Gastroenteroloji ve Hepatoloji

311 soru

Soru 141Soru

2222 aylık bir erkek çocuk, iki gündür devam eden günde 8108-10 kez sulu dışkılama ve bugün eklenen 33 kez kusma şikayetiyle acil servise getiriliyor. Fizik muayenesinde; hastanın huzursuz ve oldukça susamış olduğu gözleniyor. Mukozaları kuru, göz küreleri hafif çökük, deri turgoru 22 saniyeden kısa sürede düzeliyor. Fontaneli hafif çökük olan hastanın kapiller geri dolum zamanı 22 saniye, kan basıncı ve nabız değerleri yaş grubuna göre normal sınırlardadır. Bu hasta için en uygun ilk yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Oral rehidratasyon sıvısı (ORSORS) ile 7575 ml/kg miktarında 44 saatlik rehidratasyon uygulanması

Cevap

Orta dereceli dehidratasyonu olan hastada oral rehidratasyon sıvısı (ORS) ile 4 saatlik rehidratasyon uygulanması en uygun yaklaşımdır.
Hastanın klinik tablosu (huzursuzluk, susuzluk, kuru mukozalar, fontanel çöküklüğü) orta dereceli dehidratasyon ile uyumludur. Şok bulgusu olmayan orta dehidratasyon vakalarında Dünya Sağlık Örgütü tarafından önerilen ilk basamak tedavi, oral rehidratasyon sıvısının (ORS) 75 ml/kg dozunda 4 saat içinde verilmesidir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguların (huzursuzluk, susuzluk, turgorda hafif azalma, fontanel çöküklüğü) değerlendirilmesi.
Hastanın %5-10 arasında vücut ağırlığı kaybına denk gelen 'orta dereceli dehidratasyon' tablosunda olduğu belirlenir.
Tedavi protokolü (Plan A, B veya C) dehidratasyon derecesine göre seçilir.
2
Şok veya ağır dehidratasyon bulgularının (letarji, bilinç kaybı, turgor >2 sn, uzamış kapiller geri dolum) kontrol edilmesi.
Hastanın kan basıncının normal olması ve kapiller geri dolumun 2 saniye olması şok tablosunun olmadığını gösterir.
Şok yoksa intravenöz bolus (Plan C) yerine oral tedavi önceliklidir.
3
Orta dereceli dehidratasyon için standart protokolün uygulanması.
DSÖ Plan B uyarınca 4 saatlik süre içinde 75 ml/kg ORS verilmesi planlanır.
Gastroenterit tedavisinde en güvenli ve etkili yöntem oral rehidratasyondur.

Anahtar Kavram

Akut gastroenteritli çocuklarda dehidratasyon derecesinin belirlenmesi ve DSÖ Plan B (Orta Dehidratasyon) yönetiminin uygulanması.
Soru 142Soru

88 aylık bir erkek bebek, yaklaşık 66 saattir süregelen, 152015-20 dakikada bir tekrarlayan huzursuzluk ve bacaklarını karnına çekerek ağlama nöbetleri nedeniyle acil servise getiriliyor. Nöbetler arasında bebeğin halsiz olduğu ve uyukladığı gözleniyor. Fizik muayenesinde sağ üst kadranda sosis benzeri bir kitle palpe ediliyor ve rektal tuşede eldivene çilek jölesi kıvamında kanlı dışkı bulaştığı görülüyor. Bu hasta için en olası tanı ve en uygun ilk görüntüleme yöntemi aşağıdakilerin hangisinde birlikte verilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İnvajinasyon - Ultrasonografi

Cevap

En olası tanı invajinasyon (intussusception) olup, ilk ve en değerli görüntüleme yöntemi ultrasonografidir.
Hastada tarif edilen nöbetler şeklinde gelen kolik ağrı, sağ üst kadranda palpe edilen sosis benzeri kitle ve rektal tuşede saptanan çilek jölesi benzeri kanlı dışkı, invajinasyon için patognomonik bir tablodur. İnvajinasyon tanısında ilk tercih edilmesi gereken ve altın standart kabul edilen görüntüleme yöntemi ultrasonografidir (USG). USG'de transvers kesitte 'hedef tahtası' (target sign), boyuna kesitte ise 'psödoböbrek' görünümü tanı koydurucudur.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguları analiz et.
88 aylık bir bebekte ani başlayan kolik ağrı, bacakları karna çekme, sağ üst kadranda kitle ve çilek jölesi dışkı saptanması.
Bu bulgular süt çocukluğu dönemindeki mekanik bağırsak tıkanıklıklarının en sık nedeni olan invajinasyonun klasik triadıdır.
2
Ayırıcı tanıları dışla.
Pilor stenozu (daha küçük yaş, farklı kitle), Volvulus (yenidoğan, safralı kusma), Meckel (ağrısız kanama) elenir.
Hastanın yaşı ve fizik muayene bulguları invajinasyona spesifiktir.
3
Tanısal yöntemi belirle.
Ultrasonografide 'hedef tahtası' (target sign) veya 'psödoböbrek' görünümünün aranması.
Ultrasonografi, invajinasyon tanısında %95-100 duyarlılığa sahiptir ve non-invaziv bir başlangıç tetkikidir.

Anahtar Kavram

İnvajinasyon (Intussusception), proksimal bağırsak segmentinin distal segmentin içine girmesidir; süt çocuklarında bağırsak tıkanıklığının en yaygın nedenidir.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 143Soru

Dört haftalık bir erkek bebek; bir haftadır devam eden fışkırır tarzda safrasız kusma, tartı alamama ve ciddi dehidratasyon bulguları ile polikliniğe getirilmiştir. Hastada hipertrofik pilor stenozu (HPS) ön tanısı ile yapılan incelemelerde aşağıdaki bulgulardan hangisinin saptanması, tanıyı HPS'den uzaklaştırarak öncelikle konjenital adrenal hiperplaziyi (adrenogenital sendrom) düşündürmelidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hiperkalemi ve metabolik asidoz saptanması

Cevap

Hiperkalemi ve metabolik asidoz saptanması, hastada hipertrofik pilor stenozundan ziyade konjenital adrenal hiperplazi (tuz kaybettiren kriz) olasılığını güçlendirir.
Hipertrofik pilor stenozunda (HPS) karakteristik laboratuvar bulgusu hipokloremik, hipokalemik metabolik alkalozdur. Buna karşın, konjenital adrenal hiperplazinin (tuz kaybettiren kriz) ayırıcı tanıda düşünülmesini sağlayan en önemli laboratuvar bulguları hiperkalemi, hiponatremi ve metabolik asidozdur. Bu nedenle hiperkalemi ve asidoz saptanması, tanıyı HPS'den uzaklaştırarak AGS'ye yönlendirir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tabloyu analiz et
4 haftalık bebekte fışkırır tarzda safrasız kusma hem HPS hem de AGS (tuz kaybettiren kriz) ile uyumludur.
Her iki durum da bebeklik döneminde benzer gastrointestinal semptomlarla başvurabilir.
2
HPS'nin metabolik profilini belirle
HPS'de kusma ile mide asidi (HClHCl) kaybına bağlı hipokloremik, hipokalemik metabolik alkaloz gelişir.
Hidrojen ve klor kaybı alkaloz ve hipokloremiye yol açarken, böbreklerden H+H^+ tutulup K+K^+ atılması hipokalemiye neden olur.
3
AGS'nin metabolik profilini belirle
Tuz kaybettiren AGS'de aldosteron eksikliği nedeniyle hiponatremi, hiperkalemi ve metabolik asidoz görülür.
Aldosteron eksikliği sodyumun geri emilememesine ve potasyum ile hidrojenin atılamamasına yol açar.
4
Ayırıcı tanı kriterini uygula
Hiperkalemi ve asidoz varlığı tanıyı HPS'den uzaklaştırır.
HPS'de asidoz ve hiperkalemi beklenmez; bu bulgular adrenal yetmezlik/AGS için tipiktir.

