Tüm alıştırma soruları

8734 soru

Soru 7721Soru

Yahudilik tarihi ve inanç esasları açısından büyük önem taşıyan aşağıdaki kavramları karşılarında verilen doğru açıklamalarıyla eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Babil Sürgünü
Şema Yisrael
Seçilmişlik İnancı
Sina Ahdi

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Babil Sürgünü ile mabet kaybı ve kutsal metinlerin derlenmesi süreci; Şema Yisrael ile Tanrı'nın birliğinin ilan edildiği günde iki kez okunan dua; Seçilmişlik İnancı ile Hz. İbrahim soyuna yüklenen kutsal misyon; Sina Ahdi ile Hz. Musa liderliğinde On Emir çerçevesinde yapılan antlaşma eşleşmektedir.
Doğru eşleştirmeler Yahudiliğin tarihsel süreçlerindeki en önemli dönüm noktasını (Babil Sürgünü), en temel inanç beyanını (Şema Yisrael), inanç esaslarının merkezindeki ilahi antlaşmayı (Sina Ahdi) ve teolojik kimliklerini belirleyen seçilmişlik inancını yansıtmaktadır. Babil Sürgünü mabet sonrası dönem ve metinleşme süreciyle; Şema Yisrael tevhit duasıyla; Seçilmişlik İnancı Hz. İbrahim ahdiyle; Sina Ahdi ise Hz. Musa ve On Emir ile tam olarak örtüşmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Babil Sürgünü kavramının tarihsel sonuçlarını analiz edin.
Babil Sürgünü'nün mabet kaybına, sürgün hayatına ve kutsal metinlerin yazıya geçirilmesine yol açtığı belirlenir ve ilgili tanım ile eşleştirilir.
Sürgün sürecinin Yahudi tarihindeki kurumsal ve metinsel dönüşüm etkisini anlamak için.
2
Şema Yisrael duasının inanç esaslarındaki yerini inceleyin.
Şema Yisrael'in Yahudilikteki en temel teklik (monoteizm) ilkesini barındıran ve günlük okunan ibadet metni olduğu tespit edilerek eşleştirme yapılır.
İnanç esaslarının temelini oluşturan tevhit ifadesini tanımlamak için.
3
Seçilmişlik kavramının teolojik temelini belirleyin.
Seçilmişliğin Hz. İbrahim ile yapılan ahde dayanan, İsrailoğulları'na özel sorumluluk yükleyen inanç esası olduğu tespit edilir.
Ahit inancının toplumsal ve ilahi boyutunu ayırt etmek için.
4
Sina Ahdi'nin muhtevasını ve aktörünü inceleyin.
Sina Ahdi'nin Hz. Musa liderliğinde Mısır'dan çıkış sonrası Sina'da On Emir ile yapılan antlaşma olduğu belirlenir.
Hz. Musa dönemindeki ahit sürecinin diğer ahitlerden farkını belirlemek için.

Anahtar Kavram

Yahudiliğin tarihî süreçleri, ahitleşmeleri ve temel inanç esasları
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 7722Soru

Yüce dağ başında bir derin yara,
Merhem kâr eylemez bendeki zara,
Dostun sitemleri döndürdü hara,
Yine sığmaz oldum koca dünyaya.

Bu dörtlükle ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Dize sonlarında ek hâlinde redife yer verilmiş, köklerde ise tam kafiye kullanılmıştır.

Cevap

Dize sonlarında ek hâlinde redife yer verilmiş, köklerde ise tam kafiye kullanılmıştır ifadesi söylenemez çünkü şiirde redif bulunmamakta, '-ara' sesleriyle zengin kafiye yapılmaktadır.
Dize sonlarındaki 'yara', 'zara' ve 'hara' kelimeleri incelendiğinde; 'yara' kelimesinin kök hâlinde olduğu, 'zara' (zar-a) ve 'hara' (har-a) kelimelerinin ise yönelme durum eki (-a) aldığı görülür. Bir kelimenin kökündeki ses ile diğer kelimelerdeki ekler arasında redif ilişkisi kurulamayacağı için dize sonlarında redif yoktur. Ortak olan '-ara' sesleri üç ses benzerliğine dayandığı için zengin kafiyedir. Dolayısıyla ilk üç dizede ek hâlinde redif ve tam kafiye kullanıldığını öne süren ifade yanlıştır ve söylenemez.

Adım Adım Çözüm

1
Dizelerin hece sayılarını ve duraklarını saymak.
Tüm dizelerin 11 heceli olduğu ve duraklarının 6+56+5 şeklinde (Yüce dağ başında / bir derin yara) bölündüğü görülmüştür.
Ölçü ve durak düzenini belirlemek.
2
Dize sonlarındaki kelimelerin ek ve kök tahlilini yapmak.
'yara' kelimesinin kök hâlinde olduğu, 'zara' (zar-a) ve 'hara' (har-a) kelimelerinin ise yönelme durum eki (-a) aldığı belirlenmiştir.
Seslerin görevdaş olup olmadığını denetleyerek redif varlığını saptamak.
3
Kafiye türünü ve şemasını belirlemek.
'yara' kelimesindeki '-a' sesi köke ait olduğundan diğer kelimelerdeki yönelme ekiyle görevdaş değildir, bu yüzden redif yoktur. Ortak olan '-ara' sesleri zengin kafiyeyi oluşturur. Şema ise 'aaab' (düz kafiye) şeklindedir.
Seçeneklerdeki ahenk unsurları iddialarını doğrulamak.

Anahtar Kavram

Şiirde kafiye ve redif tahlili yaparken kelimelerin ek ve kök yapılarının, eklerin görev ve anlam yönünden özdeşliğinin kontrol edilmesi gerekir.
Soru 7723Soru

Modern dönemde bireysel ve toplumsal yaşamın tanzim edilmesinde ortaya çıkan felsefi yönelimlerden biri olan sekülerizm; dinin, toplumsal kurumlar ve bireysel davranış kalıpları üzerindeki yaptırım gücünü kaybetmesini ve yaşamın dünyevi unsurlara göre şekillenmesini savunur. Bu yönelim, teolojik ve metafizik kabullerin kamusal alanda referans olmaktan çıkarılmasını hedeflerken, ahlakın ve toplumsal normların kaynağını da bu doğrultuda yeniden yorumlar.

Buna göre sekülerizm ile ilgili;

I. Dinî kurumların ve dinî değerlerin, siyaset, hukuk ve eğitim gibi toplumsal alanlardan bağımsızlaşmasını öngörür.
II. Varlığın ve bilginin yegane ölçütü olarak olguları görerek metafizik düşünceyi ve dinî inançları tümüyle anlamsız kabul eder.
III. Değerlerin ve ahlak ilkelerinin kaynağını ilahi iradeden bağımsızlaştırarak rasyonel ve dünyevi temellere dayandırır.

yargılarından hangileri sekülerizmin temel nitelikleri arasında yer alır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: I ve III

Cevap

Dinî kurumların ve değerlerin toplumsal alanlardan bağımsızlaşmasını savunan birinci yargı ile ahlakın kaynağını rasyonel ve dünyevi temellere dayandıran üçüncü yargı sekülerizmin temel niteliklerindendir.
Doğru olan seçenek birinci ve üçüncü yargıları içeren seçenektir. Sekülerizm, toplumsal alanların dinî otoriteden bağımsızlaşmasını ve ahlakın rasyonel/dünyevi temellere dayandırılmasını savunur.

