Tüm alıştırma soruları

8734 soru

Soru 5101Soru

Bir epistemoloji tartışmasında bilimsel yöntem üzerine şu iddia ortaya atılmaktadır:

"Bilimsel bir kuramın doğrulanması (pp) için onun öngörülerinin gözlemlenmesi (qq) gerek koşuldur; ancak bu gözlem durumu kuramın doğrulanması için tek başına yeter koşul değildir. Ayrıca kuramın mantıksal açıdan tutarlı olması (rr) da doğrulanma için bir diğer gerek koşuldur."

Buna göre, verilen ifadenin önermeler mantığındaki doğru sembolik gösterimi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: (pq)(qp)(pr)(p \rightarrow q) \wedge \sim(q \rightarrow p) \wedge (p \rightarrow r)

Cevap

Kuramın öngörülerinin gözlemlenmesinin gerek koşul olmasını pqp \rightarrow q, bunun yeter koşul olmamasını (qp)\sim(q \rightarrow p) ve tutarlılığın da gerek koşul olmasını prp \rightarrow r şeklinde tümel evetleme altında birleştiren (pq)(qp)(pr)(p \rightarrow q) \wedge \sim(q \rightarrow p) \wedge (p \rightarrow r) ifadesidir.
Doğru sembolleştirme mantığına göre, gerek koşul ilişkileri koşul ekleminin yönünü belirler. "pp için qq gerek koşuldur" ifadesi pqp \rightarrow q ile, "pp için rr gerek koşuldur" ifadesi ise prp \rightarrow r ile gösterilir. Yeter koşul ilişkisi qpq \rightarrow p ile gösterildiğinden, bunun olumsuzlanması da (qp)\sim(q \rightarrow p) olur. Tüm bu yargılar "ancak" ve "ayrıca" bağlaçlarıyla bir araya getirildiği için ana eklem tümel evetleme (\wedge) olmalıdır. Bu durum doğru seçenekte tam olarak verilmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
İlk cümleyi analiz etme
"Bilimsel bir kuramın doğrulanması (pp) için öngörülerinin gözlemlenmesi (qq) gerek koşuldur" ifadesinin sembolleştirilmesi.
Gerek koşul ilişkisinde, doğrulanmanın gerçekleşmesi için gözlemin mutlaka yapılmış olması gerekir. Dolayısıyla, eğer kuram doğrulandıysa öngörüler gözlemlenmiştir yargısına ulaşılır; bu da pqp \rightarrow q şeklinde sembolleştirilir.
2
İkinci cümleyi analiz etme
"Bu gözlem durumu (qq) kuramın doğrulanması (pp) için tek başına yeter koşul değildir" ifadesinin sembolleştirilmesi.
"qq, pp için yeter koşuldur" ifadesi qpq \rightarrow p şeklinde gösterilir. Bunun "değildir" denilerek olumsuzlanması ise önermenin başına değilleme eklemi getirilerek (qp)\sim(q \rightarrow p) şeklinde ifade edilir.
3
Üçüncü cümleyi analiz etme
"Kuramın mantıksal açıdan tutarlı olması (rr) da doğrulanma (pp) için bir diğer gerek koşuldur" ifadesinin sembolleştirilmesi.
rr önermesi pp için gerek koşul olduğundan, ilk adımdaki mantıkla bu durum prp \rightarrow r şeklinde sembolleştirilir.
4
Tüm ifadeleri birleştirme
"ancak" ve "Ayrıca" eklemlerinin işlevini belirleme ve ana eklemi kurma.
Metindeki "ancak" ve "Ayrıca" ifadeleri mantıksal olarak tümel evetleme (\wedge) eklemine karşılık gelir. Tüm bileşenler bir araya getirildiğinde (pq)(qp)(pr)(p \rightarrow q) \wedge \sim(q \rightarrow p) \wedge (p \rightarrow r) elde edilir.

Anahtar Kavram

Önermeler Mantığında Koşul Önermeleri, Gerek ve Yeter Koşul İlişkilerinin Sembolleştirilmesi
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 5102Soru

Aşağıdaki sol sütunda verilen MÖ 6. yüzyıl - MS 2. yüzyıl felsefesine ait özgün argümanlar ile sağ sütunda yer alan bu argümanların felsefe tarihindeki kavramsal karşılıklarını doğru bir şekilde eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Bilgi bir hatırlamadır; çünkü ruh beden ile birleşmeden önce idealar dünyasındayken hakikati görmüştür ve duyusal dünya sadece bu hatırlamayı tetikler.
Hiçbir şey var değildir; var olsa bile bilinemez; bilinse bile bir başkasına aktarılamaz, çünkü dil nesnel gerçekliği temsil edemez.
Bir şeyin varlığa gelmesi; maddi, formel, fail ve ereksel olmak üzere dört nedenin bir arada çalışmasıyla gerçekleşen bir aktüelleşme sürecidir.
Erdem bilgidir; hiç kimse bilerek kötülük yapmaz, kötülüğün kaynağı bilgisizliktir ve bu bilgi sorgulanmamış bir yaşamın dışındadır.

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Platon'un hatırlama argümanı Anamnesis Teorisi ile; Gorgias'ın varlık ve bilgi reddi Epistemolojik Nihilizm ile; Aristoteles'in dört neden kuramı Teleolojik Nedensellik ile; Sokrates'in erdem-bilgi özdeşliği ise Ahlaki Entelektüalizm ile eşleşir.
Verilen eşleştirmelerin tamamı, antik felsefenin epistemolojik, ontolojik ve ahlaki temel paradigmalarını hatasız bir şekilde birbirine bağlar. Anımsama teorisi Platon'un rasyonalist bilgi kuramını, epistemolojik nihilizm Sofist şüpheciliğini, teleolojik nedensellik Aristoteles'in dinamik varlık analizini, ahlaki entelektüalizm ise Sokrates'in ahlak felsefesini yansıtır.

Adım Adım Çözüm

1
İlk ifadedeki 'hatırlama' ve ruhun beden öncesi ideaları görmesi kavramları analiz edilir.
Bu argümanın Platon'un bilgi kuramındaki 'Anamnesis (Anımsama)' kavramına karşılık geldiği saptanır.
Platon'a göre duyular dünyasında yeni bir bilgi üretilmez, sadece akılda potansiyel olarak bulunan idealar hatırlanır.
2
İkinci ifadedeki varlığın, bilginin ve dilin imkanını reddeden nihilist önermeler incelenir.
Bu ifadenin Sofist filozof Gorgias'ın 'Epistemolojik Nihilizm' yaklaşımı ile doğrudan eşleştiği saptanır.
Sofistler bilginin rölatif olduğunu savunurken Gorgias bunu radikal bir nihilizme taşıyarak nesnel gerçekliğin ve iletişimin imkanını bütünüyle reddeder.
3
Üçüncü ifadedeki maddi, formel, fail ve ereksel olmak üzere dört nedenin birleşimiyle gerçekleşen oluş süreci irdelenir.
Bu tezin Aristoteles'in madde-form ilişkisini ve 'Teleolojik Nedensellik' kavramını karşıladığı belirlenir.
Aristoteles'e göre doğadaki her değişim, maddede potansiyel olarak bulunan formun bir amaca (telos) doğru yönelmesi ve aktüelleşmesiyle açıklanır.
4
Dördüncü ifadedeki erdemin bilgiyle özdeşleştirilmesi ve kötülüğün bilgisizlikten kaynaklandığı savı değerlendirilir.
Bu etik yaklaşımının Sokrates'in 'Ahlaki Entelektüalizm' kuramı ile örtüştüğü tespit edilir.
Sokrates, ahlaki eylemin temelini doğru bilgiye dayandırarak insan eylemlerinde rasyonel bilincin mutlak belirleyiciliğini savunur.

Anahtar Kavram

MÖ 6. Yüzyıl - MS 2. Yüzyıl Felsefesinde Bilgi, Varlık ve Etik Kuramlarının Sistematik Analizi
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 5103Soru

Aşağıda verilen felsefi metinleri (argümanları), içerdikleri temel akıl yürütme yöntemleri veya argümantasyon türleriyle eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Nasıl ki karmaşık çarklardan oluşan bir saatin işleyişi arkasındaki akıllı bir tasarımcıyı (saatçiyi) zorunlu kılıyorsa; doğadaki muazzam düzen ve hassas fiziki dengeler de evrenin arkasında bilinçli ve akıllı bir yaratıcının varlığını gösterir.
Zihne ulaşan tüm veriler ya duyusal izlenimlerden ya da zihnin a priori kategorilerinden kaynaklanır. Matematiksel önermelerin doğruluğu duyusal izlenimlere başvurulmadan temellendirilebildiğine göre, bu önermeler zorunlu olarak zihnin a priori kategorilerine dayanır.
Bugüne kadar incelenen tüm etik kuramların (deontoloji, faydacılık, erdem etiği) eylemde bulunan özneyi merkeze aldığı görülmüştür. Buradan hareketle, gelecekte ortaya konacak tüm yeni ahlak teorilerinde de ahlaki öznenin kurucu bir öge olacağı sonucuna varılabilir.
Platon'un ideal devletinde adalet, her sınıfın kendi doğasına uygun olan erdemi gerçekleştirmesidir; çünkü ideal devletteki sınıflar kendi erdemlerini sergilediklerinde adalet tam olarak tesis edilmiş olur. Adaletin tesis edilmesi ise sınıfların kendi erdemlerini gerçekleştirmesinden başka bir şey değildir.

