Endokrin Cerrahi

281 soru

Soru 101Soru →

Medüller tiroid karsinomu saptanan bir hastada, ailesel geçişli Multipl Endokrin Neoplazi Tip 2 (MEN 2) sendromu varlığını araştırmak için taranması gereken en spesifik proto-onkogen aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: RET proto-onkogeni

Cevap

RET proto-onkogeni
RET proto-onkogeni, MEN 2A, MEN 2B ve ailesel medüller tiroid karsinomunun (FMTC) patogenezinden sorumlu olan temel gendir. Medüller tiroid karsinomu tanısı alan tüm hastalarda germ-line RET mutasyonu taraması yapılması, aile üyelerinin taranması ve profilaktik cerrahi kararı açısından hayati önem taşır.

Adım Adım Çözüm

1
Medüller tiroid karsinomunun (MTK) sendromik özelliklerini hatırla.
MTK, MEN 2A ve MEN 2B sendromlarının temel bileşenidir.
Sendromun tanınması için genetik tarama gereklidir.
2
MEN 2 sendromundan sorumlu genetik mutasyonu belirle.
RET proto-onkogen mutasyonları MEN 2 vakalarının neredeyse tamamından sorumludur.
Bu mutasyon hücre içi sinyal iletiminde aktivasyona neden olur.

Anahtar Kavram

MEN 2 sendromu (2A, 2B ve FMTC) germ-line RET proto-onkogen mutasyonları ile ilişkilidir.
Tahmini Süre:45s
Soru 102Soru →

Multipl Endokrin Neoplazi Tip 11 (MENMEN 11) sendromunda en yüksek penetransla seyreden ve genellikle klinik tablonun ilk bulgusu olan endokrinopatı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Primer hiperparatiroidizm

Cevap

Primer hiperparatiroidizm
Primer hiperparatiroidizm, MENMEN 11 sendromunda en yüksek penetransla (%90\%90 - %100\%100) seyreden bileşendir. Genellikle 2020 - 2525 yaşları arasında hiperkalsemi ile ortaya çıkar ve çoğu zaman sendromun ilk klinik belirtisidir. Dört bezin de etkilendiği (multiglandüler) hiperplazi tipiktir.

Adım Adım Çözüm

1
MEN 1 (Wermer Sendromu) bileşenlerini hatırla.
MEN 1 triadını oluşturan 3P: Paratiroid, Pankreas (adacık hücreli tümörler) ve Pitüiter (hipofiz).
Sendromun hangi organları etkilediğini belirlemek ilk adımdır.
2
Bu bileşenlerin görülme sıklığını (penetrans) ve klinik ortaya çıkış sırasını karşılaştır.
Primer hiperparatiroidizm %95\%95'in üzerinde penetransa sahiptir ve genellikle ilk klinik bulgudur.
Soruda sorulan 'en yüksek penetrans' ve 'ilk bulgu' kriterlerine göre eleme yapılır.
3
MEN 2 bileşenlerini (Medüller tiroid kanseri, feokromositoma) ele.
MEN 2 bileşenlerinin MEN 1'de yer almadığını teyit et.
Yanlış sendrom bileşenlerini eleyerek doğru cevaba ulaşılır.

Anahtar Kavram

MEN 1 Sendromu Klinik Özellikleri
Tahmini Süre:45s
Soru 103Soru →

5252 yaşında erkek hasta; son 44 aydır gövde ve alt ekstremitelerde tekrarlayan, üzerinde bül ve kabuklanmaların eşlik ettiği, halka şeklinde, kaşıntılı ve ağrılı döküntüler şikayetiyle başvuruyor. Hastanın öyküsünde son zamanlarda tanı konulan hafif düzeyde diabetes mellitus ve yaklaşık 1010 kg kilo kaybı mevcuttur. Fizik muayenede perianal bölge ve bacaklarda nekrolitik migratuvar eritem ile uyumlu lezyonlar saptanıyor. Bu hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Glukagonoma

Cevap

Vakadaki klinik bulgular ve özellikle patognomonik kabul edilen nekrolitik migratuvar eritem varlığı nedeniyle en olası tanı glukagonomadır.
Glukagonoma, pankreasın alfa hücrelerinden köken alan ve glukagon salgılayan bir nöroendokrin tümördür. En karakteristik bulgusu olan nekrolitik migratuvar eritem (NME), genellikle alt ekstremitelerde ve perianal bölgede görülen, büllöz ve eritematöz bir döküntüdür. Buna sıklıkla hafif diyabet, kilo kaybı ve anemi eşlik eder.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik semptomları analiz et.
Hastada kilo kaybı, yeni başlangıçlı diyabet ve spesifik bir deri döküntüsü (nekrolitik migratuvar eritem) mevcut.
Pankreas nöroendokrin tümörleri (PNET), salgıladıkları hormonlara göre spesifik sendromlara yol açarlar.
2
Nekrolitik migratuvar eritem (NME) bulgusunun hangi tümör ile ilişkili olduğunu hatırla.
NME, glukagonoma için tanı koydurucu (patognomonik) bir deri bulgusudur.
Glukagon fazlalığı, aminoasit yıkımını artırarak deride bu karakteristik lezyonların oluşmasına neden olur.
3
Ayırıcı tanıdaki diğer seçenekleri ekarte et.
Diyabet ve kilo kaybı diğer PNET'lerde de görülebilir ancak NME sadece glukagonomada görülür.
Ayırıcı tanıda hormonlara özgü klinik triadların bilinmesi esastır.

Anahtar Kavram

Glukagonoma karakterize eden "4D" sendromu: Dermatit (NME), Diyabet, Derin ven trombozu ve Depresyon/Decline (kilo kaybı).

Daha Fazla Pratik

Glukagonoma tanısında serum glukagon düzeyinin >500>500 pg/mL olması ve tümörün lokalizasyonu için BT/MRG kullanımı önemli aşamalardır.
Tahmini Süre:50s
Soru 104Soru →

3232 yaşında kadın hasta, son 33 aydır devam eden çarpıntı, ellerde titreme ve kilo kaybı şikayetleriyle başvuruyor. Fizik muayenesinde tiroid bezi diffüz hiperplazik ve sağ lobda yaklaşık 1.81.8 cm boyutunda sert bir nodül palpe ediliyor. Laboratuvar tetkiklerinde TSHTSH: 0.0050.005 mIU/LmIU/L, sT4sT_4: 3.53.5 ng/dLng/dL, sT3sT_3: 8.28.2 pg/mLpg/mL saptanıyor. TSHTSH reseptör antikoru (TRABTRAB) pozitifliği mevcut. Tiroid sintigrafisinde bezde diffüz artmış tutulum izlenirken, sağ lobdaki nodül "soğuk" olarak raporlanıyor. Ultrasonografide bu nodülün hipoekoik, düzensiz sınırlı ve mikrokalsifikasyonlar içerdiği görülüyor. Yapılan ince iğne aspirasyon biyopsisi (I˙I˙ABİİAB) sonucu "Bethesda kategori 55: Papiller karsinom şüphesi" olarak geliyor.

