Felsefe Tarihi

85 soru

Soru 61Soru

18. yüzyıl felsefesinde Immanuel Kant, bilginin kaynağına yönelik tartışmalarda rasyonalizm (akılcılık) ve empirizm (deneycilik) akımlarını uzlaştırmaya çalışmıştır. Kant, bilginin oluşum sürecini açıklarken "Görüsüz kavramlar boş, kavramsız görüler kördür." ifadesini kullanmıştır.

Buna göre Kant'ın bilgi problemi konusundaki temel görüşü aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Doğru bilgi, dış dünyadan gelen duyusal veriler ile aklın doğuştan getirdiği formların birleşmesiyle oluşur.

Cevap

Doğru bilgi, dış dünyadan gelen duyusal veriler ile aklın doğuştan getirdiği formların birleşmesiyle oluşur.
Doğru bilgi, dış dünyadan gelen duyusal veriler ile aklın doğuştan getirdiği formların birleşmesiyle oluşur diyen seçenek doğrudur. Immanuel Kant, rasyonalizmin tek başına (deney olmadan) ve empirizmin tek başına (akıl olmadan) doğru bilgiyi açıklamada yetersiz kaldığını savunur. Duyularımız bize dış dünyadan ham verileri sağlar (görüler), zihnimiz ise doğuştan getirdiği kategorilerle (kavramlar) bu verileri düzene sokup bilgiye dönüştürür. Bu durum bilginin hem deney hem aklın ortak ürünü olduğunu gösterir.

Adım Adım Çözüm

1
Kant'ın rasyonalizm ve empirizm sentezi olan kritisisizm akımı hatırlanır.
Kant'ın bilgi için hem deneyi (görü) hem de aklı (kavram) gerekli gördüğü tespit edilir.
Soruda alıntılanan ifadenin felsefi arka planını anlamak için.
2
Kant'ın 'Görüsüz kavramlar boş, kavramsız görüler kördür.' ifadesisi çözümlenir.
Görünün (deneyin) akıl kavramları olmadan anlamsız olduğu, kavramların da deney verisi olmadan içeriksiz kaldığı sonucuna ulaşılır.
Bilgi sürecinde her iki yetinin de zorunlu ortaklığını kurmak için.
3
Seçenekler arasından bilginin deney ve aklın birleşiminden oluştuğunu savunan ifade bulunur.
Doğru bilgi, dış dünyadan gelen duyusal veriler ile aklın doğuştan getirdiği formların birleşmesiyle oluşur diyen seçenek seçilir.
Kant'ın kritisisizm yaklaşımına tam uyum sağlayan yargıyı işaretlemek için.

Anahtar Kavram

Kant'ın Kritisisizmi (Eleştiri Felsefesi)
Soru 62Soru

Platon'un Devlet adlı eserinde geçen ünlü 'Mağara Benzetmesi'nde, bireyin yanılsamalardan (gölgelerden) kurtularak hakikate (İyi ideasına) ulaşma sürecini temsil eden aşağıdaki aşamaları, en alt kavrayış düzeyinden (mağaranın içinden) en üst kavrayış düzeyine (mağaranın dışına) doğru sıralayınız.

Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Doğru sıralama: Mağaranın derinliklerindeki zincirli bireylerin gölgeleri gerçek sanması (eikasia), zincirlerin çözülüp yapay nesnelerin görülmesi (pistis), mağara dışındaki yansımaların izlenmesi (dianoia) ve nihayetinde Güneş'in doğrudan gözlemlenmesi (noesis) şeklindedir.
Doğru sıralama duyusal dünyadaki yanılsamalardan akılsal dünyadaki saf idraka doğru giden yolu takip eder. Bu doğrultuda başlangıç gölgelerin izlenmesi (eikasia), ardından yapay nesnelerin algılanması (pistis), sonrasında dış dünyadaki yansımaların çözümlenmesi (dianoia) ve son olarak Güneş'in kavranması (noesis) sırasıyla gerçekleşir.

Adım Adım Çözüm

1
Mağara benzetmesindeki başlangıç noktasının belirlenmesi
İlk aşama mağaranın içinde zincirlenmiş halde sadece duvara yansıyan gölgeleri gerçeklik sanarak gözlemlemektir.
Duyular dünyasının en alt seviyesi olan gölgeler ve kopyalar ilk algı durumunu oluşturur.
2
Mağara içindeki fiziksel nesnelerin algılanış seviyesinin bulunması
İkinci aşama zincirlerin çözülüp mağaranın içindeki yapay nesnelerin ve ateşe dayalı yapay ışığın görülmesidir.
Bu durum gölgelerin ötesindeki fiziksel nesnelerin dünyasına geçişi temsil eder.
3
Mağara dışındaki dolaylı akılsal kavrayışın belirlenmesi
Üçüncü aşama mağaradan çıkıp dış dünyadaki nesnelerin sudaki yansımalarını ve gölgelerini görmektir.
İdealar dünyasının ilk aşaması olup doğrudan Güneş'e bakılamadığı için nesnelerin yansımaları incelenir.
4
Nihai hakikat aşamasının belirlenmesi
Son aşama her şeyin kaynağı olan Güneş'in kendisini doğrudan gözlemlemektir.
Güneş, varlığın ve bilginin en üst ilkesi olan İyi ideasını simgeler.

Anahtar Kavram

Platon'un Mağara Benzetmesi ve Bölünmüş Çizgi Kuramı'ndaki bilgi ve varlık dereceleri.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 63Soru

Parmenides'in "Varlık vardır ve yokluk yoktur; dolayısıyla değişim duyusal bir yanılsamadan ibarettir." tezi, antik doğa felsefesinde büyük bir çıkmaz yaratmıştır. Bu çıkmazı aşmak isteyen Leukipport ve Demokritos, Parmenides'in "yokluk yoktur" kabulüne karşı çıkarak "boşluk" (kenon) kavramını ortaya atmışlardır. Onlara göre varlık; bölünemez nitelikteki "atomlar" (doluluk) ve bu atomların hareket etmesine imkân tanıyan "boşluk"tan oluşur. Böylelikle hem Parmenides'in değişmez varlık ilkesi atom düzeyinde korunmuş hem de evrendeki hareket ve çokluk açıklanabilmiştir.

Bu parçadan hareketle, Demokritos'un arkhe ve değişim problemini açıklarken Parmenides'in ontolojisine getirdiği temel yenilik aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Boşluğun (yokluğun) varlığını kabul ederek, bölünemez ve değişmez olan varlığın (atomların) hareketine ve böylece duyusal değişime zemin hazırlaması

Cevap

Boşluğun (yokluğun) varlığını kabul ederek, bölünemez ve değişmez olan varlığın (atomların) hareketine ve böylece duyusal değişime zemin hazırlaması
Demokritos, Parmenides'in bölünemez ve değişmez tek bir varlık düşüncesini atom kavramıyla korumuş, ancak değişimi ve hareketi açıklayabilmek için Parmenides'in reddettiği boşluk (yokluk) kavramını sisteme dahil etmiştir. Bu sayede atomların boşluktaki hareketiyle duyusal dünyadaki değişim açıklanabilmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Parçadaki temel problemi analiz etme
Parmenides'in değişimi imkansız kılan 'yokluk yoktur' kabulü ile atomcu filozofların buna getirdiği çözüm belirlenmiştir.
Çözümün hangi kavramsal değişiklik üzerine kurulduğunu tespit etmek için parçadaki ontolojik zemin anlaşılmalıdır.
2
Demokritos'un sisteme eklediği özgün kavramı saptama
Demokritos, hareketin gerçekleşebilmesi için Parmenides'in aksine 'boşluğun' (yokluğun) var olması gerektiğini savunmuştur.
Boşluk kavramının atomların hareketine ve böylece evrendeki çokluk ile değişime olanak sağlayan kurucu öge olduğunu belirlemek için gereklidir.
3
Seçenekleri analiz ederek doğru cevabı doğrulama ve diğer filozofların görüşlerini eleme
Boşluğun kabul edilerek değişime zemin hazırlanması doğru cevap olarak belirlenirken; dört element (Empedokles), apeiron (Anaksimandros), Nous (Anaxagoras) ve sürekli akan ateş (Herakleitos) görüşleri elenir.
Çeldiricilerin hangi doğa filozoflarına ait olduğunu saptayarak hata yapma olasılığını ortadan kaldırmak için bu adım uygulanır.