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

İlk metin analoji (benzeşim), ikinci metin tümdengelim, üçüncü metin tümevarım, dördüncü metin ise kısır döngü (dairesel argüman) ile eşleşmektedir.
Saat ile evren benzerliğinden hareketle yaratıcının varlığını temellendirmek analoji; iki seçenekten birinin elenmesiyle zorunlu sonuca ulaşmak tümdengelim; gözlemlenen tikel durumlardan hareketle geleceğe dair genel çıkarım yapmak tümevarım; kanıtlanmak istenen sonucu öncülün içinde varsaymak ise kısır döngüdür.

Adım Adım Çözüm

1
İlk metnin yapısını analiz ederek iki ayrı yapı arasındaki benzerliği belirleyin.
Saat ile evren arasında kurulan analojik yapı tespit edilir.
İki farklı durum arasındaki benzerliklerden yola çıkarak yapılan akıl yürütme analojidir.
2
İkinci metnin mantıksal formunu inceleyin.
Öncüller doğru olduğunda sonucun kesinlikle doğru çıktığı biçimsel tümdengelim yapısı tespit edilir.
Öncüllerden zorunlu sonuçlar çıkaran yöntem tümdengelimdir.
3
Üçüncü metnin kapsamını değerlendirin.
Gözlemlenen tekil durumlardan genellemeye gidilen tümevarımsal yapı tespit edilir.
Tikel verilerden hareketle genel veya evrensel bir sonuca ulaşma yöntemi tümevarımdır.
4
Dördüncü metindeki döngüsel tanımı analiz edin.
Bir kavramın yine kendisiyle açıklandığı mantık hatası tespit edilir.
Kanıtlanmak istenen tezin öncüller arasında zaten varsayılması kısır döngüdür.

Anahtar Kavram

Felsefi Akıl Yürütme ve Argümantasyon
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 5104Soru

Bir sosyolog, 'Bireylerin eğitim düzeylerinin yükselmesi, çevre kirliliğine karşı gösterdikleri duyarlılık düzeyini artırmaktadır.' hipotezini doğrulamak amacıyla bir araştırma tasarlamıştır. Bu doğrultuda araştırmacı, sosyo-ekonomik açıdan farklı kesimlerden seçtiği katılımcılara çevre bilinci ölçeği içeren bir anket uygulamıştır.

Bu araştırmanın yöntemsel tasarımı ve değişken ilişkileri göz önüne alındığında, aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Araştırmada neden konumunda olan 'eğitim düzeyi' bağımsız değişken; bu etkene bağlı olarak değişim gösteren 'çevre kirliliğine karşı duyarlılık düzeyi' ise bağımlı değişkendir.

Cevap

Araştırmada neden konumunda olan 'eğitim düzeyi' bağımsız değişken; bu etkene bağlı olarak değişim gösteren 'çevre kirliliğine kar��ı duyarlılık düzeyi' ise bağımlı değişkendir.
Araştırmada neden konumunda olan değişken bağımsız değişken (eğitim düzeyi), sonuç konumundaki değişken ise bağımlı değişkendir (çevre kirliliğine karşı duyarlılık). Doğru seçenekte bu ilişki metodolojik kurallara uygun olarak hatasız tanımlanmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Araştırmanın hipotezini neden-sonuç bağlamında çözümlemek.
Hipotezde 'eğitim düzeyinin yükselmesi' neden, 'çevre kirliliğine karşı duyarlılık düzeyinin artması' ise sonuç olarak belirlenmiştir.
Değişkenlerin türünü belirleyebilmek için öncelikle neden ve sonuç ilişkisini doğru kurmak gerekir.
2
Neden ve sonuç ifadelerini metodolojik kavramlarla eşleştirmek.
Neden olan 'eğitim düzeyi' bağımsız değişken, sonuç olan 'çevre duyarlılık düzeyi' ise bağımlı değişken olarak tanımlanır.
Sosyolojide ve diğer bilimsel araştırmalarda bağımsız değişken etkiyi oluşturan neden, bağımlı değişken ise bu etkiden etkilenen sonuçtur.
3
Seçeneklerdeki kavramsal hataları tespit ederek doğru cevaba ulaşmak.
Bağımlı/bağımsız değişken karışıklığı, doğruluk/gerçeklik farkı, tümdengelim/tümevarım ayrımı ve statü/rol çatışması kavramlarını yanlış uygulayan seçenekler elenir.
Metodolojik kavramların ve mantıksal çıkarımların doğru kullanıldığı seçeneği teyit etmek için diğer seçeneklerdeki kavramsal sapmaların elenmesi gerekir.

Anahtar Kavram

Sosyolojide Araştırma Değişkenleri ve Metodolojik Analiz
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 5105Soru

Modernleşme sürecinde, geleneksel bir tarım toplumunun sanayileşmesiyle birlikte aile yapısı çekirdeğe dönüşmüş, kadının iş yaşamına katılımı artmıştır. Ancak bu toplumsal değişimle birlikte, yaşlı bakımı ve çocuk yetiştirme süreçlerinde geleneksel değerlerin (aile içi dayanışma, ataerkil hiyerarşi) geçerliliğini koruması arzulanırken; çalışan bireylerin zaman kısıtlılığı ve modern yaşamın getirdiği profesyonel kurumlara (kreş, huzurevi) yönelme eğilimi arasında ciddi gerilimler ortaya çıkmıştır. Bireyler, bir yandan çocuklarını kendi toplumlarının geleneksel ritüelleri ve değerleriyle donatmak isterken, diğer yandan küreselleşen dünyanın teknolojik ve tüketim odaklı pratiklerine maruz kalan bu çocukların, yabancı akran gruplarıyla girdikleri etkileşimler sonucunda yepyeni, hibrit davranış kalıpları geliştirdiğine şahit olmaktadırlar.

Bu parçada betimlenen sosyolojik durumlar ve süreçler analiz edildiğinde;

I. Maddi kültür öğelerindeki (teknoloji, iş gücü yapısı vb.) hızlı değişimin manevi kültür düzeyinde (değerler, beklentiler vb.) hemen karşılık bulamaması kültürel gecikmeye yol açmıştır.
II. Ailelerin çocuklarına kendi toplumunun geleneksel değerlerini ve ritüellerini aktarma çabası bir kültürleme pratiğidir.
III. Çocukların yabancı akran gruplarıyla girdikleri etkileşimler sonucunda her iki kültüre de tam olarak ait olmayan yepyeni, sentez kalıplar üretmesi kültürlenme sürecinin örneğidir.

yargılarından hangileri doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: I, II ve III

Cevap

I, II ve III ifadelerinin tamamı doğrudur.
Parçada geçen sanayileşme gibi maddi değişimlerin, geleneksel değerler gibi manevi unsurlarla çelişerek gerilim yaratması kültürel gecikmeyi (I); ailelerin çocuklarına geleneksel değerleri aktarma çabası kendi kültürünü benimsetme süreci olduğundan kültürlemeyi (II); çocukların yabancı kültürlerle etkileşim sonucu yepyeni hibrit kalıplar üretmesi ise kültürleşme temelli bir kültürlenmeyi (III) örneklendirir. Bu nedenle öncüllerin hepsi doğrudur.

Adım Adım Çözüm

1
Parçadaki maddi-manevi kültür dengesizliğini analiz etme.
Sanayileşme, kadının iş yaşamına katılması ve profesyonel kurumların (kreş, huzurevi) devreye girmesi maddi kültür ile kurumsal yapıdaki değişimlerdir. Ancak yaşlı bakımı ve çocuk yetiştirmede geleneksel beklentilerin sürmesi ve bunun yarattığı gerilim, maddi kültürün gerisinde kalan manevi kültürün oluşturduğu 'kültürel gecikme' durumunu gösterir. Dolayısıyla I. öncül doğrudur.
Maddi kültür unsurlarının manevi unsurlardan daha hızlı değişmesi kavramsal olarak kültürel gecikmeye işaret eder.
2
Toplumun bireye kültürel değer aktarım sürecini değerlendirme.
Ailelerin çocuklarını kendi toplumunun ritüelleri ve değerleriyle donatma çabası, bireyin içine doğduğu toplumun kültürünü öğrenmesi ve benimsemesi süreci olan 'kültürleme' (enculturation) kavramına tam olarak uymaktadır. Dolayısıyla II. öncül doğrudur.
Bireyin kendi kültürünü kasıtlı ya da kasıtsız yollarla öğrenmesi sürecine sosyolojide kültürleme denir.
3
Farklı kültürlerin etkileşiminden doğan sentez yapıları inceleme.
Çocukların yabancı akran gruplarıyla etkileşimi (kültürleşme) sonucunda ne kendi toplumunun ne de yabancı toplumun kültürüne tam uyan, ikisinin sentezi olan hibrit kalıplar üretmesi 'kültürlenme' (transculturation) sürecidir. Dolayısıyla III. öncül de doğrudur.
Kültürleşme süreci sonrasında yepyeni, sentez bir kültürel unsurun ortaya çıkması kültürlenme kavramı ile açıklanır.

