Tüm alıştırma soruları

6755 soru

Soru 2321Soru

Nemli bir hava kütlesinin bir dağ yamacı boyunca yükselerek yağış bırakması ve ardından diğer yamaçtan aşağıya doğru hareket ederek fön rüzgârı karakteri kazanması sürecinde yaşanan coğrafi değişimler göz önüne alındığında, fön rüzgârlarıyla ilgili aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılamaz?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yamaçtan aşağıya doğru hareket eden hava kütlesinin sıcaklığı arttığı için bağıl nem oranı yükselir ve ulaştığı yamaçta yağış oluşma ihtimali artar.

Cevap

Yamaçtan aşağıya doğru hareket eden hava kütlesinin sıcaklığı arttığı için bağıl nem oranı yükselir ve ulaştığı yamaçta yağış oluşma ihtimali artar.
Yamaç boyunca aşağıya doğru hareket eden hava kütlesi alçaldıkça sıkışır ve adiyabatik olarak ısınır. Sıcaklığı artan havanın nem taşıma kapasitesi (maksimum nem) artar. Hava kütlesi daha önce diğer yamaçta yağış bıraktığı için bünyesindeki mutlak nem miktarı azdır. Sıcaklık artışı ile birlikte havanın nem açığı büyüyeceğinden, bağıl nem oranı düşer ve yağış oluşma ihtimali ortadan kalkar. Bu nedenle, yamaç boyunca alçalan hava kütlesinin bağıl neminin yükseleceğini ve yağış ihtimalinin artacağını belirten ifade yanlıştır ve ulaşılamaz.

Adım Adım Çözüm

1
Fön rüzgârının tanımı ve oluşum mekanizması incelenir.
Nemli bir hava kütlesi bir yamacı aşar, diğer yamaçtan aşağıya doğru inerken sürtünme ve sıkışmanın etkisiyle her 100 m100\text{ m}'de 1C1^\circ\text{C} ısınır (adiyabatik ısınma süreci).
Fön rüzgârının temel sıcaklık karakterini belirleyen mekanizmayı anlamak için.
2
Sıcaklık artışının havanın nem özellikleri (maksimum nem ve bağıl nem) üzerindeki etkisi analiz edilir.
Sıcaklık arttıkça havanın hacmi genişler ve nem taşıma kapasitesi (maksimum nem) artar. Hava kütlesi daha önce diğer yamaçta yağış bıraktığı için bünyesindeki mutlak nem miktarı azdır. Sıcaklık artışı ile birlikte havanın nem açığı büyüyeceğinden, bağıl nem oranı düşer.
Sıcaklık ve bağıl nem arasındaki ters orantı kuralını fön rüzgârı özelinde uygulamak için.
3
Seçeneklerde verilen ifadeler bu bilimsel doğrular ışığında değerlendirilir.
Yamaçtan aşağı inen havanın bağıl neminin artacağını ve yağış ihtimalinin yükseleceğini iddia eden ifadenin coğrafi olarak yanlış (ulaşılamaz) olduğu tespit edilir.
Doğru seçeneğe ulaşmak için.

Anahtar Kavram

Fön rüzgârlarının oluşum mekanizması ve bu süreçte havanın sıcaklık ile bağıl nem ilişkisinde meydana gelen değişimler.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 2322Soru

İslam epistemolojisinde bilginin güvenilir kaynakları kabul edilen selim akıl, sadık haber ve salim duyular birbirini dışlayan değil, aksine tamamlayan bir yapıya sahiptir. Duyu organları çevreden gelen uyarıları alırken, akıl bu verileri analiz eder ve anlamlı bilgilere dönüştürür. Sadık haber ise aklın ve duyuların doğrudan deneyimleyemediği gayb âlemine dair gerçekleri insana bildirerek onun bilgi dünyasını zenginleştirir.

Buna göre İslam bilgi felsefesinde kaynakların ilişkisine dair;

I. Salim duyuların sağladığı somut veriler, selim aklın çıkarım ve değerlendirmeleriyle bilgiye dönüşür.
II. Sadık haber, aklın sınırlarını aşan metafizik konularda insana rehberlik ederek aklın bilgi alanını tamamlar.
III. Selim akıl, sadık haberle gelen ilahi bildirimlerin anlamlandırılması ve kabul edilmesinde doğrulayıcı bir rol üstlenir.

yargılarından hangileri doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: I, II ve III

Cevap

Verilen öncüllerin tamamı doğru olduğundan doğru cevap 'I, II ve III' ifadesidir.
İslam epistemolojisinde doğru bilgiye ulaşırken salim duyular, selim akıl ve sadık haber bir bütün olarak işlev görür. Duyuların getirdiği veriler akıl ile değerlendirilir; aklın sınırını aşan metafizik/gayb konularında ise sadık haber aklı bilgilendirip tamamlar. Aynı zamanda akıl, sadık haberin bildirdiği hususları kavrayıp doğrulayan yetidir. Bu nedenle 'I, II ve III' öncüllerinin tümü doğrudur.

Adım Adım Çözüm

1
Birinci öncülün incelenmesi
Salim duyular dış dünyadan verileri toplar. Selim akıl ise bu ham verileri mantıksal süzgeçten geçirerek anlamlı bilgi haline getirir. Dolayısıyla birinci öncül doğrudur.
Duyular ile aklın doğru bilgiye ulaşmadaki ortak çalışmasını tespit etmek.
2
İkinci öncülün incelenmesi
Aklın ve duyuların sınırları vardır ve ahiret, melekler gibi gayb konularını doğrudan bilemezler. Sadık haber (vahiy), aklın bu sınırları aşan konularda doğru bilgi sahibi olmasını sağlayarak onu tamamlar. Dolayısıyla ikinci öncül doğrudur.
Sadık haberin aklın bilgi sınırlarını aşan konulardaki tamamlayıcı rolünü belirlemek.
3
Üçüncü öncülün incelenmesi
Vahyin getirdiği ilkelerin tutarlılığını kavrayan, dinin muhatap aldığı akıldır. Akıl, sadık haberi anlamlandırır, doğruluğunu ve tutarlılığını idrak eder. Bu yüzden üçüncü öncül de doğrudur.
Selim aklın sadık haberi anlama ve onaylama işlevini ortaya koymak.

Anahtar Kavram

İslam'da bilginin kaynaklarının (selim akıl, sadık haber, salim duyular) birbiriyle olan bütüncül ve tamamlayıcı ilişkisi.
Soru 2323Soru

İslam ahlakında insanın ruhsal güçlerinin dengeli olmasıyla ortaya çıkan temel erdemler tanımlanmıştır. Buna göre; insanın yeme, içme, barınma ve bedensel hazlar gibi arzu ve isteklerini aklın ve dinin kılavuzluğunda yöneterek aşırılıktan kaçınmasını sağlayan temel ahlaki erdem aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İffet

Cevap

İnsanın bedensel arzu ve hazlarını aklın ve dinin denetiminde tutarak ölçülü davranmasını sağlayan erdem iffet olarak adlandırılır.
İnsanın bedensel hazlarını, yeme içme gibi isteklerini aklın ve dinin ölçülerine göre sınırlandırması ve kontrol etmesi iffet erdemidir.

