleniyor ve Otozomal Dominant Polikistik Böbrek Hastalığı (ODPBH) tanısı konuluyor. Bu hastalığın seyri sırasında aşağıdaki böbrek dışı bulgulardan hangisinin görülme olasılığı en yüksektir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Karaciğer kistleri

Cevap

Hastalığın en sık görülen böbrek dışı bulgusu Karaciğer kistleri seçeneğidir.
Otozomal Dominant Polikistik Böbrek Hastalığı (ODPBH), böbreklerde kist gelişimi ile karakterize sistemik bir hastalıktır. Karaciğer kistleri, bu hastalığın en sık görülen böbrek dışı tezahürüdür. Görülme sıklığı yaşla birlikte artar; 30'lu yaşlarda %20 civarındayken, 60'lı yaşlarda %80'in üzerine çıkar. Kadınlarda, özellikle çok doğum yapmış olanlarda daha sık ve hacimli görülür.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tabloyu tanıla
Genç erkek hasta, hipertansiyon, aile öyküsü ve bilateral böbrek kistleri: Otozomal Dominant Polikistik Böbrek Hastalığı (ODPBH).
Tipik ODPBH klinik prezentasyonudur.
2
Böbrek dışı tutulumları karşılaştır
ODPBH sistemik bir hastalıktır. Karaciğer, pankreas, dalak kistleri, kalp kapak bozuklukları ve anevrizmalar görülebilir.
Hastalık polikistin gen mutasyonuna (PKD1 veya PKD2) bağlıdır ve tüm vücutta bağ dokusunu/tübüler yapıları etkiler.
3
Sıklık sıralaması yap
Karaciğer kistleri (>%80) > Mitral Kapak Prolapsusu (~%25) > İntrakraniyal Anevrizma (~%10-20).
Karaciğer kistleri yaşla birlikte artar ve 30 yaş üstü hastalarda en sık eşlik eden bulgudur.

Anahtar Kavram

Otozomal Dominant Polikistik Böbrek Hastalığı (ODPBH) sadece böbreği değil, başta karaciğer olmak üzere birçok organı etkileyen sistemik bir hastalıktır.

İpuçları

1
Bu bulgu, hastalığın adında geçen 'polikistik' yapının başka bir solid organdaki yansımasıdır.
2
Bu komplikasyon yaşla birlikte artar ve özellikle kadın hastalarda daha belirgindir. Sindirim sistemi ile ilişkili en büyük organdır.
3
En ölümcül olanı (beyin kanaması) değil, en sık görülen (karaciğerdeki sıvı dolu yapılar) soruluyor.

Daha Fazla Pratik

ODPBH hastalarında intrakraniyal anevrizma taraması kimlere yapılmalıdır?
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 409Soru

Acil servise getirilen ve bilinci kapalı olan bir hastanın laboratuvar verileri aşağıda sunulmuştur:

- Na+:138Na^+: 138 mEq/LmEq/L
- Cl:103Cl^-: 103 mEq/LmEq/L
- Arteriyel Kan Gazı: pH:7.18pH: 7.18, pCO2:26pCO_2: 26 mmHgmmHg, HCO3:10HCO_3^-: 10 mEq/LmEq/L

Klinik olarak etilen glikol intoksikasyonu düşünülen bu hastadaki asit-baz durumu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Miks yüksek anyon açıklıklı metabolik asidoz ve respiratuar asidoz

Cevap

Miks yüksek anyon açıklıklı metabolik asidoz ve respiratuar asidoz
Hastada pHpH ve bikarbonat düşüklüğü ile karakterize bir metabolik asidoz vardır. Anyon açığı (2525) belirgin şekilde yüksektir. Winter's formülüne göre beklenen pCO2pCO_2 üst sınırı 2525 mmHgmmHg olması gerekirken, ölçülen değer 2626 mmHgmmHg’dır. Bu durum, solunumsal yanıtın yetersiz olduğunu ve altta yatan ek bir respiratuar asidoz bulunduğunu gösterir.