Bu hasta için en uygun tedavi yaklaşımı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Antitiroid ilaç ve beta blokerlerle ötiroidi sağlandıktan sonra total tiroidektomi uygulanması

Cevap

Antitiroid ilaç ve beta blokerlerle ötiroidi sağlandıktan sonra total tiroidektomi uygulanması
Graves hastalığı olan bir hastada saptanan 'soğuk' nodüller, malignite açısından ötiroid hastalara göre daha yüksek risk taşıyabilir. Bu hastada I˙I˙ABİİAB sonucunun Bethesda 5 (Papiller karsinom şüphesi) gelmesi cerrahi endikasyon oluşturmaktadır. Graves hastalığının cerrahi tedavisinde hem hipertiroidinin nüksünü önlemek hem de olası maligniteyi tam tedavi etmek için altın standart yöntem total tiroidektomidir. Cerrahi işlem öncesinde hastanın antitiroid ilaçlarla ötiroid duruma getirilmesi, perioperatif mortalite ve morbiditeyi azaltmak için zorunludur.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın hipertiroidi ve eşlik eden nodül durumunun değerlendirilmesi
Düşük TSHTSH, yüksek sT4sT_4, sT3sT_3, TRABTRAB pozitifliği ve diffüz sintigrafik tutulum Graves tanısını koydurur; sağ lobdaki soğuk nodül ise malignite riski taşır.
Graves hastalığı ve soğuk nodül birlikteliğinde malignite riski ötiroid nodüllere göre daha yüksektir.
2
I˙I˙ABİİAB sonucunun Bethesda sınıflamasına göre yorumlanması
Bethesda kategori 5 (Papiller karsinom şüphesi) malignite riskinin yaklaşık %60-75 olduğu bir durumdur.
Bu sonuç doğrudan cerrahi endikasyon teşkil eder.
3
Cerrahi öncesi hazırlık sürecinin planlanması
Antitiroid ilaçlar ve beta blokerler kullanılarak hastanın klinik ve laboratuvar olarak ötiroid duruma getirilmesi.
Hipertiroidik bir hastada cerrahi girişimin 'tiroid fırtınası' gibi hayatı tehdit eden komplikasyonlara yol açmasını önlemek gerekir.
4
Cerrahi yöntemin belirlenmesi
Total tiroidektomi kararı verilmesi.
Graves hastalığında nüksü engellemek ve Bethesda 5 olan nodüldeki olası maligniteyi tedavi etmek için standart cerrahi total tiroidektomidir.

Anahtar Kavram

Graves Hastalığına Eşlik Eden Şüpheli Soğuk Nodül Yönetimi
Soru 105Soru →

Tiroid ultrasonografisinde sağ lobda 0.80.8 cm ve sol lobda 0.70.7 cm olmak üzere her iki lobda da hipoekoik nodül saptanan 4343 yaşında kadın hastanın, sağdaki nodülünden yapılan ince iğne aspirasyon biyopsisi (İİAB) sonucu "Bethesda VI: Papiller karsinom" olarak raporlanmıştır. Fizik muayenede ve boyun ultrasonografisinde patolojik lenf nodu saptanmayan bu hasta için en uygun cerrahi tedavi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Total tiroidektomi

Cevap

Her iki lobda nodül bulunan bilateral papiller karsinom vakalarında en uygun cerrahi yaklaşım total tiroidektomidir.
Papiller tiroid karsinomu tanısı alan bir hastada, ultrasonografik olarak her iki lobda da hastalık (bilateralite) saptanmışsa, hastalığın nüksetmesini önlemek ve onkolojik güvenliği sağlamak amacıyla total tiroidektomi uygulanmalıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ve radyolojik verileri analiz etme
Hastanın her iki tiroid lobunda da nodül olduğu (bilateralite) ve biyopsinin papiller karsinomu (malignite) doğruladığı saptandı.
Cerrahi sınırın belirlenmesi için hastalığın tek taraflı mı yoksa çok odaklı mı olduğu kritiktir.
2
Cerrahi endikasyonu belirleme
Bilateral hastalık varlığı nedeniyle sınırlı cerrahi (lobektomi) dışlanarak geniş kapsamlı cerrahi planlandı.
Papiller tiroid karsinomunda bilateralite, tam bir onkolojik temizlik için tüm bezin çıkarılmasını gerektirir.
3
En uygun prosedürü seçme
Total tiroidektomi kararı verildi.
Multifokal ve bilateral papiller mikrokarsinomlarda nüks riskini azaltmak için total tiroidektomi altın standarttır.

Anahtar Kavram

Bilateral papiller tiroid karsinomunda cerrahi yaklaşım
Tahmini Süre:45s
Soru 106Soru →

33 yaşında bir çocuk; ailesinde Medüller Tiroid Kanseri (MTKMTK) öyküsü bulunması ve dil-dudak mukozasında multipl nodüler lezyonlar saptanması üzerine değerlendiriliyor. Genetik incelemede RETRET proto-onkojeninde ekzon 1616'da M918TM918T mutasyonu saptanıyor. Bu klinik tablo ve saptanan genetik mutasyon ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Total tiroidektomi ve santral lenf nodu diseksiyonu yaşamın ilk yılı (mümkünse tanı anında) içinde planlanmalıdır.

Cevap

Total tiroidektomi ve santral lenf nodu diseksiyonunun yaşamın ilk yılı içinde (tercihen mümkün olan en erken zamanda) yapılması gerektiğini belirten ifade doğrudur.
MEN 2B sendromu, mukozal nöromlar ve agresif medüller tiroid kanseri (MTK) ile karakterizedir. En sık görülen mutasyon olan RETRET M918TM918T, ATA tarafından 'En Yüksek Risk' kategorisinde sınıflandırılmıştır. Bu hastalarda MTK yaşamın ilk aylarında bile gelişebileceği için, total tiroidektomi ve santral boyun diseksiyonunun yaşamın ilk yılı içinde, mümkünse tanı anında yapılması hayati önem taşır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguları analiz etme
Dil ve dudakta mukozal nöromlar ile MTK aile öyküsü MEN 2B sendromunu işaret eder.
Mukozal nöromlar MEN 2B'nin en karakteristik fenotipik özelliğidir.
2
Genetik mutasyonu doğrulama
RET M918T mutasyonu MEN 2B tanısını kesinleştirir.
M918T mutasyonu MEN 2B vakalarının %95'inden fazlasında görülen spesifik mutasyondur.
3
Risk kategorisini belirleme
M918T mutasyonu ATA (American Thyroid Association) sınıflamasına göre 'En Yüksek Risk' (Highest Risk) grubundadır.
Bu grup MTK'nın en agresif seyrettiği ve en erken yaşta ortaya çıktığı gruptur.
4
Cerrahi zamanlamayı belirleme
Yaşamın ilk yılı içinde (mümkünse ilk aylarında) profilaktik total tiroidektomi planlanmalıdır.
MTC progresyonunu önlemek için agresif ve erken cerrahi gereklidir.