Adım Adım Çözüm

1
Birinci öncülün sekülerizm ile ilişkisinin incelenmesi.
Sekülerizm, dinî kurum ve değerlerin siyaset, hukuk, eğitim gibi kamusal alanlardan ayrışmasını savunduğu için birinci öncül doğrudur.
Sekülerizmin en temel kurumsal tanımı dünyevileşme ve din-devlet/din-toplum işlerinin ayrılmasıdır.
2
İkinci öncülün sekülerizm ile ilişkisinin incelenmesi.
Varlığı ve bilgiyi olgulara indirgeyip metafiziği tümüyle anlamsız gören yaklaşım sekülerizm değil, pozitivizmdir. Dolayısıyla ikinci öncül yanlıştır.
Pozitivizm bilgi kuramsal (epistemolojik) bir teori iken, sekülerizm pratik ve sosyo-politik bir yönelimdir.
3
Üçüncü öncülün sekülerizm ile ilişkisinin incelenmesi.
Sekülerizm, ahlakı dinî otoriteden bağımsızlaştırarak insan aklı ve toplumsal fayda gibi dünyevi temellere dayandırdığı için üçüncü öncül doğrudur.
Seküler ahlak teorileri, ahlakın rasyonel ve seküler olarak temellendirilebileceğini iddia eder.

Anahtar Kavram

Sekülerizm kavramının kurumsal, toplumsal ve ahlaki boyutları ile pozitivizmden farkı
Soru 7724Soru

İslam hukukunda mükelleflerin yükümlülüklerini ve davranışlarının dini hükümlerini ifade eden ef'al-i mükellefin; hitabın bağlayıcılık derecesine, delilin kesinliğine ve eylemin terk edilmesi halinde ortaya çıkan sonuçlara göre sınıflandırılır. Örneğin, yapılması kesin ve bağlayıcı bir delille emredilen eylemler 'farz' olarak adlandırılırken; yapılması istenmekle birlikte farz kadar kesin olmayan hükümler 'vacip' kapsamında değerlendirilir. Eylemlerin terk edilmesi durumunda ise kınanma (levm) veya uhrevi ceza (ikab) gibi farklı sonuçlar öngörülmüştür.

Buna göre ef'al-i mükellefin ile ilgili,

I. Sünnet-i müekked olan bir davranışın mazeretsiz olarak sürekli terk edilmesi, uhrevi bir azaba yol açmasa da kınanmaya (levm) sebep olur.
II. Farz-ı kifaye kapsamındaki bir ibadet, toplumun bir kesimi tarafından yerine getirildiğinde diğer mükelleflerden sorumluluk düşer; ancak hiç kimse yapmazsa tüm toplum günahkar olur.
III. Tenzihen mekruh olarak nitelendirilen bir eylemin yapılması dinen kesin olarak yasaklanmamıştır ancak bu eylemin terk edilmesi mükellefe herhangi bir sevap kazandırmaz.

değerlendirmelerinden hangileri doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: I ve II

Cevap

Birinci ve ikinci öncülleri içeren ifade doğrudur.
Birinci ve ikinci öncüllerde verilen ifadeler doğrudur. Sünnet-i müekked, Hz. Peygamber'in farz ve vacip dışında devamlı yaptığı eylemlerdir ve mazeretsiz olarak sürekli terk edilmesi kınanmaya (levm) yol açar. Farz-ı kifaye ise Müslümanların bir kısmının yapmasıyla diğerlerinden sorumluluğun düştüğü, ancak kimse yapmazsa tüm toplumun günahkar olduğu ibadetlerdir. Üçüncü öncülde ise tenzihen mekruhun terk edilmesinin sevap kazandırmayacağı söylenmiştir ancak mekruh bir davranışın Allah rızası için terk edilmesi sevap kazandırır, bu nedenle üçüncü öncül yanlıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Sünnet-i müekked kavramının hükmünü ve terk edilmesinin sonucunu analiz etmek.
Sünnet-i müekkedin mazeretsiz terk edilmesi günah sayılmasa da kınanmayı (levm) gerektirir. Birinci öncül doğrudur.
Sünnet-i müekkedin terk edilmesinin dini/ahlaki boyutunu belirlemek için.
2
Farz-ı kifaye kavramının toplumsal ve bireysel sorumluluk boyutunu incelemek.
Farz-ı kifaye, bir grup tarafından yapıldığında diğerlerinden sorumluluğu kaldırır; hiç kimse yapmazsa tüm toplum günahkar olur. İkinci öncül doğrudur.
Toplumsal yükümlülüklerin bireysel sorumluluk üzerindeki etkisini belirlemek için.
3
Tenzihen mekruh kavramının terk edilmesi durumundaki sevap durumunu değerlendirmek.
Tenzihen mekruhu terk etmek ibadet/sevap kazandırır. Üçüncü öncülde belirtilen 'herhangi bir sevap kazandırmaz' ifadesi yanlıştır.
Mekruh davranışların yapılmaması durumunda elde edilecek dini kazanımı belirlemek için.

Anahtar Kavram

Ef'al-i Mükellefin Hükümleri ve Sonuçları
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 7725Soru

Kur'an-ı Kerim'de inanç ve ibadet esasları genel ilkeler halinde sunulmuş, bazı kavramların veya hükümlerin detayları ise açıklanmamıştır. Örneğin Bakara suresinin 238. ayetinde geçen "orta namaz" ifadesinin hangi namaza karşılık geldiği ayette açıkça belirtilmemiştir. Ashabın bu konudaki sorusu üzerine Hz. Peygamber, bu namazın "ikindi namazı" olduğunu belirterek ayetteki kapalı noktayı açıklamıştır.

Buna göre Hz. Peygamber’in gerçekleştirdiği bu açıklama faaliyeti, onun aşağıdaki peygamberlik görevlerinden hangisiyle doğrudan ilgilidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Tebyin

Cevap

Tebyin
Tebyin, kelime anlamı olarak açıklamak ve beyan etmek demektir. Dinî bir terim olarak ise Hz. Peygamber'in, Kur'an'daki kapalı (mücmel/mübhem) ayetleri, anlaşılması zor ifadeleri açıklaması ve detaylandırmasıdır. Sorudaki örnekte de 'orta namaz' ifadesinin ikindi namazı olarak açıklanması doğrudan tebyin görevi kapsamına girmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Metinde verilen örneği incelemek
Ayette geçen 'orta namaz' ifadesinin Hz. Peygamber tarafından 'ikindi namazı' olarak açıklanması durumu tespit edilir.
Soruda bahsedilen peygamberlik görevinin niteliğini belirlemek için.
2
Açıklama faaliyetinin dinî terim karşılığını belirlemek
Kur'an'daki kapalı ifadeleri açıklama ve detaylandırma görevinin 'tebyin' olduğu belirlenir.
Hz. Muhammed'in peygamberlik görevlerinin tanımlarını hatırlayıp metindeki eylemle eşleştirmek için.
3
Diğer kavramların elenmesi
Tebliğ (duyurma), teşri (hüküm koyma) ve temsil (örnek olma) görevlerinin bu açıklama eylemini doğrudan karşılamadığı görülür ve doğru cevap olarak tebyin seçilir.
Seçeneklerin doğruluğunu teyit etmek için.

Anahtar Kavram

Hz. Muhammed'in Kur'an'ı açıklama (tebyin) görevi
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 7726Soru

Kutadgu Bilig, Yusuf Has Hacib tarafından 11. yüzyılda kaleme alınmış; birey, toplum ve devlet yönetimi arasındaki ilişkileri alegorik şahsiyetler üzerinden ele alan didaktik bir siyasetnamedir. Eserdeki dört ana karakter, devlet mekanizmasındaki belirli makamları ve soyut değerleri sembolize etmektedir.