Anahtar Kavram

Demokritos'un atomcu ve boşlukçu (kenon) arkhe anlayışının Parmenides'in hareketsiz varlık anlayışıyla ilişkisi

Alternatif Yöntem

Parmenides'in ontolojisinin katı tekçiliğine (monizm) karşı Demokritos'un çoğulcu (plüralist) bir ontoloji geliştirirken boşluğu zorunlu bir kurucu öge olarak eklemesi üzerinden de akıl yürütülebilir.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 64Soru

Aristoteles'e göre ahlaki erdemler doğuştan hazır olarak verilmez; erdem, doğru eylemleri alışkanlık hâline getirmekle kazanılan bir karakter özelliğidir. Bu bağlamda erdemli olmak, iki aşırı uç arasındaki dengede yani 'altın orta'da bulunmaktır. Örneğin cesaret erdemi, korkaklık (eksiklik) ile delice atılganlık (aşırılık) arasındaki dengeli duruştur. İnsan, aklını kullanarak eylemlerinde aşırılıklardan kaçındığı ve ortayı bulduğu ölçüde erdemli ve mutlu bir yaşama ulaşabilir.

Bu parçadan hareketle Aristoteles'in ahlak felsefesiyle ilgili aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılabilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Ahlaki erdem, insanın aklını kullanarak eylemlerinde aşırılıklardan kaçınması ve ölçülü davranmasıyla kazanılır.

Cevap

Ahlaki erdem, insanın aklını kullanarak eylemlerinde aşırılıklardan kaçınması ve ölçülü davranmasıyla kazanılır.
Aristoteles'e göre ahlaki erdem akla uygun davranarak eylemlerde aşırılıklardan kaçınmak ve altın ortayı bulmaktır. Metindeki açıklamalar ve cesaret örneği bu yargıyı doğrulamaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Parçadaki ana düşünceyi ve Aristoteles'in erdem tanımını belirlemek.
Erdemin doğuştan gelmediği, eylemler ve alışkanlıklarla şekillendiği ve 'altın orta' (denge) ilkesine dayandığı görülür.
Parçadaki temel ahlak felsefesi argümanını yakalamak için.
2
Aklın rolünü ve aşırılıktan kaçınma durumunu analiz etmek.
İnsanın aklını kullanarak eylemlerindeki aşırılıklardan (korkaklık, atılganlık gibi) uzak durması gerektiği sonucuna ulaşılır.
Erdemin pratik hayattaki uygulanış biçimini belirlemek için.
3
Seçenekleri analiz ederek doğru yargıyla eşleştirmek.
Aklın kullanılması ve ölçülülük vurgusu yapan yargı parçanın bütünüyle tam uyum gösterir.
Metne dayalı en tutarlı ve doğrudan sonucu seçmek için.

Anahtar Kavram

Aristoteles'in Erdem Ahlakı ve Altın Orta (Ölçülülük) İlkesi
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 65Soru

Aşağıda verilen çağdaş felsefe akımları ile bu akımların kurucu tezlerini doğru bir şekilde eşleştirmek için sol sütundaki akımları sağ sütundaki ifadelerle nasıl eşleştirirsiniz?

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Fenomenoloji
Varoluşçuluk
Mantıkçı Pozitivizm

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Fenomenoloji akımı bilincin yönelimselliği ve paranteze alma yöntemiyle; varoluşçuluk akımı varoluşun özden önce gelmesi ve özgürlük teziyle; mantıkçı pozitivizm ise doğrulanabilirlik ilkesi ve metafizik karşıtlığıyla eşleşmektedir.
Doğru eşleştirmede Fenomenoloji paranteze alma yöntemiyle, Varoluşçuluk varoluşun özden önce gelmesi ve özgürlük teziyle, Mantıkçı Pozitivizm ise doğrulanabilirlik ilkesiyle metafizik önermelerin elenmesiyle ilişkilendirilmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Sol sütundaki akımların temel yönelimleri ve temsilcileri göz önünde bulundurulur.
Fenomenolojinin Husserl ile, varoluşçuluğun Sartre ile, mantıkçı pozitivizmin ise Carnap gibi filozoflarla özdeşleştiği hatırlanır.
Akımların ayırt edici kavramlarını saptamak için bu kavramsal arka plan gereklidir.
2
Fenomenoloji akımı sağ sütundaki tanımlarla karşılaştırılır.
Zihnin yönelimselliği ve nesnelerin özünün paranteze alınmasıyla ilgili olan açıklamanın fenomenolojiye ait olduğu belirlenir.
Paranteze alma (epokhe) yöntemi Husserl'in fenomenolojisinin temel metodudur.
3
Varoluşçuluk akımı sağ sütundaki tanımlarla karşılaştırılır.
Varoluşun özden önce gelmesi ve insanın kendi özünü özgürce yaratmasıyla ilgili açıklamanın varoluşçuluğa ait olduğu belirlenir.
Varoluşun özden önce gelmesi Sartre'ın varoluşçuluğunun kurucu ilkesidir.
4
Mantıkçı Pozitivizm akımı sağ sütundaki tanımlarla karşılaştırılır.
Doğrulanabilirlik ilkesini temel alarak metafizik önermelerin dışlanması ve felsefenin dil çözümlemesine indirgenmesiyle ilgili açıklamanın mantıkçı pozitivizme ait olduğu belirlenir.
Mantıkçı pozitivizm metafiziği anlamsız görerek doğrulanabilirlik ölçütünü savunur.

Anahtar Kavram

20. Yüzyıl Çağdaş Felsefe Akımları
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 66Soru

Platon'un *Gorgias* diyaloğunda sofist Callicles şöyle der: 'Bence yasaları koyanlar zayıf ve çoğunlukta olan insanlardır. Kendileri ve çıkarları için yasalar yapar, övgü ve yergileri buna göre belirlerler. Güçlü olanların kendilerinden daha fazla pay almasını engellemek için, başkalarından üstün olmanın çirkin ve haksızlık olduğunu söylerler. Oysa doğa bize gösteriyor ki güçlü olanın zayıf olana, yetenekli olanın yeteneksiz olana üstün gelmesi adaletin ta kendisidir.'

Bu parçadan hareketle Callicles'in yasa ve adalet anlayışı hakkında aşağıdaki çıkarımlardan hangisi yapılabilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Doğal adalet ile toplumsal yasaların dayattığı uzlaşımcı adalet birbiriyle çelişir; hakiki adalet doğanın güçlüye tanıdığı egemenlik hakkıdır.

