Genel Patoloji

328 soru

Soru 1Soru

On yılı aşkın süredir kronik hemodiyaliz tedavisi gören 6262 yaşındaki bir kadın hastada, her iki elinde uyuşma, ağrı ve kavrama güçlüğü şikayetleri gelişiyor. Fizik muayene ve sinir ileti çalışmaları sonucunda bilateral karpal tünel sendromu tanısı konuyor. Cerrahi gevşetme sırasında eksize edilen sinovyal dokunun histopatolojik incelemesinde; ekstrasellüler alanda amorf, eozinofilik materyal birikimi saptanıyor. Bu materyalin Kongo kırmızısı ile boyandığı ve polarize ışık altında elma yeşili refle verdiği izleniyor.

Bu klinik ve histopatolojik bulgulara göre, biriken amiloid fibrillerinin prekürsör proteini aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: β2\beta_2-mikroglobulin

Cevap

Diyalizle ilişkili amiloidozun prekürsör proteini β2\beta_2-mikroglobulindir.
β2\beta_2-mikroglobulin, uzun süreli hemodiyaliz alan hastalarda böbreklerden atılamayıp serum düzeyleri yükselen ve eklemler, tendon kılıfları (özellikle karpal tünel) gibi dokularda amiloid fibrilleri oluşturan proteindir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bağlamı tanımlayın
Hastanın 1010 yıldan uzun süredir hemodiyaliz alması ve karpal tünel sendromu geliştirmesi.
Uzun süreli diyaliz tedavisi, spesifik bir amiloidoz tipi olan diyalizle ilişkili amiloidoz için ana risk faktörüdür.
2
Histopatolojik bulguları yorumlayın
Kongo kırmızısı ile boyanma ve polarize ışıkta elma yeşili refle.
Bu bulgular, dokuda biriken materyalin kesin olarak amiloid fibrili olduğunu kanıtlar.
3
Amiloid tipi ile prekürsör protein arasında bağlantı kurun
Diyalizle ilişkili amiloidozun (A β2\beta_2 M) proteini β2\beta_2-mikroglobulindir.
β2\beta_2-mikroglobulin normalde MHC sınıf I molekülünün bir parçasıdır ve standart diyaliz membranlarından geçemediği için birikerek amiloid oluşturur.

Anahtar Kavram

Diyalizle ilişkili amiloidoz (A β2\beta_2 M) ve prekürsör proteini.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 2Soru

18 aylık bir erkek çocuk; tekrarlayan bakteriyel, viral ve fungal enfeksiyonlar ile kronik ishal nedeniyle değerlendiriliyor. Laboratuvar testlerinde total lenfosit sayısı normal aralıkta saptanmasına rağmen, akım sitometrisinde CD4+CD4^+ T hücrelerinin ileri derecede azaldığı (<100/μL<100/\mu L), CD8+CD8^+ T hücre sayısının ise normal olduğu görülüyor. Ayrıca hastanın serumunda hipogamaglobulinemi saptanıyor ve yapılan deri testlerinde gecikmiş tip hipersensitivite yanıtı alınamıyor. Bu klinik tabloya neden olan temel moleküler kusur aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: MHC Sınıf II gen ekspresyonunu düzenleyen transkripsiyon faktörlerinde mutasyon

Cevap

MHC Sınıf II gen ekspresyonunu düzenleyen transkripsiyon faktörlerinde mutasyon (Çıplak Lenfosit Sendromu Tip II)
Vakada tanımlanan seçici CD4+CD4^+ T lenfosit eksikliği ve eşlik eden hipogamaglobulinemi, Çıplak Lenfosit Sendromu Tip II (MHC Sınıf II eksikliği) için karakteristiktir. Bu hastalıkta MHC II genlerinin kendisinde değil, bu genlerin promotör bölgesine bağlanan transkripsiyon faktörlerini (CIITA, RFXANK, RFX5, RFXAP) kodlayan genlerde mutasyon vardır. MHC II molekülleri timusta CD4+CD4^+ hücrelerin pozitif seleksiyonu için gerekli olduğundan, bu hücreler gelişemez. Ayrıca CD4+CD4^+ yardımcı hücreleri olmadığı için B hücreleri antikor üretemez.

Adım Adım Çözüm

1
Lenfosit alt gruplarının analiz edilmesi
CD4+CD4^+ T hücrelerinin seçici olarak azaldığı, CD8+CD8^+ T hücrelerinin korunduğu saptandı.
Hangi MHC yolunun etkilendiğini anlamak için CD4/CD8CD4/CD8 oranı kritiktir.
2
Timik seleksiyon mekanizmasının değerlendirilmesi
CD4+CD4^+ T hücre gelişimi için timusta MHC Sınıf II molekülleriyle etkileşim zorunludur.
CD4+CD4^+ eksikliği, MHC Sınıf II'nin yokluğunu düşündürür.
3
Humoral immünite bulgularının yorumlanması
B hücreleri olsa bile CD4+CD4^+ T hücre yardımı (T-helper) olmadığı için antikor üretimi bozulur.
Hipogamaglobulineminin nedeni B hücresi yokluğu değil, yardımcı T hücre eksikliğidir.

Anahtar Kavram

MHC Sınıf II eksikliği (Çıplak Lenfosit Sendromu Tip II), CIITA ve RFX gibi transkripsiyon faktörlerinin mutasyonu sonucu oluşur ve seçici CD4+CD4^+ T hücre eksikliği ile karakterizedir.
Soru 3Soru

5050 yaşında bir erkek hastaya yapılan kolesistektomi operasyonunun 1212. gününde, insizyon hattında kollajen birikimi ve doku yeniden şekillenme (remodelling) süreci hız kazanmıştır. Bu evrede, ekstrasellüler matriks sentezini indükleyen ve doku metalloproteinazlarını (MMP) inhibe ederek skarın stabilize olmasını sağlayan temel sitokin aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Transforme edici büyüme faktörü-beta (TGF-β\beta)

Cevap

Doku onarımı sürecinde ekstrasellüler matriks sentezini artıran ve MMP'leri inhibe eden temel faktör Transforme edici büyüme faktörü-beta'dır (TGF-β\beta).
Transforme edici büyüme faktörü-beta (TGF-β\beta), fibroblastları uyararak kollajen ve fibronektin sentezini artırır. Aynı zamanda matriks metalloproteinazlarını (MMP) inhibe eder ve doku metalloproteinaz inhibitörlerinin (TIMP) üretimini artırarak ekstrasellüler matriksin korunmasını sağlar. Bu çift yönlü etkisi onu fibrozis sürecindeki en güçlü ajan yapar.