Buna göre, sol sütunda verilen Kutadgu Bilig karakterlerini, sağ sütundaki işlevsel ve sembolik açıklamalarıyla e��leştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Kün Togdı
Ay Togdı
Ögdülmiş
Odgurmış

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Kün Togdı adaleti temsil eden birinci açıklamayla, Ay Togdı saadeti temsil eden ikinci açıklamayla, Ögdülmiş aklı temsil eden üçüncü açıklamayla ve Odgurmış hayatın sonunu temsil eden dördüncü açıklamayla eşleşmelidir.
Kutadgu Bilig'deki dört temel şahsiyetin temsil ettiği soyut kavramlar ve işlevleri şöyledir: Kün Togdı adaleti, Ay Togdı devleti/saadeti, Ögdülmiş aklı, Odgurmış ise akıbeti (hayatın sonunu) simgeler. Açıklamalarda bu karakterlerin eserdeki rolleri ve temsil ettikleri değerler doğru bir biçimde ilişkilendirilmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Kün Togdı karakterinin eserdeki sembolik rolünü belirleme.
Kün Togdı, hükümdardır ve adaleti (köni törü) simgeler.
Kün Togdı adaleti ve yasayı temsil eden birinci açıklamayla eşleşir.
2
Ay Togdı karakterinin sembolik rolünü belirleme.
Ay Togdı, vezirdir ve kut (saadet/devlet) kavramını simgeler. Kut'un geçiciliği ayın döngüsüne benzetilir.
Ay Togdı, mutluluk ve ikbali simgeleyen ikinci açıklamayla eşleşir.
3
Ögdülmiş karakterinin sembolik rolünü belirleme.
Ögdülmiş, vezirin oğlu olup aklı (ukuş) simgeler.
Ögdülmiş, aklı ve bilimi temsil eden ve babasının ölümünden sonra danışmanlık yapan üçüncü açıklamayla eşleşir.
4
Odgurmış karakterinin sembolik rolünü belirleme.
Odgurmış, vezirin akrabasıdır ve akıbeti (hayatın sonunu/kanaati) simgeler.
Odgurmış, inzivaya çekilen derviş tipini simgeleyen dördüncü açıklamayla eşleşir.

Anahtar Kavram

Kutadgu Bilig'deki alegorik karakterler ve temsil ettikleri kavramlar
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 7727Soru

Yahudilikte kutsal metinler yazılı ve sözlü olmak üzere iki ana gruba ayrılır. Yazılı gelenek; Tora (Yasa), Neviim (Peygamberler) ve Ketuvim (Kitaplar) olmak üzere üç bölümden oluşur ve Yahudi kutsal kitabının bütünü ifade eden ortak bir isimle anılır. Sözlü gelenek ise yazılı kanunun yorumlanması ve açıklanması amacıyla yüzyıllar boyunca sözlü olarak aktarıldıktan sonra yazıya geçirilmiş derlemelerdir. Yahudiliğin inanç, ibadet ve ahlak esaslarının pratik hayattaki uygulamaları büyük ölçüde bu sözlü geleneğin en önemli eseri üzerinden şekillenir.

Bu metinden hareketle, Yahudilikteki yazılı ve sözlü kutsal metin geleneklerini sırasıyla temsil eden temel kavramlar aşağıdakilerin hangisinde doğru verilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Tanah - Talmud

Cevap

Tanah - Talmud
Yahudilikte kutsal kitapların yazılı olanına (Tevrat/Tora, Neviim ve Ketuvim'in birleşimiyle) Tanah adı verilirken, bu yasaların pratik hayattaki yorumlarını barındıran sözlü geleneğin derlenmesiyle oluşan külliyata Talmud denmektedir. Dolayısıyla 'Tanah - Talmud' ikilisi tanıma tam olarak uymaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Metinde bahsedilen yazılı gelenek kavramını belirlemek.
Tora, Neviim ve Ketuvim bölümlerinden oluşan ve Yahudi kutsal metinlerinin tamamını (yazılı külliyatı) ifade eden ortak isminin 'Tanah' (T-N-K) olduğu tespit edilir.
Soruda ilk sırada yazılı geleneği temsil eden kavram sorulmaktadır.
2
Metinde bahsedilen sözlü gelenek kavramını belirlemek.
Yahudilikte yazılı kanunun yorumlanması ve açıklanmasıyla oluşan sözlü geleneğin yazıya geçirilmiş haline 'Talmud' denildiği tespit edilir.
Soruda ikinci sırada sözlü geleneği temsil eden kavram sorulmaktadır.
3
Elde edilen kavramları seçeneklerde sırasıyla aramak.
Doğru ikilinin 'Tanah - Talmud' olduğu belirlenir.
Her iki kavramın doğru sırada verildiği seçeneğe ulaşmak için.

Anahtar Kavram

Yahudiliğin kutsal metinleri (yazılı ve sözlü gelenek)
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 7728Soru

İnsanlar evreninde (EE) tanımlanan;

F(x)F(x): "xx filozoftur."

T(x)T(x): "xx felsefe tarihçisidir."

yüklemleri verilmiştir.

Buna göre, "Her felsefe tarihçisi filozoftur fakat bazı filozoflar felsefe tarihçisi değildir." önermesinin yüklemler mantığındaki doğru sembolik karşılığı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: x(T(x)F(x))x(F(x)T(x))\forall x (T(x) \rightarrow F(x)) \wedge \exists x (F(x) \wedge \sim T(x))

Cevap

Her felsefe tarihçisi filozoftur fakat bazı filozoflar felsefe tarihçisi değildir önermesinin doğru sembolleştirilmiş hali, tümel niceleyici için koşul ekleminin, tikel niceleyici için ise tümel evetleme ekleminin kullanıldığı ve bu iki ifadenin t��mel evetleme ile bağlandığı formüldür.
Doğru sembolleştirilmiş ifadede, "Her felsefe tarihçisi filozoftur" kısmı tümel niceleyici (\forall) ve koşul (\rightarrow) eklemiyle kurulmuş, "bazı filozoflar felsefe tarihçisi değildir" kısmı ise tikel niceleyici (\exists) ve tümel evetleme (\wedge) ekleminin değillemeyle (\sim) birleşimiyle kurulmuştur. Bu iki bileşeni bağlayan 'fakat' bağlacı da tümel evetleme (\wedge) eklemiyle ifade edilerek doğru formüle ulaşılmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
İlk bileşen olan "Her felsefe tarihçisi filozoftur" ifadesini sembolleştirin.
x(T(x)F(x))\forall x (T(x) \rightarrow F(x))
Tümel niceleme içeren genel önermeler ('her', 'tüm') yüklemler mantığında koşul (ise - \rightarrow) eklemiyle sembolleştirilir.
2
İkinci bileşen olan "bazı filozoflar felsefe tarihçisi değildir" ifadesini sembolleştirin.
x(F(x)T(x))\exists x (F(x) \wedge \sim T(x))
Tikel niceleme içeren tikel önermeler ('bazı', 'en az bir') yüklemler mantığında tümel evetleme (ve - \wedge) eklemiyle sembolleştirilir. Değilleme içeren yüklem ise T(x)\sim T(x) olarak ifade edilir.
3
İki ana bileşeni birleştiren "fakat" ekleminin mantıksal karşılığını belirleyin.
Tümel evetleme eklemi (\wedge)
"Fakat", "ama", "ve" gibi bağlaçlar mantıksal olarak iki önermenin aynı anda doğru olduğunu bildirdiği için tümel evetleme ile sembolleştirilir.
4
Elde edilen tüm bileşenleri bir araya getirin.
x(T(x)F(x))x(F(x)T(x))\forall x (T(x) \rightarrow F(x)) \wedge \exists x (F(x) \wedge \sim T(x))
İki ayrı niceleyici içeren ifadenin tam sembolik karşılığı elde edilmiş olur.