Adım Adım Çözüm

1
pH değerine göre genel durumu belirle.
pH:7.18pH: 7.18 (<7.35< 7.35) olduğu için asidemi mevcuttur.
Primer bozukluğun yönünü belirlemek için ilk adım pH kontrolüdür.
2
Primer bozukluğun kaynağını tespit et.
HCO3:10HCO_3^-: 10 mEq/LmEq/L ve pCO2:26pCO_2: 26 mmHgmmHg düşük bulunmuştur. Düşük bikarbonat asidemi ile uyumlu olduğundan primer bozukluk metabolik asidozdur.
pH sapmasının hangi bileşenle (solunumsal veya metabolik) paralel olduğunu belirlemek gerekir.
3
Anyon açığını hesapla.
AnyonAnyon Ac\cıg˘ıAçığı (AA)=Na+(Cl+HCO3)=138(103+10)=25(AA) = Na^+ - (Cl^- + HCO_3^-) = 138 - (103 + 10) = 25 mEq/LmEq/L.
Metabolik asidozun ayırıcı tanısında anyon açığının yüksek olup olmadığını belirlemek kritiktir (Normal: 101210-12 mEq/LmEq/L).
4
Winter's formülü ile beklenen solunumsal kompanzasyonu hesapla.
BeklenenBeklenen pCO2=(1.5×HCO3)+8±2=(1.5×10)+8±2=23±2pCO_2 = (1.5 \times HCO_3^-) + 8 \pm 2 = (1.5 \times 10) + 8 \pm 2 = 23 \pm 2 (212521-25 mmHgmmHg).
Metabolik asidoza karşı gelişen solunumsal yanıtın (hiperventilasyon) yeterli olup olmadığını anlamak için kullanılır.
5
Ölçülen pCO2pCO_2 değerini beklenen değerle karşılaştır.
Ölçülen pCO2=26pCO_2 = 26 mmHgmmHg. 26>2526 > 25 (üst sınır) olduğu için hastada kompanzasyon yetersizdir ve ek bir respiratuar asidoz mevcuttur.
Beklenenden yüksek pCO2pCO_2 hipoventilasyonu veya kompanzasyon yetersizliğini, dolayısıyla ek bir respiratuar asidozu gösterir.

Anahtar Kavram

Metabolik asidozda solunumsal kompanzasyonun yetersiz kalması, miks bir asit-baz bozukluğuna (metabolik asidoz + respiratuar asidoz) işaret eder.

İpuçları

1
Önce Anyon Açığını (Na[Cl+HCO3]Na - [Cl + HCO_3]) hesaplayarak asidozun tipini belirleyin.
2
Metabolik asidozda beklenen pCO2pCO_2 değerini bulmak için Winter's formülünü (1.5×Bikarbonat+8±21.5 \times Bikarbonat + 8 \pm 2) kullanın.
3
Ölçülen pCO2pCO_2 değeri, hesapladığınız beklenen aralığın üstünde mi yoksa içinde mi olduğunu kontrol edin.

Daha Fazla Pratik

Farklı bir vakada, anyon açığındaki artışın bikarbonattaki düşüşe oranını (Delta-Delta) hesaplayarak ek metabolik bozuklukları tarayın.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 410Soru

3030 yaşında bir erkek hasta, görme bozukluğu ve denge kaybı şikayetleriyle başvuruyor. Yapılan incelemelerde kraniyal MR'da serebellumda hemanjiyoblastom, oftalmolojik muayenede ise retinal anjiyom saptanıyor. Hastanın tıbbi öyküsünde 55 yıl önce feokromositoma nedeniyle sağ sürrenalektomi operasyonu geçirdiği öğreniliyor. Bu hastanın klinik takibinde saptanma olasılığı en yüksek olan renal patoloji aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bilateral renal kistler ve berrak hücreli renal hücreli karsinom

Cevap

Bilateral renal kistler ve berrak hücreli renal hücreli karsinom
Vakada tanımlanan serebellar hemanjiyoblastom, retinal anjiyom ve feokromositoma birlikteliği Von Hippel-Lindau (VHL) sendromu için patognomoniktir. VHL sendromu, VHLVHL tümör supresör genindeki mutasyon sonucu gelişen otozomal dominant bir hastalıktır. Bu hastalarda en sık görülen renal patolojiler bilateral, multipl renal kistler ve özellikle şeffaf/berrak hücreli (clear cell) tipte renal hücreli karsinomdur.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguların sentezi
Serebellar hemanjiyoblastom + Retinal anjiyom + Feokromositoma = Von Hippel-Lindau (VHL) Sendromu.
Hastanın mevcut multisistemik tutulumu VHL sendromunun klasik triadı ve ilişkili tümörleri ile tam uyumludur.
2
VHL sendromunun renal komplikasyonlarını belirleme
VHL hastalarının yaklaşık %70'inde bilateral renal kistler ve %30-70'inde berrak hücreli renal hücreli karsinom (RKÜ) gelişir.
VHL geni, berrak hücreli RKÜ patogenezinde kritik rol oynayan bir tümör supresör gendir.
3
Ayırıcı tanı yapma
Diğer seçeneklerdeki kistik ve kalıtsal hastalıklar (TSC, ODPBH, NPHP) farklı klinik ve radyolojik paternler gösterir.
VHL'de böbrekler genellikle normal boyuttadır ancak kist ve solid kitle (RKÜ) içeriğiyle karakterizedir.