Adım Adım Çözüm

1
Yara iyileşmesinin evresini belirleyin.
Operasyon sonrası 1212. gün, proliferasyonun sonu ve remodelling (yeniden şekillenme) evresinin başlangıcıdır.
Bu evrede granülasyon dokusundan skar dokusuna geçiş için matriks birikimi gereklidir.
2
Ekstrasellüler matriks (ECM) dengesini sağlayan moleküler mekanizmayı analiz edin.
ECM miktarı, sentez (kollajen vb.) ve yıkım (MMP'ler) arasındaki dengeye bağlıdır.
Kalıcı bir skar oluşması için sentezin artması ve yıkımın azalması gerekir.
3
Bu dengeyi skara (fibrozis) doğru kaydıran spesifik sitokini eşleştirin.
TGF-β\beta, hem sentezi uyarır hem de MMP inhibitörlerini (TIMP'ler) artırarak yıkımı durdurur.
TGF-β\beta, kronik inflamasyon ve yara iyileşmesinde fibrozisin 'ustası' olarak kabul edilir.

Anahtar Kavram

TGF-β\beta'nın fibrotik etkisi: Kollajen sentezini indükler ve MMP aktivitesini baskılayarak doku onarımını stabilize eder.

Daha Fazla Pratik

TGF-β\beta'nın anti-inflamatuar etkilerini ve kronik inflamasyon zemininde gelişen organ fibrozislerindeki (örn. siroz) rolünü inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 4Soru

Kronik romatoid artrit tanısı ile on yıldır takip edilen 55 yaşındaki bir kadın hastada, son altı aydır bacaklarda progresif şişlik ve idrarda köpürme şikayetleri başlıyor. Yapılan fizik muayenede yaygın ödem saptanıyor. Böbrek biyopsisi örneğinin histopatolojik incelemesinde, glomerüllerde Kongo kırmızısı ile boyanan ve polarize ışık mikroskobunda elma yeşili (apple-green) refle veren amorf eozinofilik birikimler izleniyor. Bu hastada izlenen patolojik tabloya neden olan amiloid fibrillerinin öncül (prekürsör) proteini aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Serum amiloid-asosiye (SAA) protein

Cevap

Hastada romatoid artrit zemininde gelişen sekonder (AA) amiloidoz mevcuttur ve bu tablonun öncül proteini Serum Amiloid-Asosiye (SAA) proteindir.
Romatoid artrit, tüberküloz, bronşektazi veya osteomiyelit gibi kronik inflamatuar hastalıklarda karaciğerden sentezlenen bir akut faz reaktanı olan Serum Amiloid A (SAA) düzeyi belirgin şekilde artar. Bu proteinin proteolizi sonucu oluşan AA (amyloid-associated) proteinleri dokularda (özellikle böbrek, karaciğer ve dalak) birikerek sekonder amiloidoza yol açar. Hastadaki nefrotik sendrom bulguları ve biyopsi özellikleri bu tanıyı desteklemektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bağlamı analiz etme
On yıllık romatoid artrit öyküsü olan hastada gelişen nefrotik sendrom tablosu saptandı.
2
Biyopsi bulgularını yorumlama
Kongo kırmızısı pozitifliği ve polarize ışıkta elma yeşili refle, amiloidoz tanısını doğrular.
3
Amiloid tipini ve öncül proteini belirleme
Kronik inflamasyona ikincil gelişen amiloid tipi AA (amyloid-associated) tipidir ve öncülü SAA proteinidir.

Anahtar Kavram

Sekonder (AA) Amiloidoz ve Öncül Proteini
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 5Soru

52 yaşında erkek hasta; her iki gözde görme bulanıklığı, bilateral fasyal sinir felci ve yüz derisinde belirgin sarkma (cutis laxa) şikayetleriyle başvuruyor. Oftalmolojik muayenede korneada kafes benzeri (lattice) opasiteler saptanıyor. Cilt biyopsisi örneğinin histopatolojik incelemesinde dermiste ve damar duvarlarında eozinofilik, amorf materyal birikimi izleniyor. Bu birikimin Kongo kırmızısı ile boyanıp polarize ışık altında incelenmesi sonucunda elma yeşili çift kırılma (birefringence) özelliği sergilediği görülüyor. Bu hastadaki klinik tabloya ve amiloid birikimine neden olan prekürsör protein aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Gelsolin

Cevap

Gelsolin proteini, 'Finnish tip' (FAP Tip IV) amiloidozun prekürsörüdür.
Gelsolin proteini mutasyonları sonucunda oluşan AGel tipi amiloid, 'Finnish tip' kalıtsal sistemik amiloidoza neden olur. Bu hastalıkta amiloid fibrilleri özellikle kranial sinir kılıflarında, korneada ve dermiste birikir. Klinik olarak 'Meretoja sendromu' olarak da bilinen bu tabloda kafes benzeri korneal distrofi, progresif kranial sinir felçleri (özellikle fasyal sinir) ve sarkık deri görünümü (cutis laxa) tipik triadı oluşturur.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik triadın analizi
Kafes (lattice) korneal distrofi, progresif kranial nöropati (fasyal sinir baskın) ve cilt sarkması (cutis laxa) saptandı.
Bu özgün klinik kombinasyon, nadir görülen kalıtsal amiloidoz tiplerine işaret eder.
2
Doku birikiminin doğrulanması
Kongo kırmızısı pozitifliği ve polarize ışıkta elma yeşili refle, materyalin amiloid olduğunu kanıtladı.
Ayırıcı tanıda diğer hücre dışı birikimlerin elenmesi için amiloidin spesifik boyanma özelliklerinin gösterilmesi gerekir.
3
Protein eşleştirmesi
Kalıtsal amiloidozlar içinde Gelsolin (AGel) proteini mutasyonunun bu triada yol açtığı belirlendi.
Transtiretin veya Apolipoprotein gibi diğer sistemik formlar farklı organ tutulum paternleri sergiler.

Anahtar Kavram

Gelsolin mutasyonuna bağlı gelişen Finnish tip amiloidoz (FAP Tip IV), kranial nöropati ve deri bulguları ile karakterize nadir bir kalıtsal sistemik amiloidoz formudur.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 6Soru

6464 yaşında bir erkek hasta; dilde belirgin büyüme (makroglossi), her iki elin ilk üç parmağında uyuşma (karpal tünel sendromu) ve göz kapakları çevresinde travma olmaksızın gelişen peteşi/ekimozlar (periorbital purpura) şikayetleriyle başvuruyor. Yapılan tetkiklerde nefrotik düzeyde proteinüri (4.54.5 g/gu¨ng/gün) ve ekokardiyografide ventriküler duvarlarda "granular sparkling" görünümü ile birlikte restriktif tipte kardiyomiyopati saptanıyor. Rektal biyopsinin Kongo kırmızısı ile boyanması sonucunda damar duvarlarında elma yeşili refle veren polarize görüntüler izleniyor.

