Mide ve Duodenum Hastalıkları

52 soru

Soru 1Soru

6262 yaşında kadın hasta, son 66 aydır giderek artan yorgunluk, halsizlik ve epigastrik bölgede dolgunluk hissi şikayetleriyle başvuruyor. Laboratuvar incelemelerinde hemoglobin 9.29.2 g/dLg/dL, MCVMCV 115115 fLfL ve serum B12B_{12} vitamini düzeyi 110110 pg/mLpg/mL (Normal: >200>200) saptanıyor. Yapılan üst gastrointestinal sistem endoskopisinde mide antrumunun doğal olduğu, ancak korpus ve fundus mukozasının soluk ve atrofik görünümde olduğu izleniyor. Alınan biyopsilerde korpus ve fundusta yoğun inflamasyon ve parietal hücre kaybı raporlanıyor. Bu hasta için aşağıdakilerden hangisi beklenen bir bulgudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Serum gastrin düzeylerinde belirgin artış

Cevap

Serum gastrin düzeylerinde belirgin artış görülmesi beklenen bir bulgudur.
Doğru yanıt serum gastrin düzeylerinde belirgin artıştır. Otoimmün gastritte, midenin asit üreten parietal hücreleri (korpus ve fundus yerleşimli) otoimmün saldırı sonucu yok olur. Ortaya çıkan aklorhidri, mide antrumunda yer alan G hücrelerini uyararak yoğun gastrin salınımına ve hipergastrinemiye neden olur.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ve laboratuvar bulgularını sentezle.
Makrositik anemi (MCVMCV 115115 fLfL) ve düşük B12B_{12} düzeyi, korpus/fundus yerleşimli atrofik gastrit ile birleştiğinde 'Otoimmün Metaplastik Atrofik Gastrit' (Tip A Gastrit) tanısını koydurur.
Parietal hücrelerin kaybı hem intrinsik faktör eksikliğine (Pernisiyöz anemi) hem de asit kaybına yol açar.
2
Hormonal geri bildirim mekanizmasını değerlendir.
Mide asidinin azalması (aklorhidri), antrumdaki G hücreleri üzerindeki negatif feedback mekanizmasını ortadan kaldırır.
Vücut asit azlığına yanıt olarak G hücrelerinden daha fazla gastrin salgılar.
3
Tanıyı beklenen laboratuvar bulgusuyla eşleştir.
Sekonder hipergastrinemi ve buna bağlı olarak ECL hücre hiperplazisi gelişir.
Bu tablo Tip A gastritin en karakteristik hormonal özelliğidir.

Anahtar Kavram

Otoimmün Gastrit (Tip A) Patofizyolojisi: Parietal hücre kaybı → Aklorhidri → Antral G-hücre uyarımı → Hipergastrinemi.
Soru 2Soru

3838 yaşında erkek hasta, uzun süredir devam eden ve yüksek doz proton pompa inhibitörü (PPI) tedavisine rağmen tam kontrol altına alınamayan epigastrik ağrı ve günde 454-5 kez olan sulu diyare şikayetiyle başvuruyor. Laboratuvar incelemelerinde serum kalsiyum düzeyi 11.411.4 mg/dLmg/dL, fosfor 2.22.2 mg/dLmg/dL, klor 106106 mEq/LmEq/L ve açlık serum gastrin düzeyi 750750 pg/mLpg/mL (NN: <100<100) olarak ölçülüyor. Yapılan sekretin stimülasyon testinde gastrin değerinin bazal seviyeye göre 350350 pg/mLpg/mL arttığı gözleniyor. Endoskopik ultrasonografide duodenum duvarında 33 adet 5105-10 mmmm çapında hipoekoik lezyon ve pankreas kuyruğunda 1212 mmmm çapında bir kitle izleniyor.

Bu hastada tedavi planlanırken cerrahi olarak atılması gereken ilk adım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Öncelikle paratirodektomi uygulanarak serum kalsiyum düzeyinin normale getirilmesi

Cevap

Öncelikle paratirodektomi uygulanarak serum kalsiyum düzeyinin normale getirilmesi
Vaka bir Multiple Endokrin Neoplazi Tip 1 (MEN-1) tablosudur. Zollinger-Ellison Sendromu (ZES) olan hastaların yaklaşık %20-25'inde MEN-1 eşlik eder. MEN-1 varlığında gastrinomlar genellikle duodenum yerleşimli, multifokal ve küçük (mikrogastrinoma) karakterdedir, bu nedenle cerrahi olarak tamamen temizlenmeleri zordur. Hiperkalsemi, gastrin salınımını potansiyalize ettiği için, tedavideki ilk cerrahi adım her zaman hiperparatiroidizmin düzeltilmesidir. Bu yaklaşım serum gastrin düzeylerini belirgin şekilde düşürerek semptomatik kontrolü kolaylaştırır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ve laboratuvar bulgularının sentezi
Dirençli ülserler + Diyare + Hipergastrinemi + Pozitif sekretin testi = Zollinger-Ellison Sendromu (ZES). Hiperkalsemi + Hipofosfatemi = Primer Hiperparatiroidizm.
Hastada birden fazla endokrin organ tutulumu (pankreas, duodenum, paratiroid) olduğu için MEN-1 sendromu tanısı konur.
2
ZES ve MEN-1 birlikteliğinde yönetim önceliklerini belirleme
MEN-1 ile ilişkili gastrinomalarda cerrahi kür şansı düşüktür (%10'un altı) çünkü lezyonlar genellikle çok sayıda ve mikroskobiktir.
Hiperkalsemi, gastrinom hücrelerinden gastrin salınımını doğrudan stimüle eder ve mide asit sekresyonunu artırır.
3
Cerrahi strateji seçimi
İlk olarak paratirodektomi yapılarak kalsiyum dengesi sağlanmalıdır.
Kalsiyumun normale dönmesi, bazal gastrin seviyelerini düşürebilir ve semptomların yüksek doz PPI ile daha kolay kontrol edilmesini sağlar.

Anahtar Kavram

MEN-1 sendromu eşliğinde görülen Zollinger-Ellison Sendromu'nda yönetim önceliği paratiroid cerrahisidir.

İpuçları

1
Hastadaki hiperkalsemi ve hipofosfatemi bulgularını mide şikayetleriyle birleştirerek bir sendrom tanısı düşünün.
2
MEN-1 sendromunda pankreas/duodenum lezyonları genellikle multifokaldir ve cerrahi kür zordur.
3
Kalsiyum seviyesinin gastrin salınımı üzerindeki uyarıcı etkisini ve hangi cerrahinin bu dengeyi düzelteceğini hatırlayın.