Anahtar Kavram

Yüklemler mantığında tümel niceleyicinin koşul eklemiyle (ise), tikel niceleyicinin ise tümel evetleme eklemiyle (ve) birlikte sembolleştirilmesi kuralı.
Soru 7729Soru

Klasik mantıkta tek bir yargı bildiren önermeler basit, birden fazla yargı bildiren önermeler ise bileşik önerme olarak tanımlanır. Bir önermede "ve" veya "ile" bağlacının bulunması, o önermenin her zaman bileşik yapıda olduğunu göstermez. Eğer bağlaç, iki ayrı özneyi tek bir yüklemde veya iki ayrı yüklemi tek bir özne altında iki farklı yargı oluşturacak şekilde bağlıyorsa önerme bileşiktir. Ancak bağlaç, özneler arasında bölünemez bir ilişki kurarak tek bir yargı bildiriyorsa önerme basittir.

Buna göre, aşağıdaki önermelerden hangisi yapısı bakımından basit bir önermedir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Farabi ile İbn Sina çağdaş düşünürlerdir.

Cevap

Farabi ile İbn Sina çağdaş düşünürlerdir.
Farabi ile İbn Sina'nın çağdaş olması önermesi, iki filozof arasındaki tarihsel bir ilişkiyi ifade eder. Bu önerme "Farabi çağdaştır" ve "İbn Sina çağdaştır" şeklinde iki bağımsız yargıya bölünemez; çünkü çağdaşlık ancak iki veya daha fazla unsur arasında kurulabilecek tek bir bağıntısal yargıyı dile getirir. Dolayısıyla tek bir yargı bildirdiği için yapısı bakımından basit bir önermedir.

Adım Adım Çözüm

1
Önermelerin yapısını belirlemek için içerdikleri yargı sayılarını incelemek.
Bağlaç içeren önermelerin bağımsız yargılara bölünüp bölünemediği test edilir.
Bileşik önermeler birden fazla bağımsız yargıya ayrılabilirken, basit önermeler tek bir yargı bildirir ve bölünemez.
2
Seçeneklerdeki önermeleri tek tek analiz etmek.
Sistemci filozof olmak, bilgi teorisi üzerine çalışmak, varoluşçu edebiyatçı olmak ve empirist olmak özellikleri öznelerin her biri için ayrı ayrı doğrulanabilir ve iki farklı yargı oluşturur. Ancak çağdaş olmak (aynı dönemde yaşamak) karşılıklı bir ilişkidir.
Karşılıklı ilişki bildiren ifadeler özneler arasında bir bağıntı kurarak tek bir yargı oluşturur.
3
Yapısı bakımından basit olan seçeneği belirlemek.
Farabi ile İbn Sina'nın çağdaş olması tek bir yargı bildirir ve önerme basittir.
Bu önerme iki ayrı yargıya ayrıştırılamadığı için tanım gereği basit önerme sınıfına girer.

Anahtar Kavram

Basit ve Bileşik Önerme Ayrımı
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 7730Soru

İslam'ın inanç, ibadet ve ahlak bütünlüğünün kavranmasında Kur'an-ı Kerim'in temel kavramları merkezi bir role sahiptir. Bu bağlamda, 'hidayet' ve 'ihsan' kavramlarının kapsamına ve aralarındaki ilişkiye dair:

I. Hidayet, bireyin ilahi kılavuzlukla doğru yolu bulup batıldan uzaklaşmasını; ihsan ise bu doğru yoldaki eylemlerini Allah'ın kendisini her an izlediği bilinciyle, en güzel şekilde yerine getirmesini ifade eder.
II. İhsan, yalnızca ibadetlerin zahiri (şekilsel) şartlarını yerine getirmekle sınırlı bir kavram iken; hidayet, bu ibadetlerin kabulü için gereken batıni (niyet) şartları belirler.
III. Kulun yaşamında ihsan bilincini (murakabe halini) yerleştirmesi, onun hidayet üzere kalmasını destekler ve doğru yoldaki kararlılığını pekiştirir.

Yukarıdaki ifadelerden hangileri doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: I ve III

Cevap

Birinci ve üçüncü ifadeler doğrudur.
Hidayet, kulun ilahi rehberlikle doğru yolu bulmasını temsil ederken; ihsan, Cibril hadisinde de belirtildiği üzere, Allah'ı görüyormuş gibi ibadet ederek bu yoldaki amelleri en üstün ahlaki seviyeye taşımaktır. Bu nedenle birinci ifade doğrudur. Kulun sürekli Allah'ın huzurunda olduğu bilinciyle yaşaması (ihsan/murakabe), onun hidayet üzere sabit kalmasını sağlar ve sırat-ı müstakimden sapmasını engeller. Bu yüzden üçüncü ifade de doğrudur. İkinci ifade ise yanlıştır çünkü ihsan ibadetin şekilsel değil, manevi ve batıni boyutunu ifade eder.

Adım Adım Çözüm

1
Birinci ifadedeki hidayet ve ihsan kavramlarının tanımlarını ve kapsamlarını analiz etmek.
Hidayet doğru yola yönelmek, ihsan ise kulluğu Allah'ı görüyormuş gibi ihlasla yapmaktır. Dolayısıyla birinci ifade doğrudur.
Kavramların terim anlamlarının metindeki doğruluğunu belirlemek.
2
İkinci ifadedeki ihsanın sınırlandırılmasını ve hidayetle ilişkisini değerlendirmek.
İhsan ibadetin zahiri şartı değil, batıni/derinlik boyutudur. Bu nedenle ikinci ifade yanlıştır.
İhsanın özündeki manevi/murakabe bilincini ve ibadetle ilişkisini tespit etmek.
3
Üçüncü ifadedeki ihsan bilincinin hidayette kalmaya olan etkisini incelemek.
Kulun her an ilahi denetime (murakabeye) açık olduğunu bilmesi (ihsan), onun doğru yolda (hidayet) kararlı kalmasını sağlar. Dolayısıyla üçüncü ifade doğrudur.
Kavramlar arasındaki nedensellik ilişkisini kurmak.
4
Doğru olan yargıları tespit ederek nihai sonuca ulaşmak.
Birinci ve üçüncü ifadelerin doğru olduğu sonucuna varılır.
Doğru yargıların kombinasyonunu belirleyip cevabı netleştirmek.

Anahtar Kavram

Hidayet ve ihsan kavramlarının Kur'an'daki ve sünnetteki terim anlamları ile aralarındaki manevi ilişki
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 7731Soru

İslamiyet öncesi Türk edebiyatı sözlü dönemine ait aşağıdaki kavramları, bu kavramların temel özellikleri ve edebiyat tarihindeki işlevleriyle doğru bir şekilde eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Koşuk
Sagu
Sav
Yuğ

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Koşuk terimi şölenlerde söylenen lirik şiirlerle; sagu cenaze törenlerinde okunan yas şiirleriyle; sav atasözü niteliğindeki özlü ifadelerle; yuğ ise bu törenlerin kendisiyle eşleşir.
Koşuk; aşk ve doğa konulu lirik şiirlerle eşleşir. Sagu; ölen birinin ardından duyulan acıyı işleyen şiirlerle eşleşir. Sav; atasözü niteliğindeki özlü sözlerle eşleşir. Yuğ; cenaze töreninin kendisiyle eşleşir.