Bu hastadaki klinik tabloya neden olan amiloid proteininin öncül molekülü aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İmmünoglobülin hafif zincirleri

Cevap

Hastalık tablosuna neden olan öncül molekül immünoglobülin hafif zincirleridir.
Vakada tanımlanan makroglossi (dil büyümesi), periorbital purpura (göz çevresinde morluklar) ve restriktif kardiyomiyopati kombinasyonu, plazma hücresi kaynaklı immünoglobülin hafif zincirlerinin (L zinciri) biriktiği Primer Amiloidoz (AL) için patognomoniktir. Amiloid fibrilleri vasküler duvarda birikerek damar kırılganlığını artırır ve purpuralara neden olur.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguları analiz et
Makroglossi, periorbital purpura (pinch purpura), karpal tünel sendromu ve restriktif kardiyomiyopati saptandı.
Sistemik tutulumun tipini belirlemek için klinik ipuçları kullanılır.
2
Amiloid tipini teşhis et
Bu bulgular (özellikle makroglossi ve vasküler kırılganlık işareti olan purpura) Primer Amiloidoz (AL) için spesifiktir.
Farklı amiloid tipleri farklı organ tutulum paternleri ve klinik belirtiler gösterir.
3
Öncül molekülü eşleştir
AL tipi amiloidozda biriken protein, monoklonal plazma hücre proliferasyonu sonucu oluşan immünoglobülin hafif zincirleridir.
Amiloidoz sınıflaması biriken proteinin biyokimyasal doğasına göre yapılır.

Anahtar Kavram

Primer amiloidoz (AL), plazma hücre diskrazileri ile ilişkilidir ve en sık makroglossi ve periorbital purpura gibi yumuşak doku bulguları ile karakterizedir.

Alternatif Yöntem

Hastada saptanan periorbital purpura (pinch purpura), vasküler amiloid birikimine bağlı kapiller frajiliteyi gösteren ve amiloid tipleri arasında sadece AL tipinde sık görülen çok spesifik bir muayene bulgusudur.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 7Soru

2020 yaşında bir erkek hasta, her yıl bahar aylarında tekrarlayan hapşırma, burun akıntısı ve gözlerde sulanma şikayetleriyle başvuruyor. Hastaya yapılan deri prik testinde polenlere karşı pozitif yanıt saptanıyor. Bu hastada izlenen Tip 1 hipersensitivite reaksiyonunun erken fazında, mast hücrelerinden vazoaktif mediyatörlerin salınımını başlatan temel immünolojik olay aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Antijenin, mast hücresi yüzeyindeki spesifik IgEIgE antikorlarına bağlanması

Cevap

Antijenin, mast hücresi yüzeyindeki spesifik IgEIgE antikorlarına bağlanması
Tip 1 hipersensitivite reaksiyonunun temel patogenetik basamağı, duyarlı bireyde antijenin (alerjenin) mast hücreleri veya bazofillerin yüzeyindeki FcϵRIFc\epsilon RI reseptörlerine bağlı olan spesifik IgEIgE molekülleri ile birleşmesidir. Bu birleşme sonucu IgEIgE reseptörleri çapraz bağlanır (cross-linking), hücre içi sinyal yolakları aktive olur ve histamin gibi vazoaktif aminlerin salınımı (degranülasyon) gerçekleşir.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın klinik tablosunu analiz etme
Mevsimsel rinit ve pozitif deri testi bulguları Tip 1 hipersensitivite (alerji) tanısını koydurur.
Tip 1 reaksiyonlar polen, gıda veya ilaç gibi antijenlere karşı gelişen hızlı yanıtlardır.
2
Hücresel mekanizmayı belirleme
Bu reaksiyondan sorumlu temel efektör hücreler mast hücreleri ve bazofillerdir.
Mast hücreleri dokularda vazoaktif aminleri (histamin gibi) depolayan ana hücrelerdir.
3
Tetikleyici olayı saptama
Antijenin (alerjenin), mast hücresi üzerindeki IgEIgE moleküllerini çapraz bağlaması sonucu hücre aktive olur.
Hücre yüzeyindeki FcϵRIFc\epsilon RI reseptörlerine bağlı IgEIgE'lerin antijenle köprüleşmesi degranülasyon için şarttır.

Anahtar Kavram

Tip 1 hipersensitivite mekanizması
Tahmini Süre:45s
Soru 8Soru

Mikroskobik incelemede merkezinde kazeifiye nekroz odağı, çevresinde epiteloid histiyositler, Langhans tipi dev hücreler ve lenfosit halkası izlenen bir granülom yapısı, aşağıdaki hastalıkların hangisi için karakteristiktir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Tüberküloz

Cevap

Tüberküloz, merkezinde kazeifikasyon nekrozu içeren granülomatöz inflamasyon ile karakterizedir.
Tüberküloz basili (MycobacteriumMycobacterium tuberculosistuberculosis), konakçı dokusunda tip IV duyarlılık reaksiyonu tetikleyerek granülom oluşumuna yol açar. Bu granülomların merkezinde, peynirimsi görünümü nedeniyle 'kazeifiye' olarak adlandırılan karakteristik bir nekroz odağı bulunur. Bu yapıya 'tüberkül' adı verilir ve epiteloid histiyositler, lenfositler ve Langhans tipi dev hücreler ile çevrilidir.

Adım Adım Çözüm

1
Tanımlanan morfolojik özellikleri (kazeifikasyon nekrozu + granülom) analiz etmek.
Bu bulguların granülomatöz inflamasyonun kazeifiye alt tipine işaret ettiği saptanır.
Kazeifikasyon nekrozu, tüberküloz basiline karşı gelişen bağışıklık yanıtının ayırt edici bir sonucudur.
2
Seçeneklerdeki hastalıkların granülom yapılarını karşılaştırmak.
Sarkoidoz ve Crohn hastalığında kazeifikasyon izlenmediği, kedi tırmığı hastalığında ise nekrozun yıldızsı (stellat) formda olduğu belirlenir.
Hastalıklar arasındaki granülom morfolojisi farklarını kullanarak ayırıcı tanıya ulaşmak.