Cevap

Doğal adalet ile toplumsal yasaların dayattığı uzlaşımcı adalet birbiriyle çelişir; hakiki adalet doğanın güçlüye tanıdığı egemenlik hakkıdır.
Doğal adalet ile toplumsal yasaların dayattığı uzlaşımcı adalet birbiriyle çelişir; hakiki adalet doğanın güçlüye tanıdığı egemenlik hakkıdır ifadesi doğrudur. Çünkü parçada Callicles, toplumsal yasaların zayıf çoğunluk tarafından güçlülerin üstünlüğünü engellemek amacıyla uydurulduğunu (nomos) ve bu durumun güçlü olanın zayıf olana üstün gelmesini öngören doğal düzenle (physis) çeliştiğini açıkça savunmaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Parçadaki temel kavramları ve iddiaları analiz etme
Sofist Callicles'in yasaların zayıf çoğunluk tarafından güçlüleri sınırlamak amacıyla yapıldığı iddiası belirlenmiştir. Ayrıca doğanın adaleti ile yasaların adaleti arasında bir ayrım yaptığı görülmüştür.
Callicles'in argümanının yapısını ve felsefi arka planını kavramak.
2
Doğa (physis) ve Yasa (nomos) karşıtlığını değerlendirme
Toplumsal yasaların yapay (uzlaşımsal) ve zayıfların koruyucusu olduğu, doğada ise güçlülerin üstünlüğünün esas alındığı sonucuna varılmıştır.
Callicles'in ahlaki ve hukuki rölativizmini/doğalcılığını temellendirmek.
3
Seçenekleri bu çıkarım doğrultusunda analiz etme
Doğal adalet ile toplumsal yasaların çeliştiğini ve gerçek adaletin doğadaki güç ilkesine dayandığını belirten ifadenin parçadaki görüşlerle doğrudan örtüştüğü tespit edilmiştir.
Doğru seçeneği argümanın mantıksal sonucu olarak belirlemek.

Anahtar Kavram

Sofist felsefede doğa (physis) ve yasa/uzlaşı (nomos) karşıtlığı ile adalet kavramının göreliliği.
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 67Soru

MÖ 6. yüzyıl - MS 2. yüzyıl felsefesinde insan, ahlak ve toplumsal düzen konuları filozoflar tarafından farklı biçimlerde temellendirilmiştir. Sol sütunda verilen filozof veya felsefe okullarını, sağ sütundaki insan ve toplum görüşleriyle doğru şekilde eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Sofistler
Sokrates
Platon
Aristoteles

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Sofistler yasalardaki uzlaşımsallık ve görelilikle; Sokrates erdemin bilgi olması ve sorgulama yöntemiyle; Platon devleti ruhun üçlü yapısına dayandırmasıyla; Aristoteles ise insanı toplumsal canlı olarak nitelemesi ve polis içindeki mutlulukla eşleşir.
Doğru eşleştirme, Sofistlerin yasalardaki görelilik ve uzlaşımsallık görüşünü; Sokrates'in ahlak ve erdemin kaynağının sorgulanmış bilgi olduğu tezini; Platon'un devleti insan ruhunun büyük bir yansıması olarak ele alan teorisini ve Aristoteles'in insanı toplumsal bir canlı olarak tanımlayan görüşünü yansıtır.

Adım Adım Çözüm

1
Sol sütundaki düşünürlerin insan ve toplum felsefesindeki temel kavramlarını belirlemek.
Sofistlerin görelilik, Sokrates'in ahlak-bilgi ilişkisi, Platon'un ruh-devlet paralelliği ve Aristoteles'in toplumsal canlı (zoon politikon) fikri belirlendi.
Eşleştirme yapılacak anahtar kavramları ortaya çıkarmak.
2
Sağ sütundaki tanımları analiz ederek bu anahtar kavramlarla bağdaştırmak.
Uzlaşımsal yasa tanımı Sofistlere, ruhun sorgulanması ve bilgi erdemdir tanımı Sokrates'e, ruhun yansıması olarak devlet tanımı Platon'a ve siyasal/toplumsal canlı tanımı Aristoteles'e atfedildi.
Görüşlerin kime ait olduğunu felsefi temeller üzerinden doğrulamak.
3
Eşleşen kavramları karşılıklı olarak birleştirmek.
Sofistler - Uzlaşımsal ve göreli düzen; Sokrates - Bilgiye dayalı ahlak ve sorgulama; Platon - Ruh yetilerine dayalı devlet; Aristoteles - Siyasal canlı ve polis içinde mutluluk eşleştirmesi tamamlandı.
Eşleştirmelerin tutarlılığını son kez kontrol etmek.

Anahtar Kavram

MÖ 6. Yüzyıl - MS 2. Yüzyıl Felsefesinde insan, ahlak ve toplumsal düzen görüşleri
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 68Soru

Sokrates, ahlak felsefesinin merkezine bilgiyi koyarak 'Kendini bil' sözüyle insanın kendi üzerine düşünmesini ve neyi bilip neyi bilmediğinin farkına varmasını amaçlar. Ona göre ahlaki eylemin amacı mutluluktur ve bu mutluluğa ancak erdemli bir yaşamla ulaşılabilir. Erdem ise özü itibarıyla bilgidir; doğru bilgiye sahip olan insan kötülük yapmaz, çünkü kötülük sadece bilgisizlikten (cehaletten) kaynaklanır.

Buna göre Sokrates'in ahlak görüşüyle ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Ahlaki eylem, doğru bilginin sağladığı kavrayışla erdeme yönelen istemli bir eylemdir.

Cevap

Ahlaki eylem, doğru bilginin sağladığı kavrayışla erdeme yönelen istemli bir eylemdir.
Sokrates'in ahlak anlayışına göre erdem ile bilgi özdeştir. İnsan doğru bilgiye sahip olduğunda ahlaki açıdan iyi olanı seçecek ve kötülükten kaçınacaktır. Dolayısıyla ahlaki eylem, doğru bilginin sağladığı kavrayışla erdeme yönelen eylemdir.

Adım Adım Çözüm

1
Metinde Sokrates'in ahlak anlayışının temel iddialarını analiz etmek
Sokrates'in erdemi bilgiyle eş tuttuğu, kötülüğü cehaletle açıkladığı ve ahlaki eylemin temelini doğru bilgiye dayandırdığı belirlenmiştir.
Sorunun ahlak-bilgi ilişkisi üzerindeki odak noktasını saptamak amacıyla bu adım atılmıştır.
2
Seçeneklerde verilen iddiaları Sokrates'in ahlaki entelektüalizmi ile karşılaştırmak
Doğru bilginin erdemli eylemin kaynağı olduğunu belirten ifadenin Sokrates'in görüşünü tam olarak karşıladığı, diğer seçeneklerin ise Sofistlere veya Aristoteles'e ait olduğu tespit edilmiştir.
Yanlış seçenekleri eleyerek doğru cevaba ulaşmak amacıyla bu karşılaştırma yapılmıştır.

Anahtar Kavram

Sokrates'in Ahlak Felsefesi (Ahlaki Entelektüalizm)
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 69Soru

Aristoteles’in *Metafizik* adlı eserinin girişinde ele aldığı, insanda bilginin ve bilmenin ortaya çıkışındaki bilişsel aşamalar aşağıda karışık olarak verilmiştir.

Buna göre, duyusal algıdan başlayıp ilk nedenlerin kuramsal bilgisine (bilgeliğe) uzanan bu bilişsel süreçleri basitten karmaşığa (en alt basamaktan en üst basamağa) doğru sıralayınız.

Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Doğru sıralama duyusal algılama, duyusal izlenimlerin zihinde korunması, pratik aşinalığın kazanılması, tümel bir kuralın tasarlanması ve ilk nedenlerin kuramsal düzeyde kavranması şeklindedir.
Aristoteles'in bilgi anlayışına göre bilme süreci tekil duyumlarla başlar, bu duyumların bellekte kalmasıyla deneyim oluşur, deneyimden tümel kurallara sahip sanat/teknik üretilir ve en nihayetinde nedenlerin bilgisi olan kuramsal bilime (bilgeliğe) ulaşılır. Bu nedenle doğru sıralama duyum, bellek, deneyim, sanat ve bilim/bilgelik sırasını takip etmelidir.