Anahtar Kavram

MEN 2B sendromunda M918T mutasyonu varlığında MTK gelişimi çok agresiftir ve profilaktik tiroidektomi yaşamın ilk yılında yapılmalıdır; ayrıca bu sendrom Marfan sendromundan vasküler/oküler bulguların yokluğu ile ayrılır.
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 107Soru →

5050 yaşında erkek hasta, rutin kontrollerinde saptanan 44 cm boyutundaki sağ adrenal kitle nedeniyle inceleniyor. Hastanın anamnezinde ataklar tarzında seyreden zonklayıcı baş ağrısı, çarpıntı ve eşlik eden bol terleme şikayetleri olduğu öğreniliyor. Kan basıncı atak sırasında 210/110210/110 mmHg ölçülen ve plazma serbest metanefrin düzeyleri normalin çok üzerinde saptanarak feokromositoma tanısı konulan bu hastada, cerrahi öncesi uygulanacak medikal hazırlık stratejisi ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Önce α\alpha-adrenerjik reseptör blokajı başlanmalı; yeterli blokaj sağlandıktan ve volüm genişletildikten sonra, eğer taşikardi varsa β\beta-blokör eklenmelidir.

Cevap

Feokromositoma cerrahisi öncesinde öncelikle alfa-adrenerjik blokaj sağlanmalı, ardından volüm genişletilmeli ve gerekirse beta-blokör eklenmelidir.
Feokromositoma hastalarında preoperatif hazırlığın temel amacı, cerrahi sırasında kitlenin manüpilasyonu ile salınacak katekolaminlerin etkisini minimize etmektir. Bu süreçte önce α\alpha-blokaj başlanarak vazokonstriksiyon çözülür. Ardından vazodilatasyonla genişleyen damar yatağını doldurmak ve postoperatif ani hipotansiyonu önlemek için volüm replasmanı yapılır. Eğer β\beta-blokörler α\alpha-blokajdan önce başlanırsa, β2\beta_2 reseptörleri üzerinden sağlanan vazodilatasyon ortadan kalkar ve katekolaminler boşta kalan α\alpha reseptörlerini aşırı uyararak ciddi hipertansif krizlere (unopposed alpha stimulation) neden olur.

Adım Adım Çözüm

1
Tanı konulan hastada katekolaminlerin vazokonstriktör etkisini kırmak için farmakolojik tedaviye başlanır.
α\alpha-adrenerjik blokaj (örneğin fenoksibenzamin veya doksazosin) başlatılır.
Hipertansif atakları kontrol altına almak ve doku perfüzyonunu düzeltmek.
2
Vazodilatasyon sonrası gelişebilecek hipotansiyonu önlemek için hastaya destek verilir.
Oral sıvı ve tuz alımı artırılarak veya intravenöz kristaloidlerle volüm genişletilmesi sağlanır.
Kronik katekolamin fazlalığı nedeniyle azalmış olan plazma hacmini normalize etmek.
3
Hastada eşlik eden taşikardi veya aritmi varsa ek tedavi planlanır.
Yeterli alfa blokaj sağlandıktan sonra β\beta-blokör tedaviye eklenir.
α\alpha-blokaj öncesi β\beta-blokajın 'karşılanmamış alfa uyarımı' (unopposed alpha) yoluyla hipertansif krize yol açmasını engellemek.

Anahtar Kavram

Feokromositomada cerrahi öncesi medikal hazırlık sırası: α\alpha-blokaj →\rightarrow Volüm genişletilmesi →\rightarrow β\beta-blokaj (gerekirse).

Daha Fazla Pratik

Feokromositoma cerrahisinde intraoperatif dönemde gelişen ani tansiyon yükselmelerinde hangi ajanların tercih edildiğini gözden geçirebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 108Soru →

3232 yaşında kadın hasta; gövdesel obezite, sırtta "buffalo hump" görünümü ve karın cildinde geniş mor striae şikayetleri ile başvuruyor. Yapılan tetkiklerde 2424 saatlik idrar serbest kortizol düzeyi yüksek saptanıyor ve düşük doz (11 mg) deksametazon supresyon testinde kortizol supresyonu izlenmiyor. Plazma ACTHACTH düzeyi 110110 pg/mL (N: 10−6010-60 pg/mL) olarak ölçülen hastaya uygulanan yüksek doz (88 mg) deksametazon supresyon testinde bazal kortizol değerinde %70\%70 oranında azalma saptanıyor. Bu hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Cushing hastalığı (Pitüiter ACTHACTH üretimi)

Cevap

Cushing Hastalığı (Hipofizer ACTHACTH üretimi)
Hastanın plazma ACTHACTH düzeyinin yüksek olması, durumun ACTHACTH bağımlı bir süreç olduğunu kanıtlar. Yüksek doz deksametazon supresyon testinde kortizol düzeyinin %50\%50'den fazla azalması, kaynağın hipofizer bir adenom (Cushing Hastalığı) olduğunu güçlü bir şekilde destekler.

Adım Adım Çözüm

1
Hiperkortizolizmin doğrulanması
2424 saatlik idrar serbest kortizolü yüksek ve 11 mg deksametazon testi ile supresyon yok.
Hastada klinik olarak Cushing sendromu şüphesi varlığı ve biyokimyasal olarak hiperkortizolizmin kanıtlanması gerekir.
2
Plazma ACTHACTH düzeyinin değerlendirilmesi
ACTHACTH düzeyi 110110 pg/mL (yüksek).
Hiperkortizolizmin ACTHACTH bağımlı (hipofizer veya ektopik) mı yoksa ACTHACTH bağımsız (adrenal kaynaklı) mı olduğunu belirlemek için gereklidir.
3
Yüksek doz (88 mg) deksametazon supresyon testinin yorumlanması
Kortizol düzeyinde %70\%70 azalma (pozitif supresyon).
Hipofiz adenomları (Cushing hastalığı) yüksek dozda glukokortikoide negatif feedback yanıtı vererek supresyon gösterirken, ektopik kaynaklar genellikle yanıt vermez.