Anahtar Kavram

Von Hippel-Lindau (VHL) sendromu ve renal komplikasyonları
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 411Soru

6868 yaşında, evre 44 kronik böbrek hastalığı (KBHKBH) ve konjestif kalp yetersizliği (KKYKKY) tanıları olan kadın hasta; son 33 gündür devam eden şiddetli bulantı, kusma ve iştahsızlık şikayetleriyle acil servise getiriliyor. Fizik muayenesinde konfüzyonel olduğu, taşipnesinin bulunduğu (solunumsolunum sayısı:sayısı: 28/dk28/dk) ve mukozalarının kuru olduğu saptanıyor. Hastanın laboratuvar tetkikleri aşağıda verilmiştir:

ParametreDeğer
pHpH7,387,38
pCO2pCO_22626 mmHgmmHg
HCO3HCO_3^-1515 mEq/LmEq/L
Na+Na^+138138 mEq/LmEq/L
ClCl^-8888 mEq/LmEq/L
K+K^+3,23,2 mEq/LmEq/L
AlbuminAlbumin4,04,0 g/dLg/dL

Bu hastadaki asit-baz bozukluğu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yüksek anyon açıklıklı metabolik asidoz + metabolik alkaloz + solunumsal alkaloz

Cevap

Hastadaki asit-baz bozukluğu; yüksek anyon açıklıklı metabolik asidoz, metabolik alkaloz ve solunumsal alkalozun bir arada bulunduğu miks (üçlü) bir tablodur.
Hastada hesaplanan anyon açığı (3535) normalin çok üzerinde olduğu için yüksek anyon açıklıklı metabolik asidoz mevcuttur. Winter formülü ile hesaplanan beklenen pCO2pCO_2 aralığı 28,532,528,5-32,5 mmHgmmHg iken, hastanın ölçülen pCO2pCO_2 değeri 2626 mmHgmmHg'dir; bu da ek bir solunumsal alkalozu gösterir. Ayrıca delta-delta oranının (2,52,5) 22'den büyük olması, kusma veya diüretik kullanımına bağlı olabilecek ek bir metabolik alkalozun varlığını kesinleştirir.

Adım Adım Çözüm

1
Anyon Açığının (AGAG) hesaplanması
AG=Na(Cl+HCO3)=138(88+15)=35AG = Na - (Cl + HCO_3) = 138 - (88 + 15) = 35 mEq/LmEq/L
Normal AGAG yaklaşık 1212'dir. 3535 değeri belirgin bir yüksek anyon açıklıklı metabolik asidozu (HAGMAHAGMA) gösterir.
2
Solunumsal kompansasyonun Winter formülü ile değerlendirilmesi
Beklenen pCO2=(1,5×HCO3)+8±2=(1,5×15)+8±2=30,5±2pCO_2 = (1,5 \times HCO_3) + 8 \pm 2 = (1,5 \times 15) + 8 \pm 2 = 30,5 \pm 2 (28,532,528,5 - 32,5 mmHgmmHg)
Hastanın ölçülen pCO2pCO_2 değeri (2626 mmHgmmHg), beklenen alt sınır olan 28,528,5 mmHgmmHg'nin altındadır. Bu durum ek bir solunumsal alkalozun varlığını kanıtlar.
3
Delta-Delta oranının (ΔAG/ΔHCO3\Delta AG / \Delta HCO_3) hesaplanması
ΔAG=3512=23\Delta AG = 35 - 12 = 23; ΔHCO3=2415=9\Delta HCO_3 = 24 - 15 = 9; Oran =23/92,5= 23 / 9 \approx 2,5
Delta-delta oranının 22'den büyük olması, hastada anyon açığındaki artışın bikarbonattaki düşüşten çok daha fazla olduğunu, yani arka planda bir metabolik alkalozun da bulunduğunu gösterir.

Anahtar Kavram

Asit-baz bozukluklarında pHpH normal sınırlarda olsa bile yüksek anyon açığı, uygunsuz solunumsal yanıt ve anormal delta-delta oranı miks bozuklukları tanımlamamızı sağlar.

Daha Fazla Pratik

Yüksek anyon açıklıklı metabolik asidoz nedenlerini (GOLD MARK) ve delta-delta oranının farklı aralıklardaki yorumlarını tekrar edin.
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 412Soru

6868 yaşında erkek hasta, 33 gündür devam eden şiddetli bulantı ve kusma şikayetiyle acil servise başvuruyor. Özgeçmişinde kronik kalp yetersizliği nedeniyle furosemid ve enalapril kullanımı mevcut olan hastanın fizik muayenesinde; kan basıncı 90/60 mmHg90/60 \text{ mmHg}, nabız 110/dk110/\text{dk}, turgor ve tonus azalmış olarak saptanıyor. Laboratuvar tetkiklerinde serum kreatinin 2.4 mg/dL2.4 \text{ mg/dL} (bazal: 1.1 mg/dL1.1 \text{ mg/dL}), BUN: 60 mg/dL\text{BUN: } 60 \text{ mg/dL}, idrar sodyumu (UNaU_{Na}) 35 mEq/L35 \text{ mEq/L} ve fraksiyone sodyum ekskresyonu (FENa\text{FENa}) %1.8\%1.8 olarak hesaplanıyor.