Anahtar Kavram

Kazeifiye Granülomatöz İnflamasyon

Alternatif Yöntem

Kazeifiye granülom görüldüğünde tüberküloz tanısını kesinleştirmek için doku örneklerinde Ehrlich-Zieh-Neelsen (EZN) boyası ile asidorezistan basillerin (ARB) gösterilmesi klinik pratikteki altın standart yöntemdir.
Tahmini Süre:45s
Soru 9Soru

7272 yaşında, uzun süredir kontrolsüz diyabeti ve periferik arter hastalığı öyküsü olan bir erkek hastanın sol ayak parmaklarında belirgin soğukluk, nabız alınamaması ve dokularda siyahlaşma-kuruma izlenmektedir. Lezyonlu bölge ile sağlam doku arasındaki sınır keskin bir hatla ayrılmaktadır. Hastanın takibi sırasında bu bölgede aniden kötü kokulu akıntı, dokuda yumuşama ve sistemik ateş tablosu eklenmiştir. Bu hastada tablonun 'yaş gangren' (wet gangrene) olarak tanımlanan forma dönüşmesine neden olan temel morfolojik değişiklik aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Koagülasyon nekrozu zeminine bakteriyel enfeksiyon etkisiyle likefaksiyon nekrozunun eklenmesi

Cevap

Koagülasyon nekrozu zeminine bakteriyel enfeksiyon etkisiyle likefaksiyon nekrozunun eklenmesi
Doğru yanıt olan seçenek, yaş gangrenin temel patofizyolojik sürecini açıklamaktadır. Alt ekstremitede arteriyel tıkanıklığa bağlı gelişen kuru gangren esasen bir koagülasyon nekrozudur. Ancak dokuya bakteriyel enfeksiyon eklendiğinde (süperenfeksiyon), bakteriyel enzimler ve nötrofillerin salgıladığı hidrolitik enzimler dokuyu eriterek sıvılaştırır. Bu morfolojik dönüşüm 'yaş gangren' olarak adlandırılır.

Adım Adım Çözüm

1
Başlangıç patolojisinin tanımlanması
Koagülasyon nekrozu (Kuru gangren)
Periferik arter hastalığına bağlı iskemi, doku mimarisinin korunduğu ancak hücresel detayların kaybolduğu koagülasyon nekrozuna yol açar.
2
Klinik değişikliğin analizi
Bakteriyel süperenfeksiyon
Kötü kokulu akıntı, dokuda yumuşama ve ateş; iskemik alana bakterilerin yerleştiğini gösterir.
3
Sekonder nekroz tipinin belirlenmesi
Likefaksiyon nekrozu (Yaş gangren)
Bakteriyel enzimler ve bölgeye göç eden nötrofillerin lizozomal enzimleri dokuyu sindirerek sıvılaştırır (likefaksiyon).

Anahtar Kavram

Gangrenöz nekroz, alt ekstremite gibi bölgelerde görülen geniş iskemik nekrozdur. Enfeksiyonun eşlik etmediği 'kuru' form koagülasyon nekrozuyken, enfeksiyonun eklendiği 'yaş' form likefaksiyon bileşeni içerir.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 10Soru

5858 yaşında bir erkek hasta, şiddetli göğüs ağrısı ile acil servise başvurmuş ve akut transmural miyokard enfarktüsü tanısı almıştır. Hastaya uygulanan başarılı perkütan koroner girişim (anjiyoplasti) sonrası kan akımı sağlanmıştır. Ancak, reperfüzyon sonrası doku hasarının bir miktar daha arttığı (reperfu¨zyonreperfüzyon zedelenmesizedelenmesi) ve bu süreçte mitokondriyal membran geçirgenlik artışının (mitochondrialmitochondrial permeabilitypermeability transitiontransition) kritik bir rol oynadığı saptanmıştır. Bu süreçte mitokondriyal porun açılmasını tetikleyen ve farmakolojik olarak siklosporin ile inhibe edilerek nekrotik hücre ölümünü azaltabilen temel protein aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Siklofilin D

Cevap

Siklofilin D
Siklofilin D, mitokondri iç membranında bulunan ve mitokondriyal geçirgenlik geçiş porunun (MPTP) açılmasını tetikleyen bir proteindir. İskemi ve özellikle reperfüzyon sırasında hücre içinde biriken kalsiyum ve serbest radikaller bu porun açılmasına neden olur. Por açıldığında mitokondriyal membran potansiyeli kaybolur, ATP üretimi durur ve hücre nekroza gider. Siklosporin, Siklofilin D'ye bağlanarak bu porun açılmasını engeller, bu da reperfüzyon hasarını ve nekrotik ölümü azaltan bir tedavi stratejisidir.

Adım Adım Çözüm

1
İskemi-reperfüzyon zedelenmesi sırasında hücrede meydana gelen biyokimyasal olayları analiz et.
Hücre içi kalsiyum artışı, reaktif oksijen türleri (ROS) ve mitokondriyal hasar tespit edilir.
Zedelenmenin mekanizmasını anlamak için tetikleyici faktörlerin belirlenmesi gerekir.
2
Mitokondriyal geçirgenlik geçiş porunun (MPTP) işlevini ve bileşenlerini değerlendir.
Bu porun açılmasının mitokondriyal membran potansiyelini bozarak ATP üretimini durdurduğu ve nekroza yol açtığı anlaşılır.
Hücre ölümünün tipini (nekroz) belirleyen kritik moleküler adımı tanımlamak için gereklidir.
3
Poru düzenleyen spesifik proteini ve farmakolojik inhibitörü eşleştir.
Siklofilin D proteininin por açılmasında anahtar rol oynadığı ve siklosporin ilacının bu proteini bağlayarak poru kapattığı saptanır.
Soruda sorulan spesifik protein ve ilaç etkileşimine ulaşmak için son adımdır.