Anahtar Kavram

Hipertrofik pilor stenozu ile konjenital adrenal hiperplazi arasındaki en temel laboratuvar farkı, asit-baz durumu ve potasyum düzeyidir.

Daha Fazla Pratik

HPS'de görülen 'paradoksal asidüri' mekanizmasını ve neden cerrahi öncesi alkalozun düzeltilmesi gerektiğini gözden geçirin.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 144Soru

2222 aylık bir erkek çocuk, son 66 aydır devam eden kronik ishal, belirgin karın şişliği ve tartı alamama yakınmalarıyla polikliniğe getirilmiştir. Fizik muayenesinde boy ve tartısı 3.3. persentilin altında, batın distandü ve gluteal bölgede yağ dokusu kaybı (gluteal atrofi) saptanmıştır. Çölyak hastalığı ön tanısıyla istenen laboratuvar tetkiklerinde total IgAIgA düzeyi yaş grubuna göre çok düşük (<0.05 g/L< 0.05 \text{ g/L}) bulunmuştur.

Bu hastada çölyak hastalığı tanısını doğrulamak veya dışlamak amacıyla istenmesi gereken en uygun serolojik test hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Anti-doku transglutaminaz IgGIgG (tTGIgGtTG-IgG)

Cevap

Çölyak hastalığı şüphesi olan ve eşlik eden selektif IgAIgA eksikliği (IgA<0.05 g/LIgA < 0.05 \text{ g/L}) bulunan hastalarda, tanı amacıyla Anti-doku transglutaminaz IgGIgG (tTGIgGtTG-IgG) veya deamidize gliadin peptid IgGIgG (DGPIgGDGP-IgG) testleri istenmelidir.
Çölyak hastalığı tanısında en hassas ve özgül tarama testi Anti-doku transglutaminaz IgAIgA (tTGIgAtTG-IgA) antikorudur. Ancak, çölyak hastalarında selektif IgAIgA eksikliği görülme sıklığı normal popülasyona göre yaklaşık 1010 kat daha fazladır. Eğer hastada total IgAIgA düzeyi saptanamayacak kadar düşükse, IgAIgA tabanlı testler (tTG-IgA ve EMA-IgA) hatalı bir şekilde negatif sonuçlanır. Bu gibi durumlarda tanısal süreçte IgGIgG izotipindeki antikorlar (anti-tTG IgGIgG veya anti-deamidize gliadin peptid IgGIgG) kullanılmalıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguların değerlendirilmesi.
Hastada kronik ishal, büyüme geriliği ve fizik muayenede gluteal atrofi saptanması çölyak hastalığını güçlü bir ön tanı haline getirir.
Bu bulgular klasik çölyak hastalığının (malabsorbsiyon tablosu) tipik özellikleridir.
2
Laboratuvar verilerinin analizi.
Total IgAIgA düzeyinin saptanabilir sınırın altında olması, hastada eşlik eden bir selektif IgAIgA eksikliği olduğunu gösterir.
Selektif IgAIgA eksikliği çölyak hastalarında normal topluma göre daha sık görülür.
3
Uygun serolojik testin seçilmesi.
Standart tarama testi olan tTGIgAtTG-IgA, IgAIgA eksikliği nedeniyle yalancı negatif sonuç vereceğinden IgGIgG tabanlı testlerin seçilmesi gerekir.
ESPGHAN kılavuzlarına göre IgAIgA eksikliği durumunda IgGIgG tabanlı testler (tTGIgGtTG-IgG, EMAIgGEMA-IgG veya DGPIgGDGP-IgG) tanısal değer taşır.

Anahtar Kavram

Selektif IgAIgA eksikliği olan çölyak hastalarında tanısal seroloji yönetimi.

Daha Fazla Pratik

Çölyak hastalığında biyopsi yapmadan tanı koyma kriterlerini (ESPGHAN 2020) gözden geçirin.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 145Soru

Gastroözofageal reflü hastalığı (GÖRH) tanısıyla izlenen bir çocukta, distal özofagustaki çok katlı yassı epitelin kronik asit maruziyetine bağlı olarak kolumnar epitele dönüşmesi (metaplazi) durumu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Barrett özofagusu

Cevap

Barrett özofagusu
Doğru seçenek, kronik reflüye bağlı olarak gelişen ve distal özofagustaki skuamöz epitelin yerini intestinal tipte kolumnar epitelin alması (metaplazi) durumunu tam olarak tanımlamaktadır. Bu durum ileride adenokarsinom gelişimi için bir risk faktörüdür.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik durumun belirlenmesi
Hastada kronik gastroözofageal reflü hastalığı mevcuttur.
Soruda reflüye bağlı kronik asit maruziyeti vurgulanmaktadır.
2
Epitel değişikliğinin tanımlanması
Yassı (skuamöz) epitelden kolumnar epitele dönüşüm saptanmıştır.
Vücut, asit hasarına karşı daha dayanıklı olan epitel türüne doğru metaplazi geliştirir.
3
Tıbbi terimin eşleştirilmesi
Bu durum Barrett özofagusu olarak adlandırılır.
Özofagusta skuamöz-kolumnar epitel değişimi bu hastalığın patognomonik özelliğidir.

Anahtar Kavram

Gastroözofageal reflü hastalığının kronik komplikasyonu olan Barrett özofagusu, epitelyal metaplazi ile karakterizedir.

Daha Fazla Pratik

Barrett özofagusu saptanan çocuklarda hangi kanser türü riskinin arttığını araştırınız.
Tahmini Süre:45s
Soru 146Soru

On iki yaşındaki bir çocuk, son 11 yıldır boy uzamasında duraksama ve son 66 aydır devam eden sekonder amenore şikayetleriyle getiriliyor. Fizik muayenede vücut kitle indeksi 33. persantilin altında saptanıyor ve perianal bölgede ağrısız fissür ile deri katlantıları (skin tags) gözleniyor. Laboratuvar incelemesinde hipoalbüminemi, anemi ve artmış akut faz reaktanları saptanan hastanın kolonoskopisinde çekum ve terminal ileumda yamalı tutulum (skip lesions) saptanıyor.