Bu hastada akut böbrek hasarının etiyolojisini (prerenal vs. renal) belirlemede aşağıdakilerden hangisinin hesaplanması en değerlidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Fraksiyone üre ekskresyonu (FEUrea\text{FEUrea})

Cevap

Fraksiyone üre ekskresyonunun (FEUrea) hesaplanması bu hastada en değerli tanısal adımdır.
Doğru yanıt olan fraksiyone üre ekskresyonu, özellikle loop diüretikleri kullanan hastalarda prerenal azotemi tanısında altın standart laboratuvar yöntemidir. Loop diüretikleri idrar sodyumunu artırarak fraksiyone sodyum ekskresyonunu (FENa) %1\%1'in üzerine çıkarır ve prerenal tanısını zorlaştırır. Üre geri emilimi ise proksimal tübülde sodyumdan bağımsız olarak (pasif) gerçekleştiği için diüretik etkisinden bağımsızdır. Prerenal durumlarda FEUrea\text{FEUrea}'nın %35\%35'in altında olması beklenir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tablonun değerlendirilmesi
Hipotansiyon, taşikardi ve turgor azalması hastada belirgin volüm kaybı ve prerenal akut böbrek hasarı lehinedir.
Etiyolojiyi belirlemek için laboratuvar bulgularının klinik ile korelasyonu gerekir.
2
FENa\text{FENa} değerinin yorumlanması
FENa\text{FENa} değerinin >%1> \%1 olması normalde prerenal tabloyla uyumsuzdur.
Prerenal durumda böbreklerin sodyumu tutması ve FENa\text{FENa}'nın <%1< \%1 olması beklenir.
3
Diüretik etkisinin analizi
Hastanın kullandığı furosemid, sodyumun geri emilimini engelleyerek idrar sodyumunu ve FENa\text{FENa}'yı yapay olarak yükseltir.
Loop diüretikleri Henle kulpunun çıkan kalın kolunda sodyum geri emilimini bloke eder.
4
Alternatif parametre seçimi
Fraksiyone üre ekskresyonu (FEUrea\text{FEUrea}) diüretiklerden etkilenmez ve prerenal durumda <%35< \%35 olması beklenir.
Üre geri emilimi büyük oranda proksimal tübülde gerçekleşir ve diüretiklerin distaldeki etkisinden bağımsızdır.

Anahtar Kavram

Diüretik kullanan hastalarda prerenal azotemi ve AKN ayrımında FEUrea, FENa'dan daha güvenilirdir.

Daha Fazla Pratik

Prerenal azotemi ile ATN ayrımında idrar sedimentindeki 'çamur rengi granüler silindirlerin' varlığını ve önemini gözden geçirebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 413Soru

4242 yaşında kadın hasta; son bir haftadır bacaklarda şişlik, idrar miktarında azalma ve yeni gelişen hipertansiyon (165/100 mmHg165/100 \text{ mmHg}) şikayetleriyle başvuruyor. Yapılan fizik muayenesinde pretibial 2+2+ ödem saptanıyor. Laboratuvar incelemesinde serum kreatinin 1.9 mg/dL1.9 \text{ mg/dL}, albümin 3.4 g/dL3.4 \text{ g/dL} olarak ölçülüyor. Tam idrar tetkikinde (TİT) saptanan bulgular aşağıdadır:

- pH: 5.55.5
- Dansite: 1.0221.022
- Dipstick (Çubuk) Protein: 2+2+
- Dipstick (Çubuk) Kan: Negatif
- Sülfosalisilik asit (SSA) testi: 3+3+ çökelme pozitif
- İdrar Mikroskopisi: Her sahada 152015-20 dismorfik eritrosit ve 232-3 adet eritrosit silindiri saptandı.

Bu hastadaki klinik tablo ve laboratuvar bulguları arasındaki uyumsuzluğu (mikroskobik hematüriye rağmen dipstick kan negatifliği) açıklayan en olası semiyolojik neden aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hastanın antioksidan amaçlı yüksek doz askorbik asit (C vitamini) kullanıyor olması

Cevap

Hastanın klinik ve mikroskobik bulgularıyla kanıtlanmış hematürisi olmasına rağmen dipstick testinin negatif çıkmasının nedeni yüksek doz askorbik asit (C vitamini) kullanımıdır.
İdrar dipstick testinde kan (hemoglobin) tespiti, hemoglobinin psödoperoksidaz aktivitesine dayanır. Bu reaksiyonda idrar çubuğundaki bir peroksit ile kromojen etkileşime girerek renk değişikliği oluşturur. Ancak askorbik asit (C vitamini) gibi güçlü indirgen maddeler, bu peroksit ile erkenden tepkimeye girerek reaksiyonu inhibe eder. Sonuç olarak, mikroskopide belirgin eritrosit ve eritrosit silindirleri saptanan (glomerulonefritli) bir hastada, eğer hasta yüksek doz C vitamini alıyorsa dipstick kan testi yanıltıcı şekilde negatif sonuç verebilir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tablonun analiz edilmesi
Hipertansiyon, ödem, kreatinin yüksekliği ve eritrosit silindirleri; hastada bir 'Akut Nefritik Sendrom' tablosu olduğunu gösterir.
Eritrosit silindirleri glomerüler hasarın (glomerulonefrit) patognomonik bulgusudur.
2
Dipstick ve Mikroskopi arasındaki uyumsuzluğun saptanması
Mikroskopide eritrosit ve silindirler varken dipstick kan testinin 'Negatif' olması bir 'yalancı negatiflik' durumudur.
Normal şartlarda mikroskopide görülen her bir eritrosit, dipstick testinde karşılık gelen bir pozitiflik oluşturmalıdır.
3
Dipstick testinin çalışma prensibinin değerlendirilmesi
Dipstick kan testi, hemoglobinin peroksidaz benzeri aktivitesi ile bir kromojenin renk değiştirmesine dayanır.
Bu reaksiyon, ortamdaki güçlü indirgen maddelerden etkilenir.
4
Uyumsuzluğa yol açan faktörün belirlenmesi
Yüksek doz askorbik asit (C vitamini), peroksidasyon reaksiyonunu inhibe ederek hemoglobin varlığına rağmen testin negatif sonuç vermesine neden olur.
C vitamini, reaksiyondaki organik peroksit ile hemoglobinden önce etkileşime girerek renk oluşumunu engeller.

