Tüm alıştırma soruları

8734 soru

Soru 5081Soru

Platon, duyular dünyasındaki tikellerin ancak idealardan pay alarak var olabildiğini ve gerçek bilginin (episteme) bu değişmez idealara yönelik akılsal bir anımsama (anamnesis) olduğunu savunur. Öte yandan Aristoteles, hocasının idealar kuramını eleştirerek, tümelin tikellerin 'ötesinde' ya da onlardan ayrı bir dünyada değil, bizzat tikellerin içinde, form (biçim) olarak var olduğunu ileri sürer. Aristoteles'e göre bilginin oluşumu, duyusal deneyimle başlar ve akıl (nous) bu deneyimlerden tümel kavramları soyutlar.

Bu iki filozofun varlık ve bilgi anlayışları karşılaştırıldığında, aşağıdakilerden hangisi Aristoteles'in Platon'a yönelttiği temel eleştiriyi ve aralarındaki epistemolojik farkı en doğru şekilde ifade eder?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Tümelin tikellerin dışında bağımsız bir aşkınlığa sahip olmadığını savunan Aristoteles, bilginin kaynağını aşkın ideaları hatırlamada değil, duyularla algılanan tikellerin içindeki formun akıl tarafından soyutlanmasında görür.

Cevap

Tümelin tikellerin dışında bağımsız bir aşkınlığa sahip olmadığını savunan Aristoteles, bilginin kaynağını aşkın ideaları hatırlamada değil, duyularla algılanan tikellerin içindeki formun akıl tarafından soyutlanmasında görür.
Tümelin aşkın olmadığını, nesnelerin içinde form olarak yer aldığını savunan Aristotelesçi yaklaşım, Platon'un idealar dünyasının ikiye bölünmüş yapısını eleştirir. Epistemolojik olarak da bilginin aşkın dünyayı anımsayarak değil, dünyadaki formların akılsal olarak soyutlanmasıyla elde edildiğini belirten seçenek aralarındaki temel farkı ve eleştiriyi eksiksiz yansıtmaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Metindeki Platon ve Aristoteles'in varlık ve bilgi görüşlerini analiz edin.
Platon'un ideaları aşkın (dünya dışı) ve bilginin anımsama; Aristoteles'in ise tümelin içkin ve bilginin soyutlama olduğunu savunduğu belirlenir.
Filozofların temel argümanlarını karşılaştırmak için zemin hazırlar.
2
Platon ve Aristoteles arasındaki ontolojik (varlıksal) ayrımı netleştirin.
Platon iki ayrı dünya (idealar ve duyular) kabul ederken, Aristoteles tek bir dünya kabul eder; tümel (idealar) ayrı bir dünyada değil, maddelerin içindedir (form).
Aristoteles'in Platon'a yönelttiği 'dünyaları gereksiz yere ikiye katlama' eleştirisini anlamak için.
3
İki filozof arasındaki epistemolojik (bilgisel) ayrımı netleştirin.
Platon'da bilginin kaynağı doğuştandır (anımsama), Aristoteles'te ise duyusal deneyimle başlayan ve akılsal soyutlamayla (nous) tamamlanan bir süreçtir.
Seçeneklerdeki epistemolojik iddiaların doğruluğunu test etmek için.
4
Çeldiricilerdeki kavramsal ve sistemsel hataları tespit edin.
Empirizm-rasyonalizm karışıklığı, doğruluk-gerçeklik karışıklığı, argümantasyon/metot hatası ve varlığa bilimsel-felsefi yaklaşım hatası içeren seçenekler elenir.
Doğru seçeneğe kesin olarak ulaşmak için.

Anahtar Kavram

MÖ 6. Yüzyıl - MS 2. Yüzyıl Felsefesinde Tümel-Tikel Problemi, İdealar Kuramı ve Form-Madde İlişkisi
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 5082Soru

Bir psikoloji kongresinde panik bozukluğun etiyolojisi (kökeni) ve sağaltımı (tedavisi) üzerine tartışan iki klinik psikoloğun görüşleri şu şekildedir:

I. Klinik Psikolog: "Kişinin kalabalık alanlardan kaçınması, geçmişte bu ortamlarda yaşadığı fizyolojik uyarılma ile ortam uyarıcılarının klasik koşullanma yoluyla eşleşmesinden kaynaklanır. Bu patolojiyi ortadan kaldırmak için kişinin aşamalı olarak uyarıcıya maruz bırakılması ve böylece eski uyarıcı-tepki bağının sönmesi sağlanmalıdır."

II. Klinik Psikolog: "Bireyin kaçınma davranışı, sadece dışsal uyarıcıların mekanik bir sonucu değildir. Birey kalabalık alana girdiğinde, 'Buradan çıkamayacağım, kontrol��mü kaybedeceğim ve öleceğim' gibi felaketleştirici otomatik düşünceleri üreten işlevsiz şemalar devreye girer. Sağaltım, uyarıcının kendisine değil, bu zihinsel temsil ve anlamlandırma süreçlerinin yeniden yapılandırılmasına odaklanmalıdır."

Bu iki psikoloğun teorik açıklamaları ve yöntemleri göz önünde bulundurulduğunda, savundukları psikolojik yaklaşımlarla ilgili aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: I. psikoloğun yaklaşımı insan zihnini 'kara kutu' olarak görerek sadece doğrudan gözlemlenebilen süreçleri inceleyen davranışçılığa; II. psikoloğun yaklaşımı ise insanı bilgiyi aktif biçimde işleyen bir sistem olarak ele alan bilişsel ekole dayanır.

Cevap

I. psikoloğun yaklaşımı insan zihnini 'kara kutu' olarak görerek sadece doğrudan gözlemlenebilen süreçleri inceleyen davranışçılığa; II. psikoloğun yaklaşımı ise insanı bilgiyi aktif biçimde işleyen bir sistem olarak ele alan bilişsel ekole dayanır.
I. klinik psikoloğun vaka analizinde kullandığı 'uyarıcı-tepki bağı', 'klasik koşullanma' ve 'sönme' gibi kavramlar tamamen gözlenebilir ve ölçülebilir davranışlara odaklanan Davranışçı Yaklaşım'ı (Behaviorizm) temsil eder. Davranışçılık, zihinsel süreçleri doğrudan gözlenemediği için bilimsel incelemenin dışına iter ve zihni bir 'kara kutu' olarak görür. II. klinik psikoloğun 'otomatik düşünceler', 'bilişsel şemalar' ve 'zihinsel anlamlandırma' süreçlerine yaptığı vurgu ise insan zihnini bilgisayar benzeri aktif bir bilgi işleme sistemi olarak gören Bilişsel Yaklaşım'ı temsil eder. Bu nedenle ilk uzmanın davranışçı, ikinci uzmanın bilişsel yaklaşıma dayandığını belirten seçenek doğrudur.

Adım Adım Çözüm

1
I. Klinik Psikoloğun açıklamasını kuramsal açıdan analiz etmek
I. psikolog; 'fizyonolojik uyarılma', 'koşullanma', 'maruz bırakma' ve 'uyarıcı-tepki bağı' gibi kavramlara odaklanmıştır.
Bu kavramlar, doğrudan gözlenebilen uyarıcı ve tepkilere odaklanan, zihni nesnel olarak incelenemeyeceği gerekçesiyle bir 'kara kutu' kabul eden davranışçı yaklaşıma (behaviorizm) aittir.
2
II. Klinik Psikoloğun açıklamasını kuramsal açıdan analiz etmek
II. psikolog; 'otomatik düşünceler', 'felaketleştirici bilişsel şemalar' ve 'anlamlandırma süreçleri' kavramlarını kullanmıştır.
Bu kavramlar, insanın uyarıcıları doğrudan almak yerine zihninde aktif bir biçimde işlediğini savunan bilişsel yaklaşıma aittir.
3
Ekollerin temel tezlerini ve metodolojilerini karşılaştırarak doğru seçeneğe ulaşmak
I. psikoloğun davranışçı, II. psikoloğun bilişsel yaklaşıma dayandığını doğru ifade eden seçeneğin belirlenmesi.
Soruda her iki psikoloğun teorik çerçevelerinin birbirini nasıl nitelediği ve metodolojik olarak nasıl ayrıştığı sorulmaktadır.

Anahtar Kavram

Psikolojide Davranışçı ve Bilişsel Yaklaşımların Metodolojik ve Teorik Farklılıkları
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 5083Soru

De ki: "Ben size, Allah'ın hazineleri benim yanımdadır demiyorum. Gaybı da bilmem. Size bir melek olduğumu da söylemiyorum. Ben sadece bana vahyolunana uyarım..." (En'âm Suresi, 50. ayet)

Bu ayette yer alan ifadelerin Hz. Muhammed'in beşerî ve peygamberlik yönleriyle ilişkisine dair yapılan aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: "Size bir melek olduğumu da söylemiyorum" ifadesi, onun ontolojik olarak melekler gibi yemeyen, içmeyen bir varlık olmadığını gösterirken aynı zamanda peygamberlerin günah işlemekten korunmuşluk (ismet) niteliğinden de yoksun olduğunu ifade eder.