Bu hastada kesin tanıya ulaşmak için yapılan doku biyopsisinde görülmesi beklenen en tipik histopatolojik bulgu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Transmural inflamasyon ve non-kazeifiye granülomlar

Cevap

Transmural inflamasyon ve non-kazeifiye granülomların saptanmasıdır.
Vakada sunulan büyüme geriliği, amenore, perianal hastalık ve endoskopide saptanan 'skip' lezyonlar Crohn hastalığı için tipiktir. Crohn hastalığının en karakteristik histopatolojik bulgusu ise bağırsak duvarının tüm katlarını tutan inflamasyon ve doku örneklerinde görülen non-kazeifiye granülomlardır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ipuçlarını değerlendir
Büyüme geriliği, sekonder amenore ve perianal deri katlantıları/fissürleri saptandı.
Pediatrik Crohn hastalarında büyüme duraksaması ve puberte gecikmesi, gastrointestinal semptomlardan önce ortaya çıkabilen karakteristik bulgulardır.
2
Endoskopik dağılımı analiz et
Yamalı tutulum (skip lesions) ve terminal ileum etkilenmesi belirlendi.
Bu dağılım, devamlı tutulum gösteren Ülseratif Kolit'in aksine Crohn hastalığını destekler.
3
Patolojik bulguyu belirle
Kesin tanı için transmural tutulum ve granülom varlığı aranmalıdır.
Non-kazeifiye granülomlar Crohn hastalığı için en spesifik histopatolojik bulgudur.

Anahtar Kavram

Pediatrik Crohn hastalığı sıklıkla büyüme geriliği ve perianal bulgularla prezente olur; histolojik olarak transmural inflamasyon ve granülomlarla karakterizedir.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 147Soru

Doğumundan sonraki ilk 1212 saat içerisinde safralı kusma şikayeti başlayan bir günlük bir yenidoğanın fizik muayenesinde Down sendromu ile uyumlu dismorfik bulgular saptanıyor. Epigastrik bölgede hafif dolgunluğu olan hastanın çekilen ayakta direkt batın grafisinde "çift hava kabarcığı" (double bubble) görünümü izlenirken distal bağırsak anslarında gaz saptanmıyor. Bu klinik tabloya göre en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Duodenal atrezi

Cevap

Duodenal atrezi, safralı kusma ve Down sendromu birlikteliği ile radyolojik olarak saptanan çift hava kabarcığı bulgusu göz önüne alındığında en olası tanıdır.
Duodenal atrezi, yenidoğanda safralı kusmanın en önemli nedenlerinden biridir. Down sendromlu bebeklerin yaklaşık %30'unda görülür. Radyolojik olarak saptanan 'çift hava kabarcığı' bulgusu, birinin mideyi diğerinin ise genişlemiş proksimal duoneduımı temsil etmesiyle karakterizedir ve distalde gaz bulunmaması tam tıkanıklığı destekler.

Adım Adım Çözüm

1
Kusmanın özelliğini değerlendir.
Kusma safralıdır, bu da tıkanıklığın ampulla vaterinin distalinde olduğunu gösterir.
Tıkanıklık seviyesini belirlemek ayırıcı tanı için kritiktir.
2
Hastanın fenotipik özelliklerini ve eşlik eden anomalileri incele.
Down sendromu varlığı duodenal atrezi riskini anlamlı ölçüde artırır.
Genetik sendromlar belirli anatomik anomalilerle ilişkilidir.
3
Radyolojik bulguyu yorumla.
Çift hava kabarcığı (double bubble) mide ve proksimal duodenumdaki gazı temsil eder.
Bu bulgu duodenal obstrüksiyon (atrezi, web veya anüler pankreas) için patognomoniktir.

Anahtar Kavram

Duodenal atrezi, Down sendromu ile en sık ilişkilendirilen gastrointestinal anomalidir ve yenidoğan döneminde safralı kusma ile çift hava kabarcığı görüntüsüne neden olur.

Daha Fazla Pratik

Duodenal web ve anüler pankreas gibi 'kısmi' çift hava kabarcığı yaratan durumları inceleyin.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 148Soru

Dört haftalık bir erkek bebekte her beslenme sonrası görülen safrasız, fışkırır tarzda kusma ve fizik muayenede sağ üst kadranda palpabl, sert, hareketli kitle (zeytin belirtisi) saptanıyor. Bu klinik tabloya sahip bir hastada gelişmesi beklenen en tipik metabolik bozukluk aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hipokloremik, hipokalemik metabolik alkaloz

Cevap

İnfantil hipertrofik pilor stenozunda en tipik laboratuvar bulgusu hipokloremik, hipokalemik metabolik alkalozdur.
İnfantil hipertrofik pilor stenozunda (İHPS), pilor kanalındaki darlık nedeniyle mide içeriği onikiparmak bağırsağına geçemez ve kusma ile dışarı atılır. Mide suyunun temel bileşenleri olan hidrojen (H+) ve klor (Cl-) iyonlarının kaybı sonucunda hipokloremik metabolik alkaloz gelişir. Ayrıca dehidratasyonun uyardığı sekonder hiperaldosteronizm, böbreklerden sodyum tutulurken potasyum ve hidrojenin idrarla atılmasına (paradoksal asidüri) yol açarak hipokalemiyi derinleştirir.

Adım Adım Çözüm

1
Kusma içeriğinin analiz edilmesi
Mide suyu kaybı (Hidroklorik asit kaybı)
Pilor stenozunda kusma safrasızdır ve mide içeriği dışarı atılır.
2
Asit-baz dengesinin değerlendirilmesi
Metabolik Alkaloz
H+ iyonlarının kaybı vücutta pH'ın yükselmesine neden olur.
3
Elektrolit değişimlerinin saptanması
Hipokloremi ve Hipokalemi
Cl- doğrudan mide suyundan kaybedilir; K+ ise dehidratasyona yanıt olarak böbrekten Na+ tutulumu sırasında kaybedilir.

Anahtar Kavram

İHPS'de Metabolik Tablo
Tahmini Süre:45s
Soru 149Soru

Anne sütüyle beslenirken tamamen sağlıklı olan 66 aylık bir bebek, anne sütünün kesilip ek gıdalara ve mamalara başlanmasından yaklaşık 33 hafta sonra başlayan kronik ishal, huzursuzluk ve iştahsızlık şikayetleriyle polikliniğe getiriliyor. Fizik muayenesinde ağız ve anüs çevresinde, diz, dirsek ve parmak uçlarında simetrik yerleşimli, eritemli, üzerinde krutlar bulunan vezikülobüllöz karakterde cilt lezyonları ile yaygın alopesi (saç dökülmesi) saptanıyor.