Anahtar Kavram

Kültürel gecikme, kültürleme, kültürleşme ve kültürlenme kavramlarının ayırt edilmesi
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 5106Soru

İkinci Dünya Savaşı'nın Türkiye üzerindeki olumsuz sosyo-ekonomik etkilerini hafifletmek ve savaş ekonomisini yönetmek amacıyla Türk Hükümeti tarafından radikal tedbirler alınmıştır. Bu süreçte uygulanan iktisadi politikalarla ilgili olarak;

I. Olağanüstü savaş koşullarında enflasyonu kontrol altında tutmak ve karaborsacılığı engellemek amacıyla devletin fiyatlara doğrudan müdahale etmesi,
II. Çıkarılan Varlık Vergisi Kanunu ile özellikle büyük kentlerde haksız savaş kazancı elde edenlerin vergilendirilmesi ve borcunu ödeyemeyen yükümlülerin Erzurum-Aşkale'ye çalışma yükümlülüğü için gönderilmesi,
III. Bütçe açıklarını kapatmak ve ordunun iaşe ihtiyacını karşılamak amacıyla Cumhuriyet döneminin başında kaldırılmış olan Aşar Vergisinin geçici olarak yeniden yürürlüğe konması

gelişmelerinden hangileri bu dönemde gerçekleştirilen uygulamalar arasında gösterilemez?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yalnız III

Cevap

Aşar Vergisinin geçici olarak yeniden yürürlüğe konması savaş döneminde gerçekleşen uygulamalar arasında gösterilemez.
Cumhuriyet döneminin en önemli mali reformlarından biri olan Aşar Vergisi, 1925 yılında köylünün üzerindeki ağır yükü hafifletmek amacıyla kaldırılmış ve İkinci Dünya Savaşı yıllarında veya sonrasında bir daha asla yürürlüğe konmamıştır. Savaş yıllarında tarımsal üretimi vergilendirmek amacıyla Aşar yerine 1944 yılında 'Toprak Mahsulleri Vergisi' ihdas edilmiştir. Dolayısıyla üçüncü öncülde belirtilen durum İkinci Dünya Savaşı sürecindeki uygulamalardan biri değildir.

Adım Adım Çözüm

1
Öncüllerde verilen tarihsel gelişmeleri İkinci Dünya Savaşı süreci (1939-1945) Türkiye'si bağlamında analiz etmek.
Savaş yıllarında uygulanan olağanüstü ekonomik tedbirlerin ve mevzuatın kapsamı belirlenir.
Savaş döneminde uygulanan ve uygulanmayan politikaları doğru ayırt edebilmek için kavramsal çerçeve kurulmalıdır.
2
Birinci öncülde yer alan devletin fiyat müdahalesini incelemek.
1940 tarihli Milli Korunma Kanunu ile devletin fiyatları belirleme (narh) ve piyasaya doğrudan müdahale etme yetkisi olduğu doğrulanır.
Milli Korunma Kanunu'nun içeriğini ve iktisadi hayata müdahale sınırlarını saptamak.
3
İkinci öncülde belirtilen Varlık Vergisi ve Aşkale uygulamasını değerlendirmek.
1942'de çıkarılan Varlık Vergisi Kanunu ile haksız kazançların vergilendirildiği ve borcunu ödeyemeyenlerin Aşkale'ye gönderildiği doğrulanır.
Varlık Vergisi'nin hedeflerini ve cezai yaptırımlarını doğrulamak.
4
Üçüncü öncülde belirtilen Aşar Vergisi uygulamasını değerlendirmek.
Aşar Vergisinin 1925 yılında kaldırıldığı, İkinci Dünya Savaşı'nda ise bunun yerine Toprak Mahsulleri Vergisi'nin (1944) çıkarıldığı saptanır.
Cumhuriyet dönemi vergi reformlarının kronolojisini kontrol ederek Aşar'ın savaş döneminde tekrar uygulanmadığını belirlemek.

Anahtar Kavram

İkinci Dünya Savaşı Döneminde Türkiye'nin İktisadi Tedbirleri ve Vergi Politikaları
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 5107Soru

Bölge sınırlarının belirlenmesinde kullanılan kriterler şekilsel (homojen) ve işlevsel (fonksiyonel) olmak üzere iki temel yaklaşıma dayanır. Türkiye'de hayata geçirilen bölgesel kalkınma projeleri (GAP, DAP, DOKAP, KOP gibi) belirli bir kalkınma amacına yönelik oluşturulmuş işlevsel plan-proje bölgeleridir. Bu projelerin sınırları çoğunlukla idari il sınırları esas alınarak çizilse de, projelerin hedefleri ve kapsadıkları alanlar homojen şekilsel bölge kriterleriyle de yakından ilişkilidir.

Buna göre, bölgesel kalkınma projeleri ve bölge sınıflandırmasıyla ilgili;

I. Yeşilırmak Havzası Gelişim Projesi (YHGP), bir akarsu havzasının hidrografik sınırlarını temel alarak yapılandırıldığı için fiziki özelliklere göre belirlenmiş homojen (şekilsel) bölge sınırlarıyla tamamen örtüşür ve işlevsel bölge niteliği taşımaz.

II. Doğu Karadeniz Projesi (DOKAP) sınırları içerisindeki tüm illerin coğrafi özellikleri aynı olmadığından (örneğin Samsun, Ordu gibi kıyı illeri ile Çorum, Amasya gibi iç kesim illerinin iklim ve yer şekli özellikleri farklıdır), bu proje bölgesi homojen bir fiziki şekilsel bölge özelliği göstermez.

III. Bölgesel kalkınma projelerinin tamamında temel hedef, bölgeler arası gelişmişlik farklarını azaltmak olduğundan, bu projelerin hepsi tek tip sanayileşmeyi ve hizmet sektörünü geliştirmeyi öncelikli amaç edinerek aynı beşerî şekilsel bölge grubunda toplanır.

ifadelerinden hangileri doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yalnız II

Cevap

Yalnız II ifadesinin yer aldığı seçenektir.
İkinci öncülde verilen DOKAP sınırlarının homojen bir fiziki bölge özelliği göstermediği yargısı doğrudur. Bölgesel kalkınma projeleri idari sınırlar esas alınarak oluşturulmuş işlevsel (plan-proje) bölgeleridir. DOKAP'ın kapsadığı Rize, Artvin gibi kıyı illerinde nemli Karadeniz iklimi ve dağlık yer şekilleri egemenken; projeye sonradan eklenen Çorum, Amasya ve Tokat gibi iller iç kesimde yer alır ve karasal/yarı kurak iklim ile daha az engebeli yer şekli özellikleri gösterir. Bu nedenle bu işlevsel bölge, homojen bir fiziki bölge niteliği taşımaz. Birinci öncüldeki havza sınırlarının fiziki sınırlarla tamamen örtüştüğü ve işlevsel nitelikte olmadığı ifadesi yanlıştır. Üçüncü öncüldeki projelerin tek tip sanayileşmeyi hedeflediği ifadesi de yanlıştır, çünkü her projenin öncelikli amaçları bölgenin özgün potansiyeline göre şekillenmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Bölge türlerini (şekilsel ve işlevsel) tanımlayarak bölgesel kalkınma projelerinin hangi gruba girdiğini belirlemek.
Bölgesel kalkınma projeleri (GAP, DAP, DOKAP vb.) belirli bir merkeze bağlı plan, program ve yönetim süreçlerini kapsadığından 'işlevsel (fonksiyonel) plan-proje bölgeleri' kapsamındadır. Birinci öncüldeki YHGP'nin işlevsel b��lge olmadığı ifadesi bu nedenle yanlıştır.
Kalkınma projelerinin idari ve yönetimsel yapısını tespit etmek.
2
DOKAP illerini coğrafi özellikleri açısından analiz etmek.
DOKAP kapsamında Rize ve Trabzon gibi kıyı illerinin yanı sıra Çorum, Amasya gibi iç kesim illeri de yer alır. Bu iller arasında iklim ve yer şekilleri yönünden büyük farklar olduğundan, proje sınırları homojen bir fiziki bölge teşkil etmez. Dolayısıyla ikinci öncül doğrudur.
DOKAP'ın fiziki coğrafya özelliklerindeki çeşitliliği değerlendirmek.
3
Kalkınma projelerinin hedeflerini karşılaştırarak beşerî şekilsel bölge ilişkisini incelemek.
Projelerin hedefleri aynı değildir. GAP sulama ve tarım odaklıyken, ZBKP ağır sanayi ve madencilik odaklıdır. Hepsinin tek tip sanayileşmeyi hedeflediği ve aynı beşerî şekilsel grupta olduğu iddiası yanlıştır. Üçüncü öncül bu nedenle elenir.
Projelerin bölgesel uzmanlaşma farklarını ortaya koymak.