Cevap

Size bir melek olduğumu da söylemiyorum ifadesinin peygamberlerin ismet sıfatından yoksun olduğu şeklinde yorumlanması yanlıştır.
Doğru cevap, melek olmama ifadesinin ismet sıfatından yoksun olma şeklinde yorumlandığı seçenektir. Peygamberler melekler gibi fiziksel ötesi varlıklar değildir, beşerdirler. Ancak onların beşer olmaları, peygamberlik sıfatı olan 'ismet'ten (günahsızlıktan) yoksun oldukları anlamına gelmez. İslam inancına göre tüm peygamberler ismet sıfatına sahiptir.

Adım Adım Çözüm

1
Ayetin bölümlerini ve her bir bölümün kelime anlamını analiz edin.
Ayette sırasıyla zenginlik/güç sınırları, bilgi sınırları, ontolojik sınırlar ve risalet bağı açıklanmaktadır.
Metindeki kavramsal iddiaların doğruluğunu tespit etmek.
2
Seçeneklerdeki dini kavramları (beşeriyet, risalet, ismet) tanımlayın.
İsmet sıfatının beşer olmakla çelişmediğini, aksine peygamberlerin sahip olması gereken temel bir sıfat olduğunu belirleyin.
Seçenekteki teolojik çelişkiyi yakalamak.
3
Üçüncü ifadenin (melek olmama) ismet sıfatına etkisini değerlendirin.
Peygamberlerin melek olmaması onların beşer olduğunu gösterir fakat bu durum onları ismet sıfatından mahrum bırakmaz.
Yanlış olan önermeyi tespit etmek.

Anahtar Kavram

Hz. Muhammed'in Beşerî ve Peygamberlik Yönlerinin Ayrımı ve İsmet Sıfatı
Soru 5084Soru

Türkiye’de bir maden yatağının işletmeye açılabilmesi; rezerv miktarının yeterliliği, tenör oranının yüksekliği, ulaşım imkanlarının elverişliliği ve pazara yakınlık gibi birçok faktörün bir arada değerlendirilmesini gerektirir. Özellikle tonajı yüksek ve ağır olan demir gibi metalik madenlerin taşınmasında demir yolu bağlantısı hayati önem taşımaktadır.

Aşağıdaki tabloda, Türkiye'de yeni tespit edilen beş farklı demir cevheri yatağına ait bazı özellikler verilmiştir:

Maden YatağıToplam Rezerv (Milyon Ton)Tenör Oranı (%)En Yakın Demir-Çelik Fabrikasına Uzaklık (km)Yer Şekilleri ve Ulaşım Altyapısı
I1201540Engebeli, demir yolu bağlantısı yok
II9060250Sade, demir yolu hattına yakın
III85530Sade, karayolu bağlantısı var
IV25010300Dağlık, ulaşım altyapısı yetersiz
V152080Engebeli, demir yolu bağlantısı var

Maden yataklarının fiziki ve ekonomik özellikleri dikkate alındığında, bu yataklardan hangisinin işletmeye açılması en ekonomiktir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: II. maden yatağı

Cevap

II. maden yatağı
II. maden yatağı yüksek tenör oranı (%60) ve yeterli rezerv miktarı (90 milyon ton) ile ekonomik karlılık sağlarken; sade yer şekillerine sahip olması ve demir yolu hattına yakın bulunması sayesinde tonajı yüksek olan demir cevherinin fabrikaya düşük maliyetle taşınmasına imkan tanır. Bu durum yatağı en ekonomik seçenek haline getirir.

Adım Adım Çözüm

1
Ulaşım koşullarının analiz edilmesi
Demir madeni ağır ve hacimli bir yük olduğundan demir yolu bağlantısı en ekonomik taşıma yöntemidir. Tabloda II ve V numaralı yatakların demir yolu bağlantısı mevcuttur.
Maden taşımacılığında ulaşım maliyeti fizibiliteyi doğrudan etkiler.
2
Tenör (saf metal oranı) değerlerinin karşılaştırılması
Ekonomik işletme için demir madenlerinde tenörün yüksek (%50 ve üzeri) olması istenir. II (%60) ve III (%55) numaralı yataklar yüksek tenör değerine sahiptir.
Düşük tenörlü cevherin işlenmesi yüksek miktarda cüruf ve enerji kaybı yaratarak maliyetleri artırır.
3
Rezerv büyüklüklerinin değerlendirilmesi
Demir-çelik sanayisinde sürdürülebilir üretim için yatağın uzun ömürlü olması gerekir. III numaralı yatakta tenör yüksek olsa da rezerv yalnızca 8 milyon tondur ve yetersizdir. II numaralı yatak ise 90 milyon ton rezervle sanayi yatırımı için oldukça yeterlidir.
Rezerv miktarı, maden ocağı ve tesis kurulumu için gereken yüksek sabit sermaye yatırımının amorti edilmesini sağlar.
4
En ekonomik maden yatağının belirlenmesi
Hem yüksek tenör (%60) hem yeterli rezerv (90 milyon ton) kriterlerini karşılayan, ayrıca düz yer şekillerine sahip olup demir yolu hattına yakın olan II. maden yatağı en ekonomik seçenektir.
Tüm fiziki ve ekonomik coğrafya faktörlerinin optimum şekilde birleştiği yatak belirlenmiştir.

Anahtar Kavram

Türkiye'de maden yataklarının işletmeye açılabilmesi için gerekli olan rezerv, tenör ve ulaşım koşullarının değerlendirilmesi
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 5085Soru

Evrendeki düzen ve amaç üzerine yapılan teolojik ve kozmolojik tartışmalarda geçen şu iddiayı ele alalım:

"Evrende düzen varsa, evrenin bir yaratıcısı vardır ve evren sonsuz değildir; ancak evrenin kendi kendine yetebilmesi, evrende düzenin olmasına veya evrenin bir yaratıcısının olmasına bağlıdır."

Bu iddiadaki basit önermeler şu şekilde belirlenmiştir:
pp: Evrende düzen vardır.
qq: Evrenin bir yaratıcısı vardır.
rr: Evren sonsuzdur.
ss: Evren kendi kendine yetebilir.

Buna göre, verilen ifadenin sembolleştirilmesi ve mantıksal yapısıyla ilgili olarak;

I. İfadenin doğru sembolleştirilmiş biçimi [p(qr)][s(pq)][p \rightarrow (q \wedge \sim r)] \wedge [s \rightarrow (p \vee q)] şeklindedir.
II. Önermenin ana eklemi tümel evetleme (\wedge) eklemidir.
III. İkinci ana bileşenin ana eklemi karşılıklı koşul (\leftrightarrow) eklemidir.

yargılarından hangileri doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: I ve II

Cevap

I ve II yargılarını içeren seçenek
Doğru yanıt I ve II yargılarını içeren seçenektir. Cümlenin ilk bölümü "ise" ve "ve" eklemleriyle doğru bir şekilde p(qr)p \rightarrow (q \wedge \sim r) olarak sembolleştirilmiştir. İki ana bileşeni birbirine bağlayan "; ancak" ifadesi tümel evetleme (\wedge) eklemini temsil eder ve tüm ifadenin ana eklemidir. İkinci bölümdeki "bağlıdır" ilişkisi ise tek yönlü bir koşul ilişkisi kurarak s(pq)s \rightarrow (p \vee q) şeklinde sembolleştirilir; dolayısıyla bu bileşenin ana eklemi karşılıklı koşul değil, koşul eklemidir. Bu durum I ve II numaralı yargıları doğru, III numaralı yargıyı ise yanlış kılar.

Adım Adım Çözüm

1
Cümlenin ilk kısmının sembolleştirilmesi
p(qr)p \rightarrow (q \wedge \sim r)
"Evrende düzen varsa" koşulun ön bileşenidir (pp \rightarrow). "Evrenin bir yaratıcısı vardır ve evren sonsuz değildir" ifadesi ise art bileşendir. "ve" eklemiyle bağlanan bu art bileşen, "sonsuz değildir" değillemesiyle birlikte (qr)(q \wedge \sim r) şeklinde kurulur.
2
Ana eklemin belirlenmesi
Ana eklem: \wedge (Tümel Evetleme)
Cümlenin iki büyük kısmını birbirine bağlayan "; ancak" ifadesi, mantıksal olarak iki yargının da aynı anda geçerli olduğunu bildiren "ve" (tümel evetleme) eklemine karşılık gelir. Bu nedenle önermenin ana eklemi tümel evetlemedir.
3
Cümlenin ikinci kısmının sembolleştirilmesi
s(pq)s \rightarrow (p \vee q)
"A'nın gerçekleşmesi B'ye bağlıdır" ifadesi mantıksal olarak "A ise B" (ABA \rightarrow B) biçiminde bir koşul önermesi kurar. Burada "evrenin kendi kendine yetebilmesi" (ss) ön bileşen, "evrende düzenin olması veya evrenin bir yaratıcısının olması" (pqp \vee q) ise art bileşendir.
4
Yargıların doğruluk değerlerinin denetlenmesi
I. ve II. yargılar doğru, III. yargı yanlıştır.
Sembolleştirme ve ana eklem tespiti doğru yapılmıştır. Ancak ikinci ana bileşenin ana eklemi karşılıklı koşul (\leftrightarrow) değil, koşul (\rightarrow) eklemidir.