Bu klinik bulgulara göre, bu hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Akrodermatitis enteropatika

Cevap

Sütten kesilme sonrası gelişen ishal, dermatit ve alopesi triadı Akrodermatitis Enteropatika tanısını koydurur.
Akrodermatitis enteropatika, otozomal resesif geçişli bir çinko emilim bozukluğudur. Bebekler anne sütü alırken sütün içindeki özel ligandlar sayesinde semptomsuzdur; ancak sütten kesilince ishal, iştahsızlık, huzursuzluk, yaygın alopesi ve özellikle vücut delikleri çevresi (periorifisyal) ile uç kısımlarda (akral) simetrik vezikülobüllöz/ekzematize döküntüler ortaya çıkar. Serum çinko düzeyinin düşük saptanması tanıyı doğrular.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik triadı tanımla
İshal, alopesi (saç dökülmesi) ve spesifik lokalizasyonlu (periorifisyal ve akral) dermatit saptandı.
Bu üçlü bulgu pediatrik gastroenterolojide spesifik bir tanıya işaret eder.
2
Zamanlamayı değerlendir
Semptomların anne sütünün kesilmesinden (sütten kesilme/weaning) hemen sonra başladığı görüldü.
Anne sütündeki çinko bağlayıcı ligandlar, genetik defekti olan bebeklerde bile ilk aylarda emilimi sağlayarak semptomların ortaya çıkmasını geciktirir.
3
Tanıyı netleştir
Bulgular Akrodermatitis Enteropatika (çinko malabsorbsiyonu) ile tam uyumludur.
SLC39A4 genindeki mutasyon sonucu gelişen bu tabloda çinko replasmanı ile klinik tablo hızla düzelir.

Anahtar Kavram

Akrodermatitis Enteropatika Triadı

Alternatif Yöntem

Serum çinko düzeyinin düşüklüğü ve oral çinko tedavisine (2-3 mg/kg/gün) 24-48 saat içinde başlayan dramatik klinik yanıt tanıyı kesinleştirir.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 150Soru

Altı haftalık bir erkek bebek, doğumdan sonraki ikinci haftada başlayan sarılık, son bir haftadır belirginleşen akolik dışkılama ve huzursuzluk şikayetleriyle getiriliyor. Fizik muayenede; ikter, hepatomegali (3 cm3 \text{ cm}), üçgen yüz yapısı, belirgin alın ve pulmoner odakta 2/62/6 şiddetinde ejeksiyon sistolik üfürümü saptanıyor. Laboratuvar tetkiklerinde; total bilirubin 11.2 mg/dL11.2 \text{ mg/dL}, direkt bilirubin 7.8 mg/dL7.8 \text{ mg/dL}, AST 180 U/L180 \text{ U/L}, ALT 165 U/L165 \text{ U/L} ve GGT 640 U/L640 \text{ U/L} (N:555N: 5-55) olarak bulunuyor.

Bu hastanın yönetimi ve ayırıcı tanısı ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Serum GGT düzeyinin yüksek olması, Progressive Familial Intrahepatic Cholestasis (PFIC) tip 1 ve tip 2 olasılığını dışlamada yardımcıdır.

Cevap

Serum GGT düzeyinin yüksek olması, Progressive Familial Intrahepatic Cholestasis (PFIC) tip 1 ve tip 2 olasılığını dışlamada yardımcı olan en önemli laboratuvar bulgusudur.
Progressive Familial Intrahepatic Cholestasis (PFIC) tip 1 ve 2, karakteristik olarak normal veya düşük serum GGT düzeyleri ile seyreden kolestatik hastalıklardır. Sorudaki vakada GGT düzeyi 640 U/L640 \text{ U/L} gibi çok yüksek bir değerde olduğundan, bu durum PFIC tip 1 ve 2 tanılarından uzaklaşılmasını sağlayan en güçlü laboratuvar kanıtıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguların analizi
Üçgen yüz, belirgin alın ve pulmoner sistolik üfürüm (muhtemelen periferik pulmoner stenoz) varlığı Alagille sendromunu düşündürür.
Alagille sendromu, multisistemik tutulum gösteren otozomal dominant bir kolestatik hastalıktır.
2
Laboratuvar bulgularının (Bilirubin ve GGT) değerlendirilmesi
Hastada direkt hiperbilirubinemi ve belirgin GGT yüksekliği (640 U/L640 \text{ U/L}) mevcuttur.
GGT yüksekliği olan neonatal kolestaz ayırıcı tanısında Biliyer Atrezi ve Alagille sendromu ön plandayken, düşük GGT varlığı PFIC tip 1/2 veya safra asidi sentez kusurlarını düşündürür.
3
PFIC ayırıcı tanısının yapılması
GGT'nin yüksek saptanması ile düşük GGT ile seyreden kolestaz nedenleri (PFIC 1 ve 2) dışlanmış olur.
PFIC tip 3'te GGT yüksektir ancak tip 1 ve 2'de safra tuzu transport bozukluğu olduğu için GGT yükselmez.
4
Biyopsi ve görüntüleme kısıtlılıklarının hatırlanması
Genç süt çocuklarında Alagille biyopsisinin biliyer atreziyi taklit edebileceği ve HIDA'nın özgüllüğünün düşük olduğu bilinmelidir.
Yanlış cerrahi girişimlerden kaçınmak için bu ayırıcı tanı kritiktir.

Anahtar Kavram

Neonatal kolestazda GGT düzeyi, Alagille sendromu ile PFIC tip 1 ve 2 arasındaki en kritik laboratuvar ayırıcısıdır.

Daha Fazla Pratik

Biliyer atrezi ve Alagille sendromunu biyopsi bulguları üzerinden ayırt etmeye yönelik vaka soruları çözülmelidir.
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 151Soru

On iki yaşında bir erkek çocuk, son bir yıldır hem katı hem de sıvı gıdalara karşı giderek artan yutma güçlüğü, göğüs ağrısı ve özellikle geceleri ağza gıda artıkları gelmesi şikayetleriyle başvuruyor. Yapılan fizik muayenesinde belirgin özellik saptanmayan hastanın baryumlu özofagus grafisinde distal özofagusta 'kuş gagası' (bird-beak) görünümü ve proksimal özofagusta dilatasyon saptanıyor. Bu hasta için en olası tanıyı kesinleştirmede kullanılan altın standart yöntem aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Özofagus manometrisi

Cevap

En olası tanıyı kesinleştirmede kullanılan altın standart yöntem özofagus manometrisidir.
Akalazya, özofagus gövdesindeki peristaltizmin kaybı ve yutma sırasında alt özofagus sfinkterinin (AÖS) yetersiz gevşemesi ile karakterize bir primer motilite bozukluğudur. Hem katı hem sıvı gıdalara karşı ilerleyici disfaji karakteristiktir. Özofagus manometrisi, AÖS basıncını ve gevşeme yeteneğini doğrudan ölçtüğü için tanıda altın standarttır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguları analiz et.
Hem katılara hem sıvılara karşı olan disfaji ve gece regürjitasyonu bir motilite bozukluğunu (akalazya) düşündürür.
Mekanik tıkanıklıklarda genellikle önce katılara karşı disfaji başlar.
2
Radyolojik bulguyu yorumla.
Baryumlu grafideki 'kuş gagası' görünümü, alt özofagus sfinkterinin gevşemediğini gösteren tipik bir akalazya bulgusudur.
Sfinkter düzeyindeki spazm baryumun geçişini zorlaştırarak bu görüntüyü oluşturur.
3
Kesin tanı yöntemini belirle.
Altın standart yöntem olan manometri ile sfinkter basıncı ve gövde peristaltizmi ölçülmelidir.
Akalazyada manometrik olarak alt özofagus sfinkterinin gevşeme kusuru ve gövdede aperistaltizm saptanır.