Daha Fazla Pratik

Zollinger-Ellison sendromu tanısında sekretin testinin fizyolojik temelini ve tanısal eşik değerlerini tekrar edin.
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 3Soru

3434 yaşında erkek hasta; tekrarlayan peptik ülserler, kronik ishal ve böbrek taşı öyküsü ile başvuruyor. Laboratuvar tetkiklerinde açlık serum gastrini 900900 pg/mL (N: <100<100), mide asit pHpH değeri 1.61.6 (N:>3.0N: >3.0), serum kalsiyumu 11.611.6 mg/dL (N:8.510.5N: 8.5-10.5) ve paratiroid hormon (PTHPTH) düzeyi 140140 pg/mL (N:1065N: 10-65) saptanıyor. Hastaya uygulanan sekretin stimülasyon testi sonucunda serum gastrin düzeyinde 250250 pg/mL'lik bir artış gözleniyor. Görüntüleme yöntemlerinde pankreasta belirgin kitle saptanmazken, duodenum duvarında multipl milimetrik nodüller izleniyor. Bu hastanın klinik yönetiminde, gastrinomaya yönelik cerrahi planlamadan önce yapılması önerilen en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Paratiroidektomi ile hiperkalseminin kontrol altına alınması

Cevap

Hastada saptanan bulgular ışığında öncelikle paratiroidektomi ile hiperkalseminin kontrol altına alınması en uygun yaklaşımdır.
Klinik tabloda sunulan hasta, gastrinoma ve primer hiperparatiroidizmin birlikteliği ile karakterize Multiple Endokrin Neoplazi Tip 1 (MEN-1) sendromuna sahiptir. MEN-1 hastalarında hiperkalsemi, gastrinoma hücrelerinden gastrin salınımını tetikleyen güçlü bir uyarandır. Bu vakalarda gastrinomaya yönelik cerrahi girişimden önce hiperparatiroidizmin paratiroidektomi ile tedavi edilmesi standart yaklaşımdır. Kalsiyum düzeylerinin normale dönmesi, hipergastrinemiyi hafifletir ve hatta bazı hastalarda ülser semptomlarının tamamen kontrol altına alınmasını sağlar.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tablonun analiz edilmesi
Zollinger-Ellison Sendromu (ZES) ve hiperparatiroidizm varlığı
Tekrarlayan ülserler, ishal ve yüksek gastrin (900900) ZES'i; hiperkalsemi ve yüksek PTHPTH ise hiperparatiroidizmi gösterir.
2
Sendromik tanının konulması
Multiple Endokrin Neoplazi Tip 1 (MEN-1) tanısı
Gastrinoma ve primer hiperparatiroidizmin birlikteliği tipik olarak MEN-1 sendromuna işaret eder.
3
Fizyopatolojik etkileşimin değerlendirilmesi
Kalsiyumun gastrin üzerindeki uyarıcı etkisi
Hiperkalsemi, gastrinoma hücrelerinden gastrin salınımını doğrudan uyararak peptik ülser şiddetini artırır.
4
Yönetim önceliğinin belirlenmesi
Önce paratiroidektomi yapılması
MEN-1 hastalarında paratiroidektomi sonrası kalsiyumun normale dönmesi, bazal gastrin düzeylerini düşürebilir ve gastrinomaya yönelik cerrahinin başarısını artırabilir.

Anahtar Kavram

MEN-1 sendromunda gastrinoma ve hiperparatiroidizm birlikteliğinde yönetim önceliği paratiroidektomidir.
Soru 4Soru

58 yaşında erkek hasta dispeptik yakınmalarla başvuruyor. Yapılan üst gastrointestinal sistem endoskopisinde, 'Sydney Protokolü'ne uygun olarak alınan biyopsilerin histopatolojik incelemesi sonucunda; hem antrumda hem de korpusta orta şiddette atrofi ve intestinal metaplazi (yaygın tutulum) saptanıyor. Biyopsilerde displazi izlenmiyor. H. pylori enfeksiyonu saptanan hastaya eradikasyon tedavisi veriliyor ve başarısı teyit ediliyor. Ailesinde mide kanseri öyküsü bulunmayan bu hasta için, güncel kılavuzlara (MAPS II) göre en uygun takip yaklaşımı hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: 3 yıl sonra kontrol endoskopi

Cevap

Yaygın intestinal metaplazi varlığında (aile öyküsü yoksa) 3 yıl sonra kontrol endoskopi yapılmalıdır.
MAPS II (Management of Precancerous Conditions of the Stomach) kılavuzuna göre, mide kanseri açısından yüksek riskli kabul edilen 'yaygın' (hem antrum hem korpusu tutan) atrofi veya intestinal metaplazi olgularında, displazi yoksa her 3 yılda bir endoskopik takip önerilmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın risk profilini belirle
Antrum ve korpusta intestinal metaplazi (Yaygın tutulum), displazi yok, aile öyküsü yok.
Risk stratifikasyonu için tutulumun yaygınlığı ve displazi varlığı kritiktir.
2
Kılavuz önerisini uygula (MAPS II)
Yaygın (Extensive) Atrofi/İntestinal Metaplazi için önerilen takip aralığı 3 yıldır.
Sadece antrumda sınırlı olsaydı takip gerekmezdi; displazi olsaydı 6-12 ayda takip gerekirdi.

Anahtar Kavram

Mide Prekanseröz Lezyonlarının Yönetimi (MAPS II Kılavuzu)

İpuçları

1
Hastada 'yaygın' (extensive) bir tutulum söz konusudur, bu durum fokal tutulumdan daha yüksek risk taşır.
2
Displazi olmadığı için 6-12 ay gibi çok kısa bir takibe gerek yoktur, ancak lezyon yaygın olduğu için takipsiz de bırakılmamalıdır.

Daha Fazla Pratik

Displazi saptansaydı yaklaşım nasıl değişirdi?
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 5Soru

2525 yaşında kadın hasta, mide korpusunda yerleşen multifokal gastrointestinal stromal tümör (GISTGIST) nedeniyle opere ediliyor. Tümör dokusunun immünohistokimyasal incelemesinde **SDHBSDHB (Süksinat Dehidrogenaz B) ekspresyon kaybı** saptanıyor. Bu klinik tabloya sahip bir hastada aşağıdakilerden hangisinin saptanma olasılığı en yüksektir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Ekstraadrenal paragangliom

Cevap

Ekstraadrenal paragangliom
Genç kadınlarda görülen, multifokal yerleşimli ve SDHBSDHB ekspresyon kaybı gösteren mide GISTGIST vakaları tipik olarak Carney Triadı'na işaret eder. Bu triadın bileşenleri mide GISTGIST, ekstraadrenal (genellikle fonksiyonel olmayan) paragangliom ve pulmoner (akciğer) kondromudur.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın demografik ve klinik özellikleri analiz edilir.
2525 yaşında kadın ve multifokal mide GISTGIST varlığı saptandı.
Genç yaş ve multifokalite, sporadik GISTGIST'ten ziyade kalıtsal/sendromik bir durumu düşündürür.
2
Moleküler marker (immünohistokimyasal bulgu) yorumlanır.
SDHBSDHB ekspresyon kaybı saptandı.
Bu bulgu, süksinat dehidrogenaz enzim eksikliğini ve buna bağlı gelişen Carney Triadı veya Carney-Stratakis sendromunu doğrular.
3
Olası sendromun bileşenleri gözden geçirilir.
Carney Triadı bileşenleri: Mide GISTGIST, Ekstraadrenal Paragangliom ve Akciğer Kondromu.
Hastanın klinik tablosunu tamamlayan diğer patolojik bulguyu belirlemek için gereklidir.