Anahtar Kavram

Önermeler Mantığında Sembolleştirme ve Temel Eklemlerin Analizi
Soru 5086Soru

Azot, canlıların yapı taşını oluşturan nükleik asitlerin ve proteinlerin yapısında bulunan temel bir elementtir. Atmosferin %78'ini oluşturmasına rağmen serbest azot gazı çoğu canlı tarafından doğrudan kullanılamaz ve ekosistemde sürekli bir döngü halinde bulunması gerekir. Azot döngüsü ve bu döngüde yer alan süreçler dikkate alındığında, döngüdeki kimyasal dönüşümlerle ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Topraktaki amonyum (NH4+NH_4^+) ve organik atıkların ayrışmasıyla oluşan amonyak (NH3NH_3), nitrifikasyon bakterilerince sırasıyla nitrite (NO2NO_2^-) ve nitrata (NO3NO_3^-) dönüştürülerek bitkilerce emilebilecek forma ulaştırılır.

Cevap

Topraktaki amonyum (NH4+NH_4^+) ve organik atıkların ayrışmasıyla oluşan amonyak (NH3NH_3), nitrifikasyon bakterilerince sırasıyla nitrite (NO2NO_2^-) ve nitrata (NO3NO_3^-) dönüştürülerek bitkilerce emilebilecek forma ulaştırılır.
Topraktaki azot döngüsünde nitrifikasyon süreci, organik atıkların ayrıştırılmasıyla veya amonyum formunda bulunan azotun kemosentetik bakteriler tarafından önce nitrite (NO2NO_2^-) ve ardından bitkilerin doğrudan kökleriyle emebileceği nitrata (NO3NO_3^-) dönüştürülmesi aşamasıdır. Bu süreç, bitkilerin azotu bünyelerine alabilmesi için zorunludur.

Adım Adım Çözüm

1
Atmosferdeki azotun doğrudan emilip emilemediğini incelemek.
Atmosferdeki serbest azot gazının (N2N_2) hiçbir bitki veya hayvan tarafından solunum ya da gözenekler yoluyla doğrudan bünyeye alınamayacağı tespit edilir.
Azot gazının kimyasal bağ yapısı (üçlü kovalent bağ) oldukça güçlü olduğundan canlılar bunu doğrudan parçalayıp kullanamazlar.
2
Abiyotik fiksasyon (yıldırım/şimşek) ürünlerini değerlendirmek.
Yıldırım ve şimşek olaylarının azot gazını amonyuma değil, azot oksitler üzerinden nitrik aside ve oradan nitrat tuzlarına (NO3NO_3^-) dönüştürdüğü belirlenir.
Yüksek sıcaklık ve elektrik deşarjı, havadaki azotu oksijenle reaksiyona sokarak oksitler oluşturur.
3
Denitrifikasyon sürecinin yönünü ve etkisini analiz etmek.
Denitrifikasyonun topraktaki azotu azaltıp atmosfere N2N_2 gazı olarak geri verdiğini belirlemek.
Denitrifikasyon bakterileri anaerobik solunumda nitratı son elektron alıcısı olarak kullanarak azot gazına indirgerler.
4
Nitrifikasyon sürecini ve Rhizobium bakterilerinin yerleşimini analiz etmek.
Topraktaki amonyak/amonyumun nitrifikasyon bakterileri (nitrit ve nitrat bakterileri) yardımıyla önce nitrite (NO2NO_2^-) ardından nitrata (NO3NO_3^-) dönüştürülerek bitkilerin alımına sunulduğu, Rhizobium bakterilerinin ise kök nodüllerinde bulunup toprak havasındaki azotu bağladığı belirlenir.
Nitrifikasyon kemosentetik bakterilerin yürüttüğü iki aşamalı bir oksidasyon sürecidir. Rhizobium bakterileri ise köklerde simbiyotik olarak yaşar.

Anahtar Kavram

Azot döngüsündeki fiksasyon, nitrifikasyon ve denitrifikasyon süreçlerinin mekanizmaları ile azotun kimyasal dönüşüm formları.
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 5087Soru

Aşağıdaki tabloda, coğrafi özellikleri ve ekonomik yapıları farklı olan dört ülkenin doğal kaynak potansiyeli, kalkınma için gerekli olan sermaye-teknoloji düzeyi, nitelikli iş gücü oranı ve dış pazara sundukları başlıca ihracat ürünleri gösterilmiştir:

ÜlkeDoğal Kaynak PotansiyeliSermaye ve Teknoloji DüzeyiNitelikli İş Gücü OranıBaşlıca İhracat Ürünleri
KZengin (Petrol, kakao, doğalgaz)DüşükDüşükİşlenmemiş hammadde ve tarım ürünleri
LÇok sınırlı (Yok denecek kadar az)Çok yüksekÇok yüksekİleri teknoloji ürünleri, optik aletler ve ilaç
MZengin (Orman, su gücü, metalik madenler)Çok yüksekYüksekSanayi ürünleri, işlenmiş kereste ve kağıt
NZengin (Kömür, bakır, demir)YetersizDüşükKömür ve konsantre metal cevheri

Tablodaki veriler ve bu ülkelerin küresel ekonomideki konumları dikkate alındığında, doğal kaynak-ekonomi ilişkisine dair aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılamaz?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: L ülkesinin doğal kaynak yönünden dışa bağımlı olması, sermaye birikimini ve teknolojik yatırımlarını zamanla kısıtlayacağından; bu ülkenin ekonomik refah seviyesinin uzun vadede zengin kaynaklara sahip K ve N ülkelerinin gerisinde kalması kaçınılmazdır.

Cevap

L ülkesinin doğal kaynak yönünden dışa bağımlılığının uzun vadede ekonomik refahını zengin kaynaklı K ve N ülkelerinin gerisine düşüreceğini öne süren yargı
Doğal kaynak bakımından fakir olan ülkelerin (L ülkesi gibi) uzun vadede zengin kaynaklı fakat sermayesiz ülkelerin (K ve N gibi) gerisinde kalacağı iddiası coğrafi ve ekonomik gerçeklerle bağdaşmaz. Sermaye, teknoloji ve nitelikli iş gücü sayesinde hammaddeyi ithal edip yüksek katma değerli mamul maddeye dönüştüren ülkelerin refah seviyesi her zaman daha yüksektir.

Adım Adım Çözüm

1
Tabloda verilen K, L, M ve N ülkelerinin doğal kaynak potansiyelleri ile sermaye, teknoloji ve nitelikli iş gücü düzeylerini analiz etmek.
K ve N ülkelerinin doğal kaynakça zengin fakat teknoloji ve sermaye yönünden zayıf olduğu; L ülkesinin kaynak fakiri fakat teknoloji ve sermaye yönünden çok güçlü olduğu; M ülkesinin ise her iki açıdan da güçlü olduğu tespit edilir.
Ülkelerin gelişmişlik seviyeleri ile kaynak kullanım kabiliyetleri arasındaki ilişkiyi kurabilmek için bu verilerin karşılaştırılması gerekir.
2
Doğal kaynakların ekonomi ve kalkınma üzerindeki etkisini oranlar bağlamında teorik olarak değerlendirmek.
Bir ülkenin gelişmesinde doğal kaynakların varlığı tek başına yeterli değildir. Gelişmişlik için sermaye birikimi, teknolojik altyapı ve nitelikli iş gücü (beşerî sermaye) birincil öneme sahiptir.
Doğal kaynak zenginliğinin doğrudan ve mutlak bir gelişmişlik getireceği yönündeki yaygın öğrenci yanılgısını (kaynak paradoksu) test etmek.
3
L ülkesinin durumunu hammadde dışa bağımlılığı bağlamında incelemek.
L ülkesi (Japonya örneği) dışarıdan aldığı hammaddeleri yüksek teknoloji ve nitelikli iş gücüyle işleyerek çok yüksek katma değerli ürünler üretir. Bu durum, ülkenin refah düzeyinin doğal kaynak ihracatçısı olan K (Nijerya) veya N (Moğolistan) gibi ülkelerin gerisinde kalmasını engeller, aksine onları çok geride bırakmasını sağlar.
Doğal kaynak yoksunluğunun kalkınmaya mutlak bir engel olmadığını ve dışa bağımlılığın ileri teknoloji üretimiyle telafi edilebileceğini göstermek.
4
Seçeneklerdeki yargıları analiz ederek ulaşılamaz olanı belirlemek.
L ülkesinin refahının uzun vadede K ve N ülkelerinin gerisinde kalacağını iddia eden seçeneğin yanlış olduğu, diğer seçeneklerdeki tespitlerin ise coğrafi ve ekonomik gerçeklerle tamamen uyuştuğu görülür.
Soru kökündeki olumsuz ifadeye ('ulaşılamaz') uygun olarak yanlış yargıyı tespit edip doğru cevaba ulaşmak.