Adım Adım Çözüm

1
Aristoteles'in bilgi hiyerarşisinde en alt basamağın duyum (duyusal algı) olduğunu belirlemek.
İlk sıraya 'Çevredeki tekil nesne ve olayların duyu organları aracılığıyla doğrudan algılanması' aşaması yerleştirilir.
Aristoteles'e göre tüm canlılarda ortak olan ilk bilişsel adım duyumdur.
2
Duyusal verilerin zihinde kalıcılık kazanmasıyla bellek aşamasına geçildiğini saptamak.
İkinci sıraya 'Duyusal izlenimlerin zihinde korunarak geçmişe yönelik bir hatırlama yetisine dönüşmesi' yerleştirilir.
Bellek, duyusal algıların zihinde saklanabilmesiyle mümkün olur.
3
Bellekte biriken benzer kayıtların insan zihninde bir pratik aşinalık yani deneyim oluşturduğunu bulmak.
Üçüncü sıraya 'Aynı türden tekil durumlara dair zihinsel kayıtların birikmesiyle pratik bir aşinalık ve iş yapabilme becerisinin kazanılması' yerleştirilir.
Deneyim, bellekte saklanan tekil izlenimlerin çokluğundan ve birikiminden doğar.
4
Deneyimlerin ötesine geçilerek kuramsal bir genellemeye, yani benzer durumlar için tümel kurallar koyan sanat aşamasına ulaşıldığını belirlemek.
Dördüncü sıraya 'Deneyimlerin ötesine geçilerek, benzer durumların tamamı için geçerli olan tümel bir kuralın veya yöntemin tasarlanması' yerleştirilir.
Sanat (tekhne), deneyimden türetilen ancak deneyimi aşan tümel bir kurallar bütünüdür.
5
Son aşamada ise pratik yararın ötesinde, şeylerin ilk nedenlerini ve kuramsal yasalarını araştıran bilim/bilgelik düzeyine gelindiğini saptayarak sıralamayı tamamlamak.
Son sıraya 'Olguların pratik faydalarından bağımsız olarak, onları var kılan ilk nedenlerin ve yasaların kuramsal düzeyde kavranması' yerleştirilir.
Bilim veya bilgelik (sophia), pratik faydadan bağımsız olarak nedenlerin kendisine yönelen en üstün bilişsel düzeydir.

Anahtar Kavram

Aristoteles'in epistemolojisinde bilmenin basamakları (Duyum, Bellek, Deneyim, Sanat, Bilim)
Soru 70Soru

Sofistler yasa (nomos) ile doğa (physis) arasında aşılmaz bir ayrım yaparak devletin ve toplumsal kuralların, insanların kendi çıkarlarını korumak adına sonradan uzlaşarak oluşturdukları yapay sözleşmelere dayandığını savunmuşlardır. Buna karşın Aristoteles, *Politika* adlı eserinde insanın doğası gereği toplumsal bir canlı (zoon politikon) olduğunu ve devletin de bu doğal gelişimin en üst, kendi kendine yeten (autarkeia) aşaması olduğunu ileri sürer. Ona göre aile ve köy gibi küçük topluluklar insanın yalnızca biyolojik ve gündelik ihtiyaçlarını karşılayabilirken, insan ancak devletin adaletle yönetilen ahlaki ortamında tam anlamıyla bir 'insan' olabilir ve iyi yaşama (eudaimonia) ulaşabilir.

Bu parçadan yola çıkılarak Aristoteles’in insan ve devlet anlayışına ilişkin aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Devlet, insanın ahlaki potansiyelini gerçekleştirmesini ve erdemli bir yaşama ulaşmasını sağlayan doğal ve zorunlu bir kurumdur.

Cevap

Devlet, insanın ahlaki potansiyelini gerçekleştirmesini ve erdemli bir yaşama ulaşmasını sağlayan doğal ve zorunlu bir kurumdur.
Aristoteles'in siyaset ve ahlak felsefesinin kesişim noktasında yer alan görüşe göre, devlet yapay bir sözleşmenin ürünü değil, insan doğasının zorunlu bir devamıdır. İnsan ancak devletin adaletli yapısı içinde ahlaki potansiyelini en üst düzeye çıkarabilir ve erdemli bir hayata (eudaimonia) kavuşabilir. Parçada da küçük toplulukların yalnızca maddi ihtiyaçları karşıladığı, insanın özünü gerçekleştirmesinin ise ancak devlet içinde mümkün olduğu vurgulanarak bu durum doğrulanmaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Parçadaki temel felsefi tartışmayı tespit etme.
Sofistlerin yasaları yapay ve uzlaşımsal (nomos) görmesine karşın, Aristoteles'in devleti insanın doğasından (physis) kaynaklanan organik bir yapı olarak gördüğü belirlenir.
Aristoteles'in toplumsal kurumları ele alışındaki temel yöntemi kavramak.
2
Aristoteles'in insan doğası ve devlet ilişkisini analiz etme.
İnsanın yalnızca biyolojik varlığını sürdürmesinin (aile ve köy) yetmediği, gerçek anlamda erdemli ve iyi bir yaşama (eudaimonia) ancak devletin sağladığı adalet düzeninde ulaşılabileceği anlaşılır.
Devletin insan ahlakının gerçekleşmesindeki teleolojik amacını belirlemek.
3
Doğru seçeneği belirleme ve çeldiricileri eleme.
Devletin ahlaki potansiyeli gerçekleştiren doğal ve zorunlu bir kurum olduğunu belirten seçeneğin doğru olduğu, diğer seçeneklerin ise epistemoloji, mantık ve felsefe tanımlarına ait kavramsal hatalar içerdiği saptanır.
Parçadaki çıkarımı tam olarak yansıtan yargıya ulaşmak.

Anahtar Kavram

Aristoteles'in teleolojik devlet anlayışı ve 'zoon politikon' kavramı
Soru 71Soru

Platon'un Devlet adlı eserinde sunduğu 'Bölünmüş Çizgi Analojisi'ne göre, insan zihni duyulur dünyadan (sanı/doksa) düşünülür dünyaya (bilgi/episteme) doğru yükselirken belirli bilgi aşamalarından geçer. Buna göre, aşağıda karışık olarak verilen bilgi aşamalarını en düşük (gölgeler dünyası) bilgi düzeyinden en yüksek (idealar dünyası) bilgi düzeyine doğru sıralayınız.

Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

En düşükten en yükseğe doğru sıralama: Duyusal dünyadaki gölgelere dayanan tahminler (Eikasia), fiziksel nesnelere dayanan inançlar (Pistis), matematiksel nesnelere dayanan çıkarımsal düşünme (Dianoia) ve en nihayetinde ideaları doğrudan kavrayan akılsal kavrayış (Noesis) şeklindedir.
Platon'un bilgi hiyerarşisinde en alt düzey yansımalara dayanan tahmindir (eikasia). Bunu fiziksel nesnelerin algısı olan inanç (pistis) takip eder. Düşünülür dünyaya geçildiğinde ise varsayımlarla işleyen matematiksel düşünme (dianoia) ve en üstte ideaların doğrudan kavranması olan akılsal kavrayış (noesis) yer alır.