Anahtar Kavram

Bölgesel kalkınma projeleri işlevsel plan-proje bölgeleridir. Sınırları idari esaslara göre çizildiği için fiziki homojenliği her zaman yansıtmaz.
Soru 5108Soru

Aşağıda psikoloji tarihindeki bazı ekollerin temel savları ve kuramsal özellikleri verilmiştir. Sol sütunda yer alan kuramsal tanımları, sağ sütundaki ilişkili oldukları psikolojik yaklaşımlarla doğru biçimde eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Zihnin yapısal analizinden ziyade, çevreye uyum (adaptasyonadaptasyon) süreçlerindeki işlevsel rollerine ve problem çözme yeteneğine odaklanan yaklaşım
Bilinci duyumlar, imgeler ve duygular gibi en küçük yapı taşlarına indirgeyerek laboratuvarda içebakış (introspeksiyonintrospeksiyon) yöntemiyle incelemeyi amaçlayan yaklaşım
Zihinsel yaşantının parçalanamaz bir bütün olduğunu ve zihnin uyarıcıları doğrudan organize biçimde algıladığını savunan yaklaşım
İnsanı edilgen bir uyarıcı-tepki (UTU-T) mekanizması olarak gören yaklaşımlara karşı çıkıp; özgür iradeyi ve kendini gerçekleştirme eğilimini temel alan yaklaşım

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Zihnin çevreye uyum işlevini vurgulayan tanım İşlevselcilik ile; bilinci en küçük parçalarına indirgeyerek içebakış yöntemiyle inceleyen tanım Yapısalcılık ile; zihinsel yaşantıyı parçalanamaz bütünler olarak ele alan tanım Gestalt Ekolü ile; uyarıcı-tepki modeline karşı çıkarak özgür iradeyi savunan tanım ise Hümanistik Yaklaşım ile eşleşmelidir.
Doğru eşleştirmede; zihnin çevreye uyum sağlama işlevi İşlevselcilik (Fonksiyonalizm) ile; bilincin ögelerine ayrıştırılması ve içebakış yöntemi Yapısalcılık (Strüktüralizm) ile; algının parçalanamaz bir bütün olarak ele alınması Gestalt Ekolü ile; insanın özgür iradesi ve kendini gerçekleştirme potansiyeli ise Hümanistik Yaklaşım ile ilişkilendirilir.

Adım Adım Çözüm

1
Sol sütundaki birinci tanımda geçen 'çevreye uyum (adaptasyon) süreçlerindeki işlevsel roller' ifadesinin hangi ekole işaret ettiğini belirlemek.
Bu ifade, William James ve John Dewey tarafından temsil edilen ve zihnin işlevlerine odaklanan İşlevselcilik (Fonksiyonalizm) ile eşleşir.
İşlevselcilik ekolü, zihnin yapısından ziyade çevreye uyum sağlama sürecindeki dinamik ve uyum sağlayıcı işlevlerini inceler.
2
Sol sütundaki ikinci tanımda yer alan 'bilinci en küçük yapı taşlarına indirgeme' ve 'içebakış (introspeksiyon)' kavramlarının hangi yaklaşımla ilişkili olduğunu analiz etmek.
Bu kavramlar Wilhelm Wundt ve Edward Titchener tarafından geliştirilen Yapısalcılık (Strüktüralizm) yaklaşımı ile eşleşir.
Yapısalcılık, bilincin yapısını kurucu duyusal parçalara ayırarak laboratuvar ortamında içebakış yöntemiyle incelemeyi esas alır.
3
Sol sütundaki üçüncü tanımda geçen 'parçalanamaz bütün' ve 'doğrudan organize biçimde algılama' ifadelerinin hangi ekole ait olduğunu belirlemek.
Bu görüş, Max Wertheimer ve arkadaşlarının öncülüğünü yaptığı Gestalt Ekolü ile eşleşir.
Gestalt ekolü, bütünün parçaların toplamından farklı olduğunu savunarak algısal organizasyon ilkelerini kuramsallaştırmıştır.
4
Sol sütundaki dördüncü tanımda yer alan 'uyarıcı-tepki (UTU-T) mekanizmalarına karşı çıkış', 'özgür irade' ve 'kendini gerçekleştirme' kavramlarının hangi yaklaşıma karşılık geldiğini saptamak.
Bu özellikler Carl Rogers ve Abraham Maslow tarafından savunulan Hümanistik (İnsancıl) Yaklaşım ile eşleşir.
Hümanistik yaklaşım, davranışı mekanik veya bilinçdışı süreçlerle sınırlayan determinist kuramlara tepki olarak doğmuş ve insan potansiyeli ile özgür iradeye odaklanmıştır.

Anahtar Kavram

Psikolojide Ekoller ve Yaklaşımların Kuramsal Temelleri ve Yöntemleri
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 5109Soru

Hristiyan felsefesinin erken dönemi olan Patristik felsefede, akıl ve iman ilişkisi Platoncu/Yeni Platoncu bir çerçevede ele alınmış; felsefe, teolojinin doğrudan bir hizmetkârı ve inanç doğrularını açıklamanın bir aracı kılınmıştır. Augustine'in 'Anlamak için inanıyorum' düsturuyla özetlenen bu yaklaşımda akıl, imanın sınırları içinde ve ona tabi olarak iş görür. Ancak Skolastik döneme, özellikle de Thomas Aquinas'ın Aristotelesçi sentezine geçildiğinde, akıl ve iman arasındaki ilişki yeni bir boyut kazanır. Aquinas, aklı kendi alanında özerk kılarak inanç doğruları ile akıl doğrularının birbirini tamamladığını savunur. Ona göre, Tanrı'nın varlığı gibi bazı hakikatler akılla kavranabilirken (akli doğrular), Üçleme (Teslis) gibi gizemler ancak vahiy yoluyla (iman doğruları) kabul edilebilir.

Bu parçada ele alınan dönüşüm dikkate alındığında, Patristik ve Skolastik dönemlerin akıl-iman ilişkisine yaklaşımları arasındaki temel fark aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Patristik dönemde akıl imanın sınırları içinde ve ona tabi bir araç olarak konumlandırılmışken, Skolastik dönemde akla kendi sınırları içinde özerklik tanınarak inanç doğrularıyla çelişmeyen bağımsız bir meşruiyet alanı sağlanmıştır.

Cevap

Patristik dönemde akıl imanın sınırları içinde ve ona tabi bir araç olarak konumlandırılmışken, Skolastik dönemde akla kendi sınırları içinde özerklik tanınarak inanç doğrularıyla çelişmeyen bağımsız bir meşruiyet alanı sağlanmıştır.
Doğru yanıt, parçada sunulan tarihsel dönüşümü en iyi özetleyen ifadedir. Parçaya göre Patristik dönemde akıl imanın sınırları içinde ve ona tabi bir araç iken, Skolastik dönemde akla özerk bir alan tanınmış ve iman doğrularıyla çelişmeyen bağımsız bir meşruiyet alanı sağlanarak iki alanın birbirini tamamladığı savunulmuştur.

Adım Adım Çözüm

1
Paragraftaki Patristik dönem akıl-iman ilişkisi analiz edilir.
Patristik dönemde felsefenin (aklın) teolojinin hizmetinde olduğu ve inanca tabi olduğu belirlenir.
Patristik felsefenin akla biçtiği rolü doğru tespit etmek için.
2
Paragraftaki Skolastik dönem akıl-iman ilişkisi analiz edilir.
Skolastik dönemde aklın kendi alanında özerk kılındığı ve inanç doğrularıyla akıl doğrularının birbirini tamamladığı tespiti yapılır.
Skolastik felsefenin akıl ile iman arasında kurduğu yeni dengeyi anlamak için.
3
İki dönem arasındaki temel farkı belirten seçenek aranır.
Patristik felsefede aklın imanın sınırları içinde ikincil bir araç olduğu, Skolastik felsefede ise aklın özerkleşerek imanla uyumlu bağımsız bir alan kazandığı seçenek doğru yanıt olarak tespit edilir.
Verilen bilgileri karşılaştırarak çıkarımda bulunmak için.

Anahtar Kavram

Patristik ve Skolastik dönem felsefesinde akıl-iman ilişkisinin gelişimi ve dönüşümü
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 5110Soru

Bir kapalı havzada kontrolsüz yeraltı suyu kullanımına bağlı olarak meydana gelen çevresel bozulma aşamalarını, tetikleyici ilk nedenden en son ortaya çıkan ekolojik sonuca doğru mantıksal bir sırayla diziniz.

Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Doğru sıralama: Beşerî faaliyetle başlayan aşırı kullanım, hidrostatik basınç kaybı, obruk oluşumu, nem kaybı ve erozyon ve son olarak havza ekosisteminin çöküşü şeklinde olmalıdır.
Süreç, beşerî faktör olan aşırı tarımsal sulama ile başlar. Su çekildikçe yeraltı karstik boşluklarındaki basınç dengesi bozulur ve obruklar oluşur. Ardından toprağın kurumasıyla rüzgâr erozyonu başlar ve nihayetinde göllerin kurumasıyla mikro-klimatik çöküş ve habitat kaybı gerçekleşir.