Anahtar Kavram

Akalazya Tanısında Altın Standart
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 152Soru

Yenidoğan bir bebekte doğumdan hemen sonra ağızda bol miktarda köpüklü salgı saptanıyor. Nazogastrik sondanın mideye ilerletilemediği görülen hastanın çekilen ayakta direkt batın grafisinde mide ve bağırsaklarda gaz olduğu saptanıyor. Bu klinik ve radyolojik bulgular ışığında en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Proksimal özofagus atrezisi ve distal trakeoözofageal fistül

Cevap

Proksimal özofagus atrezisi ve distal trakeoözofageal fistül (Tip C)
Doğum sonrası bol salgı ve nazogastrik sondanın mideye ulaşamaması özofagus atrezisinin temel bulgularıdır. Batın grafisinde mide gazının görülmesi ise distal özofagus ile trakea arasında bir fistül olduğunu kanıtlar. Bu iki bulgunun bir arada olduğu durum en sık görülen anomali olan Tip C trakeoözofageal fistüldür.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguların değerlendirilmesi
Ağızda bol köpüklü salgı ve NG sondanın ilerletilememesi özofagus atrezisini düşündürür.
Atrezi durumunda özofagus kör bir kese şeklinde sonlandığı için sonda mideye ulaşamaz.
2
Radyolojik bulguların yorumlanması
Batın grafisinde mide gazının varlığı, trakea ile mide/distal özofagus arasında bir bağlantı (fistül) olduğunu gösterir.
Eğer fistül olmasaydı mideye hava girişi olmayacağı için karın gazsız görünürdü.
3
Tanıların birleştirilmesi
Atrezi + Distal Fistül kombinasyonu Tip C olarak adlandırılır.
Bu tip, tüm özofagus atrezisi ve trakeoözofageal fistül vakalarının yaklaşık %85-90'ını oluşturarak en sık görülen varyanttır.

Anahtar Kavram

Özofagus atrezisi ve trakeoözofageal fistül anomalilerinde en sık görülen tip, proksimal atrezi ve distal fistül (Tip C) birlikteliğidir; bu durumda NG sonda ilerletilemezken mide gazı izlenir.
Tahmini Süre:45s
Soru 153Soru

32 aylık kız çocuk, son 8 aydır süregelen kronik ishal, karın şişliği ve büyüme duraklaması şikayetleriyle polikliniğe getiriliyor. Fizik muayenesinde boy ve tartı değerleri <3.< 3. persentil, batın bombeliği ve ekstremitelerde yaygın kas atrofisi saptanıyor. Laboratuvar tetkiklerinde hemoglobin 8.8g/dL8.8 \, g/dL, serum demiri düşük ve total IgA düzeyi saptanabilir sınırın altında (<6mg/dL< 6 \, mg/dL) bulunuyor. Bu hastada çölyak hastalığı tanısını doğrulamak için izlenmesi gereken en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Doku transglutaminaz (tTG) IgG veya deamine gliadin peptid (DGP) IgG antikorlarının bakılması

Cevap

Çölyak hastalığı tanısını doğrulamak için doku transglutaminaz (tTG) IgG veya deamine gliadin peptid (DGP) IgG antikorlarının bakılması gerekmektedir.
Hastanın klinik tablosu (kronik ishal, büyüme geriliği, anemi) çölyak hastalığı ile son derece uyumludur. Ancak laboratuvar incelemesinde saptanan total IgA düşüklüğü, çölyak hastalığının tanısında en duyarlı test olan tTG IgA'nın bu hastada yalancı negatif sonuç vereceğini gösterir. Bu durumda tanıya ulaşmak için IgG yapısındaki çölyak spesifik antikorların (tTG IgG veya DGP IgG) kullanılması en doğru yaklaşımdır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguların değerlendirilmesi
Kronik ishal, persentil kaybı, batın bombeliği ve demir eksikliği anemisi malabsorbsiyon sendromlarını (öncelikle Çölyak) düşündürür.
Çölyak hastalığının klasik triadını (ishal, karın şişliği, gelişme geriliği) tanımlamak için.
2
Total IgA düzeyinin yorumlanması
Hastada saptanan total IgA düşüklüğü (<6mg/dL< 6 \, mg/dL), selektif IgA eksikliğine işaret eder.
Çölyak hastalığı taramasında kullanılan IgA yapısındaki antikorların (tTG IgA, EMA IgA) bu hastada güvenilir olmayacağını anlamak için.
3
Uygun serolojik testin seçilmesi
IgG tabanlı tTG veya DGP antikorları istenir.
Selektif IgA eksikliği olan bireylerde çölyak tanısı için IgG tipi antikorların bakılması zorunludur.
4
Tanının histopatolojik onayı
Seroloji pozitifliği sonrası ince bağırsak biyopsisi yapılarak Marsh sınıflamasına göre (örn. Marsh 3a/b/c) tanı kesinleştirilir.
Altın standart tanı yöntemini uygulamak için.

Anahtar Kavram

Selektif IgA eksikliği olan çölyak hastalarında tanısal yaklaşım
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 154Soru

1515 aylık bir kız çocuk, son 4848 saattir devam eden günde 8108-10 kez sulu dışkılama ve 22 kez kusma şikayetiyle sağlık merkezine getiriliyor. Fizik muayenesinde; hastanın huzursuz ve susamış olduğu, göz kürelerinin hafif çökük olduğu, ağız mukozasının kuruduğu ve deri turgorunun hafif yavaşladığı saptanıyor. Bilinci açık olan bebeğin periferik nabızları dolgun, kan basıncı normal ve kapiller geri dolum zamanı 22 saniyenin altındadır.