Adım Adım Çözüm

1
Koşuk kavramının özelliklerinin tespiti
Koşuk lirik konuları işler, kopuz eşliğinde söylenir ve koşmanın kökenidir. Bu özellikler ilk tanımda yer almaktadır.
Dönemin şiir türlerini içerik ve icra ortamına göre ayırt etmek amacıyla bu adım gerçekleştirilir.
2
Sagu kavramının işlevinin tespiti
Sagu ölüm temasını işler ve ağıt türünün temelidir. Bu özellikler ikinci tanımda verilmiştir.
Ölüm törenleri bağlamında söylenen şiir türünün doğru belirlenmesi gerekir.
3
Sav kavramının niteliğinin tespiti
Sav atasözüdür, tecrübe aktarır. Bu nitelikler üçüncü tanımda ifade edilmiştir.
Nesirleşmiş özlü sözlerin şiirsel türlerden ayrılması gereklidir.
4
Yuğ kavramının bağlamının tespiti
Yuğ edebi bir ürün değil, yas töreninin genel adıdır. Bu tanım dördüncü maddede yer alır.
Tören adının edebi ürün adlarından ayırt edilmesi hedeflenir.

Anahtar Kavram

Sözlü Dönem ve Ürünleri (Sav, Sagu, Koşuk, Yuğ)
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 7732Soru

Padişah, Tahir’in Zühre’ye olan aşkını öğrenince çok öfkelendi ve Tahir’i Mardin Kalesi’ne sürgün etti. Tahir orada gece gündüz Zühre’nin hasretiyle yanıp tutuştu. Sonunda dayanamayıp sazını eline aldı, tellere vurup şöyle seslendi:

Mardin Kalesi’nde melil mahzunum
Zühre’m senin için deli mecnunum
Eğer ecelim gelip de ölürsem
Kabrime gel, sana kurban olayım

Bu sözlerden sonra Tahir yine gözyaşları içinde sazını bir kenara bıraktı ve Zühre'ye ulaştırması için rüzgâra selam söyledi.

Bu parçanın biçim ve içerik özellikleri dikkate alındığında, ait olduğu anlatı türüyle ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Masal türünde olduğu gibi zaman ve mekân tamamen belirsiz olup olağanüstü olaylar bütünüyle hayalî bir evrende geçer.

Cevap

Masal türünde olduğu gibi zaman ve mekân tamamen belirsiz olup olağanüstü olaylar bütünüyle hayalî bir evrende geçer yargısı halk hikâyeleri için söylenemez.
Halk hikâyelerinde olayların geçtiği zaman ve mekân tamamen belirsiz ve hayalî değildir; aksine Mardin Kalesi örneğinde görüldüğü gibi gerçekçi mekânlar kullanılır. Bu durum, zaman ve mekânın bütünüyle belirsiz ve hayalî olduğunu savunan yargıyı geçersiz kılar.

Adım Adım Çözüm

1
Parçanın yapı ve içerik yönünden incelenmesi
Metnin nazım-nesir karışık olduğu ve Tahir ile Zühre halk hikâyesinden alındığı belirlenir.
Halk anlatısının türünü doğru tespit edebilmek amacıyla bu inceleme yapılır.
2
Halk hikâyelerinin genel özelliklerinin sorgulanması
Türün; sözlü gelenek ürünü olması, saz eşliğinde anlatılması ve destan-hikâye geçişini sağlaması gibi özelliklerinin doğrulanması sağlanır.
Seçeneklerdeki doğru bilgileri eleyerek yanlış olanı bulmak hedeflenir.
3
Masal ile halk hikâyesinin mekân/zaman yönünden karşılaştırılması
Halk hikâyelerinde mekânın (Mardin Kalesi gibi) gerçekçi olduğu, masallardaki gibi tamamen belirsiz ve düşsel olmadığı tespit edilir.
Söylenemeyecek olan yanlış yargıyı ortaya çıkarmak için bu karşılaştırma yapılır.

Anahtar Kavram

Halk hikâyelerinin genel özellikleri ve masal/destan gibi diğer halk anlatısı türlerinden ayrılan yönleri
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 7733Soru

Sembolik mantıkta çözümleyici çizelge (ağaç) yöntemiyle denetleme yapılırken işlem adımlarının doğru sırayla atılması ve kuralların doğru uygulanması hayati önem taşır. Bu bağlamda, alt alta yazma kuralı gerektiren önermelere çatal açma kuralından önce öncelik verilir.

Buna göre, (pq)(rs)(p \rightarrow q) \land \sim(r \rightarrow s) önermesinin çözümleyici çizelge ile denetlenmesi sürecinde atılacak adımlar ve kuralların uygulanış sırası hakkında aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Ana eklem olan tümel evetleme (\land) alt alta yazma kuralıyla çözümlendikten sonra, öncelik kuralı gereği (rs)\sim(r \rightarrow s) önermesine alt alta yazma kuralı uygulanır.

Cevap

Ana eklem olan tümel evetleme (\land) alt alta yazma kuralıyla çözümlendikten sonra, öncelik kuralı gereği değillenmiş koşul önermesine alt alta yazma kuralı uygulanmalıdır.
Soruda verilen (pq)(rs)(p \rightarrow q) \land \sim(r \rightarrow s) önermesinin ana eklemi tümel evetleme (\land) eklemidir ve ilk adımda alt alta yazma kuralı uygulanmalıdır. Bu işlemin ardından elde edilen bileşenlerden pqp \rightarrow q koşul önermesi olup çatal açma gerektirirken, (rs)\sim(r \rightarrow s) değillenmiş koşul önermesi olup alt alta yazma kuralını gerektirir. Çözümleyici çizelgede alt alta yazma kuralları çatal açma kurallarından önce uygulandığı için değillenmiş koşul önermesine öncelik verilerek alt alta yazma kuralı işletilir.

Adım Adım Çözüm

1
Ana eklemin çözümlenmesi
Ana eklem tümel evetleme (\land) olduğu için alt alta yazma kuralı uygulanır ve alt bileşenler olan pqp \rightarrow q ile (rs)\sim(r \rightarrow s) önermeleri alt alta yazılır.
Çözümleyici çizelgede en dıştaki (ana) eklemden başlanarak önermeler çözümlenir.
2
Uygulama önceliğinin belirlenmesi
Alt alta yazma kuralı gerektiren (rs)\sim(r \rightarrow s) önermesi, çatal açma kuralı gerektiren pqp \rightarrow q önermesinden önce çözümlenmek üzere seçilir.
İşlem kolaylığı sağlamak ve dallanmayı azaltmak amacıyla alt alta yazma kuralları, çatal açma kurallarına göre önceliklidir.
3
Değillenmiş koşul önermesinin çözümlenmesi
(rs)\sim(r \rightarrow s) önermesine alt alta yazma kuralı uygulanarak rr ve s\sim s önermeleri alt alta listelenir.
Değillenmiş koşul önermesinin [(AB)\sim(A \rightarrow B)] çözümleme kuralı, öncülün kendisini (AA) ve ardılın değillemesini (B\sim B) alt alta yazmayı gerektirir.
4
Koşul önermesinin çözümlenmesi
pqp \rightarrow q önermesine çatal açma kuralı uygulanarak yol ikiye ayrılır; sol dala p\sim p, sağ dala ise qq yazılır.
Koşul önermesinin [\AB\A \rightarrow B] çözümleme kuralı, öncülün değillemesini (A\sim A) ve ardılın kendisini (BB) çatal açarak yazmayı gerektirir.