Adım Adım Çözüm

1
Soruda tanımlanan ahlaki erdemin hangi ruhsal güçle ve davranış boyutuyla ilgili olduğunu belirleme
Tanım; yeme, içme ve bedensel hazlar gibi arzu duygusunun denetlenmesi ve ölçülü kılınmasıyla ilgilidir.
İslam ahlakında her erdem, ruhun belirli bir gücünün dengelenmesiyle ortaya çıkar.
2
Seçeneklerdeki kavramların tanımlarını gözden geçirme ve arzu gücünün dengelenmesiyle oluşan erdemi seçme
Arzu gücünün dengelenmesi iffet erdemini oluşturur.
Doğru erdem kavramına ulaşmak için tanımların eşleştirilmesi gerekir.

Anahtar Kavram

İslam ahlakındaki temel erdemlerden iffet kavramının tanımı ve mahiyeti
Tahmini Süre:45s
Soru 2324Soru

Bir kişinin ailesinden ve çevresinden gördüğü dini uygulamaları ve inanç esaslarını sorgulamaksızın benimsemesi taklidî imandır. Ancak bu kişinin zamanla inandığı değerleri araştırmaya, aklî ve naklî delillerle temellendirerek kavramaya başlaması imanında önemli bir niteliksel değişim meydana getirir.

Buna göre, bahsedilen bu değişim aşağıdakilerden hangisinin gerçekleştiğini gösterir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Taklidî imandan tahkikî imana geçildiğini

Cevap

Taklidî imandan tahkikî imana geçildiğini
Çevrenin etkisiyle sorgulamadan ve delillere dayanmadan benimsenen iman taklidî imandır. Bu imanın araştırılarak, aklî ve naklî delillerle sağlamlaştırılması ise tahkikî iman olarak adlandırılır. Dolayısıyla bu değişim, taklidî imandan tahkikî imana geçildiğini gösterir.

Adım Adım Çözüm

1
Paragraftaki kavramsal değişimi inceleme
Kişinin ilk durumunun sorgulamadan benimsenen taklidî iman olduğu belirlenir.
Sorudaki durumun başlangıç noktasını netleştirmek için.
2
Kişinin ulaştığı yeni iman durumunu analiz etme
Araştırmaya, aklî ve naklî delillere dayalı imanın tahkikî iman olduğu sonucuna varılır.
İmanın gelişim basamaklarını doğru eşleştirmek için.

Anahtar Kavram

Taklidi ve Tahkiki İman Ayrımı
Tahmini Süre:45s
Soru 2325Soru

Türkiye'de iç göçler; sürelerine göre sürekli ve geçici (mevsimlik) göçler olmak üzere iki gruba ayrılır. Sürekli göçlerde ekonomik ve sosyal nedenlerle kalıcı bir yer değiştirme söz konusuyken, geçici göçlerde tarım, turizm, hayvancılık veya inşaat gibi faaliyetlere bağlı olarak yılın belirli dönemlerinde nüfus hareketliliği yaşanır.

Aşağıdaki Türkiye haritasında bazı alanlar numaralandırılarak koyu renkle gösterilmiştir.

Buna göre, haritada numaralandırılan alanlarda gerçekleşen göç hareketleri ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: II numaralı alanda tarım faaliyetlerine bağlı geçici göçler yaşanırken, III numaralı alanda yaz turizminin canlanması mevsimlik işçi göçlerine neden olmaktadır.

Cevap

II numaralı alanda tarım faaliyetlerine bağlı geçici göçler yaşanırken, III numaralı alanda yaz turizminin canlanması mevsimlik işçi göçlerine neden olmaktadır.
Doğru seçenekte belirtildiği gibi, II numaralı alan olan Doğu Karadeniz kıyı kuşağı (Ordu-Giresun) fındık toplama döneminde yoğun tarımsal mevsimlik göç alırken, III numaralı alan (Antalya) yaz turizmi döneminde hizmet sektöründe çalışacak geçici iş gücü göçü çeker. Her iki bölgedeki göç hareketi de geçici (mevsimlik) niteliktedir.

Adım Adım Çözüm

1
Haritada verilen numaralı alanların coğrafi özelliklerini ve ekonomik faaliyetlerini belirleme.
I numaralı alan Kocaeli/İstanbul çevresi (sanayi), II numaralı alan Doğu Karadeniz (tarım/fındık), III numaralı alan Antalya çevresi (turizm), IV numaralı alan ise Hakkâri yöresidir (dağlık/hayvancılık).
Sorudaki göç özelliklerini değerlendirebilmek için haritada işaretli alanların neresi olduğunu doğru teşhis etmek gerekir.
2
Alanlardaki göç türlerini (geçici/sürekli) ve nedenlerini eşleştirme.
I numaralı alan sanayiye bağlı sürekli göç alır. II numaralı alan fındık hasat döneminde tarımsal mevsimlik göç alır. III numaralı alan yazın turizme bağlı mevsimlik göç alır. IV numaralı alan ise engebeli yer şekilleri ve kısıtlı imkânlar nedeniyle dışarıya sürekli göç verir.
Ekonomik faaliyetlerin dönemselliği göçün geçici (mevsimlik) mi yoksa sürekli mi olduğunu belirler.
3
Seçenekleri bu bilgiler doğrultusunda analiz ederek doğru yargıyı bulma.
II numaralı alanda tarıma (fındık hasadı), III numaralı alanda ise yaz turizmine bağlı geçici/mevsimlik göçlerin gerçekleştiğini belirten yargının doğru olduğu görülür.
Elde edilen coğrafi bilgilerle seçeneklerdeki ifadelerin doğruluğu test edilir.

Anahtar Kavram

Türkiye'de göçlerin nedenleri ve sürelerine göre türleri (mevsimlik ve sürekli göçler)
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 2326Soru

Modern insan, durmaksızın akan bir bilgi selinin ve hazır sunulan yaşam formüllerinin ortasında yaşamaktadır. Ancak bu karmaşada durup kendine 'Ben gerçekten neyi arzuluyorum?' ya da 'Bu inancım bana mı ait, yoksa bana aşılanan bir dış etki mi?' diye sorabildiğinde, yaşamının yönünü kendisi belirlemeye başlar. Felsefe, bireye bu içsel sorgulama mesafesini kazandırarak onun rüzgarda savrulan bir yaprak gibi değil, rotasını çizen bir kaptan gibi hareket etmesine olanak tanır.

Bu parçaya göre felsefenin bireye sağladığı temel katkı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bireyin kendi inanç ve düşüncelerini sorgulayarak kendi yaşamının yönünü çizen özerk bir varlık haline gelmesi

Cevap

Bireyin kendi inanç ve düşüncelerini sorgulayarak kendi yaşamının yönünü çizen özerk bir varlık haline gelmesi
Parçada modern insanın maruz kaldığı bilgi bombardımanı karşısında felsefi sorgulama yoluyla kendi inançlarını gözden geçirmesi ve kendi yaşamının yönünü belirleyebilmesi anlatılmaktadır. Bu da bireyin özerk (kendi kararlarını kendi aklıyla verebilen) bir kişilik kazanmasını sağlar.