Bu klinik tabloya göre, hastaya uygulanması gereken en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Ağızdan sıvı tedavisi (Oral Rehidratasyon Tedavisi - ORTORT) planlanarak kayıpların karşılanması

Cevap

Orta derece dehidratasyonu olan ve genel durumu stabil seyreden bu çocukta en uygun yaklaşım oral rehidratasyon tedavisidir.
Vakada tanımlanan huzursuzluk, susama hissi, hafif çökük göz küreleri ve azalmış deri turgoru orta dereceli bir dehidratasyona işaret etmektedir. Dünya Sağlık Örgütü ve pediatri kılavuzları, bilinci açık olan ve şiddetli kusması olmayan bu grup hastalarda ilk basamak tedavinin oral rehidratasyon solüsyonları ile yapılmasını önermektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulgulara göre dehidratasyon derecesini belirlemek.
Huzursuzluk, susama, çökük gözler ve turgor azalması hastanın yaklaşık %510\%5-10 (orta derece) sıvı kaybettiğini gösterir.
Tedavi planı kayıp miktarına göre şekillenir.
2
Şok bulgularının ve bilinç durumunun kontrol edilmesi.
Bilinç açık, nabızlar dolgun ve kapiller geri dolum zamanı normaldir (şok yoktur).
Şok varlığında acil damar yolu ile sıvı verilmesi gerekirken, şok yoksa ağızdan tedavi denenebilir.
3
Oral alımın tolere edilip edilemediğini değerlendirerek tedavi yolunu seçmek.
Kusma sayısı az (22 kez) ve bebek susamış olduğu için ağızdan tedaviye uygundur.
Oral rehidratasyon tedavisi, invaziv olmaması ve komplikasyon riskinin düşük olması nedeniyle ilk tercihtir.

Anahtar Kavram

Çocukluk çağı akut gastroenteritlerinde orta derece dehidratasyonun yönetiminde ilk seçenek Oral Rehidratasyon Tedavisidir (ORTORT).

Daha Fazla Pratik

Ağır dehidratasyon (şok) bulguları gösteren bir hastada ilk sıvı bolusunun dozunu ve solüsyon tipini gözden geçirebilirsiniz.
Tahmini Süre:50s
Soru 155Soru

1414 yaşında bir erkek çocuk, son 33 gündür tekrarlayan epigastrik ağrı ve hemen sonrasında gelişen melena şikayetiyle acil servise getiriliyor. Öyküsünden 22 ay önce geçirdiği bir trafik kazası sonrası pankreas gövdesinde psödokist geliştiği ve konservatif izlendiği öğreniliyor. Fizik muayenesinde sol üst kadranda hassasiyet dışında özellik saptanmıyor. Laboratuvar incelemesinde hemoglobin değeri 8,28,2 g/dL olarak bulunuyor. Yapılan üst gastrointestinal sistem endoskopisinde mide ve duodenumda kanama odağı saptanmıyor ancak papilla Vater'den aktif kan sızıntısı izleniyor. Batın bilgisayarlı tomografisinde (BT) pankreastaki kist içerisinde kontrastlanan vasküler bir yapı dikkati çekiyor.

Bu hastada en olası tanıya yönelik bir sonraki en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Anjiyografi ve ardından psödoanevrizmanın embolizasyonu

Cevap

En uygun yaklaşım, kanama odağını saptamak ve tedavi etmek için anjiyografi ve ardından psödoanevrizmanın embolizasyonudur.
Hastada travma sonrası gelişen pankreatik psödokist ve bu kist içindeki bir damarın (genellikle splenik arter) erozyonu sonucu oluşan psödoanevrizma mevcuttur. Bu durum 'Hemosuccus pancreaticus' olarak adlandırılır. Papilla Vater'den kan sızması tipik endoskopik bulgusudur. Tedavide anjiyografi ile damarın lokalize edilmesi ve embolizasyonu ilk tercih edilecek yaklaşımdır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik triadın sentezlenmesi
Pankreatit öyküsü, epigastrik ağrı ve melena birlikteliği saptandı.
Hemosuccus pancreaticus için klasik klinik ipuçlarını bir araya getirmek tanıyı daraltır.
2
Endoskopik bulgunun yorumlanması
Papilla Vater'den kan gelmesi onaylandı.
Kanamanın mide veya duodenum ülserinden değil, pankreatobiliyer sistemden (hemobili veya hemosuccus) geldiğini kanıtlar.
3
Radyolojik kanıtın analizi
Psödokist içinde kontrast tutan odak (psödoanevrizma) belirlendi.
Psödokistlerin en korkulan komplikasyonlarından biri olan damar erozyonu ve psödoanevrizma oluşumunu doğrular.
4
Tedavi yönteminin seçilmesi
Girişimsel radyolojik embolizasyon planlandı.
Hemodinamisi stabil veya stabilize edilebilen hastalarda psödoanevrizma kanamalarının en etkili ve en az invaziv tedavi yöntemidir.

Anahtar Kavram

Hemosuccus pancreaticus (Wirsungorrhagia)
Soru 156Soru

1212 yaşında bir erkek çocuk, son 66 aydır devam eden aralıklı karın ağrısı ve kanlı ishal şikayetleriyle başvuruyor. Yapılan laboratuvar incelemelerinde kolestatik enzim yüksekliği saptanıyor ve ileri görüntüleme yöntemleri sonucunda hastaya 'primer sklerozan kolanjit' tanısı konuluyor. Bu hastanın klinik tablosu ve eşlik eden hastalık birliktelikleri göz önüne alındığında, yapılacak bir endoskopik incelemede aşağıdaki bulgulardan hangisinin saptanma olasılığı en yüksektir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kolon mukozasında rektumu da kapsayan, kesintisiz ve diffüz inflamasyon

Cevap

Kolon mukozasında rektumu da kapsayan, kesintisiz ve diffüz inflamasyon saptanması en olası bulgudur.
Primer sklerozan kolanjit (PSK), pediatrik inflamatuar bağırsak hastalıkları arasında belirgin bir şekilde Ülseratif Kolit ile daha sık birliktelik gösteren (%70-90) önemli bir ekstraintestinal bulgudur. Ülseratif Kolit tanılı bir hastada ise endoskopide en sık beklenen bulgu, inflamasyonun rektumdan başlayarak kolon boyunca proksimale doğru kesintisiz (diffüz) ve simetrik bir şekilde uzanmasıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın klinik ve laboratuvar verilerini analiz et.
Hastada kronik kanlı ishal ve karın ağrısına eşlik eden kolestatik enzim yüksekliği (PSK) mevcuttur.
Primer sklerozan kolanjit (PSK) ile inflamatuar bağırsak hastalıkları (İBH) arasındaki ilişkiyi belirlemek için gereklidir.
2
PSK ile en sık ilişkili olan İBH tipini belirle.
PSK tanısı alan çocukların büyük çoğunluğunda altta yatan hastalık Ülseratif Kolit'tir.
Ülseratif Kolit ve Crohn hastalığı ayrımını yapmak için spesifik ekstraintestinal bulguları kullanmak gerekir.
3
Ülseratif Kolit'in karakteristik endoskopik bulgularını hatırla.
Ülseratif Kolit'te tutulum rektumdan başlar, kesintisiz (diffüz) devam eder ve inflamasyon mukoza/submukoza ile sınırlıdır.
Tanısal olasılığı en yüksek olan endoskopik bulguyu seçmek için patofizyolojik bilgiyi uygulamak gerekir.