Anahtar Kavram

Çözümleyici çizelgede kural uygulama önceliği ve eklem kuralları
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 7734Soru

Bir maden kasabasında maden işçisi bir babanın çocuğu olan Kerem, okulda aldığı nitelikli akademik eğitim ve kazandığı çalışma disiplini sayesinde üniversite sınavında üstün başarı göstererek tıp fakültesini kazanmıştır. Kerem'in bu süreçte sadece mesleki bilgi edinmekle kalmayıp, okulun tiyatro kulübünde farklı sosyo-ekonomik çevrelerden gelen akranlarıyla dostluklar kurduğu ve gelecekteki mesleki ağının (network) temelini attığı gözlenmiştir.

Bu parçaya göre eğitim kurumunun işlevleri ve toplumsal yapı ile ilişkisi hakkında aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Okul ortamında farklı çevrelerden arkadaşlıklar edinilmesi ve sosyal sermaye kazanılması, eğitimin açık işlevleri kapsamındadır.

Cevap

Okul ortamında farklı çevrelerden arkadaşlıklar edinilmesi ve sosyal sermaye kazanılması, eğitimin açık işlevleri kapsamındadır.
Okul ortamında arkadaşlıklar kurulması, evlilik veya iş ilişkileri için sosyal ağlar (sosyal sermaye) edinilmesi eğitimin önceden planlanmış resmi amaçları (açık işlevleri) arasında değil, süreç içinde kendiliğinden gelişen gizli (yan) işlevleri arasında yer alır. Bu nedenle dostluklar kurmanın açık işlev kapsamında olduğunu savunan ifade söylenemez ve yanlıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Paragraftaki bilgileri analiz etme
Kerem'in okulda mesleki/akademik eğitim alarak tıp kazanması ve tiyatro kulübünde sosyal ilişkiler kurarak network edinmesi belirlendi.
Soruda geçen olguların eğitim sosyolojisi kavramlarıyla eşleştirilmesi gerekir.
2
Eğitimin açık ve gizli işlevlerini ayırt etme
Akademik eğitim ve meslek kazandırma eğitimin bilinen, resmi hedefleri olan 'açık işlevler' iken; arkadaşlık kurma, sosyal çevre edinme gibi durumlar plansız gerçekleşen 'gizli işlevler' (sosyal sermaye kazanımı) olarak belirlendi.
Eğitimin açık ve gizli işlevleri arasındaki farkı ortaya koyarak yanlış olan seçeneği tespit etmek gerekir.
3
Toplumsal hareketlilik ve meritokrasi kavramlarını değerlendirme
Kerem'in işçi ailesinden doktorluğa geçmesi 'dikey toplumsal hareketlilik' ve liyakate dayalı yükselme olan 'meritokrasi' kavramlarıyla örtüşmektedir.
Diğer seçeneklerde geçen tabakalaşma ve hareketlilik iddialarının doğruluğunu test etmek gerekir.

Anahtar Kavram

Eğitimin açık (istendik) ve gizli (yan) işlevleri arasındaki ayrım ile eğitimin toplumsal hareketlilikteki rolü.
Soru 7735Soru

İslam inanç esasları, körü körüne bir teslimiyeti dayatmaz; aksine insanın kendi aklını ve iradesini kullanarak bu esasları benimsemesini bekler. Kur'an-ı Kerim'de sıkça geçen 'Düşünmüyor musunuz?', 'Akıl erdirmiyor musunuz?' gibi hitaplar, inancın temellendirilmesinde aklın önemini gösterir. Ancak insan aklı, metafizik aleme ait inanç esaslarını (melekler, ahiret vb.) kendi başına keşfedemeyeceği için bu esaslar ilahi vahiy (sadık haber) aracılığıyla insana bildirilir.

Bu parçadan hareketle İslam inanç esaslarının özellikleri hakkında aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Akla hitap eden ve aklı dışlamayan bir yapıya sahip olmakla birlikte, temelde vahiy kaynaklıdır.

Cevap

Akla hitap eden ve aklı dışlamayan bir yapıya sahip olmakla birlikte, temelde vahiy kaynaklıdır.
İslam inanç esaslarının akılla çelişmediğini ve aklı dışlamadığını, ancak metafizik konuları içerdiği için insan aklının sınırlarını aşarak temel kaynağının vahiy (sadık haber) olduğunu belirten ifade paragraftaki açıklamalarla doğrudan örtüşmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Paragrafta verilen bilgileri analiz etmek.
Paragrafta inanç esaslarının insanı düşünmeye sevk ettiği (akla hitap ettiği), fakat metafizik konuları barındırdığı için insan aklının tek başına yetersiz kalıp vahye (sadık haber) ihtiyaç duyduğu belirtilmiştir.
Sorunun doğru çözülebilmesi için paragrafın ana fikrinin doğru tespit edilmesi gerekir.
2
Seçenekleri paragrafta yer alan akıl ve vahiy dengesi çerçevesinde değerlendirmek.
İslam inanç esaslarının akılla çelişmediği fakat kaynağının vahiy olduğunu belirten ifadenin paragraftaki açıklamayla tam olarak örtüştüğü görülür.
İslam inanç esaslarının dogmatik olmaması ile vahiy kaynaklı olması arasındaki ilişkiyi kurmak hedeflenmiştir.

Anahtar Kavram

İslam İnanç Esaslarının Özellikleri (Dogmatik olmama, akıl-vahiy dengesi)
Soru 7736Soru

Aşağıdaki sol sütunda verilen toplumsal değişme senaryolarını, sağ sütundaki toplumsal değişme türleriyle doğru şekilde eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Bir toplumda mevcut anayasal düzen ve temel kurumlar korunarak, eğitim ve vergi gibi alanlardaki aksaklıkların yasa değişiklikleriyle iyileştirilip modernize edilmesi.
Siyasi otoritenin ve sosyo-ekonomik yapının, geniş kitlelerin katılımıyla gerçekleşen köklü ve ani bir toplumsal hareket sonucunda tamamen yıkılarak yeni bir düzenin inşa edilmesi.
Avcılık ve toplayıcılıktan yerleşik tarım hayatına geçişte olduğu gibi, toplumsal ilişkilerin ve kurumların uzun bir zaman diliminde, kendiliğinden ve aşamalı olarak farklılaşması.
Büyük ölçekli doğal afetler veya yıkıcı savaşlar sonrasında bir ülkenin sanayi tesislerinin yok olması, kurumsal yapılarının çökmesi ve toplumsal iş bölümünün geriye gitmesi.