Adım Adım Çözüm

1
Paragraftaki anahtar ifadeler belirlenir.
Metindeki 'yaşamının yönünü kendisi belirlemeye başlar' ve 'rotasını çizen bir kaptan gibi hareket etmesi' ifadeleri tespit edilir.
Paragrafın ana fikrine giden ipuçlarını bulmak için.
2
Anahtar ifadelerin felsefi karşılığı çözümlenir.
Kendi yaşamının rotasını çizme ve inançlarını sorgulama becerisinin, bireysel özerklik (otonomi) kavramıyla doğrudan ilişkili olduğu belirlenir.
Seçeneklerdeki kavramsal karşılıkları doğru eşleştirebilmek için.
3
Seçenekler değerlendirilerek doğru yanıt seçilir.
Felsefenin bireye kendi yaşamının yönünü çizmede sağladığı özerklik katkısı üzerinden doğru cevabın ilgili seçenek olduğu anlaşılır.
Parçadaki vurguyu en iyi yansıtan felsefi işlevi bulmak için.

Anahtar Kavram

Felsefenin bireysel işlevleri (özerklik ve kendi yaşamını yönlendirme)
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 2327Soru

İslam ahlak düşüncesinde erdemler, insan ruhunda bulunan temel kuvvelerin (akıl, öfke ve arzu) dengelenmesiyle (itidal) ilişkilendirilir. Bu yaklaşıma göre:

* Bilme ve anlama yetisi olan aklın (kuvve-i akliyye) dengeli kullanımı hikmet erdemini;
* Kendini savunma ve direnme yetisi olan öfkenin (kuvve-i gadabiyye) dengelenmesi şecaat (cesaret) erdemini;
* Bedensel hazlara karşı duyulan arzunun (kuvve-i şeheviyye) kontrol edilmesi ise iffet erdemini doğurur.

Bu üç gücün birbirine boyun eğerek kendi sınırlarında kalması ve ahenk içinde çalışması ise adalet erdemini oluşturur. Bu dengenin bozulması ise aşırılık (ifrat) veya yetersizlik (tefrit) durumlarını ortaya çıkararak ahlaki kusurlara yol açar.

Buna göre, İslam ahlakındaki değerlerin mahiyeti ile ilgili aşağıdakilerden hangisine ulaşılabilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Ahlaki erdemler; insani dürtü ve yeteneklerin tamamen bastırılıp yok edilmesini değil, onların akli ve ruhi bir dengeyle (itidal) yönlendirilmesini esas alır.

Cevap

Ahlaki erdemlerin insani dürtü ve yeteneklerin tamamen bastırılıp yok edilmesini değil, onların akli ve ruhi bir dengeyle yönlendirilmesini esas aldığını belirten ifade doğrudur.
İslam ahlak felsefesinde erdemlerin (şecaat, iffet, hikmet) insan doğasındaki kuvvelerin (öfke, arzu, akıl) yok edilmesiyle değil, dengelenmesi (itidal çizgisine ulaştırılması) ile kazanılacağı vurgulanır. Doğru cevap, ahlaki erdemlerin insani yeteneklerin bastırılması yerine akli ve ruhi bir dengeyle yönlendirilmesini esas aldığını ifade eden açıklamadır.

Adım Adım Çözüm

1
Paragrafta verilen ahlaki erdemler (hikmet, şecaat, iffet, adalet) ve bu erdemlerin kaynaklandığı insani yetiler (akıl, öfke, arzu) arasındaki ilişki analiz edilir.
Erdemlerin, bu insani yetilerin yok edilmesiyle değil, dengelenmesi (itidal çizgisine ulaştırılması) ile oluştuğu tespit edilir.
Ahlakın ve değerlerin mahiyetini kavramak için erdemlerin insan doğası üzerindeki etkisini doğru çözümlemek gerekir.
2
Seçenekler bu denge (itidal) ilkesine göre değerlendirilir.
Erdemlerin dürtüleri bastırmak yerine akli ve ruhi dengeyle yönlendirmeyi hedeflediği sonucuna ulaşılır.
Doğru seçeneği belirlemek için ahlaki kavramların sınırlarını ve tanımlarını doğru yorumlamak gerekir.

Anahtar Kavram

Ahlaki Erdemler ve İtidal (Denge)
Soru 2328Soru

Bedir Savaşı öncesinde ordunun saflarını düzenleyen Hz. Muhammed, elindeki okla hizayı bozan Sevâde b. Gaziyye’ye hafifçe dokunarak sıraya girmesini söyler. Sevâde, "Ey Allah’ın Resulü, canımı yaktın! Allah seni hak ve adaletle gönderdi, bana kısas yapmama izin ver." diyerek hakkını talep eder. Bunun üzerine Hz. Muhammed, üzerindeki elbiseyi kaldırarak karnını açar ve "Haydi, kısas yap!" buyurur. Sahabenin şaşkın bakışları arasında Sevâde, kısas yapmak yerine Hz. Muhammed'e sarılır ve onu öper; amacının peygamberle son anında teninin temas etmesi olduğunu belirtir.

Buna göre, Hz. Muhammed’in bu olaydaki tutumu aşağıdakilerden hangisinin doğrudan bir göstergesidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hak ve adaletin tecellisinde yöneten ile yönetilen arasında hiçbir imtiyaz��n söz konusu olamayacağının

Cevap

Hak ve adaletin tecellisinde yöneten ile yönetilen arasında hiçbir imtiyazın söz konusu olamayacağı
Hz. Muhammed'in, bir sahabinin kısas talebi karşısında kendi konumunu veya liderlik makamını öne sürmeksizin hakkın teslim edilmesine rıza göstermesi, hak ve adaletin tecellisinde lider/yönetici ile halk/yönetilen arasında hiçbir imtiyaz veya ayrıcalığın bulunmadığını doğrudan kanıtlar.

Adım Adım Çözüm

1
Paragrafta anlatılan olayın ana fikrini ve Hz. Muhammed'in davranışının temel motivasyonunu analiz etmek
Hz. Muhammed'in, toplumsal konumu ve peygamberlik makamına rağmen, hak iddia eden bir bireyin kısas talebini geri çevirmeyip kendisini hukuki eşitlik sınırları içinde tuttuğu görülür.
Olayın hangi evrensel ahlaki ve hukuki ilkeye dayandığını belirlemek gerekir.
2
Seçenekleri adalet, eşitlik ve kul hakkı kavramları bağlamında değerlendirmek
Liderlerin adaletten muaf olması, toplumsal barış için hakların feda edilmesi veya merhametin adaletin yerine geçmesi gibi kavram yanılgılarını barındıran şıklar elenir.
Hatalı yorumları eleyerek metinle doğrudan örtüşen hukuk üstünlüğü ilkesini tespit etmek amaçlanır.
3
Metinden çıkarılacak doğrudan sonucu belirlemek
Yönetici ile yönetilenin hukuk önündeki mutlak eşitliği ve adaletin herkes için bağlayıcı olduğu sonucuna ulaşılır.
Peygamberin hak gözetme ve adalet konusundaki hassasiyetinin en temel sonucunu netleştirmek gerekir.