Anahtar Kavram

Primer sklerozan kolanjit (PSK), pediatrik yaş grubunda Ülseratif Kolit ile çok güçlü bir birliktelik gösterir ve bu hastalıkta tutulum rektumdan başlayarak kesintisiz devam eder.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 157Soru

Beş aylık kız bebek, iki aydır devam eden sarılık ve şiddetli kaşıntı şikayetiyle getirilmiştir. Öyküsünde anne ve babanın teyze çocukları olduğu ve benzer şikayetleri olan bir abisinin karaciğer yetmezliği nedeniyle kaybedildiği öğrenilmiştir. Aile ayrıca bebeğin zaman zaman nedeni açıklanamayan sulu ishal atakları geçirdiğini belirtmektedir. Fizik muayenede büyüme geriliği ve hepatomegali saptanırken, splenomegali veya dismorfik yüz görünümü izlenmemiştir. Yapılan laboratuvar tetkiklerinde;

Total Bilirubin: 1212 mg/dL
Direkt Bilirubin: 8.58.5 mg/dL
AST: 180180 U/L
ALT: 140140 U/L
GGT: 3535 U/L (Normal aralık: 105510-55 U/L)

olarak bulunmuştur. Bu hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Progresif Familyal İntrahepatik Kolestaz Tip 1 (PFIC-1)

Cevap

Progresif Familyal İntrahepatik Kolestaz Tip 1 (PFIC-1)
Soruda tanımlanan vaka, intrahepatik kolestaz, şiddetli kaşıntı ve normal GGT düzeyleri ile karakterize bir tablodur. Bu üçlü, 'Düşük GGT'li Kolestaz' grubunu işaret eder (PFIC-1, PFIC-2, Safra Asidi Sentez Defektleri). Seçenekler arasında doğru tanıya götüren anahtar bulgu, hastada eşlik eden 'sulu ishal' ataklarıdır. PFIC Tip 1 (FIC1 eksikliği), ATP8B1 gen mutasyonu sonucu gelişir; bu protein sadece karaciğerde değil, ince bağırsak, pankreas ve kokleada da bulunur. Bağırsaktaki emilim kusuru ishale yol açar. Bu nedenle doğru yanıt PFIC Tip 1'dir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tabloyu ve laboratuvar bulgularını analiz et.
Kolestaz (direkt bilirubin yüksekliği), şiddetli kaşıntı, büyüme geriliği, pozitif aile öyküsü (otozomal resesif geçiş düşündüren akrabalık ve kardeş ölümü) ve NORMAL GGT düzeyi mevcuttur.
Kolestatik hastalıklarda GGT düzeyi (Yüksek vs. Düşük/Normal) ayırıcı tanıdaki en kritik basamaktır.
2
Düşük/Normal GGT ile seyreden kolestatik hastalıkları belirle.
Düşük GGT'li kolestaz nedenleri: PFIC Tip 1, PFIC Tip 2 ve Safra Asidi Sentez Defektleridir. Biliyer Atrezi, Alagille ve PFIC Tip 3 yüksek GGT ile seyreder.
Bu ayrım seçeneklerin çoğunu ekarte etmeyi sağlar.
3
PFIC tipleri arasında ayrım yapmak için ek bulguları (ishal) kullan.
Hastadaki 'sulu ishal' atakları PFIC Tip 1 (Byler Hastalığı) için karakteristiktir. FIC1 proteini ince bağırsakta da eksprese edildiğinden eksikliğinde ishal görülür. PFIC Tip 2'de (BSEP eksikliği) ishal beklenmez.
Ekstrahepatik bulgular (ishal, işitme kaybı, kısa boy) PFIC-1'i diğer düşük GGT'li formlardan ayırır.

Anahtar Kavram

Düşük GGT'li familyal intrahepatik kolestazın (PFIC-1) yüksek GGT'li durumlardan (Biliyer Atrezi, Alagille, PFIC-3) ve diğer PFIC tiplerinden (ishal varlığı ile) ayrılması.

İpuçları

1
Bu hastanın kolestazı (direkt bilirubin yüksekliği) var ancak safra kanallarının hasarını gösteren en önemli enzim (GGT) normal sınırlarda. Bu uyumsuzluk tanısal grubu daraltır.
2
Normal veya düşük GGT ile seyreden kolestatik hastalıklar grubunu hatırlayın: PFIC-1, PFIC-2 ve safra asidi sentez defektleri. Ayırıcı tanıda 'ishal' varlığı hangisini işaret eder?
3
PFIC Tip 1 (Byler hastalığı), FIC1 protein eksikliğine bağlıdır ve bu protein bağırsaklarda da bulunur. Bu nedenle karaciğer hastalığına ek olarak kronik ishal görülür.

Daha Fazla Pratik

PFIC tiplerinin genetik mutasyonları (ATP8B1, ABCB11, ABCB4) ve spesifik klinik ayrımları üzerine çalışılabilir.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 158Soru

55 günlük bir yenidoğan; doğumun 2.2. gününden itibaren başlayan, beslenmeden bağımsız olarak (aç bırakıldığında da) devam eden, günde 152015-20 kez, çok bol miktarda sulu ishal ve ağır dehidratasyon nedeniyle yenidoğan yoğun bakım ünitesine yatırılıyor. Dışkı incelemesinde ozmotik gap düşük (<50<50 mOsm/kg) ve dışkı pHpH değeri nötr bulunuyor. İnce bağırsak biyopsisinde belirgin villöz atrofi saptanmasına rağmen, lamina propriada belirgin bir inflamatuar hücre artışı izlenmiyor. Elektron mikroskopisinde enterositlerin apikal yüzeyinde mikrovillüs kaybı ve sitoplazma içinde mikrovillüs yapıları içeren inklüzyon vezikülleri saptanıyor. Bu hastada mevcut olan klinik tablonun (konjenital diyare) temelindeki genetik defekt aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Myosin Vb (MYO5B) proteininde mutasyon

Cevap

Myosin Vb (MYO5B) proteininde mutasyon (Mikrovillüs İnklüzyon Hastalığı)
Vakada tanımlanan sekretuar diyare, villöz atrofi ve enterosit içi mikrovillüs inklüzyonları, Mikrovillüs İnklüzyon Hastalığı'nın (MVID) klasik tanımıdır. Bu hastalık, enterositlerin apikal membran organizasyonunda kritik rol oynayan Myosin Vb (MYO5B) proteinindeki mutasyonlar sonucu gelişir.