Anahtar Kavram

İskemi-reperfüzyon zedelenmesinde mitokondriyal geçirgenlik geçiş poru (MPTP) ve Siklofilin D'nin rolü.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 11Soru

2424 yaşında bir erkek hastada, inguinal herni (kasık fıtığı) operasyonu sonrası cerrahi insizyon hattındaki iyileşme süreci izlenmektedir. Yaralanmadan sonraki 3.3. haftadan itibaren yara yatağındaki granülasyon dokusunun yerini skar dokusuna bıraktığı, bu süreçte tip IIIIII kollajenin yıkılarak yerine tip II kollajenin geçtiği ve dokunun gerilme direncinin giderek arttığı saptanmıştır. Bu remodeling (yeniden şekillenme) sürecinde, hem kollajen sentezini uyararak hem de matriks metalloproteinazların (MMP) aktivitesini inhibe edip doku inhibitörlerini (TIMP) artırarak fibrozisi kontrol eden en kritik büyüme faktörü aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Transforming büyüme faktörü-beta (TGF-β\beta)

Cevap

Transforming büyüme faktörü-beta (TGF-beta)
Transforming büyüme faktörü-beta (TGF-beta), doku onarımı ve skar oluşumunun en kritik molekülüdür. Bu sitokin, fibroblastların olay yerine göçünü ve çoğalmasını uyarır; tip II kollajen ve fibronektin sentezini belirgin şekilde artırır. Aynı zamanda, kollajeni yıkan matriks metalloproteinazların (MMP) üretimini azaltırken, bu enzimleri durduran TIMP'lerin (doku metalloproteinaz inhibitörleri) üretimini artırarak ekstraselüler matriksin korunmasını ve birikmesini sağlar.

Adım Adım Çözüm

1
Yara iyileşmesinin evresini belirle.
Vignette'de tarif edilen 3.3. hafta ve tip IIIIII kollajenden tip II'e geçiş, remodeling (yeniden şekillenme) evresini işaret eder.
Bu evre, yaranın mekanik gücünün arttığı ve matriksin reorganize olduğu son aşamadır.
2
Remodeling evresindeki moleküler kontrolü analiz et.
Matriks metalloproteinazların (MMP) doku inhibitörleri (TIMP) ile dengelenmesi gerekir.
Dokunun dayanıklılığını artırmak için kollajen sentezi artmalı, kontrolsüz yıkım engellenmelidir.
3
Bu süreçteki en baskın sitokini tanımla.
TGF-beta, hem sentezi artıran hem de yıkımı (MMP'leri) baskılayan ana düzenleyicidir.
TGF-beta, fibrozis ve onarım sürecinin 'master' düzenleyicisi olarak kabul edilir.

Anahtar Kavram

TGF-beta'nın Doku Onarımındaki Dual Rolü (Sentezi Artırma ve Yıkımı Baskılama)

Daha Fazla Pratik

Doku onarımında glukokortikoidlerin TGF-beta sentezini azaltarak yara iyileşmesini nasıl geciktirdiğini inceleyin.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 12Soru

6868 yaşında, 1515 yıldır kronik hemodiyaliz programında olan bir hasta; her iki elinde uyuşma, ağrı ve omuz eklemlerinde hareket kısıtlılığı şikayetleriyle başvuruyor. Yapılan fizik muayenede bilateral karpal tünel sendromu saptanıyor. Transvers karpal ligamandan alınan biyopsinin histopatolojik incelemesinde, ekstraselüler alanda amorf eozinofilik birikimler izleniyor. Bu birikimlerin Kongo kırmızısı ile boyandığı ve polarize ışık mikroskobunda elma yeşili çift kırınım verdiği görülüyor. Bu hastada saptanan amiloid birikimlerinin öncül (prekürsör) proteini aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: β2\beta_2-mikroglobulin

Cevap

Uzun süreli hemodiyaliz tedavisi gören hastalarda karpal tünel sendromu ile seyreden amiloidozun prekürsörü β2\beta_2-mikroglobulindir.
Doğru yanıt olan seçenek, kronik hemodiyaliz hastalarında görülen ve sıklıkla karpal tünel sendromu, skapulohumeral periartrit gibi osteoartiküler bulgularla kendini gösteren amiloidozun spesifik prekürsörünü (β2 \beta_2-mikroglobulin) içermektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bağlamı analiz et
1515 yıllık hemodiyaliz öyküsü ve bilateral karpal tünel sendromu varlığı.
Hastanın geçmişi ve semptomları belirli bir amiloid tipine (Diyaliz ilişkili amiloidoz) işaret eder.
2
Patolojik bulguları değerlendir
Amorf eozinofilik birikim, Kongo kırmızısı pozitifliği ve elma yeşili çift kırınım.
Bu bulgular biriken maddenin amiloid olduğunu kesinleştirir.
3
Klinik tablo ile prekürsör protein eşleşmesini yap
Diyaliz ilişkili amiloidozda prekürsör protein β2\beta_2-mikroglobulindir.
Normalde böbrekten filtre edilen β2\beta_2-mikroglobulin, diyaliz membranlarından geçemediği için serum seviyeleri yükselir ve özellikle sinovyal dokularda amiloid (Aβ2mA\beta_2m) olarak birikir.

Anahtar Kavram

Diyaliz ilişkili amiloidozda (Aβ2mA\beta_2m) ana patojenik mekanizma, β2\beta_2-mikroglobulin proteininin eliminasyonundaki yetersizlik ve buna bağlı doku birikimidir.

Daha Fazla Pratik

Farklı amiloid tiplerinin (AL, AA, ATTR, Aβ) klinik senaryolarını ve spesifik organ tutulumlarını karşılaştıran bir tabloyu incelemek kalıcılığı artıracaktır.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 13Soru

6262 yaşında bir kadın hasta, Gram-negatif sepsise bağlı septik şok ve yaygın damar içi pıhtılaşma (YİP) tablosuyla yoğun bakımda takip edilmektedir. Sepsis sürecinde inflamatuar sitokinlerin salınımı, endotel hücrelerinin normalde sahip olduğu antitrombotik özellikleri baskılayarak prokoagülan bir fenotipe geçişi tetikler. Sepsis zemininde gelişen bu prokoagülan fenotip değişiminde, endotel hücrelerinde meydana gelen aşağıdaki moleküler değişikliklerden hangisi pıhtılaşmanın sistemik olarak tetiklenmesinde en kritik rolü oynar?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Trombomodulin ve endotelyal protein C reseptörü (EPCR) ekspresyonunun azalması

Cevap

Sepsis sürecinde endotel hücrelerinde gerçekleşen trombomodulin ve endotelyal protein C reseptörü (EPCR) ekspresyonunun azalması, prokoagülan fenotip değişiminin temelidir.
Septik şokta salınan sitokinler, endotel hücrelerini aktive ederek normalde yüzeyde bulunan trombomodulin ve endotelyal protein C reseptörünün (EPCR) sentezini azaltır. Protein C aktive edilemediği için pıhtılaşma faktörleri (VV ve VIIIVIII) kontrolsüz kalır ve sistemik fibrin birikimi (DIC) gelişir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tabloyu analiz et
Hastada Gram-negatif sepsis, septik şok ve YİP (DIC) bulguları mevcut.
Sepsis, endotel aktivasyonu ve koagülasyon kaskadının sistemik uyarılması ile karakterizedir.
2
Endotel fenotip değişimini değerlendir
Normalde antitrombotik olan endotel, inflamatuar sitokinlerin (TNFTNF, IL1IL-1) etkisiyle prokoagülan duruma geçer.
İnflamasyon, pıhtılaşma dengesini pıhtı oluşumu lehine bozar.
3
Moleküler mekanizmayı belirle
Endotel yüzeyindeki trombomodulin ve EPCR azalır, doku faktörü ve PAI1PAI-1 artar.
Trombomodulin ve EPCR'nin azalması, Protein C'nin aktive edilmesini engelleyerek FVaFVa ve FVIIIaFVIIIa'nın inhibe edilememesine yol açar.