Anahtar Kavram

Cushing Sendromunda Ayırıcı Tanı Algoritması
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 109Soru →

Fizik muayenesinde dudak ve dil mukozasında multipl küçük nodüler kitleler (mukozal nöromlar) saptanan, belirgin marfanoid vücut yapısına sahip 1919 yaşındaki kadın hastada boyun sol tarafında 33 cm'lik sert bir kitle tespit ediliyor. Yapılan incelemeler sonucunda hastaya medüller tiroid karsinomu tanısı konuluyor. Bu hastanın klinik tablosu ve en olası tanısı göz önüne alındığında, aşağıdakilerden hangisinin bu tabloya eşlik etme olasılığı en düşüktür?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Paratiroid hiperplazisi

Cevap

Paratiroid hiperplazisi, mukozal nöromlar ve marfanoid yapı ile karakterize olan MEN 2B sendromunda beklenen bir bulgu değildir.
Hastada saptanan mukozal nöromlar ve marfanoid vücut yapısı, Multipl Endokrin Neoplazi Tip 2B (MEN 2B) sendromu için patognomoniktir. MEN 2B sendromu; medüller tiroid karsinomu, feokromositoma ve mukozal nöromlar/ganglionöromatozis bileşenlerinden oluşur. MEN 2A'da (Sipple Sendromu) paratiroid hiperplazisi sık görülen bir bileşen iken, MEN 2B'de paratiroid tutulumu beklenen bir bulgu değildir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguların değerlendirilmesi
Hastadaki mukozal nöromlar ve marfanoid yapı, klinik tabloyu doğrudan MEN 2B (Tip 3) sendromuna yönlendirir.
Bu fiziksel bulgular MEN sendromları arasında sadece Tip 2B'ye özgüdür.
2
MEN 2B bileşenlerinin analizi
MEN 2B; Medüller Tiroid Karsinomu (MTK), Feokromositoma ve mukozal nöromlar/marfanoid yapıdan oluşur.
Sendromun tanımı bu bileşenlerin birlikteliğine dayanır.
3
MEN 2A ve 2B ayrımının yapılması
MEN 2A'da paratiroid tutulumu (hiperplazi/adenom) görülürken, MEN 2B'de paratiroid tutulumu beklenmez.
İki sendrom arasındaki en önemli klinik farklardan biri paratiroid bezinin durumudur.

Anahtar Kavram

MEN 2B sendromu, MEN 2A'dan farklı olarak mukozal nöromlar ve marfanoid yapı içerirken, paratiroid tutulumu içermez.

Daha Fazla Pratik

MEN 2A ve 2B sendromlarında cerrahi öncelik sırasını (feokromositomanın tiroidektomiden önce tedavi edilmesi) gözden geçirebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 110Soru →

6060 yaşında erkek hastada, başka bir nedenle çekilen abdominal BT'de pankreas gövdesinde 55 cm çapında, heterojen kontrast tutan, ana safra kanalına bası yapmayan ancak mideyi öne doğru iten kitle saptanıyor. Hastanın yapılan fizik muayenesi ve anamnezinde hipoglisemi atakları, kronik diyare veya dirençli peptik ülser öyküsü saptanmıyor. Biyokimyasal analizinde serum Kromogranin A düzeyi yüksek, ancak insülin, gastrin ve glukagon düzeyleri normal sınırlarda bulunuyor. Bu tabloya neden olan en olası tanı ve bu tümör grubuyla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Non-fonksiyonel nöroendokrin tümör; tüm PNET vakalarının yaklaşık %60-90'ını oluşturan en sık gruptur.

Cevap

Non-fonksiyonel nöroendokrin tümörler, tüm pankreatik nöroendokrin tümörler arasında en sık görülen (%60-90) gruptur.
Vakada tanımlanan büyük boyutlu, hormonal olarak sessiz (non-sekretuvar) kitle ve yüksek Kromogranin A düzeyi tipik bir non-fonksiyonel nöroendokrin tümör (NF-PNET) tablosudur. NF-PNET'ler, tüm pankreatik nöroendokrin tümörlerin %60 ile %90'ını oluşturarak en sık görülen alt grubu temsil ederler.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tablonun değerlendirilmesi
Hormonal semptomların (hipoglisemi, diyare vb.) yokluğu ve büyük boyutlu kitle varlığı.
Fonksiyonel tümörler genellikle küçük boyutlarda semptom verirken, non-fonksiyonel olanlar kitle etkisine kadar sessiz kalır.
2
Biyokimyasal belirteçlerin yorumlanması
Kromogranin A yüksekliği nöroendokrin kökeni destekler, spesifik hormonların normalliği non-fonksiyonel tanısını güçlendirir.
Kromogranin A, nöroendokrin tümörlerin genel ve en duyarlı belirteçlerinden biridir.
3
Epidemiyolojik verilerin karşılaştırılması
Tüm PNET'ler içinde en yaygın olan tipin non-fonksiyonel grup olduğunun teyit edilmesi.
TUS sınavında 'en sık' soruları için önemli bir ayrım noktasıdır.

Anahtar Kavram

Pankreatik nöroendokrin tümörlerin (PNET) büyük çoğunluğu (%60-90) non-fonksiyoneldir ve tanı anında genellikle büyük boyutlara ulaşmış durumdadır.

İpuçları

1
Hastada hormonal bir sendrom (aşırı insülin, gastrin veya VIP salınımı) belirtisi bulunmadığına dikkat edin.
2
Hormon salgılamayan bu tümörler, genellikle 'kitle etkisi' yapacak kadar büyüdüklerinde (incidentaloma) fark edilirler.

Daha Fazla Pratik

MEN-1 sendromunda en sık görülen nöroendokrin tümör hangisidir? (Cevap yine Non-fonksiyonel PNET'tir).
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 111Soru →

5555 yaşında erkek hastaya, kontrol amacıyla çekilen abdominal bilgisayarlı tomografide (BT) sağ adrenal bezde 33 cm çapında, 1818 Hounsfield ünitesi (HUHU) yoğunluğunda kitle saptanıyor. Hastanın özgeçmişinde 11 yıl önce tanı alan ve tedavi edilen akciğer kanseri öyküsü mevcuttur. Adrenal kitleye yönelik yapılan biyokimyasal değerlendirmede hormon aktif bir odak saptanmamıştır. Bu hastada metastaz şüphesiyle yapılması planlanan ince iğne aspirasyon biyopsisi (İİAB) ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Biyopsi öncesinde feokromositoma tanısı biyokimyasal testlerle mutlaka dışlanmalıdır.

Cevap

Adrenal kitlelere yapılacak herhangi bir girişimsel işlem veya biyopsi öncesinde, hayatı tehdit eden hipertansif krizleri önlemek amacıyla feokromositoma tanısının biyokimyasal olarak dışlanmış olması gerekir.
Adrenal biyopsi (İİAB) öncesinde feokromositomanın dışlanması, en kritik güvenlik basamağıdır. Feokromositoma dokusuna yapılan travma (iğne girişi), sistemik dolaşıma yoğun katekolamin salınımına neden olarak hastada ani hipertansif kriz, aritmi ve ölüme yol açabilir. Bu nedenle kitle hormon aktif görünmese bile (asemptomatik olsa bile) biyokimyasal olarak ekarte edilmelidir.