Anahtar Kavram

Doğal kaynak potansiyeli ile sermaye, teknoloji ve beşerî faktörlerin ülkelerin gelişmişlik düzeyleri üzerindeki birleşik etkisi ve kaynak paradoksu.
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 5088Soru

Klasik mantıkta kavramlar arası hiyerarşiyi ve varlıkların sınıflandırılmasını göstermek için kullanılan Porphyrios Ağacı, beş tümel (cins, tür, ayrım, özgülük, ilinti) teorisiyle doğrudan ilişkilidir. Bir felsefe öğretmeni, bu konuyu işlerken tahtaya şu kavram zincirini yazmıştır:

`Cevher (Töz) → Cisim → Organizma → Omurgalı → Kuş`

Öğretmen, öğrencilerinden bu zincirdeki kavramları ve aralarındaki mantıksal ilişkileri beş tümel açısından değerlendirmelerini istemiştir. Öğrenciler şu yorumları yapmıştır:

* Ayşe: Zincirdeki 'Organizma' kavramı, 'Cisim' kavramına göre tür iken, 'Omurgalı' kavramına göre cinstir. Bu durum, cins ve tür kavramlarının göreli olduğunu gösterir.
* Berk: 'Cevher' kavramı bu hiyerarşide kendisinden daha genel bir sınıf bulunmayan en üst cinstir (cins-i âlâ) ve sistemde sadece cins rolündedir.
* Ceren: 'Kuş' kavramını 'Omurgalı' kavramından ayıran ve sadece kuşlara ait olan 'uçabilme' yeteneği, kuş kavramının özgülüğü (proprium) olarak tanımlanmalıdır.
* Doruk: Kuşların mevsimsel olarak göç etmesi veya yumurtlayarak çoğalması, sadece kuş türüne özgü olmayıp diğer bazı omurgalı sınıflarında da görüldüğü için 'ilinti' (accidens) kapsamında değerlendirilir.

Buna göre, öğrencilerden hangilerinin yaptığı yorumlar klasik mantık kuralları açısından doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Ayşe, Berk ve Doruk

Cevap

Ayşe, Berk ve Doruk'un yaptıkları yorumlar klasik mantık kuralları açısından doğrudur.
Ayşe'nin 'Organizma' kavramının üstündeki 'Cisim'e göre tür, altındaki 'Omurgalı'ya göre cins olduğu yönündeki tespiti doğrudur; çünkü cins ve tür kavramları hiyerarşik konuma göre değişen göreli kavramlardır. Berk'in 'Cevher' kavramının en üst cins (cins-i âlâ) olduğu ve kendisinden daha genel bir kavram olmadığı için sadece cins rolü üstlendiği tespiti doğrudur. Doruk'un kuşların göç etmesi ve yumurtlaması özelliklerinin diğer bazı omurgalı sınıflarında da görülmesi nedeniyle 'ilinti' (accidens) olduğu değerlendirmesi de doğrudur; çünkü bu özellikler sadece kuş türüne özgü değildir. Bu nedenle Ayşe, Berk ve Doruk'un yorumları klasik mantığa uygundur.

Adım Adım Çözüm

1
Zincirdeki göreli cins-tür ilişkisini incelemek.
Organizma kavramı, Cisim'e göre alt sınıfta (tür) yer alırken, Omurgalı'ya göre üst sınıfta (cins) yer alır. Bu nedenle Ayşe'nin yorumu doğrudur.
Klasik mantıkta cins ve tür kavramları mutlak değil, hiyerarşideki konuma göre değişen göreli kavramlardır.
2
En üst cins (cins-i âlâ) tanımını sorgulamak.
Cevher (töz), Porphyrios Ağacı'nın en tepesinde yer alır ve kendisinin üstünde başka bir cins yoktur. Dolayısıyla Berk'in yorumu doğrudur.
Cins-i âlâ, yalnızca cins olan ve hiçbir şekilde tür olamayan en genel kavramdır.
3
Özgülük (proprium) kavramının tanımını ve örneğini analiz etmek.
Uçabilme özelliği sadece kuşlara ait değildir (örneğin yarasalar ve böcekler de uçar). Bu yüzden özgülük olamaz. Ceren'in yorumu yanlıştır.
Özgülük, bir türe ait olan fakat onun tanımına girmeyen, sadece o türe özgü olan niteliktir. Başka türlerle paylaşılan nitelikler ilintidir.
4
İlinti (accidens) kavramının tanımını ve örneğini analiz etmek.
Göç etmek ve yumurtlamak kuşlar dışında sürüngenler, balıklar gibi diğer omurgalılarda da görülür. Bu yüzden ilintidir. Doruk'un yorumu doğrudur.
İlinti, bir türe ait olan ama başka türlerle de paylaşılan, ortak niteliklerdir.

Anahtar Kavram

Beş Tümel (Cins, Tür, Ayrım, Özgülük, İlinti) ve Porphyrios Ağacı
Soru 5089Soru

Karl Jaspers, felsefe yapmayı 'yolda olmak' olarak tanımlarken, insanın kendi varoluşunun bilincine vararak sürekli bir arayış içinde olmasını vurgular. Bu arayış, bireyin verili kabulleri sorgulayarak kendi zihinsel özerkliğini inşa etmesini sağlar. Ancak felsefenin bu bireysel yönü, toplumsal alandan kopuk bir fildişi kulesi inzivas�� değildir. Bireyin kendi zihni üzerindeki bu eleştirel egemenliği, toplumsal yapıda dogmaların sarsılmasını ve farklı yaşam formlarının bir arada var olabilmesini sağlayan bir hoşgörü ikliminin ön koşuludur. Dolayısıyla felsefi sorgulama bireyde başlar fakat toplumsal düzenin rasyonel bir temelde yeniden üretilmesinde nihai işlevine kavuşur.

Buna göre parçada savunulan temel düşünce doğrultusunda felsefenin bireysel ve toplumsal işlevleri arasındaki ilişki hakkında aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bireysel düzeyde kazanılan eleştirel özerkliğin, toplumsal düzeyde çoğulcu ve dogmalardan arınmış bir yapının inşası için zorunlu bir zemin hazırladığı

Cevap

Bireysel düzeyde kazanılan eleştirel özerkliğin, toplumsal düzeyde çoğulcu ve dogmalardan arınmış bir yapının inşası için zorunlu bir zemin hazırladığı
Bireysel düzeyde kazanılan eleştirel özerkliğin, toplumsal düzeyde çoğulcu ve dogmalardan arınmış bir yapının inşası için zorunlu bir zemin hazırladığı yargısı doğrudur. Çünkü parçada Jaspers'ın 'yolda olmak' kavramından hareketle bireyin kendi zihinsel özerkliğini kazanmasının, toplumsal alanda dogmaların sarsılması ve farklı yaşam formlarının bir arada hoşgörü içinde yaşayabilmesi için bir ön koşul olduğu açıkça belirtilmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Metinde verilen Karl Jaspers'ın felsefe tanımını ve felsefenin bireysel boyutunu analiz etmek.
Felsefenin bireysel düzeyde dogmaları sorgulayan ve bireysel zihinsel özerklik sağlayan bir eylem olduğu sonucuna ulaşılır.
Parçanın giriş kısmındaki bireysel sorgulama ve özerklik vurgusunu doğru konumlandırmak için bu adım gereklidir.
2
Metindeki felsefenin toplumsal boyutu ve bu boyutun bireysel boyutla olan ilişkisini incelemek.
Bireysel zihinsel özerkliğin ve eleştirel egemenliğin, toplumsal düzeyde hoşgörü iklimi yaratmak ve dogmaları sarsmak için bir ön koşul olduğu görülür.
Bireysel işlev ile toplumsal işlev arasındaki köprüyü ve geçişi kurabilmek amacıyla bu analiz yapılmalıdır.
3
Seçenekleri metinden elde edilen bu sentez doğrultusunda değerlendirmek ve kavramsal yanılgıları elemek.
Diğer seçeneklerin felsefe-hikmet, doğruluk-gerçeklik, felsefe-bilim farkı gibi kavramsal yanılgılar barındırdığı, doğru seçeneğin ise metindeki sentezi tam olarak yansıttığı tespit edilir.
Çeldiricilerin içerdikleri hatalı bilgi ve mantık kurgularını belirleyerek tek ve kesin doğru cevaba ulaşmak için son adım olarak uygulanır.

Anahtar Kavram

Felsefenin bireye kazandırdığı eleştirel düşünme ve özerklik becerisinin, toplumsal hoşgörü, demokrasi ve dogmalardan arınmış çoğulcu bir toplum yapısının oluşmasındaki kurucu rolü.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 5090Soru

Aşağıda verilen Türkiye sınır kapılarına ait coğrafi ve jeopolitik özellikleri, ilgili sınır kapısı ve ülke eşleştirmeleriyle doğru şekilde eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Meriç Nehri'nin oluşturduğu doğal sınır hattı üzerinde yer alan ve kara yolu taşımacılığında tır trafiğinin en yoğun olduğu geçiş noktalarından biridir.
Doğu Karadeniz'i Kafkasya ve Orta Asya'ya bağlayan, Türkiye'nin yolcu geçiş trafiği en yoğun olan ve Artvin sınırlarında yer alan kara yolu sınır kapısıdır.
Türkiye ile Ermenistan arasındaki siyasi gerilimler nedeniyle 1993'ten beri fiilen kapalı olan, Kars ilinde yer alan demir yolu sınır kapısıdır.
Van ilinde yer alan, Türkiye ile İran arasındaki tek aktif demir yolu hattına ev sahipliği yapan ve son yıllarda modernizasyon çalışmalarıyla transit önemi artan kapıdır.
Tarihi Bağdat Demiryolu hattının Türkiye-Suriye sınırındaki geçiş noktası olan ve Mardin il sınırları içerisinde yer alan sınır kapısıdır.