Anahtar Kavram

SDH-eksikliği olan GIST ve Carney Triadı

Daha Fazla Pratik

SDH-eksikliği olan GIST'lerin KIT/PDGFRA mutasyonu taşıyan sporadik GIST'lere göre imatinib tedavisine daha dirençli olduğunu unutmayın.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 6Soru

3838 yaşında kadın hasta, son birkaç haftadır yemeklerden sonra azalan ancak açlık durumunda şiddetlenen epigastrik ağrı şikayetiyle başvuruyor. Yapılan üst gastrointestinal sistem endoskopisinde duodenum bulbusunda 11 cm çapında aktif ülser saptanıyor ve antrumdan alınan biyopsi örneğinde H.pyloriH. pylori pozitifliği izleniyor. Hastanın tıbbi öyküsünde penisilin kullanımına bağlı anafilaksi geliştiği bilindiğine göre, bu hasta için en uygun birinci basamak eradikasyon tedavisi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: PPI + Bizmut subsitrat + Metronidazol + Tetrasiklin

Cevap

Proton pompa inhibitörü (PPIPPI), Bizmut subsitrat, Metronidazol ve Tetrasiklin kombinasyonundan oluşan bizmutlu dörtlü tedavi, penisilin anafilaksisi olan hastalarda en uygun birinci basamak yaklaşımdır.
Doğru yanıt olan bizmutlu dörtlü tedavi (Proton pompa inhibitörü, Bizmut subsitrat, Metronidazol ve Tetrasiklin), hem penisilin alerjisi olan hastalarda amoksisilin kullanımına güvenli bir alternatif sunması hem de yüksek direnç oranlarının olduğu bölgelerde bile etkinliğini koruması nedeniyle güncel kılavuzlarda birinci basamak tedavi olarak önerilmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın klinik durumunu ve kontrendikasyonlarını belirle.
Aktif duodenal ülser ve H.pyloriH. pylori enfeksiyonu mevcut; ancak penisiline bağlı anafilaksi öyküsü amoksisilin kullanımını imkansız kılıyor.
Tedavi seçimi hastanın alerji öyküsüne göre şekillendirilmelidir.
2
Güncel kılavuzlara göre penisilin alerjisi olan hastalarda önerilen rejimleri değerlendir.
Kılavuzlar (Maastricht VI gibi) bu durumda bizmutlu dörtlü tedaviyi ilk seçenek olarak önermektedir.
Bizmutlu dörtlü tedavi, antibiyotik direncinden daha az etkilenen ve yüksek eradikasyon oranına sahip bir rejimdir.
3
Seçenekler arasından uygun ilaç bileşenlerini içeren rejimi seç.
PPIPPI + Bizmut + Metronidazol + Tetrasiklin kombinasyonu seçilir.
Bu kombinasyon penisilin içermez ve hastanın klinik tablosuna en uygun eradikasyon şemasıdır.

Anahtar Kavram

H. pylori eradikasyonunda penisilin alerjisi (özellikle tip 1 aşırı duyarlılık/anafilaksi) varlığında bizmutlu dörtlü tedavi (PPIPPI + Bizmut + Metronidazol + Tetrasiklin) ilk tercih edilen rejimdir.

İpuçları

1
Hastanın özgeçmişindeki penisilin anafilaksisi, tedavi seçeneklerinizi daraltan en kritik bilgidir.
2
Penisilin alerjisi olanlarda amoksisilin içeren hiçbir rejim kullanılmamalıdır; bunun yerine bizmut içeren dörtlü rejimleri düşünün.

Daha Fazla Pratik

H. pylori eradikasyon başarısını kontrol etmek için en uygun testin ne olduğu ve tedaviden ne kadar süre sonra yapılması gerektiğini gözden geçirebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 7Soru

3535 yaşında erkek hasta, epigastrik bölgede yaklaşık 232-3 saattir devam eden ve özellikle yemeklerden 232-3 saat sonra ortaya çıkan kemirici tarzda ağrı şikayetiyle başvuruyor. Hasta, bu ağrının geceleri kendisini uykudan uyandırdığını ancak yemek yediğinde veya antiasit ilaç kullandığında hızla rahatladığını ifade ediyor. Bu klinik tabloya göre, hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Duodenal ülser

Cevap

Klinik bulgular (açlık ağrısı, gece ağrısı ve yemekle rahatlama) en çok duodenal ülser tanısını desteklemektedir.
Duodenal ülserli hastalarda mide asidi sekresyonu genellikle yüksektir. Yemekten 232-3 saat sonra midenin boşalmasıyla asidin duodenuma geçmesi ağrıyı başlatır. Yemek yendiğinde veya antiasit alındığında asit tamponlandığı için ağrı geçer. Ayrıca sirkadiyen ritme bağlı olarak gece yarısı asit sekresyonunun artması hastayı uykudan uyandırır.

Adım Adım Çözüm

1
Ağrı zamanlamasını analiz et
Ağrının yemeklerden 232-3 saat sonra (mide boşaldığında) ortaya çıkması 'açlık ağrısı' olarak tanımlanır.
Mide asidinin boş oniki parmak bağırsağına geçişi ağrıyı tetikler.
2
Rahatlatıcı faktörleri değerlendir
Yemek yemek ve antiasit kullanımı asidi tamponlayarak ağrıyı dindirir.
Bu durum duodenal patolojiler için karakteristiktir.
3
Gece ağrısını yorumla
Gece uykudan uyandıran ağrı, duodenal ülser için oldukça spesifik bir bulgudur.
Sirkadiyen asit sekresyonunun pik yaptığı saatlerde asit nötralizasyonunun olmaması ağrıya yol açar.

Anahtar Kavram

Peptik ülser tiplerinin ağrı karakteristiğine göre ayırıcı tanısı.

Daha Fazla Pratik

Duodenal ülserlerin en sık görüldüğü anatomik lokalizasyonu (bulbus) ve en sık görülen komplikasyonunu (kanama) gözden geçirin.
Tahmini Süre:45s
Soru 8Soru

4242 yaşında kadın hasta, son bir aydır özellikle geceleri uyandıran ve yemek yemekle hafifleyen epigastrik ağrı şikayetiyle polikliniğe başvuruyor. Fizik muayenede epigastrik bölgede hafif hassasiyet dışında özellik saptanmıyor. Bu hastadaki anamnez bulguları göz önüne alındığında, en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Duodenum ülseri

Cevap

Duodenum ülseri
Duodenum ülseri ağrısı, mide asidinin boş duodenuma geçmesiyle tetiklenir ve tipik olarak yemeklerden 1.531.5-3 saat sonra veya gece yarısında ortaya çıkar. Gıda alımı pyloru kapatarak ve alkali sekresyonu uyararak duodenumdaki asidi tamponladığı için ağrı hafifler.