Anahtar Kavram

Hz. Muhammed'in Adaleti, Eşitlik ve Kul Hakkı Hassasiyeti
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 2329Soru

Aşağıda sanat eserinin bazı temel özellikleri ile bu özelliklerin tanımları verilmiştir. Buna göre, sol sütundaki özellikleri sağ sütundaki doğru tanımlarıyla eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Özgünlük (Biriciklik)
Estetik Kaygı (Çıkar Gözetmeme)
Kalıcılık
Evrensellik

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Özgünlük (Biriciklik) ifadesi eserin tek ve eşsiz olmasıyla; Estetik Kaygı ifadesi pratik fayda gütmeme ve güzeli aramayla; Kalıcılık ifadesi çağını aşıp geleceğe ulaşmasıyla; Evrensellik ifadesi ise tüm insanlığın ortak mirası olmasıyla eşleşir.
Sol sütundaki sanat felsefesi kavramları ile sağ sütundaki açıklamalar birbirleriyle doğru şekilde eşleştirilmiştir: Özgünlük kavramı eserin tek ve eşsiz olmasıyla, Estetik Kaygı pratik amaç taşımayıp sadece güzeli hedeflemesiyle, Kalıcılık üretildiği çağın sınırlarını aşıp geleceğe ulaşmasıyla ve Evrensellik de kültürel sınırları aşarak tüm insanlığın ortak değeri haline gelmesiyle birebir örtüşmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Sol sütundaki 'Özgünlük (Biriciklik)' kavramının tanımını sağ sütunda arayın.
Sanat eserinin tek ve benzersiz olması durumunu açıklayan 'Eserin, onu üreten sanatçının kendine has yaratıcı hayal gücünü yansıtması nedeniyle dünyada tek ve eşsiz olması.' ifadesi tespit edilir.
Özgünlük, eserin taklit edilemezliğini ve yaratıcısının özgün damgasını taşıyan tek bir varlık olmasını ifade eder.
2
Sol sütundaki 'Estetik Kaygı (Çıkar Gözetmeme)' kavramının tanımını sağ sütunda bulun.
Eserin pratik fayda veya kazanç amacı taşımadan üretilmesini anlatan 'Sanatçının, eserini üretirken pratik bir fayda veya maddi bir kazanç amacı gütmeden sadece güzeli ortaya koymaya yönelmesi.' ifadesi eşleştirilir.
Sanat eseri faydacı bir amaca hizmet etmez; onun yegane amacı estetik haz uyandırmaktır.
3
Sol sütundaki 'Kalıcılık' özelliğinin açıklamasını sağ sütunda eşleştirin.
Eserin zamana meydan okumasını ifade eden 'Bir yapıtın, üretildiği çağın sınırlarını aşarak gelecekteki nesiller üzerinde de estetik bir etki bırakabilmesi.' ifadesi seçilir.
Kalıcılık, eserin zamansal olarak kalıcı olmasını, yani geleceğe aktarılabilmesini belirtir.
4
Sol sütundaki 'Evrensellik' kavramının karşılığını sağ sütundan belirleyin.
Tüm insanlığa seslenmeyi anlatan 'Bir sanat yapıtının, ortaya çıktığı coğrafya ve kültürle sınırlı kalmayıp tüm insanlığın ortak mirası haline gelmesi.' ifadesi bulunur.
Evrensellik, eserin kültürel sınırları aşarak tüm insanlığa hitap eden ortak bir değer taşımasıdır.

Anahtar Kavram

Sanat eserinin temel nitelikleri (özgünlük, estetik kaygı, kalıcılık, evrensellik)
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 2330Soru

Dünya üzerindeki farklı merkezlerin yerel saatleri, bulundukları boylam derecelerine ve saat dilimlerine göre değişiklik gösterir.

Buna göre, aşağıda konum özellikleri belirtilen merkezleri yerel saati en ileri olandan en geri olana doğru sıralayınız.

Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Tokyo, Iğdır, Londra, New York
Verilen merkezlerin boylam dereceleri doğudan batıya doğru Tokyo (135135^\circ Doğu), Iğdır (4545^\circ Doğu), Londra (00^\circ) ve New York (7575^\circ Batı) şeklindedir. Yerel saat doğuda daha ileri olduğundan, en ileri yerel saatten en geri olana doğru sıralama Tokyo, Iğdır, Londra ve New York olmalıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Her merkezin boylam derecesini ve saat dilimi değerini belirleyin.
Tokyo: 135135^\circ Doğu (+9+9. saat dilimi), Iğdır: 4545^\circ Doğu (+3+3. saat dilimi), Londra: 00^\circ (00. saat dilimi), New York: 7575^\circ Batı (5-5. saat dilimi).
Merkezlerin konumlarını netleştirmek, yerel saatlerin karşılaştırılmasını kolaylaştırır.
2
Dünya'nın dönüş yönünü dikkate alarak boylamları doğudan batıya doğru sıralayın.
Doğudan batıya sıralama: Tokyo (135135^\circ Doğu) -> Iğdır (4545^\circ Doğu) -> Londra (00^\circ) -> New York (7575^\circ Batı).
Dünya batıdan doğuya doğru döndüğü için doğudaki merkezlerde yerel saat her zaman daha ileridir.
3
Sıralamanın doğruluğunu saat dilimi değerlerine göre teyit edin.
+9+9 (Tokyo) > +3+3 (Iğdır) > 00 (Londra) > 5-5 (New York) sıralaması elde edilir.
Pozitif saat dilimleri doğuyu, negatif saat dilimleri ise batıyı temsil eder ve sayısal olarak büyük olan saat diliminde saat daha ileridir.

Anahtar Kavram

Dünya'nın batıdan doğuya dönmesi nedeniyle yerel saat doğuda daha ileri, batıda ise daha geridir.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 2331Soru

Hucurât Suresi 12. ayetinde şöyle buyrulmaktadır:

"Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin..."