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

İpsala Sınır Kapısı Yunanistan ile kara yolu bağlantısını, Sarp Sınır Kapısı Gürcistan ile kara yolu bağlantısını, Akyaka Sınır Kapısı Ermenistan ile kapalı demir yolu bağlantısını, Kapıköy Sınır Kapısı İran ile aktif demir yolu bağlantısını, Nusaybin Sınır Kapısı ise Suriye ile demir yolu bağlantısını temsil etmektedir.
İpsala (Yunanistan-Meriç-Kara yolu), Sarp (Gürcistan-Artvin-Kara yolu), Akyaka (Ermenistan-Kars-Kapalı Demir yolu), Kapıköy (İran-Van-Demir yolu) ve Nusaybin (Suriye-Mardin-Demir yolu) özellikleri coğrafi ve jeopolitik verilerle birebir eşleşmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Yunanistan sınır kapılarını ve özelliklerini analiz etmek.
Meriç Nehri üzerinde yer alan ve Yunanistan'a açılan ana tır geçiş kapısının İpsala olduğu belirlenir.
Meriç Nehri coğrafi ipucunu kullanarak Yunanistan ile eşleştirme yapmak.
2
Gürcistan sınır kapılarını ve Doğu Karadeniz bağlantısını incelemek.
Artvin sınırlarında, Doğu Karadeniz kıyısında en yoğun yolcu geçişi sağlayan kapının Sarp Sınır Kapısı olduğu belirlenir.
Coğrafi bölge ve yolcu trafiği yoğunluğu bilgisini değerlendirmek.
3
Ermenistan sınır kapılarını ve demir yolu durumunu sorgulamak.
1993'ten beri kapalı olan Kars'taki demir yolu sınır kapısının Akyaka olduğu belirlenir.
Tarihsel/jeopolitik durum ile ulaşım türünü eşleştirmek.
4
İran sınır kapıları arasındaki ulaşım türü farklarını analiz etmek.
Van'da yer alan ve İran ile demir yolu bağlantısı olan tek kapının Kapıköy olduğu tespit edilir.
İran sınırındaki demir yolu ağının konumunu doğrulamak.
5
Suriye sınır kapıları ve Bağdat Demiryolu hattının konumunu belirlemek.
Mardin sınırlarında yer alan ve tarihi demir yoluna sahip kapının Nusaybin olduğu belirlenir.
Mardin ili ve demir yolu ağı verilerini birleştirerek doğru kapıyı seçmek.

Anahtar Kavram

Türkiye'nin Sınır Kapıları, Ulaşım Türleri ve Komşu Ülkeler ile İlişkileri
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 5091Soru

İslam epistemolojisinde bilginin güvenilir kaynakları (esbâb-ı ilim); selim akıl, sadık haber ve salim duyular olarak belirlenmiştir. Bu kaynaklar kendi yetki ve bilgi alanları çerçevesinde kesin bilgi üretirler. Ancak insanın bilgi edinme sürecinde bu kaynaklar birbirinden tamamen yalıtılmış değildir; aksine aralarında dinamik bir ilişki vardır. Örneğin, geçmişte yaşanmış bir mucize olayını ele alan bir araştırmacı; olayın gerçekleştiği andaki fiziksel gözlemleri (salim duyular), bu gözlemlerin nesilden nesile kesintisiz ve güvenilir şekilde aktarılmasını (sadık haber/mütevatir haber) ve bu olağanüstü durumun mantıksal olarak imkânsız olmadığını denetlemeyi (selim akıl) bir bütün olarak kullanır.

Bu parçadaki açıklamalardan hareketle, İslam bilgi felsefesinde bilgi kaynaklarının mucize olgusu üzerindeki işlevleri ve sınırları ile ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Salim duyuların fiziksel dünyada gözlemlediği doğa kanunları ve alışılagelmiş düzen, mucizelerin akli açıdan da imkânsız olduğuna dair kesin bir hüküm verilmesini gerektirir.

Cevap

Salim duyuların fiziksel dünyada gözlemlediği doğa kanunları ve alışılagelmiş düzen, mucizelerin akli açıdan da imkânsız olduğuna dair kesin bir hüküm verilmesini gerektirir.
Doğru seçenek olan ifadedir. Salim duyuların doğa kanunları çerçevesinde yaptığı gözlemler, sadece fiziksel dünyadaki mevcut alışılmış düzeni (âdetullah) gösterir. Bir olayın duyusal deneyimlerimize uymaması (mucize olması), onun selim akıl açısından da imkansız olduğu anlamına gelmez. Akıl, Allah'ın doğa kanunlarını geçici olarak değiştirebileceğini mantıksal olarak kabul eder. Dolayısıyla bu iki kaynağın sınırlarının karıştırılmasıyla oluşturulan bu yargı söylenemez.

Adım Adım Çözüm

1
Parçadaki bilgi kaynaklarının (esbâb-ı ilim) rollerini analiz etmek.
Salim duyular fiziksel gözlemleri yapar, selim akıl mantıksal tutarlılığı ve imkan dairesini denetler, sadık haber ise bu bilginin tarihsel aktarımını sağlar.
Soruda istenen 'söylenemez' yargısını bulmak için her bir bilgi kaynağının sınırını ve yetkisini doğru belirlemek gerekir.
2
Salim duyular ile selim akıl arasındaki ilişkiyi incelemek.
Duyuların gözlemlediği doğa kanunları (âdetullah), aklın mantıksal imkan sınırlarını belirlemez. Akıl, duyuların alışılagelmiş verilerinin dışındaki olayları (mucizeleri) rasyonel olarak imkansız görmez.
Duyusal alışkanlıklar ile akli imkansızlık arasındaki ayrım, İslam epistemolojisinin temel taşlarından biridir.
3
Yanlış olan önermeyi belirlemek.
Salim duyuların verilerinin mucizeleri akli açıdan da imkansız kıldığı yönündeki iddia, bu iki kaynağın sınırlarını karıştırdığı için söylenemez.
Duyusal gözlemlerin sınırlılığı, aklın mantıksal imkan dairesini bağlamaz.

Anahtar Kavram

İslam Epistemolojisinde Bilgi Kaynaklarının (Esbâb-ı İlim) Rolleri ve Sınırları
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 5092Soru

William F. Ogburn'ün kültürel gecikme kuramı temel alındığında, geleneksel bir toplumun sanayileşme ve teknolojik gelişme süreçleriyle birlikte geçirdiği toplumsal değişme aşamalarını ilk aşamadan son aşamaya doğru sıralayınız.

Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Değişim süreci maddi kültürdeki yeniliklerle başlar (maddi kültürün dönüşmesi), ardından manevi kültürün geride kalmasıyla uyumsuzluk (kültürel gecikme) oluşur, bu durum toplumsal kurumlarda çözülmeye ve anomiye yol açar ve nihayetinde yeni normların oluşmasıyla toplumsal dengelenme sağlanır.
Doğru sıralama, toplumsal değişimin öncelikle maddi kültür alanında (teknolojik/ekonomik yenilikler) başlamasını, ardından manevi kültürün (normlar, değerler) bu hıza yetişemeyerek kültürel gecikme yaratmasını, bu gecikmenin kurumsal düzeyde anomi ve çözülmelere yol açmasını ve son olarak yeni normların kurumsallaşmasıyla sistemin yeniden bütünleşerek dengeye kavuşmasını esas alır.

Adım Adım Çözüm

1
Toplumsal değişmeyi tetikleyen maddi kültür öğesindeki değişimi belirlemek.
Sanayi ve üretim teknolojilerindeki yeniliklerin ekonomik yapıyı değiştirmesi süreci başlatır.
Ogburn'e göre toplumsal değişmenin motoru maddi kültürdeki (teknoloji) gelişmelerdir.
2
Maddi kültür ile manevi kültür arasındaki uyumsuzluğu saptamak.
Manevi kültürün maddi kültüre ayak uyduramamasıyla kültürel gecikme yaşanır.
Altyapı değiştikten sonra üstyapı kurumlarının (hukuk, ahlak) buna hemen uyum sağlayamaması ikinci aşamayı oluşturur.
3
Gecikmenin yarattığı toplumsal anomi ve çözülmeyi analiz etmek.
Normsuzluk (anomi) ve kurumsal çözülmeler baş gösterir.
Kültürel gecikme, eski normların işlevsizleşmesine ama yenilerinin henüz oluşmamasına yol açarak kuralsızlığa neden olur.
4
Dengelenme ve bütünleşme aşamasını tespit etmek.
Yeni norm ve değerlerin kurumsallaşmasıyla yeni bir dengenin kurulması.
Manevi kültürün yeni koşullara uyum sağlamasıyla toplumsal bütünleşme yeniden sağlanır.