Adım Adım Çözüm

1
Ağrı karakterini analiz et
Geceleri uyandıran (noktürnal) ağrı ve gıda alımıyla rahatlama saptandı.
Peptik ülser tipleri arasında ayırıcı tanı yapabilmek için ağrının yemekle ilişkisi en önemli ipucudur.
2
Klinik paternleri karşılaştır
Açlık ağrısı duodenum ülseri ile tam uyumludur.
Mide ülserinde gıda alımı asit sekresyonunu ve mide hareketlerini uyararak ağrıyı tetiklerken, duodenum ülserinde gıdalar veya antasitler duodenumdaki asidi tamponlayarak ağrıyı dindirir.

Anahtar Kavram

Duodenum ve Gastrik Ülser Ayırıcı Tanısı

Alternatif Yöntem

Duodenum ülserlerinin neredeyse tamamının (%95'ten fazlası) H.H. pyloripylori ile ilişkili olduğu ve malignite riskinin gastrik ülserlere göre çok daha düşük olduğu hatırlanmalıdır.
Tahmini Süre:45s
Soru 9Soru

6262 yaşında erkek hasta, son 66 saattir devam eden melena ve kahve telvesi şeklinde kusma şikayetleri ile acil servise başvuruyor. Yapılan üst gastrointestinal sistem endoskopisinde duodenum bulbusu arka duvarında 1.5 cm1.5\text{ cm} çapında bir ülser saptanıyor. Ülser tabanında aktif fışkırır tarzda kanama izlenmiyor ancak belirgin bir "kanamayan görünür damar" (non-bleeding visible vessel) tespit ediliyor. Bu hastadaki endoskopik bulgunun Forrest sınıflaması ve en uygun yönetim stratejisi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Forrest IIa - Endoskopik hemostaz (hemoklip, termal koagülasyon veya kombine tedavi) ve yüksek doz proton pompası inhibitörü uygulanmalıdır.

Cevap

Kanamayan görünür damar bulgusu Forrest IIa olarak sınıflandırılır ve bu hastalarda endoskopik hemostaz ile birlikte yüksek doz PPİ tedavisi standart yaklaşımdır.
Üst gastrointestinal sistem kanamalarında Forrest sınıflaması prognoz ve tedavi yaklaşımı için kritiktir. Forrest IIa (kanamayan görünür damar), Forrest Ia ve Ib'den sonra yeniden kanama riski en yüksek olan gruptur (yaklaşık %43\%43). Bu nedenle, bu bulgu saptandığında mutlaka endoskopik hemostaz yöntemlerinden biri (hemoklip, termal prob veya epinefrin enjeksiyonu ile kombine edilmiş mekanik/termal yöntem) uygulanmalı ve ardından yüksek doz PPİ tedavisi verilmelidir.

Adım Adım Çözüm

1
Endoskopik bulgunun analizi
Hastada 'kanamayan görünür damar' saptanmıştır.
Forrest sınıflamasında bu bulgu doğrudan evreyi belirler.
2
Forrest sınıflamasının belirlenmesi
Bulgu Forrest IIa olarak sınıflandırılır.
Kanamayan görünür damar, Forrest II alt grupları içinde en yüksek riskli olanıdır.
3
Yeniden kanama riskinin değerlendirilmesi
Yeniden kanama riski yaklaşık %4050\%40-50 civarındadır.
Bu yüksek risk oranı, aktif kanama (Forrest I) gruplarına yakındır.
4
Tedavi planının oluşturulması
Endoskopik tedavi (klips, termal veya enjeksiyon + ikinci modalite) ve intravenöz PPİ infüzyonu.
Yüksek riskli lezyonlarda mortalite ve cerrahi gereksinimini azaltmak için invaziv girişim şarttır.

Anahtar Kavram

Peptik ülser kanamalarında Forrest sınıflamasına göre risk belirlenmesi ve endoskopik tedavi endikasyonları.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 10Soru

52 yaşında kadın hasta, son bir yıldır giderek artan halsizlik, çabuk yorulma ve ellerinde uyuşma şikayetleriyle polikliniğe başvuruyor. Yapılan laboratuvar tetkiklerinde hemoglobin 8.4 g/dL8.4 \text{ g/dL}, MCV 114 fL114 \text{ fL} ve serum vitamin B12B_{12} düzeyi 110 pg/mL110 \text{ pg/mL} (N: 200-900) olarak saptanıyor. Hastaya yapılan üst gastrointestinal sistem endoskopisinde mide antrumunun normal olduğu, ancak korpus ve fundus mukozasının atrofik görünümde olduğu izleniyor. Biyopside fundal bezlerde şiddetli kayıp ve yoğun lenfositik infiltrasyon raporlanıyor.

Bu klinik tabloya sahip bir hastada aşağıdakilerden hangisinin saptanması en olasıdır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Parietal hücrelere karşı antikor pozitifliği

Cevap

Parietal hücrelere karşı antikor pozitifliği saptanması en olası bulgudur.
Verilen vaka tipik bir otoimmün (Tip A) gastrit tablosudur. Bu hastalıkta mide korpus ve fundusunda yer alan parietal hücreler bağışıklık sistemi tarafından hedef alınır. Parietal hücrelere ve intrinsik faktöre karşı antikorların oluşması, asit salgısının durmasına (aklorhidri) ve vitamin B12 emilimi için gerekli olan intrinsik faktörün kaybına neden olur. Sonuç olarak makrositer anemi (pernisiyöz anemi) ve serum gastrin düzeylerinde artış görülür.

Adım Adım Çözüm

1
Anemi tipini belirle
Hemoglobin düşüklüğü (8.4 g/dL8.4 \text{ g/dL}) ve yüksek MCV (114 fL114 \text{ fL}) makrositer anemiye işaret eder.
Yüksek MCV, vitamin B12 veya folat eksikliği gibi megaloblastik süreçlerin göstergesidir.
2
Endoskopik lokalizasyonu analiz et
Atrofı korpus ve fundusta sınırlı, antrum ise normaldir.
Tip A gastrit (otoimmün) korpus ve fundusu tutarken, antrumu korur.
3
Patofizyolojik mekanizmayı tanımla
Otoimmün süreç parietal hücreleri hedef alarak intrinsik faktör eksikliğine ve vitamin B12 emilim bozukluğuna yol açar.
Tanı Tip A gastrit / Pernisiyöz anemi kompleksidir.

Anahtar Kavram

Tip A (Otoimmün) Gastrit ve Pernisiyöz Anemi

Daha Fazla Pratik

Otoimmün gastritli hastalarda eşlik edebilecek diğer otoimmün hastalıkları (örneğin Hashimoto tiroiditi) gözden geçirin.