Adım Adım Çözüm

1
Adrenal insidentalomalarda biyopsi endikasyonlarını değerlendir.
Biyopsi, genellikle ekstra-adrenal primer malignite öyküsü olan ve non-fonksiyonel kitle saptanan hastalarda metastazı kanıtlamak için saklanır.
Primer adrenal tümörlerde biyopsinin tanısal değeri düşüktür; adenom ve karsinom ayrımını güvenle yapamaz.
2
İşlem öncesi güvenlik protokolünü doğrula.
Girişimsel bir işlem öncesi feokromositoma mutlaka dışlanmalıdır.
Sessiz bir feokromositomaya iğne batırılması, kontrolsüz katekolamin salınımına ve ölümcül hipertansif krize yol açabilir.

Anahtar Kavram

Adrenal insidentalomalarda biyopsi, sadece hormon aktif olmayan kitlelerde ve başka bir odakta malignite öyküsü varlığında metastazı doğrulamak için, feokromositoma dışlandıktan sonra yapılmalıdır.

Daha Fazla Pratik

Adrenokortikal karsinomda laparoskopik cerrahi ile açık cerrahinin karşılaştırıldığı kriterleri inceleyiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 112Soru →

2929 yaşında kadın hasta, elektif kolesistektomi için hazırlık yapılırken aniden gelişen şiddetli baş ağrısı, çarpıntı ve terleme atakları ile değerlendiriliyor. Fizik muayenede kan basıncı 210/115210/115 mmHgmmHg, nabız 130/dk130/dk saptanıyor. Bilgisayarlı tomografide sağ sürrenal bezde 44 cmcm boyutunda kitle izleniyor. Biyokimyasal olarak feokromositoma tanısı kesinleştirilen bu hastada, cerrahi öncesi en uygun medikal yönetim sırası aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Önce α\alpha-blokaj, ardından hacim genişletilmesi ve taşikardi sürerse β\beta-blokaj eklenmesi

Cevap

Önce alfa-adrenerjik blokaj başlanmalı, vazodilatasyon sonrası intravasküler hacim genişletilmeli ve ardından gerekirse beta-blokaj eklenmelidir.
Feokromositoma cerrahisinde mortaliteyi azaltan en önemli faktör uygun preoperatif hazırlıktır. En az 10−1410-14 gün süren α\alpha-blokaj (fenoksibenzamin gibi) ile vazokonstriksiyonun kırılması, ardından damar yatağının genişlemesiyle ortaya çıkan volüm açığının sıvı yüklemesi ile kapatılması standart yaklaşımdır. β\beta-blokörler ise sadece alfa blokaj sağlandıktan sonra, eğer hastada taşikardi veya aritmi persiste ediyorsa sürece dahil edilir.

Adım Adım Çözüm

1
Alfa-blokaj başlatılması
Vazokonstriksiyon çözülür ve kan basıncı kontrol altına alınmaya başlanır.
Katekolaminlerin alfa-1 reseptörleri üzerindeki etkisini kırarak preoperatif hipertansif atakları önlemek.
2
İntravasküler volüm ekspansiyonu (Sıvı tedavisi)
Genişleyen vasküler yatak doldurulur ve postoperatif hipotansiyon riski azaltılır.
Kronik vazokonstriksiyona bağlı gelişen düşük plazma hacmini kompanse etmek.
3
Beta-blokaj eklenmesi (Gerekliyse)
Alfa blokaj sonrası devam eden taşikardi veya aritmiler kontrol edilir.
Asla alfa blokajdan önce başlanmamalıdır; aksi takdirde 'karşılanmamış alfa etkisi' ile tansiyon daha da yükselir.

Anahtar Kavram

Feokromositomada Preoperatif Hazırlık Sırası: Alfa Blokaj → Volüm → Beta Blokaj
Soru 113Soru →

3838 yaşında kadın hasta; yaklaşık 33 aydır devam eden, ataklar halinde gelen zonklayıcı baş ağrısı, aşırı terleme ve çarpıntı şikayetleri ile başvuruyor. Fizik muayenesinde kan basıncı 195/110195/110 mmHgmmHg, nabız 112/dakika112/dakika ve terli görünüm saptanıyor. Bilgisayarlı tomografide sol sürrenal lojda 3.53.5 cmcm boyutunda, yoğun kontrast tutan kitle izleniyor. Yapılan tetkiklerde idrar metanefrin ve normetanefrin düzeyleri normalin üst sınırının 44 katı saptanıyor. Bu hastada planlanan cerrahi girişim öncesi uygulanacak medikal hazırlık stratejisi ile ilgili aşağıdakilerden hangisi en doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Öncelikle α\alpha-blokaj (örneğin fenoksibenzamin) başlanarak vazodilatasyon ve volum ekspansiyonu sağlanmalı, ardından gerekirse β\beta-blokör eklenmelidir.

Cevap

Preoperatif hazırlıkta temel strateji, önce alfa-adrenerjik blokaj (örneğin fenoksibenzamin) ile periferik vazokonstriksiyonun kırılması, damar yatağının genişletilmesi ve volum ekspansiyonunun sağlanması; ardından gerekirse taşikardi ve aritmiler için beta-blokör eklenmesidir.
Doğru yaklaşım, periferik vazokonstriksiyonu kırmak için önce alfa-blokörlerin başlanmasıdır. Bu süreçte damar yatağı genişlediği için hastanın sıvı açığı ortaya çıkar ve volum ekspansiyonu (sıvı replasmanı) ile bu boşluk doldurulur. Beta-blokörler ise ancak yeterli alfa blokajı sağlandıktan sonra, alfa blokajın tetikleyebileceği refleks taşikardiyi veya tümör kaynaklı aritmileri kontrol etmek için ikincil olarak eklenmelidir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tanı ve fizyopatolojik analizi yap
Klasik triad (baş ağrısı, terleme, çarpıntı), hipertansiyon ve yüksek metanefrin düzeyleri feokromositomayı doğrular. Bu durum kronik katekolamin deşarjına bağlı dehidratasyon ve vazokonstriksiyon demektir.
Hazırlık stratejisi, mevcut hemodinamik dengesizliği (yüksek SVR, düşük volum) düzeltmeye yönelik olmalıdır.
2
Blokaj sırasını belirle
Öncelikle α\alpha-blokaj başlanmalıdır (genellikle ameliyattan 10−1410-14 gün önce).
Damar yatağını genişleterek hastanın cerrahi sırasındaki hemodinamik dalgalanmalara toleransını artırmak ve volum replasmanına olanak tanımak gerekir.
3
Volum yönetimini uygula
Alfa blokaj ile eş zamanlı olarak hastaya yüksek tuzlu diyet ve intravenöz sıvılarla volum ekspansiyonu yapılır.
Cerrahi sırasında tümörün çıkarılmasıyla katekolamin düzeyi aniden düştüğünde gelişebilecek postoperatif hipotansiyonu önlemek için yeterli volum gereklidir.
4
Gerekirse β\beta-blokaj ekle
Alfa blokaj sonrası persistan taşikardi (nabız >100/dakika> 100/dakika) varsa tedaviye non-selektif β\beta-blokörler eklenir.
Alfa blokajın neden olduğu refleks taşikardiyi ve intraoperatif aritmileri kontrol etmek için beta blokaj ikincil olarak gereklidir.