Adım Adım Çözüm

1
Duyulur dünya (doksa) ve düşünülür dünya (episteme) arasındaki temel ayrımı belirlemek.
İlk iki aşama duyulur dünyaya (tahmin ve inanç), son iki aşama ise düşünülür dünyaya (çıkarımsal düşünme ve akılsal kavrayış) aittir.
Platon felsefesinde ontolojik ve epistemolojik gerçeklik hiyerarşisi duyulur olandan akılsal olana doğru yükselir.
2
Duyulur dünya içindeki aşamaları kendi arasında sıralamak.
Gölgeler ve yansımalar (tahmin) fiziksel nesnelerin kendilerinden (inanç) daha az gerçektir, dolayısıyla tahmin inançtan önce gelir.
Yansımalar nesnelerin kopyası olduğundan epistemolojik açıdan en zayıf düzeydir.
3
Düşünülür dünya içindeki aşamaları kendi arasında sıralamak.
Matematiksel varsayımlarla düşünme (dianoia), ideaları doğrudan diyalektik ile kavramaktan (noesis) daha aşağıdadır.
Noesis, varsayımlardan bağımsız olarak ilk ilkeye (İyi İdeası) ulaşan en yüksek akıl düzeyidir.

Anahtar Kavram

Platon'un Bölünmüş Çizgi Analojisi ve Bilgi Hiyerarşisi
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 72Soru

Protagoras'a göre, rüzgâr üşüyen için soğuk, üşümeyen için ise soğuk değildir. Dolayısıyla hiçbir şey kendiliğinden ne sıcak ne de soğuktur; her şey yalnızca onu algılayan özneye göre bir nitelik kazanır. Bu rölativist (göreli) yaklaşım ahlaki değerler ve yasalar için de geçerlidir. Sokrates ise bu görüşe karşı çıkarak ahlakın kişilerin anlık algılarına ya da çıkarlarına indirgenemeyeceğini, her insan için geçerli olan ortak ahlaki doğruların bulunduğunu savunur. Bunun yolu da kavramların tümel tanımlarına ulaşmaktır.

Buna göre Sokrates'in, Sofistlerin bilgi ve ahlak anlayışına karşı çıkışının temel gerekçesi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Ahlaki değerlerin ve doğru bilginin kişiden kişiye değişmeyen, nesnel ve tümel bir karaktere sahip olduğunu savunması

Cevap

Ahlaki değerlerin ve doğru bilginin kişiden kişiye değişmeyen, nesnel ve tümel bir karaktere sahip olduğunu savunması
Sokrates, Sofistlerin rölativist bilgi ve ahlak anlayışına karşı çıkar. Ona göre ahlaki değerler ve yasalar kişilerin algılarına veya çıkarlarına göre değişmez; nesnel, değişmez ve herkes için geçerli (tümel) doğrular mevcuttur.

Adım Adım Çözüm

1
Parçada sunulan Protagoras'ın (Sofistlerin) bilgi ve ahlak görüşü analiz edilir.
Sofistlerin bilginin ve ahlakın rölatif (göreli) olduğunu, yani kişiye ve algıya göre değiştiğini savunduğu tespit edilir.
Sokrates'in karşı çıktığı temel tezi doğru konumlandırmak.
2
Sokrates'in Sofist rölativizmine karşı geliştirdiği temel tez incelenir.
Sokrates'in, ahlakın kişisel algılara indirgenemeyeceğini ve herkes için geçerli nesnel doğruların (tümel tanımların) bulunduğunu savunduğu görülür.
Sokrates'in felsefi çıkış noktasını anlamak.
3
Elde edilen sonuçlar doğrultusunda seçenekler elenerek doğru cevaba ulaşılır.
Sokrates'in karşı çıkışının temelinde bilginin ve ahlakın nesnel ve tümel olduğunu savunmasının yattığı belirlenir.
Doğru seçeneği kesinleştirmek.

Anahtar Kavram

Sokrates ve Sofistlerin Bilgi ve Ahlak Görüşlerinin Karşılaştırılması
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 73Soru

MÖ 6. Yüzyıl - MS 2. Yüzyıl felsefesinde insan, ahlak ve toplum konuları filozoflar taraf��ndan farklı açılardan ele alınmıştır. Aşağıda sol sütunda bu dönem filozoflarının öne sürdüğü bazı temel kavramsal yaklaşımlar, sağ sütunda ise bu yaklaşımların açıklamaları yer almaktadır. Sol sütundaki yaklaşımları sağ sütundaki doğru açıklamaları ile eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Protagoras'ın "insan her şeyin ölçüsüdür" önermesi
Sokrates'in "hiç kimse bilerek kötülük yapmaz" ilkesi
Platon'un ideal devletindeki "iş bölümü ve sınıfların uyumu" tasarımı
Aristoteles'in "altın orta" (mesotes) erdem öğretisi

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Protagoras'ın rölativist yakla��ımı, Sokrates'in bilgi-erdem özdeşliği, Platon'un toplumsal iş bölümü tasarımı ve Aristoteles'in altın orta öğretisi sırasıyla doğru tanımlarıyla eşleştirilmelidir.
Doğru eşleştirmede, rölativizmin öncüsü olan Protagoras toplumsal yasaların uzlaşımsal doğasına yönelirken; Sokrates ahlaki eylemi bilgiye dayandırır. Platon devletteki adaleti ruhsal ve toplumsal sınıfların uyumuyla tanımlarken, Aristoteles karakter erdemlerini aşırılıklardan uzak durup dengede kalma (altın orta) yetisi olarak belirler.

Adım Adım Çözüm

1
Protagoras'ın rölativist bilgi ve ahlak anlayışını yansıtan kavramsal tanımı belirlemek.
Protagoras'ın 'insan her şeyin ölçüsüdür' önermesi, evrensel nesnelliği reddeden rölativist açıklamayla eşleşir.
Sofist felsefenin insanı ve bilgiyi merkeze alan görelilik anlayışını ayırt etmek.
2
Sokrates'in bilgi ile erdem arasındaki kurduğu zorunlu ilişkiyi çözümlemek.
Sokrates'in 'hiç kimse bilerek kötülük yapmaz' ilkesi, ahlaki eylemin temelini entelektüel kavrayışa ve cehaletin önlenmesine bağlayan açıklamayla eşleşir.
Sokratik ahlak entelektüalizminin bilgi ve eylem ilişkisini anlamak.
3
Platon'un ideal devletindeki toplumsal düzen ve adalet formülasyonunu incelemek.
Platon'un 'iş bölümü ve sınıfların uyumu' tasarımı, ruhsal yetiler ile toplumsal sınıfların işlevsel dengesini savunan açıklamayla eşleşir.
Platon'un siyaset felsefesinde adalet ve devlet yapısının rasyonel temellerini kavramak.
4
Aristoteles'in ahlak anlayışında erdemin nasıl kazanıldığını ve ölçüsünü belirlemek.
Aristoteles'in 'altın orta' öğretisi, aşırılık ile eksiklik arasındaki dengeyi ve toplumsal alışkanlık pratiğini vurgulayan açıklamayla eşleşir.
Aristotelesçi etik anlayışında karakter erdemlerinin pratik akılla ilişkisini kurmak.

Anahtar Kavram

MÖ 6. Yüzyıl - MS 2. Yüzyıl Felsefesinde İnsan ve Toplum Görüşleri
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 74Soru

MÖ 6. yüzyıl - MS 2. yüzyıl felsefesinde insan, ahlak ve toplumsal yaşama dair geliştirilen düşünceler filozoflar ve felsefe okulları arasında önemli farklılıklar göstermektedir.