Alternatif Yöntem

Anemi tipinden (makrositer) ve endoskopik olarak antrumun korunduğundan yola çıkarak ayırıcı tanıda doğrudan Tip A gastrite gidilebilir.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 11Soru

6262 yaşında, kronik hepatit CC zemininde gelişen karaciğer sirozu (ChildChild-PughPugh B) tanılı erkek hasta, son 33 aydır giderek artan halsizlik şikayetiyle başvuruyor. Fizik muayenesinde konjonktivalar soluk, laboratuvar incelemesinde hemoglobin 8.28.2 g/dLg/dL, ortalama eritrosit hacmi (MCVMCV) 7474 fLfL ve ferritin 99 ng/mLng/mL saptanıyor. Hastaya yapılan üst gastrointestinal sistem endoskopisinde; mide korpusunda hafif derecede "mozaik patern" izlenirken, antrumda pilor merkezli, proksimale doğru lineer şekilde uzanan, üzerinde yer yer noktasal kanama odakları bulunan belirgin eritematöz vasküler yapılar saptanıyor. Bu hastadaki antral lezyonların yönetimi ve seyri ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Lezyonlar portal hipertansiyonun doğrudan bir sonucu olmadığından, portal basıncı düşüren medikal veya cerrahi tedaviler (beta-bloker, TIPS) bu patolojide etkisizdir.

Cevap

Sirozlu hastalarda antrumda görülen vasküler ektaziler (GAVE), portal basınçtan bağımsız olduğundan beta-bloker veya TIPS tedavisine yanıt vermez.
Endoskopik olarak antrumda pilordan proksimale uzanan lineer vasküler ektaziler 'Gastrik Antral Vasküler Ektazi' (GAVE) veya diğer adıyla 'karpuz mide' olarak adlandırılır. GAVE, sirozlu hastalarda görülse de portal basınç artışıyla doğrudan ilişkili değildir. Bu nedenle, portal hipertansiyon tedavisinde kullanılan non-selektif beta-blokerler veya TIPS gibi yöntemler GAVE kaynaklı kanamaları durdurmada veya lezyonları geriletmede etkili değildir. Temel tedavisi endoskopik Argon Plazma Koagülasyonu'dur (APC).

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ve laboratuvar bulgularını değerlendir
Hastada mikrositer anemi (düşük Hb, MCV ve Ferritin) mevcuttur, bu da kronik gastrointestinal kayıp lehinedir.
Sirozlu bir hastada anemi hem portal hipertansiyona hem de vasküler anomalilere bağlı olabilir.
2
Endoskopik bulguları yerleşim yerlerine göre ayırt et
Korpus yerleşimli mozaik patern 'Portal Hipertansif Gastropati' (PHG), antrum yerleşimli lineer vasküler yapılar ise 'Gastrik Antral Vasküler Ektazi' (GAVE) olarak tanımlanır.
PHG ve GAVE sirozlu hastalarda birlikte bulunabilir ancak tedavi yaklaşımları tamamen farklıdır.
3
Patofizyolojik ilişkiyi kur
PHG portal basınçla doğrudan ilişkilidir, ancak GAVE portal hipertansiyondan bağımsız bir patolojidir.
GAVE'nin portal dekompresyon (TIPS, şantlar, beta-blokerler) sonrası gerilememesi bu farkın en önemli kanıtıdır.

Anahtar Kavram

GAVE (Karpuz Mide) ile Portal Hipertansif Gastropati (PHG) Ayırıcı Tanısı

Daha Fazla Pratik

Sistemik skleroz hastalarında gelişen kronik aneminin ayırıcı tanısında GAVE (karpuz mide) varlığını sorgulayınız.
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 12Soru

5252 yaşında erkek hasta, son 33 aydır devam eden epigastrik ağrı ve şişkinlik şikayetleriyle başvuruyor. Yapılan üst gastrointestinal sistem endoskopisinde mide antrumunda nodüler ve eritematöz mukoza izleniyor. Alınan biyopsilerin histopatolojik incelemesinde "Düşük dereceli marjinal zon B hücreli lenfoma (MALTMALT lenfoma)" tanısı konuluyor. H. pylori testi pozitif saptanan ve Lugano sınıflamasına göre evre IEIE (mideye sınırlı) olarak değerlendirilen bu hastada, kür sağlamak amacıyla uygulanması gereken ilk basamak tedavi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: H. pylori eradikasyon tedavisi

Cevap

H. pylori eradikasyon tedavisi uygulanmalıdır çünkü düşük dereceli ve mideye sınırlı MALT lenfomalarında etkenin ortadan kaldırılması tümörün gerilemesini sağlar.
Düşük dereceli marjinal zon B hücreli lenfoma (MALT lenfoma), midede sıklıkla H. pylori enfeksiyonu sonucu gelişen kronik enflamasyon zemininde ortaya çıkar. Lugano evre IE gibi mideye sınırlı vakalarda, sadece antibiyotik ve PPI içeren H. pylori eradikasyon tedavisi ile vakaların %70-80'inde tümörün tam regresyonu (remisyonu) sağlanabilir. Bu nedenle ilk basamak tedavi eradikasyondur.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın klinik ve histopatolojik verilerini değerlendir.
Tanı düşük dereceli mide MALT lenfoması ve evre IE (mideye sınırlı) olarak kesinleşmiştir.
Tedavi seçimi tümörün derecesine ve yaygınlığına bağlıdır.
2
Etiyolojik faktörü kontrol et.
H. pylori enfeksiyonu pozitif saptanmıştır.
Mide MALT lenfomalarının %70-90'ı H. pylori ile ilişkilidir.
3
Patofizyolojik ilişkiyi ve tedavi kılavuzlarını hatırla.
H. pylori antijenik uyarımı ortadan kalktığında B hücreli proliferasyon geriler.
Eradikasyon tedavisi ile bu vakaların çoğunda tam remisyon sağlanabilir.

Anahtar Kavram

Mide MALT lenfomalarında H. pylori eradikasyonunun küratif etkisi.

Alternatif Yöntem

Eğer hasta t(11;18) translokasyonuna sahip olsaydı, eradikasyon tedavisine yanıt verme olasılığı çok düşük olurdu; bu bilgi ileri düzey sorularda karşınıza çıkabilir.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 13Soru

4545 yaşında erkek hasta, tekrarlayan epigastrik ağrı ve günde 454-5 kez olan sulu diyare şikayetiyle başvuruyor. Hastanın tıbbi öyküsünde standart doz proton pompası inhibitörü (PPİ) tedavisine rağmen iyileşmeyen çoklu peptik ülserleri olduğu öğreniliyor. Yapılan üst gastrointestinal sistem endoskopisinde duodenumun ikinci kıtasında ve proksimal jejunumda aktif ülserler saptanıyor. Bu hastada en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Zollinger-Ellison Sendromu