Anahtar Kavram

Feokromositomada cerrahi öncesi 'önce alfa, sonra beta' kuralı ve volum ekspansiyonunun gerekliliği.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 114Soru →

3232 yaşında erkek hasta, son 66 aydır ataklar halinde gelen şiddetli zonklayıcı baş ağrısı, çarpıntı ve yaygın terleme şikayetleriyle başvuruyor. Hastanın fizik muayenesinde kan basıncı 190/115190/115 mmHg, nabız 112112/dk ölçülüyor. Laboratuvar incelemesinde idrar metanefrin düzeyleri anlamlı derecede yüksek bulunuyor ve abdominal tomografide sağ sürrenal bezde 4,54,5 cm'lik kitle saptanıyor. Bu hastada cerrahi öncesi güvenli bir hazırlık süreci için izlenmesi gereken en uygun strateji aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Alfa-adrenerjik reseptör blokajı başlanıp yeterli intravasküler volüm sağlandıktan sonra, gerekirse beta-blokaj eklenmelidir.

Cevap

Feokromositoma tanısı alan hastada cerrahi öncesi önce alfa-adrenerjik blokaj başlanmalı, ardından vazodilatasyona bağlı gelişen göreceli hipovolemiyi düzeltmek için volüm ekspansiyonu sağlanmalı ve taşikardi devam ediyorsa en son beta-blokaj eklenmelidir.
Feokromositomada cerrahi hazırlığın temel taşları; kan basıncı kontrolü için alfa-blokaj (örn. fenoksibenzamin), genişleyen damar yatağını doldurmak için agresif sıvı desteği (volüm ekspansiyonu) ve son aşamada taşikardi varsa beta-blokaj eklenmesidir. Bu sıralama intraoperatif ve postoperatif stabilite için kritiktir.

Adım Adım Çözüm

1
Alfa-blokajın başlatılması
Vazokonstriksiyonun çözülmesi ve kan basıncının kontrol altına alınması.
Katekolamin deşarjına bağlı gelişebilecek hipertansif krizleri önlemek için reseptör düzeyinde önlem alınmalıdır.
2
Volüm ekspansiyonu (Sıvı desteği)
İntravasküler yatağın doldurulması.
Kronik yüksek katekolamin düzeyi nedeniyle daralmış olan damar yatağı alfa blokajla genişler; bu durumda hastada gelişecek hipotansiyonu önlemek için sıvı desteği şarttır.
3
Beta-blokaj eklenmesi (Gerekli ise)
Taşikardinin kontrol altına alınması.
Sadece alfa blokaj tam sağlandıktan sonra (genellikle 22-33 gün sonra) taşikardi veya aritmi devam ediyorsa beta blokör eklenir.

Anahtar Kavram

Feokromositoma cerrahisi öncesinde 'Unoposed Alpha' etkisinden kaçınmak için alfa blokajın beta blokajdan önce yapılması zorunluluğu.

Daha Fazla Pratik

Feokromositoma cerrahisi sırasında kitle manüle edilirken aniden gelişen hipertansiyonun yönetiminde kısa etkili ajanların (pentalolamin, nitroprusit) önemini gözden geçirin.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 115Soru →

4545 yaşında erkek hasta, mide ve duodenumda saptanan multipl, tedaviye dirençli peptik ülserler nedeniyle değerlendiriliyor. Yapılan tetkiklerde bazal serum gastrin düzeyi 500500 pg/mL (normal: <100< 100) ve mide asit sekresyonu sırasında gastrik pH 1.61.6 olarak ölçülüyor. Hastaya yapılan sekretin stimülasyon testinde, intravenöz sekretin enjeksiyonu sonrası 10. dakikada bakılan serum gastrin değeri 550550 pg/mL olarak saptanıyor.

Bu hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Antral G-hücre hiperplazisi

Cevap

Antral G-hücre hiperplazisi
Hastada saptanan düşük mide pH'ı (1.61.6), hipergastrineminin (gastrin: 500500) mide asidini uyardığını gösterir. Bu tablo gastrinoma (ZES) veya antral G-hücre hiperplazisinde görülür. Gastrinoma tanısını kesinleştirmek için kullanılan sekretin stimülasyon testinde bazal gastrin değerinin 200200 pg/mL'den fazla artması (paradoksal yanıt) beklenir. Bu vakada artış sadece 5050 pg/mL (550−500550-500) olduğu için test negatiftir ve tanı antral G-hücre hiperplazisine yönelir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ve laboratuvar verilerini analiz et
Hastada hipergastrinemi (500500 pg/mL) ve asidik mide pH'ı (1.61.6) mevcuttur. Bu kombinasyon Gastrinoma ve Antral G-hücre hiperplazisini düşündürür.
Hipergastrinemiye eşlik eden düşük pH, asit sekresyonunun aktif olduğunu ve gastrinin sekonder değil primer bir uyaran olduğunu gösterir.
2
Sekretin stimülasyon testi sonucunu yorumla
Sekretin sonrası gastrin artışı 5050 pg/mL (550−500550 - 500) olarak saptanmıştır.
Gastrinoma tanısı için sekretin sonrası gastrin düzeyinde en az 200200 pg/mL artış gereklidir. 200200 pg/mL'nin altındaki artışlar testi 'negatif' kılar.
3
Ayırıcı tanıyı kesinleştir
Negatif sekretin testi ve asidik mide içeriği varlığında en olası tanı Antral G-hücre hiperplazisidir.
Bu durum 'Psödo-Zollinger-Ellison Sendromu' olarak da bilinir ve kesin tanısı yemek sonrası gastrin düzeyinde %50'den fazla artış gösterilmesiyle konur.

Anahtar Kavram

Hipergastrinemik hastada Gastrinoma ve Antral G-hücre hiperplazisi ayrımında sekretin stimülasyon testinin kullanımı.

İpuçları

1
Hipergastrinemi ile birlikte düşük mide pH'ı, asit üreten bir odağın varlığına işaret eder.
2
Sekretin testinde Gastrinoma tanısı için gerekli olan 'anlamlı artış' sınırını (200200 pg/mL) hatırlayın.