Anahtar Kavram

Endotel Fenotip Değişimi (Endothelial Activation)
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 14Soru

3636 yaşında, G4P3G4P3 olan gebe, doğumun ikinci evresinde aniden gelişen dispne, siyanoz ve hipotansiyon sonrası şoka giriyor. Hızla gelişen nöbet ve yaygın damar içi pıhtılaşma (YİP) tablosu sonrası hasta kaybediliyor. Otopside akciğer mikrosirkülasyonunda fetal skuamöz hücreler, müsin ve lanugo tüyleri saptanıyor.

Bu klinik tablonun (Amniyotik Sıvı Embolisi) güncel patogenezinde, durumun salt "mekanik bir embolizasyon"dan ziyade bir "anafilaktoid sendrom" olarak değerlendirilmesini sağlayan temel mekanizma aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Amniyotik sıvı bileşenlerinin maternal dolaşımda kompleman sistemini, doku faktörü aracılı koagülasyonu ve doğal immün yanıtı yaygın olarak aktive etmesi

Cevap

Amniyotik sıvı bileşenlerinin maternal dolaşımda kompleman sistemini, doku faktörü aracılı koagülasyonu ve doğal immün yanıtı yaygın olarak aktive etmesi
Güncel patolojik yaklaşımlar, amniyotik sıvı embolisinin (ASE) primer olarak mekanik bir tıkanma olmadığını, amniyotik sıvının maternal dolaşıma geçmesiyle kompleman sisteminin, doku faktörü aracılı koagülasyonun ve doğal immün yanıtın şiddetli aktivasyonu sonucu gelişen bir 'anafilaktoid sendrom' olduğunu vurgular. Bu durum, tablodaki ani şok ve YİP gelişimini daha iyi açıklar.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguları analiz etme
Tanı: Amniyotik Sıvı Embolisi (ASE)
Doğum sırasında ani dispne, siyanoz, şok, nöbet ve YİP gelişmesi, otopside fetal bulguların (skuam, lanugo) saptanması ASE için karakteristiktir.
2
Geleneksel ve güncel patogenezi karşılaştırma
Anafilaktoid Sendrom kavramı
Eski görüş fetal hücrelerin akciğer damarlarını mekanik tıkamasına odaklansa da, güncel Robbins patoloji bilgisi tablonun 'anafilaktoid sendrom' karakterinde bir immün/koagülasyon aktivasyonu olduğunu belirtir.
3
YİP ve şok mekanizmasını belirleme
Hümoral mediyatörlerin ve doku faktörünün etkisi
Amniyotik sıvıdaki doku faktörü (thromboplastin) pıhtılaşmayı, diğer bileşenler ise kompleman ve mast hücre aktivasyonunu tetikleyerek şok ve kanama tablosunu oluşturur.

Anahtar Kavram

Amniyotik sıvı embolisi (ASE), mekanik bir olaydan ziyade fetal bileşenlerin maternal dolaşımda tetiklediği sistemik bir inflamatuar ve koagülatif yanıttır (Gebeliğin Anafilaktoid Sendromu).

Alternatif Yöntem

Vakadaki 'YİP' (yaygın damar içi pıhtılaşma) ve 'fetal skuam' anahtar kelimelerinden yola çıkarak patogenezde pıhtılaşma sisteminin aktivasyonuna odaklanmak tanıya götürebilir.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 15Soru

45 yaşında erkek hastaya, son dönem böbrek yetmezliği nedeniyle böbrek transplantasyonu uygulanıyor. Cerrahi ekip tarafından vasküler anastomozlar tamamlandıktan dakikalar sonra, greftin renginin aniden siyanotik ve benekli bir hal aldığı, organın flasklaştığı ve idrar çıkışının hiç olmadığı fark ediliyor. Bu durumun patogenezinde rol oynayan temel mekanizma aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Alıcı serumunda donör HLA veya kan grubu antijenlerine karşı önceden oluşmuş antikorların varlığı

Cevap

Alıcı serumunda donör HLA veya kan grubu antijenlerine karşı önceden oluşmuş antikorların varlığı
Vaka örneğinde vasküler anastomoz sonrası dakikalar içinde gelişen organ reddi tablosu hiperakut rejeksiyona işaret etmektedir. Bu durumun patogenezinde, alıcının kanında donörün vasküler endotel antijenlerine (HLA veya ABO) karşı daha önceden oluşmuş antikorların bulunması yatar. Bu antikorlar greft endoteline bağlanarak kompleman sistemini aktive eder ve damar lümenlerinde yaygın tromboza, ardından greftin nekrozuna yol açar.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik seyrin zamanlamasını değerlendir
Rejeksiyon dakikalar içinde (cerrahi masada) gerçekleşmiştir.
Bu süre zarfında yeni bir immün yanıt gelişemeyeceği için olay 'hiperakut rejeksiyon' olarak tanımlanır.
2
Hiperakut rejeksiyonun temel nedenini belirle
Alıcının donör dokusuna karşı önceden duyarlı olduğu (antikor taşıdığı) sonucuna varılır.
Tip II hipersensitivite mekanizmasıyla, önceden oluşmuş antikorlar donörün vasküler endoteline saldırır.
3
Histopatolojik sonuçları öngör
Endotel hasarı, kompleman aktivasyonu, yaygın tromboz ve fibrinoid nekroz.
Bu olaylar damarların tıkanmasına, böbreğin siyanotik/flask görünümüne ve idrar çıkışının durmasına neden olur.

Anahtar Kavram

Hiperakut rejeksiyon; alıcıda önceden mevcut olan antikorların (Tip II hipersensitivite) aracılık ettiği, dakikalar içinde gelişen greft reddidir.