Cevap

Dirençli ve distal peptik ülserlerle birlikte diyare görülen bu tabloda en olası tanı Zollinger-Ellison Sendromu'dur.
Zollinger-Ellison Sendromu seçeneği doğrudur çünkü bu hastalıkta gastrinoma kaynaklı aşırı gastrin, mide asidini aşırı artırır. Bu durum, klasik PPİ tedavisine yanıt vermeyen, duodenumun ikinci kıtası ve jejunum gibi atipik bölgelerde görülen multipl ülserlere ve asit miktarının fazla olması nedeniyle gelişen sulu diyareye yol açar.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguları analiz et.
Hastada PPİ tedavisine dirençli ülserler ve sulu diyare (asit yüküne bağlı) mevcuttur.
Zollinger-Ellison Sendromu (ZES), pankreas veya duodenum yerleşimli bir gastrinoma nedeniyle oluşur.
2
Endoskopik bulguları değerlendir.
Ülserlerin duodenumun ikinci kıtası (postbulber) ve jejunumda olması atipik bir yerleşimdir.
Tipik peptik ülserler genellikle duodenumun ilk kıtasında (bulbus) görülür; distal yerleşim gastrinomayı düşündürür.
3
Patofizyolojik mekanizmayı onayla.
Hipergastrinemi mide parietal hücrelerini uyararak aşırı asit üretimine yol açar.
Aşırı asit yükü hem mukoza hasarı yapar hem de pankreatik enzimleri inaktive ederek diyareye neden olur.

Anahtar Kavram

Zollinger-Ellison Sendromu; gastrin salgılayan bir tümör (gastrinoma) nedeniyle oluşan asit hipersekresyonu, dirençli peptik ülserler ve diyare triadıdır.

İpuçları

1
Tedaviye dirençli ve duodenumun ötesine (distale) uzanan ülserler asit hipersekresyonuna işaret eder.

Daha Fazla Pratik

Zollinger-Ellison sendromu tanısında açlık serum gastrin düzeyi ölçümü ve sekretin stimülasyon testinin yerini gözden geçirin.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 14Soru

7878 yaşında, bilinen kronik bir hastalığı veya ilaç kullanım öyküsü olmayan erkek hasta; ani gelişen, ağrısız masif hematemez ve melena şikayetleri ile acil servise getiriliyor. Hastanın yapılan fizik muayenesinde kan basıncı 85/5085/50 mmHg, nabız 115115/dakika saptanıyor. Resüsitasyon sonrası yapılan acil üst gastrointestinal sistem endoskopisinde; midenin proksimalinde, küçük kurvatur üzerinde, etrafında erozyon veya ülser odağı bulunmayan, yaklaşık 22 mm çapındaki mukozal bir açıklıktan fışkırır tarzda arteriyel kanama izleniyor. Bu klinik tabloya göre, kanamadan sorumlu olması en olası patoloji aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Dieulafoy lezyonu

Cevap

Mide proksimalinde ülser olmaksızın görülen arteriyel fışkırma tarzındaki kanama Dieulafoy lezyonu ile uyumludur.
Dieulafoy lezyonu, genellikle proksimal midede (66 cm'lik kardia komşuluğunda), küçük kurvatur üzerinde yerleşen ve incelmemiş bir submukozal arterin neden olduğu masif kanama tablosudur. Endoskopik olarak 'ülser içermeyen mukoza üzerinde fışkıran arter' (visible vessel) görünümü tanısaldır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik prezantasyonu değerlendir
Yaşlı bir hastada, öncesinde dispeptik yakınma veya ilaç kullanımı olmaksızın gelişen ani, ağrısız ve masif üst gastrointestinal sistem kanaması saptanmıştır.
Bu tablo, kronik bir ülserden ziyade vasküler bir anomaliden kaynaklanan kanamayı düşündürür.
2
Endoskopik bulguları analiz et
Proksimal mide (küçük kurvatur) yerleşimi, etrafında ülser veya erozyon bulunmaması ve direkt arteriyel (fışkırır tarzda) kanama izlenmesi patognomonik bulgulardır.
Dieulafoy lezyonu, normalde submukozada incelerek sonlanması gereken geniş çaplı bir arterin incelmeden yüzeye yakın seyretmesi ve üzerindeki mukozayı erode etmesiyle oluşur.
3
Ayırıcı tanıyı netleştir
Ülserin yokluğu Forrest Ia'yı; hiatus hernisi öyküsünün yokluğu Cameron lezyonunu; öğürme öyküsünün yokluğu Mallory-Weiss'ı eler.
Tüm veriler Dieulafoy lezyonu tanısını desteklemektedir.

Anahtar Kavram

Dieulafoy lezyonu, submukozal yerleşimli, geniş çaplı ve kıvrımlı bir arterin mukoza defekti üzerinden masif kanama yapmasıdır.

Daha Fazla Pratik

Dieulafoy lezyonunun endoskopik tedavisinde hemoklip uygulaması veya bant ligasyonu gibi mekanik yöntemlerin termal yöntemlere üstünlüğünü inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 15Soru

58 yaşında erkek hasta, yaklaşık 4 haftadır devam eden epigastrik ağrı ve şişkinlik şikayetleriyle başvuruyor. Üst gastrointestinal sistem endoskopisinde mide antrumunda 15 mm çapında, kenarları hafif kaba, tabanı fibrinli ülser saptanıyor. Alınan biyopsi örneklerinde 'H. pylori pozitif kronik gastrit' raporlanıyor ve malignite izlenmiyor. Hastaya 14 gün süreyle bizmutlu dörtlü eradikasyon tedavisi veriliyor. Tedavi bitiminden 4 hafta sonra yapılan kontrolde hastanın yakınmalarının tamamen geçtiği görülüyor. Bu aşamada hasta için en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kontrol endoskopi yapılarak ülserin iyileştiğinin doğrulanması

Cevap

Kontrol endoskopi yapılarak ülserin iyileştiğinin doğrulanması
Mide ülserleri (özellikle antral yerleşimli olanlar) mide kanseri ile karışabilir veya zemininde malignite barındırabilir. Başlangıç biyopsisi benign olsa dahi, tedavi sonrası ülserin tamamen epitelize olduğunun (iyileştiğinin) endoskopik olarak görülmesi şarttır. İyileşmeyen ülserlerden tekrar biyopsi alınmalıdır. Bu nedenle doğru yaklaşım kontrol endoskopisidir.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın klinik tablosunu ve lezyonun yerini analiz et
Mide antrumunda ülseri olan ve H. pylori tedavisi almış bir hasta.
Mide ülserleri ile duodenum ülserlerinin takip protokolleri farklıdır.
2
Mide ülserlerinin risk profilini değerlendir
Mide ülserlerinin yaklaşık %5-10'u malign (kanser) olabilir ve başlangıç biyopsisi yanlış negatif sonuç verebilir.
Malign ülserler de asit baskılayıcı tedavi ile geçici olarak küçülebilir veya semptomatik iyileşme gösterebilir.
3
Doğru takip yöntemini belirle
Tedavi sonrası (genellikle 8-12. haftada) kontrol endoskopi zorunludur.
Ülserin tamamen iyileştiğini görmek ve gerekirse iyileşmeyen dokudan tekrar biyopsi almak için görsel kontrol şarttır.