İslam ahlak felsefesinde bu ayette zikredilen yerilen kötü davranışlar (suizan, tecessüs ve gıybet) arasındaki psikolojik ve toplumsal nedensellik ilişkisiyle ilgili;

I. Zihinsel düzeydeki olumsuz bir ön yargı olan suizan, bireyi eylemsel boyutta bir mahremiyet ihlali olan tecessüse yönlendiren temel motivasyon kaynağıdır.
II. Tecessüs yoluyla başkalarının gizli hallerini ve kusurlarını araştırmak, elde edilen eksik veya çarp��tılmış bilgilerin gıybet ve iftira gibi dilsel günahlara malzeme yapılmasına zemin hazırlar.
III. Ayetteki sıralama, ahlaki yozlaşmanın bireyin zihnindeki niyet ve düşünce sapmasıyla başlayıp eyleme döküldüğünü ve en nihayetinde toplumsal ilişkileri tahrip eden bir dilsel iletişime dönüştüğünü gösterir.

yargılarından hangileri doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: I, II ve III

Cevap

I, II ve III
I, II ve III öncüllerini içeren seçenek doğrudur. Çünkü Hucurât Suresi 12. ayetteki yasaklar rastgele sıralanmamıştır. Süreç, zihinsel düzeyde başlayan bir ön yargı ve kötü zan ile (suizan) tetiklenir; bu zan insanı başkalarının gizli hallerini araştırmaya (tecessüs) sevk eder; tecessüs ile elde edilen mahrem bilgiler ise dedikodu ve arkadan konuşma (gıybet) yoluyla toplumsal ilişkilere zarar veren sözel eylemlere dönüşür. Bu durum ahlaki bozulmanın zihinden topluma doğru yayılım şemasını tam olarak yansıtır.

Adım Adım Çözüm

1
Ayet meali üzerinde geçen ahlaki kavramları tanımlama
Zan (suizan), tecessüs (kusurları araştırma) ve gıybet (arkadan çekiştirme) kavramları tespit edilir.
Sorunun çözümü için öncelikle ayette geçen kavramların niteliğinin anlaşılması gerekir.
2
Kavramlar arasındaki nedensellik ve aşamalandırma ilişkisini inceleme
Zihindeki olumsuz düşüncenin (suizan) eyleme (tecessüs) dönüştüğü, bu eylemden elde edilen malzemenin ise sözel günahlara (gıybet) yol açtığı görülür.
Ayetteki sıranın tesadüfi olmayıp psikolojik ve sosyolojik bir gelişim sürecini takip ettiğini belirlemek için bu adım gereklidir.
3
Öncülleri elde edilen analizle karşılaştırma
I, II ve III numaralı öncüllerin tamamının ayetteki bu mantıksal ve ahlaki akışı doğru biçimde modellediği doğrulanır.
Yargıların doğruluğunu kesinleştirmek ve doğru seçeneğe ulaşmak için son değerlendirme yapılır.

Anahtar Kavram

İslam ahlakında kötü davranışların bilişsel, davranışsal ve toplumsal boyutları ve aralarındaki nedensel ilişkiler
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 2332Soru

John Locke'a göre doğa durumunda insanlar tamamen özgür ve eşittir; aklın yasası olan doğa yasası herkes için geçerlidir. Ancak doğa durumunda, bu yasayı uygulayacak, tarafs��z kararlar verecek ve ihlalleri cezalandıracak kurumsallaşmış ortak bir otorite yoktur. Her birey kendi davasının yargıcı ve infazcısı konumundadır. Bu durum, adaletsizliğe, çatışmaya ve mülkiyetin korunamamasına yol açar. İnsanlar bu olumsuzluklardan kurtulmak ve haklarını güvence altına almak için bir araya gelerek belirli yetkilerini ortak bir güce devrederler.

Buna göre, John Locke'un devletin ortaya çıkışına dair bu görüşlerinden hareketle aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılabilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Devlet, doğa durumundaki karmaşa ve tarafs��z yargıç eksikliğini gidermek üzere bireylerin ortak rızasıyla kurulan yapay bir sözleşmenin ürünüdür.

Cevap

Devlet, doğa durumundaki karmaşa ve tarafsız yargıç eksikliğini gidermek üzere bireylerin ortak rızasıyla kurulan yapay bir sözleşmenin ürünüdür.
Doğa durumundaki tarafsız yargıç eksikliğini ve mülkiyet güvenliği sorununu çözmek amacıyla insanların rızaya dayalı bir sözleşmeyle devleti kurduğunu belirten seçenek doğrudur. Parçada Locke'un toplumsal sözleşme teorisine dayanan yapay devlet anlayışı doğrudan temellendirilmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Parçadaki temel problemin belirlenmesi
Doğa durumundaki özgürlüğe rağmen tarafsız bir yargıç ve cezalandır��cı otorite olmamasının güvensizlik ve mülkiyet sorunlarına yol açtığı tespit edilir.
Locke'un insanları sözleşmeye yönelten temel motivasyonunu anlamak için bu tespit gereklidir.
2
Devletin ortaya çıkış mekanizmasının çözümlenmesi
İnsanların haklarını güvence altına almak için bir araya gelerek rızayla yetki devri yaptıkları (toplumsal sözleşme) görülür.
Bu durum devletin doğal değil, yapay (insan eliyle üretilmiş) bir kurum olduğunu gösterir.
3
Seçeneklerin analiz edilerek elenmesi
Doğal devlet teorisini savunan organik görüşler ile mutlakiyetçi ve çatışmacı alternatifler elenir. Sözleşmeci ve yapay devlet niteliğini belirten seçenek doğrulanır.
Locke'un liberal, hakları korumaya yönelik sınırlı sözleşme teorisiyle doğrudan örtüşen yargıya ulaşmak hedeflenir.

Anahtar Kavram

Yapay Devlet ve Toplumsal Sözleşme (John Locke)
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 2333Soru

İnsan zihni, çocukluktan itibaren çevresinden topladığı inançlar, kabuller ve yargılarla dolu bir depo gibidir. Çoğu insan bu depodaki malzemeleri hiç tasnif etmeden, hangisinin kendine ait hangisinin ödünç alınmış olduğunu sorgulamadan bir ömür tüketir. Felsefe yapmak ise bu depodaki her bir eşyayı gün ışığına çıkarıp incelemek, işe yaramayanları, temelsiz olanları ayıklamak ve kişisel bir düzen oluşturmaktır. Bu süreç acı verici olsa da bireyin kendi zihinsel dünyasının mimarı olmasını sağlar. Buna göre, parçada felsefenin aşağıdaki bireysel işlevlerinden hangisi vurgulanmaktadır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bireyin kendi zihnine yönelerek refleksif bir tutumla düşüncelerini sorgulaması ve zihinsel bağımsızlık kazanması

Cevap

Bireyin kendi zihnine yönelerek refleksif bir tutumla düşüncelerini sorgulaması ve zihinsel bağımsızlık kazanması
Doğru cevap, bireyin kendi zihnine yönelerek refleksif bir tutumla düşüncelerini sorgulamasını ve zihinsel bağımsızlık kazanmasını ifade eden seçenektir. Parçada insanın çevresinden aldığı hazır kabulleri felsefe aracılığıyla ayıklayarak zihinsel dünyasının mimarı haline geldiği belirtilmiştir. Bu da felsefenin bireye zihinsel özerklik ve öz farkındalık sağlama işlevini doğrudan örneklendirir.