Adım Adım Çözüm

1
Tetikleyici beşerî faaliyeti tespit etme
Tarımda aşırı su tüketimi ile akiferlerin boşaltılması süreci başlatır.
Çevresel bozulma süreçlerinde insan müdahalesi ve doğal kaynağın aşırı tüketimi her zaman başlangıç noktasıdır.
2
Hidrojeolojik denge değişimini analiz etme
Boşalan karstik boşluklarda hidrostatik basıncın düşmesi ve mekanik dengenin bozulması gerçekleşir.
Yeraltı suyunun çekilmesi, jeolojik tabakaların altındaki suyun sağladığı destek kuvvetini ortadan kaldırır.
3
Jeomorfolojik sonucu belirleme
Tavanların çökmesiyle obruklar meydana gelir.
Yeraltı boşluklarının tavanlarındaki mekanik dengesizlik, ani çökmelere ve obruklara yol açar.
4
Pedolojik ve klimatolojik etkileri izleme
Toprak neminin azalması ve rüzgâr erozyonunun başlaması gerçekleşir.
Taban suyunun çekilmesi doğrudan toprak nemini etkiler, bu da rüzgârın toprağı kolayca taşımasına neden olur.
5
Nihai ekolojik çöküşü belirleme
Mikroklimanın bozulması ve biyoçeşitlilik kaybı yaşanır.
Tüm fiziksel çevre değişimlerinin birikimli sonucu ekosistemin işleyişini bozar ve habitat kaybına yol açar.

Anahtar Kavram

Doğal kaynakların aşırı ve sürdürülemez kullanımının hidrolojik, jeomorfolojik ve ekolojik çevre üzerindeki zincirleme etkileri
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 5111Soru

Bir psikoloji araştırmasında, görsel uyarıcıların renk tonlarının (sıcak renkler ve soğuk renkler) kısa süreli bellek performansı üzerindeki etkisi incelenmek istenmiştir. Bu amaçla araştırmacı, yaşları ve eğitim düzeyleri benzer katılımcıları rastgele iki gruba ayırmıştır:

* I. Grup: Kırmızı ve turuncu (sıcak) tonlarda hazırlanmış 20 kelimelik bir liste, sabah saat 09.00'da gösterilmiş ve 10 dakika sonra kelimeleri hatırlamaları istenmiştir.
* II. Grup: Mavi ve yeşil (soğuk) tonlarda hazırlanmış aynı 20 kelimelik liste, akşam saat 21.00'de gösterilmiş ve 10 dakika sonra kelimeleri hatırlamaları istenmiştir.

Deney sonucunda, I. grubun kelime hatırlama başarısının II. gruba göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu saptanmış ve sıcak renklerin belleği daha olumlu etkilediği sonucuna varılmıştır.

Bu deneysel çalışma ve araştırmacının ulaştığı sonuçla ilgili olarak aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kelimelerin sunulduğu gün saati kontrol altında tutulmayan karıştırıcı bir değişken olduğundan, bağımsız değişken olan renk tonunun bağımlı değişken olan hatırlama performansı üzerindeki net etkisi saptanamaz.

Cevap

Kelimelerin sunulduğu gün saati kontrol altında tutulmayan karıştırıcı bir değişken oldu��undan, bağımsız değişken olan renk tonunun bağımlı değişken olan hatırlama performansı üzerindeki net etkisi saptanamaz.
Araştırmada bağımsız değişken (renk tonu) ile bağımlı değişken (hatırlama performansı) arasındaki ilişki test edilirken, deney gruplarının günün farklı saatlerinde test edilmesi (sabah ve akşam) kontrol dışı bir karıştırıcı değişken yaratmıştır. Bu durum, elde edilen sonucun uykululuk, dikkat düzeyi veya sirkadiyen ritim gibi faktörlerden mi yoksa renk tonundan mı kaynaklandığının ayırt edilmesini imkansız kılar. Dolayısıyla gün saati kontrol altında tutulamadığı için kesin bir yargıya varılamaz.

Adım Adım Çözüm

1
Araştırma senaryosundaki temel deneysel değişkenleri belirleyin.
Araştırmacının doğrudan değiştirdiği/etkisini incelediği unsur 'renk tonu' (bağımsız değişken); buna bağlı olarak değişim gösteren ve ölçülen sonuç ise 'hatırlama performansı'dır (bağımlı değişken).
Deneysel yöntemde neden-sonuç ilişkisini analiz edebilmek için öncelikle hangi değişkenin neden (bağımsız), hangisinin sonuç (bağımlı) olduğunu doğru tespit etmek gerekir.
2
Gruplar arasında bağımsız değişken dışında farklılık gösteren başka bir etken olup olmadığını kontrol edin.
I. grubun sabah 09.00'da, II. grubun ise akşam 21.00'de teste tabi tutulduğu görülmektedir. Günün saati, iki grup arasında farklılık gösteren ek bir unsurdur.
Deneysel bir çalışmada bağımsız değişken dışındaki tüm koşulların iki grupta da eşit (kontrol değişkeni) olması gerekir; aksi takdirde dışsal değişkenler sonucu etkiler.
3
Farklılık gösteren bu ek etkenin araştırmanın geçerliliğine etkisini analiz edin.
Günün farklı saatleri (sabah vs. akşam), bireylerin dikkat ve bellek performansını doğrudan etkileyebilecek kontrol dışı bir 'karıştırıcı değişken'dir.
Karıştırıcı değişkenler, bağımsız değişkenin bağımlı değişken üzerindeki gerçek etkisini gölgeleyerek araştırmanın iç geçerliliğini bozar.
4
Eldeki verileri sentezleyerek doğru seçeneğe ulaşın.
Gruplar arasındaki başarı farkının renk tonundan mı yoksa günün saatinden mi kaynaklandığı bilenemez, bu yüzden bağımsız değişkenin bağımlı değişken üzerindeki net etkisi saptanamaz.
Deneysel kontrolün tam olarak sağlanamadığı durumlarda neden-sonuç ilişkisine dair kesin ve geçerli bir bilimsel sonuca varılamaz.

Anahtar Kavram

Deneysel yöntemde bağımlı, bağımsız ve karıştırıcı değişkenlerin tanımlanması ve metodolojik kontrolün önemi
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 5112Soru

İslam inanç esaslarının her biri, kendine has birtakım ayırt edici niteliklere ve yapısal özelliklere sahiptir. A��ağıda sol sütunda bu özelliklerden bazıları, sağ sütunda ise bu özelliklerin teolojik açıklamaları ve yansımaları verilmiştir.

Buna göre, sol sütunda yer alan İslam inanç esaslarının özellikleri ile sağ sütundaki açıklamaları doğru şekilde eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

İnanç esaslarının hür irade ve seçime dayanması (İhtiyarilik)
İnanç esaslarının tecezzi (bölünme) kabul etmemesi
İnanç esaslarının dogmatik olmayıp aklı ve tefekkürü esas alması
İnanç esaslarının havf ve reca (korku ile ümit) arasında denge kurması

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

İnanç esaslarının hür irade ve seçime dayanması (left_1) -> zorlama olmaksızın serbest seçimle inanılması (right_2); İnanç esaslarının tecezzi kabul etmemesi (left_2) -> esasların bölünmez bütünlüğü ve bir kısmının reddiyle imanın geçersiz olması (right_1); İnanç esaslarının dogmatik olmayıp aklı ve tefekkürü esas alması (left_3) -> afakî ve enfüsî delillerle tahkikî imana ulaşılması (right_4); İnanç esaslarının havf ve reca arasında denge kurması (left_4) -> Allah'ın azabından korkma ile rahmetinden ümit etme dengesi (right_3).
Doğru eşleştirmeler şu şekildedir: 1. Hür irade ve seçime dayanması (İhtiyarilik) ilkesi, zorlama altındaki ikrarın geçersiz olduğu açıklamasıyla; 2. Tecezzi kabul etmeme ilkesi, meleklerin veya vahyin reddinin tüm imanı bozacağı ve inancın bir bütün olduğu açıklamasıyla; 3. Akla ve tefekküre dayanması ilkesi, Kur'an'ın afakî ve enfüsî ayetlerle tahkikî imana yönlendirmesiyle; 4. Havf ve reca dengesi ise müminin korku ile ümit arasında dengeli durmasıyla eşleşmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Hür irade ve ihtiyarilik özelliği incelenir.
Bu özellik, baskı veya korkuyla iman etmenin geçersizliğini savunur ve hür seçimle iman etme durumunu ifade eden açıklamayla (right_2) eşleşir.
İslam'da zorlama altında yapılan (ikrah-ı mülci) iman geçerli kabul edilmez; imanın temel şartı kalbin hür iradeyle tasdik etmesidir.
2
Tecezzi kabul etmeme özelliği analiz edilir.
Bu özellik, inanç esaslarının bölünemez bütünlüğünü açıklar ve bir esasın reddinin tüm imanı bozacağını belirten açıklamayla (right_1) eşleşir.
İslam inanç esasları bir bütündür; tecezzi (bölünme) kabul etmez, dolayısıyla 'iman ettim ama meleklere inanmıyorum' gibi bir yaklaşım geçersizdir.
3
Aklı ve tefekkürü esas alma (dogmatik olmama) özelliği incelenir.
Bu özellik, tahkiki imanı, aklı kullanmayı ve evrendeki afakî/enfüsî ayetleri tefekkür etmeyi anlatan açıklamayla (right_4) eşleşir.
İslam inancı körü körüne teslimiyeti değil, aklın kullanılmasını ve delillerle ikna olunarak tahkikî imana ulaşılmasını emreder.
4
Havf ve reca dengesi özelliği analiz edilir.
Bu özellik, müminin ne Allah'ın azabından tamamen emin olması ne de günahları nedeniyle ümitsizliğe kapılması durumunu anlatan açıklamayla (right_3) eşleşir.
İslam, insanı yeis (ümitsizlik) ile emn (kendini garanti görme) arasında dengede tutarak ahlaki ve manevi teyakkuzu sürekli kılar.