Anahtar Kavram

Toplumsal değişme süreci, maddi ve manevi kültür etkileşimi, kültürel gecikme (cultural lag) ve toplumsal bütünleşme.
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 5093Soru

İkinci Dünya Savaşı sürecinde Türkiye'nin uyguladığı iç politika tedbirleri ile yürüttüğü dış politika gelişmelerine ait aşağıdaki kavramları, bu gelişmelerin temel amaç ve nitelikleriyle doğru bir şekilde eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Adana Görüşmesi
II. Kahire Konferansı
Milli Korunma Kanunu
Varlık Vergisi

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Adana Görüşmesi'nin ordunun askeri yetersizliği gerekçe gösterilerek zaman kazanılan görüşmelerle; II. Kahire Konferansı'nın savaşa katılma talebini ilkesel kabul edip donanım şartı koşan diplomatik temasla; Milli Korunma Kanunu'nun devlete zorunlu çalışma ve fiyat denetimi gibi olağanüstü yetkiler veren düzenlemeyle; Varlık Vergisi'nin ise haksız kazancı hedefleyen ancak gayrimüslim azınlıklara yönelik ağır yaptırımlar ve Aşkale çalışma kampı uygulamasını barındıran mali tedbirle eşleşmesi gerekir.
Doğru eşleştirmede; Adana Görüşmesi ordunun donanım eksikliğinin öne sürülerek direnildiği zirveyle, II. Kahire Konferansı katılımın ilkesel kabul edilip teçhizat temini ön şartına bağlandığı temasla, Milli Korunma Kanunu zorunlu çalışma ve fiyat müdahalesi yetkilerini veren düzenlemeyle, Varlık Vergisi ise karaborsa kazançlarını hedefleyen fakat gayrimüslimlere ağır yaptırımlar getiren ve Aşkale çalışma kampına uzanan mali tedbirle eşleşir. Bu eşleştirme savaş dönemi Türkiye'sinin hem dış hem de iç dengelerdeki hamlelerini tam olarak yansıtır.

Adım Adım Çözüm

1
Dış politika gelişmelerinden Adana Görüşmesi'nin niteliğini çözümlemek.
Adana Görüşmesi (1943), Müttefiklerin savaşa katılma yönündeki baskısına karşı Türk heyetinin ordunun malzeme eksikliğini ileri sürerek zaman kazandığı görüşmedir. Bu durum, Stalingrad yenilgisi sonrası yapılan ve ordunun yetersizliğinin öne sürüldüğü görüşme açıklamasıyla eşleşir.
Zaman kazanma stratejisinin ilk büyük diplomatik adımı olan bu görüşmenin detaylarını ve Stalingrad sonrasındaki askeri-diplomatik tabloyu kavramak gerekir.
2
Dış politika gelişmelerinden II. Kahire Konferansı'nin niteliğini çözümlemek.
II. Kahire Konferansı'nda Türkiye savaşa katılmayı ilkesel olarak kabul etmiş ancak bunu askeri yardımın eksiksiz yapılması şartına bağlamıştır. Bu durum, fiili katılımı modern askeri teçhizat şartına bağlayan diplomatik temas açıklamasıyla eşleşir.
Müttefiklerin baskısının zirveye ulaştığı bu aşamada Türkiye'nin şartlı kabul stratejisinin dış politikadaki karşılığını tespit etmek gerekir.
3
İç politika ve ekonomi tedbirlerinden Milli Korunma Kanunu'nu analiz etmek.
Milli Korunma Kanunu (1940), devlete ekonomiyi yönlendirme, fiyat kontrolü ve özellikle iş gücü üzerinde zorunlu mükellefiyet kurma yetkisi vermiştir. Bu durum, üretime el koyma, zorunlu çalışma getirme ve fiyat belirleme yetkisi veren yasal düzenleme açıklamasıyla eşleşir.
Savaş dönemi iç pazarının ve üretim süreçlerinin hukuki olarak nasıl denetim altına alındığını belirlemek gerekir.
4
İç politika ve mali tedbirlerden Varlık Vergisi'ni analiz etmek.
Varlık Vergisi (1942), enflasyonist ortamda karaborsadan zenginleşenleri hedefleme iddiasıyla getirilmiş, fakat gayrimüslimlere ağır yükler yükleyerek ödemeyenleri Aşkale'ye göndermiştir. Bu durum, gayrimüslimlere yönelik yaptırımlar ve Aşkale mecburi çalışma yükümlülüğü barındıran mali uygulama açıklamasıyla eşleşir.
Savaş dönemi vergilendirme politikalarının sosyal ve demografik sonuçlarını mali tedbirlerle ilişkilendirmek gerekir.

Anahtar Kavram

İkinci Dünya Savaşı döneminde Türkiye'nin izlediği aktif tarafsızlık dış politikası ve savaş ekonomisinin getirdiği olağanüstü iç politika/mali tedbirler arasındaki ilişkilerin analizi.
Soru 5094Soru

Aşağıda verilen şehirler ile bu şehirlerin ön plana çıkan fonksiyonel özellikleri ve etki alanlarına ait açıklamaları doğru bir şekilde eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

New York
Mekke
Kiev
Bayburt

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

New York şehrinin küresel finans şehri açıklamasıyla, Mekke'nin küresel dini şehir açıklamasıyla, Kiev'in bölgesel idari şehir açıklamasıyla ve Bayburt'un yerel şehir açıklamasıyla eşleşmesi gerekir.
Doğru eşleşmede New York küresel finans şehriyle, Mekke küresel dini şehirle, Kiev bölgesel idari şehirle ve Bayburt yerel şehirle eşleşmektedir. Bu durum şehirlerin fonksiyonlarının ve etki sınırlarının coğrafi ölçekteki dağılımına tam olarak uymaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Şehirlerin fonksiyonel özelliklerinin analiz edilmesi
New York'un finans, Mekke'nin din, Kiev'in idari ve Bayburt'un tarım fonksiyonlarıyla ön plana çıktığı belirlenir.
Şehirlerin etki alanları doğrudan sahip oldukları fonksiyonel özelliklere ve bu fonksiyonların küresel düzeydeki geçerliliğine bağlıdır.
2
Küresel etki düzeyine sahip şehirlerin belirlenmesi
New York ve Mekke'nin etki alanlarının dünya genelini kapsadığı, dolayısıyla küresel şehirler olduğu tespit edilir.
Finansal kararların tüm dünyayı etkilemesi New York'u, milyarlarca insanın inanç merkezinin burada bulunması ise Mekke'yi küresel ölçeğe taşır.
3
Bölgesel ve yerel etki düzeyine sahip şehirlerin ayrıştırılması
Kiev'in bölgesel ölçekte, Bayburt'un ise yalnızca kendi il sınırları ve yakın çevresinde etkili olduğu belirlenir.
Kiev idari bir merkez olarak yakın çevresini etkilerken, Bayburt dar hinterlandı ve zayıf ekonomik yapısı nedeniyle yerel düzeyde kalmaktadır.
4
Eşleştirmenin tamamlanması
Tüm şehirler ve ilgili açıklamalar doğru şekilde eşleştirilir.
Fonksiyon ve etki alanı analizleri birleştirilerek nihai doğru eşleşme kurulur.

Anahtar Kavram

Şehirlerin fonksiyonel özellikleri ile küresel, bölgesel ve yerel etki alanları arasındaki ilişki.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 5095Soru

Klasik mantıkta kavramlar arası hiyerarşiyi gösteren Porphyrios Ağacı'nda yukarıdan aşağıya (tümelden tikele) inildikçe kaplam daralır, içlem genişler. Aşağıdaki kavramları içlemi en dar (kaplamı en geniş) olandan içlemi en geniş (kaplamı en dar) olana doğru sıralayınız.

Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Doğru sıralama: Cevher (Töz), Cisim, Cisimli (Canlı), Duygulu (Hayvan) ve Akıllı (İnsan) şeklindedir.
Porphyrios Ağacı'ndaki hiyerarşide en genel kavram olan Cevher'den en özel tür olan Akıllı'ya doğru gidildikçe kaplam azalmakta ve içlem artmaktadır. Bu durum klasik mantıktaki tümel-tikel derecelendirmesine tam olarak uymaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Porphyrios Ağacı'nın en tepesindeki en genel kavram belirlenir.
Cevher (Töz)
Cevher, var olmak için kendisinden başka bir şeye ihtiyaç duymayan en üst cinstir; dolayısıyla kaplamı en geniş, içlemi en dar olan kavramdır.
2
Cevherin altında yer alan ve maddi varlığı niteleyen kavram belirlenir.
Cisim
Cisim, cevherin alt kümesidir; hacim ve kütle gibi maddi ��zellikler eklendiği için içlemi genişlemiş, kaplamı daralmıştır.
3
Cismin canlılık özelliği kazanmış alt sınıfı tespit edilir.
Cisimli (Canlı)
Cisimli kavramı, cansız cisimleri dışarıda bıraktığından kaplamı daralır, beslenme ve büyüme gibi özelliklerle içlemi genişler.
4
Canlılar arasından duyum yetisine sahip olan grup belirlenir.
Duygulu (Hayvan)
Duygulu kavramı, bitkiler gibi duyusuz canlıları dışarıda bırakarak daha dar bir kaplama ve daha fazla ortak özelliğe (içleme) sahip olur.
5
En alt basamakta yer alan en nitelikli tür belirlenir.
Akıllı (İnsan)
Akıllı kavramı, düşünme yetisiyle en yüksek sayıda niteliği (içlemi) barındırır ve bu beş kavram arasında en dar kaplama sahiptir.