Anahtar Kavram

İdrar Dipstick (Çubuk) Testinde Yalancı Negatiflik Nedenleri
Soru 414Soru

6565 yaşında erkek hasta, son 33 aydır mide yanması şikayeti nedeniyle pantoprazol kullanmaya başlamıştır. Son 11 haftadır halsizlik ve iştahsızlık şikayetleri olan hastanın yapılan tetkiklerinde serum kreatinin düzeyi 2.82.8 mg/dL (bazal: 0.90.9 mg/dL) saptanmıştır. İdrar tetkikinde 1+1+ proteinüri, bol lökosit ve lökosit silindirleri görülmüş; ancak yapılan idrar kültüründe üreme olmamıştır. Wright-Giemsa boyamasında idrarda eozinofiller saptanmıştır. Bu hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Akut interstisyel nefrit

Cevap

Akut interstisyel nefrit
Doğru seçenek olan akut interstisyel nefrit, pantoprazol gibi ilaçların kullanımı sonrası gelişen, böbrek fonksiyonlarında bozulma, idrarda lökosit silindirleri ve steril piyüri ile kendini gösteren klinik bir tablodur. İdrarda eozinofillerin saptanması tanıyı kuvvetle destekler.

Adım Adım Çözüm

1
İlaç öyküsünü değerlendir.
Hastanın 33 aydır proton pompası inhibitörü (pantoprazol) kullandığı saptandı.
İlaçlar, özellikle PPI'lar, antibiyotikler ve NSAİİ'ler, akut interstisyel nefritin (AİN) en sık nedenidir.
2
Böbrek fonksiyonlarındaki değişikliği analiz et.
Kreatinin düzeyinin 0.90.9 mg/dL'den 2.82.8 mg/dL'ye çıktığı, yani bir akut böbrek hasarı (ABH) tablosu olduğu görüldü.
AİN, parankimal kaynaklı bir ABH nedenidir.
3
İdrar sedimenti bulgularını yorumla.
Steril piyüri (kültür negatif), lökosit silindirleri ve Hansel/Wright-Giemsa boyamasıyla saptanan eozinofilüri mevcut.
Bu bulgular interstisyumda inflamatuar bir reaksiyonun (nefrit) kanıtıdır; eozinofilüri özellikle ilaca bağlı AİN'i destekler.

Anahtar Kavram

İlaçlara bağlı akut interstisyel nefrit, klinik olarak akut böbrek hasarı, steril piyüri ve bazen eozinofilüri ile karakterize interstisyel bir inflamasyondur.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 415Soru

24 yaşında kadın hasta, bulantı, kusma ve kulak çınlaması şikayetleriyle acil servise getiriliyor. Yakınları hastanın odasında çok sayıda boş aspirin kutusu bulduklarını ifade ediyor. Fizik muayenesinde ajite ve taşipneik olan hastanın solunum sayısı 30/dk30/dk, nabız 110/dk110/dk, kan basıncı 100/70100/70 mmHg saptanıyor. Laboratuvar incelemesinde saptanan değerler şöyledir:

ParametreDeğer
pHpH7.487.48
pCO2pCO_22424 mmHg
HCO3HCO_3^-1818 mEq/L
Na+Na^+140140 mEq/L
ClCl^-9292 mEq/L
K+K^+3.43.4 mEq/L

Bu hastadaki asit-baz bozukluğu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yüksek anyon açıklıklı metabolik asidoz + Metabolik alkaloz + Respiratuar alkaloz

Cevap

Hastada yüksek anyon açıklıklı metabolik asidoz, metabolik alkaloz ve respiratuar alkalozdan oluşan üçlü (miks) asit-baz bozukluğu mevcuttur.
Hastanın kan gazı ve elektrolitleri incelendiğinde; ilk adımda anyon açığının 3030 mEq/L saptanması ile bir YAAMA olduğu netleşir. İkinci adımda delta-delta oranı (18/6=318/6 = 3) hesaplandığında, YAAMA'ya bağlı bikarbonat kaybından daha fazla bir bikarbonat artışı (veya gizli alkaloz) olduğu görülür. Üçüncü adımda, mevcut 1818 mEq/L bikarbonat değerine göre solunumsal yanıtın 333733-37 mmHg aralığında olması beklenirken, hastanın pCO2pCO_2 değerinin 2424 mmHg olması ek bir respiratuar alkalozu gösterir. Bu tablo salisilat toksisitesinde kusmanın eşlik ettiği durumlarda görülen tipik üçlü bozukluktur.