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Mevcut yapıyı koruyarak yapılan yasal iyileştirme Reform ile; mevcut siyasi ve sosyo-ekonomik yapının kökten yıkılması Devrim ile; yavaş ve kendiliğinden gerçekleşen tarihsel dönüşüm Sosyal Evrim ile; savaş veya afet sonucu iş bölümünün ve yapıların geriye gitmesi ise Toplumsal Gerileme ile eşleşir.
Mevcut sistemi koruyarak yapılan yasal iyileştirme 'Reform' ile; mevcut siyasi ve sosyo-ekonomik yapının kökten yıkılması 'Devrim' ile; yavaş ve kendiliğinden gerçekleşen tarihsel dönüşüm 'Sosyal Evrim' ile; savaş veya afet sonucu iş bölümünün ve yapıların geriye gitmesi ise 'Toplumsal Gerileme' ile eşleşmelidir. Bu eşleştirmeler sosyolojideki temel toplumsal değişme türlerinin tanımlarıyla birebir örtüşmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Senaryolardaki değişimlerin kapsamını, hızını ve yönetim biçimini analiz etmek.
Dört farklı senaryonun toplumsal değişme hızı, kapsamı ve niteliği belirlendi.
Değişme türlerini doğru sınıflandırabilmek için öncelikle her durumun yapısal dinamiklerini ayrıştırmak gerekir.
2
Birinci senaryodaki yasal düzenlemeleri ve mevcut sistemin korunmasını değerlendirmek.
Mevcut yapının muhafaza edilerek aksaklıkların planlı şekilde giderilmesinin 'Reform' ile eşleştiği saptandı.
Reformlar, mevcut toplumsal düzenin temel taşlarını yıkmadan yapılan kısmi ve kontrollü düzeltmelerdir.
3
İkinci senaryodaki köklü ve ani dönüşümü incelemek.
Mevcut sistemin tamamen yıkılıp yerine yeni bir düzenin getirilmesinin 'Devrim' olduğu belirlendi.
Devrim (ihtilal), toplumsal yapının ve egemen güç ilişkilerinin kökten, hızlı ve çoğunlukla zorlayıcı bir şekilde değişmesidir.
4
Üçüncü senaryodaki tarihsel süreci ve dördüncü senaryodaki çöküşü analiz etmek.
Kendiliğinden gelişen yavaş değişimin 'Sosyal Evrim'; yıkım ve kurumsal gerilemenin ise 'Toplumsal Gerileme' olduğu anlaşıldı.
Evrim yavaş ve kendiliğinden gerçekleşen tarihsel bir süreci ifade ederken, gerileme sistemin geriye doğru çözülmesidir.

Anahtar Kavram

Toplumsal değişme türleri (reform, devrim, evrim, gerileme) arasındaki farklar ve bu değişmelerin niteliksel özellikleri.
Soru 7737Soru

Mekke'nin fethinden sonra Mahzumoğulları kabilesine mensup asil bir kadının hırsızlık yapması üzerine, kabilenin ileri gelenleri cezalandırılmasını engellemek amacıyla Hz. Muhammed'in (s.a.v.) çok sevdiği Üsame b. Zeyd'i aracı olarak göndermişlerdir. Üsame'nin bu talebi iletmesi üzerine Hz. Muhammed (s.a.v.) son derece öfkelenmiş ve şöyle buyurmuştur:

'Sizden önceki milletlerin yok olup gitmesinin sebebi, aralarından asil ve zengin biri hırsızlık yaptığında onu cezalandırmayıp serbest bırakmaları; zayıf ve kimsesiz biri hırsızlık yaptığında ise ona hemen cezayı uygulamalarıydı. Allah’a yemin ederim ki, hırsızlık yapan Muhammed’in kızı Fatıma bile olsaydı, onun cezasını da kesinlikle verirdim.'

Bu tarihi olay ve Hz. Muhammed'in (s.a.v.) tavrı;

I. Hukuk karşısında eşitlik ilkesinin hiçbir zümre veya soy imtiyazına feda edilemeyeceği,
II. Toplumsal düzenin ve adaletin korunmasının kişisel yakınlıklardan üstün tutulduğu,
III. Verilen hükümlerde bireysel maslahatın toplumsal maslahatın önüne geçirildiği

yargılarından hangilerini doğrudan destekler?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: I ve II

Cevap

I ve II yargılarını içeren seçenek doğrudur. Hadiste hem zümre imtiyazlarının adaleti engelleyemeyeceği hem de ailevi yakınlıkların hukukun üstünlüğünden üstün tutulamayacağı vurgulanmıştır.
Doğru seçenek 'I ve II' yargılarını içermektedir. Verilen tarihi olayda, kabilenin nüfuzlu bir üyesinin cezadan muaf tutulması isteğinin reddedilmesi kanun önünde eşitlik ilkesini, Hz. Muhammed'in kendi kızını örnek göstererek verdiği yanıt ise adalet ve toplumsal düzenin kişisel yakınlık ve ailevi bağların üstünde tutulduğunu gösterir. Üçüncü öncülde yer alan bireysel maslahatın toplumsal maslahatın önüne geçirilmesi ise İslam'ın adalet anlayışına ve olaydaki tavra tamamen aykırıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Hadisin bağlamı ve Hz. Muhammed'in adalet anlayışı çerçevesindeki önemi çözümlenir.
Peygamber'in adalet uygulamasında kabile veya sınıf ayrımı gözetmediği görülür.
Soruda verilen tarihi olayın ana fikrini kavramak.
2
Birinci öncülün doğruluğu olaydaki 'asil ve zengin biri hırsızlık yaptığında cezalandırılmaması' eleştirisi üzerinden kontrol edilir.
Hukuk önünde eşitliğin zümre veya soy imtiyazına feda edilemeyeceği yargısının doğru olduğu anlaşılır.
Toplumsal tabakalaşmanın hukukun üstünlüğünü engellememesi gerektiğini saptamak.
3
İkinci öncülün doğruluğu 'kızım Fatıma bile olsa' ifadesiyle değerlendirilir.
Kişisel ve ailevi yakınlıkların adaletin tesisi önünde bir engel olamayacağı yargısının doğru olduğu saptanır.
Akrabalık bağlarının hukuki eşitliği gölgeleyemeyeceğini ortaya koymak.
4
Üçüncü öncüldeki bireysel maslahatın öncelenmesi ifadesi değerlendirilir.
Bunun tam aksine toplumsal düzen ve adaletin bireysel çıkarların önünde olduğu saptanır ve öncül elenir.
Toplum ve birey yararı arasındaki hukuki dengeyi doğru kurmak.
5
Elde edilen sonuçlar birleştirilerek doğru öncüller belirlenir.
Doğru yargıların I ve II olduğu netleştirilir.
Nihai cevaba ulaşmak.

Anahtar Kavram

Hz. Muhammed'in adaleti ve eşitlik ilkesi
Soru 7738Soru

Aşağıdaki sol sütunda verilen şiir dizelerini, sağ sütunda verilen en belirgin edebî sanatlarla doğru şekilde eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer?
Gökyüzünün bu rengi de nereden çıktı?
Aşkın sihirli şarkısı yüzlerce dilde var
Her kalp onu kendi nağmesiyle fısıldar
Ağlarım hatıra geldikçe gülüştüklerimiz
Hani o hiç bitmeyecek sanılan günlerimiz
Sen yoksun diye bahçemde çiçekler açmıyor
Gökyüzü bile bugün yas tutuyor sanki

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Birinci dize tecahül-i arif, ikinci dize mecaz-ı mürsel, üçüncü dize tezat ve dördüncü dize hüsn-i talil sanatıyla eşleşmektedir.
Verilen dizelerdeki en belirgin edebi sanatlar sırasıyla tecahül-i arif (bilmezden gelme), mecaz-ı mürsel (ad aktarması), tezat (karşıtlık) ve hüsn-i talil (güzel nedene bağlama) şeklindedir.