Anahtar Kavram

İçlem ve Kaplam İlişkisi

Alternatif Yöntem

Kavramları zihninizde alt kümeler halinde çizebilirsiniz. En dıştaki en büyük küme en geniş kaplama sahiptir (Cevher). En içteki en küçük küme ise en dar kaplama ancak en yüksek özelliğe (içleme) sahiptir (Akıllı).
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 5096Soru

İslam epistemolojisinde akıl (selim akıl) ve duyular (salim duyular), kendi alanlarında bağımsız birer bilgi kaynağı olmayıp; ürettikleri rasyonel ve ampirik verilerin kesin bir bilgi değeri kazanabilmesi, ancak sadık haber (vahiy) tarafından açıkça tasdik edilmiş olmalarına bağlıdır.

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: False

Cevap

İfade yanlıştır. İslam epistemolojisinde selim akıl ve salim duyular, kendi yetki alanlarında bağımsız ve kesin bilgi üretme gücüne sahip kaynaklardır; geçerlilikleri vahyin onayına bağlı değildir.
İfade yanlıştır çünkü İslam kelamcılarına ve düşünürlerine göre selim akıl ve salim duyular, kendi mecralarında doğrudan kesin bilgi (yakîn) üreten bağımsız bilgi kaynaklarıdır. Vahiy, aklın ve duyuların sınırlarını aşan gayb alemiyle ilgili konularda bilgi sunarak onları tamamlar, ancak aklın ve duyuların kendi alanlarındaki meşruiyetini onaylama koşuluna bağlamaz.

Adım Adım Çözüm

1
İslam'da bilgi kaynaklarının (esbâb-ı ilim) tasnifini inceleyin.
İslam bilgi teorisinde bilgi kaynakları; selim akıl, salim duyular ve sadık haber (mütevatir haber ve vahiy) olmak üzere üç bağımsız kategoride ele alınır.
Her bir kaynağın kendi bilgi üretme alanı ve yöntemi bulunur.
2
Akıl ve duyuların epistemolojik özerkliğini analiz edin.
Duyular fiziksel alemi, akıl ise mantıksal zorunlulukları ve ilkeleri doğrudan kavrar. Bu süreçlerde elde edilen doğru bilgiler kendiliğinden apaçıktır (bedihidir) ve kesinlik (yakîn) ifade eder.
Bu kaynakların meşruiyeti ve işlevselliği başka bir kaynağın onayına tabi kılınmamıştır.
3
Vahiy (sadık haber) ile akıl ve duyular arasındaki ilişkiyi değerlendirin.
Vahiy, aklın ve duyuların gücünün yetmediği metafizik (gayb) alanda rehberlik sunar. Ancak akıl ve duyuların fiziksel dünyadaki geçerli çıkarımlarını onaylama şartı taşımaz. Aksine vahiy, insanın bu kaynakları özgürce kullanarak hakikate ulaşmasını teşvik eder.
İslam düşüncesindeki metodolojik dengenin anlaşılması için bu özerkliğin kavranması gerekir.

Anahtar Kavram

İslam Epistemolojisinde Bilgi Kaynaklarının Bağımsızlığı ve Yetki Alanları
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 5097Soru

Modern dönemde bireyin anlam arayışı, toplumsal yabancılaşma ve geleneksel dinî kurumların etkisinin zayıflaması gibi faktörler, çeşitli yeni dinî yönelimlerin ve inanç meselelerinin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Bu bağlamda, inanç meseleleri üzerine araştırma yapan bir sosyoloğun çalışmasında yer alan şu ifadeler analiz edilmektedir:

I. Geleneksel dinlerin kutsal değerlerine karşı sembolik bir başkaldırıyı temel alıp doğaüstü bir şeytani güce inanmaksızın insanı, bireysel hazzı ve kişisel iradeyi merkeze alan bir felsefi duruş sergiler.
II. Varlığın ve hayatın nesnel hiçbir anlamı, amacı ya da değeri bulunmadığını savunarak mutlak bir hiçliği ve kuralsızlığı temele koyar.
III. Dinî otoritelerin ve inançların toplumsal, hukuki ve siyasi alandaki belirleyiciliğini reddederek yaşamı dünyevileştirme amacı güder.
IV. Kötülükle özdeşleştirilen bir figürü gerçek bir metafiziksel varlık olarak kabul edip ona itaat etmeyi ve ritüellerle gizemli bir bağlılık kurmayı esas alır.

Bu ifadelerden hangileri doğrudan satanizm inanç yöneliminin (ateistik/modern ve teistik/geleneksel boyutlarıyla) özelliklerini açıklamaktadır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: I ve IV

Cevap

Satanizmin ateistik ve teistik boyutlarını doğru açıklayan ifadeler birinci ve dördüncü öncüllerdir.
Satanizm inanç yönelimi hem geleneksel/teistik (şeytanı gerçek bir varlık olarak kabul edip ona tapınan) hem de modern/ateistik (LaVeyan tarzı, şeytanı sembolik bir başkaldırı ve bireysel haz simgesi olarak gören) boyutlara sahiptir. Bu doğrultuda birinci öncül ateistik satanizmi, dördüncü öncül ise teistik satanizmi doğru bir şekilde açıklamaktadır. İkinci öncülde verilen varlığın değersizliği ve hiçlik vurgusu nihilizm akımına; üçüncü öncüldeki yaşamı dünyevileştirme ve dini toplumsal alandan uzaklaştırma vurgusu ise sekülerizm akımına aittir.

Adım Adım Çözüm

1
Parçadaki öncüller tek tek incelenerek hangi inanç/felsefi yönelimleri tanımladığı belirlenir.
I. öncül ateistik (LaVeyan) satanizmi, II. öncül nihilizmi, III. öncül sekülerizmi, IV. öncül ise teistik satanizmi tanımlar.
Soruda satanizmle ilgili olan öncüllerin seçilmesi istenmektedir.
2
Satanizm kapsamında değerlendirilen öncüller bir araya getirilir.
I. ve IV. öncüller satanizmle doğrudan ilgilidir.
Satanizmin hem teistik (gerçek bir varlık olarak şeytana tapınma) hem de ateistik (bireysel haz ve sembolik başkaldırı) boyutları müfredatta yer almaktadır.
3
Elde edilen sonuçlara göre doğru seçenek belirlenir.
Doğru yanıt 'I ve IV' öncüllerini içeren seçenektir.
Diğer öncüller nihilizm ve sekülerizm gibi farklı inanç konularını açıklamaktadır.

Anahtar Kavram

Satanizmin Teistik ve Ateistik Çeşitleri
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 5098Soru

Sürtünmesiz yatay düzlemde basit harmonik hareket yapan bir cisim, t=0t = 0 anında maksimum uzanım (genlik) noktasından harekete geçmektedir.

Cismin periyodu TT olduğuna göre; t1=0t_1 = 0, t2=T12t_2 = \frac{T}{12} ve t3=T4t_3 = \frac{T}{4} anlarındaki hızlarının büyüklükleri olan v1v_1, v2v_2 ve v3v_3 değerlerini en küçükten en büyüğe doğru sıralayınız.

Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Hız büyüklüklerinin en küçükten en büyüğe doğru sıralaması v1<v2<v3v_1 < v_2 < v_3 şeklindedir.
Cismin hız büyüklüğü t1=0t_1 = 0 anında sıfır, t2=T12t_2 = \frac{T}{12} anında 0,5vmaks0,5 v_{\text{maks}}, t3=T4t_3 = \frac{T}{4} anında ise vmaksv_{\text{maks}} (maksimum) değerini alır. Bu nedenle en küçükten en büyüğe doğru sıralama v1v_1, v2v_2, v3v_3 şeklinde olur.

Adım Adım Çözüm

1
t1=0t_1 = 0 anındaki hız büyüklüğünü belirleme
v1=0v_1 = 0
Cisim t=0t = 0 anında maksimum uzanım (genlik) noktasındadır. Basit harmonik harekette yörüngenin uç noktalarında anlık hız sıfırdır.
2
t2=T12t_2 = \frac{T}{12} anındaki hız büyüklüğünü belirleme
v2=0,5ωAv_2 = 0,5 \omega A
Hızın zamana bağlı fonksiyonu v(t)=ωAsin(ωt)v(t) = -\omega A \sin(\omega t) olup t2=T12t_2 = \frac{T}{12} için hız büyüklüğü v2=ωAsin(2πTT12)=ωAsin(30)=0,5ωAv_2 = \omega A \sin(\frac{2\pi}{T} \cdot \frac{T}{12}) = \omega A \sin(30^\circ) = 0,5 \omega A olur.
3
t3=T4t_3 = \frac{T}{4} anındaki hız büyüklüğünü belirleme
v3=ωAv_3 = \omega A
Cisim periyodun dörtte birinde denge konumuna ulaşır. Denge konumunda hız maksimumdur ve v3=ωAsin(90)=ωAv_3 = \omega A \sin(90^\circ) = \omega A olur.