Adım Adım Çözüm

1
Anyon açığını (AA) hesapla
AA=140(92+18)=30AA = 140 - (92 + 18) = 30 mEq/L
AA 12±212 \pm 2 değerinin üzerinde olduğu için yüksek anyon açıklıklı metabolik asidoz (YAAMA) mevcuttur.
2
Delta-delta analizi yap
ΔAA/ΔHCO3=(3012)/(2418)=18/6=3\Delta AA / \Delta HCO_3 = (30 - 12) / (24 - 18) = 18 / 6 = 3
Oranın 2'den büyük olması (veya düzeltilmiş bikarbonatın 18+18=3618+18=36 olması), YAAMA'ya ek bir metabolik alkalozun eşlik ettiğini gösterir.
3
Kompansasyon yanıtını (Winter formülü) kontrol et
Beklenen pCO2=(1.5×18)+8±2=35±2pCO_2 = (1.5 \times 18) + 8 \pm 2 = 35 \pm 2 (333733-37 mmHg)
Ölçülen pCO2pCO_2 (2424 mmHg), beklenen değerden (3333 mmHg) daha düşüktür; bu da ek bir primer respiratuar alkalozun varlığını kanıtlar.

Anahtar Kavram

Salisilat zehirlenmesinde YAAMA (laktat/salisilat birikimi) ve respiratuar alkaloz (direkt solunum merkezi uyarımı) bir arada görülür; kusma eklenirse tabloya metabolik alkaloz da dahil olarak üçlü bozukluk oluşturur.
Soru 416Soru

5252 yaşında kadın hasta, kalp yetersizliği nedeniyle tedaviye eklenen furosemid kullanımının 1212. gününde ateş, halsizlik ve gövdede yaygın döküntü şikayetleriyle başvuruyor. Yapılan tetkiklerde serum kreatinin düzeyi 2.22.2 mg/dL (bazal: 0.80.8 mg/dL) saptanıyor. İdrar tetkikinde steril piyüri ve sedimentte eozinofilüri görülen bu hastada en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Akut interstisyel nefrit

Cevap

İlaç ilişkili akut interstisyel nefrit
Verilen vakada bir diüretik olan furosemid kullanımı sonrası gelişen akut böbrek hasarı, ateş ve deri döküntüsü ilaç hipersensitivitesine işaret eder. İdrar sedimentinde saptanan eozinofilüri ve steril piyüri, bu tablonun akut interstisyel nefrit olduğunu doğrulamaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik öyküyü değerlendir
Yeni başlanan bir ilaç (furosemid) ve ardından gelişen ateş ile döküntü saptandı.
İlaçlara bağlı aşırı duyarlılık reaksiyonlarını tanımlamak için zaman ilişkisi kritiktir.
2
Böbrek fonksiyonlarını ve idrar bulgularını analiz et
Serum kreatinininde ani yükselme (akut böbrek hasarı) ve idrarda steril piyüri ile eozinofilüri saptandı.
Eozinofilüri, tübülointerstisyel tutulumu destekleyen en spesifik laboratuvar ipucudur.
3
Ayırıcı tanı yap ve en olası tanıyı belirle
Sistemik hipersensitivite bulguları ve akut interstisyel hasar verileri birleştiğinde tanı netleşir.
Vakadaki klasik bulgular başka bir böbrek hasarı tipiyle açıklanamaz.

Anahtar Kavram

İlaç ilişkili Akut İnterstisyel Nefrit (AİN) tanısında klasik triad (ateş, döküntü, eozinofili) vakaların sadece bir kısmında tam görülse de; eozinofilüri ve steril piyüri varlığı tanı için oldukça değerlidir.

Daha Fazla Pratik

Kronik interstisyel nefrit nedenleri arasında yer alan analjezik nefropatinin karakteristik bulgularını gözden geçirin.
Tahmini Süre:45s
Soru 417Soru

4242 yaşında erkek hasta, 1414 ay önce kadavradan böbrek nakli yapılmıştır. Poliklinik kontrolünde genel durumu iyi, fizik muayenesi doğal ve greft fonksiyonları stabildir (Serum kreatinin: 1,11,1 mg/dL). Kan basıncı 135/85135/85 mmHg saptanmıştır. Yapılan laboratuvar tetkiklerinde Hemoglobin: 18,818,8 g/dL ve Hematokrit: %57\%57 olarak bulunmuştur. Hastanın sigara öyküsü yoktur, fizik muayenesinde splenomegali saptanmamıştır ve arteriyel kan gazında hipoksi bulgusuna rastlanmamıştır. Bu hastada görülen hematolojik tablonun tedavisinde öncelikle tercih edilmesi gereken ilaç grubu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Anjiyotensin dönüştürücü enzim (ADE) inhibitörleri