Aşağıda verilen filozof ve düşünce okullarını, karşılarında yer alan ahlak ve siyaset anlayışlarına dair temel görüşleriyle doğru şekilde eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Sofistler
Sokrates
Platon
Aristoteles

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Eşleşmeler şu şekildedir: Sofistler - uzlaşımsal ve göreli ahlak anlayışı; Sokrates - erdemin bilgiyle özdeşleştirilmesi ve maieutik sorgulama; Platon - ruh-devlet paralelliği ve sınıfsal erdemler; Aristoteles - insanın toplumsal/siyasal canlı olması ve altın orta ilkesi.
Filozofların ve okulların ahlak, insan ve toplum görüşleri kendi felsefi sistemlerinin doğrudan bir sonucudur. Sofistler göreli ahlakı ve yasaların uzlaşımsallığını, Sokrates erdem ve bilgi birliğini, Platon ruh ve devlet sınıfları arasındaki paralelliği, Aristoteles ise siyasal hayvan nitelemesi ve altın orta erdemini savunarak doğru eşleşmeleri oluşturmaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Sofistlerin ahlak ve toplum anlayışını değerlendirmek
Sofistlerin yasaların yapaylığını (nomos) ve ahlaki kuralların göreliliğini vurguladığı görüş tespit edilir.
Sofistler, doğa ile insan yapımı uzlaşıları ayırarak evrensel bir ahlak yasasının olamayacağını iddia ederler.
2
Sokrates'in ahlak felsefesinin temellerini incelemek
Sokrates'in ahlakı bilgiye dayandıran nesnelci/rasyonalist tutumu ve maieutik (doğurtma) yöntemiyle eşleştirilir.
Sokrates'e göre erdem bilgidir, kötülük ise bilgi eksikliğinden kaynaklanır; sorgulama yoluyla bu evrensel ahlaki ilkeler zihinden çıkarılır.
3
Platon'un ideal devlet ve toplum teorisini analiz etmek
Platon'un insan ruhundaki akıl, cesaret ve arzu ögelerini devlet yapısındaki yöneticiler, koruyucular ve işçiler sınıflarıyla eşleştirdiği görüş belirlenir.
Platon'un ahlak ve siyaset kuramı organik bir devlet modeline dayanır; ruhun kısımları ile toplumsal sınıflar birbirinin kopyasıdır.
4
Aristoteles'in insan ve erdem kuramını incelemek
Aristoteles'in insanı doğası gereği siyasal bir varlık olarak nitelemesi ve ahlaki eylemde ölçülülüğü (altın orta) savunmasıyla eşleştirme yapılır.
Aristoteles'e göre insan potansiyelini ancak bir topluluk (polis) içinde ve aşırılıklardan kaçınarak erdemli davranmakla gerçekleştirebilir.

Anahtar Kavram

MÖ 6. Yüzyıl - MS 2. Yüzyıl Felsefesinde İnsan, Ahlak ve Toplum Görüşleri
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 75Soru

Aristoteles, *Nikomakhos'a Etik* adlı eserinde hocası Platon'un ahlak kuramının temelini oluşturan 'İyi İdeası'na şu eleştiriyi yöneltir: 'Eğer her şey için ortak, tek ve kendi başına var olan bir iyi varsa, bu iyi ya insan tarafından eylemlerle gerçekleştirilebilir ya da elde edilebilir bir şey olmalıdır. Oysa Platon'un iddia ettiği aşkın İyi İdeası, insanın pratik yaşamında eylemleriyle ulaşabileceği bir iyi değildir. Tıpkı bir hekimin hastasını tedavi ederken soyut ve genel bir iyi kavramını değil, doğrudan o hastanın sağlığını hedeflemesi gibi, ahlakın amacı da insanın dünyadaki somut eylemleriyle gerçekleştirebileceği pratik iyiyi bulmaktır.'

Buna göre Aristoteles'in ahlak anlayışını, Platon'un ahlak anlayışından ayıran temel fark aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Ahlaki değerlerin aşkın ve duyular üstü bir dünyadan ziyade, insanın bu dünyadaki pratik eylemlerinde ve erdemli yaşam tarzında aranması gerektiğini savunması

Cevap

Ahlaki değerlerin aşkın ve duyular üstü bir dünyadan ziyade, insanın bu dünyadaki pratik eylemlerinde ve erdemli yaşam tarzında aranması gerektiğini savunması
Aristoteles, ahlakın soyut ve aşkın bir dünyadaki 'İyi İdeası'na değil, insanın bu dünyadaki somut eylemlerine ve pratik yaşamına dayanması gerektiğini savunur. Metindeki hekim örneği de genel bir iyinin değil, hastanın somut sağlığının hedeflenmesi gerektiğini göstererek ahlaki değerlerin pratik yaşamdaki erdemlerle şekillendiğini doğrular.

Adım Adım Çözüm

1
Metinde verilen Aristoteles'in Platon'a yönelik eleştirisini analiz etmek.
Aristoteles'in Platon'un aşkın 'İyi İdeası'nı, insanın dünyadaki pratik yaşamı ve somut eylemleriyle ulaşılamaz bulduğu için eleştirdiği görülür.
Platon'un idealist ahlak kuramı ile Aristoteles'in dünyevi ve pratik ahlak kuramı arasındaki temel farkı belirlemek.
2
Seçeneklerdeki ifadelerin Aristoteles'in felsefesine ve metindeki argümana uygunluğunu değerlendirmek.
Aristoteles'in ahlakı pratik eylemlere ve erdemli yaşama dayandırdığı, ahlaki değerleri aşkın bir dünyaya yerleştiren Platon'dan bu yönüyle ayrıldığı belirlenir.
Doğru cevaba ulaşmak için teorik ve pratik iyi ayrımını netleştirmek.
3
Çeldirici seçeneklerde yer alan kavramsal yanılgıları tespit etmek.
Diğer seçeneklerin rasyonalizm-empirizm karışıklığı, doğruluk-gerçeklik karışıklığı, bilim-felsefe yaklaşım farkı ve hatalı argümantasyon gibi çeşitli kavramsal yanılgılar barındırdığı görülür.
Yanlış seçenekleri ahlak felsefesinin temel kavramları ve bilgi kuramları açısından elemek.

Anahtar Kavram

Aristoteles'in Platon'un İyi İdeası eleştirisi ve pratik ahlak anlayışı
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 76Soru

Aristoteles'e göre bir heykelin varlığa gelmesi için hem tuncun (madde) hem de heykele verilen şeklin (form) bir arada bulunması gerekir. Tunç, heykel olma potansiyeline sahiptir; sanatçı ona formu kazandırdığında bu potansiyel aktüel hale gelir. Ona göre formlar, Platon'un savunduğu gibi nesneler dünyasından ayrı, aşkın bir İdealar evreninde değil; duyulur dünyadaki nesnelerin bizzat içinde, onlara özünü veren bir ilke olarak yer alır.

Aristoteles'in bu parçada dile getirdiği madde-form ilişkisine yönelik görüşleri, onun Platon'un varlık anlayışından hangi temel açıdan ayrıldığını gösterir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Formun (özün) duyulur dünyadaki nesnelerden bağımsız ve aşkın bir alanda değil, nesnelerin bizzat yapısında içkin olarak bulunduğunu savunmasıyla

Cevap

Formun (özün) duyulur dünyadaki nesnelerden bağımsız ve aşkın bir alanda değil, nesnelerin bizzat yapısında içkin olarak bulunduğunu savunmasıyla
Aristoteles, Platon'un idealar kuramındaki 'aşkın form' anlayışını eleştirerek formların duyusal nesnelerin bizzat yapısında, onlara içkin (potansiyeli aktüelleştiren ilke) olarak bulunduğunu savunur. Bu bakış açısıyla nesnelerin özü, duyulur dünyadaki somut varlıklardan ayrılamaz.