İpuçları

1
Olayın hızı (dakikalar içinde) en önemli ipucudur.
2
Cerrahi masada greftin aniden siyanotik olması, vasküler yatağın hızla tıkandığını gösterir.
3
Önceden geçirilmiş kan transfüzyonları veya gebelikler, hastayı bu durumun nedeni olan antikorlara karşı duyarlı hale getirmiş olabilir.

Daha Fazla Pratik

Akut rejeksiyon ile hiperakut rejeksiyon arasındaki zaman farkı ve morfolojik bulguları karşılaştıran bir tablo hazırlayınız.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 16Soru

6868 yaşında bir erkek hasta, yüksek ateş, öksürük ve pürülan balgam şikayetleriyle acil servise getiriliyor. Fizik muayenesinde kan basıncı 75/4575/45 mmHgmmHg, nabız 110/dk110/dk ve konfüzyon saptanıyor. Laboratuvar incelemesinde lökositoz ve serum laktat düzeyinde belirgin yükseklik saptanıyor. Kan kültüründe *Escherichia coli* üremesi olan ve yoğun sıvı tedavisine rağmen hipotansiyonu düzelmeyen hastada gelişen bu şok tablosunda, yaygın vazodilatasyon ve hipotansiyona yol açan temel patofizyolojik mekanizma aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Nitrik oksit (NONO) sentezinde artışa bağlı gelişen sistemik vazodilatasyon

Cevap

Septik şokta nitrik oksit (NO) sentezindeki artış temel vazodilatör mekanizmadır.
Septik şokun patofizyolojisinde, bakteriyel ürünler (PAMP'lar) tarafından uyarılan makrofajlar ve endotel hücrelerinden salınan TNF ve IL-1 gibi sitokinler, damar duvarında nitrik oksit (NONO) sentezini aşırı düzeyde artırarak yaygın vazodilatasyona ve kan basıncında düşmeye neden olur.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tablonun tanımlanması
Enfeksiyon odağı (pnömoni), hipotansiyon ve sıvıya yanıtsızlık septik şoku düşündürür.
Tanının doğru konulması patofizyolojik mekanizmayı belirlemek için şarttır.
2
Hücresel aktivasyonun belirlenmesi
Mikrobiyal ürünler (LPS) makrofaj ve endotel hücrelerindeki reseptörleri (TLR4) aktive eder.
Şokun hücresel düzeydeki başlangıç noktasıdır.
3
Mediyatör salınımının analizi
TNF ve IL-1 gibi sitokinlerin etkisiyle indüklenebilir nitrik oksit sentaz (iNOS) aktive olur ve aşırı NO üretilir.
NO, vasküler düz kaslarda gevşemeye yol açan temel moleküldür.
4
Klinik sonuçla ilişkilendirme
Aşırı NO üretimi sistemik vazodilatasyona ve dirençli hipotansiyona (şok) neden olur.
Hipotansiyonun temel nedenini açıklar.

Anahtar Kavram

Septik şok patogenezinde nitrik oksit (NONO) ve sitokin fırtınasının rolü

İpuçları

1
Hastada enfeksiyon bulguları ve sıvı tedavisine yanıtsız bir hipotansiyon varlığını göz önünde bulundurun.
2
Gram negatif bakterilerin hücre duvarındaki LPS'nin makrofajlardan hangi mediyatörleri salgılatıp damar tonusunu etkilediğini düşünün.
3
Vasküler düz kaslarda gevşemeye yol açan en güçlü gaz yapısındaki vazodilatör molekülü hatırlayın.

Daha Fazla Pratik

Şokun evrelerini (non-progresif, progresif ve irreversibl) ve bu evrelerdeki morfolojik değişiklikleri gözden geçirin.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 17Soru

Akut inflamasyon sırasında fagositik hücrelerin mikroorganizmaları tanıyıp içine almasını (fagositoz) kolaylaştırmak amacıyla, bakteri yüzeyini kaplayarak opsonin görevi gören temel kompleman bileşeni aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: C3bC3b

Cevap

Kompleman sisteminin en önemli opsonini olan C3bC3b molekülüdür.
Doğru yanıt olan C3bC3b, kompleman aktivasyonu sırasında oluşur ve mikroorganizmaların dış yüzeyine kovalent olarak bağlanır. Nötrofiller ve makrofajlar üzerinde bulunan kompleman reseptörleri (özellikle CR1CR1), bu C3bC3b moleküllerini tanıyarak mikroorganizmanın hücre içine alınmasını ve yok edilmesini belirgin şekilde hızlandırır.

Adım Adım Çözüm

1
Akut inflamasyonun fagositoz aşamasını düşünün.
Lökositlerin bakteriyi yutabilmesi için önce onu tanıması gerekir.
Tanıma işlemi, opsonin adı verilen moleküllerin bakteriye bağlanmasıyla kolaylaşır.
2
Kompleman sisteminin aktivasyon ürünlerini değerlendirin.
C3bC3b molekülünün yüzeylere yapışma özelliği olduğunu hatırlayın.
Aktivasyon sonucu oluşan C3bC3b, fagositozu uyaran temel parçadır.

Anahtar Kavram

Opsonizasyon, mikroorganizmaların fagositler tarafından tanınmasını sağlamak için opsoninlerle kaplanmasıdır; en önemli opsoninler IgGIgG ve C3bC3b'dir.
Tahmini Süre:45s
Soru 18Soru

1818 aylık bir erkek çocuk, doğumundan itibaren tekrarlayan sinopulmoner enfeksiyonlar ve atopik dermatit benzeri dirençli ekzematöz cilt lezyonları nedeniyle pediatri polikliniğine getiriliyor. Hastanın öyküsünden, sünnet operasyonu sonrası durdurulamayan sızıntı şeklinde kanama nedeniyle hastaneye yatırıldığı ve transfüzyon aldığı öğreniliyor. Laboratuvar incelemesinde hemoglobin ve lökosit değerleri normal sınırlardayken, trombosit sayısı 48.000/mm348.000/mm^3 olarak saptanıyor. Periferik yayma incelemesinde trombositlerin ortalama çapının belirgin olarak küçük olduğu (mikrotrombositler) gözleniyor. Bu hastadaki klinik tablodan sorumlu olan temel moleküler defekt aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Aktin hücre iskeletinin yeniden düzenlenmesini sağlayan WASP proteininde mutasyon