Adım Adım Çözüm

1
Paragraftaki temel benzetmeyi (zihin deposu ve malzemelerin tasnif edilmesi) analiz etmek.
İnsanın çocukluktan itibaren topladığı inançların sorgulanmadan depolandığı ve bu durumun zihinsel bağımlılığa yol açtığı belirlenmiştir.
Sunulan durumun felsefe öncesi zihinsel durumunu kavramak.
2
Felsefe yapma eyleminin bu depoya getirdiği işlevi tanımlamak.
Felsefenin bu hazır kabulleri eleyerek bireyin kendi zihinsel dünyasının mimarı olmasını sağladığı saptanmıştır.
Parçadaki temel felsefi eylemin bireye katkısını ortaya koymak.
3
Elde edilen bu sonucu felsefenin bireysel işlevleriyle ilişkilendirmek.
Felsefenin bireye kendi düşüncelerini sorgulama, zihinsel özerklik ve öz farkındalık kazandırdığı tespit edilmiştir.
Doğru yanıt olan zihinsel bağımsızlık ve refleksif sorgulama seçeneğine ulaşmak.

Anahtar Kavram

Felsefenin bireye sağladığı zihinsel özerklik, öz farkındalık ve refleksif düşünme becerisi.
Soru 2334Soru

Aşağıda iman kavramı ile tasdik ve ikrar ilişkisine dair verilen durumları, bu durumların kelami ve hukuki karşılıklarıyla eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Kişinin kalbinde yer alan inancını sözlü olarak beyan etmesiyle, İslam toplumu içinde evlenme, miras ve cenaze gibi hukuki işlemlerde 'mümin' olarak kabul edilmesini sağlayan unsur.
Sadece bilmekten farklı olarak, kalbin haberi getiren elçiye ve getirdiklerine teslimiyet göstermesi, onları samimiyetle onaylaması olan imanın yegane asıl rüknü.
Ölüm tehdidi veya dilsizlik gibi iradeyi ortadan kaldıran veya dille ifadeyi engelleyen durumlarda, kalpteki inancın korunması şartıyla kişinin ahirette kurtuluşa ermesini engellemeyen durum.
Kalpte içsel bir benimseme ve onaylama bulunmamasına rağmen, dünyevi çıkarlar veya can güvenliği gibi sebeplerle dille iman ettiğini beyan etme durumu.

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Kişinin hukuki düzlemde mümin sayılmasını sağlayan unsur İkrar; imanın asıl rüknü ve kalbin onayı Tasdik; ikrah veya dilsizlik durumları Mazeret Hali; kalpte tasdik olmadan yapılan dille beyan ise Nifak kavramlarıyla eşleşir.
Doğru eşleştirmede; hukuki statüyü belirleyen dışa dönük eylem ikrarla, kalbi onaylama tasdikle, baskı altında ikrarın yapılamaması mazeret haliyle, kalben inanılmadığı halde dille inanıldığını iddia etmek ise nifakla ilişkilendirilmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
İlk ifadedeki 'toplumsal ve hukuki düzlemde mümin kabul edilme' ve 'sözlü beyan' vurgularından hareketle bu durumun imanın dış dünyadaki göstergesi olan ikrar ile eşleştiği belirlenir.
Birinci ifade İkrar ile eşleşir.
İkrar, imanın dünyevi ve hukuki geçerliliği için gerekli olan sözlü açıklamadır.
2
İkinci ifadedeki 'bilmenin ötesinde kalbin teslimiyetle onaylaması' ve 'imanın yegane asıl rüknü' ibarelerinden bu durumun tasdik olduğu anlaşılır.
İkinci ifade Tasdik ile eşleşir.
Kelam ilminde imanın asıl rüknü kalbin tasdikidir.
3
Üçüncü ifadedeki 'ölüm tehdidi' ve 'dilsizlik' gibi durumlarda kalpteki inanç sürdüğü müddetçe kişinin kurtuluşa ermesinin engellemeyen durum incelenir.
Üçüncü ifade Mazeret Hali ile eşleşir.
İslam kelamına göre zorlama (ikrah) veya fiziki engeller dille ikrarı düşüren meşru mazeretlerdir, kalpte tasdik varsa iman geçerlidir.
4
Dördüncü ifadedeki 'kalpte tasdik olmaksızın dünyevi çıkarlar için dille beyanda bulunma' durumunun İslam literatüründeki karşılığı aranır.
Dördüncü ifade Nifak ile eşleşir.
Kalbiyle inanmadığı halde diliyle inandığını söyleyen kişi münafıktır ve bu durum nifak olarak adlandırılır.

Anahtar Kavram

İman kavramının tanımı ile tasdik ve ikrarın imandaki yerinin kelami ve hukuki boyutları.
Soru 2335Soru

Aşağıda evrensel ahlak yasasının varlığını öznel temelde temellendiren düşünürler ve bu düşünürlerin ahlaki yaklaşımlarının temel açıklamaları verilmiştir. Bu düşünürleri, savundukları ahlaki yaklaşımlarla doğru bir şekilde eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Jeremy Bentham
John Stuart Mill
Henri Bergson

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Jeremy Bentham'ın yaklaşımı hazların niceliğine ve en yüksek fayda ilkesine dayanan açıklamayla; John Stuart Mill'in yaklaşımı hazların niteliksel ayrımına ve toplumsal yarara dayanan açıklamayla; Henri Bergson'ın yaklaşımı ise iç sese ve sezgiye dayanan açıklamayla eşleşmelidir.
Ahlak felsefesinde evrensel ahlak yasasının varlığını öznel temelde kabul eden düşünürlerden Jeremy Bentham niceliksel faydayı (en çok sayıda insana en yüksek fayda), John Stuart Mill niteliksel faydayı (entelektüel hazların üstünlüğü) ve Henri Bergson ise içsel sezgiyi (yaratıcı yaşam hamlesi) ahlak yasasının temeline yerleştirir. Bu nedenle doğru eşleştirme bu düşünürlerin özgün görüşlerine dayanmalıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Jeremy Bentham'ın faydacılık anlayışının ayırt edici özelliğini belirlemek.
Bentham, hazzın niceliğini (miktarını) ön plana çıkarır ve 'en çok sayıda insana en yüksek mutluluk/haz' ilkesini benimser.
Bu durum Bentham'ın niceliksel faydacılık yaklaşımını tanımlar.
2
John Stuart Mill'in faydacılık anlayışını Bentham'dan ayıran yönü analiz etmek.
Mill, hazlar arasında niteliksel farklar olduğunu savunarak zihinsel ve entelektüel hazları bedensel hazlardan üstün tutar; bireysel haz ile toplumsal faydayı sentezler.
Bu durum Mill'in niteliksel faydacılık yaklaşımını açıklar.
3
Henri Bergson'ın sezgici ahlak anlayışının temelini ortaya koymak.
Bergson, ahlakı statik toplumsal kurallar yerine, insanın iç dünyasındaki yaratıcı güce, yaşam hamlesine ve sezgiye (iç sese) dayandırır.
Bu durum Bergson'ın sezgici (entüisyonist) ahlak yaklaşımının özünü oluşturur.