Adım Adım Çözüm

1
Parçadaki temel argümanı tespit etmek.
Aristoteles'in heykel örneğiyle madde (tunç) ve form (şekil) birlikteliğini vurguladığı ve formun Platon'un iddia ettiği gibi ayrı bir dünyada (aşkın) değil, nesnelerin içinde (içkin) olduğunu savunduğu görülür.
Aristoteles'in varlık anlayışının temelini ve Platon'dan koptuğu noktayı belirlemek için ilk adım parçanın özünü kavramaktır.
2
Platon'un varlık anlayışıyla karşılaştırmak.
Platon varlığı 'idealar dünyası' ve 'duyulur dünya' olarak ikiye ayırır ve asıl gerçekliği nesnelerden bağımsız aşkın idealarda görür. Aristoteles ise formu nesneye içkin kılarak bu dualizmi reddeder.
Soru kökündeki 'Platon'un varlık anlayışından hangi temel açıdan ayrıldığını gösterir' ifadesine cevap üretebilmek için bu karşılaştırma zorunludur.
3
Seçenekleri analiz ederek doğru yargıyı bulmak.
Formun nesnelerin yapısında içkin olduğunu belirten seçeneğin Aristoteles'in Platon'a getirdiği temel eleştiriyi tam olarak karşıladığı ve doğru yanıt olduğu anlaşılır.
Diğer seçeneklerdeki kavramsal yanılgıları eleyip Aristoteles'in hylomorphism (madde-form) kuramının özünü temsil eden seçeneğe ulaşmak için son adımdır.

Anahtar Kavram

Aristoteles'in Madde-Form (Hylomorphism) Kuramı ve Platon'un İdealar Kuramı ile Karşılaştırılması
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 77Soru

Hristiyan felsefesinin tarihsel gelişimi incelendiğinde, erken dönem (Patristik) ile olgunluk dönemi (Skolastik) arasında akıl-inanç ilişkisinin kurgulanışı ve felsefenin yöntemi bakımından önemli farklar olduğu görülür. Erken dönem Kilise Babaları (Patristik), Hristiyanlığa yönelik dış saldırılara karşı inancı savunmak (apoloji) amacıyla Platon ve Yeni-Platonculuk'tan yararlanmış, aklı inancın anlaşılması için ikincil bir araç olarak konumlandırmışlardır. Skolastik dönemde ise özellikle Hristiyanlığın kurumsallaşması ve okul eğitiminin yaygınlaşmasıyla birlikte, Aristoteles mantığı temel alınarak inancın rasyonel olarak temellendirilmesi ve sistematikleştirilmesi hedeflenmiş, akıl ve inanç kendi sınırları içinde çalışan iki ayrı bilgi alanı olarak ele alınmıştır. Buna göre, Patristik ve Skolastik felsefenin akıl ve inanca yaklaşımıyla ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Patristik dönemde felsefe ve akıl yalnızca inanç öğretilerini savunmak için apolijetik bir araç olarak görülürken, Skolastik dönemde akıl ve inanç kendi yöntemlerine sahip iki ayrı alan olarak ayrışmış ve inancın öğretileri Aristotelesçi mantıkla dizgeleştirilmiştir.

Cevap

Patristik dönemde felsefe ve aklın inanç öğretilerini savunmak için apolijetik bir araç olarak görüldüğünü, Skolastik dönemde ise akıl ve inancın kendi yöntemlerine sahip iki ayrı alan olarak ayrıştığını ve inancın öğretilerinin Aristotelesçi mantıkla dizgeleştirildiğini belirten seçenek doğrudur.
Hristiyan felsefesinin erken döneminde (Patristik) temel amaç Hristiyanlığı pagan saldırılarına karşı korumak (apoloji) olduğundan akıl, inancı temellendirmede ve savunmada Platoncu bir çerçevede araçsallaştırılmıştır. Skolastik dönemde ise okul eğitiminin ve üniversitelerin kurulmasıyla birlikte Aristotelesçi mantık ön plana çıkmış, teoloji rasyonel bir sistem hâline getirilmiştir. Bu doğrultuda akıl ve inancın sınırları çizilerek her ikisinin de kendi yetki alanlarında bilgi ürettiği kabul edilmiştir. Dolayısıyla felsefenin ilk dönemde savunmacı bir araç olarak görülüp, ikinci dönemde kendi yöntemlerine sahip iki ayrı alan şeklinde Aristotelesçi mantıkla dizgeleştirildiğini açıklayan ifade doğrudur.

Adım Adım Çözüm

1
Paragraftaki Patristik ve Skolastik dönemlerin temel ayrım noktalarını belirlemek.
Patristik dönemin Hristiyanlığı savunmak (apoloji) amacıyla Platonculuktan yararlandığı, Skolastik dönemin ise okullaşma süreciyle Aristoteles mantığı temelinde inancı sistemleştirdiği ve her iki alanı sınırlandırdığı anlaşılır.
Soru kökünün yönlendirdiği dönemsel metodoloji farkını analiz etmek gerekir.
2
Seçeneklerdeki kavramsal eşleşmeleri ve felsefi iddiaları incelemek.
Apolijetik işlev ile Aristotelesçi mantığa dayalı dizgeleştirme ayrımının doğru yapıldığı seçeneğe ulaşılır.
Hristiyan felsefesinin gelişimindeki yöntem farkının felsefe tarihindeki karşılığını saptamak amaçlanır.

Anahtar Kavram

Patristik ve Skolastik Felsefede Akıl-İnanç İlişkisi
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 78Soru

Platon, *Devlet* diyaloğunda toplumun ortaya çıkışını şu sözlerle açıklar: 'Bir devletin kurulmasının nedeni, hiçbirimizin kendi kendine yetmemesi ve pek çok şeye ihtiyaç duymasıdır. İnsanlar bir ihtiyacını karşılamak için birini, başka bir ihtiyacı için bir diğerini yanına alır; böylece çok sayıda ihtiyaç içindeki insan ortak bir yaşam alanında toplanır. İşte bu ortak yaşama biz devlet adını veririz.' Aristoteles de benzer şekilde insanın doğası gereği toplumsal bir canlı olduğunu ve tek başına yetersiz kaldığını vurgular.

Buna göre Klasik Dönem felsefesinin (Sokrates, Platon, Aristoteles) devlet anlayışıyla ilgili aşağıdakilerden hangisi savunulabilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Devlet, insanın tek başına yetersiz olan biyolojik ve ahlaki doğasının tamamlanmasını sağlayan doğal bir organizasyondur.

Cevap

Devlet, insanın tek başına yetersiz olan biyolojik ve ahlaki doğasının tamamlanmasını sağlayan doğal bir organizasyondur.
Metinde Platon'un devletin insanların kendi kendine yetememesi ve ihtiyaçlarını ortak bir alanda karşılaması sonucu ortaya çıktığı yönündeki sözleri ile Aristoteles'in insanın doğası gereği toplumsal bir canlı olduğuna dair tespiti verilmiştir. Bu iki düşünür de devleti, insan doğasının bir gereği ve uzantısı olarak görerek onun 'doğal bir kurum/organizasyon' olduğunu savunmuşlardır. Doğru cevap bu doğal kurum niteliğini belirten ifadedir.

Adım Adım Çözüm

1
Metindeki ana fikrin tespit edilmesi
Platon ve Aristoteles'in devlet ve toplum anlayışlarının ortak noktası olarak insanın kendi kendine yetememesi ve doğası gereği toplumsal bir varlık olması öne ç��karılmaktadır.
Soru kökünün yönlendirdiği temel kavramsal çerçeveyi belirlemek amacıyla bu adım uygulanır.
2
Klasik felsefenin devlet ve toplum anlayışının analiz edilmesi
Klasik Dönem felsefesinde (Sokrates, Platon, Aristoteles) devlet, bireyin ahlaki yetkinliğe ve temel ihtiyaçlarının karşılanmasına hizmet eden, insan doğasının bir uzantısı olarak doğal bir kurum şeklinde tanımlanmaktadır.
Pasajdaki 'insanın toplumsal bir canlı olması' ve 'kendi kendine yetememesi' fikirlerinin felsefi literatürdeki karşılığını tespit etmek için bu analiz yapılır.
3
Seçeneklerin değerlendirilmesi
Doğal organizasyon vurgusu yapan ifadenin doğru olduğu, diğer seçeneklerin ise felsefe-bilim ayrımı, rasyonalizm-empirizm ayrımı, doğruluk-gerçeklik ayrımı ve determinizm-fatalizm ayrımı gibi kavramsal yanılgılar barındırdığı görülür.
Çeldiricileri elenerek doğru seçeneğe kesin olarak ulaşılması amaçlanır.