Cevap

Aktin hücre iskeletinin yeniden düzenlenmesinde rol oynayan WASP proteini mutasyonu
Wiskott-Aldrich Sendromu (WAS), enfeksiyonlara yatkınlık, ekzema ve trombositopeni (özellikle küçük çaplı trombositler) ile karakterize X'e bağlı bir primer immün yetmezliktir. WASP proteini, hematopoetik hücrelerde aktin hücre iskeletinin yeniden düzenlenmesinde (remodeling) kritik rol oynar. Bu proteinin eksikliğinde T hücreleri normal fonksiyonlarını (sinaps oluşumu, göç) yerine getiremez ve trombositlerin dalak tarafından yıkımı artarak mikrotrombositopeni gelişir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik üçlünün analiz edilmesi
Tekrarlayan enfeksiyonlar, ekzema ve kanama eğilimi (trombositopeni) saptandı.
Bu üçlü Wiskott-Aldrich Sendromu (WAS) için karakteristiktir.
2
Morfolojik bulguların değerlendirilmesi
Periferik yaymada trombositlerin küçük çaplı (mikrotrombosit) olduğu belirlendi.
Mikrotrombositler WAS için patognomonik bir laboratuvar bulgusudur.
3
Moleküler mekanizmanın eşleştirilmesi
WASP proteini, aktin hücre iskeletinin organizasyonunda görev alır.
WAS, sitoplazmik WASP proteinini kodlayan genin mutasyonu sonucu gelişen X'e bağlı bir hastalıktır.

Anahtar Kavram

Wiskott-Aldrich Sendromu'nda enfeksiyon, ekzema ve mikrotrombositopeni triadı izlenir; temel defekt aktin iskeletini düzenleyen WASP proteinidir.
Soru 19Soru

Sekonder amiloidoz (AAAA tipi) gelişiminde rol oynayan ve bir akut faz reaktanı olan Serum Amiloid A (SAASAA) proteini, kronik inflamatuar süreçlerde temel olarak hangi organda sentezlenir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Karaciğer

Cevap

Serum Amiloid A (SAASAA) proteini temel olarak karaciğerde sentezlenir.
Sekonder amiloidozda biriken AAAA (amyloid-associated) fibrilleri, Serum Amiloid A (SAASAA) adı verilen plazma proteininden köken alır. SAASAA, karaciğer tarafından sentezlenen bir akut faz reaktanıdır ve kronik inflamasyon durumlarında (Romatoid artrit, Tüberküloz, FMF gibi) IL1IL-1 ve IL6IL-6 sitokinlerinin etkisiyle sentezi 10001000 katına kadar çıkabilir.

Adım Adım Çözüm

1
Sekonder amiloidozun (AAAA) öncül proteinini belirle.
Öncül protein Serum Amiloid A (SAASAA)'dır.
AA amiloidoz, kronik inflamatuar durumlarda artan SAA'nın proteolizi sonucu oluşur.
2
SAASAA proteininin biyolojik sınıfını hatırla.
SAASAA bir akut faz reaktanıdır.
Akut faz reaktanları, sistemik inflamasyona yanıt olarak plazma konsantrasyonu değişen proteinlerdir.
3
Akut faz reaktanlarının ana sentez yerini belirle.
Ana sentez yeri karaciğerdir.
Karaciğer, sitokin uyaranlarına yanıt olarak çoğu plazma proteinini ve akut faz reaktanını sentezler.

Anahtar Kavram

Serum Amiloid A (SAASAA), karaciğerde sentezlenen ve sekonder amiloidozun (AAAA) prekürsörü olan bir akut faz reaktanıdır.
Tahmini Süre:45s
Soru 20Soru

22 yaşında erkek çocuk; tekrarlayan sinopulmoner enfeksiyonlar ve Pneumocystis jiroveciiPneumocystis\ jirovecii pnömonisi nedeniyle getiriliyor. Fizik muayenede lenfoid dokuların (bademcik ve lenf nodları) çok küçük olduğu saptanıyor. Laboratuvar tetkiklerinde serum IgMIgM düzeyi 450 mg/dL450\ \text{mg/dL} (normalin üst sınırı 150 mg/dL150\ \text{mg/dL}), IgGIgG ve IgAIgA düzeyleri ise saptanamayacak kadar düşük bulunuyor. Periferik kanda lenfosit alt grupları (CD3CD3, CD4CD4, CD8CD8, CD19CD19) normal yüzdelerdedir. Bu hastanın lenf nodu biyopsisinde germinal merkezlerin izlenmemesine neden olan temel moleküler bozukluk aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: CD4+CD4^+ yardımcı TT hücrelerindeki CD40CD40 ligand (CD154CD154) eksikliği sonucu BB hücrelerinde izotip sınıf değişiminin yapılamaması

Cevap

Temel bozukluk, CD4+CD4^+ yardımcı TT hücreleri üzerindeki CD40CD40 ligandının eksikliğidir; bu durum BB hücreleri ile etkileşimi bozarak izotip sınıf değişimini ve germinal merkez oluşumunu engeller.
Vakadaki yüksek IgMIgM ve düşük IgG/IgAIgG/IgA tablosu Hiper-IgMIgM sendromudur. PneumocystisPneumocystis enfeksiyonunun eşlik etmesi, kusurun sadece antikor üretiminde değil, aynı zamanda makrofaj aktivasyonu için gerekli olan TT hücresi sinyalizasyonunda (CD40LCD40L) olduğunu gösterir. CD40LCD40L eksikliğinde BB hücreleri germinal merkez reaksiyonuna giremez.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ve laboratuvar bulgularının analizi
IgMIgM yüksekliği ile birlikte IgGIgG ve IgAIgA eksikliği, 'Hiper-IgMIgM Sendromu' tanısını koydurur.
İzotip sınıf değişiminin (class switching) yapılamadığını gösterir.
2
Fırsatçı enfeksiyon varlığının değerlendirilmesi
Pneumocystis jiroveciiPneumocystis\ jirovecii pnömonisi, TT hücresi defektini (hücresel immünite kusuru) işaret eder.
CD40CD40LCD40-CD40L etkileşimi sadece BB hücreleri için değil, TT hücrelerinin makrofajları aktive etmesi için de gereklidir.
3
Moleküler mekanizmanın belirlenmesi
CD40LCD40L (CD154CD154) eksikliği, en sık görülen (X'e bağlı) Hiper-IgMIgM nedenidir ve hem humoral hem hücresel kusur yapar.
BB hücreleri TT hücresinden 'yardım' sinyali alamadığı için germinal merkezler oluşamaz.

Anahtar Kavram

Hiper-IgM Sendromu ve CD40/CD40L etkileşimi
Tahmini Süre:2m 0s
Sayfa 1 / 17Sonraki
Genel Patoloji Alıştırma Soruları — TUS - Tıpta Uzmanlık Sınavı | Examkin