Anahtar Kavram

Mide Ülseri Takibi ve Malignite Ayrımı

İpuçları

1
Mide ülseri ile duodenum ülseri arasındaki en önemli farkı hatırlayın: Hangisi kanserleşme riski taşır?
2
Hasta tamamen rahatlamış olsa bile, mide mukozasındaki bir yaranın kanser olmadığından nasıl %100 emin olabilirsiniz?
3
H. pylori testi bakteriyi gösterir, dokuyu göstermez. Mide ülserinde dokuyu tekrar görmek gerekir.

Daha Fazla Pratik

Komplike olmamış duodenum ülseri olan bir hastada tedavi sonrası takip prosedürünü inceleyiniz.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 16Soru

4545 yaşında erkek hasta, uzun süredir devam eden epigastrik yanma ve açlık ağrısı şikayetleri ile başvuruyor. Yapılan üst gastrointestinal sistem endoskopisinde duodenum bulbusunda aktif ülser saptanıyor. Peptik ülser tanısı alan bu hastada, hastalık seyrinde gelişebilecek en sık komplikasyon aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Gastrointestinal kanama

Cevap

Peptik ülser hastalığının en sık karşılaşılan komplikasyonu gastrointestinal kanamadır.
Gastrointestinal kanama, peptik ülseri olan hastaların %15\%15'inden fazlasında gelişerek en sık görülen komplikasyon olma özelliği taşır. Özellikle yaşlı hastalarda ve NSAİİ kullananlarda risk daha yüksektir.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın kliniğini ve tanısını tanımla.
Hasta epigastrik ağrı ve endoskopik olarak kanıtlanmış duodenal ülser tablosundadır.
Soru, bu spesifik patolojinin doğal seyri içindeki komplikasyon sıklığını sormaktadır.
2
Peptik ülser komplikasyonlarını sıklık sırasına göre karşılaştır.
Gastrointestinal kanama yaklaşık %1520\%15-20, perforasyon ise %210\%2-10 oranında görülür.
En sık görülen komplikasyonu ayırt etmek için epidemiyolojik veriler kullanılır.
3
Sonuca ulaş.
Gastrointestinal kanama en sık görülen komplikasyondur.
Klinik pratikte ve sınavlarda temel bilgi olarak bu sıralama esastır.

Anahtar Kavram

Peptik ülser komplikasyonlarının sıklık sıralaması
Soru 17Soru

4545 yaşında erkek hasta, HelicobacterHelicobacter pyloripylori (H.H. pyloripylori) pozitifliği saptanması üzerine 1414 günlük standart üçlü eradikasyon tedavisi almıştır. Tedavinin tamamlanmasından 44 hafta sonra, eradikasyonun başarılı olup olmadığını kontrol etmek amacıyla kullanılabilecek en güvenilir non-invaziv yöntem aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Üre nefes testi

Cevap

Eradikasyon başarısını kontrol etmek için en güvenilir non-invaziv yöntem Üre nefes testidir.
Üre nefes testi, eradikasyon tedavisinden en az 44 hafta sonra yapıldığında H.H. pyloripylori varlığını göstermede duyarlılığı ve özgüllüğü en yüksek (>%95> \%95) non-invaziv yöntemdir. Aktif enfeksiyonu gösterdiği için eradikasyon başarısını değerlendirmede altın standart kabul edilir.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın eradikasyon kontrolü için uygun zamanda olup olmadığını değerlendir.
Tedavi bittikten en az 44 hafta sonra kontrol yapılmalıdır (H.H. pyloripylori yoğunluğunun tekrar artması için süre tanınmalıdır).
Antibiyotik veya bizmut kullanımı bakteriyi baskılayarak yalancı negatifliğe yol açabilir.
2
İnvaziv ve non-invaziv yöntemleri ayırt et.
Üre nefes testi, dışkıda antijen testi ve seroloji non-invazivdir; biyopsi ve hızlı üreaz testi invazivdir.
Soru kökünde özellikle 'non-invaziv' bir yöntem istenmektedir.
3
Non-invaziv testler arasından eradikasyon takibi için en uygun olanı seç.
Üre nefes testi seçilmelidir.
Seroloji geçirilmiş enfeksiyon ile aktif enfeksiyonu ayıramaz, üre nefes testi ise aktif enfeksiyonu ve eradikasyonu en yüksek doğrulukla gösterir.

Anahtar Kavram

H. pylori eradikasyon kontrolünde test seçimi ve zamanlaması.

Daha Fazla Pratik

Üre nefes testi öncesinde yalancı negatifliği önlemek için Proton Pompası İnhibitörlerinin (PPİ) kaç gün önce kesilmesi gerektiğini gözden geçirin (Cevap: En az 22 hafta).
Tahmini Süre:45s
Soru 18Soru

45 yaşında erkek hasta, epigastrik ağrı ve sık tekrarlayan mide yanması şikayetleriyle başvuruyor. Öyküsünde non-steroid antiinflamatuar ilaç (NSAİİ) kullanımı olmayan hastaya yapılan üst gastrointestinal sistem endoskopisinde, duodenumun ikinci kıtasında (post-bulber) çoklu ülserler görülüyor. Antrumdan alınan biyopsi örneklerinde HelicobacterHelicobacter pyloripylori negatif saptanıyor. Hastanın bir hafta boyunca proton pompası inhibitörü kullanmadığı dönemde bakılan açlık serum gastrin düzeyi 650650 pg/mL (N: <100<100 pg/mL) ve bazal asit üretim hızı (BAO) 1212 mEq/saat (N: <5<5 mEq/saat) olarak ölçülüyor.

Bu aşamada hastada tanıyı kesinleştirmek için yapılması gereken en uygun tetkik aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sekretin stimülasyon testi

Cevap

Sekretin stimülasyon testi uygulanmalıdır.
Zollinger-Ellison Sendromu (ZES) şüphesi olan bir hastada açlık serum gastrin düzeyi normalden yüksek ancak 10001000 pg/mL'nin altında (gri zon) ise ve mide asit sekresyonu yüksekse, tanıyı doğrulamak için Sekretin Stimülasyon Testi yapılması gerekir. Normal G hücreleri sekretin ile baskılanırken, gastrinoma hücreleri sekretin uyarısına paradoksal yanıt vererek gastrin salgısını artırır (en az 200200 pg/mL artış tanı koydurucudur).