Anahtar Kavram

İslam İnanç Esaslarının Temel Özellikleri ve Teolojik Yansımaları
Soru 5113Soru

İslam hukuk tarihinde ameli-fıkhi mezhepler kendilerine özgü usul ve delil hiyerarşileri geliştirmişlerdir. Aşağıda verilen ameli-fıkhi yorumları, karşılarındaki en belirgin metodolojik veya kurumsal ayırıcı özellikleriyle eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Hanefilik
Malikilik
Şafiilik
Caferilik

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Hanefilik ekolü istihsan prensibiyle, Malikilik ekolü Medine ehlinin ameliyle, Şafiilik ekolü er-Risale eseri ile kurulan metodolojik sentezle, Caferilik ekolü ise masum imamların sünnetiyle eşleşmektedir.
Ameli-fıkhi mezheplerin her biri, şer'i delillerden hüküm çıkarma sürecinde kendine özgü yöntemler geliştirmiştir. Hanefilik 'istihsan' prensibiyle, Malikilik 'Medine ehlinin ameli'yle, Şafiilik 'er-Risale' eseriyle kurallaşan usul anlayışıyla, Caferilik ise 'masum imamların sünneti' kabulüyle özdeşleşmiştir. Bu eşleştirme mezheplerin fıkıh tarihindeki en temel ayırt edici usul vasıflarını yansıtır.

Adım Adım Çözüm

1
Hanefilik ekolünün fıkhi usul prensipleri çözümlenir.
Hanefiliğin nassların bulunmadığı alanlarda kıyası aşarak esneklik ve adalet sağlayan istihsan yöntemini temel aldığı belirlenir.
Hanefiliğin akılcı ve re'y merkezli yaklaşımını yansıtan en belirgin delil istihsandır.
2
Malikilik mezhebinin kurucusu İmam Malik'in öncelik verdiği şer'i deliller değerlendirilir.
İmam Malik'in haber-i vahidlere karşı Medine halkının uygulamasını (amel-i ehl-i Medine) tercih ettiği görülür.
Medine'deki yaşayan sünnetin sürekliliği Malikilik fıkhının en özgün metodolojisidir.
3
Şafiilik ekolünün İslam hukuk tarihindeki kurucu eseri incelenir.
İmam Şafii'nin ehl-i rey ile ehl-i hadisi uzlaştırıp fıkıh usulünü kurallaştıran er-Risale'yi yazdığı belirlenir.
Şafii mezhebinin hem hadis bağlılığı hem de sistemleştirici usul katkısı bu eşleşmeyi doğrular.
4
Caferilik mezhebinin imamet ve sünnet anlayışı analiz edilir.
On İki İmam'ın kavil ve fiillerinin de sünnet kapsamına alınarak şer'i delil kabul edildiği tespit edilir.
Caferilik fıkhını diğer ekollerden ayıran en belirgin teolojik-fıkhi kaynak masum imam inancıdır.

Anahtar Kavram

İslam Düşüncesinde Ameli ve Fıkhi Yorumlar ve Metodolojileri
Soru 5114Soru

Aşağıda, küresel ve bölgesel çevre sorunlarının önlenmesi amacıyla yürürlüğe konan bazı uluslararası sözleşme ve protokollerin temel hedefleri verilmiştir:

I. Özellikle su kuşlarının yaşama ortamı olarak uluslararası öneme sahip sulak alanların korunmasını ve akılcı kullanımını amaçlayan sözleşme
II. Avrupa'nın yaban hayatını ve doğal yaşama ortamlarını korumayı, özellikle birden fazla devletin iş birliğini gerektiren türlere öncelik vermeyi hedefleyen sözleşme
III. Ozon tabakasını incelten maddelerin üretimini ve tüketimini küresel ölçekte aşamalı olarak azaltarak ortadan kaldırmayı amaçlayan protokol
IV. Sera gazı salınımlarını sınırlandırmayı amaçlayan ve gelişmiş ülkelere yasal olarak bağlayıcı emisyon azaltım hedefleri getiren protokol
V. Küresel sıcaklık artışını sanayi öncesi döneme kıyasla 2C2^\circ\text{C}'nin oldukça altında tutmayı ve mümkünse 15C1{}5^\circ\text{C} seviyesinde sınırlandırmayı hedefleyen iklim anlaşması

Bu uluslararası belgelerin küresel ölçekte kabul edilme (imzalanma) yıllarına göre geçmişten günümüze doğru kronolojik sıralaması nasıl olmalıdır?

Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Kronolojik sıralama şu şekilde olmalıdır: Ramsar Sözleşmesi (1971) → Bern Sözleşmesi (1979) → Montreal Protokolü (1987) → Kyoto Protokolü (1997) → Paris Anlaşması (2015)
Verilen uluslararası belgelerin küresel düzeyde kabul edilme yılları sırasıyla; Ramsar Sözleşmesi (1971), Bern Sözleşmesi (1979), Montreal Protokolü (1987), Kyoto Protokolü (1997) ve Paris Anlaşması (2015) şeklindedir. Dolayısıyla kronolojik sıralama geçmişten günümüze doğru I - II - III - IV - V şeklinde olmalıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Açıklamaları verilen sözleşme ve protokollerin isimlerini tespit etmek.
I. Ramsar Sözleşmesi, II. Bern Sözleşmesi, III. Montreal Protokolü, IV. Kyoto Protokolü, V. Paris Anlaşması.
Metinde hedefleri belirtilen uluslararası belgelerin hangileri olduğunu bilmek sıralamanın ilk aşamasıdır.
2
Tespit edilen bu çevre anlaşmalarının uluslararası düzeyde imzalanma veya kabul edilme yıllarını belirlemek.
Ramsar Sözleşmesi: 1971, Bern Sözleşmesi: 1979, Montreal Protokolü: 1987, Kyoto Protokolü: 1997, Paris Anlaşması: 2015.
Kronolojik sıralamayı doğru yapabilmek için her bir belgenin kabul edildiği tarihsel dönemin bilinmesi gerekir.
3
Tarihleri en eski olandan en yeni olana doğru sıralamak.
1971 (I) < 1979 (II) < 1987 (III) < 1997 (IV) < 2015 (V).
Geçmişten günümüze doğru kronolojik sıralama bu şekilde tamamlanmış olur.

Anahtar Kavram

Uluslararası çevre sözleşmelerinin, protokollerinin ve politikalarının gelişim süreci ve kronolojisi.
Soru 5115Soru

Aşağıdaki parçada boş bırakılan yerleri İslam felsefesinin temel kavram ve teorilerine uygun olarak doldurunuz.

Aşağıdaki boşlukları doldurun

Fârâbî, Yeni Platoncu felsefeden esinlenerek oluşturduğu kozmolojik sisteminde, Birden (Zorunlu Varlık) çokluğun nasıl meydana geldiğini açıklamak için teorisini ortaya koymuştur. Bu hiyerarşik varlık oluşumunda, ay alt�� âlemin formlarını veren ve insan aklının potansiyel durumdan fiilî duruma geçmesini sağlayan son kozmik akıl ise olarak adlandırılır.
Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Parçadaki boşluklara sırasıyla 'sudûr' ve 'faal akıl' kavramları gelmelidir.
Fârâbî'nin kozmolojisinde ilk varlıktan taşarak diğer varlıkların oluşması 'sudûr' (emanasyon) kavramıyla ifade edilir. Bu varoluş zincirinin son halkası olup ay altı âlemi yöneten ve insana bilme yetisini kazandıran akıl ise 'faal akıl'dır.

Adım Adım Çözüm

1
Parçada Fârâbî'nin kozmolojik sistemine atıf yapılan ilk boşluğu analiz edin.
İlk boşlukta 'Birden çokluğun taşarak var olması' süreci kastedilmektedir, bu da 'sudûr' teorisidir.
Sudûr teorisi, Fârâbî ve İbn Sînâ gibi İslam meşşailerinin varlık hiyerarşisini açıklamakta kullandığı temel kuramdır.
2
Ay altı âleme form veren ve insan aklını kuvveden fiile çıkaran son aklı belirleyin.
Bu işlevi yerine getiren kozmik akıl 'faal akıl' olarak adlandırılır.
Faal akıl, insan aklına formları kazandırarak bilginin oluşmasını sağlayan dışsal etkendir.

Anahtar Kavram

Fârâbî'nin Varlık ve Bilgi Anlayışı (Sudûr Teorisi ve Faal Akıl)
Soru 5116Soru

Türkiye'de Cumhuriyet'in ilanından günümüze kadar uygulanan ekonomi politikaları, ülkenin mekânsal yapısının şekillenmesinde, sanayinin dağılışında ve ulaşım ağlarının gelişiminde doğrudan belirleyici olmuştur.