Anahtar Kavram

Evrensel ahlak yasasını öznel temelde temellendiren yaklaşımlar olan utilitarizm (Bentham ve Mill) ve entüisyonizm (Bergson) arasındaki kavramsal farklar.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 2336Soru

Medine döneminde Müslümanlardan biri, çaldığı bir zırhı bir Yahudinin bahçesine saklayarak suçu onun üzerine atmaya çalışmış, kendi kabilesi de suçsuz olduğunu iddia ederek bu Müslümanı hararetle savunmuştur. Durum Hz. Muhammed’e iletildiğinde, dış görünüş ve ilk deliller doğrultusunda Müslüman lehine karar vermek üzereyken, inen ayetler (Nisâ suresi, 105-107. ayetler) hainleri savunmamayı ve adaletten sapmamayı emretmiştir. Bunun üzerine Hz. Muhammed, toplumsal baskılara ve kabile bağlarına bakmaksızın adaleti tesis etmiş ve Yahudi vatandaşın suçsuz olduğunu ilan etmiştir.

Bu parçadan hareketle Hz. Muhammed'in adalet ve hak g��zetme ilkesiyle ilgili aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılabilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hak ve adaletin tecelli etmesinde, tarafların dini ve toplumsal kimlikleri bir ayrıcalık veya haksızlık unsuru olarak kabul edilemez.

Cevap

Hak ve adaletin tecelli etmesinde, tarafların dini ve toplumsal kimlikleri bir ayrıcalık veya haksızlık unsuru olarak kabul edilemez.
Doğru cevap, hak ve adaletin uygulanmasında kişilerin inançlarının veya toplumsal konumlarının bir ayrıcalık sebebi olamayacağını belirten yargıdır. Parçada Hz. Muhammed'in, kendi ümmetinden ve güçlü bir kabileye mensup olan Müslüman yerine, azınlık konumundaki Yahudi bir vatandaşın hakkını koruması bu ilkeyi doğrudan örneklendirir.

Adım Adım Çözüm

1
Parçada anlatılan olaydaki tarafları, iddiaları ve Hz. Muhammed'in karar verme sürecini analiz etmek.
Bir Müslümanın hırsızlık yapıp suçu Yahudi bir vatandaşa attığı, kabilesinin ise Müslümanı savunduğu ve Hz. Muhammed'in başlangıçta Müslüman lehine karar vermek üzereyken inen ayetlerle adaleti tesis ettiği anlaşılır.
Olayın temel unsurlarını ve tarafların konumunu belirlemek, adaletin kimler arasında ve hangi koşullarda uygulandığını anlamak için gereklidir.
2
Hz. Muhammed'in kabile baskısına ve dini yakınlığa rağmen verdiği kararın niteliğini değerlendirmek.
Hz. Muhammed'in kendi dininden olan ve arkasında güçlü kabile desteği bulunan kişiyi değil, suçsuz olan Yahudi vatandaşı haklı bulduğu ve hakkını iade ettiği görülür.
Bu adım, Hz. Muhammed'in adalet uygulamasında kabile veya din bağının herhangi bir ayrıcalık sağlamadığını tespit etmek için gereklidir.
3
Elde edilen sonuçları seçeneklerle karşılaştırarak adaletin evrenselliği ve tarafsızlığı ilkesine ulaşmak.
Adaletin inanç ve kimlik ayrımı gözetmeksizin mutlak olarak uygulanması gerektiği yargısına varılır.
Parçadaki temel mesajı ifade eden en kapsamlı ve doğru seçeneği belirlemek için bu karşılaştırma yapılmalıdır.

Anahtar Kavram

Hz. Muhammed'in adalet uygulamasında eşitlik, tarafsızlık ve hak gözetme ilkelerinin dini veya toplumsal kimliklerden üstün tutulması.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 2337Soru

Geleneksel felsefe, değişimin ardında değişmeden kalan ve kendi başına var olan durağan tözler arama eğilimindedir. Oysa gerçeklik, nihai olarak bitmiş nesnelerin bir toplamı değil; durmaksızın birbirini etkileyen, dönüşen ve akıp giden olaylar ağından ibarettir. Varlık, durağan bir özden ziyade, dinamik ilişkilerin oluşturduğu yaratıcı bir süreçtir. Dolayısıyla bir şeyi anlamak, onun değişmeyen yapısını değil, bu oluş sürecindeki yönelimini kavramaktır.

Bu parçada savunulan görüşe göre, varlığın yapısıyla ilgili aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılabilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Varlık, değişmez sabit özlerin bir toplamı olmaktan ziyade, durmaksızın gerçekleşen dinamik bir oluş sürecidir.

Cevap

Varlık, değişmez sabit özlerin bir toplamı olmaktan ziyade, durmaksızın gerçekleşen dinamik bir oluş sürecidir.
Parçada, geleneksel felsefenin durağan töz arayışı eleştirilerek gerçekliğin durmaksızın birbirini etkileyen, dönüşen olaylar ağı ve yaratıcı bir süreç olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla varlığı değişmez sabit özler yerine dinamik bir oluş süreci olarak gören yargı parçadaki savunuyu tam olarak doğrular.

Adım Adım Çözüm

1
Parçadaki temel iddiayı belirleme
Parçada, geleneksel felsefenin değişmeyen durağan töz arayışı eleştirilmiş ve gerçekliğin aslında bitmiş nesnelerin toplamı değil, dinamik bir ilişkiler ve olaylar ağı olduğu belirlenmiştir.
Sorunun doğru cevabına ulaşmak için paragrafta savunulan ontolojik yaklaşımı doğru analiz etmek gerekir.
2
Seçenekleri analiz etme ve eleme
Varlığın değişmeyen idealardan oluştuğunu savunan, varlığı sadece durağan maddeye indirgeyen, varlığı bilimsel yöntemle sınırlayan veya nesnel varlığı tamamen reddeden yargılar elenmiş; varlığı sürekli gerçekleşen dinamik bir oluş süreci olarak tanımlayan yargı doğru olarak belirlenmiştir.
Çelişen felsefi akımları ve yaklaşımları eleyerek parçayla doğrudan örtüşen oluş felsefesi görüşünü tespit etmek gerekir.

Anahtar Kavram

Oluş Olarak Varlık ve Süreç Felsefesi
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 2338Soru

İslam epistemolojisinde doğru bilgiye ulaşmada aracı olan kaynaklar ile bu kaynakların temel tanımları aşağıda verilmiştir.

Buna göre, sol sütundaki bilgi kaynakları ile sağ sütundaki tanımları doğru şekilde eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Selim Akıl
Sadık Haber
Salim Duyular

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Selim Akıl kavramı insanın önyargısız doğru karar verme yetisiyle; Sadık Haber kavramı vahiy ve peygamberlerden gelen aşkın bilgilerle; Salim Duyular kavramı ise sağlıklı duyu organlarının fiziksel dünya algısıyla eşleşmektedir.
Selim akıl fıtri temizliği koruyarak doğru hüküm vermeyi; sadık haber vahiy ve mütevatir haberleri; salim duyular ise sağlıklı duyu organları ile fiziksel dünyayı algılamayı ifade eder.