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tabloyu değerlendir
Post-bulber çoklu ülserler, NSAİİ kullanımı yok, H. pylori negatif. Bu tablo Zollinger-Ellison Sendromu (ZES) şüphesi uyandırır.
Atipik yerleşimli ve tekrarlayan ülserler gastrinoma için majör ipucudur.
2
Laboratuvar verilerini yorumla
Gastrin yüksek (650650 pg/mL) ve asit sekresyonu yüksek (1212 mEq/saat).
Hipergastrinemi ile birlikte hiperklorhidri (yüksek asit) olması, atrofik gastrit veya PPI kullanımına bağlı sekonder hipergastrinemiyi dışlar.
3
Tanısal algoritmayı uygula
Gastrin düzeyi 10001000 pg/mL'nin altında (gri zon) olduğu için tanı henüz kesin değildir.
ZES tanısı için gastrin >1000>1000 pg/mL ve gastrik pH <2<2 olması tanı koydurucudur. Gastrin 110-1000 pg/mL arasındaysa provokasyon testi gerekir.
4
En uygun testi seç
Sekretin stimülasyon testi.
ZES hastalarında sekretin verilmesi paradoksal olarak gastrin düzeyini artırır (>200>200 pg/mL artış). Antral G hücresi hiperplazisi veya diğer durumlarda bu artış görülmez.

Anahtar Kavram

Zollinger-Ellison Sendromu (ZES) Tanı Algoritması

İpuçları

1
Hastada hem gastrin yüksek hem de mide asidi yüksektir. Bu durum fizyolojik negatif feedback mekanizmasının bozulduğunu veya otonom bir üretim olduğunu gösterir.
2
Gastrin düzeyi çok yüksek (>1000>1000) olsaydı tanı neredeyse kesin olurdu. Ancak 650650 pg/mL değeri 'gri zon' olarak kabul edilir ve provokasyon testi gerektirir.

Daha Fazla Pratik

Zollinger-Ellison Sendromu tanısı kesinleşen bir hastada tümör lokalizasyonu için en duyarlı görüntüleme yönteminin ne olduğu sorulabilir (Somatostatin Reseptör Sintigrafisi / Ga-68 DOTATATE PET).
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 19Soru

4242 yaşında erkek hasta, son 33 aydır devam eden epigastrik ağrı, bulantı ve kilo kaybı şikayetleriyle başvuruyor. Fizik muayenesinde bilateral pretibial ödem saptanıyor. Laboratuvar incelemesinde serum albümin düzeyi 2,22,2 g/dL olarak ölçülüyor. Yapılan üst gastrointestinal sistem endoskopisinde mide fundus ve korpusunda antrumu tutmayan, beyin kıvrımlarını andıran dev mukoza katlantıları izleniyor. Biyopsi sonucunda foveolar hiperplazi ve glandüler atrofi rapor ediliyor.

Bu hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Menetrier hastalığı

Cevap

Menetrier hastalığı
Menetrier hastalığı, foveolar hücrelerin hiperplazisi sonucu mide mukozasının aşırı kalınlaşması (beyin kıvrımı görünümü) ve buna sekonder gelişen protein kaybı (hipoalbüminemi ve ödem) ile seyreden bir tablodur. Antrumun tipik olarak korunması tanıyı destekleyen güçlü bir ipucudur.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ve laboratuvar bulgularını analiz et.
Hipoproteinemi (2,22,2 g/dL albümin) ve buna bağlı gelişen pretibial ödem saptandı.
Protein kaybeden bir gastropati varlığını değerlendirmek için.
2
Endoskopik bulguları yorumla.
Fundus ve korpusta dev kıvrımlar varken antrumun korunmuş olduğu görüldü.
Menetrier hastalığında karakteristik tutulum lokalizasyonunu doğrulamak için.
3
Histopatolojik bulguları değerlendir.
Foveolar hiperplazi ve glandüler atrofi saptandı.
TGF-α\alpha aşırı ekspresyonuna bağlı gelişen hipertrofik gastropati tanısını netleştirmek için.

Anahtar Kavram

Menetrier hastalığı, protein kaybeden bir gastropati olup fundus ve korpusu tutan dev kıvrımlar (antrum korunur) ve foveolar hiperplazi ile karakterizedir.

Daha Fazla Pratik

Menetrier hastalığında patogenezde rol oynayan TGF-α\alpha ve EGFR sinyal yolu üzerindeki tedavileri (örneğin Setuksimab) gözden geçirebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 20Soru

Epigastrik ağrı ve kilo kaybı nedeniyle tetkik edilen 5252 yaşında bir erkek hastada yapılan üst gastrointestinal sistem endoskopisinde; mide gövdesini (korpus) çevreleyen, lümende daralmaya yol açan ancak belirgin bir kitle oluşturmayan infiltratif bir lezyon saptanıyor. Biyopsi sonucu 'taşlı yüzük hücreli karsinom' olarak raporlanıyor.

Bu klinik ve histopatolojik bulgulara sahip hasta hakkında, Lauren sınıflaması göz önüne alındığında aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bu tümör tipi, genç yaşlarda intestinal tipe göre daha sık izlenme eğilimindedir.

Cevap

Lauren sınıflamasına göre bu tümör tipinin (diffüz tip) genç yaşlarda daha sık izlenmesi doğrudur.
Klinik senaryoda tarif edilen infiltratif büyüme paterni ve taşlı yüzük hücreli morfoloji, Lauren sınıflamasındaki 'diffüz tip' mide kanserini tanımlar. Bu tip karsinomlar, intestinal tipin aksine daha genç yaşlarda ortaya çıkma eğilimindedir, cinsiyet farkı gözetmez ve genellikle E-kadherin (CDH1) ekspresyon kaybı gibi genetik faktörlerle ilişkilidir.

Adım Adım Çözüm

1
Lezyonun makroskobik ve mikroskobik özelliklerini analiz et.
İnfiltratif büyüme (linitis plastica) ve taşlı yüzük hücreli histoloji, Lauren sınıflamasındaki 'diffüz tip' mide kanserine işaret eder.
Lauren sınıflaması, mide kanserlerini histolojik ve epidemiyolojik özelliklerine göre intestinal ve diffüz olarak ayırır.
2
Diffüz tip mide kanserinin epidemiyolojik özelliklerini değerlendir.
Diffüz tip; genç yaşlarda görülme, kadın-erkek oranının eşit olması ve genetik (E-kadherin kaybı) zeminle ilişkilidir.
İntestinal tip genellikle ileri yaş, erkek baskınlığı ve çevresel faktörlerle (H. pylori, diyet) ilişkilidir.
3
Seçenekleri bu bilgiler ışığında karşılaştır.
Genç yaş vurgusu yapan seçeneğin diffüz tip için karakteristik olduğu görülür.
Diğer seçenekler intestinal tipin klasik özelliklerini (antrum yerleşimi, glandüler yapı, çevresel risk faktörleri) tanımlamaktadır.

Anahtar Kavram

Lauren Sınıflamasına göre Diffüz Tip Mide Kanseri Özellikleri

Alternatif Yöntem

Diffüz tipi 'Genç, Genetik ve Gövde (Korpus)' olarak kodlayarak, intestinal tipin 'İleri Yaş, İntestinal Metaplazi ve İleri (Antrum)' özelliklerinden ayırt edebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Sayfa 1 / 3Sonraki
Mide ve Duodenum Hastalıkları Alıştırma Soruları — TUS - Tıpta Uzmanlık Sınavı | Examkin