Buna göre, Türkiye ekonomi tarihi boyunca uygulanan politikalar ve bunların coğrafi sonuçları ile ilgili;

I. 1930-1950 yılları arasında uygulanan devletçi ekonomi politikaları doğrultusunda hazırlanan I. Beş Yıllık Sanayi Planı ile sanayi tesisleri, sadece ham maddeye yakınlık ilkesine göre kıyı kesimlerde yoğunlaştırılmış ve bu durum kıyı ile iç kesimler arasındaki gelişmişlik farkını artırmıştır.
II. 1950-1960 döneminde liberal ekonomi politikalarının ağırlık kazanması, tarımda makineleşmenin hızlanması ve kara yolu ulaşımına öncelik verilmesi, tarımsal üretimin pazara yönelik olarak artmasını sağlarken kırdan kente göçü de tetiklemiştir.
III. 1960-1980 yılları arasındaki planlı kalkınma döneminde, ithal ikameci sanayileşme stratejisi benimsenmiş ve bu süreçte özellikle büyük tüketici pazarlarına ve limanlara yakın olan İstanbul, İzmit ve İzmir gibi merkezler sanayideki çekim gücünü korumuştur.
IV. 1980 sonrası dönemde dışa açık, ihracata dayalı büyüme modelinin benimsenmesi ve finansal serbestleşme, küresel pazarlarla bütünleşebilen Kayseri, Denizli, Gaziantep gibi iç ve güney kesimlerdeki kentlerin ("Anadolu Kaplanları") yeni sanayi odakları olarak ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır.

yargılar��ndan hangileri doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: II, III ve IV

Cevap

İkinci, üçünc�� ve dördüncü öncüllerin doğru olduğunu belirten seçenek doğru yanıttır.
İkinci, üçüncü ve dördüncü öncüllerde verilen ifadeler Türkiye ekonomi tarihinin ilgili dönemlerindeki politikaları ve bunların mekânsal sonuçlarını tam olarak yansıtmaktadır. 1950-1960 liberal döneminde makineleşme kırdan kente göçü hızlandırmış; 1960-1980 ithal ikameci sanayileşme pazar ve liman kentlerini öne çıkarmış; 1980 sonrası ihracata dayalı model ise Anadolu Kaplanları adı verilen yeni sanayi odaklarını ortaya çıkarmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Devletçi dönem sanayi yatırımlarının mekânsal dağılımını analiz etme.
1930-1950 devletçi dönemde I. Beş Yıllık Sanayi Planı kapsamında kurulan fabrikalar (Kayseri, Nazilli, Karabük vb.) sadece kıyıda değil, iç kesimlerde de dengeli dağıtılmıştır. Birinci öncül yanlıştır.
Devletin temel amacı bölgesel dengesizliği azaltmak ve güvenliği sağlamaktır.
2
1950-1960 liberal dönemindeki tarımsal ve ulaşımsal değişimi inceleme.
Makineleşme tarımda verimi ve pazara yönelik üretimi artırmış, iş gücü fazlası ise karayollarının gelişimiyle kentlere göç etmiştir. İkinci öncül doğrudur.
Traktör kullanımı kırsal iş gücü ihtiyacını azaltmış, karayolu ağları ise hareketliliği kolaylaştırmıştır.
3
1960-1980 planlı dönemdeki sanayi modelini ve yer seçimini değerlendirme.
İthal ikameci model yerli sanayiyi kurarken montaj ve ham madde ithalatı kolaylığı nedeniyle fabrikalar İstanbul, İzmit, İzmir gibi büyük tüketim pazarlarına kurulmuştur. Üçüncü öncül doğrudur.
Liman yakınlığı ve pazar hacmi ithal ikameci sanayinin yer seçimini etkileyen en önemli faktörlerdir.
4
1980 sonrası küreselleşme ve dışa açık büyüme modelinin mekânsal sonuçlarını inceleme.
İhracat teşvikleri ve serbest piyasa ekonomisiyle Kayseri, Gaziantep, Denizli gibi Anadolu şehirleri sanayide yeni çekim merkezleri haline gelmiştir. Dördüncü öncül doğrudur.
İhracata yönelik yerel sanayi girişimleri Anadolu kentlerinin kalkınmasını hızlandırmıştır.

Anahtar Kavram

Türkiye ekonomisinin tarihsel süreçteki ekonomi politikaları ve bunların mekânsal coğrafi sonuçları.
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 5117Soru

Kant, doğa bilimleri ile metafizik/felsefe arasındaki sınırı çizerken, insan zihninin dış dünyadan gelen duyusal verileri zaman, uzay ve anlama yetisinin kategorileri aracılığıyla biçimlendirerek 'fenomenal' bir varlık alanı kurduğunu savunur. Bilimler, bu fenomenal dünyayı nedensellik ilkesi çerçevesinde ele alarak deneysel düzeyde inceler ve varlığı nesnel bir veri kabul eder. Öte yandan, fenomenlerin gerisinde yer alan ve insan bilincinden tamamen bağımsız olan 'numen' (kendinde şey) alanı, bilimin sınırlarının dışında kalır. Felsefi ontoloji ise bu ayrımın farkında olarak doğrudan nesnelerin varoluşsal statüsünü ve bu nesnelerin zihindeki kuruluş süreçlerini sorgulamaya yönelir.

Bu parçaya göre, felsefi ontolojinin varlığa yönelik sorgulama tarzını bilimlerin yaklaşımından ayıran temel özellik aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Varlığı olgusal ve hazır bir nesnellik olarak kabul etmek yerine, onun zihindeki kurucu temellerini ve varoluşsal statüsünü problem edinmesi

Cevap

Varlığı olgusal ve hazır bir nesnellik olarak kabul etmek yerine, onun zihindeki kurucu temellerini ve varoluşsal statüsünü problem edinmesi
Doğru cevap, varlığın hazır bir nesnellik olarak kabul edilmeyip zihindeki kurucu temelleri ve varoluşsal statüsü çerçevesinde problem edinilmesini belirten ifadedir. Kant felsefesinde fenomenal dünya bilincin kurucu kategorilerine bağlı olduğundan, felsefe bu kurucu süreçleri masaya yatırarak ontolojik statüyü sorgular; bilim ise kurulan bu fenomenal dünyayı hazır bir olgu olarak kabul ederek yasalarını keşfetmeye çalışır.

Adım Adım Çözüm

1
Parçada geçen Kant'ın transandantal idealizmine dair açıklamaları ve bilimin nesne/veri kabulünü analiz etmek.
Bilimin varlığı deney ve gözleme tabi tutulabilen olgusal bir veri olarak peşinen kabul ettiği, felsefenin ise bu nesnel gerçekliğin gerisindeki kuruluş sürecini ve varoluşsal statüyü sorguladığı belirlenir.
Soru kökünde felsefeyi bilimden ayıran temel nitelik sorulduğu için her iki alanın varlığa dair metodolojik yaklaşımlarının çözümlenmesi gerekir.
2
Seçeneklerde felsefenin varlığa yaklaşımını doğrudan ve doğru bir şekilde tanımlayan ifadeyi bulmak.
Varlığın hazır bir nesnellik olarak görülmeyip zihindeki kuruluş süreçleri (kategoriler, fenomenler) ve varoluşsal statüsüyle birlikte sorgulanmasını ifade eden seçeneğin felsefeye ait olduğu tespit edilir.
Kant'ın felsefi yaklaşımı, bilinen nesnelerin zihnin kurucu kategorilerine bağımlı olduğunu savunduğu için bu yöndeki bir sorgulama ontolojiye hastır.
3
Diğer seçeneklerde yer alan ifadelerin bilimsel yaklaşımları veya yanlış ilişkilendirmeleri içerip içermediğini kontrol etmek.
Dış dünyada bağımsız nesnellik kabulü, deneysel yöntemler, fiziksel ve maddi boyutlarla sınırlılık gibi kavramların bilimin varlık yaklaşımına ait olduğu; tümdengelimsel sistemleştirmenin ise yöntemsel bir araç olduğu görülür.
Bilim ve felsefe ayrımında öğrencilerin yapabileceği kavramsal hataları eleyerek doğru sonuca emin adımlarla ulaşmak hedeflenir.

Anahtar Kavram

Felsefe ile bilimlerin varlığı ele alış tarzları arasındaki farklar ve Kant'ın transandantal ontolojisi
Soru 5118Soru

Sürtünmesiz yatay bir düzlemde, kendi kütle merkezinden geçen düşey eksen etrafında serbestçe dönebilen disk biçimindeki bir platformun merkezine konulan bir buz kalıb�� eridikçe, oluşan su platformun yüzeyine yayılarak dışarıya doğru hareket etmektedir. Bu süreçte sisteme dönme ekseni doğrultusunda net bir dış tork etki etmediği için platformun dönme açısal hızı değişmez.

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: False

Cevap

Verilen ifade yanlıştır çünkü suyun dışarı doğru yayılması eylemsizlik momentini artırır ve açısal momentumun korunumu gereği açısal hızın azalmasına neden olur.
Verilen ifade yanlıştır çünkü sisteme etki eden net dış tork sıfır olduğundan açısal momentum korunur. Buz eriyip su diskin dışına doğru yayıldıkça kütle dönme ekseninden uzaklaşır, bu da eylemsizlik momentini artırır. Açısal momentumun sabit kalması için açısal hızın azalması gerekir.