Daha Fazla Pratik

MEN-1 sendromu olan bir ZES hastasında cerrahi öncelik sırasını (hiperparatiroidizmin ilk tedavisi) gözden geçirin.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 116Soru →

3434 yaşında kadın hasta, son 44 aydır ataklar halinde gelen çarpıntı, terleme ve anksiyete şikayetleri nedeniyle başvurduğu bir sağlık merkezinde "panik bozukluk ve sinüs taşikardisi" ön tanılarıyla propranolol tedavisi başlanmıştır. Hastanın ilacın ilk dozunu aldıktan kısa bir süre sonra şiddetli zonklayıcı baş ağrısı, bulantı ve 240/145240/145 mmHgmmHg kan basıncı ile acil servise başvurduğu görülmüştür. Yapılan tetkiklerinde idrar metanefrin düzeyleri yüksek saptanan ve feokromositoma tanısı kesinleşen bu hastada gelişen klinik tablonun fizyopatolojik temeli ve yapılması gereken en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: β2\beta_2-reseptör blokajı ile periferik vazodilatör etkinin ortadan kalkması sonucu oluşan uyarılmamış (unopposed) α\alpha-adrenerjik vazokonstriksiyon; acil α\alpha-blokaj ve ardından volüm ekspansiyonu.

Cevap

Feokromositomada α\alpha-blokaj yapılmadan önce başlanan β\beta-blokörler, β2\beta_2 reseptörleri üzerinden sağlanan vazodilatasyonu ortadan kaldırarak "uyarılmamış (unopposed) α\alpha etkisi" ile hipertansif krize neden olur; tedaviye acilen α\alpha-blokör eklenmeli ve hastanın kronik hipovolemisi volüm ekspansiyonu ile düzeltilmelidir.
Doğru yaklaşım, gelişen uyarılmamış α\alpha vazokonstriksiyonunu kırmak için acilen α\alpha-blokaj (fentolamin gibi) uygulamak ve damar yatağının genişlemesiyle ortaya çıkacak volüm açığını agresif sıvı replasmanı ile kapatmaktır. Propranolol kullanımı, β2\beta_2 aracılı vazodilatasyonu bloke ederek mevcut hipertansiyonu ağırlaştırmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın mevcut ilaç geçmişini ve akut semptomlarını analiz et.
Feokromositoma şüphesi olan hastada β\beta-blokör (propranolol) sonrası hipertansif kriz geliştiği saptanmıştır.
β\beta-blokörlerin feokromositomadaki paradoksal etkisini tanımak için gereklidir.
2
Fizyopatolojik mekanizmayı (uyarılmamış α\alpha etkisi) değerlendir.
Propranolol β1\beta_1 ve β2\beta_2 reseptörlerini bloke eder. β2\beta_2 blokajı, iskelet kası damarlarındaki vazodilatasyonu durdurur. Geriye kalan α1\alpha_1 uyarımı, periferik direnci kontrolsüzce artırır.
Hipertansif krizin nedenini açıklamak ve uygun tedaviyi belirlemek için gereklidir.
3
Yönetim stratejisini belirle.
Öncelikle α\alpha-blokör (fentolamin veya fenoksibenzamin) başlanmalı, ardından damar yatağının genişlemesiyle ortaya çıkacak hipotansiyonu önlemek için volüm ekspansiyonu yapılmalıdır.
Güvenli cerrahi öncesi preoperatif hazırlık ve kriz yönetimi için standart protokoldür.

Anahtar Kavram

Feokromositoma hazırlığında α\alpha-blokaj daima β\beta-blokajdan önce gelmelidir; aksi takdirde 'uyarılmamış α\alpha etkisi' hipertansif krizi tetikler.
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 117Soru →

Pankreasın nöroendokrin tümörleri (pNET), salgıladıkları hormonlara, klinik prezentasyonlarına ve biyolojik davranışlarına göre geniş bir yelpazede çeşitlilik gösterirler. Bu tümörlerin genel özellikleri ve görülme sıklıklarıyla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Pankreasın en sık görülen nöroendokrin tümörü insülinomadır.

Cevap

Pankreasın en sık görülen nöroendokrin tümörü insülinomadır ifadesi yanlıştır; çünkü non-fonksiyonel tümörler genel olarak en sık görülen tiptir.
Pankreatik nöroendokrin tümörlerin (pNET) epidemiyolojik verilerine göre, non-fonksiyonel tümörler tüm olguların %60 ile %90'ını oluşturarak en sık görülen grubu teşkil eder. İnsülinoma ise sadece klinik olarak fonksiyonel (hormon salgılayan) tümörler arasında en sık görülenidir. Bu ayrım, TUS gibi sınavlarda sıkça sorulan bir temel bilgi düzeyidir.

Adım Adım Çözüm

1
Pankreas nöroendokrin tümörlerinin (pNET) sınıflandırmasını değerlendir.
pNET'ler fonksiyonel (hormon salgılayan) ve non-fonksiyonel (sessiz) olarak ikiye ayrılır.
Görülme sıklığı karşılaştırması için bu temel ayrım gereklidir.
2
Fonksiyonel ve non-fonksiyonel tümörlerin görülme sıklıklarını karşılaştır.
Non-fonksiyonel tümörler tüm pNET'lerin %60-90'ını oluşturarak en sık görülen grubu oluşturur. İnsülinoma ise sadece fonksiyonel olanlar arasında en sıktır.
Sıklık hatasını düzeltmek için literatür bilgisini kullan.
3
Seçeneklerdeki diğer pNET özelliklerini (Gastrinoma üçgeni, WDHA, malignite riskleri) doğrula.
Gastrinoma için Passaro üçgeni, VIPoma için WDHA ve nadir pNET'ler için yüksek malignite oranları cerrahi literatürle uyumludur.
Diğer şıkların doğruluğunu teyit ederek kesin yanlışı bul.

Anahtar Kavram

Pankreas nöroendokrin tümörleri arasında en sık görülen tip non-fonksiyonel pNET'lerdir; insülinoma ise en sık görülen fonksiyonel tiptir.
Soru 118Soru →

2727 yaşında kadın hasta, rutin kontrol sırasında tiroid sağ lobda 1.21.2 cmcm boyutunda, düzensiz sınırlı, mikrokalsifikasyonlar içeren hipoekoik bir nodül saptanması üzerine başvuruyor. Yapılan ince iğne aspirasyon biyopsisi (İİAB) sonucu "Bethesda VI: Papiller Tiroid Karsinomu" olarak raporlanıyor. Hastanın tıbbi özgeçmişinde çocukluk çağında Hodgkin Lenfoma nedeniyle boyun bölgesine radyoterapi alma öyküsü mevcut. Fizik muayene ve ultrasonografide şüpheli bir lenf noduna rastlanmıyor. Bu hasta için en uygun cerrahi yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Total tiroidektomi

Cevap

Radyoterapi öyküsü bulunan 1.21.2 cmcm boyutundaki Papiller Tiroid Karsinomu vakasında en uygun yaklaşım total tiroidektomidir.
Diferansiye tiroid kanserlerinde (papiller, foliküler) tümör boyutu 11 cmcm ile 44 cmcm arasındaysa ve düşük riskliyse lobektomi bir seçenek olabilir. Ancak çocukluk çağında boyun bölgesine radyasyon maruziyeti kalması, tiroidin geri kalan dokusunda da karsinojenik etki yarattığı için multifokalite riskini aşırı artırır. Bu nedenle total tiroidektomi uygulaması bu hasta grubu için en güvenli ve standart yaklaşımdır.