Cevap

Anjiyotensin dönüştürücü enzim (ADE) inhibitörleri
Böbrek nakli sonrası eritrositoz (Post-transplant erythrocytosis - PTE), nakil alıcılarının yaklaşık %10-15'inde görülen ve genellikle nakilden sonraki ilk 2 yıl içinde ortaya çıkan bir komplikasyondur. Stabil greft fonksiyonlarına rağmen hematokritin %51'in üzerine çıkmasıyla karakterizedir. Patofizyolojisinde anjiyotensin II'nin eritropoetin üretimini uyarması ve kemik iliğinde eritroid progenitör hücreleri doğrudan stimüle etmesi rol oynar. Bu nedenle, tedavisinde ilk tercih anjiyotensin dönüştürücü enzim (ADE) inhibitörleri veya ARB'lerdir. Bu ilaçlar hem kan basıncını kontrol eder hem de hematokrit düzeyini etkin bir şekilde düşürür.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tablonun tanımlanması
Böbrek nakli sonrası yüksek hematokrit (%57) ve hemoglobin (18,8 g/dL) değerleri ile greft fonksiyonlarının stabil olması 'Böbrek Nakli Sonrası Eritrositoz' (PTE) lehinedir.
Sekonder nedenlerin (sigara, hipoksi) dışlanması tanıyı kesinleştirir.
2
Patofizyolojinin değerlendirilmesi
PTE'de renin-anjiyotensin sisteminin (RAS) aktivasyonu eritropoetin üretimini ve eritroid prekürsörlerin duyarlılığını artırır.
Tedavide bu mekanizmanın hedeflenmesi gerekir.
3
Tedavi seçimi
Anjiyotensin dönüştürücü enzim (ADE) inhibitörleri veya Anjiyotensin Reseptör Blokerleri (ARB) kullanımı.
KDIGO kılavuzları ve klinik çalışmalar PTE tedavisinde RAS blokajını ilk seçenek olarak önermektedir.

Anahtar Kavram

Böbrek nakli sonrası eritrositozda (PTE) anjiyotensin sistemi üzerinden eritropoetin sentezini baskılamak amacıyla ADE inhibitörleri veya ARB'ler öncelikli tedavi olarak kullanılır.
Soru 418Soru

5555 yaşında kadın hasta, 33 gündür devam eden şiddetli sulu diyare, bulantı ve kusma şikayetleri ile acil servise başvuruyor. Fizik muayenesinde kan basıncı 85/55mmHg85/55 \, mmHg, nabız 115/dk115/dk, mukozalar kuru ve cilt turgoru azalmış olarak saptanıyor. Laboratuvar incelemesinde serum kreatinin düzeyi 2.6mg/dL2.6 \, mg/dL (bazal: 0.8mg/dL0.8 \, mg/dL), BUNBUN (kan üre azotu) 72mg/dL72 \, mg/dL saptanıyor.

Diğer laboratuvar bulguları şöyledir:

TetkikSonuç
İdrar Sodyumu (UNaU_{Na})15mEq/L15 \, mEq/L
Fraksiyone Sodyum Ekskresyonu (FENaFE_{Na})%0.6\%0.6
İdrar Osmolalitesi550mOsm/kgH2O550 \, mOsm/kg \, H_2O
İdrar SedimentiHyalen silendirler

Bu klinik ve laboratuvar bulgularına göre en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Prerenal akut böbrek hasarı

Cevap

Hastanın klinik ve laboratuvar verileri, böbrek perfüzyonunun azaldığı prerenal akut böbrek hasarı tablosu ile tam uyumludur.
Doğru yanıt olan seçenek, hastanın fizik muayenesindeki dehidratasyon bulguları, idrar sodyumunun 20mEq/L20 \, mEq/L'nin altında olması ve fraksiyone sodyum ekskresyonunun (FENaFE_{Na}) %1\%1'den küçük olması nedeniyle en olası tanıdır. Bu laboratuvar profili, böbreğin hipovolemiye yanıt olarak sodyum ve suyu geri emdiğini, tübüler fonksiyonların henüz bozulmadığını gösterir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tablonun değerlendirilmesi
Hipotansiyon, taşikardi ve sıvı kaybı öyküsü (diyare/kusma) renal perfüzyonun azaldığını (hipovolemi) göstermektedir.
Prerenal ABH'nin en sık nedeni efektif arteriyel volüm azalmasıdır.
2
BUN/KreatininBUN/Kreatinin oranının hesaplanması
72/2.627.772 / 2.6 \approx 27.7
Oranın 2020'den büyük olması, böbreğin üreyi pasif olarak geri emme yeteneğinin korunduğunu (sağlam tübüller) ve perfüzyonun azaldığını gösterir.
3
İdrar indekslerinin yorumlanması
FENa<%1FE_{Na} < \%1, UNa<20mEq/LU_{Na} < 20 \, mEq/L ve yüksek idrar osmolalitesi saptanmıştır.
Bu değerler böbreğin sodyumu ve suyu agresif bir şekilde tutmaya çalıştığını, yani tübüler fonksiyonların intakt olduğunu kanıtlar; bu prerenal azoteminin temel özelliğidir.