Adım Adım Çözüm

1
Selim Akıl kavramının tanımını belirleme
Selim akıl; insanın fıtri yapısını bozmadan, ön yargılardan uzak bir şekilde doğru karar vermesini sağlayan akıldır. Bu tanım birinci yargıyla eşleşir.
Selim aklın ahlaki ve zihinsel tarafsızlık boyutunu tespit etmek için bu adım uygulanır.
2
Sadık Haber kavramının kapsamını eşleştirme
Sadık haber; vahyi ve mütevatir haberleri içerir, gaybî aleme dair aklın ulaşamayacağı bilgileri verir. Bu tanım ikinci yargıyla eşleşir.
Sadık haberin ilahî bildirim boyutunu doğru tanımla ilişkilendirmek için bu adım uygulanır.
3
Salim Duyular kavramını tanımlama
Salim duyular; sağlıklı duyu organlarının dış dünyayı doğrudan algılamasıdır. Bu tanım üçüncü yargıyla eşleşir.
Duyuların deneysel ve fiziksel veri kaynağı olma özelliğini belirlemek için bu adım uygulanır.

Anahtar Kavram

İslam'da doğru bilginin güvenilir kaynakları olan selim akıl, sadık haber ve salim duyuların kavramsal tanımları.
Soru 2339Soru

Türkiye'de kırsal yerleşmelerin dokusal özellikleri ve tipleri üzerinde fiziki ve beşerî coğrafya faktörleri doğrudan etkilidir. Aşağıda belirtilen kırsal alan coğrafi özelliklerini, bu alanlarda gelişen en uygun yerleşme dokusu veya tipiyle eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Yer şekillerinin engebeli, su kaynaklarının bol ve tarım alanlarının parçalı olduğu Rize ve çevresindeki dik yamaçlar
Yıllık yağış miktarının az, yer şekillerinin sade ve su kaynaklarının sınırlı olduğu Şanlıurfa çevresindeki düzlükler
Batı Toroslar'ın yüksek kesimlerinde, hayvancılık faaliyetleri amacıyla yaz döneminde kullanılan geçici kır yerleşmeleri

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Engebeli ve bol yağışlı Rize çevresi ile dağınık yerleşme dokusu; kurak ve düz Şanlıurfa çevresi ile toplu yerleşme dokusu; Toroslar'daki yazlık hayvancılık faaliyeti ile yayla yerleşmeleri eşleşmektedir.
Rize çevresinde arazinin engebeli ve suyun bol olması nedeniyle dağınık yerleşmeler görülür. Şanlıurfa çevresinde arazinin düz ama suyun az olması insanları su başlarında toplu yerleşmeye yöneltir. Toroslar'da ise yüksek rakımlı alanlarda hayvancılık amacıyla kullanılan geçici yerleşmeler yaylalardır. Bu sebeple eşleştirmeler coğrafi gerçeklerle tam uyumludur.

Adım Adım Çözüm

1
Doğu Karadeniz (Rize) şartlarının analizi
Rize ve çevresinde engebe fazla, su boldur; bu durum evlerin tarım arazilerine yakın ve mesafeli kurulmasını sağlar.
Doğal faktörler olan yer şekilleri ve su imkanları dağınık yerleşmeyi zorunlu kılar.
2
Güneydoğu Anadolu (Şanlıurfa) şartlarının analizi
Şanlıurfa'da düzlükler yaygın ancak su azdır; bu da evlerin su kuyusu veya akarsu etrafında kümelenmesine yol açar.
Su kıtlığı insanları toplu dokulu yerleşmeler kurmaya yönlendirir.
3
Toros Dağları'ndaki geçici faaliyetin belirlenmesi
Toroslar'da yazın serinleme ve hayvancılık amacıyla kurulan geçici kır yerleşmesi yayladır.
Yayla, Türkiye'de en yaygın görülen geçici köy altı yerleşmesidir.

Anahtar Kavram

Türkiye'de yerleşme dokularının (toplu/dağınık) ve geçici/kalıcı kır yerleşme tiplerinin dağılışını etkileyen fiziki (su, yer şekilleri) ve beşerî (hayvancılık, tarım) faktörler.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 2340Soru

Hz. Muhammed, alacaklısı olan bir bedevinin borcunu kaba ve sert bir üslupla talep etmesi üzerine araya girmek ve bedeviyi cezalandırmak isteyen sahabileri engellemiştir. O, sahabilerine: "Hak sahibinin konuşma hakkı vardır." diyerek bedeviyi haklı bulmuş ve borcun geciktirilmeden, hatta daha iyi bir kalitede ödenmesini emretmiştir.

Bu olaydan hareketle Hz. Muhammed'in adalet ve hak gözetme anlayışı hakkında;

I. Hak sahibinin kim olduğuna bakılmaksızın hakkın sahibine iade edilmesi esastır.
II. Toplumsal statü farkları, hukuki eşitli��in ve adaletin uygulanmasına engel teşkil etmez.
III. Alacaklıların haklarını tahsil ederken her türlü yöntemi ve üslubu kullanması meşru kabul edilir.

yargılarından hangilerine ulaşılabilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: I ve II

Cevap

Hz. Muhammed'in adalet anlayışına göre hakkın sahibine iade edilmesi esastır ve statü farkları adaletin uygulanmasına engel teşkil etmez (I ve II).
Doğru cevap olan ifade, Hz. Muhammed'in alacaklıya gösterdiği tutumdan yola çıkarak adaletin mutlaklığını ve sınıfsal ya da statüsel fark gözetmeksizin uygulanması gerektiğini ortaya koymaktadır. Peygamber'in devlet başkanı sıfatıyla bir bedevinin kaba tavrına rağmen hakkını savunması, hem hakkın sahibine verilmesinin esas olduğunu hem de statülerin adaleti engellemeyeceğini gösterir.

Adım Adım Çözüm

1
Paragraftaki hadis metnini ve olay örgüsünü analiz etmek.
Hz. Muhammed'in borcunu talep eden bedevinin kaba tavrına rağmen hakkını savunduğu ve sahabilerin müdahalesini engellediği anlaşılır.
Olaydan çıkarılacak temel adalet ilkelerini tespit etmek için bağlam çözümlenir.
2
Öncüllerin geçerliliğini denetlemek.
Birinci öncülün (hakkın sahibine iadesi) ve ikinci öncülün (statü farkının adalete engel olmaması) doğru olduğu; üçüncü öncülün (kaba üslubun meşruiyeti) ise yanlış olduğu belirlenir.
Paragraftaki verilerden hareketle mantıksal çıkarımlar yapmak.

Anahtar Kavram

Hz. Muhammed'in adaleti, hak sahibinin hakkını gözetmesi ve hukuki eşitlik ilkesi
Tahmini Süre:2m 0s
ÖncekiSayfa 117 / 338Sonraki
Tüm alıştırma soruları — YKS TYT (Temel Yeterlilik Testi) | Examkin