Adım Adım Çözüm

1
Diyare tipinin belirlenmesi
Sekretuar diyare
Açlık durumunda devam eden ishal ve düşük ozmotik gap (<50<50 mOsm/kg) sekretuar karakteri gösterir.
2
Hastanın yaş ve klinik özelliklerinin değerlendirilmesi
Erken yenidoğan başlangıçlı ağır konjenital diyare
Konjenital diyarelerin çoğu (MVID gibi) yaşamın ilk haftasında ağır su ve elektrolit kaybı ile başlar.
3
Biyopsi ve histopatolojik bulguların analizi
Mikrovillüs İnklüzyon Hastalığı (MVID)
Villöz atrofiye rağmen inflamasyonun olmaması ve elektron mikroskopisinde apikal inklüzyon vezikülleri MVID için patognomoniktir.
4
Moleküler temel ile eşleştirme
MYO5B mutasyonu
MVID'nin en yaygın genetik nedeni, apikal membran trafiğinden sorumlu olan Myosin Vb proteinindeki kusurdur.

Anahtar Kavram

Mikrovillüs İnklüzyon Hastalığı (MVID), yaşamın ilk günlerinde başlayan, açlıkta durmayan (sekretuar) ağır ishal ve enterositlerde karakteristik inklüzyon vezikülleri ile tanınan bir konjenital enteropati tablosudur.

Daha Fazla Pratik

Konjenital diyarelerin ayrımında ozmotik gap ve dışkı pH'sının önemini (karbonhidrat malabsorbsiyonu vs. sekretuar süreçler) gözden geçirin.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 159Soru

33 yaşındaki bir kız çocuk; yaklaşık bir yıldır devam eden iştahsızlık, karın şişliği ve kronik ishal yakınmaları ile getiriliyor. Fizik muayenesinde boy ve tartısı 33. persentilin altında, batın distandü ve ekstremiteleri ince saptanıyor. Laboratuvar incelemesinde anti-doku transglutaminaz (anti-tTG) IgA düzeyi eşik değerin üzerinde (>10×ULN>10 \times \text{ULN}) saptanıyor. Bu hastanın klinik tablosu ve tanı süreci ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Tanı amacıyla yapılan ince bağırsak biyopsisinde kript hiperplazisi ve subtotal villöz atrofi izlenmesi, Marsh-Oberhuber sınıflamasına göre Tip 3b olarak tanımlanır.

Cevap

İnce bağırsak biyopsisinde kript hiperplazisi ve subtotal villöz atrofi görülmesi Marsh Tip 3b olarak sınıflandırılır.
Marsh-Oberhuber sınıflaması çölyak hastalığının tanısında kullanılan temel histopatolojik evreleme sistemidir. Tip 1 intraepitelyal lenfosit artışını, Tip 2 kript hiperplazisini, Tip 3 ise villöz atrofiyi gösterir. Villöz atrofi kendi içinde; parsiyel (3a), subtotal (3b) ve total (3c) olarak ayrılır. Bu nedenle subtotal atrofi ve kript hiperplazisi içeren tablo Tip 3b ile tam uyumludur.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguların analizi
Kronik ishal, büyüme geriliği ve anti-tTG pozitifliği olan bir çocukta çölyak hastalığı ön tanısı konur.
Çölyak hastalığı, gluten alımı sonrası gelişen immün aracılı bir enteropatidir ve malabsorbsiyon bulguları ile karakterizedir.
2
Histopatolojik değerlendirme
Biyopsi bulgularının Marsh sınıflamasına göre derecelendirilmesi gerekir.
Tanı ve hastalığın şiddetini belirlemek için histopatolojik evreleme (Marsh-Oberhuber) standarttır.
3
Marsh evresinin belirlenmesi
Subtotal villöz atrofi ve kript hiperplazisi Marsh 3b olarak kodlanır.
Marsh 3 evresi destrüktif evredir; villöz atrofiyi 3 alt gruba ayırır (a: parsiyel, b: subtotal, c: total).

Anahtar Kavram

Marsh-Oberhuber Histopatolojik Sınıflaması

Alternatif Yöntem

Çölyak hastalığı şüphesi olan ancak biyopsi sonucu belirsiz kalan hastalarda HLA-DQ2 ve HLA-DQ8 genotiplerinin araştırılması, negatif çıkması durumunda hastalığın dışlanması (yüksek negatif prediktif değer) açısından yararlıdır.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 160Soru

44 aylık kız bebek, doğumdan kısa süre sonra başlayan ancak son haftalarda giderek şiddetlenen kaşıntı ve sarılık şikayetiyle polikliniğe getiriliyor. Fizik muayenede belirgin ikter ve kaşıntı izleri saptanırken; karaciğer sağ kosta altında 33 cm palpabl, dalak ise ele gelmiyor. Laboratuvar incelemesinde; total bilirubin 1212 mg/dL, direkt bilirubin 99 mg/dL, AST 220220 U/L, ALT 190190 U/L, GGT 2525 U/L (Normal: 105510-55 U/L) saptanıyor. Hastanın serum total safra asitleri düzeyi ise belirgin derecede yüksek bulunuyor. Bu klinik ve laboratuvar bulguları ışığında, hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Progresif familyal intrahepatik kolestaz tip 2 (PFIC 2)

Cevap

Progresif familyal intrahepatik kolestaz tip 2 (PFIC 2)
Hastada direkt hiperbilirubinemi (kolestaz) mevcuttur. GGT düzeyinin normal (2525 U/L) olması; biliyer atrezi, Alagille sendromu ve PFIC tip 3 gibi yüksek GGT ile seyreden hastalıkları dışlar. Düşük/normal GGT'li kolestazda serum safra asitlerinin yüksek olması bizi Progresif Familyal İntrahepatik Kolestaz (PFIC) tip 1 veya tip 2'ye yönlendirir. PFIC tip 2'de şiddetli kaşıntı ve erken dönemde belirginleşen karaciğer hasarı karakteristiktir.

Adım Adım Çözüm

1
Kolestazın tipini belirle (GGT düzeyine bak)
GGT düzeyi 2525 U/L (Normal aralıkta).
Yenidoğan ve süt çocuğu dönemi kolestazlarında ayırıcı tanı GGT düzeyine göre (düşük/normal vs. yüksek) iki ana gruba ayrılır.
2
Düşük/normal GGT'li kolestazda serum safra asitlerini değerlendir
Serum total safra asitleri belirgin derecede yüksek.
Düşük GGT'li kolestazda serum safra asitleri yüksekse PFIC tip 1 veya 2; düşükse safra asidi sentez kusuru düşünülür.
3
Klinik bulgularla PFIC tiplerini ayırt et
Splenomegali yokluğu, şiddetli kaşıntı ve yüksek safra asitleri ile PFIC tip 2 tanısı konur.
PFIC tip 2 (BSEP eksikliği) daha ağır seyreder ve karaciğer yetmezliğine gidiş PFIC tip 1'e göre daha hızlıdır.

Anahtar Kavram

Yenidoğan ve süt çocukluğu dönemi kolestazlarında GGT düzeyi ve serum safra asitlerinin ayırıcı tanıdaki kritik rolü.
Tahmini Süre:1m 30s
ÖncekiSayfa 8 / 16Sonraki
Gastroenteroloji ve Hepatoloji — TUS - Tıpta Uzmanlık Sınavı — Sayfa 8 | Examkin