Adım Adım Çözüm

1
İlk dizedeki 'suların yanması' ve 'mermerin tunca benzemesi' gibi şaşkınlık belirten ifadeleri incelemek.
Şairin gün batımı sırasındaki doğal renk değişimlerini bilmesine rağmen soru yoluyla bilmezden geldiği saptanır. Bu durum tecahül-i arif sanatını gösterir.
Tecahül-i arif, bilinen bir durumu nükte veya sanatsal etki oluşturmak amacıyla bilmezden gelme sanatıdır.
2
İkinci dizedeki 'kalp' sözcüğünün kullanım amacını ve neyi temsil ettiğini analiz etmek.
'Kalp' sözcüğüyle aslında aşkı hisseden 'insan' kastedilmiştir ve bu aktarım benzetme amacı taşımamaktadır. Bu durum mecaz-ı mürsel sanatını gösterir.
Mecaz-ı mürsel, bir sözcüğün benzetme amacı güdülmeden, parça-bütün veya iç-dış gibi ilişkilerle başka bir sözcük yerine kullanılmasıdır.
3
Üçüncü dizede yer alan 'ağlamak' ve 'gülüşmek' kelimelerinin anlamsal karşıtlığını belirlemek.
Birbirine zıt duygusal durumları temsil eden ağlamak ve gülüşmek kelimelerinin bir arada kullanılmasıyla tezat sanatı oluşturulmuştur.
Tezat, karşıt kavramların veya birbirine zıt durumların bir arada ifade edilmesi sanatıdır.
4
Dördüncü dizedeki doğa olaylarının (çiçeklerin açmaması, gökyüzünün yas tutması) gerekçesini incelemek.
Doğal durumların sevgilinin yokluğuna bağlanarak açıklandığı görülür. Bu durum hüsn-i talil sanatını gösterir.
Hüsn-i talil, bir doğa olayını ya da durumu gerçek sebebinin dışındaki şairane ve güzel bir nedene bağlama sanatıdır.

Anahtar Kavram

Edebi Sanatlar (Söz Sanatları)
Soru 7739Soru

İslam dininde bir ibadetin şekilsel kurallara uygun olarak yerine getirilmesi onun 'geçerli' (sahih) olmasını sağlarken; niyet, ihlas ve sünnete uygunluk gibi unsurlar ise ibadetin Allah katında 'makbul' (kabul edilmiş) olmasına zemin hazırlar. Fıkhi açıdan geçerli olan bir ibadet, mükellefin üzerindeki yükümlülüğü kaldırsa da ibadetin manevi karşılığını bulması ahlaki ve kalbi kabul şartlarının gerçekleşmesine ba��lıdır.

Buna göre, ibadetlerin kabul şartları ile geçerlilik şartları arasındaki ilişki göz önüne alındığında aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bir ibadetin manevi açıdan kabul edilmeyip sevaptan mahrum kalması, o ibadetin fıkhi olarak geçersiz sayılmasını ve dünyada kaza edilmesinin gerekmesini doğurmaz.

Cevap

Bir ibadetin manevi açıdan kabul edilmeyip sevaptan mahrum kalması, o ibadetin fıkhi olarak geçersiz sayılmasını ve dünyada kaza edilmesinin gerekmesini doğurmaz.
İbadetin fıkhen geçerli (sahih) olması, o ibadetin dünyadaki borcu düşürdüğünü gösterir ve kaza gerektirmez. Ancak ibadetin manevi olarak kabul edilmesi (makbul olması) ihlas, samimiyet ve niyetin temizliğine bağlıdır. Dolayısıyla, riya ile yapıldığı için kabul edilmeyen bir ibadet fıkhen geçersiz sayılmaz ve dünyada kaza edilmesi istenmez.

Adım Adım Çözüm

1
İbadetlerin geçerlilik (fıkhi) ve kabul (manevi/ahlaki) şartları arasındaki farkı belirlemek.
Fıkhi geçerlilik şekilsel kurallarla ilgiliyken, manevi kabul ihlas ve samimiyet gibi kalbi durumlarla ilgilidir.
Sorunun kökündeki ilişkiyi çözümlemek için iki temel kavram grubunu ayrıştırmak gerekir.
2
Manevi kabul şartlarının eksikliğinin dünyevi yükümlülüğe etkisini değerlendirmek.
İhlas eksikliği (riya vb.) ibadetin kabulünü engeller ancak fıkhi açıdan ibadeti geçersiz kılıp kaza yükümlülüğü getirmez.
Geçerlilik ve kabulün birbirini tamamen kapsamadığını ortaya koyarak doğru sonuca ulaşmak.

Anahtar Kavram

İbadetlerin kabul şartları ile geçerlilik (sıhhat) şartları arasındaki ilişki ve farklar.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 7740Soru

Klasik mantıkta birden fazla yargı içeren önermeler bileşik, tek bir yargı içeren önermeler ise basit önerme olarak adlandırılır. Dil bilgisel açıdan cümlede 've', 'ile' gibi bağlaçların bulunması o önermenin mutlaka bileşik olduğunu göstermez; eğer bu bağlaçlar özneler arasında çözülemez bir ilişki (ilişkisel yargı) kuruyorsa önerme yapısı bakımından basittir.

Buna göre, aşağıdaki önermelerden hangisi yapısı bakımından diğerlerinden farklıdır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Rasyonalizm ve empirizm bilginin kaynağı konusunda karşı karşıyadır.

Cevap

Rasyonalizm ve empirizm bilginin kaynağı konusunda karşı karşıyadır.
Doğru yanıt olan 'Rasyonalizm ve empirizm bilginin kaynağı konusunda karşı karşıyadır.' önermesi ilişkisel bir yargı bildirmektedir. 'Karşı karşıya olmak' eylemi tek bir özneye yüklenemez; bu durum iki özne arasındaki bir bağıntıyı ifade eder. Önerme bağımsız iki yargıya ('Rasyonalizm karşı karşıyadır' ve 'Empirizm karşı karşıyadır') bölünemediği için tek bir yargı içerir ve klasik mantıkta basit önerme olarak sınıflandırılır.

Adım Adım Çözüm

1
Önermelerin dilsel bağlaçlarını ve yargı sayılarını incelemek.
Tüm seçeneklerde özneleri bağlayan 've' bağlacı bulunmaktadır. Ancak bu bağlacın mantıksal olarak iki ayrı yargı oluşturup oluşturmadığı kontrol edilmelidir.
Klasik mantıkta biçimsel olarak bağlaç içeren her önerme bileşik değildir. Özneler arasında bölünemez bir ilişki (görelilik/ilişki) kuran önermeler basit önermedir.
2
Seçeneklerdeki önermeleri yargılarına ayrıştırmayı denemek.
Felsefe ve bilim, mantık ve matematik, etik ve estetik, fizik ve kimya ile ilgili önermeler iki ayrı bağımsız yargıya bölünebilirken; rasyonalizm ve empirizm ile ilgili önerme bölündüğünde ('Rasyonalizm karşı karşıyadır' şeklinde) anlamını yitirmekte, tek bir ilişkisel durum bildirmektedir.
İlişkisel önermeler (örneğin; karşı karşıya olmak, kardeş olmak, komşu olmak, eşit olmak) öznelerin tek başına gerçekleştiremeyeceği ortak bir ilişkiyi ifade ettiğinden tek bir yargı taşır ve basit kabul edilir.
3
Farklı olan yapıyı belirleyerek doğru seçeneği işaretlemek.
Rasyonalizm ve empirizmin bilginin kaynağı konusunda karşı karşıya olduğunu belirten önerme basit yapıda iken, diğer dört önerme bileşik yapıdadır.
Basit önermeler tek yargı bildirirken, bileşik önermeler birden fazla bağımsız yargı içerir.

Anahtar Kavram

Basit ve Bileşik Önerme Ayrımı ile İlişkisel Önermelerin Basitlik Durumu
Tahmini Süre:2m 0s
ÖncekiSayfa 387 / 437Sonraki
Tüm alıştırma soruları — YKS AYT (Alan Yeterlilik Testi) | Examkin