Anahtar Kavram

Basit harmonik harekette hızın zamana göre değişimi sinüzoidal bir fonksiyon olup, denge konumunda maksimum, genlik noktalarında ise sıfırdır.
Soru 5099Soru

Küresel iklim değişiminde rol oynayan sera etkisinin kuvvetlenmesi ve bunun sonucunda ortaya çıkan pozitif geri besleme (olumlu geri bildirim) mekanizmasının aşamaları aşağıda karışık olarak verilmiştir.

Bu olayların neden-sonuç ilişkisine göre ilkten sona doğru sıralanışı nasıl olmalıdır?

Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Doğru sıralama şu şekildedir: Beşerî faaliyetler ve fosil yakıt kullanımı sonucu atmosfere salınan sera gazı yoğunluğunun artması -> Atmosferin yerden yansıyan uzun dalgalı yer radyasyonunu tutma oranının yükselerek troposferin alt katmanlarında sıcaklığın artması -> Yüksek enlemlerde ve dağlık alanlarda yer alan donmuş toprakların erimeye başlaması -> Eriyen toprak katmanlarının altında binlerce yıldır hapsedilmiş durumda bulunan yüksek miktardaki metan gazının atmosfere karışması -> Atmosfere yeni katılan sera gazlarının etkisiyle ısınma sürecinin ivmelenerek kendini besleyen bir döngüye dönüşmesi.
Sıralama, antropojenik emisyonlarla başlayan, atmosferik ısı tutulumu ile devam eden, donmuş toprakların erimesiyle serbest kalan gazların atmosfere katılarak döngüyü hızlandırdığı neden-sonuç zincirini doğru bir biçimde sunmaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Tetikleyici beşerî faktörün belirlenmesi
Sanayileşme ve fosil yakıt tüketimiyle atmosfere fazladan sera gazı salınmıştır.
Küresel iklim değişiminin birincil nedeni insan kaynaklı sera gazı emisyonlarıdır.
2
Atmosferik enerji dengesindeki değişimin incelenmesi
Sera gazlarının artmasıyla yerden yansıyan uzun dalgalı radyasyon atmosferde daha fazla tutulmuştur.
Sera etkisinin kuvvetlenmesi küresel sıcaklık artışının doğrudan fiziksel nedenidir.
3
Kriyosfer üzerindeki termal etkinin analiz edilmesi
Artan sıcaklıklar yüksek enlemlerdeki permafrost (donmuş toprak) tabakalarını eritmeye başlamıştır.
Sıcaklık artışının ilk somut jeomorfolojik yansımalarından biri donmuş toprakların çözülmesidir.
4
Toprak altı gaz salınımının gerçekleşmesi
Permafrost eriyince bünyesindeki organik maddelerin ayrışmasıyla metan gazı atmosfere salınmıştır.
Toprağın çözülmesi, binlerce yıldır hapsedilmiş olan sera gazlarının atmosfere geçiş yolunu açar.
5
Geri besleme döngüsünün kurulması
Atmosfere katılan yeni metan gazı sera etkisini katlayarak ısınmayı daha da hızlandırmıştır.
İlk sıcaklık artışının, kendisini daha da artıracak yeni bir süreci tetiklemesi pozitif geri besleme döngüsünü oluşturur.

Anahtar Kavram

Küresel İklim Değişiminde Pozitif Geri Besleme Mekanizmaları
Soru 5100Soru

Bir psikiyatri kliniğinde kaygı bozuklukları üzerine çalışan bir araştırmacı, danışanların tedavi sürecindeki davranışsal değişimlerini incelemektedir. Araştırmacının vaka analizlerinde yer alan üç farklı danışana dair gözlemleri şu şekildedir:

- Danışan A: Yoğun kaygı hissettiği anlarda nefes egzersizi uygulamakta ve bu egzersiz sonucunda kaygısının hafiflediğini deneyimlemektedir. Bu rahatlama sebebiyle, sonraki dönemlerde kaygı hissettiğinde nefes egzersizine başvurma sıklığı belirgin şekilde artmıştır.
- Danışan B: Sosyal ortamlarda olumsuz değerlendirilmekten çekindiği için bu ortamlardan tamamen uzak durmakta ve tek baş��na kalmayı tercih etmektedir. Yalnız kalmak kaygısını anında dindirdiği için sosyal ortamlardan kaçınma davranışı zamanla kronik bir hal almıştır.
- Danışan C: Terapistin kendisinden günlük tutmasını istemesine rağmen bu görevi yerine getirmemiştir. Bir sonraki seansta terapist bu duruma yönelik sert ve onaylamayan bir tonda uyarıda bulunmuş; bu durumun yarattığı huzursuzluk nedeniyle Danışan C seanslara hazırlıksız gelme davranışını tamamen bırakmıştır.

Buna göre, danışanların sergiledikleri bu davranışsal değişimlerin edimsel koşullanma ilkeleriyle ilişkisine dair aşağıdaki açıklamalardan hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Danışan A ve Danışan B'nin rahatsız edici durumdan kurtulmak için sergiledikleri davranışların kalıcılaşması olumsuz pekiştirme, Danışan C'nin hazırlıksız gelmeyi bırakması ise ceza ile açıklanır.

Cevap

Danışan A ve Danışan B'nin rahatsız edici durumdan kurtulmak için sergiledikleri davranışların kalıcılaşması olumsuz pekiştirme, Danışan C'nin hazırlıksız gelmeyi bırakması ise ceza ile açıklanır.
Doğru açıklama, Danışan A ve Danışan B'nin davranışlarındaki artışın olumsuz pekiştirme, Danışan C'nin davranışındaki azalışın ise ceza olduğunu belirten ifadedir. Edimsel koşullanmada olumsuz pekiştirme, organizmayı rahatsız eden aversif (itici) bir uyarıcının ortamdan çıkarılması ya da organizmanın bundan kaçınması ile bir davranışın sıklığının artırılmasıdır. Danışan A'da nefes egzersizi kaygıyı azaltarak bu egzersiz sıklığını artırmış; Danışan B'de ise yalnız kalmak sosyal kaygıyı dindirerek kaçınma davranışını kronikleştirmiştir. Ceza ise istenmeyen bir davranışın sıklığını azaltmak için ortama rahatsız edici bir uyarıcı eklenmesidir. Danışan C'de terapistin sert uyarısı hazırlıksız gelme davranışını sonlandırmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Danışan A'nın durumunu edimsel koşullanma açısından analiz etmek.
Nefes egzersizi yapmak, kaygıyı (istenmeyen uyarıcı) azaltmış ve nefes egzersizi yapma sıklığını artırmıştır. Bu durum olumsuz pekiştirmedir.
Çünkü olumsuz pekiştirme, organizmayı rahatsız eden bir durumun ortamdan uzaklaştırılması yoluyla bir davranışın sıklığının artırılması sürecidir.
2
Danışan B'nin durumunu edimsel koşullanma açısından analiz etmek.
Sosyal ortamlardan uzaklaşarak tek başına kalmak, kaygıyı (istenmeyen uyarıcı) dindirmiş ve kaçınma davranışının kronikleşmesine (sıklığının artmasına) neden olmuştur. Bu durum olumsuz pekiştirmedir.
Çünkü kaçınma davranışı, kaygı yaratan ortama girmeyerek kaygıdan kurtulmayı sağlamakta ve böylece kaçınma eylemi pekişmektedir.
3
Danışan C'nin durumunu edimsel koşullanma açısından analiz etmek.
Terapistin sert uyarısı (istenmeyen/rahatsız edici uyarıcı), Danışan C'nin hazırlıksız gelme davranışını tamamen sonlandırmıştır (sıklığı sıfıra inmiştir). Bu durum I. tür cezadır.
Çünkü ceza, istenmeyen bir davranışın ortadan kaldırılması veya sıklığının azaltılması amacıyla uygulanan yaptırımdır.
4
Elde edilen analiz sonuçlarını seçeneklerle karşılaştırmak.
Danışan A ve B'nin olumsuz pekiştirme, Danışan C'nin ise ceza sürecinde olduğunu belirten seçeneğin doğru olduğu görülür.
Edimsel koşullanma kuramına göre, olumsuz pekiştirme davranışın yapılma olasılığını artırırken, ceza davranışın yapılma olasılığını azaltır.

Anahtar Kavram

Olumsuz Pekiştirme ile Ceza Kavramları Arasındaki Farklar
Tahmini Süre:2m 30s
ÖncekiSayfa 255 / 437Sonraki
Tüm alıştırma soruları — YKS AYT (Alan Yeterlilik Testi) | Examkin