Adım Adım Çözüm

1
Dış tork ve açısal momentum ilişkisinin belirlenmesi
Sisteme etki eden net dış tork sıfır olduğundan (τs¸=0\tau_{\text{dış}} = 0), platformun dönme eksenine göre toplam açısal momentumu korunur (L=sabitL = \text{sabit}).
Bir sistemin açısal momentumunun değişmesi için sisteme dışarıdan net bir tork uygulanması gerekir.
2
Eylemsizlik momentindeki değişimin analiz edilmesi
Buz eriyip su diskin dış kenarlarına doğru yayıldığında, kütlenin dönme eksenine olan ortalama uzaklığı artar. Bu durum sistemin eylemsizlik momentini (II) artırır (Ison>IilkI_{\text{son}} > I_{\text{ilk}}).
Eylemsizlik momenti, kütlenin dönme eksenine olan uzaklığının karesiyle orantılıdır (I=miri2I = \sum m_i r_i^2).
3
Açısal momentumun korunumu denkleminden açısal hızın bulunması
L=Iω=sabitL = I \cdot \omega = \text{sabit} eşitliğine göre, eylemsizlik momenti (II) arttığı için açısal hız (ω\omega) azalmalıdır (ωson<ωilk\omega_{\text{son}} < \omega_{\text{ilk}}). Dolayısıyla açısal hız değişmez ifadesi yanlıştır.
Toplam açısal momentumun sabit kalması için eylemsizlik momenti ve açısal hız ters orantılı olarak değişmelidir.

Anahtar Kavram

Dış torkun sıfır olduğu durumlarda açısal momentum korunur; eylemsizlik momentinin artması açısal hızın azalmasına yol açar.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 5119Soru

İslam kelamında iman ve bilgi arasındaki ilişki ele alınırken, bilginin imanın oluşmasındaki rolü ile imanın kurucu bir ögesi olup olmadığı detaylıca tartışılmıştır. Ehl-i sünnet kelamcılarının büyük çoğunluğuna göre iman, kalbin tasdikinden ibarettir. Bilgi ise kalpte bu tasdikin (onaylamanın) sağlıklı biçimde oluşmasına yardım eden ve taklitten kurtulup tahkike ulaşmaya zemin hazırlayan bir araçtır. Ancak bilginin kendisi tek başına iman ile özdeşleştirilemez. Nitekim şeytan, Allah’ın varlığını, birliğini ve emirlerini bildiği hâlde teslimiyet göstermediği için iman etmiş sayılmamıştır.

Buna göre, iman-bilgi ilişkisiyle ilgili;

I. Bilgi, imanın asli bir rüknü (kurucu unsuru) değil; kalbî tasdike ulaşmayı kolaylaştıran ve imanın gücünü artıran yardımcı bir etkendir.
II. Şeytanın durumunda olduğu gibi, bilgiye dayalı marifet tek baş��na iman için yeterli değildir; çünkü iman, bilmenin ötesinde iradi bir boyun eğme ve teslimiyeti gerektirir.
III. Tahkiki iman, taklidi imanın aksine, yalnızca aklî delillerin ve teorik dini bilgilerin zihinsel olarak biriktirilmesiyle nihayete eren bir süreçtir.

ifadelerinden hangileri doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: I ve II

Cevap

Bilginin imanın kurucu unsuru (rükün) olmayıp tasdike yardımcı bir unsur olduğunu belirten birinci ifade ile şeytanın durumundan yola çıkarak marifetin tek başına iman için yeterli olmadığını ve iradi teslimiyet gerektirdiğini belirten ikinci ifade doğrudur. Dolayısıyla doğru cevap birinci ve ikinci ifadeleri içeren seçenektir.
İslam kelamına göre imanın asli rüknü kalbin tasdikidir. Bilgi ise bu tasdike zemin hazırlayan yardımcı bir etkendir, yani bir rükün değildir. Bu nedenle birinci ifade doğrudur. Şeytanın bilgisi olmasına rağmen teslimiyeti ve boyun eğmesi olmadığı için mümin sayılmaması, bilmenin iman için tek başına yeterli olmadığını gösterir. Bu nedenle ikinci ifade de doğrudur. Üçüncü ifade ise yanlıştır, çünkü tahkiki iman yalnızca teorik bilgilerin zihinsel birikimiyle tamamlanmaz; teslimiyet, samimiyet ve yaşantıyı da kapsar. Bu doğrultuda birinci ve ikinci ifadelerin doğru olduğu seçenek doğru cevaptır.

Adım Adım Çözüm

1
Metindeki kavramsal tanımları analiz etmek.
İmanın kelamî tanımının kalbin tasdiki olduğu, bilginin ise bu tasdikin oluşmasında yardımcı bir araç rolü üstlendiği belirlenir.
Birinci ifadenin doğruluğunu test etmek için bilginin imanın rüknü (asli ögesi) olup olmadığı incelenmelidir.
2
Metindeki şeytan örneğini ve marifet kavramını değerlendirmek.
Şeytanın Allah hakkında kesin bilgiye (marifet) sahip olmasına rağmen iradi bir teslimiyet ve boyun eğme göstermediği için kafir sayıldığı, dolayısıyla kuru bilginin iman için yeterli olmadığı görülür.
İkinci ifadenin doğruluğunu teyit etmek için bilgi ile teslimiyet (tasdik) arasındaki ayrımı kurmak gerekir.
3
Tahkiki imanın yapısını ve sınırlarını incelemek.
Tahkiki imanın sadece zihinsel bir teorik bilgi birikiminden ibaret olmadığı, bu bilginin kalben benimsenip hayat tarzına yansıtılması gerektiği, aksi takdirde imanın sadece zihinsel bir kabul düzeyinde kalacağı anlaşılır.
Üçüncü ifadenin yanlışlığını belirlemek için tahkiki imanın sadece teorik/aklî delil biriktirmekle tamamlanamayacağını ortaya koymak gerekir.

Anahtar Kavram

İman ve Bilgi İlişkisi (Marifet, Tasdik ve Tahkiki İman Kavramları)
Soru 5120Soru

Aşağıda verilen toplumsal yapı unsurlarını ve kavramlarını, bu kavramları örneklendiren açıklamalarla doğru şekilde eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Toplumsal Yapı
Toplumsal Kurum
Toplumsal Grup
Toplumsal İlişki

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Toplumsal Yapı kavramı makro düzeydeki dinamik bütünlükle; Toplumsal Kurum kavramı evlilik ve akrabalık üzerinden temel gereksinimleri düzenleyen yerleşik kurallarla; Toplumsal Grup kavramı ortak amaçlı mühendisler topluluğuyla; Toplumsal İlişki kavramı ise esnaflar arası ticaret ve komşuluk etkileşimleriyle eşleşir.
Toplumsal yapı kavramı maddi ve manevi ögelerin oluşturduğu genel iskeleti ifade ettiği için makro düzeydeki bütünlük açıklamasıyla eşleşir. Toplumsal kurum toplumun temel gereksinimlerini kurallı ve kalıcı yapılarla karşıladığı için aile/evlilik açıklamasıyla eşleşir. Toplumsal grup ortak amaçlı ve biz duygusuna sahip bireylerden oluştuğu için fabrikadaki mühendisler topluluğuyla eşleşir. Toplumsal ilişki ise aktörlerin karşılıklı beklentilerine dayalı sosyal bağları temsil ettiğinden esnafların etkileşimiyle eşleşir.

Adım Adım Çözüm

1
Kavramların sosyolojik tanımlarını ve kapsamlarını analiz etmek.
Toplumsal yapı makro bütünü, toplumsal kurum temel ihtiyaçları düzenleyen yerleşik yapıları, toplumsal grup ortak amaçlı bireylerin oluşturduğu birlikteliği, toplumsal ilişki ise aktörler arası sosyal bağları ifade eder.
Eşleştirme sürecinde doğru sosyolojik kategorizasyonu yapabilmek için kavramsal sınırların netleştirilmesi gerekir.
2
Verilen açıklamaları tek tek inceleyerek anahtar unsurları tespit etmek.
Birinci açıklamada maddi ve manevi unsurların makro sentezi; ikinci açıklamada aile kurumuna özgü nesiller boyu süren düzenlemeler; üçüncü açıklamada 'biz' duygusu ve ortak amaç; dördüncü açıklamada ise esnaflar arası mikro düzeydeki etkileşimler öne çıkmaktadır.
Örnek senaryoların hangi sosyolojik unsura odaklandığını belirlemek eşleştirmenin temel adımıdır.
3
Kavramlar ile açıklamaları eşleştirmek.
Birinci açıklama Toplumsal Yapı ile, ikinci açıklama Toplumsal Kurum (aile) ile, üçüncü açıklama Toplumsal Grup (mühendisler) ile, dördüncü açıklama ise Toplumsal İlişki ile eşleşir.
Her açıklamadaki ayırt edici niteliklerin (makro düzey, temel ihtiyaçların karşılanması, biz duygusu, karşılıklı etkileşim) ilgili kavramın tanımıyla tam örtüşmesi eşleşmeyi doğrular.

Anahtar Kavram

Toplumsal Yapı kavramının makro ve mikro düzeydeki kurumsal, grupsal ve ilişkisel unsurlarla olan ilişkisini ayırt etme.
ÖncekiSayfa 256 / 437Sonraki
Tüm alıştırma soruları — YKS AYT (Alan Yeterlilik Testi) | Examkin