Anahtar Kavram

Prerenal Akut Böbrek Hasarı Tanısı

Alternatif Yöntem

Eğer hasta diüretik kullanıyor olsaydı, sodyum atılımı yanıltıcı olacağından Fraksiyone Üre Ekskresyonu (FEUreaFE_{Urea}) hesaplanması tanıda daha güvenilir olurdu (Prerenal için <%35< \%35).
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 419Soru

3030 yaşında bir kadın hasta, diş absesi nedeniyle başlanan penisilin tedavisinin 10.10. gününde ateş ve gövdesinde yaygın döküntü şikayetleriyle başvuruyor. Laboratuvar incelemesinde kan üre ve kreatinin değerlerinde artış, idrar tetkikinde ise lökosit silindirleri ve steril piyüri saptanıyor. Bu hastada öncelikle düşünülmesi gereken en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Akut interstisyel nefrit

Cevap

İlaç kullanım öyküsü (penisilin), sistemik bulgular (ateş, döküntü) ve idrar mikroskopisinde lökosit silindirlerinin varlığı nedeniyle en olası tanı Akut İnterstisyel Nefrit'tir.
Doğru seçenek Akut İnterstisyel Nefrit'tir. Hastada penisilin kullanımı sonrası gelişen ateş, döküntü ve akut böbrek hasarı tablosuna ek olarak idrarda saptanan lökosit silindirleri, interstisyel inflamasyonu gösteren klasik bulgulardır. Steril piyüri (kültürde üreme olmaksızın lökosit varlığı) bu tabloya sıklıkla eşlik eder.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın ilaç öyküsünü ve klinik tablosunu değerlendir.
Penisilin kullanımı sonrası gelişen ateş, döküntü ve böbrek fonksiyon bozukluğu saptandı.
İlaçlar (özellikle antibiyotikler ve NSAİİ'ler) akut interstisyel nefritin en yaygın tetikleyicisidir.
2
İdrar sedimenti bulgularını analiz et.
Steril piyüri ve lökosit silindirleri saptandı.
Lökosit silindirleri, inflamasyonun böbrek parankiminde (tübüller/interstisyum) olduğunu gösteren spesifik bir bulgudur.
3
Ayırıcı tanıları dışla.
ATN, GN ve prerenal nedenler klinik ve mikroskopik bulgularla uyumsuz bulundu.
Sediment bulgusu (lökosit silindirleri) tübülointerstisyel tutulumu destekler.

Anahtar Kavram

İlaca bağlı gelişen Akut İnterstisyel Nefrit'te (AİN) ateş, döküntü ve eozinofili üçlemesi karakteristiktir; idrar tetkikinde steril piyüri ve lökosit silindirleri tanıyı destekleyen en önemli laboratuvar bulgularıdır.
Tahmini Süre:45s
Soru 420Soru

İdrar renginde değişiklik veya idrar tahlilinde kan saptanması (hematüri) ile başvuran bir hastada, kanamanın glomerüler bir hastalıktan ziyade ürolojik (non-glomerüler) bir nedene bağlı olduğunu en güçlü şekilde destekleyen bulgu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İdrarda makroskobik pıhtı görülmesi

Cevap

İdrarda makroskobik pıhtı görülmesi, kanamanın non-glomerüler (ürolojik) kaynaklı olduğunun en güçlü göstergesidir.
İdrarda pıhtı (koagülüm) saptanması, kanamanın ürolojik (non-glomerüler) kaynaklı olduğunu gösteren en karakteristik bulgudur. Glomerüllerden sızan kan, tübüler sistemden geçerken buradaki yüksek ürokinaz (fibrinolitik etki) düzeyi nedeniyle pıhtılaşamaz. Bu nedenle, idrarda görülen pıhtılar her zaman toplayıcı sistem, üreterler, mesane veya üretra gibi alt üriner sistem kaynaklı bir kanamayı işaret eder.

Adım Adım Çözüm

1
Hematürinin makroskobik özelliklerini değerlendir.
İdrarda pıhtı olup olmadığına bakılır.
Pıhtı varlığı glomerüler olmayan bir kanama kaynağını işaret eder.
2
İdrar sedimentini mikroskobik olarak incele.
Eritrosit morfolojisi ve silindir varlığı saptanır.
Dismorfik eritrositler ve eritrosit silindirleri glomerüler orijini kanıtlar.
3
Eşlik eden proteinüri miktarını ölç.
Proteinürinin derecesi belirlenir.
Yüksek dereceli proteinüri glomerüler hasarı destekler.

Anahtar Kavram

Hematüride Glomerüler - Non-Glomerüler Ayrımı

Daha Fazla Pratik

Hematürisi olan hastalarda eritrosit morfolojisini değerlendirmek için faz-kontrast mikroskopisinin önemini gözden geçirebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
ÖncekiSayfa 21 / 29Sonraki
Nefroloji — TUS - Tıpta Uzmanlık Sınavı — Sayfa 21 | Examkin