Adım Adım Çözüm

1
Tanı ve Evreleme
İİAB ile Bethesda VI (Papiller Karsinom) tanısı konulmuş ve tümör T1b (1.21.2 cmcm) olarak evrelenmiştir.
Cerrahi kapsamı belirlemek için önce tümör tipi ve boyutu değerlendirilmelidir.
2
Risk Faktörü Analizi
Hastanın özgeçmişindeki çocukluk çağı radyasyon maruziyeti, multifokal hastalık ve gelecekteki nüksler açısından yüksek risk faktörü olarak tanımlanmıştır.
ATA kılavuzlarına göre radyasyon maruziyeti, lobektomi kararını total tiroidektomiye kaydıran temel kriterlerden biridir.
3
Cerrahi Karar
Şüpheli lenf nodu saptanmadığı için diseksiyon eklenmeksizin total tiroidektomi planlanmıştır.
Klinik N0 vakalarda agresif olmayan papiller kanser için profilaktik diseksiyonun sağkalım avantajı net değildir.

Anahtar Kavram

Papiller tiroid kanserinde lobektomi kriterleri ve radyasyon maruziyetinin cerrahi kapsama etkisi.

Daha Fazla Pratik

Papiller kanserde 'aktif izlem' (active surveillance) kriterlerini ve hangi Bethesda kategorilerinde cerrahiden önce moleküler testlerin önerildiğini inceleyiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 119Soru →

Pankreasın nöroendokrin tümörleri (pNET) genellikle yüksek malignite potansiyeline sahip kitleler olarak bilinir. Ancak bir pNET türü, klinik pratikte %90 gibi yüksek bir oranda benign (iyi huylu) davranış sergilemesiyle diğerlerinden belirgin şekilde ayrılır.

Bu özellik aşağıdaki tümörlerden hangisi için karakteristiktir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İnsülinoma

Cevap

İnsülinoma
İnsülinoma, pankreasın fonksiyonel nöroendokrin tümörleri arasında en sık görülenidir ve vakaların yaklaşık %90'ında benign (iyi huylu) özellik gösterir. Bu durum, diğer pNET'lerin (gastrinoma, VIPoma, glukagonoma vb.) genellikle maligndir gerçeğiyle zıtlık oluşturur.

Adım Adım Çözüm

1
Pankreas nöroendokrin tümörlerinin (pNET) biyolojik davranışlarını hatırla.
Çoğu pNET'in (gastrinoma, VIPoma, glukagonoma vb.) yüksek malignite potansiyeline sahip olduğu görülür.
Bu tümörler genellikle tanı anında invaziv özellik gösterir veya metastaz yapmıştır.
2
İnsülinomaların malignite oranını diğer pNET'lerle karşılaştır.
İnsülinomalar istisnai olarak vakaların %90'ında benign seyreder.
İnsülinoma, benign seyriyle diğer pNET türlerinden klinik olarak ayrılan temel örnektir.

Anahtar Kavram

Pankreas nöroendokrin tümörleri arasında insülinoma %90 oranında benign, diğerleri ise yüksek oranda maligndir.
Tahmini Süre:45s
Soru 120Soru →

5555 yaşında kadın hasta, check-up sırasında saptanan kalsiyum yüksekliği nedeniyle polikliniğe başvuruyor. Herhangi bir şikayeti olmayan hastanın fizik muayenesi doğal saptanıyor. Laboratuvar tetkiklerinde; serum kalsiyumu 10.9 mg/dL10.9 \text{ mg/dL} (N:8.5−10.5N: 8.5-10.5), serum fosforu 2.3 mg/dL2.3 \text{ mg/dL} (N:2.5−4.5N: 2.5-4.5), parathormon (PTH) 118 pg/mL118 \text{ pg/mL} (N:15−65N: 15-65), serum kreatinin 0.8 mg/dL0.8 \text{ mg/dL} ve 2424 saatlik idrar kalsiyumu 280 mg/gu¨n280 \text{ mg/gün} olarak ölçülüyor. Kemik mineral dansitometrisinde (DEXA) lomber omurga T-skoru −2.7-2.7 ve distal radius T-skoru −2.2-2.2 bulunuyor. Bu klinik verilere göre, asemptomatik primer hiperparatiroidizm tanısı alan bu hastada cerrahi tedavi önerilmesinin temel gerekçesi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kemik mineral dansitometrisinde osteoporoz saptanması

Cevap

Kemik mineral dansitometrisinde saptanan osteoporoz (T-skoru ≤−2.5\leq -2.5)
Asemptomatik primer hiperparatiroidizmde, hastanın lomber omurga bölgesinde saptanan T-skorunun −2.7-2.7 olması (osteoporoz tanımı), hastanın yaşına bakılmaksızın cerrahi tedavi için kesin bir endikasyondur. Güncel rehberlere göre herhangi bir iskelet bölgesinde osteoporoz saptanması yeterlidir.

Adım Adım Çözüm

1
Laboratuvar verilerini değerlendir.
Yüksek kalsiyum ve yüksek PTH ile Primer Hiperparatiroidizm (PHPT) tanısı konur.
Tanının netleştirilmesi ilk adımdır.
2
Hastanın klinik durumunu ve yaşını kontrol et.
Hasta 5555 yaşında ve asemptomatiktir; bu nedenle cerrahi kararı 'asemptomatik PHPT cerrahi kriterleri' üzerinden verilmelidir.
Semptomatik hastalarda (taş, kemik ağrısı vb.) cerrahi doğrudan endikedir, asemptomatikte ise belirli eşik değerler aranır.
3
Kemik mineral dansitometrisi (DEXA) sonuçlarını analiz et.
Lomber omurga T-skoru −2.7-2.7 olarak ölçülmüştür. Bu değer −2.5-2.5 ve daha düşük olduğu için osteoporoz tanısı alır.
Herhangi bir bölgede (Lomber, kalça, femur boynu veya distal radius) osteoporoz varlığı cerrahi endikasyondur.

Anahtar Kavram

Asemptomatik Primer Hiperparatiroidizmde Cerrahi Endikasyonları (2022 Konsensus Kriterleri)

Daha Fazla Pratik

Asemptomatik primer hiperparatiroidizmde 2022 yılında güncellenen cerrahi endikasyon listesini (Fifth International Workshop guidelines) tablo halinde tekrar edin.
Tahmini Süre:1m 30s
ÖncekiSayfa 6 / 15Sonraki
Endokrin Cerrahi Alıştırma Soruları — TUS - Tıpta Uzmanlık Sınavı — Sayfa 6 | Examkin