Anahtar Kavram

MÖ 6. Yüzyıl - MS 2. Yüzyıl Felsefesinde Devletin ve Toplumun Kaynağı
Soru 79Soru

Aşağıdaki sol sütunda verilen Hristiyan felsefesi düşünürlerini ve yakla��ımlarını, sağ sütunda yer alan felsefi açıklamalarla doğru biçimde eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Tertullian'ın Akıl-İnanç İlişkisi (Fideizm)
Anselmus'un Varlık Kanıtlaması (Ontolojik Kanıt)
Augustinus'un İrade ve Kötülük Açıklamas��
Aquinalı Thomas'ın Akıl-İnanç Uzlaşısı (Kozmolojik Kanıt)

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Tertullian'ın Akıl-İnanç İlişkisi (Fideizm) ile Hristiyan dogmalarının akılla kavranamayacağı görüşü; Anselmus'un Varlık Kanıtlaması (Ontolojik Kanıt) ile en yetkin varlık kavramından yola çıkan apriori kanıt; Augustinus'un İrade ve Kötülük Açıklaması ile kötülüğün iyiliğin yoksunluğu olduğu görüşü; Aquinalı Thomas'ın Akıl-İnanç Uzlaşısı (Kozmolojik Kanıt) ile nedensellikten yola çıkan ilk neden kanıtı eşleşmelidir.
Doğru eşleştirmede; fideist yaklaşımıyla bilinen Tertullian Hristiyan dogmalarının akılla kavranamayacağı görüşüyle, Anselmus zihindeki en yetkin varlık tanımından yola çıkan ontolojik kanıtıyla, Augustinus kötülüğü iyiliğin yoksunluğu ve iradenin sapması olarak gören teorisiyle, Aquinalı Thomas ise inanç ile aklın uzlaşısını savunan kozmolojik nedensellik kanıtıyla eşleşmelidir.

Adım Adım Çözüm

1
Tertullian'ın akıl ve iman arasındaki uzlaşmaz tavrını yansıtan ve teoloji-felsefe zıtlığını vurgulayan fideist görüşü belirlenir.
Bu yaklaşım, Hristiyanlık öğretilerinin rasyonel olarak kavranamayacağını ve imanın aklın sınırlarını aşmasında yattığını savunan açıklamayla eşleştirilir.
Tertullian felsefeye ve akıl yürütmeye karşı radikal bir inanç savunması yapar.
2
Anselmus'un Tanrı'nın varlığını kanıtlarken dış dünyaya başvurmadan, sadece zihindeki 'kendisinden daha yetkini tasarlanamayan varlık' tanımından yola çıktığı yöntem tespit edilir.
Bu yaklaşım, zihindeki yetkin varlık kavramının zihin dışında da var olması gerektiğini apriori savunan açıklamayla eşleştirilir.
Bu kanıtlama biçimi Anselmus'un geliştirdiği özgün ontolojik kanıttır.
3
Augustinus'un kötülük problemine getirdiği teodise çözümü incelenir.
Kötülüğü bağımsız bir ilke veya töz olarak görmeyip iyiliğin yoksunluğu olarak tanımlayan ve irade özgürlüğüne dayandıran açıklamayla eşleştirilir.
Augustinus kötülük problemini çözerken Tanrı'nın mükemmelliğini korumak amacıyla kötülüğü tözsüzleştirir ve insan iradesine bağlar.
4
Aquinalı Thomas'ın akıl ve inanç uzlaşısını esas alan kozmolojik kanıtlaması incelenir.
Evrendeki nedensellik ve düzen zincirinden hareketle akıl ve inancın çelişmediğini savunan açıklamayla eşleştirilir.
Aquinalı Thomas, Aristotelesçi hareket ve ilk neden fikrini Hristiyan teolojisine uyarlamıştır.

Anahtar Kavram

MS 2. Yüzyıl - MS 15. Yüzyıl Felsefesi: Hristiyan Felsefesi ve Temel Problemleri
Soru 80Soru

Sokrates, bilginin insanda doğuştan var olduğunu ve sorgulama yoluyla açığa çıkarılabileceğini savunur. Bu amaçla uyguladığı diyalog yöntemi (Sokratik Yöntem) belirli aşamalardan oluşur. Buna göre, aşağıda karışık olarak verilen adımları Sokrates'in yönteminin başlangıcından sonucuna doğru mantıksal ve kronolojik bir sıra izleyecek şekilde sıralayınız.

Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Sokratik yöntemin doğru sıralaması: muhatabın ilk tanımı yapması, ironi aşamasıyla bu tanımın çelişkilerinin gösterilmesi, aklı kullanarak ruhta saklı olan bilgilerin hatırlanmaya başlanması ve maiotik (doğurtma) aşamasıyla tümel hakikate ulaşılmasıdır.
Doğru sıralamada öncelikle muhatap kavram hakkında bir tanım ortaya koyar. Ardından Sokrates bu tanımın çelişkilerini göstererek kişiye bilgisizliğini fark ettirir (ironi). Yanlış kabullerinden kurtulan kişi aklını kullanarak ruhundaki bilgilere yönelir ve en sonunda sorular eşliğinde doğru bilgi zihninden doğurtulur (maiotik).

Adım Adım Çözüm

1
Diyaloğun başlangıç noktasını belirleme.
Diyaloğa katılan kişinin ele alınan kavram hakkında doğru olduğunu düşündüğü ilk tanımı/savı sunması adımı birinci sıraya yerleştirilir.
Sokratik yöntem her zaman muhatabın kendinden emin bir şekilde sunduğu bir iddia veya tanım ile başlar.
2
İroni (alay) aşamasını belirleme.
Sokrates'in sorularıyla ilk tanımın çelişkilerini göstererek muhatabına aslında hiçbir şey bilmediğini fark ettirmesi adımı ikinci sıraya yerleştirilir.
Sokrates, muhatabının doğru bilgiye ulaşabilmesi için öncelikle yanlış sanılarından arınması gerektiğine inanır; bu da ironi ile sağlanır.
3
Bilgi arayışı ve hatırlama sürecini belirleme.
Zihni yanlış sanılardan temizlenen kişinin, Sokrates'in yönlendirici sorularıyla ruhta uykuda olan bilgileri hatırlamaya başlaması adımı üçüncü sıraya yerleştirilir.
Yanlış bilgilerinden arınan insan, zihnindeki uykuda olan doğruları hatırlamaya hazır hale gelir.
4
Maiotik (doğurtma) aşaması ile nihai bilgiye ulaşmayı belirleme.
Sorgulama sürecinin sonunda, muhatabın kendi zihnindeki değişmez ve tümel hakikate ulaşması adımı dördüncü sıraya yerleştirilir.
Yöntemin amacı, Sokrates'in dışarıdan bilgi vermesi değil, muhatabın kendi zihnindeki doğruyu doğurmasını sağlamaktır.

Anahtar Kavram

Sokratik Yöntem (İroni ve Maiotik)
Tahmini Süre:2m 0s
ÖncekiSayfa 4 / 5Sonraki
Felsefe Tarihi Alıştırma Soruları — YKS AYT (Alan Yeterlilik Testi) — Sayfa 4 | Examkin